Dilara Korkmaz
@Dilara Korkmaz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Taş Bebek
10/1003.02.2017

Baskı: Taş Bebek

Taş Bebek okuduğum aşk romanlarının büyük çoğunluğundan daha farklıydı diyebilirim. Öncelikle kitap 80’ler ve öncesinde geçiyor. Yani günümüzde değil. Ama filmde görüyoruz ki geçmişte olan şeylerden çoğu gelecekte de değişmemiş. Fleur, doğumunun arkasındaki kirli sır yüzünden hayatının ilk yıllarını manastırda geçirmiş, sonra ise annesinin yönlendirmesiyle Amerika’daki modellik kariyerine başlamış, hızla yükselerek zirvelere oynamıştır. En gözde, en sevilenlerden biri iken ününe ün katacağı düşünülen bir filmde başrolü yakışıklı senarist ve oyuncu olan Jake Koranda ile paylaşır. Jake onu sette istemediğini ilk başta oldukça belli etmiştir daha sonraları Fleur’u kız kardeşi gibi gördüğünü söylese de, kadın karakterimiz kesinlikle kardeşçe hisler beslememektedir ona karşı :)) Yanlış anlaşılmaları sebep olan büyük hatalar, ihanetler, değişik türden insanlar ile oldukça uzun bir zaman diliminde geçiyor kitap. Hem Fleur doğmadan önce annesi Belinda (ki ben ondan kesinlikle nefret etsem de okumaktan zevk aldım)’nın hayatı, hem gerçek olan hem de olmayan yıldızların harmanlanmasıyla ortaya çıkarılan bir senaryo derken zaman su gibi akıp gitti. Kitabı sevmem de ki en büyük etkenlerden biri karakterlerin hepsinin kusurları olması. Gerçek üstü hayal dünyasında geçen saçma sapan bir şey değil yani. Mükemmel olsanız da olmaya çalışsanız da hayat birçok tatsız sürpriz çıkarıyor karşınıza. Başka bir nedene gelecek olursak karakterlerin arasında hem gerçekten yaşamış olan ünlü aktör ve aktrisler,bazıları söz olarak bahsedilse bile varlar. Hani size bu gerçek bir yaşam öyküsü falan deseler o şekilde okusanız inanabilirsiniz. Yan karakterler öyle sadece yan olarak yoklar bir yerlerde mutlaka hareket halindeler en küçüğünden en büyüğüne kadar. Romanın üzerinde oldukça büyük bir emek olduğu her halinden belli. Sadece kitabın boyutunun normal olmasını isterdim bunun dışında pek bir kusur bulamıyorum :D Suzan Elizabeth Phillips artık en beğendiğim yazarların arasında yer alıyor o kesin.

Baskı: Aşk Her Şeyi Affeder Mi?

Aşk Her Şeyi Affeder Mi? kitabında tam olarak ilk defa bir karakterin davranışı için bu kadar ikilemde kaldım. Ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Kitabın konusuna kısaca değinecek olursam, Paris'te geçmişinden kaçan bir kadının demir gibi sert bir adam ile tanışması. Tabi demir ancak Burcu karşısında bükülüyor çoğu yerde orası ayrı. Demir ve Burcu'nun arasında alevlenen tutku, Demir'in kelimenin tam anlamıyla yakıcı öfkesi, Burcu'nun huzuru arayışını okumak oldukça heyecanlıydı benim için. Kitap yazım tarzıyla oldukça akıcı fakat uzun süre de bitirmemin nedeni tamamıyla vaktimin olmamasından kaynaklıydı. Bu gece hırs yaptım süründürdüğüm yeter dedim ve kalan 250 ya da daha çok sayfayı birkaç saat içerisinde bitirdim. Arka planın oldukça hareketli olması, karakterlerin gerçekten de akılda kalıcı ve ne bileyim, ben samimi buldum. Çilek Mevsimi kitabını okuyan bir arkadaşım bana Demir kitapta bir konuda pişman ama ne bilmiyorum demişti. Ben de düşündüm o kadar uzun yıl ne oldu unutamadığı. Ama sonra o yaptığı şey... Demir kusura bakma seni başlarda oldukça sevdim, kitaba da bayıldım ama o olaydan sonra bir müddet gelme aklıma. Böyle şeylerde hassas olan biriyim Burcu Büyükyıldız bence bu sayfaları oldukça ikileme düşen karakterleri hissettirebilecek bir biçimde yazmış başka biri olsaydı kitap batacaktı tamamen belki. Aşk her şeyi affeder mi öğrenmek istiyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz. Sonuç belki sizi memnun eder, belki etmez, başta da dediğim gibi ilk defa bayıldığım bir kitap için bu kadar ikilemde kaldım.

Baskı: Kara Büyü (Dark, #4)

Üçüncü kitap olan Kara Altın hakkında çevirisini beğenmeyenler vardı. Ben şahsen çok beğenmiştim ve oldukça akıcı bulmuştum fakat Kara Büyü’nün çevirisi, kitabın düzenlemesi benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Saçma bir şekilde kurulan cümleler mi dersiniz, karışık harfler, tekrar eden kelimeler. Kitap aslında güzel olmasına rağmen bütün okuma isteğimin kaybolmasına neden oldu saydıklarım. Kitap yurt dışında oldukça beğenilmiş. Ki sadece bu da değil çevirilerin katlettiği bir sürü kitap var. Yayınevleri bu konuda daha dikkatli olurlar umarım ileride. Gregori, benim seri boyunca en merak ettiğim karakterdi. Ruh eşi Savannah ise kitapta çok ünlü bir sihirbaz olarak çıkıyor karşımıza. Gregori’nin eşi olmadan önce ondan bir süre istemiş, sonra doğruca Amerika’ya gitmiştir. Korkunç bir olay ile kesişiyor yolları tam beş yıl sonra. Gregori Karpatyalıların arasında belki de en sabit fikirlisi ve en eski kafalısı. Sağ olsun kitabın çoğu yerinde bu özelliğini gösteriyor ama yavaş yavaş üzerinden de sıyrılıp yerine esprilerden anlayan bir adama bırakıyor. Demek ki neymiş, bir ruh eşinin aşkı Gregori gibi birini bile düzeltebilirmiş. Gerçi ben onu düzelmese de severim neyse. Gary karakterini çok sevdim. Ve La Rue adlı karakterde diğer kitapta gözükecek gibi. Ayrıca ilk kitaptan beri ateşi harmanlanan vampir avcıları seri ilerledikçe bayağı gelişmiş. Fanatiklikten çıkıp işi profesyonelliğe dökmüşler. Çeviri katliamı olmasa aslında bayılacağım bir kitap olabilirdi. Çünkü tekrar tekrar okuyup da anca anlayabildiğim yerler var. Bir sonraki kitap sadece ismen karşımıza çıkan sürgün Karpatyalı Julian’ın. Aidan’ın ikiz kardeşi. Bahsedilme şeklinden sonra onu daha da merak ettim umarım bu kitaptaki gibi bir çeviri katliamı ile karşılaşmam. Hadi çeviriyi geçtim bu kitabın editörü sadece ad olarak mı vardı onu da merak ediyorum.

