Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İyi Geceler Tatlı Prens
Bir çocuğun babasına özlemle adanmışlığın romanıdır burada geçen. Okurken geçmişimi hiç düşünmediğim aklıma geldi. Bir şekilde bana bunu düşündürtmeyi sağladı bu kitap. Kaçımız hayatın acımasız rüzgarından kendini savunup kendisiyle baş başa kalıp geçmişini sıraya dizebiliyor ? Çoğunluk geçmişin mutsuzluklarına odaklanıp savrulup gidiyor ve güzel anılarının her birini arka plana atma çabası içerisinde oluyor. Eksikliğimiz belki de kendimize en büyük ayıbımızdır. Bana göre bir çok güzel noktaya değiniliyor kitapta. Bunlardan en güzeli de kitabın son kısımlarında geçenler oluyor. Babanın oğlu için söylemeye çalıştıkları , oğulun babası için düşündükleri çok güzel bir paradoks oluşturuyor. Özünde insan kelimelere ihtiyaç duymaktadır. Yan yana dizilmiş bu harfler ve bu harflerin meydana getirdiği kelimeler ortaya çıkmadığı sürece , gerçeklerden şüphe duyar oluyoruz ve üstüne sitem ediyoruz. İnsan , ne olursa olsun bu kelimelerin oluşturduğu cümleleri duymak ve özümsemek ister. Kısacası ; Karşılıklı sevgi kelimeler olmadan ; şekersiz pastaya benziyor.
Baskı: Ölü Ozanlar Derneği
İsteklerimizi, istediklerimizi hayaller uğruna atılan adımlarımızı engellediklerinde elimizde başka ne kalır yada kalabilir ? Umudumuz , peki o da alınırsa ? Sırf kitabı okuyabilmek için filmi izlememiştim. Lakin ilk çıkan da filmiydi. Güzel bir tezatlık oluşturup farkını da bu noktada oluşturuyor. Herkes marjinal olmak ister , olmak ister ama bunu doğal bir yol ile değil de sadece farklı görünmek için , bir çaba içerisinde göstermeye çalışırlar. İşte bu noktada kitaptaki düşünce devreye giriyor ; Marjinalliğin salt özgür bir düşünce olduğu mantığı. Çocukça rol yapma yeteneği değil, tamamen kendi isteklerin doğrultusunda gerçekleştirdiklerinin oluşturduğu bir görüntü. Unutamayacağım harika bir kitap oldu benim için. Bazı hatırlamak istediğim cümleleri de paylaşmak isterim ; "Bana kendini aptalca düşlere kaptırmamış birini göster, işte sana mutlu insan derim." "Yaşamın iliğini özümsemek" :) "İnsanların çoğu sessiz bir mutsuzluk içinde yaşamlarını sürerler" "Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben en az ayak izi olan yolu seçtim" Şimdi sıra filminde. Değil mi Hey Kaptan , Bizim Kaptan ? diye sorarım kendime :)
Baskı: Alice Ölüler Diyarında
Kitabın öyle ahım şahım bir tarafı yok ,ki bir zombisever ve konularına hasret birisi değilseniz kesinlikle okumamanızı öneririm. Ki bu benim için geçerli değil :) Zaten yazım hataları ve konunun hafif kaçması normal okuyucular için olumsuz bir etki bırakacaktır. Ben kendi bakış açıma göre bu kitabı başarılı buldum, tabii ki kendi nezdimde. Olayın işlenişi başarılıydı ama aktarımı vasatın altındaydı. Yine de bu tür kitaplara aç olan bünyem tereddütsüz bir şekilde kabul etti zat-ı muhteremine. Heyecanlı bir "zombi konusu" ve komik bir şekilde Alice isminin latifesi çok hoşuma gitti :) Aynı zamanda normal ölü-yürüyenlere nazaran bu kitapta bir farklılık oluşturulmaya çalışılmıştı , ki bu noktada normal kalıpların dışarısına çıkıldığını ve bunun da daha çok heyecana gebe bıraktığını itiraf etmeliyim. Aslında yazar daha çok siyasi konulara değinmek istemiş. Dünyanın bu hale gelmesinin , her zamanki gibi kötü politik oyunların etkisiyle oluştuğunu ama burada daha yoğun olarak dile getirildiğini de aktarmak gerek. Kısacası bir noktadan sonra farklı görüşlerin ortasında buluyoruz kendimizi. Ama önemi yok ; bu konulardan , yani post apokaliptik tarzı kastetmekteyim, haz etmiyorsanız , önermem! :)
