ME
@merve0zcan

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Chicks Kick Butt
5/1021.05.2012

Baskı: Chicks Kick Butt

Bu yazı ayrıcaKitab-ı Sevda da yayınlanmıştır. Onca hikaye arasından ikisini ya da üçünü güzel buldum. Sıkıldığım bir antolojiydi. Özellikle sert kadın karakterleri seven bir okuyucuyum, kitabın daha çok hoşuma gideceğini düşünmüştüm. Antolojide yer alan hikayeler bunlar. Shiny by Rachel Caine In Vino Veritas by Karen Chance Hunt by Rachel Vincent Monsters by Lilith Saintcrow Vampires Prefer Blondes by P. N. Elrod Nine-Tenths of the Law by Jenna Black Double Dead by Cheyenne McCray A Rose by Any Other Name Would Still Be Red by Elizabeth A.Vaughan Superman by Jeanne C. Stein Monster Mash by Carole Nelson Douglas Wanted: Dead or Alive by L. A. Banks Mist by Susan Krinard Beyond the Pale by Nancy Holder Bu kitaptaki yer alan hikayelerdeki bazı seriler ile daha önce tanışmıştım, bazı yazarları sadece duymuştum ya da kitaplarını okumuştum. En çok sevdiğim hikaye ile başlamak istiyorum: Lilith Saintcrow, Monster Leonidas (Eleni) bir koruyucu, sanat konusunda yetenekli bir grup çocuğu hayatı pahasına koruyor ama bu çocukların öldürülmesi ile intikam peşine düşüyor. İnsanları pek umursamıyor. Bİr gece yaratığından beklenen bir hareket, Acımasız vahşi ve muhteşem. Gerçekten beni etkiledi, tek üzüntüm bu hikayenin bir seri olmaması. In Vino Veritas, Karen Chance. Dorina Basarab serisinin dünyasında yazılan bir hikayeydi. Dory çin mafya vampirleri ile çakışır Louise Cesare, bizim dünya yakışıklısı ve sadık efendi vampirimiz onu kurtarmaya gelir. Hikayede eğlenceli bir hava hakimdi gerçekten okuması çok zevkliydi, ayrıca Dory'yi ne kadar özlediğimi bana hatırlattı. Aralarında geçen aşka dair konuşmalar ve Dory'nin sarhoş hali beni hikaye boşunca kendimden aldı götürdü. Hunt, Rachel Vincent Ana karakterimiz Abby Wade adlı bir şekil değiştiriciydi. Arkadaşları ile çıktığı kampta bir grup avcı arkadaşlarını öldürür. Sağ kalan en yakın arkadaşı için hayatını tehlikeye atar ve onaların peşinden gider. Aslında avın kendisi olduğunu anlar. bu olaylar sırasında gücünü kullanmayı ve cesur olmayı, kendine güvenmeyi öğrenir. Sürükleyici ve ilham verici bir hikayeydi. Bu 3 hikaye ve belki "Shiny - Rachel Caine" kitapta beni etkileyen, dikkat çeken metinlerdi. Bu kitaba ayırdığım vakte biraz acıyorum aslında. Büyük umutlar ile başlamama ragmen biraz hayal kırıklığı oldu. Kadın karakterler - bir kaçı hariç- bize başlıkta sunulan gibi sert değildi. Bağımsız ve cesur oldukları söylenebilir ama önerilen tarzda değildiler

Baskı: Beauty (Anita Blake, Vampire Hunter #20.5)

Bu yazı ayrıcaKitab-ı Sevda da yayınlanmıştır Kiss The Dead'in ön okumasıda içinde bulunan kısa bir hikayeydi Beauty. Anita JC ve Asher banyoda, o meşhur siyah küvette haşır neşir olurken onların hislerine,bir birlerine olan bağına ve anılarına göz atıyoruz. Karkaterleri hatırlıyoruz. Gerçekten çok güzeldi. LAurell gene sahneyi öyle güzel çizmiştiki sanki bende onalrda birlikte küvetteydim.Ah keşke! Aynalar sanki hem geçmişi hem de o anı temsil ediyordu. Bulduğum tek sorun yazar aynı şeyleri gerek kitabın içinde gerek serinin içinde çok tekrar ediyor. Bu beni seriden gerçekten çok soğutuyor. Yeni okuyuculara kolaylık sağlayabilir ama bir fan olarak gerçekten rahatsız oluyorum

Call Girl Princess
4/1021.05.2012

Baskı: Call Girl Princess

Mikala hayatın tadını çıkarmak ve bağımsızlığını kutlamak için bir iş bağlayıcı olur, tabi bu işlerin sonu çoğunlukla seks ile bitmektedir. En iyi arkadaşıda bu suruma merak salmıştır. Müşterilerinden para alır muhteşem bir gece geçirir ve yoluna devam eder. Omzuna sorumluluk yüklenene kadar bu hatatın tadını çıakrmak istemektedir.