Kalbim Sende Kaldı
9/1015.01.2017

Baskı: Kalbim Sende Kaldı

Sana İhtiyacım Var benim için tam bir hayal kırıklığıydı ama JM’nin tarihi aşk romanlarından sonra gayet güzel günümüz kurgular yazdığını bu kitap ile gördüm. Konusu, akıcılığı, tasvirleri ve çevirisi de bana göre oldukça güzeldi. Lauren, her ne kadar müzik ile uğraşmayı sevse de ve bu konuda oldukça başarılı olsa da babasının hastalığı sonrası paraya ihtiyaçları vardır ve soluğu zengin akrabaları Philip’in şirketine alır. Aslında bu biraz zoraki olur çünkü babası bu görüşmeyi ondan habersiz ayarlamıştır ve Lauren’in onlar hakkında hiç de iyi anıları yoktur. Gelişen olaylar sonucu ise Lauren, Sinco şirketine sekreterlik başvurusu yaparak Philip’in şirketinden bilgi sızdıran kişiyi bulmak üzere onunla anlaşır. Tabi Philip’in ofisinden çıkar çıkmaz bunu yapamayacağını anlar, başvurusunu işi alınmamasını sağlamak için oldukça gülünç bir hale soksa da, şirketten çıktığı sırada ayağını burkar ve orada ona yardımcı olan Nick Sinclair ile tanışır. Kızımız onun mühendis olduğunu sanıyor tabi. Bu “mühendis” ise Lauren’in işe alınması için gerekli ayarlamaları ondan habersiz bir şekilde yapar. Nick, kitap boyunca bende onun yanına gidip saçını başını yolma isteği uyandırdı. Yok ben çok eşliliğe inanırım seninleyken de on tanesini götürürüm tavırları, yok kıza hiçbir şey olmamış gibi davranmalar. Beni asıl sinir ettiği şey ise kitabın sonunda olanlar, yazarımız keşke kitabı 80 sayfa uzatsaydı da o sayfalar boyunca Nick’in acı çekmesini okusaydık. Judith'in günümüz kitaplarına olan kötü algımın yıkılmasına neden oldu bu kitap. Başta da dediğim gibi Nick’in çok da istediğim gibi sürünmemesi hariç her şeyini beğendim ve kitap bir günden az bir sürede okunacak kadar akıcı. Tavsiye ediyorum.

Baskı: Yalnızlar Adası (Friday Harbor, #1)

Kitap kısa, konusu sıradan ama bana verdiği o güzel his bambaşka. Lisa Kleypas, tarihi aşk romanları ile gönlümde taht kuran bir yazar. Sevdiğim birkaç yazar bir türde başarılıyken diğerinde olamıyorlar fakat Lisa söz konusu olunca işler değişiyor. Bu yönden hayal kırıklığına uğramamak güzel bir artı oldu. Başladığım gibi bitirdiğim bir kitap oldu. Anlatım şekli sade ve çeviri de oldukça akıcı. Karakterlerimiz de oldukça tutkulu kişilikler tabi aralarında kitap boyu bir çekim var ama bu biraz arka planda kalarak daha çok birbirlerini duygusal açıdan tamamlamalarına yer verilmiş. Nolan kardeşlerinin en büyüğü olan Mark Nolan anlatılıyor bu kitapta. Kız kardeşinin ölümünden sonra onun kızı Holly’nin sorumluluğunu alıyor diğer erkek kardeşi Sam ile birlikte. Bir de Alex var, o tam bir muamma özellikle onun kitabının çevrilmesini merakla bekliyorum. Gerçi Sam’in kitabının konusunu okudum da o da oldukça merak uyandırıcı ayrı mesele. Maggie ise eşini kaybettikten sonra San Juan adasına gelip bir oyuncakçı dükkanı açıyor. Karşılaşmaları burada gerçekleşiyor. Özellikle Maggie ve Holly arasındaki etkileşim Mark’ı çok etkiliyor çünkü annesini kaybettiğinden beri Holly hiçbir şekilde konuşmuyor. Aralarında çıkan kıvılcımlar kitap boyu sürse de bunun yanında aile gibi kavramlarda oldukça güzel işlenmiş. Çocuk karakterleri sevmeyen ben Holly’i çok sevdim. Bir türlü hoşlanamadığım Mark’ın sevgilisi ve Alex’in karısını es geçmemek lazım. Lisa Kleypas’ın tarihi aşk romanlarını sevenler varsa bence Friday Harbor serisini de kaçırmamaları gerekir. Hatta hiç okumadıysanız bile bu kitap ile beraber yazarı seveceğinizi düşünüyorum.