Baskı: Başlat - Ready Player One
Beğendiğim ve bir kenarda tutacağım kitaplardan biri oluverdi. Oyun dünyasını ele alan ve buna dayalı kurgusuyla , Accel World ve Sword Art Online'e benzemesi çok ilgimi çekti. Animeleri izlemeyenler için ; ileri teknoloji vasıtasıyla sinirsel ağla bağlanarak 3d olan sanal dünyanın gerçek hayattan bir farkının olmaması durumu. Heyecanın eksik olmadığı , bir solukta okunabilecek bir eser olmuş. Tamamen asosyal ortamdaki insanları ve bilgisayar ile iç içe olup dış dünyayla bağlarını kesen topluluğun epik bir şekilde aktarımı sağlanmış.
Baskı: Alice Ölüler Diyarında 2-Öldüren Aynanın İçinden
İlk kitabın heyecanını yakalayamayan vasat altı bir kitap olmuş maalesef ki. Yazım hatalarına ilk kitapta göz yumabilmiştim ama bu kitapta bunu gerçekleştiremedim. Biraz zoraki bitirdim , lakin kitabın vermek istediği mesaj çok hoşuma gitti. Alice'in elinde kalan son kitap ,insanlığı kurtaran bir imge haline getirilmiş. Kitaplar olmadan insanlığın ; hayal gücünden yoksun , özgür düşüncenin sağlanamadığı ve elindeki bilgileri de her geçen gün kaybeden , karanlık çağa uyum sağlayan bir toplumun mesajı verilmeye çalışılmış. Zombilerin bu kitaba tapması ve onun önünde yol bulmaları trajikomik bir görüntü oluşturmuş açıkçası :) İkincisi ise ; felaketler yaşanmadan , ölüm-kalım savaşı olmadan , insanın hep bencil olacağı ve beraberce huzurlu bir ortamda yaşayamayacağıdır. Her zaman bir çoban , koyunların idaresini ele almak istemektedir türünden bir mesaj da kolaylıkla okuyucuya sunulmuş. Kısacası bu kitap birinci kitaptan ayrı olarak tamamen siyasi/politik durumları aktarmış. Bu bilgiyi buradan değil de , yazım hatası ve mantık hatası olmayan , edebi yanı ağır basan bir kitaptan okumak isterdim. Bu şekilde maskara konusu olan bir kitaptan değil :)
Baskı: Vahşetin Çağrısı
Beyaz Diş kadar iyi , diğer kitapları kadar etkileyici. Bir asil kurdun daha gözünden tüm olaylara bakabilmemizi sağlayıp aynı zamanda insan bedeninden uzaklaşmamızı sağlayan J.London yine mest etti beni. Soluksuz bir şekilde bitirdiğimde Beyaz Diş'teki gibi aynı duygulara büründüm, insanlar ve hayvanlar arasındaki ince çizgi farkı. Mükemmel ironi bu olsa gerek. İnsanlar mı her geçen gün hayvanlaşıyor yoksa hayvanlar mı insanlaşıyor sorusuna güzel bir noktadan pencere açmamızı sağlıyor :)
Baskı: Fatih - Harbiye
Peyami Safa her zamanki gibi bireyin psikolojisine hürmet edip Batılılaşma'yı güzel üslubuyla okuyucusuna aktarmış bu kitabında da. Romanda geçen hikaye de hoşuma gitti aynı zamanda. Etkisi süregelen ve devam eden bir Neriman-Şinasi hikayesi de mevcut. Gerçeklere gözlerin kapandığı anda erkek karakterin ; "Mademki ben Neriman'ın çoktandır değiştiğini farkediyordum..." "Mademki ben Neriman'ın değişmeye başladığını..." Bu üstte geçen cümleler bizim de hayatımızda çokça maruz kaldığımız durumlardan biridir aslında. Farkında olduklarımızı göz ardı etmenin bedeli , elbetteki daha ağır koşullar ve süreçlerle karşımıza çıkacaktır. Bir değişimin ince hatları vurgulanmış bu kitapta. Peyami Üstad'dan bekleneceği gibiydi.
