Meleklerin Kanı (Lonca Avcısı, #1)
New York Times çoksatan yazarı Nalini Singh, Lonca Avcısı serisinin bu ilk kitabında okuru güzelliğin ve kana susamışlığın hüküm sürdüğü ve meleklerin her şeyin hakimi olduğu bir dünyayla tanıştırıyor. Tehlikeli bir yakışıklılığa sahip olan New York Başmeleği Raphael, vampir avcısı Elena Deveraux'ya bir iş teklif etmişti. Ancak Elena'nın bu sefer peşine düşmesi gereken yolunu şaşıran bir vampir değil, çok daha tehlikeli, çok daha deli bir avdı Avının peşinde Elena bir yandan hızla tutkunun eşiğine sürüklenirken, bir yandan da hayatı için mücadele ediyordu ve hayatını kurtarsa bile Raphael'in baştan çıkaran dokunuşlarına yenik düşmesi kaçınılmazdı. Çünkü başmeleklerin oyunu söz konusu olduğunda ölümlülerin hiç şansı yoktu... "…tek kelimeyle mükemmel. Güçlü, tutkulu ve ürkütücü derecede mükemmel." -Patricia Briggs, Mercy Thompson romanlarının #1 New York Times Çoksatan Yazarı- "Her kelimesine bayıldım, her kelimesini yaşadım ve bu kitabı ne kadar tavsiye etsem azdır. Her şekilde inanılmazdı!!!" -New York Times Çoksatan yazarı Gena Showalter- "Nalini Singh kaçırılmaması gereken bir yetenek." ~-#1 New York Times Çoksatan yazarı Christine Feehan- "Lonca Avcısı serisiyle Singh eşsiz bir hikâye anlatıcı olduğunu harika bir biçimde kanıtladı… Bu kitap satın alınacaklar listenizin en başında yer almalı! Harika!" -Romantic Times (Top Pick)- "Singh kitapları birer cevher, her defasında daha da güzelleşen birer... hazine." -Romance Reviews Today-
Baskılar3
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Fantastik dünyasına meleklerle farklı bir bakış açısı getiren meleklerin kanı , ilk başlarda çok basit bir dille yazılmış gibi gelsede - bu çeviri yüzünden de olabilir emin olamadım- sayfalar ilerledikce farklı bir konu okumanın verdiği merakla bir solukta bitiverdi. 2. Kitap la daha net bir fikrim olabolir diye dusunerek direk gecis yapiyorum😉
Konu güzel devamıni kesinlikle okimak istiyorum .... ama sanki çevirirken eski türkçe kelimler kullanmak beni biraz yordu ,acip baktim ne demek istemiş diye .tabii kültür acisindan iyi birşey 😄
Artemisin çevirisi daha iyiydi :(
Okuyalı bayağı olmasına rağmen kitabın ismini duymam derin bir nefes alıp kalbimin sıkışmasına neden oluyor. bunun tek nedeni de yok. kitap başlı başına bir şaheser bana göre. hani bir kitap yada film vardır tekrar tekrar izleyip okusanız da sıkılmazsınız ya, bu kitap da tıpkı onun gibi. Hiçbir şekilde yabana atılmayacak ve bekletilmemesi gerek bir kitap. Eğer okumuşsanız ne dediğimi eminim ki anlamışsınızdır.