Sessiz İntikam
10/1013.01.2017

Baskı: Sessiz İntikam

Aspendos yayınlarında ne cevherler varmış da bilmiyormuşum. Sessiz İntikam, bence historical sevenlerin okuması gereken kitaplardan biri ve yazarın anlatım tarzını, kurgulama şeklini oldukça beğendim. Jessica, beni kendine hayran bırakan bir kadın, kısa süre içerisinde öğrendiğimiz sırrı onun güçlü karakterinin işareti. Ve sosyetenin içerisinde olmasına rağmen aynı zamanda farkına bile varılmayacağı kadar uzağında. Simon ise oldukça vahşi, herkes onun bir katil olduğunu düşünüyor. Ve Jessica’nın, ondan başka kurtuluş yolu yok. Aralarında yaptıkları bir anlaşma ile evlendiklerinde, Simon kadının parasını alacaktır, Jessica ise onun korumasını. Tabi Simon’un da geçmişi oldukça karanlık ve sakladığı şeyler var. Her ne kadar evlenmelerinden önce tam bir hödük olsa da evlendikten sonra kendini karısından uzak tutamıyor, onu zorladığı ufak tefek şeyler de cabası. Yazarın üslubunu oldukça beğendim. Akıcı bir kitap. Okuduğum en güzel tarihi aşk romanlarından biri. Okumak için kitap arayışı içerisindeyseniz Sessiz İntikam’ı rahatlıkla tavsiye edebilirim. Yazarın diğer kitaplarını da yakın zamanda okuyabilirim umarım.

Baskı: Evimdeki Yabancı (Sons of Scandal #1)

Annesinin bitmek bilmez kumar alışkanlığı yüzünden hem evlerini hem de babasından kalan viyolasını kaybettiğinden habersiz bir şekilde ağabeyinin evine gelen Grace, karanlıkta bir yabancıyla baş başa kalır. Üstelik annesi bunun yanında kızının evliliği hakkında da bir kumar oynamıştır. Elindeki her şeyi kazanan Daniel’in son istediği şey evlenmektir, Grace’de viyolayı geri istemekte bu yüzden bir oyunun ortasında bulurlar kendilerini. Daniel onu iki hafta içerisinde baştan çıkarırsa Grace metresi olacaktır, kaybederse ise viyolayı ona geri verecektir. Daniel’in bu uğurda yaptıkları mı dersin, Grace’in önce inat edip sonra yavaş yavaş büyüsüne kapılmasını mı, bir de kızımızın kaldığı evi gizliden gizliye izleyen bir yabancıyı da eklersek bana göre oldukça güzel vakit geçirmelik bir tarihi aşk romanı olmuş. Grace’in annesi her ne kadar nefret edilesi bir karakter olsa da yazar ondan sadece isim olarak bahsetmeyi tercih etmiş kendisi kayıplarda roman boyunca. Ve bir de soylular cemiyeti bu kitapta sürü diye tabir edilmiş en sevdiğim kısımlardan biri buydu. Kitap boyunca yan karakterlerin çoğunu sevdim. Kitap Sons of Scandal serinin ilki, ikincisi oldukça merak ettiğim Madingley Dükü’nün hikayesi. Ayrıca yazarın başka bir serisinin karakterleri de bu romanda görünüyor. Çevrilirse okumaktan çok zevk alacağıma eminim.

Metres
8/1007.01.2017

Baskı: Metres

Amanda Quick'in kalemi ile tanışmam biraz geç oldu ama yazım tarzının ve elbette çevirinin oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Lord Masters, çalışmalarını yürütebilmek için Londra'nın dışındayken, sosyete dedikoducularından aldığı bir haber ile şehre doğru yola çıkar. Metresinin, kendisinden ayrılmayı düşündüğünü öğrenir. Tabi asıl problem, Marcus'un bir metresinin olmaması. Iphiginia, öldüğünü sandığı Lord Masters'ın metresi kılığına girerek halasına şantaj yapan kişiyi bulmaya çalışmaktadır. Beklediği son şey kalabalık bir balo salonunda, öldüğünü sandığı ve onun hakkında araştırma yaparken aşık olduğu kişiyi kanlı canlı karşısında görmektir. Kahramanlarımız her ikisininde değer verdikleri insanlara şantaj yapan kişiyi bulmak için birlikte çalışmaya karar verirler. Ben okurken bayağı eğlendiğimi söyleyebilirim. Marcus'un kendine koyduğu katı kuralları bir bir yıkması, Iphiginia'nın arkeolojiye olan merakı ve zekası ile tabi ki de duyduğu aşkı okumak çok güzeldi. Yan karakterleri oldukça sevdim özellikle Amelia'yı. Şantajcı için ise hiçbir tahminim yoktu zaten tahmin etseymişimde yanılacakmışım.

Kan Ateşi (Ateş, #2)
10/1004.01.2017

Baskı: Kan Ateşi (Ateş, #2)

Kan Ateşi hakkında birileri serinin sıkıcı kitabıydı falan demişti diye hatırlıyorum. Diğer kitapları okumadım bir fikrim yok onlar daha heyecanlı mıydı falan ama bu kitaba da sıkıcı diyenin ağzına biber sürerim :D biraz daha heyecanlı olaylar olursa ben kalbimi tutarak can veririm herhalde. Ve maalesef Barrons, sonlara doğru yaptıklarıyla beni heyecanlandırsa da genel olarak gizemini korumaya devam ediyor. Bu kitabın konusunu İngilizce sitelerde bakarken bir başlık gördüm ve spoiler’ın dibini yedim. Üzgünüm, mutsuzum, serinin son çıkan kitabını okuyan bana mesaj atarsa çok sevinirim. Olayların içine girerken bir yandan da Mac gibi aslında daha çok bilinmezlik ile karşılaşıyoruz. Sır küpü olan çok insan-ehem- var. Hepsinin amacı farklı özellikle Barrons’un amacını anlamak imkansız. Kızımız da onların arasında hayatta kalmak ve intikamını almak istiyor. Kitapta Christopher-sanırım adı ya bu ya da Christian- McKeltar diye bir karakter var. Soyadı benim gibi size de tanıdık geliyorsa söyleyeyim yazarın Epsilon’dan çıkan Highlander serisinden birkaç karakterin ismi, adamın soyu da onlara dayanıyor yani. Güzel bir bağlantı olmuş tabi o taraflarda hala gizemini koruyor. Genel olarak hem kısa bir kitap olduğundan bu sefer direk olayların içindeydik ve tempo hız kesmeden devam etti. V’lane, Rowena, Dani, Christopher, Lord Master ve tabi ki Barrons. Özellikle V’lane’i çok sevdim tabi Barrons’un yerine geçemez kimse ama… Kitabı bir sahaftan 45 tl ye aldım. Zamanında hayatta vermem diye düşünüyordum ama asla asla dememek lazımmış. Baskısı tekrarlanmayacak. Devam hakları Artemis’te olmasına rağmen neden ilk üç kitap da onlardan basılmıyor anlamış değilim. Kıyıda köşede bulursanız kesinlikle kaçırmayın. Bulamazsanız da yapacak bir şey yok PDF okumayı ben pek sevmem ama bu tarz durumlarda son çare oluyor. Seri İntikam Ateşi’nden sonra bayağı bir çağ atlıyormuş. Onu biraz okudum diğerlerini alana kadar daha okumayacağım tabi kendimi tutabilirsem.