Baskı: 72. Koğuş
İçime işleyen bir hikayeydi buradaki... İnsan doğasının hiç değişmeyen yüzü vurgulanmış bu minik mi minik romanda. Açlık ve sefaletin insan üzerinde yarattığı aciz ve acınası durumu gözler önüne sermiş Orhan Kemal. Paranın her yerde para olduğu ve insanı ne derece düşürebileceğini ; aynı zamanda açlık ile beraber namus ve ahlak kavramlarının ne derece insanda çöküntü yarattığını müthiş bir dille hiç sıkmadan aktarmış yazar. Kaptan'ın yiğitliğinin ve arka planda yaşadığı aşkının, hiç istisnasız çevresi tarafından sömürülüşünü insanlık ayıbı olarak aktarmış bizlere. Günümüzde hala devam eden ve masumiyetliklerin tükendiği, acıların bolca süregeldiği bu dönemde, çakal ve tilkilerin arsız meydanlarından sakınmak için şehir dansı yapar olduk.
Baskı: Aşkın Metafiziği
Schopenhauer'in dediğinden anladığım şudur ki ; Aşk terimi ve ilişkilerin ilk meydana geldiği arzu dolu bakışlarla beraber , birbirini anlama eylemi tamamen yeni bir varlığın(yani bebeğin,çocuğun) meydana gelebilme ihtimali üzerine kurulur. Zaten bir noktadan sonra düşünceleri bana , sevgi ve aşk teriminin aslında olmadığını ve kendinden doğan eksiklikleri tamamlayabileceğin bir kişi arıyormuşsun gibi bir görüntü sunmaya çalıştı. Kısacası pazardan sebze ve meyve almaya benzetmiş durumu. Bir çok kısımda değindiği noktalar akla uygun gelirken , bazı noktalar artık günümüzü temsil etmekten uzaktır. Hoşuma giden bir kaç cümleyi de alıntılamıştım, bunlar : " Kişi kendisinin eksikliğini duyduğu mükemmelliyetleri arzu edecek hatta kendisininkilerin zıttı olan kusurları güzel bulacaktır." Zaten kaçınılmaz bir düşüncedir bu. Lakin altta paylaşacağım cümle de ister istemez içimizde kopan fırtınaların bazen muhakkak paylaşılması gerektiğini vurgulamaktadır yoksa sonu tahmin edilemez boyutlara kadar vardırabilir. "Aşkın yoğunluğu , öyle yüksek bir dereceye ulaşır ki , şayet tatmin edilmezse dünyadaki bütün güzel şeyler hatta hayatın kendisi bile anlamını yitirir. Bu sebeple her türden fedakarlıkta bulunabilir , şayet tatmini hiçbir şekilde görülmezse deliliğe ve intihara bile yol açabilir." Beğenerek okudum açıkçası , zaman zaman bazı kısımları yorsa da anlam içeren bolca paragrafı mevcut.