Baskı: Deadlocked (Sookie Stackhouse #12)

Deadlocked bitti, keşke bitmeseydi! Sookie'yi okumayı ne kadar özlediğimi hatırladım. İşler öyle çıkmaza girdi ki! Eric asla bir numaralı vampirim olmayacak! Bill asla gözümde o ilk zamanlarda sahip olduğu değeri kazanamayacak! Alcide'in asla güçlü bir lider olduğuna yazar beni inandıramayacak! Sam bir türlü kendisi için doğru kadını bulamayacak. Jason hep bir şıp sevdi olarak kalacak! Yazarın son kitapları kurgusu ve olayları bağlayış yöntemiyle beni büyülüyor. Öyle güzel yazıyor ki! Vampirler ve şekil değiştiricilerle başlayan macera nerelere geldi! Ne ölüm tehlikeleri atlattı Sookie, ne aşk acıları yaşadı. İlk kitaplar ile karşılaştırırsak yazar gerçekten kendini aşmış durumda.Serinin final yapmasına çeyrek kala keşke bir kaç kitap daha olsa diyorum. Cluviel dor: Kendisi ve sevdiği kişi ile ilgili herhangi bir dileği gerçekleştirebilen bir dilek hakkı, peri büyüsü. Bu kitapta Sookie en sonunda hayır demesini öğreniyor, çevresinde ki insanlar mutlu sonlarını buluyorlar. Ama Sookie bir türlü Eric ile mutlu sona ulaşamıyor. Bir kraliçe Eric'e göz dikmiş durumda. Eric'in efendisi bir kraliçe ile evlenmesi üzerine anlaşma yapmış, her ne kadar Sookie ve Eric onu öldürsede anlaşma hala geçerli. Ve Eric Sookie'nin Cluviel dor ile bu evlenme sorununa bir çözüm bulmasını istiyor. Ama Sookie mantıklı bir genç kadın, Eric'in kendi seçimlerini yapıp onun yanında kalmasını istiyor. Kitapta bir kurtkadın ve Peri işbirliği yapıyor. Eric evinin önünde ölü bir kadın buluyor. 10 dakika önce Sookie'nin gözünün önünde kanını içtiği bir kadın... Claude, Sookie'nin peri kuzeni tüm o bencilliği ile Cluviel dor'un peşinde. Artık tüm periler sonsuza dek dünyadan uzakta. Sookie gene başladığı yerde, ama daha çok parası ve daha çok yarası var. Serinin sonu için mutlu bir son istiyorum. Eric'in kraliçe ile evlenme işin hallolmasını. Eric'in en sonunda Sookie'yi seçemesini, sürekli ona bir piyon muamelesi yapmamasını istiyorum. Bill'i saymayalım bile, ondan hiç hoşlanmadım. Sam ise sadece arkadaşı, hep öyle kalsın. Alcide'in gözümde hiç değeri yok açıkçası. Hadi Charlaine, bizi yarı yolda bırakma. (India ve Pam arasında bir şeyler olursa hiç şaşmam)

Baskı: Dark Side of Valor: A Novel

Gerçekten harika bir romandı. Özellikle çok ciddi konular üzerinde duran bu kitabın içinde mizah da vardı.Yer yer hikayeden sıkılmış olsam da 80. sayfadan sonra nasıl bitirdim anlayamadım. Yer yer dili biraz garip geldi, ama okuması çok zevkliydi. Ana karakter gerçekten muhteşem çizilmişti. Onun savaşçı kişiliği ve aynı zamanda ağlayabilmesi gerçekten beni büyüledi. Yazar zayıf olmadan bir karakterin ağlayabileceğini bana gösterdi. Kitabın sonunu biraz abartılı bulmakla beraber her şeyin mutlu sona bağlanması beni gerçekten rahatlattı. Kitabın ikinci bölümü benim favorimdir. Nedeni is Harlequin tarzı romantik olayların anlatılmasıydı. Özellikler erkek karakterimiz Elijah tam anlamıyla bir dominant erkek ve bu ikinci bölümde onun Lelia'ya karşı olan tavırları beni kitaba bağlamayı başardı. Ne söyleyebilirim, ikili ilişkileri okumaya bayılıyorum. Gerçi seni seviyorum o kadar çok kullandı ki beni kendinden soğuttu. Kitap ilk başta evden kaçan bir kızın hayatını anlatırken kendi kız kardeşi gibi gördü yol arkadaşının aynı silahtan çıkan ikinci kurşun ile öldürülmesiyle 11 yıl sonrasına atlıyor. burada Sudan'a kaçırılıyor, onun ününü kullanıp insanların desteğini kazanmak isteyen bir liderin kölesi olmaya zorlanıyor. Ama sonra iyi bir insanın yardımı ve iki erkek ile beraber kaçıyor. İşte kitap burada yön değiştiriyor. Bu iyilik sever kadın, Lelia bilmediği bir yerde vahşi bir ormanda kabilede hayatta kalır.Tek başına değildir.Sorun şu ki kalbini kaptırdığı adam Elijah onun için gizli planları vardır.

