ME
@merve0zcan

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Ruhun Ateşi (Ateş Serisi-2 )

http://www.kitabisevda.com/2013/07/14-ukg-turu-ruhun-atesi-rita-hunter.html Annesi babası öldüğünden beri Liliana -kuzen-, Sophie ile aynı evde yaşıyor, aynı onun kız kardeşiymiş gibi davranılıyordur. Ne yazık ki, fazla şımartılmış olmasından gelen bir kendinden eminlikle, Sophie'nin herşeyine göz koyan Liliana'nın en son gafı, Sophie'yi çileden çıkarıyor. Aynı onun önerdiği gibi evlenmek için gözüne kestirdiği bir lordu ele geçirmeye çalışıyor Sophie. Amacı Liliana'ya ders vermek. Ama işler hiç de onun umduğu gibi gitmiyor tabii. Ruhun Ateşi, Ateş serisinin ikinci kitabı. Ancak seri farklı karakterleri ele alıyor. Benim gibi ilk kitabı okumayanlar bir sorun yaşamayacaklardır. Ben gayet güzel okudum. Hatta daha da bir gizemi vardı kurgunun. Kim kimdir bilmediğim için daha çabuk adapte oldum -spoilerlerla ilgili problemlerim var-. Yukarıda da söylediğim gibi ben pek tarihi aşk romanı okumam, tür beni itiyor. Tur için Ruhun Ateşi önerildiğinde pek sevmesemde olur dedim. Zaten ben demesem, Romancekolik ve Yorumbaz bir kiralık katil tutup beni vurdurtabilirdi; hayatta kalmak istiyordum... :D kitabisevda"Böyle kaşlarınızı çatarak taliplerinizi korkutmaya mı çalışıyorsunuz Bayan Langford?" "İnanın bana bunun için özel bir çaba sarf etmiyorum lordum. Fakat benden kaçmak için hep bir neden buluyorlar." "Pek de kalbiniz kırılmış gibi görünmüyorsunuz." "Şeker yemiş bir at kadar kederliyim." Liliana kitapta ki çirkef, sürtük kuzen; asıl olay yaratan şahsiyetti. Aslında her şey onun yüzünden ürüyordu bile denilebilir. O olmasa Sophie'nin hayatı bu kadar karmaşık olmayacak, zavallı kız hayatını bir öküzle harcamak zorunda kalmayacaktı. Liliana aslında benim Brendan için uygun gördüğüm bazı özellikleri taşıyordu. Liliana'nın sebepsiz sürtüklüğünü çıkarıp, Sophie'nin saflığını koysak muhteşem olurdu. Kitap bildiğiniz deli etti beni. Neden mi? İlk önce Sophie'den gireyim olaya. :D Bir insan bu kadar su katılmamış salak olabilir mi? İlk 200 sayfa benim için bir aç bir kapa oldu. Oradan sonra su gibi aktı. Kitabın başından size ufak bir örnek vermek istiyorum. Demek istediğimi anlayacaksınız. Liliana'ya olan hoş görüsü bazen gerçekten sizi bunaltabiliyor. Hayatınızın 10 yıldan fazlasını bencillikleri ile rezil etmiş, her fırsatta ailenizi size karşı çeviren birine bu kadar müsamaha göstermezsiniz. Olayların akışı bazen çok çabuk dedirtti bana. Özellikle 115 ve 124'ü not ettim. Çünkü o sayfalarda geçen olay yüzünden ÜKG'nin çok başını ağrıttım. :D Anlatım bakımından akıcıydı. Yazım hatası gözüme çarpmadı. Önceki kitaptan tanıdığınız kızıl afeti de bu kitapta görüyoruz. Ancak benim ilgimi en çok Mimi ve onun cinsiyeti çekti. Gülümsememi, kitaba ısınmamı sağlayan nedenlerden biriydi. Kate'in meme takıntısı da benim için doruk noktalarından biriydi. Fifty'de gasplar varsa bu kitaptada meme olayı vardı. İlk 30 defada anlamıştık memelerinin güzel olduğunu kızam. :D Sonuç olarak bana türü neden sevmediğimi hatırlattı. Ancak nefret etmedim kitaptan, sadece sinirden, öfkeden kudurdum. :D Diğer arkadaşların yorumlarını azçok inceledim. Onlar bayılmışlar, o yüzden türü seven arkadaşlara öneriyorum.

Baskı: Doktor Uyku (Medyum, #2)

Doktor Uyku'da Danny Torrence ile birlikteyiz, ilk Medyum'da hayat buldu. Ancak bu sefer karşımızda ufak bir çocuk yok; en azından romanın büyük bir kısmında. Kitap Danny'nin geçmişini bize hatırlatarak, Overlook otelinden sonraki hayatından kısa kısa kesitler sunarak başlıyor. Dick'in ona nasıl tavsiyeler verdiğini, Overlook'un nasıl peşini asla bırakmadığını ve Danny'nin nasıl asla normal bir çocuk, ilerde ise nasıl asla normal biri olamayacağını defalarca gösteriyor King bize. Ve o nasıl gösteriş! Daha kitabın ilk 10 sayfasında, siz bir fansınız. Kelimenin tam anlamıyla bu kitapta yaklaşık 30 yıllık sürece ara ara bakarak Danny'nin çöküşüne, ilk defa yardım istediği ana, kendine yeni bir hayat çizişine ve Doktor Uyku oluşuna tanık oluyoruz. Onun gibi insanlarla tanışıyoruz ve nihayetinde onun da, aynı Dick'in dediği gibi, öğretmen olma zamanı geliyor. Danny'nin adım adım çöküşünü okurken iki ayrı bakış açısı daha bize rehber oluyor; "Onlar" (Kardeşlik) ve "Abra". Arada King gelecek olaylardan bize haberler vererek merakın tavan yapmasına ve tasvirleriyle sizi daha da etkisine almaya devam ediyor. Siz bazen bir çocuğun gözünden okuyor olabilirsiniz kitabı, ama emin olun yetişkinlerin bile baş edemeyeceği sahneleri detaylıca anlatıyor ve kafanıza yer edinmesini sağlıyor. Bu sefer Danny'nin başı belada değil. Kendilerine "Onlar" "Kardeşlik" adı veren bir grup yetenekli çocukları öldürüp, onların ışıltılarından vampir gibi beslenerek ölümsüzlüğe ulaşmak için otobanları fethediyorlar. Ve son hedefleri güçlü bir çocuk olan Abra. Daha bebekken Danny ile iletişime geçen Abra, başının belaya girdiğini anladığında yardım için Danny'e gidiyor ve birlikte bu tehlikeli insanlardan kurtulmaya çabalıyorlar. King'i okurken aklıma sürekli Neil Gaiman'ın nasıl hikayeyi ilmek ilmek ördüğü, farklı farklı hikayeleri kitapta nasıl birleştirdiği geldi. Neil'de sıkılırken King'de bu yoktu. İkisinin de kısmen doğaüstü konularda yazdığını söyle biliriz ama tabii tarzları ve ele aldıkları konular çok farklı. Stephen King'i daha çok okunabilir, aşık olunabilir bulduğumu inkar edemem. :D Gerçi Neil daha karizmatik... :D Doğaüstü şeyleri okumayı ne kadar sevdiğimi sık sık dile getiriyorum. Ancak King'in bunu olağan hayata enteğre edip bize sunması, "komşunun kim olduğunu gerçekten biliyor musun?" düşüncesini sinsice aklına ekmesi, daha da kötüsü, benim gibi otobüste giderken "acaba biri aklımı okuyor mu? Okuyorsa lanet olsun, hemen başka bir şey düşün, lalallala," diye düşünen birini daha da paranoyak yapacak şekilde anlatması gerçekten harika. Okurken güldüm, şok geçirdim -bir yerde harbi şok geçirdim-, hayran oldum, korkmadım ama ne olacak diye çok merak ettim, Danny'e de azıcık dibim düştü. Kitaba bayıldım. bu turda yer alıp, yıllar sonra değil de şimdi okuduğum için çok mutluyum. Çok gerçekçi yazıyor. Ustalığı da buradan geliyor. Kitabın sonu ise... Lanet olsun dedirtti bana... Tasvirleri, hikayenin kurgusu, insanlar arası ilişkileri ele alışı ve kadere olan inançları ile beni mest etti bu kitap. Korktuğu söyleyemem, arada güldüğüm su götürmez, Danny'e ve sahip olduğu ve sonradan kazandığı değerlere, temelde iyi oluşuna ise hayranım. Bu kitabın da filmi olur mu acaba diye çok merak ediyorum. Ancak kitabın ne kadarını ekrana aktara bilirler ki? Kısacası öneriyorum bu kitabı. Kısa tur vaktinden dolayı Medyum'u okuyamadım ama sıradaki King kitabım o olacak gibi duruyor... King'in ilk kitabını ve son kitabını okuyup aradaki farkı gördükten sonra bunu yapmamam imkansız olurdu zaten.

