TheVoice
@TheVoice

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Son Oyun
8/1030.03.2014

Baskı: Son Oyun

Hiç iyi olacağını ummadığım bu kitap bana ters köşe yapıp girişi ile direk cezbetti beni. Gerçek bir tarihi olayı kendi kurgusu ile birleştiren yazar güzel bir gelişme ile hikayesine devam edip , sonuç bölümüne kadar merakı tavanda tutup çok güzel bir final yaratmış. Hafiften yazım hataları mevcut olsa da , konuya ilginin hiç yitirilmemesi , olayın devamı ve hararetiyle tek nefeste okunabilecek bir kitap. Verdiğim 8 puanı kesinlike hakettiğine inandığım ve kütüphanemden de eksik etmeyeceğim bir kitap olacak. Sadece basit bir roman değil ; aynı zamanda insanoğlunun yüzyıllardır hırsına,ihtirasına ve bencilliklerine de son bölümlerde güzel göndermelerde bulunan bu kitap , kesinlikle vermek istediği mesajı da yerli yerinde iletiyor okuyucuya. Herkesin bildiği ; "İyi olmadan kötü , kötü olmadan iyi olamaz." cümlesine de değinerek felsefik bir yaklaşım da yapmaktan geri çekinmiyor gizli yazarımız. Keşke farklı kitaplarını okuma şansım da olsaydı. Böyle mükemmel bir kurguyu okumak bana mükemmel bir zevk verdi. Kurgu bir harika , saygıyla anıyorum.

Aşk Köpekliktir
7/1030.03.2014

Baskı: Aşk Köpekliktir

Her bir hikayesini günlere böldüğümden midir bilmem , okurken çok zevk aldığım bir kitaptı. Başlarken rüzgarın yaprak ile ilişkilendirilmesi beni kitaba çeken tek etken olmuştu, sonrasında ise pek bir şey veren bir yapısı mevcut değildi. Ben uzun sürede , kendimi sıkmadan beğenerek okudum ; boş vakitlerde okunulabilecek bir kitap.

Baskı: Kristal Parçası (Drizzt Efsanesi #4)

Bu sefer çok fazla Drizzt'e yoğunlaşılmamıştı. Farklı ırklardan farklı karakterlerin birleştiği , büyük savaşların tasvir edildiği harika bir kitap vardı karşımızda. Wulfgar ve Bruenor seriye tamamen renk getirdiler. Bir yandan kötü bir büyücünün tüm kötücül ırkları topladığı ve diğer taraftan da insanların kendi hırsları içerisinde gözlerinin önündeki tehlikeleri görememeleri güzel aktarılmıştı. Her sayfasında kendimi kaptırdığım ve yeni karakterlerin sıcak iklimiyle beraber yeni maceralara açılan serinin dördüncü kitabı da bitmiş oldu. Heyhat yolumuza devam edelim efenim.

Baskı: Göç (Drizzt Efsanesi #3)

Sürekli olarak pişmanlıklarını , yapmadıkları ile örtmesi okuyucuyu ciddi anlamda yıpratıyor. Drizzt'in iç buhranlarına gömülmesi normal olarak sinirlerimi gerse de yapacakları ve yapmak istedikleri merakımı çokça cezbetti açıkçası. Kara Elf olmanın yalnızlık ve dışlanma olarak yansıtılması bu kitapta daha iyi bir şekilde aktarılıyor. (Okurken aklıma Frankenstein geldi , hatta bir noktaya kadar tıptatıp aynılardı) İster istemez karşısına gelen iyi niyetli herhangi bir kişinin drowumuzun ebedi dostu olarak devam etmesi durumu bizlere benimsetilmeye çalışılmış. Bu tür bir yönelim söz konusu olsa da kitabı beğenerek ve hatta kendimi çoğu yerde kaybederek okumaya devam ettim. Seni unutmayacağım Montolio ; kitabın içinde tamamen kaybolduğum anlardı. Sonuç olarak Drizzt ile çıktığımız bu yola yine onunla devam ediyoruz. Büyük bir dünyanın ucuna adım bastığımı hissederekten , Buzyeli Vadisi'ne güzelce bir tırmanıyorum.

