Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Karanlığın Kuşatması (Drizzt Do'urden'in Maceraları #3)
Bu kitapta salyalarım olsaydı sanırım silmekten bitap düşebilirdim :) Drizzt'in Entreri ile geçici ittifakının sonucunda eski takım tekrar bir araya geliyor ve Drow'ların bir araya gelmesiyle beraber yer üstündeki insan ırklarının da katkısı ile cüceler bir ittifak oluşturuluyor. Büyük savaşın tohumları atılıp hayatta kalma mücadelesi başladığında insan ve cüce ırkının tek umudu olan fedakarlıkları bu noktada baş gösteriyor. Tüm seri içerisinde en çok savaşa doyduğum kitap oldu.
Baskı: Yıldızsız Gece (Drizzt Do'urden'in Maceraları #2)
Menzoberranzan'ı tekrardan görmek ilk üç kitabı hatırlatıyor birden. Karanlıkaltı'nın kendisinden hiçbir şey yitirmeyişine ve drowların yine karanlık planlarla beraber kibir ve nefret duygularına tekrardan şahit oluyoruz. Baenre evinin içerisine girip Matron ana ile beraber nefes alıyoruz neredeyse.Her türlü kötü planın acımasızca çevrildiği bu yerde Entreri yine kilit bir nokta oluşturuyor bu kitapta da. Açıkçası kendisinden sıkılmış bulunmaktayım ama yine de o adamın geçmişini de merak etmiyor değilim.
Baskı: Miras (Drizzt Do'Urden'in Maceraları #1)
Tam her şey ilk defa güzel gidecek diye düşünürken geçmişin ağır pençeleri Drizzt ve arkadaşlarının bir çıkmaza girmesini sağlayarak büyük bir yaşam mücadeleleri vermelerini sağlıyor. Bu kitapta kahramanlarımızdan birine elveda derken , Menzoberranzan'ın tekrar işe karışmasına tanıklık ediyoruz. Güzel bir kurguyla ilk kitabında olduğu gibi heyecanından bir şey kaybetmeyen serüvenimize Entreri'nin de dahil olmasıyla ve drow elflerinin entrikalarının da devre girmesiyle Drizzt büyük bir karmaşanın içinde buluyor kendini. Kitabın sonunda farklı güçlerin de dahil olduğunu gördükten sonra,bize bir sonraki kitapta "acaba neler olacak ?" sorusunu sordurtuyor.
Baskı: Buçukluğun Mücevheri (Drizzt Efsanesi #6)
Buzullar, denizler , çöller ve ormanlar derken tam bir coğrafya şoku yaşattı kitap bana :) Ama her bölgenin kendine has topluluğu ile uğraşmak zorunda kalmaları ve maceralarına hiç ara vermeden devam etmeleri soluksuz okutmaya devam ettirdi. Seri hiç bozulmadan aynı hızda devam etmiş bu kitapta da. Entreri ile Drizzt'in karşılaştığı an sanırım nefesimi tutmuş olabilirim. Aralarındaki düello kitap içerisinde en güzel kısımdı. Ejderhalar,cüceler , goblinler ,troller ,orklar ve büyücüler derken birde öbür tarafın iblisçiklerinin bulunduğu yere de göz atmak güzel oldu. Kitabın sonunda huzurlu bir atmosfer sunan R.A. Salvatore bakalım 7.kitapta hangi huzursuzluğu sergileyecek bize.
Baskı: Gümüş Damarları (Drizzt Efsanesi #5)
Uzun bir aradan sonra seriye devam etmek ondaki açlığımı son noktaya getirmiş meğerse :) Wulfgar ve Bruenor ana karakterimizin sadık dostları olma yolunda ilerlerken aynı zamanda serimizin de vazgeçilmez karakterleri olmaya başladılar. Koca adamın her hareketi ve olaylar sırasında Bruenor ile takışmaları ara ara güldürmekten geri kalmadı beni. Drizzt huzur dolu bir hayat elde edene kadar sanırım inişli çıkışlı bir çok yoluna şahit olacağız.