Baskı: Aynı Yıldızın Altında

http://www.kitabisevda.com/2013/07/ukg-blog-turu-ayin-yildizin-altinda-john.html Aynı Yıldızın Altında sanıldığı gibi sırf ölümü, kanseri bütün şeytani olasılıkları anlatmıyor bize. Onu okurken gülüyorsunuz, üzülüyor, sinirleniyorsunuz ve elbette ağlıyorsunuz. Sevgiyi, ailenin önemini anlıyorsunuz. Ölüme sırıtabiliyor, iki insanın nasıl bu kadar uyumlu olabildiğini düşünüyorsunuz. John yeşil gözlü bir canavar. John ezer. John ağlatır. John sövdürür. John tekrar tekrar okutur. -kitabın en yıkıcı anlarında ki duygularım. Hazel ve Gus bir maceraya çıkıyorlar. Peşlerinde de biz. Onları takip ediyoruz. Onlara aşık oluyor, onlarla beraber belki de bir parçamızı kaybediyoruz. Kurguyu kurgu ile özümsüyoruz. "O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum: Önce yavaş yavaş sonra bir anda." Kitapta, John'un da gayet güzel açıkladığı gibi kanserle savaş mücadelesi yok. Belki onu yendiğini sanan ya da onunla yaşamaya alışkın insanların hikayesini okuyorsunuz. Bir destek grubuna sırf ailenizi memnun etmek için gidiyorsunuz ve hayatınız değişiyor. Size kurtuluş sunmuyor. Ama hayatın neler getireceğiniz bilemezsiniz diyor. Augustus ve Hazel böyle tanışıyorlar. Bir birlerinin vaz geçilmez birer parçası olup kısa sürede bir ömürü yaşıyorlar. Onların hikayesinin yürekleri dağladığı gerçeğini kimse reddedemez. "Acı hissedilmeyi talep eder." Peki neydi yıldızlarında ki hata? Doğru zamanda yanlış bedenler de olmaları mıydı? Isaac gibi bir sona da boyun eğebilirlerdi. Acıları onları yaratmıştı. Bir birlerini buldukları için şanslıydılar... "Peki," dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek'imiz olur." "Peki," dedim. İlk geçen sene okudum The Fault In Our Stars'ı. Goodreads'tan biriyle beraber miydi? Öyle bir şey. Bu kadar yoğun, duygusal ve içten olmasını beklemiyordum. Asla beklemiyordum. Şok olmuştum. Hıçkıra hıçkıra ağlamış, yastığımı düşmanım bellemiştim. Çevirisi, şekli şemali ve başta kendisiyle çok sevdiğim, kütüphanemde bulunmasından tarifsiz zevk aldığım bir kitap. John'da çok sevdiğim bir yazar. Türü seven sevmeyen herkesin okuması gerekiyor. Okuduğunuz da hem niye daha önce okumadım diye hayıflanacak hem de neden başladım diye lanet okuyacaksınız. Okuyun. Okuyun. Okuyun. Anlatımı, çılgınlıklarıyla unutulmazlar arasına girecek. En azından ben girsin istiyorum. :D "Ah Hazel Grace, hiç sorun değil. Kalbimin senin tarafından kırılması bir onur olurdu."

Baskı: Everlasting Bad Boys (The Dragon Kin 0.5)

http://www.kitabisevda.com/2012/04/everlasting-bad-boys-dragon-kin-05.html Can't Get Enough, Shelly LAurenston (G. A. Ailken) Shalin ve Ailean'ın hikayesi; "Bizim sahip olduğumuz şeyi bulabileceğini düşünüyor musun?" diye fısıldadı, sesi uyuşuk geliyordu, vücudu onunkine yaslanmıştı. Ailesini kalbine yakın tutup Ailean fısıldayarak cevapladı, "O kadar şanslı olacağını sadece umabiliriz." İlk hikayeden olan bu alıntı bence kitabın ne kadar güzel olduğunu anlatıyor. Dragon Kin serisinin diğer kitaplarda adı defalarca geçen Ailean'ı okuma şansı bulduğum için çok mutluyum onun sevgili eşiyle olan ilişkisi öyle güzel ve büyüleyciydi ki kitaptaki diğer hikayeleri bayağı bir sönük bıraktı. Okumayı seven Shalin bir kütüphanede çıplak Aileanla karşılaşır ve Ailean onu öper kıskanç Prenses bunu duyar ve Shalini kuzeyli vahşi ejderhala gelin olması için satar ve Ailean gelir onu kurtarır onu aile evine götürür, yıllardır aralarında olan çekime direnmeyi bırakırlar ve birlikte olurlar, kitabın sonunda ise Prenses başka bir ejderha ile eşleşir bizimkiler de problemlerini aşarak mutlu sona ulaşır. Spellbound, Chntnia Eden İkinci hikayede bir cadı topluluğunu öldürmeye çalışan kötü bir büyücüye karşı çağırılan kiralık bir katil ile cadının hikayesi anlatılıyor. Fena sayılmaz ama ilk hikayenin de tadı olmadığı kesin. Turn Me On, Noelle MAck Üçüncü hikayede ise güneş ışığı olmaktan sıkılıp insan bedenine giren ve bir kıza aşık olan bir adam var. Bir reklam şirketi satıl almıştır ve çalışanına aşık olmuştur. Kız onun kimliğini öğrenince biraz panikler ama sonunda orta yolu bulurlar. Bu hikaye bana pek inandırıcı ve sürükleyici gelmedi sadece mantığını kavramak için okuduğumu söyleyebilirim.

Baskı: The Perfect Play (Play by Play #1)

http://www.kitabisevda.com/2012/04/perfect-play-play-by-play1.html Çok samimi, hareketli ve aynı zamanda romantik bir kitaptı. Özellikle aile için şakalaşma olan kitapları ayrı bir seviyorum. Kitap okurken bana biraz Breaking Dawn ve Shades Of Grey'i hatırlattı. Breaking Dawn çünkü Nathan adlı bir çocuk var ve yakışıklı kızın hayatına giren yeni bir erkek. Shades Of Grey çünkü kızımız zengin hayata adımını atıyor, çok seksi bir adam var. Benlki okuyanlar benim gibi bunu düşüneceklerdir. Kitap çok kıcı, pek komik olduğunu söyleyemesem de beklentilerimi karşılayan bir kitaptı. Tek sorun tavşanlardan beter olmalarıydı. Ayrıca anlayamadığım bir çok spor terimi vardı. Hani şu bildiğimiz amerika da elle oynanan futbol. Dikkatimi çeken başka bir öğe ise tam tamına kötü bir karakterin olmamasıydı. Liz'e yarı kötü diyebiliriz. Ama tam manasıyla kötü bir karakter göremedim. Tara 16 yaşında hamile kalıp çocuğunu tek başına büyütmüş bir annedir. Bİr gün davet düzenlerken ünlü fdutbolcu aynı zamanda playboy olan Mick ile tanışır aralarında hızla gelişen ilişki. Liz, yani Mick'in menejerinin Nathan'ın babasının uyuşturucu satıcısı olduğunu ifşa etmesiyle olaylar kötü bir sonuca gider

Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)

http://www.kitabisevda.com/2013/04/9-ukg-blog-turu-tatl-bela-jamie-mcguire.html Yorum çok daha süslü blogu ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum :)) ÖNCE Bu kitabı blog tur için seçmeden önce bir çok yerde gördüm. Sonuçta goodreads'ı can damarım olarak tanımlıyorum ve Tatlı Bela yaklaşık 100.000'den fazla okundu olarak işaretlenmiş. Yani kaçırmak imkânsız. İşin içinde aşk olduğu kesin ama ya ben size bu kitabı paranormal ve YA sandığımı ve böyle başladığımı söylesem. Hayır, hayır yüzüme tükürmeyin! Okuyorum okuyorum bir türlü doğaüstü olaylar olmuyor. Ama ilk şoku çabuk atlattım. O An Okurken çıldırdım desem? kitabın başı biraz hızlı gelişti bunu söylemek istiyorum önce. Her şey sanki asıl olaya gelmek için formalite olarak ardı ardına dizilmişti. Asıl konuya yani Kuduz it Travis ve Abby'nin tanışıp yakınlaşmasına, aşık olmasına gelince iki karakteri de parçalamak istedim. Karakterlerin görünüşünün pek tarif edilmediğini düşünüyorum. Kitabı okurken Abby'nin tam olarak nasıl saçı var ya da gözleri hangi renkti pek hatırlayamadım. Tabii Travis biraz daha fazla tanımlansa da diğer karakterler gibi oda eksikti. Kitabı okurken o kadar çok sinir oldum ki, o kadar çok Travis'in korumacı doğasına hayran kaldım ki... Abby'nin geçmişinin mükemmel olmaması, şu an ki halinin aksine geçmişinde o kadar sorunun yatması kitabı sevme nedenlerimdendi. Temposu sürekli değişen bir kitap. Kimin eli kimin cebinde azıcık kaybettiğiniz de bir kitap. Bazen karakterlerin cinsel kimliklerinden bile emin olamıyorsunuz. Bu gerçekten dedikoduya açık bir konu. :D Peki ya dövmeler? Kötü çocuğun vaz geçilmezleridir onlar. Motorsiklet? Beni de kap götür beni de sev Travis demek geliyor bazen insanın içinden. Aynı zamanda o kadar da kötü birisi ki. Tam bir playboy, onu sevmek Abby için aslında biraz kalp kırıklığına davet vermek gibiydi... Sanki Abby'i de sevmek kolaymış gibi... SONRASI Bitirdiğim de yüzümle bir gülümseme vardı. İçimde çok şiddetli duygular uyandırdı. Bu her kitapta olmuyor. Bu yüzden Tatlı Bela'yi önerilebilecek kitaplar listeme ekledim. Şuan yorumu yazarken bile gülüyorum.

Baskı: Sana Soyundum (Crossfire, #1)

http://www.kitabisevda.com/2013/02/7-ukg-blog-turu-sana-soyundum-sylvia.html Tutkunun ateşi önce ikisini, sonra bizi yakacak! Şaka yapmıyorum, kitap daha beni ilk sahnesiyle etkisi altına aldı. İlk 100 sayfa nasıl geçti bilmiyorum. Her yönüyle tatmin etti. İdeal bir uzunluğa sahipti. Gerek çetin ceviz Eva ve Gideon'un arasındaki konuşmalar, krizler olsun, gerek Cary'nin o gaylere bindirilen espirili hoş havası olsun okumaya bayıldığım, okumak için neden bu kadar beklemişim dediğim kitaplardan biri olup çıktı. Gri'nin Elli Tonu ile çok karşılaştırıldı ve ben pek bariz benzerlik göremedim. Belki erkek karakterler benziyor ama onun dışında ben Gideon'un Grey'e bin bastığını düşünüyorum. Hele Eva, bu tür kadınlara bayılıyorum. Geçmişindeki yaraları silemese de hayatına devam eden, çabalayan, korksa da bir sonraki adımı atan bir kadın. Ana'dan bunalıp daha gerçekçi bir kadın istiyorsanız, Eva tam size göre. Sadist yönüm onlar eziyet çekip, içleri paramparça olurken o kadar eğlendi ki. Okuruna göre bir kitap anlayacağınız! Erotizm kitapta önemli bir yer kaplıyor, ben bir yerden sonra türü sevmeme rağmen "Ay bu ne be!" dedim. Tavşan gibiler. Yapmadıkları yer kalmıyor. Çok da eğlenceli sahnelere gebe bu olaylar. Eva ve Gideon'un ilk tanışma sahnesi bile bence olayları özetleleyen bir durum: Eva yerdedir ve adamın ayaklarını görür önce, sonra cehennemden yükselmiş esmer, gri gözlü bir meleği incelemeye başlar. Bu sahneyi ilk okuduğumda kahkaha attım. Gideon'un çok yakışıklı, Eva'ın manken gibi olduğunu söylememe gerek yok. İkisi de sosyetik tipler. Belirli bir kültürel birikimleri, paraları ve problemleri var. En çok komiğime giden şey: Bu Gideon neden her binanın sahibi? Adam zengin kabul ama... Eva, Gideon'un sahip olduğu bir şeye adım atmadan nefes dahi alamıyor.Evi, iş yeri, yemek yediği yer, otel, spor salonu ZİNCİRLERİ... İki karakter de geçmişlerinde büyük olaylar yaşamış, bu onları kalıcı olarak yaralamış. Size bunları söyleyip kitabı mahvetmeyeceğim tabii. Ama bu tür olaylar bana göre değil diyorsanız iki kez düşünün diyorum. Kitabın çevirisine aşık oldum desem. Eğer hesaplarımda bir problem yoksa bu okuduğum ilk Türkçe'ye çevrilmiş erotik kitap. Gri'nin Elli Tonu'na şöyle bir bakıp "Laters, baby'ye ne demişler öyle" deyip şeytan kovarcasına kütüphanemin uzak bir yanına bırakmıştım. İlk sayfalar da "ben ne okuyorum" şokunu yaşadım, ama sonrasında hikaye beni öyle çekti ki aklıma bile gelmedi bu anlık şok. Türü seviyorsanız kaçırmayın diyorum. Daha kitabı bitireli bir kaç saat oldu ama ikinci kitabın hayalleri ile yanıp tutuşuyorum. 3. kitap çıkmadan okumayacağım!

Baskı: Cam Şato (Cam Şato, #1)

