
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İki Mükemmel Hata
Fatih Murat Arsal yıllar önce e-kitapları ile tanıştığım bir yazar olmuştu. Normalde tercih etmem bu tarz bir okumayı gözlerim hemen ağrımaya başladığı için ama yazarın kalemi o kadar çok hoşuma gitmişti ki kısa bir sürede bitirmiştim edinebildiklerimi. Sonra arkadaşımdan Nefretten Sonra kitabını almıştım o zamanlar ilk baskısı şimdikinin iki üç kat eksiği bir şeydi, tadı damağımda kalmıştı, gerçi ilk çıkan Ephesus baskısının kalınlığına rağmen tadı damağımda kalmaya devam etti. Yorumumda pek fazla detay vermek istemiyorum. Çünkü yazarın sevdiğim yazım özelliklerinden biri de olayları direk son bıraktığı yerden değil de tazeleme açısından öncelerden almaya başlaması. İki Renk Aşk, serinin ikinci kitabı olmasına rağmen ilk kitaptan da büyük ölçü de kısımlar içeriyor benim gibi çabuk unutan biriyseniz bayağı yardımcı olacak yani olayları tekrardan yakalamanıza. Yazarın kalemini çok seviyorum, oldukça güçlü ve akıcı ama bu kitap, uzun zamandır okuduğum ilk FMArsal romanı olduğundan mıdır bilemiyorum ama yazımındaki gelişmeleri fark ettim, daha akıcı, daha başından ayrılamayacağınız, daha bir oturuşta kitabı bitirecek hale gelebilmenize sebep olacak bir kalem. Profesyonel bir yazar kendisi ama ne demişler insan gelişmeye devam eder, kalemi daha bir güçlenmiş ki bir sonraki kitabı gelse de okusam dedim. Sizi duygu tufanına sürükleyecek bir kitap. Ben başlarda şahsen bayağı bir güldüm. Özellikle Ayça’nın Ayhan hakkında ki yanlış anlamasını düzeltmemesi ve Ayhan'ın bundan sonuna kadar faydalanmasını okurken bayağı bir eğlendim. Sonraki bölümler bayağı acıklı ki ilk kitapta ağlamama ramak kalmıştı. Kısacası art arda farklı duygulara kapılmanıza neden olan bir roman. Kapağına değinecek olursam gerçekten çok hoş, göz yormayan zarif bir tasarım olmuş. En beğendiğim FMArsal kapakları zaten iki renk aşk ve şimdi iki mükemmel hata oldu. Beyazla beraber kitaplığımda ayrı bir zarafetle duruyorlar. Okurken bir imla hatası vs. karşılaşmadım varsa bile görmedim. Akıcılığına kapılmamak imkansız. Ne demişler, aşkı okumak istiyorsanız bir de aşkı anlatan adamdan okuyun. http://dilarabook.blogspot.com.tr/2016/11/iki-mukemmel-hata-fatih-murat-arsal.html
Baskı: Eylül Çıkmazı
Eylül Çıkmazı, Aslı Karabulut’un okuduğum ilk kitabı oldu. Türk yazarlarımız son günlerde gayet güzel işler çıkarıyorlar. Kendisi de bu kervanın üyelerinden biri. Kalemi, farklı ve ilgi çekici karakterleri, anlatımı ile beni mest eden bir yazar oldu. Eylül, kendi halinde yaşayan, ufak bir pastanesi olan güzel, aynı zamanda naif bir kadın. Bir gün oldukça kötü bir olay ile birlikte yolu Poyraz ile kesişiyor. Ev arkadaşı Jülide tıp öğrencisi, onun da anlatımı sayesinde yardımı dokunuyor. Tabi Poyraz, görebileceğiniz en sinir erkek karakterlerden biri, Kadın sana yardım etmiş, belki de hayatını kurtarmış sen hala bit gibi davran kadına. Kıskanıyor, kıskanınca da kendine sinir olmak yerine kadına sinir, ilgi duymasına rağmen kadına hödük gibi davranmaktan geri kalmıyor, tabi ben de o arada yarasına parmak sokup az canını yakıp Kendine Gel Poyraz! Diye bağırmak istiyorum orası ayrı mesele. Eylül Allah’tan Poyraz gibi değil de on yıl sonra- lafın gelişi tabi :P- fark etmiyor ona olan ilgisini. Yan karakterler olan Jülide ve Harun’u okurken çok keyif aldım. Bu tarz kitaplarda yan bir çiftin olması dinamiği canlı tutan özelliklerden bence. Özellikle birbirlerine laf sokma yarışlarını gülerek okuyacaksınız. Poyraz hödük mödük ama sevince çok da güzel seviyor be. Kıskandığımdan gıcık kapıyorum demedim yani kesinlikle efendim öyle bir şey yok öhöm öhöm. Menderes, kendisi oldukça gizemli bir imaj çizdi gözümde, onu da merakla bekliyor olacağım. Uras, Kadir ve diğer yan karakterler de oldukça ilgi çekiciydi ama ben en çok Menderes’i sevdim gelse de okusam, o da arkadaşı gibi olmaz inşallah. Kısacası, Eylül Çıkmazı, beklentilerimi karşılayan sürükleyici bir kitap oldu. Okumam birkaç günümü aldı hasta olmasaydım eğer kalınlığına rağmen bir günde bitireceğim kitaplardan biri. Dili dolambaçlı, gereksiz ve kasıntı bir şekilde yazılmamış. Oldukça samimi ve akıcı. Diğer sayfayı merakla çevirmenize neden oluyor. Sayfa demişken, iç tasarımı, cilt tasarımı her şeyi mükemmeldi. Tek kelime ile bayıldım! Kusursuz, yaban kişinin ellerine sağlık.