Baskı: Yalan Makinesi
Kitabın bu kadar etkili olabileceğini hiç beklemiyordum. Ütopik eserler yanında ismini duyurabilecek bir kitaptır kendisi de bence. Yalanların olmadığı bir dünya hayal etmek , daha doğrusu yalana sahip bir birey olmadığını düşünmek bile başlı başına ne büyük bir düş olurdu. Mümkünü imkansız bir durumu dile getirmiş yazar ve bunları destekleyebilecek çok anlamlı cümlelerden de geri kalmamıştır ; "Binlerce yıldır hiç değişmedik.İnsanlık olarak mükemmel özelliklere sahip olmamızın yanında ben merkezci , açgözlü , kıskanç , aldatmaya ve deliliğe meyilliyiz." Üstteki cümle başlı başına bir gerçek zaten. Yorumlamak bile çok gülünç olacaktır , ve bir diğer gerçek de altta mevcut ; " Suç fakirlerin güvenliğini tehdit etmeye başladığında politikacılar ellerinden bir şey gelmediğini söyleyip adalet , kanun uygulamaları ve masumiyet karinesi hakkında yüksekten atıp tuttu. Ancak suç güçlülerin ve zenginlerin hayatını etkilemeye başladığında konunun üzerine acımasız bir şekilde gitmeleri fazla zamanlarını almadı." Her gördüğümde gülümseyeceğim bir cümle :) Şuan ve her zaman geçerli olacak bir paragraf. Bu fazla bilinmeyen yapıtın , eline geçenlerce veya ütopik eserlere meraklı okurlarca okunmasını salık veririm.
Baskı: Zaman Çarkı
Yorumlara baktığımda kitaba herhalde haksızlık yapılıyor demiştim ama maalesef yazılanlar kadar varmış. Daha öncesinde de Sil Baştan adlı kitabını okuduğumda Ken Grimwood ölümsüzlüğün ilk başta harika bir şey olduğunu gösterir gibi olup aslında lanetten başka bir şey olmadığını da aktarmaya çalışmıştı ve gayette başarılıydı açıkçası. Ölümsüzlük ; sanki bir oyun konsolunda hile yazarak oynanan oyunun basit bir terimi gibi geliyor kulağa. Peki gerçeklikte ? Heyecan,umut,her şeye muktedir olma gücü,ego,haz ve daha bir çoğu. Bunlar her zaman ilk başta gelen düşüncelerdir. Peki daha sonrasında ? Yerini ikincil düşüncelere bırakır. Bu kitapta da bunlara değinilmeye çalışılmıştı az biraz. Etkili bir dili ve konusu yoktu. Sıkılarak okudum. İlk kitabına nazaran başarısı oldukça düşüktü. Bu yazarla tanışmak isteyenler Sil Baştan'ı okumalı. Bunu göz ardı etmeli.
Baskı: Aşk ve Zafer
Zoraki de olsa bitirebildim. Arka planda kurtuluş savaşının aktarılması güzeldi ama ; açıkçası konusu yetersizdi. Ben kendimce pek edebi bir yan bulamadım , basit bir yazım kültürüne sahipti. Kitabın eski olması , vaktin düşüncesini yansıtıyor olabilir ama bir çok kitap zamanını yansıtırken etkileyiciliğini de korumaktadır. Kısa ve öz olarak ; vasattı.
Baskı: Safir Gül (Elenium #3)
David Eddings , insanı hiç okuduğuna pişman eder mi ? :) Keyifle okudum , zamansızlık içerisinde zaman yaratarak okumak için bir çok şeyimden feragat ettiğim enfes bir kitaptı Elenium serisi. Son kitapta olaylar hızlandığı gibi , bir çok şey de anlama kavuşuyor haliyle. Ama kitap biterken yine de dünyada bir karışıklığın söz konusu olduğu ve Sparhawk'ın omuzlarında bir çok sorumluluğun oluştuğunu da arka plandan bol bol aktarıyor Eddings üstad. Kısacası , bu seriyi bitirdiyseniz bir an önce Tamuli serisine geçin diyor. Eh gözüm kapalı koşar adımlarla geçiyorum bende.