http://www.kitabisevda.com/2013/02/cam-sato-sarah-j-maas.html Celaena Sardothien, Yeraltının kraliçesi. Bir yıl tutsak kaldığı Endovier'den ruhunu satmak pahasına da olsa çıkmayı ve özgürlüğünü istiyor. Celeana 12 yaşından beri dünyanın en iyileriyle suikast için eğitilen, dünyanın en yetenekli belki en geç ve şüphesiz en ünlü suikastçisi. Kitabın sonlarına doğru onun yeteneğini daha iyi hissediyor neden bu adı hakkettiğini çok iyi anlıyorsunuz. Köle olarak geçirdiği bir yıldan sonra Kralın düzenlediği bu yarışma bir umut kapısı onun için, bir yılını daha o cehennemde geçirirse sağ çıkamaz. Arkasından komple kuranların, tehlikli suçluların arasından kolaylıkla sıyrılacağından emin, boşuna ona Kraliçe demiyorlar ama birileri kralın yaver adaylarını öldürmeye başlayınca soğuk bir korku içine işliyor. Kickass Lady var dediler geldik moduyla başladım Çam Şato'ya. Bir bakıma öyleydi de suikastçiler, ölüm, çeşitli suçlular, yaratıklar... Celaena'nın dramatik bir geçmişi var. Bunun haricinde kitabın çoğunluğunda bana şımarık bir kız gibi geldi, bu bir suikastçiden bekleyeceğim tavırlar değildi aslında. Ben daha soğuk, hesapçı ve taşlaşmış beklerdim ama Celeana'nın da büyüsü bu olsa gerek. Kitap paranomal bunu söyleyelim artık, bayağı bir süre belli olmuyor. Heyecanlı ilerlediği için bunun farkına varmıyorsunuz ama. Gene de kitabın biraz uzun olduğunu itiraf etmeliyim. oku oku bitmedi. O sonunda bir şeyler olacak, bekliyorsunuz, ama gelmiyor. Hele en can alıcı noktalar, yaverlerin yarışma sahneleri, kesiliyor. Bir yerden sonra bu da ayrı bir hayal kırıklığı oluyor benim için. Dövüş sahnelerine bayılıyorum. Cinayetler, kısaca gizem çok hoş yerlere götürüyor. Kitapta en sevdiğim yerler oraları oldu. Gizli yerlere.:D Celeana'yı kitap kurdu kahramanlar arasına katabiliriz, zira onca işi arasında kitap okumaktan kendini alıkoyamıyor. Chaol ile Dorian meselesi beni boğdu. Bence ikisi birleştirirsek tam bir erkek eder. Şu durumdaki halleri bence Celeana'yı tatmin etmez, çok zayıflar. Dorian'ın cazibesi kitabı okutan önemli öğelerden biri.

Baskı: Beni Seç (The Selection, #1)

Resim, video ve daha fazlası için linki ziyaret edin :)) http://www.kitabisevda.com/2013/02/beni-sec-kiera-cass.html 35 kız ve bir Prens, gerisini siz düşünün. Kedi kavgası kaçınılmaz, tırnaklar için törpü ister misiniz? America Singer, geniş boşlukları olan bir kast sisteminde büyüyen bir 5. Kendisi yetenekli bir sanatçı, 6'dan bir çocuğa ölesiye aşık: Aspen. Hem ailesine yardım için, hem de Aspen'in isteği üzerine her nesilde Prens için düzenlenen ve eş seçmesi için yapılan bir kurada yer alıyor. Hiç tanımadığı bir dünyaya ayak basıyor. 35 kızla istemediği bir yerde bir kuş misali tutsak tutuluyor. Üstelik hayatı her zamankinden daha zor ve ölüm tehlikesi her zamankinden daha fazla! Kalbi de kırık. Kitap Açlık Oyunlarına çok benziyor, amma velakin onun sertliğinden yoksun. Saray hayatı ise donuk. Yaratılan dünya bizimkine çok benzer; uçaklar, telsizler, televizyonlar var. Ama aynı zamanda derin bir kast ve krallık sistemi, açlık hüküm sürüyor. 4. dünya savaşını atlatmış, Amerika'nın kalıntıları üzerine kurulmuş bir ülke Illea. Kitabın ilk başında önce oradaki hayatı tadıyoruz. Gece çıkma yasakları, sınıf atlama telaşı, açlık... America (İsim beni öldürecek) ve Aspen kitabın başında favoriniz oluyor ama sonra Maxon ile tanışıyorsunuz. America ile aralarında hoş bir diyalog var: gülüyorsunuz, heyecanlanıyor ve sonra geriliyorsunuz. Onlar şakalaşırken sırıtmama engel olamadım. 35 kız olur da peki rekabet olmaz mı? Her zaman ki gibi bir baş cadı var. Ama kitapta çok derin içeriden bir suikast, hayati tehlike yok. Tüm tehlike dışarıdan.. Asiler... Sarayın tüm ahalisi biraz sığ olsa da özlerinde hepsi çok iyi. Kitabı heyecanlı buldum, kurgusu hoştu. Arada sıkıldığım anlar oldu, hiçbir karakterden hoşlanmadığım anlar da oldukça çoktu. Erkekleri özellikle yetersiz buldum. Maxon'un ve America'nın buluşmaları bir yerden sonra aşırıya kaçtı ve kitabın sonu ise kesinlikle beni tatmin etmedi. Ama aralarında geçen konuşmalar çok eğlenceliydi. O göz kırpmaları ise beni yordu. Eş olmadan arkadaş, anladım ama... America'nın kararsızlığı ise bir yerden sonra yordu. 2. kitap olan Elit'i merakla bekleyeceğim. Çünkü ortalık çok kızıştı son 6 kız! Kast sistemi: Aklımda kalanlar bunlar, eğer hatırladıklarınız varsa lütfen yorum bırakın tamamlamak isterim :) 1 2 3 4: Öğretmenler/eğitimciler 5: Sanatçılar (Açlık sınırındalar) 6: Hizmetçiler( Açlar) 7 8: Evsizler ---Asiler Kapağa bayıldığımı söylemiş miydim? Burada kısa bir video bulabilirsiniz :)) İlk tepkim: O Elbise mavi değil miydi o.O

Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)

Tutkulu, karanlık ve büyüleyici bir kitap Gölge ve Kemik. Farklı bir dünyadayız artık. Karanlığın hüküm sürdüğü, Krallık tarafından yönetilen, büyünün hakimiyeti ele geçirdiği bir dünya... Savaşsız olmaz tabii. Bu kitapta iyi taraf yok, sadece arada ezilen masumlar var... Güçlü sefasını sürerken... Alina kendi güçlerinden habersiz bir kız, sevdiceğinin hayatını kurtarmak için yıllardır zincir vurduğu güclerini serbest bırakıyor veeee voila hayatı aniden fırtınanın vurduğu bir kasabaya dönüyor.Yıllardır özendiği bir hayata adım atıyor... Tabii her şeyin bir bedeli var... Muhteşem kıyafetlerin, baloların olduğu, insanların ona şükür duaları ettiği bir yerde artık. İlk defa bir yere evim diyebileceği bir yer... Ama sonra işler daha da beter oluyor, olmasa şaşardık. Karanlıklar Efendisi nam-ı diğer Prens (Karanlık ya hani, Lucifer hani) Kitabın başından beri ondan şüpheleniyordum ama bunun olmasını beklemiyordum, kitapta sinirimi bozan iki unsurdan biriydi. Çok klasik bir hamle gibi geldi, hemde kitaba çok renk kattı. 2. part ise esas esas oğlan Malyendi. Kitabın ilk başında bile bu çocukta o gerekli sert, karanlık havayı bulamamıştım, Prens çıkınca heveslenmiştim sonra işler sarpa sardı... Kızın iki kişiye aşk olduğu hikayelerden hoşlanmıyorum. Kız da biraz daha sert olsaydı, rüzgarda savrulan yaprak misali... Dövüşme sahneleri ve dayak yemesi çok hoşuma gitti. Her şeyden ucuz kurtunca bir tatminsizlik duyuyor insan. (Nitekim sonunda biraz var.) Geyik olayı ise bence daha detaylı anlatılabilirdi, biraz eksiklik hissettim. Kitapta o kadar çok yabancı terim varki bırakın reçetesini tutmayı, 3 tanesinden fazlasını hatırlamıyorum. Bu yüzden biraz gizemli takılıyorum. Size önerim sizde takmayın. Kitabı yeterince iyi anlıyorsunuz. Kısacası, etkilendiğim bir solukta bitirdiğim bir kitaptı. Aşkı pek tatmin etmedese beklediğime değdi. Yazar çok hoş bir dünya yaratmış, acımasız sizi içine çeken...Tahmin edilemeyecek şeylerle sizi şaşırtan... Modern cihazlardan yoksun, büyünün kudretini hissettiren bir dünya. Bu yönden çok hoşuma gitti, ikinci kitabının daha iyi olacağını umuyorum.Gizemli karakterleri seviyorsanız okuyun derim. Hele de Lucifercıysanız.... Bence kız sonunda Prensi seçmeli. Neden güçlü kudretli ölümsüz kişilik varken normal olana aşık olur ki bu kızlar... Tabi o ufak problemi göz ardı edelim lütfen! Kitap Martı Yayınları tarafından gönderildi, teşekkür ediyorum. Bu tür etkinliklerin daha sık olması dileğiyle.

