ME
@merve0zcan

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Dragon Actually (The Dragon Kin #1)

Gerçekten harika bir kitaptı. Çok eğlenceli, komik, aşk dolu, biraz vahşi... Kitap bir arkadaşımın tavsiyesi, onun okuması ile listeme girdi. Tabii türkiyede de çevrilmesinin büyük etkisis oldu. Her ne kadar içinde bir kadın ve erkeğin aşkını beklesemde bu kadar komik olacağını ummamıştım. İçindeki kardeş kavgalarını okuması gerçekten çok zevkli. Vahşi derken Ejderhaların insanları kızartıp yemesi ve Kanlı Annwyl'ın adını haketmesi gibi olaylrdan bahsediyordum. Kabul edersiniz ki savaşın olduğu yer kansız olmaz. Türkçeye çevrilen kitapta iki hikaye var mı bilmiyorum ama bunda var. Yok edici Fearghus ve Kanlı Annwyl'ın hikayesinin ardından Fearghus'un annesi ve babasının nasıl tanıştıkları ondan ötesi nasıl mate(eş) oldukları anlatılmış. Ondada ayrı bir güldüm. Fearghus ve Annwyl'ın hikayesinde en çok hoşuma giden şey bir dere yada ırmak denebilecek alanda Annwyl'ın Fearghus'un(ejderha halinde) kuyrugunu Bungee jumping yapmak için kullanması oldu. Fearghus yalnız yaşamayı tercih eden bir ejderhadır, Bir gün magarasının önünde Kanlı Annwyl'ı ölmek üsere bulur ve onun hayatını kurtarır ama sorun şu ki her geçen dakikada ona dahada aşık olmaktadır. Annwyl ise abisini öldürmek zorundadır ama bunun için yeterice güçlü değildir. Ejderhanın tanıttığı bir şövalye ile çalışmaya başlar ama aralarında bir çekim oluşur. Annwyl bir yandan Ejderhaya ihanet ediyormuş gibi hissederken bir yandan da şövalyeye karşı koyamaz. Tabii ikisininde aynı kişi olduğundan habersizdir

Baskı: Cinder (The Lunar Chronicles, #1)

Özellikle şunu belirteyim kitabın yorumlarını, konusunu okumadım.Sadece çevirildiğini duyduğum için okumak istedim. Kitap Kül Kedisi/Cindrealla hikayesi baz alınarak yazılmış İki üvey kız kardeş,Üvey anne, ölmüş bir baba(Cinder aslında evlatlık burada)Beyaz atlı bir prens ve bir balo, sorun olan ayakkabıyıda unutmayalım. Hemen peri masalına kanmamak gerek tabiki, Kızımız bir cyborg yani hem biolojik hem yapay. İşin içinde uzaylılarda var ve 120 küsür yıl önce bitmiş bir 4. dünya savaşı.Ayrıca dünyayı kasıp kavuran bir salgın. Ana karakterimizin adı Cinder,bir tamirci. Prens Kai'nin robotunu tamir etmesi ve kardeşinin salgına yakalanması ile tüm hayatı değişiyor.Kendi kimliğini ve daha bir çok şeyi öğreniyor, bunlar pek iç açıcı şeyler değil tabiki. ,Kitabın özellikle bir peri masalından alınmış olması ve bu masaldan yer yer alıntılar yapması hoştu.Cinderin havai bir gesç olmaması ve fedakar olması gerçekten beni etkiedi. Ayrıca Prens için eriyip bitmemeside ayrıca hoştu. Ama gel gelelim ki kitabın sonuna kadar biz okuyuculara aşikar olan bir kaç öğeyi sürekli, yorulmadan inkar etmesi beni çok sinir etti. Üstelikbu "inkar unsuru olaylar" Cinder'e açıklandı.Kafasına vura vura kabul ettirmek istedim. Sonu ise beni hayli merakta bıraktı. Diğer kitapbu yıl içerisinde çıkacak ve Kırmızı Başlıklı kızı baz alacak. Aklıma takılan tek şey Kurdun kim olacağı? Ya büyük anne?