Baskı: Küçük Şeylerin Tanrısı
Çoğu kitaba nazaran edebi yönünün verdiği tatlılıkla pençe gibi yakamdan çekmeyi ve çekiştirmeyi, gerektiğinde de ittirmeyi başaran bir kitap oldu. Kitap hikayenin sonunda başlıyor ve ortasında bitiyor. Başlangıcı ortasında bir yerlerde. Roy, okuyucudan yüzde yüz bir dikkat bekliyor. Küçük Şeylerin Tanrısı çift yumurta ikizleri Rahel ile Esta’nın çocukluğunda başlıyor.. Her şey gibi... Buradan kast sisteminden tutup , çok kısa verilmiş bir aşk öyküsüne , Rahel ile Esta'nın şahit olduğu çalkantılı dünyadan , acımasızlığın ve mutluluğun verdiği tatlı ve acı tebessümler gibi bir çok şeye rastlayabiliyorsunuz. Ruhunuzda yara açmasını başarabilen ve buna rağmen merhemsizde bırakmayan bir kitabı elinizde tuttuğunuzu hissedip egzotik ağırlığıyla karşılaşabiliyorsunuz. Küçük Şeylerin Tanrısı ; okuması zaman zaman güç ama merak duygusunu ön planda tutup Hindu'ların yaşamına, yaşantısına ve sistemin çarklarında gidip gelen hayatları izleyebilen inanılmaz bir roman. "Yıkılan ve yeniden kurulan küçük olaylar , sıradan şeyler , yeni bir anlam katan şeyler birden bir öykünün ağartılmış kemikleri oluverirler." Doğru söze ne hacet. Şu cümlenin sarsıcılığı su götürmez bir gerçek. En basit küçük olayların ,tekrarlanabilenleri kast ediyor - daha önce olup aynı anlamı yükleyemediğimiz , insan hayatından hiçbir zaman silinemeyecek bir koku gibi yer edindiğine şahit olabiliyoruz ve farklı gözlerden bakıldığında ne de ufak bir şey olduğunu görüp kendimize ve olaya hayret edebiliyoruz. "Kadına dokunurken , onunla konuşamıyordu ; onu severken bırakıp gidemiyordu; konuşurken dinleyemiyordu ; savaşırken kazanamıyordu." Klasik ama yinede çekici bir tarafı var bu cümlenin. Kapalı bir zindan gibi esir ediyor insanı. Edebi bir haz almak isteyenler için okunacak bir kitap.
Baskı: İnsan Ne İle Yaşar
Sıradan bir roman havası ile aktarılmış ; ülkesindeki yanlışları kırmadan, hır çıkarmadan basit bir dille okuyucusuna sunmuş Tolstoy.
Baskı: Zargana
Zargana bana ne anlattı ? Hmm ; çarpık dünyamızın kurbanları olduğumuzu sanırım. Yaşanan bir çok kötülük ve sonuçları var ve bu dünyanın her yerinde mevcut sistemin bir parçası olmuş vaziyette artık. Burada da yine buna benzer şeyler Günday profili ile aktarılmış vaziyette. Birde bunun içine geçmişinde karabasanların rahat bırakmayacağı bir çocukluk geçiren ve insanları istediği senaryolarda oynaması için tutan bir adam olduğunu ekleyelim. Ve buradan çıkarmamız gereken sonuçla ise yaşantılarımız zorlamada olsa bir şekilde o senaryoya uyum sağlayıp bir arpa boyu ilerleyemediğimizi aktarmaya çalışıyor. Biraz hafif yazdım ama neyse bu seferlik Günday affetsin sonuçta sert bir kitaba sert bir yorum yakışır. Diğer kitaplarını da merak etmemi sağladı. Bakalım kurada ne çıkacak. Keyifli okumalar.