Baskı: Sins of the Heart (Otherkin #1)

Gena Showalter ve Sherriyln Kenyon tarzı bir yazar... O karamsar hava bu seride de var. Karakterler çok hoş. O Olmazsa olmaz aşk tam benim istediğim gibi. Başı sıkıcı olsada kitabın ortalarında hareket kazanıyor ve sonra gene yavaşlıyor. Sonu pek tatmin edici gelmesede kurgusu ve anlatımı gerçekten hoş Özellkle erkek karakterimizin Dagan'ın elinden düşürmediği lolipop beni gerçekten mest etti. Roxy'ye uzattığı an gülmekten ölmüş durumdaydım. Yunan mitolojisine az çok alışkınızdır, dönemimizin çizgi filmleri ve bulmacalardan güneş tanrısı Ra'ya ya da diğer tanrılara. Kitabın içinde Hades'i ve çeşitli mısır mitolojisine ait kavramları bulabiliyosunuz. Ben pek tanıdık olmadığım için başka mitolojilerede gönderme yapılıyor mu emin değlim. Ama bu kadar yabancı kavramın olması hem beni sıktı hemde alışınca ilgimi cezbetti.Kitapta karakterlerin amaçlaırnı son anlara kadar pek farkedemediğimi anladım. Sürekli bir şey oluyor ve sonra uzun bir duraklama anı yaşıyorduk. Ana karakterimiz Roxy ise sert olmaya çalışan zayıf bir karakter gibi geldi ve ondan pek hoşlanmadım. Ve bunun aksine onun hocası Calliope'ye bayıldım. Başlardfa ikinci kitabı okumayacağım desemde, kitabın sonunu okuduktan sonra ikinciyi okumaya karar verdim. Roxy bir arkadaşının yardımıyla kaçırılmış 19.5 yaşında bir kızdıe Elleri bağlıdır ve ölümünü beklemektendir. Eğer Dagan zamanında gelmeseydi tacevüz edilip öldürülecekti. Dagan bir ruh toplayıcısı en şeytnai ruhları alıp babasına beslenmesi için götürüyor. İlk bakışta bu gencecik kıza abayı yakıyor ve onu bir Aset Kızı olmasına rağmen kurtarıyor. Hayatına yön vermesi için para bırakıyor. Tek sorun kızımız onu ısırıyor ve kanını içiyor.Bir aset Kızı ruh Toplayıcının düşmanıdır. İşte ikilimiz bu gibi sorunlar ile upraşıyorlar. 11 yıl sınra Dagan'ın erkek kardeşi öldürülmüştür ve bu olay ikiliyi gene karşı karşıya getirmiştir. yıllarca süren rüyalar, yalnızlık ve o çekim en sonunda adım adım ortaya çıkmaya başlamıştır

The Kitara Diaries
6/1003.05.2012

Baskı: The Kitara Diaries

İlginç bir kısa hikayeydi. Başı biraz karmaşık. ARaya bir kaç bin yıl sokup sokup anlatıyor yazar, ama sonra aniden olayı kavrıyorsunuz ve aşk giriyor olaya sırlar. Hoştu ama biraz yorucu. İçinde çeşitli paranormal yaratık var elf, elemental vs Kitty insan ruhlarını yönlendiren, çeşitli elementlerden var olmuş güçlü bir varlık. Sevdiği adam tarafından kullanılmasını anlatıyor ve kendi kimliğini bulması. Adamında onu sevmesine ragmen yalanlar affedilemez, ikiside mutsuz oluyorlar, özellikle :kittin binlerce yıl bu yanlızlığı her anında hissediyor. Kısacık bir hikayeyi o duyguyu yükleyebilmesi gerçekten harikaydı.

Baskı: The Cannibal Princess (Psy-Changeling #1.5)

Psy serisinden ufak bir hikaye. İlk kitaptan sonra Sascha ve Lucas'ın hayatına ufak bir göz atıyoruz. Bu ikiliyi nasıl özlediğimi hikayeyi okuyunca farkettim. Özellikle Tammy'nin ikizlerini. Okumayan herkese okumasını tavsiye edeceğim harika bir seri!

Baskı: A Conversation (Psy-Changeling #7.5)

Mine To Possess ten sonra geçen bir konuşma... Zane ve Teijun kediler ile olan anlaşmanın iyi gitmesine şaşmaktadırlar. Artık çocuklar iyi eğitim alabilecekler... Ben iyi gitmesine şaşmadım da onların bu kadar şaşırması beni etkiledi. Kimseye güvenememek kötü olmalı.