Serenad
10/1018.03.2012

Baskı: Serenad

Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Nereden başlasam bilemiyorum. Max ile Nadia mı yokta edindiğim tarihi bilgiler mi, ya da yazarın anlatım tarzı mı? Öncelikle bu kitapta her şeyi bulabilirsiniz, aşk, askeriye, araştırma, katliyam, siyaset... "her lider öldürür" Nazilerin Yahudilere yaptıkları kitabın ana hatlarını oluşturuyor ama sadece o yok. Mavi Alay'da var. Bu kitaptan önce duymamıştım.Yazarın amacının bu olduğunu da düşünüyorum. Ayrıca Yahudi soykırımından kaçan profesörlerin Türkiye'ye gelmesi de gayet detaylı bir şekilde anlatılmış. Tabi yazarın ima ettiği kadar bilinmediğini düşünmüyorum ama bu sadece benim görüşüm. Kitap Maya Duran adlı bir kadının İstanbul üniversitesine gelen bir yabancı konukla ilgilenmesi ile başlıyor ve bir adamı şile'ye götürmesi ile çok acayip bir yön alıyor. İşinden ayrılmak zorunda kalıyor, gazete manşetlerine düşüyor, Peşine istihbarattan adamlar düşüyor. Ailesi ile çatışıyor. Ama bunlar olurken de oğluyla ilişkisi düzeliyor, kendini buluyor.Hayata bakış açısı değişiyor. Kitap Bodrum, şile, Amerika gibi bir çok yerde geçiyor ama özellikle İstanbul da geçiyor. Okurken gerçekten eğlendim, yer yer engel olamayıp kendimi insanların acısına kaptırdım. Bunu yanında bilmediğim bir çok şeyi öğrendim. Kitap bizi tarihin gizli kalmış sayfalarına çekip bilinçlendirmeyi amaçlıyor.Defalarca okunabilecek bir kitap.

Baskı: Angels' Blood (Guild Hunter #1)

İkinvi kez okudum bugün :) uzun zamandır ilk kez bir seri beni tekrar okumaya itecek kadar kendisine bağladı.

Baskı: Angels' Flight (Guild Hunter 0.5, 1.5, 4.5, 4.75)

Gerçekten çok güzel bir kitaptı. İlk 3 hikaye öyle ya da böyle yayınlanmıştı, bende okumuştum. Yalnız pek bir şey hatırlamadığım için tekrar okudum. Her biride ayrı güzeldi. tekrardan okumaktan zevk aldım. Son hikayeyi daha önce okumamıştım.Sanırım bu kitap içinde ilk kez yayınlandı. Bizim sevgili melek öğretmenimiz ve tarihçimiz Jessamy hakkındaydı. Onun Galen ile nasıl tanıştığı ve kendi kanatlarını nasıl bulduğunu okuduk. Öyle güzel,akıcı ve sürükleyiciydi ki kelimeler yetmez, bu seriye bayılıyorum. Jessamy'nin hikayesini bekliyordum, daha doğrusu istiyordum. Bu kitapta karşıma çıkması gerçkten süpriz oldu. Gerçekten hoş bir süprizdi. Kitapta özellikle son hikaye de sinir olduğum tek şey Jessamy ve Galen'in mutlu sonunun gereksiz yere uzatılmasıydı. Sanki yazar bizi onların aşkına ikna etmeye çalışıyordu. Onun dışında tüm seriyi tekrar okumayı düşnüyorum, çünkü yeni kitap çıkana kadar açlığım sınır tanımayacak gibi duruyor. Yaşasın Guild Hunter'lar!!

Baskı: Daddy's Dirty Little Angel

Gerçekten değişik bir eroticaydı.Normalde okuduklarımdan bayağı farklıydı. Angelica'nın kendiyle barışık olduğunu söylemem yeterli.