Baskı: Benim Üniversitelerim
" Hayat ; sonsuz bir düşmanlık ve ihanet zinciri , değersiz şeyleri elde etmek için bile türlü pisliklerin yaşandığı iğrenç ve sürekli bir savaş olarak akıp gidiyordu." Diye belirtmişti son kitabında Gorki. Koca üç kitaptan arta kalanlar özünde burada belirtilenlerdi onun için. Koca bir kafesin içerisindeki kürek mahkumuydu kendisi ve o yazdıkça, aktardıkça benimde düşüncelerim yerinden oynamaya başlamıştı. Kitap bittikten sonra kafama dank eden düşünce şu oluverdi ; İnsanın bir amacı ,emeli olmadıktan sonra ; yaşam,hayat anlamsız,tatsız bir yemek gibi oluveriyor. Biz şuanın rahat ve huzurlu koşullarında hiçbir zorluk çekmeden isyan ve sitemlerle bencillik ederken , Gorki ve türevlerinin çektikleri ve yaşadıkları düşünüldüğünde o kadar acı, ıstırap , hayal kırıklığı ve yaşama tutanacak hiçbir şey olmamasına rağmen yaşamaya devam edip mücadelelerini sürdürmüşler. Düşünmeden edemiyor insan... Hayatımızda gözle görülür bir zorluk yokken ve elimizde her şeyi yapma imkanımız varken neden mücadele etmiyoruz ? Neden kaçıyoruz ? Gorki'nin anlattıklarından ; annesi vefat ediyor , babası vefat ediyor. Arkadaşsız , sevgisiz , akrabasız , kimsesiz , oradan oraya savruluyor ve hep sorguluyor. Yaşamı , koşulları , insanları , her şeyi... Peki biz ? Dipnot : Sorgulamak isteyenlere bunun ardından Sol Ayağım'ı da öneririm.
Baskı: Ekmeğimi Kazanırken
İkinci kitabında hayatına kaldığı yerden devam eden Gorki yaşadığı tüm zorlukların yaşının da aldığı etkiyle daha da zorlaştığını ve bunlara karşı aldığı kararlarla bizi ve kendini yeni maceralara hazırlar. Her an artık çekip gitme vakti geldi desekte o , o anın koşullarıyla yapması gerekeni yapıp hayatta kalma mücadelesine devam etmektedir. "Sözcükler, arkadaşım , ağacın yaprakları gibidir. Bir yaprağın niçin öyle olduğunu anlaman için , ağaçlar konusundaki her şeyi bilmen gerekir. Buna çalışman gerekir. "
Baskı: Vadideki Zambak
Edebi değeri yüksek bir kitaptı. Taşra soylularının yaşantısından bir bakışın ve dokunuşun yürek burkan hikayesini aktarıyordu. Mehmed Rauf'un Eylül'ündeki psikolojileştirilmemiş hali diyebilirim konusuna. Keyifle okudum ve bitirdim. Dünya klasiklerine tutkun olanların erkenden okuması gereken bir eser. Kitabı şu alıntıyla da aktarabiliriz ; "Başkalarının mutluluğu , artık mutlu olamayacakların tesellisidir."
Baskı: Düşüş
Camus'la geldik Camus'la gittik. Onunla bulutlara kadar yükseldik ardından da bir baktık ki çamurun içinde yuvarlanıyoruz. Boğazımızdan geçen yiyeceğin tadı bir an bizi mest ederken bir an bir bakıyoruz ki ağzımızdan çıkaramadan küfün o iğrenç tadını boğazımızdan midemize kadar dolaştırmışız bile. Düşüş ; Kendini ve kendimizi övdüğü kadar muazzam şekilde yeriyor da. Aynı zamanda iyi yönlerimiz gibi gözüken tüm o göze ve akla mükemmel gelen şeyleri kötü bir yan ego olarak dile getiriyor. Egosuz insan olamayacağına göre bu kitapta düşüş herkesle beraber gerçekleşiyor. İnsanları yardakçı olarak nitelendiriyor ve dost kavramının artık mazide kaldığının da artık içindeki buhranvari havayla aktarmayı seçiyor Camus. Aslında özüne değinmek gerekirse kısacası insan ilişkilerinin ve Fransa'nın bir yalandan ibaret olduğunu dile getiriyor saygın felsefik yazarımız. "Yeryüzü karanlıktır , tahta kalın , kefen ışık geçirmez." "Kuşkulu olmaktan çıkmak için düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir."