Baskı: Karanlık Ateş (Ateş, #1)

Kitaba sadece birkaç sayfa göz atacağım dedim ve tabi ki de muhteşem direncim ile son sayfaya kadar durmaksızın okudum. Kitap başlarda çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum ama ağır bir hava da ilerliyor. Bunun dışında oldukça fazla tanımlanan şey mevcut, hepsini aklınızda tutmak biraz zor olsa da sonradan açılıyor ve keyif, merak, saç baş yolma evreleriyle okudum diyebilirim. MacKayla Lane'in sakin ve huzurlu hayatının, ablasının ölüm haberi ile tepetaklak olmasıyla başlıyor her şey. Katilin kim olduğu belli değildir ve kanıt yetersizliğinden dosyası da kapanmıştır. Bunun üzerine, ailesini de karşısına alarak uçağa atladığı gibi İrlanda'ya gider. Çözülecek oldukça fazla gizem vardır, işin içine tabi daha önce hiç hayal etmediği yaratıklar, bir de üstüne Jericho Barrons girince, önceki yaşamını geride bırakarak yeni bir dünyaya adımını atar. Tabi Barrons, benim bayıldığım-tüm okuyanlar gibi- sayfalar boyunca aralarında etkileşimden fazlasını beklediğim ama hüsrana uğradığım, ne olduğunu ilk kitapta çözemediğimiz bir karakter. Gizemli erkek deriz deriz, işte tam tanımı Jericho Barrons olarak ete kemiğe bürünüyor. İkinci kitabı yüksek bir fiyata aldım baskısı bittiği için. O geldiğinde ilk üç kitap elimde olacak ama kendimi durdurabildiğimden, zor da olsa tabi, serinin diğer dört kitabını da almadan başlamayı düşünmüyorum. En azından birini daha alırım öyle başlarım. Mukaddesler, Melunlar, Yaratıklar, kesinlikle okumanız gereken bir seri.

Baskı: Percy Jackson ve Yunan Tanrıları

Rick Riordan benim 7 yıl önce tanıştığım bir yazardı. Percy Jackson serisi ilk okuduğum seri, sonrasında Kane Günceleri ve kısmet olursa da diğerlerini okuyacağım. Percy Jackson serisi ne diye sorarsanız, kendini okulun sıradan bir gününde Yunan canavarlarının saldırısından kaçmaya çalışırken, hiç tahmin etmediği bir dünyada bulan bir çocuğun hikayesi. Evet böyle garip bir tanım yaptım ama yaşınız kaç olursa olsun, Şimşek Hırsızı'nı alın okuyun derim. Bu kitapta ise Yunan Tanrıları ve Titanları'nı Percy Jackson tarzında okuyoruz. Çok keyif aldım. Seriden bağımsız okunabilecek bir kitap. Yunan Mitolojisi diğer mitolojiler gibi oldukça fazla Tanrı ve Tanrıça'ya sahip. Canavarlar, intikamlar, acılı ölümler hepsi var. Yok yok anlayacağınız.

Baskı: Kara Altın (Dark, #3)

Dark Serisi #3 Kara Altın | Kitap Yorumu Kara Altın ile bu sefer Karpatya dağlarından, San Francisco’ya geçiş yapıyoruz. Halkından uzaklarda, ruh eşini arayan, bir yandan da vampirleri, yani halkının katillerini avlayan altın renkli savaşçı Aiden Savage ve bir vampir tarafından zorla kaçırılıp onun eşi yaptırılmaya çalışan Alexandria. Serinin üçüncü kitabı, Aiden’ın yaptıkları ve gerekse Alex’in kardeşi Joshua ile daha da eğlenceli oldu. Karanlık havasını seviyorum bu serinin ama bu tarz şeyler de güzel olmuş. Alex bir ruh eşi. Dolayısıyla ölümsüz Karpatyalı ve vampirler için oldukça kıymetli bir hazine. Serinin daha önceki kitaplarından da hatırlayacağınız gibi türün kadınları oldukça az kız çocuk sahibi oluyorlar ve bu da soylarının tükenmesine, erkeklerin ise ruh eşlerini bulamamaları nedeniyle delirip vampir olmalarına neden oluyor. Alex gibi psişik insanlar ise Karpatyalılar’ın ruh ikizi olabiliyorlar ama normal insanlar için geçerli bir şey değil bu. Kadın kahramanımız tam bir 21. Yüzyıl kadını. Bağımsız, emir almaktan hoşlanmayan ve kendi kararlarını almak ve bunların sorgulanmamasını isteyen biri. E Aiden ise 800 yaşında bir Karpatyalı olarak zamanında ruh eşini emirleri ile yönlendireceğini düşünse de Alex ile karşılaştığında kendini ona boyun eğerken buluyor. Tabi bu zamanla gelişen bir şey başlarda çiftimiz, daha doğrusu Alexandria bu duruma oldukça karşı, özellikle de hiç bilmediği bir dünyaya adım attığından dolayı. Her ne kadar Alex’e sinir olduğum durumlar olsa da onu da yargılamadan öyle seveceğim. Aiden’ı ise sevmek için çok çabalamak gerekmiyor her şey bir anda oldu baştan uyarayım :D Sevdiğim nadir vampir serilerinden biri. Karanlık atmosferden hoşlananlar için ideal olduğunu düşünüyorum. Aiden sarışın bir karakter, bir kısımda esmer diye bahsedilmiş bu kısım haricinde bir çeviri hatası ile karşılaşmadım. Kitabın sonlarına doğru ise en merak ettiğim karakter Gregori görücüye çıktı. Bir sonraki kitap onun. Okumak için sabırsızlanıyorum.