Baskı: Reckoning (Strange Angels #5)

Bu mudur yani? Gerçekten? Serinin konusunu gerçekten seviyorum. Christophe'ın daima sadık doğasını, Graves'in ben sana aşığım bilemezsin tavrını... Dru'nun her daim pes etmeyen sadık doğasıı, sevgi dolu olması... Ama bu kitabı -Bu arada son diyorlar- sevemedim. Vampir kralını Dru öldürüyor.Kitap kaçışla başlıyor. 4.kitapta Dru Graves'i kurtarıyor ve gene yollardalar.Ash peşlerinde, sonra Christophe geliyor. Aynı serinin başındaki gibi ama gel gelelim Noferatu bunların peşini bırakmıyor. Kitabın yarısı kaçma olaylarını anlatıyor ve gerçekten çok sıkıldım.Okurken yoruldum.Bir aksiyon yok sadece kaçış, araba çalmalar, para, cephane, kıyafet ve yiyecek. Ayrıca Durunun "dokunuş" adı verdiği ananesinin öğrettiği lanetlerin kaynağı ortaya çıkıyor ve bu kaçışlarda çok yardımı oluyor. Kitabın sonundaki ölüm kaçınılmazdı buna kesin gözüyle baktım hep ama Dru 5. kitabın sonunda kime aşık kime ne hissediyor hala kararını verebilmiş değil . Graves ise Dru'yu ve okulu terkediyor. İyişmek için. Gerçekten beklediğim gibi bir kitap değildi. Son dedikodularına inandım ama kesinlikle son değil çünkü hiçbir şey kesin bir sonuca bağlanmadı her şey yarım, tehlike hala kapıda. Kitapları okudum gerçekten hoşumada gitti ama bu son kitapta eksik çok şey vardı. Bir yan seri olacakmış sanırım Graves'in gözünden umarım herşey daha güzel olur ama Christophe fanıyım, Gravesi çok zayıf buluyorum, her ne kadar Dru onun büyüdüğünü söylesede daha çocuk o benim gözümde. Nitekim Dru'da öyle. Christophe'ı kalp ağrısı bekliyor gene. Kitabın sonunda Dru'nun hastanelik olması ise tamamiyle abartılı ve gereksizdi, gerçekten. Graves'in kanını içiyorsun aniden enerji patlaması sonra aniden hastanelik mantık yok burada, gereksiz bir drama vardı

Baskı: Defiance (Strange Angels #4)

Tuhaf Melekler serisini neden sevdigimi ve nefret ettiğimi tekrar hatırlamış bulunuyorum. Öncelikle kitap akıcıydı, aşk üçgeni olması her zaman kitabı daha ilginç yapıyor bu bir gerçek.Ara ara çok fazla aksiyon olduğu için sıkıcı olsada kitap gayet akıcı ve tabiki aksiyon dolu. Dru'nun hayatına haya suikastler yapılıyor, yani bu kıza rahat yok. 3 Kitapta Dru'nun aşık olduğu kurtadam Graves kaçırılıyor ve kitabın temasına bu hakim.Yani 4. kitap aslında 3. kitabın devamı denilebilir. Aslında pek bir olay yok. Kitapta sürekli bir aksiyon var, sürekli sen tehlikedesin olayları var.Christophe hayranıyım bu bir gerçek ama kızı bu kadar cahil bırakmasının ona yardım edeceğini hiç sanmıyorum. Serinin final kitabı olan 5. kitap 2011 kasımında çıktı. Umarım bu koruyucu tarzından vaz geçmiştir. Kısaca Özet; Dru kıskanç bir svetocha atlatmıştır en yakın arkadaşı Graves vampir kralı tarafından kaçırılmış ve onu haftalardır bulamamaktadır.hiç bir şey olmamış gibi eğitimine devam etmesi ondan beklenmektedir çünkü o çok değerlidir. Christophe ise bazı gerçekleri ondan saklamaktadır. Ve Dru gerçekten bunalmıştır. En son Leon'un bir kaç delil getirmesiyle bir tuzağa adım atar ve sonra işler sarpa sarar.