Baskı: Sürgün (Drizzt Efsanesi #2)

Anayurt'tan sonra tünel macerasında hafif bir sıkıntı gelmeye başlamıştı bana ama bu çok kısa sürdü ve yine bir heyecan dalgasının içerisinde buldum kendimi. Yanlış anlaşılmasın , ilk kitaptaki gibi bunda da kalitesini koruyor ve aynı hızla devam ediyor. Drizzt'in Zaknafein'le olan mücadelesi ve yeni dostlar edinmesi , yozlaşmış kültüründen yavaş yavaş silkelenip avcı kısmına müdahale etmesi okunmaya değer doğrusu. Ayrıca Mind Flayer ve Zin Carla gibi hayata dönmüş bir düşman hiçbir düşmanımın başına gelmesin efenim ;) (İblis Savaşları serisinde de R.A. Salvatore'nin bu tür yaratıkları vardı,yanlış hatırlamıyorsam atadamı kiliseden kurtarırken , onu göz önünde bulundurarak oluşturmuş sanırım bu kısmı ) Kara elfimize muhteşem bir dostluk sunan oyuk sorumlusu Belwar Dissengulp'u severek anıp, uzun bir süre hatırlayacağız :)

Baskı: Anayurt (Drizzt Efsanesi #1)

Sanırım uzun süredir böyle bir kitap bekliyordum. Kara Kule ve Ölüm Kapısı Serisi'nden sonra fantastiğe ara vermiştim. Ama o ara bu seri ile kapanmış oldu. Okumaya başlarken kendimi inanılmaz bir atmosferin içerisinde buldum ve açıkçası , en azından ben , aynı günün sonunda kitabın son sayfasını çevirdiğimde yamyam gibi etrafıma bakıp "nerede bunun ikincisi" diye sayıklamaya başladım. Ve tabi hemen ona da başladım. Tüm kötülüğün içerisinde ufacık,kum tanesi tonunda beyaz bir nokta olan Drizzt ve ileride sadık dostu olacak olan Guenhwyvar'ın irade gücüne tanıklık olduğumuz gibi , drow toplumunun çarpık dünyasını da sindirmiş oluyoruz serinin ilk kitabı ile. Genellikle iyilerin dünyasında olup, onlara saldıran kötü tarafı okuyarak tedirgin olurdum yada olurduk ; ama bu sefer kitapta tam aksi gerçekleşerek kötülüğün gözünden bakıyoruz dünyaya. Bu da normal olarak insanı fena halde cezbediyor.

Dersimiz Cinayet
8/1005.02.2014

Baskı: Dersimiz Cinayet

Poirot'u bu kitapta daha iyi tanıdım ve zekasına hayran olmamak mümkün değil. Yine beğenerek okuduğum Agatha kitaplarından biriydi , Pairot'un Arthur Hastings ile beraber olayları çözümlemeye kavuşturmaları Sherlock ve Dr. Watson ikilisini aklıma getiriyordu ; Agatha'yı daha önce okusaydım , Sherlock'la Watson'u Pairot ve arkadaşına benzetebilirdim ;) Sir Arthur Conan Doyle ile Agatha Christie gerçekten inanılmaz yazarlar. Yarattıkları kurgularla insanları düşünmeye sevk edip olayların çözümü için bir efor harcattırıyorlar ve günümüzde insanların cevaplarını bile düşünerek vermediği göz önünde bulundurulursa kesinlikle yararlı kitaplar diyebilirim bunlara.

Noel'de Cinayet
7/1003.02.2014

Baskı: Noel'de Cinayet

Beğenerek okudum ve kesinlikle harika bir romandı. Poirot'un olayı çözümleyişi direk Sherlock Holmes'i anımsattı bana. Lakin bundan önce Agatha'nın "Beklenmeyen Misafir"ini okuduğumdan ötürü az çok yapıtlarındaki katilin bir profili çıkmış oluyordu ama ne için,ne sebeple yaptığını maalesef ki çözmek beni aşan bir durum oldu. Sonrasında da olay daha dallanıp budaklanmadan katili bulmak ,tahmin etmek, kitabın o eşsiz olma niteliğini bende yitirdi ve bundan önce okuduğum "Beklenmeyen Misafir" daha güzel gözükmeye başladı bana. Yazarın aralıksız olarak her bir bireyin üzerine olayı çekmesi ve onları şüpheli konumunda bize sunması bir noktadan sonra insanın da kafasını karıştırmaya yetiyor. Olayın çözümlemesini ve sebeplerini , son bölümde Poirot'un aktarmasıyla senaryo bir sonuca vardı ve hayran olası bir karakterin bende yerini alması sağlandı bu sayede.