Baskı: Desire Untamed (Feral Warriors #1)

Kitaba büyük umutarla başlamıştım. Özellikle girişte şok etkisi yaratmıştı. Ama kitap ilerledikçe önce ana karakterimizin Kara MacAlister'ın çok korkak olduğunu gördüm. Bunu bir tür büyüye bağlamıştı yazar ama kitabın bu yönlerini hiç inandırıcı bulmadım. Özellikle karakterler arası konuşmalar hiç yaratıcı değildi ve sürekli "I love you" tarzı konuşmalar ise inanmadığım bir aşkı bana satmaya çalışıyordu. Dediğim gibi kitaba büyük umutlarla başladım. Güzel bir girişi olmasına rağmen bu böyle devam etmiyor. KArakterlerin çeşitliliği gerçekten hoş. Yalnız sayı bir türlü tutmuyor. Bİr 13 kişiyiz diyor sonra 9 ve sonra 10. Ben belki yanlış anladım. Karakterler şeklini aldıkları hayvanların adlarını taşıyorlar. Lyon (lider), Jag, Tighe, Foxx, Hawke, Wulfe, Hougar, Paenther,Vhyper ve bir filamingonun bedenine sıkışmış olan pembe tüylü Pink. Bunlar Feral Warriors takımı ve onların Radiance (aydınlık) olan Kara... "Sen bizim Aydınlığımızsın, bizim gücümüzün rehberi. Bizim hayatlarımızı elinde tutuyorsun" Kurgu dışarıdan bakıldığında hoşunuza gidebilir. Ama yazar anlatmaya başlayınca olaylar inandırıcılığını kaybediyor. Her şeyin gereksiz bir yere sekse balanması da beni bunaltı. Karakterlerin sevişme istegi ile ilgili bir sorunum yok ama mantıksal olarak açıklandığında, açıklama bana yeterli gelmedi. Yazarın diğer ünlü serilerin yolundan gitmeye çalıştığı hissine kapıldım. Zorlama olduğunu hissettim. Bir başka konu ise Aydınlık adı ile anılan bu karakterin ölmüş adamları tekrar hayata gertirmede çok başarılı olmasıdır. Mucizeler bekliyoruz bu tür kitapları okurken ama bir sınır içinde olan mucizeler daha hoş oluryor ya da belirli bir zamana yayılarak yapılınca daha inandırıcı oluyor. Kitabı sırf inadımdan bitirdim.Üzgünüm ama bu kitabı öyle pek kimselere önermem. Kara kendini insan sanan ama aslında Theries ırkının bir üyesidir. Kendinden önce ki Aydınlığın ölmesi ile güç 3 ay önce gögsünde belirenb ir işaretle onun olmuştur. Artık doğa ananın sunduğu gücü Daemonlar ve diğer gölge tarzı yaratıklarla savaşan Vahşi Savaşçılar'a (Feral Warriors) aktarmakla yükümlüdür. bu savalçılardan biri onun Eşi olacaktaır. Ama büyücü olam mageler işin içine girer ve tüm kahramanlarımızın hayatını tehlikeye atar. Savaşçılarımızın evinde bir casus vardır.

Sleep Stalkers
9/1003.05.2012

Baskı: Sleep Stalkers

Sayfa:266 Yayıncı:------- Yayın Tarihi: 7. 02. 2012 Dil:İngilizce Puan:5/5 Türkçe: Çevrilmedi Gerçekten bayıldığım bir kitap , paranormal seven herkese öneririm. Öyle romantik, can alıcı ve hüzünlü bir hikaye var ki anlatamam. Karakterlerin acısını içinizde hissediyordunuz. Onların sevgisini... Ve kitabın sonunda hem bir kayıp duygusu hissedip hemde mutlu olabiliyorsunuz. Kitapta üç anlatıcı var. Luke ile başlıyorum. Yıkılmış, hayattan umudu kesilmiş, o derin çukura düşmüş düşecek bir adam. Gecenin bir yarısı, bir İblisin bedenini devletegizli teşkilatına teslim etmek için gitti bir binada Dave ile karşılaşır. İşte herşey burada bir U dönüşü yapar. Dave kızının bir iblise dönüşünü ve minion tarafından öldürlmesini izleyen bir baba, yıllar geçmesine ragmen acısı hala taze. Luke ile karşılaştığında ona yardım etmesi gerektiğini biliyor ve birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar.Orada olaylara yol verecek karakter onalara katılıyor, Dee... Dee, Luke ve David gibi psişik güçleri olan ama onalrdan daha ileri seviyeli bir minion'dur. Güçlerinin yardımıyla orada onalrı bulur. İblisler tarafından salgına uğraytılmış bu dünyanın tek umudunun kendisi olduğunu bilmektedir. Luke ile karşılaşır ve aşkı tadar, hatta aşktan daha öte, ruhlar ına uzanan, birleştiren bir bağı tadar.O kadar nazik, sevgi dolu ve kalp kırıcı bir hikaye ki! Artık takım tamamdır. Bİr çağrı ile diğer minionların'da oraya gelmesiyle büyük ve son savaş başlar. İnsanların kötü duyuglarından oluşa n bir yaratıklar Luke ve Dee'nin gülümseyerek karşılaştıkları son savaşta sonsuza dek yok olurlar, bu dünya için. Karanlık günler sona erer. Silahlardan hoşlanıp, sert kadın karakterlere bayılıyorsanız bu kitap size göre. İçinde aksiyon,aşk ne ararsanız var.