Mucize
8/1018.01.2013

Baskı: Wonder

http://kitabisevda.blogspot.com/2013/01/yorum-wonder-rj-palacio.html Çok az kitap sizi hem ağlatıp hemde kahkahalarla güldürebilir, kitabın adı gibi kendisi de, karakterleride birer "Wonder". Nezaketin, ailevi değerlerin, cesaretin ve sevginin tek tek önümüze konulduğu çok harika bir kitap. August Pullman'in(10) zorluklarla dolu hayatını okuyoruz. Yüzünde büyük ölçüde deformasyonla doğan Auggie toplum tarafından garip bakışlar almaya, parmakla gösterilmeye hatta bazen hakaretlere uğramaya alışmıştır -alışmış numarası yapmaktadır- Bu yaşına kadar evde eğitim görmüştür, ama 5. sınıfı artık okulda okuması gerekmektedir. 500 yabancı öğrenci. Auggie için okul hem bir kabul hemde mükemmel bir yer haline gelir. Önce Jack Will arkadaşı olur sonra Summer öğle yemeğinde yanına oturur. Çocuklar arkasında veba oyunu oynar, her günü bir mücadeledir. Problemler yaşarlar. Ama aşarlar. Wonder duygusal, komik ve sürekleyici bir kitap. 6 kişinin gözünden anlatılıyor. Gizli hiçbir şey kalmıyor. Augie kitaba "Yüzümü tarif etmeyeceğim, büyük ihtimalle tahmininizden kötüdür." diye başlıyor ve biz onu diğerlerinin gözünden okuyoruz. Kitabın sonunda ise nasıl göründüğü hakkında az çok fikrimiz oluyor. Nezakatin nasıl dünyayı daha güzel yaptığına dair o kadar çok söz, düşünce ve örnek var ki... Anlatımı, karakter çeşitliliği hoşlanmama neden olan şeylerden biriydi. Sizin gözleriniz sızlarken birden güldürebilmesi ise gerçekten harika. Kitabın sonu belki gerekliydi, belki gerekli gerekli değildi ama bende zorlama etkisi uyandırdı ve hoşlanmadığım tek şeydi kitap hakkında. Ah bir Justin Bieber'dan ufak bir alıntı var, yazar bunu yapmayacaktı... Wonder, NAIBA Book of the Year for Middle Readers ödülünü kazanmış 2012'de. Yazar Hakkında Palacio'nın ilham kaynağı bir gün dondurma dükkanının önünde gördüğü bir çocuk oluyor ve yıllardır istediği romanı yazma vaktinin geldiğini anlıyor.

Baskı: Limos - Mahşerin Dört Atlısı #2

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/10/limos-larissa-ione.html Ares'ten sonra Limos'u heyecanla beklemiştim, biraz hayal kırıklığı oldu açıkçası. Öncelikle yazım hataları vardı ve Türkçe'ye çevirilmemiş bir cümle gözünüze çarpıyordu. Bunun dışında kitabın yarısına kadar zor geldim. Yarısından sonrası ise su gibi aktı. Kötü diyemem ama çok iyi de değildi. Arik ve Limos beni pek etkilemedi. Öncelikle Satan'ın gelmesini ya da bir şekilde onunla gerçekleşecek bir yüzleşme bekliyordum, bu olmadı. Olmayınca da hayal kırıklığı yaşadım. Limos'un bekaret kemerine ne çabuk çözüm bulundu öyle demeden de geçemiyorum. Savaş sahneleri ise oldu bitti'ye geldi. Sürekli bir savaş vardı ama kitabın son sahnesi dışında bunlara adam gibi tanık olamadık. Aegis'in ise Salgın'ın tuzagına düşüp Regan'ı Than'dan hamile kalması için göndermesi ve "sen beni kirlettin" konuşması yerlere yatarak gülmeme neden oldu. Adam orada Bakirliğini kaybetmiş biz burda ne konuşuyoruz! Gece gece kahkahalarımdan ev inledi vallahi. Regan'ı sevdim. 3. kitabı sanırım sırf meraktan okuyacağım. Limos'un agimortusu da öyle çabuk bulundu ki. Google bu! Bu kitapta diğer atlıları da bol bol görüyoruz, içinizi rahat tutun. Ares, cehennem köpekleri, Cara, Than ve Lucifer bile... Limos'un terazi olayı bir kaç kez geçsede benim çok hoşuma gitti, ayrıca tüm yalanlarının bir bir ortaya çıkması aklıma 5 bin yıl boyunca nasıl vakit bulamadın sorusunu getiriyor. Kitabın kapağını ise beğenmedim. Öncelikle Limos'un gözleri mor ama kapakta bana kırmızı seçiliyor gibi geldi ve Saçları da siyah olmalıydı kahve tonları değil. Paranormal, erotik aşk hikayelerini sevenlere öneririm ama gerçekten beklentileriniz çok yüksek olmasın. Goodreads puanı gerçekten yüksek, ama çeviride bir şeyler ters gitmiş olmalı çünkü bu dünyaya gerçekten adapte olamadım.

Baskı: Zehir Ustası (Study, #1)

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/09/zehir-ustas-maria-v-snyder.html Zehir Ustası dün akşam elime ulaştı, gece yatmadan önce bir kaç sayfa okuyup uyumaya niyetliydim. Tabii işler umduğum gibi gitmedi ve gece 4'te hala kitabı okuduğumu farkettim. 3 saat uyuyup tekrar uyandım ve kitabı bitirdim. Çok akıcı, etkileyici ve biraz içinizi burkan bir kitap. Üçlemenin ikinci kitabı için gün saymaya başlamamak elde değil. Yelena'nın paranoidliği ve ürkekliği, yer yer Valek'in arkasına saklanması, savaşma ve yaşama isteğini asla kaybetmemesi beni çok etkiledi. Ah söz Valek'ten açılmışken, onur kodlarına sahip olan katillere bayıldığımı bir kez daha anladım. Yazar çok güzel ve heyecan verici bir karakter yaratmış. Yelena ile aralarındaki aşk biraz oldu bittiye getirilsede hoşuma gitti. Olayların gidişhatı beni hiç sıkmadı, ama bazen ilginçliğini kaybediyor. Biraz yavan bir hal alıyor ve bam! Birileri Yelena'nın peşinden geliyor, ölüm, korku, zehir... Ve cesur Valek superman gibi çıkıp işe el atıyor. Bir gölge gibi. Bende bir tane istiyorum! Valek'in Yelena'ın Kelebek Tozu ile kaçmasını önlemeye çalışmasının kısmen blöf olduğunu tahmin etmiştim, yani kanında dolaşan maddenin onu öldürmeyeceğini. Kitabın sonunda bunu itiraf etmesi beni pek şaşırtmadı. Zaten kitabın sonu biraz vasat bir şekilde bağlanmıştı. Suçlular ölüyordu, iyi herkes hayatta. İhanet edenler sonuçlarına katlanıyorlar. En azından onca şeyden sonra önemli bir kayıp bekliyordum. Ama olmadı. Neyse ki Valek'in kurnazlığı, pratikliği ve zekası beni kitabın sonuna kadar götürdü. En favori erkek karakterlerim arasına girdi. Yelena'nın geçmişi, Relad ile yaşadıkları beni üzdü. Ayrıca sarayda sürekli korku içinde yaşaması gerçekten kitaba karamsar bir hava katıyor. Kendilerini Yelena'nın koruyucusu olarak atayan Ari ve Janco bana biraz garip geldi. Karakterlere ısınsamda, kitapta kendilerine edindikleri yer pekde hoş değildi. Yelena'nın gücü tam olarak bu kitapta açıklanmıyor. Sadece onun zarar vermesini önlemeyi ve kendi zihnini korumayı öğreniyor. 2. kitapta bu konuya gireceğini düşünüyorum. Kitabın kapağını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Biraz renksiz ve kitabın tarzı hakkında biraz bilgi versede içeriğini pek yansıtmıyor.