Beklenmeyen Misafir
7/1030.01.2014

Baskı: Beklenmeyen Misafir

İlk Agatha Christie romanım ; aslında roman demek pek doğru değil, zaten bir roman olması planlanmamış aksine tiyatro olarak gösterime sunulmuş bir öyküdür kendisi. Sonuna çok şaşırdım açıkçası , çok güzel sürpriz olmuş. İlk başta ufak tereddütleriniz de olsa "hayır hayır o asla olamaz" diyorsunuz ve sağlam bir kroşe yiyorsunuz. Ayrıca Starkwedder favorim oldu , adam heyecan arıyor ;)

Şimdi Avrupa
7/1026.01.2014

Baskı: Şimdi Avrupa

Mr. Fişer Geliyor ; Türk kurumlarının ne kadar sorumsuz olduğuna dair harika bir yergiydi , elden ele geçen mektuba gerçekten çok gülmüştüm. Garba Açılan Pencere de ; İnsanımızda mevcut olan cahilliğin gözardı edilerek benimsenmesine dayalı, her cümlenin değiştirilip ortama uygun hazırlanması ve sonda tongaya düşmesi çok güldürmüştü. Düdüklü Tencere Fabrikası güzide Türk sahtekarlığına örnek olurken , Karakoldan Kurtulamadık da Avrupa ile Türkiye arasındaki farklara komik bir dille iğnelemeyle değinilmiş .İkinci Mektup ise duyarsızlığımıza güzel bir örnek teşkil etmekte olan Aziz Nesin'in en iyi öykülerinden biriydi. Okurken diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da keyif aldım.

Batlamyus'un Kapısı
9/1026.01.2014

Baskı: Batlamyus'un Kapısı

Şunu söylemeliyim ki , birinci ve ikinci kitap bunun yanında halt etmiş. Yine kitabımıza Nat'in kibirli , Kitty'nin meraklı gözlerinden ve de Bartimaeus'un alaycı yaklaşımıyla başlıyoruz. Bir an bu çocuktan adam olmaz diyorsunuz ama kitabın ortalarına doğru bir değişim yaşıyor, bir kaşılaşma ve onun etkisiyle bir dönüşüm geçiriyor. Ve işte her şey bu noktadan sonra ona sempati duymayla başlıyor. Kitty'nin Batlamyus misali davranışları Bartimaeus'u şaşkına çevirip onu sonsuza kadar ona bağlarken , Nat'inde onurlu davranmaya çalışması içinizde ufak bir hareketlenmeye meydan veriyor. Tabi bir de demonların çılgın planları da devreye giriyor ve işler tam burada inanılmaz bir boyuta çıkıyor. Yazar'ın hayal gücünü ve üslubunu alkışlayasım geldi ; çünkü son 300 sayfayı nasıl okuyup bitirdim pek ayrımsayamıyorum. Nat'in en son yaptığı jest sanırım herkesin durup bir an boş boş bakmasını sağlayacaktır. İkinci kitapta çıtayı tam düşürdü derken üçüncü kitapla gönlümü fetheden Bartimaeus Serisi'ni güzel bir şekilde anıp kütüphanemdeki yerine yerleştiriyorum.