Baskı: Bana Sevdiğini Söyle (Agents for the Crown #2)

Bana Sevdiğini Söyle, Julia Quinn'in okuduğum sekizinci kitabı ve şimdiye kadar hiç hayal kırıklığına uğramadım. Historical türüne başlayacak olanlar özellikle Yüreğe Söz Geçmiyor ve Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü'nden başlayabilirler. Elizabeth, ebeveynlerinin ölümünden sonra üç küçük kardeşinin bakımını üstlenmiştir, ellerinde neredeyse hiçbir şey yoktur, yapılabilecek tek şey ise kızımızın evlenmesidir. Tam da çalıştığı Leydi'nin evinde, ki kendisi Quinn'in karakterlerinden en sevdiğimdir, Leydi Danbury'e ait Bir Marki İle Nasıl Evlenilir kitabını bulduğunda, yolu yakışıklı bir emlak idarecisi ile kesişir. James ise teyzesine yapılan şantajı çözmek amacıyla yıllardır dönmediği malikaneye bir emlak idarecisi kılığında gelmiştir. Aslında kendisi Rivardale Markisi'dir. Elizabeth'i gördüğü ilk andan itibaren ondan etkilenir. Elindeki kitabı gördüğünde ise ona koca bulması için yardım edecektir tabi önce kusur bulmadığı bir aday bulabilirse. Aralarındaki diyaloglar, genel olarak konuşmalar, yan karakterler, karakterlerin geçmişleri ve acıları, Leydi D'nin kedisinden kendisine, tümüyle çok beğendiğim bir kitap oldu. Agents for the Crown'un ilk kitabı çevrilmemiş. Umarım o da en kısa zamanda çevrilir. İlk kitaptaki karakterler bu kitapta da göründüler onlara da ayrı bayıldım hikayeleri de sanki çok güzel gibi bakalım artık çıkar umarım.

Baskı: Yedi Gece (Sons of Sin #1)

Sidonie, ablasının kumar borçları yüzünden, hiç tanımadığı bir adamla yedi gece geçirmeyi kabul ettiğinde, sonuçları hiç de düşündüğü gibi olmayacaktır. Ablası Roberta, evliliğindeki sorunlar ve şiddet yüzünden kendini kumara vermiştir ve kocası William borçlarını öğrenirse, onu öldüreceğini bildiğinden, Sidonie'nin ablası yerine gönüllü olmaktan başka çaresi kalmaz. Yanına gittiği kişi ise, William'ın can düşmanı, Merrick ailesinin piçi Jonas Merrick'tir. Bir nevi güzel ve çirkin hikayesine benziyordu. Jonas'ın yaşadıkları ve dışlandığında hissettikleri sonrası yanına kimseyi yaklaştırmaması, karşısına Sidonie çıktıktan sonra duvarlarının yavaş yavaş parçalanması... Jonas'ın hem bedeninde, hem de ruhunda derin yaralar vardır. Bunların nasıl olduğunu, neden olduğunu kitap içinde çözüme kavuşturuyoruz. Eh karakterlerimiz inatçılıkta sınır da tanımadıkları için bol çekişmeli ve sonlara doğru ise bayağı olaylı bir kitap oldu.Jonas ve Sidonie'nin birbirlerine olan ihtiyaçları, Sidonie'nin beni sinir eden inadı, sakladığı sır ve sonrasında olanlar... Anna Campbell benim Mahrem kitabı ile tanıştığım bir yazar. Bu kitap ise kesinlikle devam etmemi sağlayacak. Serserinin Öpücüğü bu kitabın devamı niteliğinde. Tabi benim bu kitapta asıl merak ettiğim kişiyi yayınevi henüz çıkarmamış. Historical sevenlerin beğeneceği bir kitap ve anlatım olduğunu düşünüyorum.

Fırtına Çiçekleri
8/1019.12.2016

Baskı: Fırtına Çiçekleri

Konusu itibariyle diğer historicallerden daha farklı. Jervaulx Dükü, kesinlikle zeki, aynı zamanda çapkınlıktan da geri kalmayan zengin bir düktür. Buraya kadar her şey normal. Ama daha sonra metresinin kocası tarafından yakalanınca, düelloya davet edilir. Bu karşılaşmadan sağ çıkar elbette ama akıl sağlığı gider. En azından, ölü sayıldığı süreyi saymazsak kendine geldiğinde konuşamaz, normal davranamaz ve oldukça saldırgan olmasından dolayı ailesi tarafından akıl hastanesine yollanır. Yolu, Maddy ile kesişene kadar kimse onu anlayamaz, ulaşamaz. Daha önce Maddy’nin babasının matematik tezi için beraber çalışmışlardır bu yüzden genç kadın onu tanır ve bir daha da bırakamaz. Christian’ın çaresizliği, kimseye kendini ifade edememesi ve sonunda Maddy’nin onu bulup, anlaması sayesinde hissettiği şeyler çok iyi yansıtılmış. Duygu tasvirleri açısından erkek karakteri başarılı buldum ama kadın karakterimizi bir türlü sevemedim. Chris’e değer veriyor, onun iyileşmesini istiyor, adamı da seviyor ama bir yandan da sürekli gitmeliyim, uzaklaşmalıyım ondan gibi düşüncelerle boğuşuyor. Kendisi bir Protestan, anladığım kadarıyla zenginlikten şeytani bir şey olduğunu düşündükleri için uzak duruyorlar, aynı şekilde soyluluk konusunda da görüşleri değişmiyor. Bir nevi aslında iki farklı mezhepte oldukları için de kabul edememesi var Maddy’nin bu durumu. Sadece kitabın neredeyse sonuna kadar bu kısımları okumak istemezdim. Kitap ağır bir kitap, dikkatinizi dağıtacak şeylerin olmadığı bir ortamda okumanızı tavsiye ederim. Yoksa çabucak kaçırıyorsunuz olayları. Güzel bir kitap ama anlatımda tökezlenen yerler var. Tam giremediğiniz, anlamayacağınız, yine de imkanınız varsa kitaplığınızda olması gerekir diye düşünüyorum.