Baskı: Banished (Banished #1)

Bu kitaptan gerçekten hoşlandım her ne kadar kitabı bir ara bıraksamda bunun kitapla ilgili olduğunu düşünmüyorum. İçinde aşşk vardı ama ana karakteri kapsayan bir aşk yoktu. Tabi biz sinyalleri görüyoruz.Kaz ile aralarında bir şey olacağı gerçekten aşikar. Kitabın girişte olan bir olayın kitabın içinde geçmiş olacağını düşünüyor insan ama okuyunca bunun daha çok geçmişe ait olduğunu görüyor. Kitapta fedakarlıklar,bir sürü kötü karakteri gerçekterin açıklanması, sırların ortaya çıkması gibi olaylar var. Ama aşk yok, en azından Hailey için.Hikaye ilginçti, karakterlerle bağlanabiliyordunuz. Kısaca Özet; Hailey hayatı boyunca acımasız ve uyuşturucu satan büyün annesinin yanında kalmıştır. Ona gerçek güçleri söylenmemiştir biz gün biz Morri'yi kurtarması ile her şey acığa kavuşmaya başlar. Hiç bir akrabalığı olmayan Scub( biraz geç gelişmektendir) ile Hailey ilgilenmektedir. Aniden Halasının çıkıp gelmesi bazı adamların ve kötü olayların ardından Hailey kendisi ve soy ağacı, annesi hakkındaki gerçekleri öğrenir.Ve her şeyi bırakıp halası ile kaçar. Ama yapılması gereken bir kaç şey daha vardır.

Hotel Du Lac
8/1026.02.2012

Baskı: Hotel Du Lac

Mutlu son yok. Kitap boyunca mutlu bir son aradım. Bu kadar kederin, yalnızlığın kalp kırıklığının ve silikliğin ardından Edith'in bunu hakettiğini düşünmüştüm. Bu mutlu sonunda bir erkekle olacağına karar kılmıştım.David'i ona layık görmedim adam öncelikle evliydi. Ya da bunun nikah günü terkettiği o kişi ile olacağınıda. Mr Neville ile belki bir şeyler yakalar diye hayal ettim.Ama bence kendi mutluluğu kendinde arayarak en doğru kararı vermiş oldu. Her ne kadar yalnız da olsa Edith evlendiğinde aşk arayacak birisi. Mr Neville ise ona bir addan başka hiçbir şey sunmuyor. Sadakat konu bile değil. Kitap gerçekten çok güzeldi. Keder hüzün ve umutsuzluk doluydu, Aynı Edith gibi. Hotel Du Lac'a kaçmaya gelmişti, kitap ilerledikçe bu kaçışın gerçekteştiğini de görüyoruz, ama asla kurtulamıyor. Kitapta en çok hoşuma giden şey Edith'in ve Mr Neville'in yaptığı karakter analizleriydi. Her bireyi sanki yıllardır onunla yaşıyormuş gibi tanıma imkanı veriyordu. Diğer insanların yaşamlarına adım atıyoruz onları yaşıyoruz bir nevi. Kitap Edithin gözünden anlatılsada gene bir mesafe var.Yavaş denemez belki Edith'in karakteri kitaba sinmiştir. Okuması çok zevkli bir kitaptı. Kitabın başı sıkıcı olsada bu ileriki sayfalarda hemen rafa kaldırılıyor.

Baskı: Ultraviolet (Ultraviolet #1)

kızımızın adı Alison. bir deliler hastanesinde tutuluyor çünkü bir sınıf arkadaşını öldürüyr(ya da öldürdügünü sanıyor). Tori adlı kızın kayboluşundan sonra iki haftadan fazla bir süre işleyemez ,sadece basit şeyleri yapabilir bir durumda kalıyor. hastaneye aannesi onu yatırıyor(hastaneden çıkmak istediginde kızına karşı şahitlik yapıyor. ne anne ama). Alison renkleri tadıp, sayıları renkler şeklinde görebiliyor.(aşırı derecede hassas gürültü duygu vs) burada bir süre kalıyor. Faraday adlı bir psikiyatrist geliyor ve ona S ile balayan bir durumu oldugunu söylüyor.(bir tür hassasiyet ya da hastalık adını sen koy.bu renleri tatma falan olayı) bunlar iyi anlaşıyor Alisonun gerçekten çıldırmadığına ve Toriyi atmlarına ayırmadıgına ikna ediyor.(hello tabi aşk doğuyor hafiften :D) sonra Faraday birkapıcı oldugu ortaya çıkıyor.(ama kendi en sonunda bilimadamı) Ali kendi psikiyatırına S ile başlayan hastalıgını anlatıyor ve kendi evine hafta sonu için gitmesine izin veriliyor. ve Faradayi arıyor .Faraday ona uzaylı oldugunu başka boyuttan geldigini söylüyor. bunlar Faradayi buraya getiren ve Tori öbür boyuta götüren şeyi aramak için Torinin kayboldugu yere yani Alisonun okuluna gidiyorlar. ve ani bi e şwkilde öbür boyuta çekiliyorlar.orada Match adı verilen bir bilim adamı Toriyi dünyaya denek olarak göndermiştir. bunlarMatchı kilitleyip karadelik açıp kızları tekrar Dünyaya gönderirler.Tori bir uydurma hikaye ile alisonu deliler hastanesinden çıkarır bizim sadece Alisona mor gözlü gözüken uzaylı arkadaşımız Faraday diğer tarafta , evinde kalır. herşey düzelir.mutlu son.