Baskı: Aşk Tek Kişilik Deliliktir
Aşk ve aşka dair işlenen ve sanki üzerine master yapmış bir doktorun aşk üzerine felsefesine şahit oluyoruz. Zaman zaman bildiğimiz şeyler bunlar deyip bir kenara atsakta , o boşluğu yakaladığı anda kelimelerin etkisi üzerimizde oluşabiliyor. Bir çok alıntı yapılabilecek satırı mevcut ama beni benden eden 3 alıntısı var Uğur Babat'ın. " Bazıları terk edildiği için değil sevdiği için yalnızdır." diyen yazar farklı bir bakış açısı sunmaya zorlamış okuyucularına. "Aşk ; zamansız öldürülmüş bir sevginin ağlama şeklidir." aşkı burada ulaşılamayan olarak yine farklı kelimelerle ifade edişi çok hoştu. Vaktinde öldürülseydi biz buna aşk demezdik zaten. "Bana -seni seviyorum- demeyin artık. Çünkü beni kim sevse hep aynısı olurdu. Önce çok severlerdi sonra çocuk yüreğimi yanlarına alıp ruhumu annesiz bırakıp giderlerdi." Asıl alıntıyı paylaşmıyorum ,aslında üşeniyorum. O da bizim kelebeklere yüklediğimiz ve her şeyi kederlendirmedeki bakış açımızın eleştirilmesiyle oluşuyor. Takdir ettiğim bir hikaye ve düşünce oldu. Çerez niyetine duygularına ağırlık verenler için okunabilecek bir kitap.
Baskı: Bana İkimizi Anlat
Edebi bir yanı yok ; hatta bir değeri olmayan anlık duygular yaşatan bir kitaptı. Okuduktan sonra akılda kalan pek bir şey bırakmıyor. Lakin yine de keyifle okuduğumu itiraf edeyim. Aşk üzerine diğer yazılanlardan farkı olmamasına rağmen hikayesi ilgi çekiciydi.
Baskı: Anna Karenina
Tolstoy'un karakterleri ve her birinin duygularına kadar değinişi gerçekten de takdire şayan. Karanina'da ; Anna'nın mücadelesi , aşka ve sevgiye muhtaç oluşu aktarılırken kitapta geçen çoğu karakterin de kendileriyle olduğu kadar çevreleriyle de olan mücadelesi ve Rus kültürünün altında yatanlar da incelikle aktarılıyor. "Bütün mutluluklar birbirine benzer , ama her mutsuzluğun ayrı bir görünüşü vardır."
Baskı: Amok Koşucusu
Derin bir kuyuyu andıran ; ölmüş bir ağacın tepesindeki karanlık bulutlar içerisinde haykıran kargaların olumsuz ve etkileyici görüntüsü gibi bir duygu katıyor Amok Koşucusu. Yazarın ruh halini , çoğumuzun zaman zaman hissettiği ama kelimelere dökemediği halet-i ruhiyetini mükemmele yakın aktaran Zweig'in kendi içsel dünyasının resmedilişi bu kitaptaki öyküler. "Bir hiç olduğundan bu yana insanlar ona daha dostça davranıyorlardı ; hem sıcak hem de soğuktular. Kadınlar artık ona imrenmiyor iğneleyici sözler söylemiyorlardı ,erkekler de çevresinde pervane olmuyorlardı. Yalandan seviyormuş numarası yapmıyorlar , yalvarmıyorlar , yağcılık yapmıyorlar , düşman da olmuyorlardı. Kıskançlık olmadan , nefret olmadan , yalan olmadan yaşanmaya değmezdi." Bu alıntıdan doğan sonuç ne harika. İnsanları, bizi , çevremizi ve çevremizdekileri aktaran ; bundan isyan etmeye kalktığımızda ise isyan ettiğimizin aksini isteyen kafası karışık depresif yaratıklar olduğumuzu ve hatta başkaları için farklı anlamlar da çıkarabileceği ve yorumlayabileceği harika bir paragraf. Muhakkak edinin ve okuyun. Keyifli okumalar dilerim.
Baskı: Bay Mercedes (Bill Hodges Üçlemesi, #1)
Stephen King'in sınırlarının dışına çıktığı bir polisiye denemesi. Önceki eserleri ile kıyaslanamayacak türden bir kitap olup okumasaydım da olurdu dediğim bir eser çıkarmış ortaya.
Baskı: Pembe ve Yusuf
Doğu ve töre konusunun iç içe geçtiği bir çok kitap okuduğum için Canan Tan'ın kitabı basit bir kurgu olarak kalmış onların yanında. Sanki fazla duygusallık katmadan geçici bir kitap yazmış. Diğerlerinden farklı olarak dört soy öncesinden başlatıyor hikayeyi ve isimler kitabın sonunda harekete geçiyor. Yazmak için yazdığına inandığım ; fazla duygusallık tonu katamadan günü kurtarmaya dair yazdığı bir kitap olarak görüyorum.