Bir Bebek Evi (Nora)
8/1003.05.2012

Baskı: Bir Bebek Evi (Nora)

Çok eğlenceli, hareketli bir oyun. Sevdiğimi açıkça belirtmeliyim. Okuma fırsatınız olursa kesinlikle kaçırmayın! Özellikle Nora'yı çok sevdim. Dönemine göre gerçekten feminist bir kadın. Çocuksu hareketleri oyunun sonunda olgunlaşması ile bitiyor. olgunlaşma arayışı demek daha doğru olabilir. Helmer, sevgili Noramızın kocası. Onu biraz iki yüzlü, zayıf ve çirkef bir adam olarak gördüm. Sevmediğimi açıkça belirtmeliyim. Bizim Nora her ne kadar sevgi ve huzur için çalışmışsa sevgili kocasıda bir o kadar kendi için çalışmış, bencil birisi. Nora kocası hastayken bir kaç hile ile ahlaki değerleri bozuk olan bir avukattan para almış bir kadındır. kocasının bir bankanın başına geçmesi ve bu adamı kovma niyetiyle her şey alt üst olur. Hala borcu ödemekte olan Nora bu adama yardım etmesi yoksa kocasından gizle ve hileyle (ahlaki bozukluk, toplumda değerinin düşmesi, nama leke sürülmesi...) aldığı parayı, Helmere söylemekle tehdit eder.Noranınn tüm çabaları boşa gider ama sorun şu ki oyunun sonu hiçde beklediğiniz gibi değildir. Kişisel olgunlaşma, çevrenizdekileri ve kendinizi tanıma ve ahlaki değerlerle gerçek sevginin karşılaştırılması olan bu oyunu çok sevdim. Şunuda eklemeliyim Nora'nında kocasına hastalığında yardım ederek gerçekten büyük bir öz güven sahibi olmuştur. Kadınların öyle çok da aciz olmadıklarını vurgulamıştır. Özellikle Noranın Helmer'in erkek gururuna oynayarak elde ettiği puanlar beni çok güldürdü. “Mrs LINDE: When you've sold yourself once for the sake of others, you don't do it second time.”

Baskı: The Tycoon's Pregnant Mistress (The Anetakis Tycoons Series, #1)

Biraz sıkıldığım anlar oldu orta düzeyde bir hikayeydi. Sıkıldığım yönler öncelikle adamın, Chrysander'in kızı sürekli koruma iç güdüsüydü. Ve o merdivenleri tek başına çıkmama hikayesi beni öyle bunalttı ki! Kitap gereginden az aksiyonlu geldi bana, uzun ve yaklaşık 50 sayfası nerde bu kitapta olay demekle geçti. Kitaptaki tüm aksiyon ilk 20 sayfada olup bitiyordu gerisi teferruat. Chrysander karakteri bana çok baskıcı geldi. Ama bu hoş bir baskıcılık değildi. Resmen kızımızı satın almaya çalışıyordu. Azarlamalar vs. Yer yer babası gibi davrandığını hissettim. İlişkide bir eşitlik yoktu. Marley'inde sürekli ayılıp bayılması beni güçlü karakterleri özlememe sebep oldu. Marley, zengin bir iş adamının metresidir. Hamile olduğunu öğrendiği gün Chrysander onu oteller zincirinin planlarını çalıp satmakla şuçlar kızı evden kovar. Tamda o gün AMrley kaçırılır. 3 ay sonra hafızasını kaybetmiş, 5 aylık hamile olarak bulunur. Kimseyi hatırlamamaktadır. Chrysander kızı kendi adasına götürür. Orada ona evlenme teklif eder ama hala kızı suçlu sanmaktadır.Ne doğrucu davud ama ;)

Baskı: Spellbound (Vampires Realm #5)

Vampir dünyasındayız! Beni pek etkisinde bırakan bir erotika değildi. Daha iyilerini okudum. Ama kendi türünde orta derecede denilebilir. İki adam bir kadın, bana Asher JC ve Anita'yı hatırlattı. Prophecy, anladığım kadaryla büyü gücü olan bir vampir. Annesinden kalmış bir güç bu. anladığım kadaryla diyorum çünkü kitapta seks ve iki adama ne hissettiğini anlatan cümlelerden başka pek bir şey yok. Bir kaç cümlede ailesinden ve ne olduğundan bahsediyor. Tam anlamıyla erotik bir hikaye. Öyle paranormal var, neler demiş diye okunacak bir kitap değil yani. Prophecy iki vampirir sevmektedir. Valentine onun Eşi olmasına rağmen Venturinin de kalbinde yeri vardır. Yanlışlıkla bir büyünün 3 ünü etkilemesi üzerine uzun zamandır istediği bir gece geçirir ama sorun şu ki sabah büyünün etkisi geçinde neler hissedecekler.