Baskı: Playing with Fire (Tales of an Extraordinary Girl #1)

Bellenin kahvesine gizli bir formül gizlice dökülünce 4 element üzerinde hakimiyet kurabiliyor. tabi Paranormal ajanslar onun peşinde Rome adlı bir panter adam onu kullanıp kendi kızı Sunny'i kurtarmayı planlarken aşık oluyorlar. Düşman paranormal ajansın lideri bunları kaçırdığında onu öldürüyorlar, Ancak Belle bu kötülerin iyisi olan ajansla anlaşma yapıyor. Aslında dünyayı paranormal tehlikelerden kurtarmanın hayalindeki meslek olduğunu düşünüyor. kitap gerçekten güzeldi.Karakter çok güzel oturmuştu. Gena gerçekten işini biliyor.İçinde yer alan espiriler güzeldi.Arada kitabın akışı sekteye uğrasada ve DNA değişimleri pek inandırıcı gelmesede sadece öyle ise öyle deyince yani kitabın tamamına bakınca güzeldi. Ah unutmadan Rome'un seksi olması kitapta çok vurgulandığı için beni çok sıktı. Tamam onu arzuluyorsun ama bir dur demek lazım. İstenen kendi durdurma, gerçekleri hesaba katma, hayal dünyasından çıkma gibi unsurların olduğu çok eylenceli bir kitap.

The Bringer
2/1026.02.2012

Baskı: The Bringer

kitap bana çok basit eldi. Melek diyorsan ben biraz daha derin düşünemlerini ve hareket etmelerini beklerdim. Bunlar sosyal yardımlara çalışan insanlar gibi mutlu son mutlu son. çok insani bir karakter verilmiş meleklere. Aşık olmasından bahsetmiyorum. bu ölümsüz varsayıla yaratıklar bu kadar insani ve basit, konuşmları da dahil, olammalılardı. çok sıkıldım okurken.Jamesin davranışları yapay gelemdi. Lucyninde öyle. Arloun kıskancı ile kötülüğü ve Sofinin kullandığı kelmeler daha iyi seeçilmeliydi. bunlar beklenen hareketler değildi açılçsı. ikincisi vara falan okumam sanırım.Ya ben bir melek(gerçi ruhunu satmış ama ilk yaptığında melekti yani) başka bir meleği cenneten kıza aşık diye atmasını beklemezdim. bu çok uygunsuz hissettirdi kendini. neyse beyenmedim yani. KISA BİR ÖZET. lucyda Kitabın başında bir Getirici ruhları cennetin kapısına getiriyor. en yakın arkadaşı Arlo. Max adlı bir ruh L'den oğluna,James,göz kulak olmasını istiyor be L'den söz alıyor. Getiriciler duygusuzlar ama L ne zaman Jamesi görse hssediyor. Jamesin bir kaza sonucu ölecek olması ile L onu kurtarır ve insanımsı bir bedene sahip olur ama beş parasız evsizdir. JAems onu evine alır bunlar aşık olurlar. Sonra Arlo gelir ve Lucyi gieri getirir. ona Jamesin(eski melek) Lucy bir melekken Getirici olma nedeni olduğunu sözyler bir insana aşık olmuştur. Lucy o an ihanetin acısı ile geri dönmek istemez ama iki hafta sonra Arlodan kendisini insana dönştürmsini ister ama Arlo hafızasını silip onu Avuzturalyaaya gönderir. orada Fex kılıgına girip Lucyi kendine aşık etmeye çalışor. sonraSofie adlı başka bir melek Jamesa gider 4 hafta sonra ve Lucynin yerini bildigini ve hafızasını geri getirebileceğini söyler. ve hep birlikte HAfızasını geri getirirler. Aniden Arlo gelir ve Jamesi öldürür. ve Lucye aşık oldugug Jamesın meleklikten çıkıp insan olamsına sebep oldugu falan ortaya çıkar. bunlar kavgaya tutuşur.Lucy acıya dayanamaz ve kendini kavganın ortasına atar. ama Sofi atarfından geri getirilir. mutlu son ölünce cennete geri kabul edilecekleri sözylenir. Arlo bir yerde hapis tutulur.