Golem Gözü
7/1023.01.2014

Baskı: Golem Gözü

Kitabın giriş-gelişme kısmına göre temponun sonlarda arttığı ama yine de güzel bir başlangıçla devam ettiği bir hikaye sunulmuş bu sefer. Nat'i 2 yaş sonra kibirli , hırslarına yenik , politikanın içerisinde ve daha toy olmasına rağmen, rekabet ortamında yerini almış ; kendisinden yaşça büyük insanlarla aşık atmaya çalışan , sakalı çıkmamış ama zeki bir yeniyetme olarak görüyoruz. (nefes almam gerekti) Defalarca Nat'e kızıp öfkelenseniz de Bartimaeus olaya girdiğinde bir şekilde yatışıyorsunuz. Ayrıca bir de yeni karakterimiz Kitty giriyor devreye ve büyücülerle yaşadığı talihsiz bir olay kendisini suç organlarının içerisinde bulunmasını sağlıyor. Bir yandan Kitty'nin sürekli bocalaması , diğer taraftan Nat'in politik batakta debelenmesi ve kibrine yenik düşmesi, diğer taraftan da yaşlı cinimiz Bartimaeus'un alaycı yaklaşımı olayların daha çok karışmasını sağlıyor. Bazı yerlerde sıkıldığımı hissetsem de genel olarak dişe dokunur bir kitaptı . Tarihi bazı olayları büyüyle pekiştirmesi , baş karakterin zeki ama kusursuz sınıfından olmayıp sürekli hatalar yapması ve olaylar karşısında çok zor bir duruma düştüğünde kontrolünü yitirmesi okunabilirliğini daha da arttırdı gözümde. İlk kitabın arşivlik olmasının yanısıra ikinci kitapta biraz eksiklik sezilmemesi mümkün değildir. Lakin yinede benden geçer bir not alan kitaptır. Kapanış cümlesini kitabı okuyanlar için gülme krizine sokabilecek bir diyalogla bitirmek isterim. Büyücülerin demonlarını çağırıp çalınan asa peşine düşmeleri için talimat verdikleri sırada ; +Şu soldakine bak. Tabure kılığına girmiş. Tuhaf... ama nedense tarzını beğendim. -O zaten tabure. O pentegram kullanılmıyor.

Baskı: Rüzgarın Adı (Kralkatili Güncesi: 1. Gün)

Turuncu saçlarıyla tamamen aykırı bir portre çizerken aynı zamanda zekası ve üstün anlama yeteneği ile akranlarından bir adım önde olduğunu çok geçmeden hissettiren bir karakter Kvothe. İlk sayfalarla beraber kendine çeken bir tarafı mevcut kitabın. Olağandışı hikayesiyle , içerisinde barındırdığı gizemlerle ve hikayenin bütünlüğüne hiç de olumsuz etki etmeyen bu sırlar okuyucuyu yani bizi yada beni inanılmaz bir şekilde bağlıyor kitaba. İlk günün hikayesiyle bitirilen kitap da , asıl olayların ikinci ve üçüncü kitapta gerçekleştiğini zaman geçmeden anlıyorsunuz. Aynı zamanda yazar o kadar ince bir iş dokumuş ki ; karakter birden büyüyüp arada kayıp bir zaman dilimi yaşatmıyor. Karakterin olgunlaşma evresi sindirilerek gerçekleşiyor ve bizde onunla beraber tüm duyguları yaşayıp , onunla beraber olgunlaşıyoruz. Bu kitapta tuhaf bir duyguya da yakalandım. Kvothe'nin şarkısını her çaldığı ve söylediği sahnede sanki bende dinliyordum. Okumaktan çıkıp , şarkıyı kendi hayal gücümle oluşturmaya başlamıştım. Bence Rothfuss bir kitap yazmamış ; tam aksine bir şarkı bestelemiş. En çok hoşuma giden repliklerden birini de burada paylaşmak isterim ; +Bir soru sorabilir miyim, Bast? -Daima, Reshi. +Kaygı verici bir soru? -Zaten sormaya değer sorular hep öyledir. Birinci kitabı bitirdiğimde , üçüncü kitap çıkmadan ikinciyi okuma yasağı koydum kendime. İyi okumalar herkese.

Ruhlar Dükkanı
9/1021.01.2014

Baskı: Ruhlar Dükkanı

İlk Stephen King romanım. 2007 yada sanırsam 2006 mıydı ? Eh pek hatırlayamıyorum. Bir kasabanın birbirine girdiği , en sonunda böbreklerin havada uçuştuğu, tadı damağımda kalan ve hala da şu yıl olmuş fazla Stephen King kitabı kurcalamadığımdan ötürü benim için en iyilerden biridir. Ufak , zararsız gibi gözüken şakalarıyla tam bir kaos yaratan Alan Gaunt'un karabasan gibi Rock bilmem ne (unutmuşum kasabanın ismini de) kasabasının üzerine musallat oluşu bu kadar güzel anlatılamazdı. Kaç yıl oldu hala aklımdadır. Hele ki elinde bıçağı ile birbirine giren komşuları hatırladıkça nefesim kesilir. O noktada bir betimleme girer ki devreye , hayran kalmamak mümkün değildir. Eh en azından ben kalmıştım ;)