Baskı: Angelfall (Penryn & the End of Days #1)

Bu yorum ayrıca http://kitabisevda.blogspot.com/2012/05/angelfall-penryn-end-of-days-1-kitap.html da yayınlanmıştır. Penryn, ana karakterimizin adı bu. Kitap yarısına kadar gerçekten 5 yıldızlık gitti ama sonra sıkıcı ve tekrar eden bir hal almaya başladı. Genede harika bir kitap ama. Özellikle hem genç bir kız ile yetişkin öğelei bu kadar uyumlu bir şekilde yansıtmasıbeni büyüledi. Tekrar okunacak, ikinci kitabı merakla beklenecek bir seri. Ana karakterimizin kardeşine olan sadıklığı gerçekten takdire şayan. Pes etmemesi, olay karşısındaki pratikliği, fedakarlığı, çözüm bulmadaki çeşitliliği ve tabiki bazen hiç şaşmayan şansı. İyi ya da kötü. Kitabın sonu çok zayıf kalmış gibi hissettim, kitabın başında olan birşeyler eksikti. Kurgu harikaydı, özellikle yazarın durumun vahşiliğini bize aktarma biçimi muhteşemdi. Karakterlere can verme şekli gerçekten olaganüstüydü. Karakter çeşitliliği de öyle. kitabın içinde aşk arasanız, en azından yakıcı bir aşk bunu bulamayacaksınız ama Raffe yani bir baş melek olan Rafael kızımıza boş değil, düşmüş meleklerin hiakyesini duymuş muydunuz? Kızımızda RAf'dan etkilenmesine ragmen ortada seni seviyorumlar uçuşmuyor, zaten durum tehlikeli. Kitap hakkında hoşlandığım yönlerden biride bu. Kitapta sırf vahşet yok, komik anlar, eğlenceli konuşmalarda var, tabi ana temaya bağlı olarak aşırıya kaçmıyor. Melekler 2 ay kadar önce dünyayı işgal etmişlerdir. İnsanları öldüren garip yaratıklar, sokaklarda çeteler vardır. Dışarı çıkmak artık tehlikeyi davet etmek demekti. Ama insanlar yemek zorunda. Deli annesi ve belden aşağısı tutmayan kardeşiyle yemek avına çıkan Penryn bir meleğin kanatlarının kesilmesişne tanık olur ve ona yardım eder, Ne derler bilirsiniz "no good deed goes unpunished/ hiçbir iyilik cezasız kalmaz, kardeşi diğer melekler tarafından kaçırılyor ama Penryn onu geri almakta kararlı. Önce meleği iyileştiriyor, sonra bu vahşi dünyada hayatta kalmaya çabalıyor. İnsan direnişçilerle karşılaşıyor. En sonunda ise San Francisco' ya gidiyor. Ama melekler hiç varsayıldığı gibi iyi değil. ”“I never kid about my warrior demigod status.” “Oh. My. God.” I lower my voice, having forgotten to whisper. “You are nothing but a bird with an attitude. Okay, so you have a few muscles, I’ll grant you that. But you know, a bird is nothing but a barely evolved lizard. That’s what you are.”

Baskı: Cthulhu'nun Çağrısı

Okulda Houses Under The Sea'yı okuyoruz o hikaye de Lovecraft'ın The Call of Cthulhu kısa hikayesi ile bağlantılı. Yani bir nevi mantığını anlamak için okuduğumu söyleyebilirim. Öncelikle dili çok ağırdı. Orjinal metni okudum. Çok gotik öğeler içeriyordu. sınıfta 2005'de çekilen filmini izlemesek hiçbir şey anlamayacaktım bunu itiraf etmeliyim. Cthulhu bir kült, Eski olanlar diye adlandırılıyorlar. İnsanlıktan çok önce dünyaya gelmişler ve şimdi uyuyorlar. Yalnız hassas olanlar onları rüyalarında görüyor, deliriyor ve sonra gizemli bir biçimde ölüyorlar.Bir profesörün notları yeğeninin eline geçiyor ve biz hikayeyi onun gözünden okuyoruz. Bu hikayeyi ilerde başka bir gözle okurum belki ama şimdilik rafa kaldıracağım. Yani hikaye kütüphane raflarımda tozlanmaya mahkum