http://illekitap.blogspot.com.tr/2015/11/nalini-singh-meleklerin-kan-guild.html Normalde melekli şeytanlı kitaplar okumam biliyorsunuz, okuduklarım da zaten sayılıdır. Ancak Meleklerin Kanı, ilk basımından sonra çok söz ettirmiş ilk çıkan yayınevi dolayısıyla almaya cesaret edememiştim. Seri bitmeden okumam diyordum ki imdadıma Yabancı Yayınları yetişti. Serinin devamını kısa sürece getireceklerinin güvencesiyle okudum kitabı ve her bir satırından ayrı bir haz aldım kitabın. Süperdi! Ve şimdi heyecanla 2. kitabı bekliyorum. Nalini Singh'in Kara Zırh kitabını okumuştum, gerçi o kısa bir şekilde kurgulanmıştı ama yine de kalemini sevmiştim. Kurgusal gücünü de... Ondan sonra Meleklerin Kanı'nı okumak, tatmin edici uzunluk, heyecan verici bir kurguda kitap oldu benim için. Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekise; vampir avcısı olan Elena bir gün baş melek Raphael tarafından bir iş teklifi alır ve geri çevirme şansı yoktur. Bundan daha önemlisi de... bu sefer bir vampir avlamayacak olması ve kaybetme gibi bir şansının olmamasıdır. Bu av peşinde koştururken neyin içine düştüğünü öğrenmeye başlayan Elena hem kendi hayatını hem meleklerin hem insanların hayatının nasıl bir tehlikede olduğunun da farkına varır. Her gecikme bir şeyleri kaybettiklerini gözler önüne sererken bu kovalamacanın içinde baş melek Raphael ile aralarındaki kıvılcım onların inkar edemeyeceği ve ret edemeyeceği boyuta kadar çıkmaya başlamaktadır. Kitap, avcı Elena'nın son aldığı işi tamamlama, çekimine kapıldığı baş melek Raphael ile baş etme ve düşmanıyla olan savaşlarını konu alıyor. Nefes kesici bir heyecan içinde sürüklenirken, Elena ve Raphael'in arasındaki çekime kapılıyorsunuz. Ben kitabı çok beğendim, bütün beklentilerimi karşılamanın yanında o kadar övgüden sonra sevemeyecek bir yer olacak mı diye düşünmedim değil ama her satırından ayrı bir keyif aldım. Son kitabına kadar merakla alıp okuyacağım bir seri :) Şiddetle tavsiye ediyorum, kesinlikle okuyun. Üstelik ikinci kitap Başmeleğin Öpücüğü çıkmışken. Hatta ikisini beraber alıp peş peşe okumanın hazzına varın =) Şahsen ben aldım ve heyecanla kısa zamanda okumayı planlıyorum =)
“…Bir başmelek gerçekten sevince.” İkinci okuyuşum ama araya uzun zaman girdiği için (Artemis sayesinde kitabı unutuyordum!) ilk kez okuyormuşum moduna girdim. Serinin devam kitabının da kasımda çıkacağını öğrenince çok mutlu oldum. Şayet, Raphael ve Elena’dan daha fazla ayrı kalmak istemiyorum. Her şey daha yoğundu. İlk okuyuşumda fark edemediğim detayları bulmak, yeni, olay kurgusuna aşina olmadığım bir kitapmış hissi yarattı bende. Ama her şeyden önce o kapak ve ayraç beni benden aldı. Resmen ‘ben kaliteyim’ ‘beni alıın’ dedirten bir kapaktı. Yabancıya teşekkürler. Konuya gelirsem (bu arada okumayan kaldıysa üzüldüğümü açıkça belirteyim hayatınızda Raphael ile henüz tanışmamış olanlara şiddetle tavsiyemdir. Bu eksikliği yaşamayın ) Elena Deveraux doğuştan bir vampir avcısı. Koklayıp, yer tespiti yapıp, sonrada onları haklıyor. –Çok havalı değil mi?