Frankenstein
10/1018.01.2014

Baskı: Frankenstein

Frankenstein denilince aklıma hep filmlerden ve kitapların üzerinde gördüğüm koca kafalı çirkin robotumsu yaratık gelir ve onun hep bir kötülük abidesi olup insanların düşmanı olduğunu düşünürdüm. Oysa kitabı elime aldığımda düşündüklerimle okuduklarımın birbirine hiç benzemediğini kavramış oldum. Şaşırarak ve iştahla bitirdim bu kitabı. Kendisine kötü dediğim bu yaratık , bir bebeğin ana rahminden doğduğu gibi saf ve temiz duygularla dünyaya açıyor gözünü ve kendisini terkeden babasına karşın o, hayata tutunmaya çalışıyor ve yavaş yavaş öğrenmeye başlıyor. Kendisi hakkındaki gerçeği ise şöyle aktarıyor ; "Bedenim iğrenç ve boyum devasaydı. Bu ne demekti ? Ben kimdim ? Neydim ? Nereden gelmiştim ? Gideceğim yer neresiydi ?" İnsanlardan dışlanan , inanılmaz acılara maruz kalan bu "temiz kalpli olmaya aday canavar" her yerden taşlanarak ve korkularak dışlanır. Sevgi arar ama bulamaz ve en sonunda yaratıcısı ile karşılaşmaya karar verir ve herkesin kabullenip hak vereceği , bir takım kelimeleri aktarır kendisine ; (laf aramızda alttaki cümle o an içime işleyip, acıma duygularımı da gün yüzüne çıkarır) "Ben senin yaratığınım ; senin Adem'in olmalıydım. Fakat ben aslında hiçbir kabahati olmadığı halde senin mutluluktan men ettiğin düşmüş meleğim. Mutluluk gördüğüm her yerden bir tek ben değişmez bir şekilde dışlanmışım. İyi kalpli ve usluydum ; mutsuzluk beni bir şeytan yaptı." Ve o kendi gerçekliğinin farkında olarak bunları ilave eder ; "Benim bedenim , seninkinin iğrenç bir örneği." Üstteki kısa ve anlamlı cümle başka bir yorum gerektirmiyor bu "canavar-iblis-yaratık" aday adayına. Kendisini sevgiyle anıyorum. Kısaca değinmek gerekirse ; daha az canavarımsı olabilmek için sevgiye ihtiyacı vardı ancak bir "canavar" olduğundan sevgi ondan esirgendi ve o istemeyerek de olsa artık gerçek bir "canavar" oldu.

Semerkant Tılsımı
9/1016.01.2014

Baskı: Semerkant Tılsımı

Bartimaeus ; sinsi, hazırcevap , kendi sınıfı içerisinden ve üstündekilerden daha zeki, arsız yanıtlarıyla karşısındakine devamlı bir laf sokuşturma gayretinde olan ve bu cevaplarla bizi güldüren uzun yıllar yaşamış olan güngörmüş bir cindir. (bkz ; kulede kürenin içine sıkışıp kaldığında ve Nat'in kendisini çağırdığını anladığında karşısındaki kadınla erkeğin kürenin içerisinde olmalarını dilediğini ve ah! - Ooh! diye tepki verdiği sahne ;) ) Yer yer güldüğüm ve bolca eğlendiğim , zamanın nasıl geçtiğini takip edemediğim bir seri başlangıcıydı. Nat'in yaşıtlarına göre başından büyük işlere kalkışması ve hafiften kibirli havalara bürünmesi zaman zaman beni kızdırsa da , daha küçük olmasına ve kendisinin devamlı hor görülmesi sebebiyle normal karşılayarak keyifli hatalarının ve cincağızımızla yavaştan bir gönül beraberliğine (yanlış anlaşılmasın )girdiklerini izlemekten keyif aldım. Karamsar ve ağır üslubu olan bir seri dizisinin ardından bu seriye başlamak inanılmaz iyi geldi bana. Tavsiye ederim , kütüphanemden eksiltmeyeceğim bir seri olacak gibi ;tabi ikinci ve üçüncü kitapları karar vermemde etken unsur olacaklar.