Baskı: Archangel's Blade (Guild Hunter #4)

Kitap gerçekten çok güzeldi arada biraz sıkıldığımı ititraf etmeliym. Aynı şeyler tekrarlandı ve Bu kendi şeytanlarını avlama şi çifter çifter oldugu için ve sex sahneleri bayagı bir uzatıldığı için ayyyyy dedirtti yani.Honorun reenkarnasyon olrak girmesi ilk başta şaşırtıcı idi ama sonr bu olayın uzatılmasıda boğdu. ama güzeldi okuması.Sonraki kitabı merak ediyorum.Elena ve Raphael iyi bu arad ama hala sorular var neyse baş edemeyecek gibi deiller zaten KISACA ÖZET Kİtap Dimitri ve Honorun hkayesini anlatıyor. İzinsiz vampire dönüştürülen bir kaç insanın ölü bulunması ve üzüerinde sifreli yazıların bulunması, Dimitriyi bir Guild hunter olan Honorla çalışmaya itiyor.bunlar bir birlerinden çok etkieniyorlar.Honor yaralı bir kuş. bu kız bir vampir tarafından kaçırılmış ama bir kaç vampir tarafından aylarca tecavüz edilmiş ve işkence edilmiş. sadece bu iş için kozasında çıkıyor. Her ne kadar Dimitri onu korkutsada, aralarındaki çekim bunları ilişkiyi ilerletmeye neden oluyor.Dimitri Honorun işkencecilerini buluyor ve onları cezalandırılması için teslim ediyor. ama bu arada hala izinsiz yapılmış vampirler ölü olarak geliyor. Dimitriyi kaçıran(vampir yapan karısını kızını öldürten 4 yaşındaki oğlunu dönüştürmeye çalışan ve Dimitriyi vampir yapan bir yıl boyunca Raphael ile bodrumda Dimitriyi tutan melek) İsis adlı bir meleğin(Dimitri öldürdü Raphael ile birlikte)eski bir oyuncağı bu vampirleri Dimitriden öc almak için yapmaktadır. kitabın sonuda bu adamı Dimitri öldürür. Honorda kendisini kaçıran Amoru öldürür.(anneside bir vampir ve kadın oğlunu sapıkç akullanmış 300 yıl boyunca delirtmiş) ve kitabın içinde ip uöçlrı verilen olay, yani Honorun dimitrinin karısının reenkarnasyon hali olduğu ortayaçıkar bunlar evlenme planları yaparlar ve Honoru dönüştürmeyi konuşurlar. birde sonraki kitap Ashwine veJavierin olablir.

Baskı: Kara Saray (Lanetli Sevgili,#2)