Baskı: Hayaletin Çırağı (Wardstone Günlükleri 1. Kitap)
Fantastik eserleri sevdiğimden buna da bir göz atayım demiştim ama maalesef ki belli bir yaşın üstüne hitab etmeyen bir kitap. Keşke daha öncesinde keşfetmiş olsaydım , ilgi çekici bir konusu mevcut ama üslubu yeterli değil. Kitapta da belirtildiği gibi yedinci oğulun yedinci oğlu olmak kolay iş değil :) Genç okurlara keyifli okumalar.
Baskı: Yakut Şövalye (Elenium #2)
Hiç ummadığım bir seri oluverdi Elenium. Öyle ki ; Gecenin bir vakti uykusuzluktan kıvranırken , Occuda ile Sparhawk'ın gerçekleştirdiği muhabbet Stephen King'den çıkma gibi bir senaryoya itti beni ve gerilim içerisinde, sabahın erken saatlerine kadar okumadan bırakamadım kitabı. Aynı şekilde Nekromansi büyüsünün gerçekleştiği ve işlerin sarpa sardığı sahneler ile Azash'ın karanlık yaratığının zombimsi insanları da gerilimi üst seviyede tutarken ,Flüt'ün gizeminin ortaya çıkması da kitapta farklı heyecanlar sunmaktan geri kalmıyor. Ondan öncesinde ise Sparhawk ve azılı çetesinin vermek zorunda oldukları güç kararlar , zorlu engeller ve komik diyalogları ile kitap kendini sular seller türünde okutturuyor. Fantastikseverlerin gözden kaçırmaması gereken bir seri ,keyifli okumalar dilerim.
Baskı: Gerçeğin Masalı
Okuduğum Nesin hikayelerinden en güzelleri bu kitapta derlenmişti. Deliler Boşandı ,Hazinedeki Paslı Teneke , İnsan Olun Yavrularım , Bir Günlük Yumurtanın Hayatı , Hayvanlar Mahkemesi ve Uygarlık Tarihinde Bir Sayfa... Bu hikayelerin hepsi birbirinden güzel ve anlamlı olmakla beraber ; en güzel toplumsal ve politik yermeleri bu hikayelerde bulabilirsiniz. Hele ki Deliler Boşandı hikayesi , gözümde Nesin'in en iyi hikayesidir. Her okuduğumda sırıtıp devlet büyüklerimizle kitaptakilerin ve etrafımda kişilik yerine hırs bürümüş insanların karşılaştırılmasına maruz bırakır beni. Saygıyla anıyorum üstadı , yine gülümsetti ve yine düşündürttü.
Baskı: Elmas Taht (Elenium #1)
Karakterleri oldukça sağlam ve dili de oldukça akıcı ; Elenium üçlemesinin ilk kitabı. Pandion Sör Sparhawk :) Eminim her okuyucu bu karakteri tanıdıktan sonra diline gülecektir. Zeki , kuvvetli ve kurnaz olan Sparhawk sadece bir insan. Alışmıştım artık her fantastik seride bir baş karakterin fütursuzca güçleri yada bir doğaüstü varlık tarafından üflenip püflenmesine. Ama burada işler tam tersi işliyor. Gelelim konuya ; Dünya'ya her zamanki gibi bir kötü güç egemen olmaya çalışmaktadır ; lakin bu kötülük kendini sindire sindire ortaya çıkardığından kimsenin haberi yoktur. Tam bu noktada kitabın siyasi boyutu ağır basar. Zehirden ölen bir kral , zehirlenen bir kraliçe ve tüm gücü kendi üzerinde toplamaya çalışan bir ruhban sınıfı yer alır. Biraz entrika ve kitapta geçen özel isimlerle başımız ağrısada ilerleyen kısımlarda Sör Sparhawk'ımız zehirlenen Kraliçesi için çareler bulmaya çalışırken Kilise şövalyelerinin dört birliğinin en iyilerinden oluşan bir grupla yola çıkar. Ve tam bu noktada kitabımız ve maceraları başlar. Defalarca karşılarına çıkan tehlikelerle karşı karşıya gelen Sparhawk ve çetesinin yer yer komik diyalogları ve ele avuca sığmaz karakterleriyle, serinin ilk kitabı ikinciyi merak ettirerek güzel bir bitişe imza atıyor. Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerken , okumuş olanlara ise buradan upuzun bir kıskanç bakış sirkülasyonu yapıp saygılarımı sunuyorum efenim.