Baskı: Sisli Dağların Ötesinde (Highlander, #1)

Fantastik kitaplar en sevdiğim türlerden biridir. Bir de tarihi aşk romanlarıyla birleşince tadından yenmiyor. Konusundan bahsedecek olursam, perilerin, ki bahsettiğim periler öyle tatlı değil de daha ölümcül ve daha şehvetli, ölümlü bir adamdan intikam almak için gelecekten bir kadını geçmişe getirmelerini konu alıyor. Bir anda kendini Hawk'ın gelini Janet'in yerinde bulan Adrianne, New Orleans'da büyümenin de etkisiyle neler oluyor düşüncesi yerine ne yapacağım, buradan nasıl kurtulacağım sorularıyla hareket ediyor. Hawk ise, kendisine ilk defa hayır cevabı veren ve her seferinde reddeden bir kadınla karşılaşınca, ondan etkilenmemesi çok da zor olmuyor. Sisli Dağların Ötesinde, uzun zamandır okumayı beklediğim bir kitaptı. Beklediğime değdiği gibi, bazı noktalardaki eksiklikleri belirtmeden geçemeyeceğim. Öncelikle çeviriden mi kaynaklı yazarın dilinden mi bilmiyorum ama ilk başlarda, bazı kısımlarda anlam karmaşası yaşadım. Olaylara pek giremedim. Yavaş yavaş okunması gereken bir kitap birden hızlı giderseniz karışıyor bazı şeyler.İkinci olarak konuşmalar sırasında bazı yerlerde tırnak işareti kullanılmamış normal bir paragraf gibi yazılmış. Bu da düzeltilmesi gereken bir hata. Saydıklarım dışında, yine de şans verilmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum, kitabın ayrı bir büyüsü var çünkü. Serinin devam kitaplarında aynı şeylerle karşılaşmam umarım.

Anlaşma
9/1017.12.2016

Baskı: Anlaşma

Fatih Murat Arsal her zaman ki gibi döktürmüş. Zaten kendisinin yazım tarzı ile alakalı hiçbir sorunum yok. Oldukça akıcı ve bırakamayacağınız tarzda. Yavuz, annesinin evlilik üzerine ısrarı yüzünden bunalmış, nereye kaçsam nasıl kaçsam diye şaşıran bir karakter. Tabi tüm FMArsal erkeleri gibi yakışıklı ve zengin kendisi. Yine annesinin telefonunu ısrarla çaldırdığı bir gün, arkadaşının kafesinde çalışan bir garsona annesinin sorduğu her şeye evet demesini söylemesiyle, her şey tepetaklak oluyor. Kitapta en sinir olduğum karakter oldu Yavuz’un annesi. Bırak adam istediği zaman evlenir. Okurken ben bıktım ısrarlı evlilik sorularından. Tabi bu kadar ısrarcı olmasaydı Merve ile tanışamazdı kahramanımız ama olsun, ısınamadım gittim kendilerine. Merve, başarılı bir öğrenci, kendi ayaklarının üzerinde durabilmek için çabalıyor zira ailesini kaybettikten sonra hayatını yetimhanede geçirmiş. Üzüldüğüm bir karakter oldu ama tabi Yavuz gibi bir kocası var bu yüzden yirmi yaşından sonrası gayet güzel gidiyor 😀 Aile özlemi duyan biri, bu yüzden Yavuz’un annesi ile oldukça iyi anlaşıyor ki genel olarak herkesle anlaşabilen bir karakter. Genel olarak beğendiğim bir roman oldu. Selim ve Ebru da bu romana eşlik etmişlerdi. Onları da bir okuyamadım en son okuyacağım FMArsal karakterleri olacaklar. Neyse, en azından bir tane daha var hepsini okumadım 😀 Beğendiğim, tavsiye ettiğim bir kitap. Ben klişeleri, bilindik konuları, yazarın diline göre okurum. Gayet sürükleyici ve anlatımını tarif edemediğim bir biçimde buluyorum, nasıl desem, bağladıkça bağlayan bir tarz.