Baskı: Zübüklüğün Sonu Yok

Ticari Namus , Çok İlerledik , Ne Enayiler Var ve Sen Biraz Bekle adlı hikayeleri bana göre içlerinden en iyileriydi. Bir de naylon fabrika kısmı vardı ismini unuttuğum ; hatırlaması bile gülümsememi sağlamaya yetiyor. Aziz Nesin'den çıkma bu güzel hikayeleri iyisiyle kötüsüyle severek okudum. Bazı hikayelerinde olayın suyu çıksa da diğerlerinin hoş üslubu hikayenin gidişatını önemsiz kılabiliyordu. Keyifle okuduğum , bir çok yerinde gülümsediğim ve düşündüğüm Aziz Nesin kitabı.

Göz
9/1002.01.2014

Baskı: Göz

Stephen King'in ilk kitabı olduğuna pek dikkat etmemiştim sonrasında ufak bir araştırma yapınca şoke oldum. İlk kitabından başlıyor yıkım,korku,dehşet ve kan havzası. Onu diğerlerinden farklı kılan ; Polyanna türü yazarlardan tamamen farklı bir bakış açısına sahip olması. Her yazar mutlu bir sonu yakalamaya çalışır ama Stephen King mutlu bir son olmasına bakmıyor. Olması gerekeni yansıtıyor. Bizim hayal dünyamızda fink atıyor. Bayılıyorum üstada , fırsat buldukça sömüreceğim kitaplarını. Ve Carrie'ye değinmek gerekirse ; en sonunda acı çeken birinin intikam aldığını ,hemde büyük bir yıkımla beraber ortalığı darma duman ettiğini görebilmek ne hoş. Carrie , her zaman olumlu kalmaya çalıştı ve umudunu yitirmedi, topluma dahil olma inancını kaybetmedi. Ta ki o güne kadar...

Baskı: Yüreğinin Götürdüğü Yere Git

Boş olan bir çok kitap okudum ama düşüncelerimi yansıtan çok az kitaba rastladım. Bir çok satır beni geçmişimden bir anıya götürdü. Ben bile şuan ki yaşımda yaşlanınca "Neler düşüneceğim?" demekten kendimi alamıyorum. Ama tabiki bununla da kafamı meşgul etmiyorum ; çünkü her insan gibi "carpe diem" misali bir tutum içerisindeyim. Ama alttaki cümleler insanı bir noktada düşündürüyor ,düşündürmemesi için gerçek bir "carpe diem"ci olmak gerekir. "Ne de olsa bir yaşlının düşüncelerinde gelecek yoktur , daha çok kederli ya da en azından hüzünlüdürler" Hele bir cümle vardı ki hissettirdikleri bambaşkaydı. Sanki koca bir boşlukta asılı duruyormuşum da etrafımda renkler,insanlar ve akla gelebilecek her şey tek tek var olup yok oluyormuş gibi bir görüntüyle şekillendirmeme sebep olmuştu ; " Zamanlar değişiyordu , insanlar değişiyordu , çevremdeki her şey değişiyordu ve ben hep kımıldamadan durduğumu hissediyorum." Herkesin böyle hissettiğine az çok eminim. Belki tam olarak düşünmemişlerdir ama en arkada , çok uzak bir düşünce diliminde bile bu düşünce bir anlık da olsa geçmiştir. Zaman işliyor ve biz ? Biz yaşlanıyoruz. Tıpkı alttaki cümlede belirtildiği gibi ; "Her zaman yanlış nedir , bilir misin ? Yaşamın değişmez olduğunu sanmak , trenin ray değiştirmeden sonsuza kadar gideceğini düşünmektir." Oysa zaman geçtiği gibi ölümler de insana acı vermektedir. Her bir ölüm bir çok kedere mahkum eder insanı ama elbet geçer. Ama bazıları ? Gerçekten geçmek bilmez ve bize eziyet eder , korlanmış ateş gibi her daim yakar. Peki bu kederi bu kadar dayanılmaz kılan nedir ? Onu da alttaki cümle tamamlıyor aslında ; " Ölüler yokluklarıyla değil , daha çok -onlar ve bizler arasında- söylenemeyenler yüzünden acı verirler." Aslında bunların hepsi bildiğimiz şeyler. Ama durup düşünmek için bildiklerimizden hiçbir zaman yardım alamıyoruz yada ben en azından alamıyorum. Çok iyi bir yapıttı , doğru bir noktadan kitaba bakmayı başarırsanız gerçekten de bu kısacık kitap aslında upuzun bir hayat gibi gelebilir size.