The Giving Tree
9/1013.01.2013

Baskı: The Giving Tree

Çok hoş 5 dakikada okunabilecek bir şey. Duygulandırdı.

Roger Ackroyd Cinayeti
10/1013.01.2013

Baskı: Roger Ackroyd Cinayeti

http://kitabisevda.blogspot.com/2013/01/roger-ackroyd-cinayeti-agatha-christie.html http://bookwormmerve.tumblr.com/post/39510266184/the-murder-of-roger-ackroyd-hercule-poirot-4 Agatha Rocks!! Bunu dedim rahatladım vallahi. Kitabın sonunu bilmeme rağmen yüreğimi yerinden çıkartabilecek bir hikaye yazmış. Ben böyle polisiyeleri seviyorum işte, son ana kadar kendinizden bile şüphe edecek hale geliyorsunuz. Katilin kim olduğu belli değil, herkes potansiyel suçlu. Kitabın sonunda hadi ama, olabilemez dedirtecek şeyler bunlar. Gidip sonunu söyleyen hocamı boğazlamak istiyorum. Sakin bir kasaba ilk önce bir intiharla sonra da bir cinayetle sarsılır. O sırada şans eseri kasabada bulunan ünlü dedektif Hercule Poirot olaya dahil edilir, her şeyin inciğini cinciğini araştırır ve kitabın sonunda katili ortaya çıkarır ve sırf bununla da kalmaz ona garip bir teklif sunar. Nedir bu dedektiflerin tanrıyı oynama merakları, insanların hayatlarını ellerinde tutmaya bayılıyorlar, bende okumaya tabii ki. Sherlock Holmes'ü okuyacağım artık farz oldu. Çok heyecanlıyım. Kitapta kısada olsa bir aşk hikayesi okuyoruz ona, "Ayy, canım yaaa. Çok sevimliii..." demeden geçemedim. Hala da diyorum. Bayıldım sanırım bunu bir kez daha dile getirebilirim. Çok akıcı, eğlenceli bir kitap. Bir solukta da bitiyor hani kısacık. Bende bu aralar okuma şevki yok ondan elimde süründü. Bu türü seviyorsanız kaçırmayın!! Kitab-ı Sevda tavsiye robotu listesine eklendi! :D

Umut Işığım
8/1019.12.2012

Baskı: Umut Işığım

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/12/umut-isgm-matthew-quick.html Çok samimi, yürek burkan ve bir o kadarda akıcı bir hikayesi var Pat Peoples'ın. Eagles tutkunu, hedefi, delüzyonları, kayıp 4 yılı ve sapık takipçisi olan bir adam. Kitabın ilk başında bir çocuk okuyoruz, ne olduğunu bilmeyen, kendi kendine hareket edemeyen, hasta bir çocuk. Ama sayfalar aktıkça büyüyor, gelişiyor ve en sonunda Tanrının yönettiği bir film bitiyor, ama her son gibi, buda aslında bir başlangıç. Pat nedenini bilmediği bir olaydan ötürü akıl hastanesinde bir süre geçiyor ve kitap annesinin onu hastaneden çıkarmasıyla başlıyor. Pat öfkesini spor yaparak atıyor, ilaç içiyor, ara sıra öfke nöbetleri geçiriyor. Onu seven bir ailesi var. Günler geçiyor ve Pat'ın hikayesi açığa kavuşuyor. Sandığının aksine hastanede bir kaç ay değil 4 yıl kaldığını öğreniyor. 4 yıl!30 yaşında değil, aslına 35 yaşında. Her adım yeni şok ama alışmaya çabalıyor. Eski sevdası olan futbol taraftarlığına sımsıkı sarılıyor, yeni arkadaşlar edinip, eski arkadaşlarıyla görüşüyor. Bir savaşın hikayesi... Sonra devreye Tiffany gidiyor. Kocası öldükten sonra şok geçiren yetenekli bir dansçı... Tanıştıkları ilk gece kaba bir dille sevişme istediğini dile getiriyor, ama Pat evli, Nikki ile... Pat'in tek amacı var. Nikki'nin sevgisini geri kazanmak. Tek hedefi var eskiden olduğunu gibi fit olup, eski kişiliğinin aksine nazik biri olmak. Nikki böyle birini hakediyor. Nikki kendisi gibi kitap okuyan birini daha çok sever. Peki ya Tiffany kim? Neden onu takip ediyor? Neden onunla konuşmasada hergün onunla millerce koşuyor? Neden dans partneri olmasını istiyor? Neden? Pat'in umut dolu hikayesine gerçekten merak ederek başladım, yer yer duygulandım, güldüm, heyecanlandım, kızdım, ihanete uğramış gibi hissettim... Umut Işığım bana kendisini bir günden kısa sürede bitirten, adını gerçekten yansıtan, hani bir yerde gerçekten bitiş çizgisinin aslında başlangıç olduğuna inandıran bir kitap. Çok büyük bir merakla başladım ve hayal kırıklığına uğramadım, daha farklı bir şeyler beklediğimi hissettim. Büyük tutkular bu kitabı yönlerdiriyor ama iki kişinin anları delen bir aşkı yok bu kitapta. Bir birine ihtiyacı olan iki kişinin hikayesi var. Ve bence bu daha çok anlam ifade ediyor. Eğlenceli akıcı ve içinde istemediğiniz kadar amerikan futbolu olan bir kitap. Kütüphanemde kalıcı yerini garantiledi. Zor duruma düşeceksem yanımda Pat'inkiler gibi insanların olmasını isterdim. Kitabı bitirdim ve şimdi, film için bekliyorum. Ocak ayı bekle beni! Söylemeden geçemeyeceğim Pat'in gözleri kahverengi, afişe kanmayın :)) Ayrıca çok ama çok kaslı.