Baskı: Doğu Ekspresinde Cinayet
Suçluyu arayım derken suçsuzu arattıran bir kitap oldu. Agatha çok başarılı ve unutulmayacak bir kitap yaratmış. Poirot'un bıyıklarına bulaştırmadan çorba içmeye çalışması bu kitabın vazgeçilmezi olmaya aday :)
Baskı: Christine
Kırmızı renkli öfkeyi temsil eden bir araç hatırlardım eskiden televizyonlarda. Araba içi boş bir şekilde insanları ezer farları yanar yoluna devam ederdi. Çok sonra öğrenmiştim Stephen King'e ait olduğunu. Ardından Stephen King külliyatını toplarken merak unsurum bunda çok daha ağır bastı ve göz atayım derken içine çekildim , kaybettim kendimi. King'in insanı kitapla beraber bir adrenalin ve gerilim havuzuna attığına inanıyorum artık. Christine bir öfkenin cisimleşmiş hali , nasıl ki insan kendini bazen farklı ortamlarda durup dururken öfkelenir bulup mutsuz hissediyorsa Christine'nin etrafında da insanlarda bu duygular oluşmaktadır. King burada başka ne anlatmaya çalışmış bilemiyorum ama kurgusunu severek okudum. Yaratıcılığını konuşturduğu harika kitaplardan biriydi. Tavsiye ederim.
Baskı: Teneke
Çukurova'da para hırsıyla yanıp tutuşmuş Çeltik Ağalarını düşünelim bir kenarda ve bu Ağalar devletçe bazı engellemeler getirilen çeltik ekimi için kaymakamın rızasına ihtiyaç duymaktadırlar. Kaymakam onay verse bir çok köy su altında kalıp sıtmadan geçilmeyecek ve bir çok kişide hayatını kaybedecektir. Bu noktada ezilen köylünün/halkın mücadelesi de göz önünde bulundurulur ama Ağalar karşısında elleri ayakları bağlıdırlar ve kaymakamdan yardım beklemektedirler. Kaymakam ise yeni işe girişmiş körpe bir gençtir, toydur , bilgisizdir. İlk başta Ağaların oyununa gelen Kaymakam gerçekleri farkedince Çeltik Ağalarıyla bir mücadeleye girişir. Teneke ismi de bu noktada oluşuyor ve bir kıyafet gibi giydiriliyor dürüst ve namuslu insanların üzerine. Kitabı okudukça zaten Kaymakam ve Resul efendideki olaylara karşı duruşları da değişmektedir. Bir gelişim gösterip ilk saflık hallerinden sıyrılmaktadırlar. Yaşar Kemal çok başarılı bir eser oluşturup araştırdığı ve neticesinde bizlere sunduğu ve hala günümüzde de devam eden bir gerçeğin ince detaylarını bizimle paylaşmıştır.
Baskı: Başkasının Karısı
Kıskanç bir kocanın çılgın hareketleri olarak mı nitelemeli yoksa psikopat bir insanın ruh haline yansıyan uç hareketler olarak mı emin olamadım. Lakin öyle güzel bir portre çizmiş ki Dostoyevski , yatak odası muhabbetine düştüğü anda hikayeyi keyifle ve hatta sırıtarak okudum. Zaten o muhabbet için bu kitap okunmalıdır da bence. Yatak odası muhabbeti dediğimde belaltı veya dizaltı gibi bir durumu düşünmeyin. Bildiğiniz bir bayanın eşi ile sohbet ettiği yatak odasında iki adamın hata ve yanlışlıkla girdiği yatak altı muhabbeti :) sanırım herkesin aklında kalabilecek yegane sahnedir. Çok ahım şahım bir öykü olmamakla birlikte sırf yazarımıza saygıdan ötürü okunabilir. Aksi taktirde kütüphanenizde bulunmasının yararlı bir tarafı mevcut değildir. Kitabın 3/1'lik kısmından oluşan Dürüst Hırsız öyküsü ise pek ilgimi çekemedi.