Baskı: Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
Altı çizilesi , bir kenara alınıp da tekrar tekrar bakılası o kadar çok düşünce var ki. "Bu benim olsaydı nasıl olurdu ? " sorusu yerine "Bu benim olmasaydı ne olurdu?" sorusunu sorsak nasıl bir insan olurduk ? Mutluluk ve mutsuzluk kavramları ile yaşlılık ve ergenlik dönemlerine dair o kadar anlamlı , düşündürücü cümleleri var ki ; her biri üzerinde saatler boyunca düşünüp tartışılabilinir. Beni çok etkiledi , umarım aynı etkiyi diğer okuyan arkadaşlar üzerinde de sağlayabilir.
Baskı: Üstü Kalsın
Süreyya ile ilk tanışıklığımız. Kitapta geçen tüm şiirleri tabiki ilgimi ve dikkatimi çekemedi ama ilgilendiklerimi de bir kenara yazıp arşivimin baş köşesine kaldırmaktan geri kalmadım. Tıpkı alttaki satır gibi ; "Bütün şarkıları düşünün , sizin yüzünüz çıkar ortaya."
Baskı: Son Fedakarlık (Vampir Akademisi, #6)
Serinin diğer kitaplarını göz önüne getirdiğimde en sonunda baştan sona doğru heyecan barındıran bir kitabına rastgeldim , kısacası serinin en başarılı kitabıydı.
Baskı: Yüreğim Seni Çok Sevdi
Kitapta geçen hikaye tabiki konu olarak gereksiz ama insan doğası gereği en ihtiyaç olmadık anda bu tür kitaplar okuyarak duygularımıza bir yardım ararız. İşte bu kitabın da tüm hikayesi bundan ibaret. Okuyanlar da bunun farkındadır ama farkında olmadığına kendine inandırmaya çalışıp aksi yorumlarla olmadık yönlendirmelere meydan verebilirler. Gelelim kitaba ; Karşısındakini seven ama gelecek hakkında düşünüp hem kendini kahreden ve aynı zamanda yıpratan hem de umutsuzluğa iten ve ömür boyu pişmanlık duymasını sağlayan üzücü bir hikayedir bu kitaptaki. Aslı gibi , Murat gibi birçok insan vardır bunları yaşayan. Gençliklerinin verdiği toylukla beraber yanlış kararlarının yada doğru olduğunu sandıklarının etkisiyle yola devam edip pişmanlıkları içeren ve yalnız başlarına kaldıklarında yaptığı yanlışın farkında olan. Bir basit hikaye olarak değil de , şuan var olan , yaşanmışlıklar katan bir gerçeklik üzerinden ele alıyorum burada anlatılanları. Ve ne yazık kı bu sebeple kızamıyorum Aslı'ya, onunda haklı gerekçeleri var kendince. Burada da asıl anlatılmak istenen bu. "Ani kararlarımız ilerideki pişmanlıklarımızın birer ölçütüdür." Aşk olsun başka bir şey olsun , bu hep böyledir.
Baskı: Ruh Bağı (Vampir Akademisi, #5)
Zorlama olmuş gibi geldi serinin bu kitabı. Pek ilgimi çekmedi , hatta zorla okuduğumu söyleyebilirim. Karakterlerin hatrı olmasa okumayı yarıda dahi bırakabilirdim. Bana göre olmamış, serinin yavan kitabıydı.