Obsidiyen (Lux, #1)
8/1014.12.2012

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/12/obsidiyen-jennifer-l-armentrout.html Okuyucu testi için linki ziyarte edin :)) Uzun zamandır gerçekten bir kitaba bu kadar büyük bir beklentiyle başlamamıştım, gerek orjinalini okuyan bloglar olsun, gerek DEX'ten paylaşılan bilgiler olsun yaklaşık 1 aydır kitap için meraktan ölüyordum. Eh birde yayınevinin kendisi Deamon'a öküz diye girişince bu merak tavan yapmayı bırakın Nirvanaya kadar ulaştı! Değdi mi peki? Cheshire kedisi gibi sırıtarak, tatmin olmuş bir şekilde evet diyorum. Size şöyle ifade edeyim; kitabı elime aldım ve bırakamadım, ertesi gün 5 de kalkacağımı bile bile saat 2'ye kadar okudum ve 3 saat uykuyla, bugün, benden daha mutlusu olamazdı. O bir öküz! O bir uzaylı! O gizli bir kahraman! O bir Adonis! Kimden mi bahsediyorum? Gönülleri fet eden bir öküzden, Daemon'dan! O bir Blogger! O bir kitap kurdu! O bir vahşi cazibe! Onun adı Katy :D Bu iki karakter beni gerçekten çok eğlendirdi. Aralarında geçen her sohbet çok eğlenceli, romantik ve bir şekilde Daemon'un öküzlük yapması ile son buluyordu. Katy'nin blog bağımlısı olması çok hoş bir ayrıntıydı :D Obsidiyen beni daha ilk sayfadan içine çeken bir kitap, Florida'dan küçük bir kasabaya taşınmış olan Katy, en yakın marketin yerini sormak için kapı komşusunun zilini çalıyor ve insana dilini yutturacak kadar yakışıklı, yarı çıplak ve bir o kadarda öküz Daemon açıyor kapıyı. Daha ilk karşılaşmada kıvılcımlar kopuyor ama işte Daemon ağzını açtığı an Adonis kılıklı bir canavara dönüşüyor. Ağzından her çıkan söz bir hakaret! Toplanıp dövsek mi, kaçırsak mı? İşin garip yanı bu öküzün bir o kadar da sevimli bir ikizi var, adı Dee. Kız kardeşi ile Katy hemen arkadaş oluveriyorlar. Ama bu kasabada, ikizlerde garip bir şeyler var. Bu gariplik Daemon'un Katy'nin hayatını kurtardığı bir gece ortaya çıkıyor. Aslında onlar uzaylılardır. Şok! Bu Katy için hiçbir şeyi değiştirmiyor tabii. Bir kaç ufak güç gösterisi dışında :D Kitap bana biraz Alacakanlığı hatırlattı, konu açısından değil, anlatımın ise alakası yok ama büyük şehirden küçük kasabaya taşınan, kendi güzelliğini bilmeyen bir kız; paranormal bir yakışıklıya aşık olur ve onun ailesi ile tanışır. Lise sahneleri, benden, bizden uzak dur sahneleri... Bunlar dışında tamamiyle farklı, bana kahkaha attırıp umulmadık tepkiler çalan, tutkuyla diğer kitaplarını bekleyeceğim bir kitap. Kitabı Daemon ile Katy okutuyor bu bir gerçek, aralarındaki çekim muhteşem. Karakterin üzerindeki tehlike geri planda, sonu ise biraz eksik ama boşverin bunu. Daemon! Bende bir uzaylı istiyorum! Peki bizler bu uzaylı öküzden kendimizede istesek -ki istiyorum-işaretleri nasıl tanırız? İşte burada devreye Uzaylı Öküz Tanıma Rehberi Giriyor :D *Nutkunuzu tutturacak kadar yakışıklıysa, *Yeşil Gözlüyse, *Üçüz ise ve üçüzlerle geziyorsa, *Kasları mükemmelse, *Kapısını çaldığınızda size özürlü muamelesi yapıyorsa, *Sizi öfkelendirmekten zevk alıyorsa, *Matematik dersinde sizi kalemle dürtüyorsa, *Karışık sinyaller veriyorsa, *Arada sırada ışık topuna dönüşüp, zamanı durdarabiliyorsa, karşınızda bir uzaylı öküz vardır, dikkat edin ya da üzerine atlayın. Bu kitabı bir an önce edinip okumalısınız ki birlikte Daemon diye ayılıp bayılalım. Çok sevimli bir öküz, tabii odun ve ayrıca hıyarda. Sen kızı öpüp sonra nasıl çekip gidersin be adam!

Baskı: Bazı Kızlar Isırır (Chicago Vampirleri Serisi, #1)

4 Kasım geldi ve işte merakla beklenen Blog turumuz! 3.kez Blog Turumuzla karşınızdayız! Türkiyenin ilk Blog Turu Ütopik Kızların Günlüğü ÜKG Birliği Daha önceden iki blog tur düzenlemiş, çok güzel tepkiler almıştık. Türkiye bir ilki başarmanın verdiği heyecan bu tepkilerle birleşti ve yolumuza 3. turumuzla devam ediyoruz. Bu sefer Optimum Kitaptan Bazı Kızlar Isırır'ı eleştirdik, yorumladık, test hazırladık. ÜKG Blog Tur hakkında buradan bilgi edinebilirsiniz!: Blog Tur Bilgi Daha önceki Blog Turlarımız için ise burası: Blog Turlarımız Devamı linkte!! http://kitabisevda.blogspot.com/2012/11/ukg-3-blog-tur-baz-kzlar-isrr.html?spref=fb

Baskı: The Savage King (Lords of the Var #1)

The Savage King Michelle M. Pillow Tür: Fütüristik, erotik, bilimkurgu, aşk hikayesi Seri: Lords of the Var #1 Sayfa: 200 Goodreads: 4.07 (486 oylama) Türkçe: Çevrilmedi Sevgili beynim vize öncesi sabaha kadar uyanık kalıp fütürist erotik roman okumamı buyur etti, bende kıramadım. Neyse ki güzeldi. Ben robot istiyordum ama şekil değiştiriciler denk geldi :)) Kitabımız uzayda geçiyor, gezegenler arası çalışan bir mafyayı yok etmesi için gizli göreve gönderilen Ulyssa olayların kendi kendini çözmesi ile gittiği gezegende mahsur kalıyor.En yakın zamandaki gemi 3 ay sonra geliyor. İşin kötü yani Val ırkının kralı tarafından hareme atılıyor. Neyse ki kral ölüyor ve onun seksi oğlu - şekil değiştirici- kral oluyor. Haremden ilk kaçış denemesinde Ulyssa, Kirill'e yakalanıyor ve ama ikinci denemesinde işler onun için sarpa sarıyor. Çünkü kaçmaya çalışırken askerlere Kirill'in metresi olduğunu söylüyor ve bu gezegende böyle şeyler çok önemli. Kısmen artık kralın birinci eşi ve eğer giderse ölüme mahkum edilebilir. Mecburen bir sonraki gemi gelene kadar bu "yakışıklı barbar" ile vakit geçirmek zorunda. Tamam, tamam... Durum o kadar kötü değil. Bu iki kişi birbirine aşık oluyor ama Kirill'in babası kadınların zayıflık olduğunu söyleyerek yıllarca adamın aklını yıkamış, bu yüzden sevgisini kabul edemiyor, zayıflık olarak görüyor. Ulyssa ise "görevim de görevim, evlenmek mi öcü" tarzı bir kadın. Kitabın olayıda bu. İstemem ben, ama yan cebim boş durumu yani. Devamı linkte :)) http://kitabisevda.blogspot.com/2012/11/the-savage-king-michelle-m-pillow.html

Aytaşı
2/1020.11.2012

Baskı: Aytaşı

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/11/the-moonstone-wilkie-collins.html The Moonstone Wilkie Collins Tür: Dedektif, Gizem, Aşk Hikayesi Sayfa: 640 Goodreads Puanı: 3.88 (18.199 oylama) Türkçe: Çevrildi. Aytaşı Bir zamanlar Hindistanın uzaaak bir köşesinde Aytaşı adlı bir mücevher varmış. kötü ama çok kötü bir adam bu taşı ona tapan insanlardan çalmış. Rachel adlı bir kıza doğumgünü hediyesi olarak vermiş. Ama bu değerli mücevher problemide beraberinde getirmiş. Eline geçtiği o gece gizemli bir şekilde elmas çalınmış. Tam 600 sayfa biz masum öğrenciler bu romanı okumak zorunda kalmışız, pardon hikayeler karıştı. Neyse efendim, Dedektifler çağırılmış, insanlar seferber edilmiş ama elmas bulunamamış. Arada aşkı uğruna intihar eden masum bir kızıda okumuşuz. Bir yıl sonra elmasın Rachel'ın nişanlısının ilaç etkisinde bilmeden çaldığı ve Grodfrey adlı bir vatandaşa babasının kasasına koyması için" uykuda" verdiği anlaşılmış. İşin garibi bizim saf aşık Rachel odasından elmasın nişanlısı Franklin tarafından alındığını görmesi ve bunu kimseye söylememesi olmuş. Böylede bir roman. Nasıl eziyetler çekerek okudum bu kitabı ve şki paragrafta olayı size anlattım. Mecbur değilseniz elinizi bile sürmeyin... Hayatımda bir romanı okurken bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. Sevgiler.