Baskı: Eldivenler, Hikayeler
Birbirinden güzel hikayelerle karşılaştım lakin öne çıkan , bir şeyler anlatmaya çalışan üç hikayesi diğerlerinden daha çok dikkatimi çekti. Bilindiği üzere Murathan Mungan eşcinsel motifli yazılar yazıyor. Kendi içindeki eşcinselliği bize anlatıyor. Kısacası kadınları, erkekleri ve ilişkileri anlatan bir öykü kitabı. İlki kitaba ismini veren "Eldivenler" hikayesiydi. Burada içine kapanık bir adamın, bir anlamda görücü usulü ile evlendiği karısıyla geçmişini ve duygularını tahlil etmesini, zaman geçtikçe ona daha çok bağlanan eşinin gözünden anlatılıyor bu öykü. İkincisi "Ansızın Her Şey" hikayesiydi. Ve en çok beğendiğimdi. Sanırım bu öyküsü için ve karakteri baz alarak ; bir çok olgunun içsel olanı dışa vurumu denilebilinir diye belirtebilirim. Şişman ve etrafıyla barışık birinin uzun gayretler sonucu zayıflaması neticesinde etrafına daha farklı bakıp algılaması ve kendisinin farkına varma hikayesidir. Ve çok da güzel bir alıntısı mevcuttur ; "Çocuklar acımasız ve zalimdirler; her şeyi çabuk görür ve çıplak bir dille hemen söylerler; dili giydirmeyi sonradan öğrenir insan." Çokta doğru söylenmiş ve gediğine oturmuş bir cümledir. Bana göre ve de hikayelerin sırasına göre kitabın son ve en çarpıcı hikayesi "Geçici Kesinlikler". Birbirini hiç görmeyen ama görmüş olsalardı kesin beraber olacak iki kişi ; biri yokuşun bir başında diğeri ise ucunda. Biri aşağıdaki yolu kullanırken, diğeri yukardakini kullanıyor. Birbirlerine çok yakın oldukları halde, hep teğet geçiyorlar. Bu teğetin bir şekilde bilinmeyenle buluşma hikayesidir Güzel de bir alıntısı mevcuttur ; "Hiç kimseydim ben. Aşk, beni biri yaptı" "Ziyasını ufka vere vere, gözlerimi bu dünyaya kör ettiğimi artık biliyorum." Ve son olarak ; "O zamana kanıp yaşadıklarını rüya sanıyor , ben zamanı delip onun rüyasına karışıyorum." Birkaç alıntı ; "Sen niye hayatı çamaşır makinesini programlamak gibi bir şey sanıyorsun ?" "Hayatta tıpkı bir film gibi birbirine katlanan sahnelerle ilerliyor." "Aşk kalbinizin , beraberlikse hayatınızın yükü oluyordu."
Baskı: Hz. Muhammed: Gizlenen Kitap
Dış kapağının ve reklamlarının abartılı olduğunu düşündüğüm bir kitaptır ama gel gör ki merak eden bünyem okumadan da geri kalamadı. Okuduğum için pişman değilim çünkü kitaptaki hadis ve mektup kısmından sonra Tolstoy'un düşüncelerine ait olan kısmı mevcut tabii yalan değilse. Bu bölüm ilgimi çekti çünkü yaşamın anlamını sorgulama yöntemi bazılarımızın vakti zamanında karşılaştığı bunalım evresi ile birebir aynı ve insan okurken kendinden bir şeyler bulabiliyor. Lakin gelelim giriş kısmına. (hadislerden önceki olan kısım) Öyle bir abartı biçilmiş ki , öyle bir pohpohlanma mevcut ki hem içim sıkıldı hemde bünyem isyan etti o kısımlardan. Biraz deştikçe farklı anlamlar çıkarmak mevcut kitaptan. Müslümanız elhamdülillah ama Müslümanlığın Türk usulü misyonerliği yapılmış gibi bir hava da sezdiğimi açık ve net olarak aktaracağım burada. Siyasetle ilgilenenler farklı anlamlara vurmuş , ilahiyatçılar farklı anlamlarda durmuş , araştırmaktan yoksun olanlar uçucu bir gurme olmuş , araştırıpta anlamayanlar bilhassa ermiş olup tele konmuş.