Kuzey Masalı
9/1015.12.2016

Baskı: Kuzey Masalı

Kuzey Masalı, çıktığı zaman bayağı yankı uyandırmış, ben anca şimdi okuyabiliyorum. Keşke dedim ikinci kitabı da alsaymışım öyle okusaymışım, bunun nedeni karakterlere bayılmam, yazarın diline hayran olmam oldu. Kitapta eğlence, aksiyon, macera, gizem, yaratıcılık, aklıma gelen her şey tavan yapmış. Masal, gerçekten çok renkli ve farklı bir karakter olmuş. En sevdiğim kadın karakterlerden biri oldu kendileri, ki çoğunlukla kusur bulurum bir yerlerde ama bu kitapta Masal'la hop oturdum hop kalktım. Ve Kuzey... Ah Kuzey, neden bizim bir Kuzey'imiz yok... Beni arabalarından kıskanan bir Kuzey istiyorum ben :P Masal ve Kuzey, bana göre son derece unutulmaz olan bir tanışma evresinden sonra, hiç beklemedikleri bir anda ve yerde tekrardan karşılaşırlar. Tabi bu sefer, Kuzey kızımızdan o kadar kolay ayrılamayacaktır. Çözülmesi gereken bir teknoloji, açığa çıkarılması gereken bir gizem var ortada. BİS, yani Bilişim İstihbarat Servisi ajanları, robotlar, üstün teknoloji, zeki ve farklı karakterler derken kitabın olay örgüsünde bir çırpıda kayboluveriyorsunuz. Fazla bir şeye değinmek istemiyorum konu hakkında, sonlara geldikçe birbirleriyle bağlantılı çok şey olduğunu görüyorsunuz çünkü. Okuyunuz, okutunuz. Tercihen iki kitabı beraber alınız çünkü Alex ve karışık bir mevzusu olan Jane-Julie- arasında bir şeyler dönüyor, merakım arşa taşındı. En kısa zamanda alıp okuyacağım. Yazarın ve kapağı tasarlayan kişinin ellerine sağlık.

Kumaştan Kalbe
6/1009.12.2016

Baskı: Kumaştan Kalbe

Kumaştan Kalbe, Aleyna Daşkıran’ın ikinci basılı eseri. Konusu oldukça hoşuma gitmişti ilk gördüğümde. Kapağı zaten oldukça ilgi çekici, kendine baktırıyor Cansel, iş görüşmesine gittiği sırada, yolda gördüğü yaralı bir adama yardım ettiğinde, hayatı sonsuza kadar değişecektir. Okulundan mezun olmuş, ailesinden ayrı genç kızımızın tek dayanağı iyi bir iş bulabilmesi ihtimalidir. Zıt kutup gibilerdi ama aynı zamanda birbirlerine benzeyen çok tarafları vardı. Mesela inatçı olmaları, alttan almamaları… Kitabın yazımında iki karakterimizin gözünden de okuyoruz bölümleri. Zaten yazı puntosu da büyük, hızlı okuyan biriyseniz benim gibi bir günlük sürede bitirebilirsiniz kitabı. Yazarın dili sade ve akıcı çok fazla takıldığım bir yer olmadı. İtiraf etmeliyim Alaz’ın gözünden okuduğum bölümleri daha çok sevdim :) Basıma gelecek olursak iç tasarımı çok şirin buldum lakin birkaç kelimenin harfleri eksikti. 2. baskıda inşallah bunlar giderilir. Eksiklikleri olduğunu düşündüğüm ama genel olarak beğendiğim bir kitap oldu. İleride kendini daha da geliştireceğini tahmin ediyorum yazarın.

Hayalet Kalp
10/1006.12.2016

Baskı: Hayalet Kalp

Sanırım bu güne kadar aldığım kitaplar arasında en beğendiğim kapak Hayalet Kalp'in oldu. Suzanne, annesinin tabiri ile Zu, en yakın arkadaşının ölümünden sonra, zaten kendi içine çekinik bir kızken konuşmayı keser bunun nedeni sözcüklerle ifadenin ona artık çok manasız gelmesidir. Tabi tamamıyla kesiyor mu kesmiyor mu onu okuyunca öğrenirsiniz :) Franny, çok iyi yüzme bilmekte olduğu için boğulması ona çok mantıksız gelir. Okul gezisine gittiklerinde ise, denizanası sergisine girdiği anda, kafasındaki tüm belirsizlikler aydınlanır. İrukandji denizanası, yani yeryüzündeki en zehirli canlılardan birinin arkadaşının ölümüne neden olduğunu düşünmesiyle, artık zamanını bunu kanıtlamaya çalışarak geçirecektir. Deniz anaları hakkında çok şey öğrendim bu kitapta gerçi biyoloji dersine çalışan biriyseniz bir kısmını sizde bilirsiniz :) Kitabın sade bir anlatımı vardı ve çeviride bir hata ile karşılaşmadım bu da okumasını kolaylaştıran etkenlerden. Zu'nun bir konu hakkında hiç durmadan konuşma gibi bir özelliği var, tabi bunun iyi bir huy olmadığını ve iyi şeylere neden olmadığını görüyoruz kitapta. Ama arkadaşlıklarının sonu hakkında ne kadar suçu vardı? Bence çok da yoktu. Duygular çok iyi yansıtılmış. Kitapta hem geçmişteki arkadaşlıklarını hem de aynı zamanda Franny'den sonra yaşamına devam etmeye çalışan bir Zu okuyoruz. Bence hoş bir vakit geçirmek istiyorsanız tereddütsüz alabileceğiniz kitaplardan.

Baskı: Gizemli Erkek Avcısı

Külkedisi'nin Zayıflama Hikayesinin devamında, Gizemli Erkek Avcımızın aşkı bulmasını okuyoruz, ilk kitaptaki karakterlerimiz yine tam gaz burada kendilerini gösteriyorlar. Not : Yorum ilk kitabı okumayanlar için spoiler niteliği taşıyor. İlk kitapta çok sevemediğimiz, sonralardan ise kanımızın oldukça ısındığı Seçil, gönlünü görür görmez Baran'a kaptırıyor. Gerçi o bunu başka bir şey olarak düşünüyor tabi ama sonralardan kendisi de anlıyor zaten. Tabi biz onun Gizemli Erkek Avcısı olduğunu en başından biliyoruz, daha doğrusu ilk kitabın sonlarından itibaren ama Seçil bunu uzun bir süre öğrenemiyor tabi. Ve bunu bilmediği için gelişen olaylar, yapılan itiraflar, bir nevi çiftimizin birbirlerinin peşlerini bırakmamalarına neden oluyor. Hoş ya, olmasa da ne yapar eder birbirleriyle buluşurdu bu çift. Seçil, Baran'ın ayağını sakatlaması ile birlikte, bir süre onda kalmaya ikna ediliyor. Ki kendisi en başından ona karşı ilgili, Baran ise adeta bir duvar. Hislerini gösterdiği anda lafın geldiği başka yerler kızımızın tereddütte düşmesine sebep oluyor. Baran sevmiyor mu Seçil'i? Seviyor ama kitabın çoğunluğu Seçil'in gözünden olduğundan biz çoğunlukla adamımızın gizemli hallerine tanık oluyoruz. Açıkçası ben Baran'ı Tolga'dan daha çok sevdim. Kitap şöyle bir 400-500 sayfa olsaydı sıkılmadan okurdum. "Her ne kadar sadece ona bakmak bile beni heyecanlandırıyor olsa da bu adamın bana aşık olmayacağı gayet açıktı." Kitap oldukça akıcı, zaten 253 sayfa, son 21 sayfası ise Külkedisi'nin ilk 21 sayfasını içeriyor. Ben bir çırpıda bitirdim, ilk kitap gibi bu kitap da oldukça komik ve eğlendirici sahneler mevcut. Blogumdaki yorumun linki : http://dilarabook.blogspot.com.tr/2016/11/gizemli-erkek-avcs-aylem-gungordu-gkbt.html