Last Call
6/1014.04.2012

Baskı: Last Call

Pek hikaye denemez aslında. hoş bir eroticaydı. Bdsm ögeleri falan içermeyen, gayet samimi... Öyle fazla iniş çıkışı olmayan, hatta aşırı bir çelişki durumu bile olmayan, sizi yormayan bir hikaye. Gece yatarken okunabilir, kısacık. Seks sahnelerini biraz atladım, sürekli tavşan misali olunca boğuyor. Gerçi bu türün özelliği bu ama okumadanda edemiyorum Eric Layton bir itfaiyeci gecenin bir yarısı Joanne abisi yerine bizim dürüst Eric'i arıyor. Sorunlu bir vatandaş olarak Eric şarzı bitmiş, madur ve sarhoş Joanne'i kurtarmayı görevi biliyor. Tabi kız eve gidince adamın üzerine atlıyor neden mi? İşinden kovulmuş, sevgilisi olan patronu onu aldatmış, parası yok... olay bu olunca kendine güvenini yenilemesi için yakışıklıı, ilgili bir adamla tek gecelik bir ilişki çokta kötü görünmüyor hani

Baskı: Serpent's Storm (Calliope Reaper-Jones #3)

Calliope'nin üçüncü kitabı. Üzüntüyle söylemekteyim ki bu seri benim için bitmiştir. Buffy The Vampire Slayer'ın Tara'sının yazdığı bu seriye son bir şans daha vermiştim ama maalesef pek tatmin edici olmadı. Seride beni kendine çeken bir şey yok. kurgu güzel denebilir, anlatım güzel ama sorun şu ki karakterleri pek sevemedim, karakterin aşkına inanamadım eh böyle de olunca seriye devam etmenin bir anlamı yok sanırım. Bu kitapta Calliope'nin babası ölüyor ve Calliope artık resmen Ölüm olmak zorunda aksi olursa hem dünya hemde öbür dünya tehlikeye girer. Şeytan ise Calliope'ye karşı Daniel'i başa getirmeye çalışıyor, Calliope'nin kız kardeşi gene olayların içinde. Büyük bir savaş var ve savaşı sadece ölüm durdurabilir. Rakibi olan Daniel'i öldürerek. Şansda bu ki Calliope en sonunda Daniel'e aşık olduğunu anlamıştı. Peki kim bu Frank?

Baskı: About a Dragon (The Dragon Kin #2)

Briec ve Talaith'in hikayesi Diğer kitaba göre biraz daha sönük olduğunu söyleyebilirim ama aynı zamanda bambaşka bir tadda bırakıyordu. Abi kardeş kavgaları bu kitapta daha bir başka oldu. Özellikle yeni katılan karakterler kitaba bayağı bir renk kattı. Bu kitapta en çok ne sevdfim diye kendime sorarsam cevabım Izzy olurdu sanırım. Kadroya yeni katılan bu insan kızı bence herkesi kendini sevdirecektir. Tanrılarda işe giriyor bu arada, fedakarlıklar kitabın tema konusu. İlk kitabın hemen arkasından olaylar devam etmiyor. Kardeşlerin karakterlerini daha iyi gözlemleme şansı buluyoruz. Kitapta bir suikastçı olan Talaith Briec tarafından yakılmaktan kurtarılır, ama bizim kendini beğenmiş ejderha dostumuz Abisinin eşiyle olan ilişkisini kıskanmaktadır ve bu tür bir ilişki istemektedir işte o zaman adını bile öğrenemeye tenezzül etmediği sütlü kahve renkli bayanı mağarasına götürmeye karar verir

Baskı: Black Howl (Madeline Black #3)