İstanbul'un Halleri
7/1023.12.2013

Baskı: İstanbul'un Halleri

İsmi gibi gerçekten! Türlü türlü hikayeyle , okurken eğlendiren bir kitaptır kendisi. Aziz Nesin'in Deliler Boşandı hikayesinden sonra okuduğum ilk kitabı. Kumbara Hırsızı , Bizim Hemşeri , Kiracıya Maşallah , Zavallı Necla ( bu hikayede gerçekten kahkahayı kopardım ) gibi seçmece hikayeleriyle hem eleştirel yönden hem de düşündüren yapısıyla beğenerek okuduğum bir kitaptır kendisi.

Baskı: Kan Sözü (Vampir Akademisi, #4)

Serinin en yoğun işlenen kitabıydı bana göre. Strigoi'lerin gözünden bakmak anlam kazandırdı , ki bundan önceki kitapta da keşke onların gözünden de görebilseydik diyordum isabet olmuş. En azından onların nasıl yaşadığını,neler düşündüklerini ve neler yaptıklarının bu kitapla aydınlatıldığına inanıyorum. Rose'nin onların eline geçmesiyle beraber kitabı zaten elimden düşüremedim. Averlyn hakkında zaten kötü düşüncelerim mevcuttu ama Abe için hayal gücümü o kadar zorlayamamıştım. En azından kitabın başlarındaki ergen modundaki görüntüsünden çıkıp her şeyin bilincinde olmaya başlayan Rosa'ya dönüşmesi ; o kararlarını verirken artık yadırgamamamızı da sağlıyor bir noktadan sonra. Öyle ki kitabın sonuyla beraber Rosa'nın da bir amacı oluşuyor , eh bakalım durumlar neleri gösterecek.

Baskı: Gölge Öpücük (Vampir Akademisi, #3)

Bu kitapta olaylar gerçekten son raddede hız kazanıyor. Mason'un hayaleti aslında en başından bazı olaylara sinyal verirken sonlara doğru tam bir anlam içermesi ve Gölge Öpücüğünün gerçek anlamını keşfetmesi Rosa'yı gerçekten derinden etkiliyor. Dimitri olayı da oldu-bittiye gelmiş, Mason'daki etkiyi yakalayamadım. Bu kitapta Strigoi'lerin grup halinde ne kadar tehlikeli olabileceği de gösterilmiş aynı zamanda. Bu olayların arkasındaki kimdir diye de merak ediyor insan. Strigoi taraklarına da bir bakış atabiliriz umarım.

Baskı: Buz Öpücük (Vampir Akademisi, #2)

İlk kitapta karakterlerin tanıtımı , olayların akışı ve bilinmeyenlerin keşfi ile ortada bir sırrın barınması çok ilgimi çekmişti ve beğenerek okuyup tüketmiştim. İkinci kitapta ise Rosa'nın kaprisleri ve günlük yaşadıklarına ilişkin sıradan günce misali ile durumunun ve yaptıklarının aktarılması ilk kitap gibi pek heyecan vermiyordu ; Lakin son 70 sayfa her şeyi değiştirdi. Hiç ummadığım bir senaryo atılmış ortaya. Tek nefeslik anda , tek bir hareketle okuyanları benim gibi şoke ettiğinden eminim. Ruh elementinin ve diğer elementlerin derine indikçe daha çok güçlü yönünün çıkması ve Rosa'nın bu olaylardan sonraki duruşu ; Strogai tehlikesi de göz önünde bulununca kesinlikle daha heyecanlı olacağına inanıyorum.

Baskı: Kell Kâhinesi (Malloryon #5)

Finali pek iç açıcı olmasa da , o dünyayı özleyeceğim. Hepsine bayağı bir alışmıştım. Zaten kitabı da bırakınca bir eksiklik yaşadığımı farketmeye başladım. Eh sanırım bu kadar salaş yorumlar yeterli ; Hoşçakalın Belgariad ve Malloryon ahalisi :)

ÖncekiSayfa 6 / 15Sonraki