Baskı: Külkedisinin Zayıflama Hikayesi

Külkedisi isminden de anlayacağınız üzerine biraz masalı, bolca komedi içeren ama en önemlisi de kendimizden bir parça bulabileceğimiz güzel bir kitap Külkedisi'nin Zayıflama Hikayesi. Öykü, editörü olduğu dergi de bir yazı yazmak zorunda kaldığında, uzun bir süreç sonucunda kararını verir. Kendi zayıflama serüvenini yazacaktır! Bu kararı almasındaki en büyük etken de çalıştığı şirketteki patronu süper sinir bozucu Seçil ve ondan intikam almak için tavlamaya çalışacağı, derginin sahibi Bora beydir. Öykü, içimizden biri, toplumun dayatmalarından hayatı boyunca nasibini almış, şeker mi şeker, insan gibi insan kendisi. Onun iç dünyasını okudukça kahkahalarınıza engel olamayacaksınız. Hatta kitaba yüzünüzde bir gülümseme ile başlayıp, bol neşeli bir gülüşle bitireceksiniz. Son zamanda gerçekten güldüğüm ve eğlendiğim kitaplardan biri oldu kendisi. Yazarın dili sade, akıcı ve kafanızı yormayan, genel olarak sıkıntılı olduğunuz bir anda okursanız ilaç gibi gelecek bir kitap olduğunu başlarda anlıyorsunuz zaten. Bora beyi tavlamak için adım attığı bu yolda kızımızın yolu Sihirli Kitaplar Dükkanı'na düşüyor. Hayatını değiştirecek bir kitap olan Gizemli Erkek Avcısı kitabıyla da burada tanışıyor. Açıkçası ben onun kim olduğunu belli bir zaman sonrasında çaktım ama acaba düşüncesi de aklımdan çıkmadı değil. Son ana kadar gizemini korudu. Kitapçının yakışıklı sahibi Tolga ile yeni bir tesadüfle karşılaşmaları, kızımızın aklındaki tereddütler, kendilerini belli eden bazısı seveceğimiz, bazısı sevmeyeceğimiz yüzler... Berk ve Melis ikilisi, onların samimi diyalogları, genel olarak kitaptaki samimi diyalogları da ortaya koyarsak gayet güzel ve eğlenceli bir kitap çıkarmış ortaya yazar. Yeni bir tat arıyorsanız bakabileceğiniz romanlardan biri Külkedisi'nin Zayıflama Hikayesi. Ama bir uyarıda bulunmadan geçemeyeceğim. İkinci kitabı alarak başlayın çünkü bu satırları yazarken bile bakışlarımın yanımda duran ikinci kitaba kaymasına engel olamıyorum :) Blogumdaki yorumun linki : http://dilarabook.blogspot.com.tr/2016/11/kulkedisinin-zayflama-hikayesi-aylem.html

Cennette Üç Hafta
9/1025.11.2016

Baskı: Cennette Üç Hafta

Sanırım en beğendiğim Beyaz dizi kitaplarından oldu cenette üç hafta. Huyum kurusun seviyorum bu kitapları. Elime aldığımda bir çırpıda bitiyor. Kısa süreli kafa rahatlatması için birebir. Gerçi keşke şu erkek karakterlerin biraz daha süründüğünü okusaydık genel olarak tabi fazla detaylandırmadan hızlı hızlı geçiyorlar o kısımları. Ki benim en sevdiğim kısım onlar :)

Dönüş
8/1014.11.2016

Baskı: Dönüş

Beyaz dizileri çoğu kişi sevmez ama nedense ben seviyorum. Evet kısalar ama hoşuma gidiyor okumak, bir çırpıda bitirmek. Klasik konusu olan kitapları eğer güzel bir şekilde yazıyorlarsa okumayı tercih ediyorum aşırı bayıcı olmadığı sürede. Dönüş, içinde klişeleri barındıran bir kitaptı. Erkek karakter sinirlerinizi bozuyor, kadın karakter her ne kadar güçlü bir duruş sergilese de erkek yüzünden bu sönüp gidiyor. Yan karakterler ya çok sevilesi ya da tam nefret edilesi... Konusu ise kocasının kendisini kovması üzerine sessiz sedasız ortadan kaybolan,yıllar sonra, kocası büyükbabası ile tekrar ortaya çıktığında Vicki'nin, oğlunu ve kalbini sonuna kadar korumaya çalışma mücadelesi. Kısacası kendisinin bendeki baskısı 1983 yılına ait. Ve evet, kitabın o sararmış sayfalarının kokusu da müthiş. Zaten gelişim yayınlarının bu tarz kitaplarını sahaftan başka bir yerde görmüyorum. Muhtemelen karşılaşırsanız oralarda karşılaşırsınız. Genellikle de ucuz oluyorlar. Kısa şeyler seviyorsanız beyaz dizileri öneririm kesinlikle.

ÖncekiSayfa 9 / 14Sonraki