Bu seriye ne oluyor bilmiyorum! Konuya karakterlere bayılıyorum ama şöyle bir sorun var ki her kitap bir öncekiden daha zayıf, daha güçsüz bir kurgu ile karşıma çıkıyor. Genede okumaya devam edeceğim. Öncelikle sürekli bir aksiyon var, Melanie'nin aynı gücü defalarca kullanması sıkıcı hale geliyor, olayların aniden olup bitmesi kitabın değerini düşürüyor. Özellikle Gabriel ile Madeline'nin 5 dakika içinde evlenemsi ve kitabın sonunda, o büyük aşkın tadına varamadan Gabrielin ölmesi ile sonuçlanması da neydi? Vampir Akademisi bu kadar bu büyük etki yaratmış, Dimitriye mi özenmiş yazar? Sağda solda Lucifer'ın çıkması Azazel'in kötü adam olması bunlar kitabın kurgusunu çok basitleştiren şeyler. Yazar güzel bir hikaye bulmuş ama her geçen kitap ile hikaye öyle sıradan bir hal alıyor ki bırakın gelecek kitabı okumayı, başladığınıza pişman oluyorsunuz. Çünkü kitapta kurgu dışında her şey çok güzel, hikayenin temasıi, karakterler, konu, doğaüstü yaratıklar... Bu kitapta bir hayal kırıklığı oldu neden diye sorarsanız, iki kitaptır çıkmaz olan Madeline- Rafael aşkı en sonunda çok saçma bir anda evlilikle sonuçlandı ve sonra Rafael kitabın sonunda ölüyor, bilin bakalım ne, Madeline HAMİLE!! Bu kadar güzel bir seri sanırım en fazla bu kadar batırılabilir. Halay kırıklığı. Chicagoda ölülerin ruhlarında bir sorun var. Hayaletler sokaklarda geziniyor Ölüm ajanı Madeline'nin patronu bu işin çözülmsinin istiyor. Sorun şu ki Madeline'in peşinden bewla eksik olmuyor. Kurtadamların lideri Wade ve yavru kurtlar kaçırılınca işler sarpa sarıyor Peri sarayı için işin içinde ayrıca Nathaniel ve Azazel de öyle. Madeline sana kolay gelsin!

Baskı: Last Dragon Standing (The Dragon Kin #4)

Kitap Ragnar ve Keita'nın hikayesini ele alıyor. Bu kitabın başını pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim; çok sönük kalmıştı ama kitabın sonlarına doğru işin içine çeşitli yaratıklar girmeye başlayınca ve aksiyon artınca daha bir hoşuma gitti. Kadın karakterlerin birbirine çok benzediğini düşünüyorum, tabi belirgin özellkleri var ama gene de verdiği tepkiler çoğunlukla benzer oluyor. Ragnar'ın Dagmar'a aşık olduğunu düşünmüştüm, belki ilk zamanlarda öyleydi de ama artık kesinlikle değil. Şimdi düşününce Keita ile Ragmar'ın çok farklı bir ilişkisi var. Bildiğimiz iki kişi anında etkilenir ve eş olurlar hikayesi değil. Zaten Keita da hemen bağlanmayı kabul edecek bir tip değil. Her şeye rağmen güzel bir kitaptı. Olanları gizemli Keita'dan okumak ve onu daha iyi tanıma fırsatı bulmak çok güzeldi. Keita'nın asla bu kadar acımasız olacağını hayat etmezdim, ya da aptal rolunu bu kadar iyi oynayabileceğini. Önceki kitaplarda Keita kaçırılmıştı, bir şekilde Ragmar'ın eline düşüyor ve tanışmaları böyle gerçekleşiyor. Bu kitapta ise Sevgili ejdarha kraliçesi Ragmar'ı Dark Plains'e çağırıyor ve yolda Keita ve Ren ile karşılaşıyorlar. Hedeflerine ulaştıklarında ise Keitayı zorlu ve tehlikeli bir görev bekliyor. Tahtın koruyucusu olarak annesini öldürüp Keita'yı tahta geçirip onu kullanmak isteyen kişileri bulmak zorunda tabi tek endişesi bu değil.

Baskı: What a Dragon Should Know (The Dragon Kin #3)

Bu kitapta Gwenvael'den beklediğim davranışlar yoktu bu bir gerçek ama gene de muhteşem bir kitaptı Dagmar'a hayran kaldım. Tanrılar gene kendi rollerini oynadılar. Neden beklediğim gibi değildi? Çünkü Gwenvael'i yaramaz çocuk olarak tanıdık, her ne kadar Dagmar ona meydan okusada o yaramaz çocuğu göremedim ben daha ciddi ve daha olgun davranıyordu. Briec ve eşide gene bu kitapda hiç bir zaman diğer karakterler yok olmuyor hatta bazen ana karakterlerden daha bile ilgi çektikleri söylenebilir. Özellikle bir sahne vardı kitapta, Gwenvael ve Dagmar birilerinin sevişmesini izliyorlardı. İşte bu bizim yaramaz çocuktan beklenir bir hareketti ama bundan daha fazlasını göremedim. Biliyor muydunuz Annwyl hamile! Bu sefer kızımız kuzeyli, soğuk bir iklim, kaba adamlar... üstelikte pek zeki oldukları söylenemez. Canavar diye tanınan Darmar bizim insan kraliçemize, Annwyl'a, çocukları hakkında önemli bir bilgisi olduğunu iletir ve Gwenvael oraya gönderilir. Sorun şu ki Gwenvael kızımızı gördüğü anda gülme krizine girer çünkü hiçte beklediği gibi birisi değildir. Kitabın başı böyle ana konu ise Annwyl'ın hamileleiği ve ikizlerinin tehlikede olmasıdır. Herkes onları öldürmek istemektdir ve nitekim kitabın sonunda Annwyl ölür. Kahrolmamak imkansız!!

ÖncekiSayfa 4 / 9Sonraki