- En iyisi desem olur belki. Bana göre öyle de kendisi Yine günlerden bir gün avını yakalayıp görevini tamamladıktan sonra yeni bir iş teklifi (teklif değil de bir emir desek) gelir. Geri çevirmesi mümkün olmayan bu teklifi, şehrin –seksi, sert, mükemmel gözlere ve kanatlara sahip- başmeleği Raphael yapar. Ve gerisi için alıp okumanız icap eder Bütün olaylar Ellie’nin başka bir avı (sıradan olmayan bir av) yakalaması gerektiğini anladığında başlıyor ve aynı heyecanlı tonda devam ediyor. Son sayfalarda nefesinizi tutacağınıza eminim. Bana göre kusuru, arada tekrar eden birkaç kelime ve çok belli olmasa da çeviri hatalarıydı. Ama okunmayacak derecede değil. Elena, kendisini duygusal açıdan tutan bir kız. Raphael ise kötü çocuk diyebiliriz. İlerleyen sayfalarda öyle olmadığını sizlere yeterince kanıtlıyor orası ayrı. Yine de Elena’ya oyuncağım demesi bir ara hadi be oradan dedirttin. Ama öyle bir bölüm var ki Raphael ‘güzel seviyor’ dedirten bir sahne. Hemen koşun alın! “Kötülük tahmin etmesi kolay bir şey.” Yalandı. Çünkü bazen kötülük, sinsice içeri sızan ve en kıymet verdiklerinizi elinizden çalan, geriye bir duvara vuran yankılar bırakan pis bir hırsızdı. – Elena “Suratıma bakmayacak mısın Elena?” “Hayır.” Elena yukarıyı seyretmeye devam etti. “Sana bakınca her şey karman çorman oluyor.” “Dmitri adeta duble kremalı bir çikolatalı pasta gibi. Dışından güzel görünüyor, hepsini yemek istiyorsun ama esasında, şekerden miden bulanıyor.” Dmitri’nin duyulara hitap eden doğası boğucuydu, ağırdı, insanı çektiği kadar iten bir battaniyeydi. “Eğer o pastaysa ben neyim?” Elena’nın dudaklarına, çenesine değen acımasız, tensel hazları canlandıran dudaklar. “Zehir,” diye fısıldadı Elena. “Güzel, baştan çıkarıcı bir zehir.” Raphael tam arkasında öylesine kıpırtısız oldu ki, Elena’nın aklına fırtına öncesi sessizlik geldi. Fakat fırtına çarptığında Elena’nın içinde en derine giren, onu çırılçıplak bırakan, ipeksi bir sesle geldi. “Yine de ben pastaya yumulacağına, zehirde boğulmanı yeğlerim.” “Beni yatak arkadaşı yapmaya çalışıyordu. Geri çevirdim.” “O teklifi tam olarak nasıl geri çevirdin?” “Boğazını keserek.” Elena ile tanışın :))
Yorumumun tamamı için ---> http://rapunzelinkulesinden.blogspot.com.tr/2015/06/nalini-singh-meleklerin-kani-yazar-nail.html Kitapta çoğunlukla tanıdığımız türler karşılıyor yine bizi; vampirler, melekler, vampir avcıları... Bir çoğunuz belki artık bunlar sıktı diyor olabilirsiniz ama hayır, ön yargılı olmayın :) Çünkü yazarımız her ne kadar vampirler ve meleklerle ilgili dişe dokunur bir numara çekmemiş de olsa vampir ve melekliğin arası diyebileceğim Kan Melekleri'ni yaratmış. Ayrıca kitabın bir kaç değişik yönü daha var ki bu kitaptaki melekler ve vampirler insanlardan saklanmak zorunda değil. Gayet rahat bir şekilde kocaman kanatlarıyla gökyüzünde rahatça uçabiliyorlar ve bana göre en önemli farklılık yazarımızın yaratmış olduğu dünya bir çeşit hiyerarşiyle yönetiliyor. Dünya baş melekler tarafından bölünmüş durumda ve her baş melek kendi bölgesinin kralı gibi bir şey. Ve bunlarda bizi tatmin edecek derecede bana göre. Yalnız kitabın hemen hemen yarısına kadar pek böyle vurdulu kırdılı olaylar yok, yazarımız Elena ve başmelek Raphael arasında ki çatışmaya biraz fazlaca yer vermiş olsa da sonuna doğru bu açığı kapatmayı başarıyor. Sonunda da şaşırtıcı bir sürpriz saklı bizim için. Elena, Raphael'in sözlerinde geleceğini görebiliyordu. "Benim anılarımı almazsın," diye hatırlattı ona. "O aşamaya geldiğimizde bana istediğini yapabilirsin ama anılarımı almaya kalkma." "Ölmeyi mi tercih edersin?" "Evet." "Öyle olsun"