Alaska'nın Peşinde
9/1023.10.2012

Baskı: Looking for Alaska

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/09/looking-for-alaska.html Kitaba Goodreads'tan birinin önerisi ile başladım ve daha kitabın ilk sayfasında beni büyüledi. Kitap boyunca geçen ünlü bir sözü var Alaska'nın " How will I ever get out of this labyrinth" İşte bende onu merak ediyorum. John'un kitaplarını okumak hem kırık ve yetersiz bir hava bırakıyor bende, hemde okumadan edemiyorum. Büyük ikilem. Alaska'nın kitabında problemleri olan bir kızı okudum, sonunda bir kazada ölüyordu. Arkadaşlarının arkasından hissettikleri... Onun yarım kalmış hayatı... Aklımıza takılan sorular...Kitap ona aşık olan bir çocuğun gözünden anlatılıyordu, Miles, ünlü şahsiyetlerin son sözleriyle takıntılıydı. Büyüleyici karakterler, akıllıca yazılmış dialoglar ve sizi hem güldürüp hemde kafanızı duvara vurmanızı sağlayacak bir hikaye...Üstelik çok da güzel bir sonu var.

Baskı: Fifty Shades of Grey (Fifty Shades #1)

Bu kitabı çevirecek olana biraz acıyorum aslında. Okurken öldüm öldüm dirildim ve lanet olsun, sonuca bak! Adamı suçlamıyorum gerçekten ne de kızı suçluyorum. Ağlamadım, vallahi ağlamadım ama içimde gitti. Neydi o balonun adı Charlie Tango, onu o adamla gömesim var. Hep kızın bakış açısından anlatılıyor o yüzden. Yoksa suçlamıyorum adamı. "İçindeki Tanrıça" çok güldürdü beni kabul etmeliyim. Zengin olunca ana kahraman daha renkli oluyor. Yaşama derdine düşen adam romansdı, aşktı aramaz .Biz prenslere, CEO'lara, efendim Sheikh'lere takılıp kalalım. Kitap gerçekten çok hoşuma gitti. Paranormal olmasa da diğer sevdiğim bütün özellikleri taşıyordu.Dram, aşk her şey. Serinin sonu mutlu bitecek biliyorum ama kitapta mutlu bitmeliydi arkadaş. "Prensini bulabilmek için bir sürü kurbağa öpmek zorundasın" Kitap çok eğlenceli, akıcı, etkileyici ve seks doluydu. Son sayfalarda seksten çok bunaldım.Biraz daha az seks ile daha mutteşem bir kitap olabileceği kanısındayım. Ana ve Christian'ın hikayesini işledik. İngliz Edebiyatından yeni mezun olan Ana Christiandan çok etkilenir, yanlız Christian bir dominanttır. Bunlar birbirine şık olurlar ve en sonunda Ana bu hayatı kaldıramayacağını anlar ve bizim oğlanı terk eder. Kızımızın kızarmaları beni bitirdi.Christian'ın onu bu kadar karmaşık bulması kendi hatası bence, kız kitap gibi okunabilir cinstendi.Saf, temiz, dürüst... İkinci kitabıda okuyacağım sonra üçü. Kitabın yayın hakları alınmış, film ya da dizi olacağı söylentileri var. Şimdiden yerimi ayırttım. En kısa zamanda da Türkçe okumak nasip olur inşallah. http://kitabisevda.blogspot.com/2012/02/fifty-shades-of-grey-fifty-shades-1.html

Baskı: Fifty Shades Darker (Fifty Shades, #2)

Seriyi genel anlamda sevdim, ama iyi itiraf etmeliyim bazen öyle sıkıcı oluyor ki kafamda resmen saç kalmıyor. Dozu yerinde cinsellik severim, ama bu kitapta öyle çok var ki beni boğuyor.Seni seviyorumlar havalarda uçuşuyor ve kitabın gerçekçiliğini öldürüyor. Komik olduğu bir gerçek; eğlenceli, romantik (ama aşırı), ilginç. Yazarın dili gerçekten çok akıcı anlaşılır, beni sıkan şey ise cinselliğin çok yoğun kullanılması oluyor.Hikayenin konusuna ise resmen tapıyorum. Bu kitapta Ana ve Grey tekrar birleşiyorlar ve vanilya bir aşka yelken açıp evlenme aşamasına geliyorlar. Elene'nin nasıl bir s*rtük olduğu ortaya çıkıyor ve Grace bu ilişkiyi öğreniyor. Kitabın sonu gerçekten ilginçti. Üçüncü kitabı okumadan önce biraz ara vermek istiyorum, çünkü bu seri beni biraz sıktı. Okuduğum diğer yorumlardanda üçüncü kitabında bu şekilde devam ettiğini gördüm. Mia ve Ethan'nın bir ilişkisi olmasını gerçekten çok istiyorum (Ve yer yer bu dünyada yalnız kalan bir tek benim diye üzülüyorum, neyse onlar mutlu olsun yeter.) *Grace'in Elene'yi tokatladığı sahne süperdi doğrusu. Grey'in böyle hızlı bir değişime girmesi beklediğim bir şey değildi. Aslında ben Ana bu yola sapar diye düşünüyordum; ama bir nevi öylede oldu bir orta yol bulundu. Bİr Chalie Tango balonuda ben istiyorum. Tek isteğim bu kadar yoğun cinsellik olmasaydıda sıkılmasaydım.

Baskı: Her Dark Angel (Her Angel #1)

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/09/her-dark-angel-her-angel-1.html Her Dark Angel (Her Angel #1) Felicity E. Heaton Tür: Aşk Hikayesi Sayfa: GR Puan: 3,67 Puanım: 4 Amazon'un Freebie kitaplarından biri Her Dark Angel. Bir kaç gün önce rast geldim ve indirip başladım. Apollon adlı cehennemde görev yapan bir melek ve Serenity adlı sevgilisi tarafından aldatılmış bir cadının arasında geçiyor. Sıkılmadan okuyabildiğim bir kitaptı. Serenity, kalbi kırık cadı, Bir büyü yapıyor ve intikam alması için Apollon'u çağırıyor. Apollon ise efendisinin sandığı bu çağrıyı hemen kabul ediyor ve dünyaya geliyor. Kızın intikamını alıyor ve mutlu mesut yaşıyorlar. Apollon karakterine yakışır biçimde karizmatik yazılmıştı, zaten kısa bir hikaye pek tanıma fırsatı bulamıyorsunuz ama hoşlandım kendisinden. Serenity ile ilişkileri biraz çabuk gelişti ama zaten bende fazla problem beklemiyordum açıkçası. Hoşuma giden bir sahne vadı hala gülerim. Hiç orginal değil ama... Serenity uyuyamayıp kalkıyor ve bizim Adonis kılıklı meleğimizi kanepesinde uyurken izliyor ve sonra uyanmaya başlayınca bir çocuk gibi odasına kaçıyor, çarşafıda kafasına çekiyor, sonra Apollon geliyor ve onu izlediğini bildiğini söylüyor. Bu sahne beni güldürdü. Anlatımıda pek güzel değildi, güzel desem yalan olur çok stereotip cümleler kullanmıştı yazar. Aklıma takılan ikinci bir şey ise bu cadı ve melek bir birlerini soyma yarışına giriyorlar ve Apollon kızın Topuklu ayakkabılarını büyü ile yok ediyor ama kız (Topuklu sonuçta) hiç sendelemeden, düşmeden orada dikilmeye devam ediyor. Buda beni rahatsız etti işte. Hep düşünüyorum samimi sahneler çok aşırı olunca (ki bu kitapta 3-4 kere) onları tek ben mi atlıyorum diye. Bir defa okumakta sorun yok ama çok olunca insan sıkılıyor. Bu yüzden ben atlıyorum. Bu kadar şey söyledim birde "güzeldi be" diyeyim. Benim gibi bu tür kitapları seviyorsanız okuyun derim ama beklentiniz çok olmasın. Yok sevmiyorsanız hiç okumayın :) Seri: Her Fallen Angel (Her Angel #2) Her Warrior Angel (Her Angel #3) Her Guardian Angel (Her Angel #4)

ÖncekiSayfa 1 / 9Sonraki