Kitap çok güzel bir hızla başladı ve hiç beklemediğim bir sonla bitti. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim, ama çok etkiendiğimi itiraf etmeliyim. Sonuçta okuduğum yüzlerce kitabın hiç birinde kız 2 kişiyi sevsede hiç birini seçemeden hayatına devam etmedi. gerçekten ve erkeklerde kızın iyiliği için onun gitmesine göz yummadı. Çok etkilendim. ÖZET Leslie torbacı bir abinin ayyaş bir babanın kızıdır. Abisi onu müşterilerine satıyor ve kız tecavüz ediliyor. Bunun üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen atlatamamış. Dövme yaptırmak istiyor, özel bir dövemeyi seçiyor. Yalnız bu dövme büyülü karanlık peri sarayının kralına ait. Bu dövme ile ölümlülerden Leslie aracılığı beslenebilecek. Aisline, yaz karliçesi ve Leslienin en iyi arkadaşı,onun periler iyi vesamimi olmasını istemediği için bu kimliği saklı tutuyor ve ona açık açık yardım edemiyor. Niall bu kızı sürekli koruyor ve ona aşık. Dövme bizim Leslie'ye yapıyor.Irial Leslie üzerinden besleniyor. Niall( eski bir karanlık saray üyesi ama ölümlülerin kendisini bağımlı olduğunu fark edince korkup yaz krallıgına sığınıyor.) yaz ve kış krallığında yardımla kendi kanı ve bazı büyülerden yapılan dövmeyi güneş ve buz ile bozuyor.Çünkü Karanlık saray beslenme sırasında insanları öldürüyor ve Lesli'nin bununla yaşayamayacını biliyor. Ama Irialda zevk için değil yaşamak için öldürüyor.(tüm karanlık saray Leslie'ye hayran onu çok seviyor onu mutlu görmek istiyor. Ayrıca bu büyü Leslie'nin acı, keder yani kötü duyguları hissetmesini engelliyor.) Irial Lesliyi gerçekten umursuyor ve seviyor dövme gidince Leslie ve Niall Lesliden onun isteği üzerşne uzak duruyorlar. Çünkü Leslie kendi hayatını istiyor ve perilerle yaşamaktan mutlu değil. Dövme gidince Irialla bir konuma yapıyor konuşmada bana söz verdin eğer bir ölümlüyü kendine bağlarsan beni mutsuz eder falan diyor. hem İrial hem niall gidiyor ayrılıyorlar hayatlarına devam ediyor. bir gün Irial, Niall'i izlerken yanına geliyor ve krallık gücünü ona devrediyor. ona göre Lesli onu değiştiriyor. ve Niall'i zaten ilk baştan beri kendi yerine atayacağını, yni onu hep sonraki kral olarak düşündüğünü söylüyor. Bunların ikide kızı kendi hayatını yaşaması için bırakıyor. Onlarca kitap okudum ama hiçbir kitapta kız iki erkektende birini seçmeden yoluna devam etmiyordu.Bu yüzden sonu çok değişik ve dahada büyüleyici geldi.

Baskı: Lover Revealed (Black Dagger Brotherhood #4)

Lover Revealed (BLack Dagger Brotherhood #4) J.R. Ward Bu kitap uzun zamandır listemde duruyordu. Bu günlerde bana bir hırs geldi ve bitirmeliyim dedim. Serinin önceki kitaplarını okuduğum için aşinalık vardı, ama karakterleri unutmuşum.Hatırlamam biraz vakit aldı. Kitapta bir kadın ve erkeğin aşkına odaklanırken diğer karakterlerin gözünden de olayları anlatıyor bu karakterler ister kötü ister iyi olsun anlatımda kendilerine yer bulabiliyor.Akıcı, sürükleyici bol bol dövüş ve aşk sahnesi olan bir kitaptı. Kitapta bir sürü karakter var bu kişileri takip etmek gerçekten özel bir çaba gerektiriyor. Dönüşümlü olarak olayların anlatılması gerçekten hoşuma gitti bu sıkıcılığı önledi Özelilikle John karakterine bayıldığım ve kitap sık sık onu gözünden de anlatıldığı için daha eğlenceli bir hal aldı. Kitabın konusuna ve kısa bir özetine gelirsek burada Butch ve Marissa'nın hikayesini okudum. Butch bir insandır ve ilk tanıştıkları andan itibaren Marissa ile aralarında bir çekim olmuştur.Çeşitli aksiliklerden dolayı anca bu kitapta olaylar gelişmeye başlamıştır. Önce Omega( Baş kötü) Butch'u kaçırır ve onu Kardeşliğe karşı kullanmayı düşünür ama işler onun planladığı gibi gitmez. Sonra Marissa'nın abisi onu evden atar. Buda Marissa'yı Wrath'tan yardım istemeye atar ve onu çok iyi karşılarlar. Kapanışta ise mutlu son. Kitapta beni rahatsız eden bir kaç şey vardı, Aşırı derece keder,seni seviyorumlar, ah her şey kötü olacak gibi olumsuz ve insana ağırlık yapan unsurlar vardı. Özellikle Butch ve Marissa'nın iki lafının birince "seni seviyorum" geçmesi beni intihar eşiğine sürükledi. Kitaba hakim olan bir hüzün unsuru var. ilk başta güzel ve yerinde olsa da tüm kitaba ve karakterlere hakim olunca boğuluyormuşum gibi bir hisse kapıldım.Genede okuması zevkli bir kitaptı. Eklemem gereken bir şey var ki oda kitabın sonu. Kitabın büyüleyici kurgusuna rağmen Marissa'nın ani bir kararla fikrini değiştirmesi bana çok zayıf geldi. Kitaba aykırı bir şeydi.Ah birde en sonunda Marissa'nın kendi bağımsızlığına sahip çıkması gerçekten rahatlatıcı oldu. Onu böylesine dişli görmek çok hoşuma gitti.Kitapta en sevdiğim sahne masaya elini vurup Havers'e artık dur demesi oldu.

Baskı: Osmanlı Kadın Alemleri

Kurşun dökmeyi bile anlattıkları harika bir kitap. ilk başladığımda ilgimi çok çekmişti ama ilerledikçe dahada ilgimi çekti pek derinlemesine bu olaylara dalınmadığı doğru ama verildiği kadarıyla beni eylendirmeyive kitaba bağlamayı başardı açıkçası.Yeni camiye gidipte ardından bu kitapta onunla ilgili ufak bir şey öğrenmek beni gerçekten çok sevindirdi. Merkezefendinin önünden haftada iki kez geçiyorum gidiş geliş dört, orada bir mezarlık varmış osmanlı zamanında hala var mı bilmiyorum. ama öğreneceğim

Baskı: İkiz Bedenler (Rizzoli & Isles, #4)

Kitap pek benim tarzım olmasa da güzeldi, anlatımı akıcıydı.Bir kitapta aradığım bir çok vardı.(özellikle sert kadınlar) Tek sorun olanları çoğu zaman önceden anlıyordunuz. Ballard'ın annaya aşık olması ya da Maura!nın annesini tekrar görmeye gidip babasının o canavar olması ya da Anna'nın Mauranın kardeşi olması. Biz bunları anında görüyoruz okuyucular olarak.Karakterlerin se bunu görmesi çok uzun zaman alıyor ve bu tür kitaplar beni sıkıyor. Bu ufak kişisel olayın dışında Kitap Dönüşümlü olarak anlatılıyordu bazen iki kadın arasında paslaşma yaşanırken bazende kurbanların bakış açısına yöneliyordu. Maura ve Rizzoli, Maura'nın yeni öğrendiği ikizinin cinayetini araştırırken bir dizi kaçırılma ve cinayeti araştırıyor. Kitabın temelinde Maura'nın aile ilişkisi DNA ve diğer şüpheleri yatıyor. Bu türü sevemedim.Yazarla ilgili belkide benim genelde okumadığım bir tür bu yüzden. En sonunda Bayan Purvis'in aklını başına toplaması çok güzel oldu. Boşanırlar mı bilmem, ki gönlüm boşanmalarından yan, adama her şey müstahak. Karısı kaçırılmış hala arabanın lastiğinin derdinde ALlahın öküzü!!! http://i221.photobucket.com/albums/dd112... Rizzolinin kocayı çok merak ettim. Belki sırf onun için tanıştıkları kitabı okurum, ya da ilişkileri hangi kitapta gelişiyorsa onu.Merak adama sevmediği türde kitapları bile okutturur. Şimdi düşününce belkide sıkılmama neden olan şey yazarın dönerek anlatmasıdır. Sadece önemli detaylar bize sunuluyor ve bu, karakterlerin dünyasından kopmamıza neden oluyor. Isınamama nedenimin bu olması çok yüksek.

ÖncekiSayfa 5 / 9Sonraki