Baskı: Sana İhtiyacım Var
Judith McNaught tarihi aşk romanları ile kalbimi fetheden bir yazar. Sanırsam bütün historicallerine sahibim. Sana İhtiyacım Var’ı sahafta görüp bir şans vermek istedim bu yüzden. Yazarın okuduğum ilk günümüz kitabı. Beklenti fazla tutulmazsa aslında güzel fakat işlenememiş bir roman kendisi. Ya da çeviriden kaynaklı bilmiyorum ki edit hataları da mevcut kitapta. İşleyiş olarak, uzatılmaması gereken konuların uzatılıp, uzatılması gereken konuların uzatılmaması durumu mevcut. En azından benim için durum bu. Katie, hayatında neredeyse her şey yolunda giden, bağımsızlığına düşkün bir karakterdir. Aşk hayatı tek düze hanım kızımızın ki yaşadığı bir travmadan ötürü bu işlere direk giremiyor kendisi. Ramon ise şirketi iflas bayrağını çekmeye yakın İspanyol bir iş adamı. Katie’yi zoraki bir yakınlaşmadan kurtarmasıyla ikisinin tanışması başlıyor. Kendini kadına bir çiftçi olarak tanıtıp ertesi güne randevusunu da alıyor tabi. Yakınlaşmaları gayet hızlı olup, maceraya Porto Riko da devam ediyoruz gelişen olaylar ile birkaç gün sonrasında. Ramon karakterini çok sevdim. Güçlü ve baskın bir karakter bunun yanında çok da güzel seven bir adam. Bu adam uğruna neler neler yapılmaz. Herkesin bir gün kendi Ramon Galverra’sını bulması dileğiyle! Dediğim gibi, bazı şeyler fazla hızlandırılmış gibiydi. Ek olarak yan karakterler hani yan karakter olsun amacıyla konmuşcasına, birkaçı hariç çoğu boşu boşuna yer kaplamışlar. Judith’in tarihi aşk romanlarındaki yazımı bu kitapta da olsaydı ortaya gerçekten çok güzel bir şey çıkardı. Judith McNaught kitaplarına başlamak için yapılacak en kötü seçim olur. Eğer yazarın okuduğunuz tek kitabı buysa, hiç soğumayın ve İçinde Aşk Saklı’yı alın.
Baskı: Siyah Kadife
İnternetten okuduğum kadarıyla olumsuz bir yorum ile karşılaşmamış bir kitap Siyah Kadife. Bende o kervana katıldım diyebilirim rahatlıkla. Zira özgün bir konu ve Rita Hunter'ın kalemi bana oldukça zevkli saatler geçirdi. Kadın karakterimiz tam anlamıyla erkek egemen zihniyetin kurbanlarından biri. Neden olduğunu anlayamadığım bir şekilde diğer kız kardeşine nazaran daha çok hor görülüyor. Ki ben bunun altından başka bir şey çıkacağını zannetmiştim ama babasının tam bir pislik olması dışında bir şey yok. Marcus, karanlık, duygusuz ki Emily'nin gözünden okuduğumuz ilk bölümlerin çoğunda adamdan neredeyse hiç bir his almıyorsunuz. Tabi onun bu halde olmasının nedeninin belli başlı sebepleri var ama o da ilerleyen bölümlerin konusu. Tesadüfi karşılaşmalar, engel olunamayan yakınlıklar, yan karakterlerin desteği ve karakterler ile olayların özgünlüğü çok güzel bir şey çıkarmış ortaya. Emily şimdiye kadar okuduğum en hüzünlü karakterlerden biri. Güçlü, bazı anlarda fark edip bazılarında etmese de oldukça. Kapağın adı ve resim sonuna kadar uymuş diyebilirim. Marcus hakkında ise çok kararsızım sevdim mi sevmedim mi bilemedim. Çok sinir olduğum anlar oldu kendisine o ayrı mesele. Kendi içinden konuşacağına gidip kızın yüzüne söyleseydi ölecek sanki. Ülkemizde historical alanda basılmış ilk eseri olan kendisi galiba. Bu türü seviyorsanız, ek olarak yerli yazarlarımıza ulaşmak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Türe başlamak istiyorsanız ise hiç durmadan bu kitap ile giriş yapabilirsiniz.
Baskı: Aşktan Sabıkalı
Aşktan Sabıkalı, aslında birbirlerinden çok da farklı olmayan ama her nasılsa birbirlerinden aynı derece de farklı olan iki yaralı ruhun hikayesiydi. Bihter, kurtuluşu ölümde arayan, birkaç dostundan başka hiç kimsesi olmayan biriydi. Savaş ise yaşadığı acı kayıplardan sonra kızı Buse’yi korumak için yapmayacağı hiçbir şey olmayan yalnız bir babaydı. Kitabın dili oldukça akıcıydı. Elime aldığım gibi bir çırpıda bitirdim ki bu ertesi gün uyku yoksunluğu çekmeme sebep oldu ama kesinlikle değdi. Merve Duman’ın kalemini çok sevdim. Karakterlerine ise bayıldım, hayran kaldım, aşık oldum ve sempati duydum! Sedef, Serkan, Atakan, Şebnem, Kancalı, İlyas, Nazım, Zekiye teyze ve asıl favori karakterim Buse. Kesinlikle yanaklarını ısır ısır bitiremeyeceğiniz, büyümüşte küçülmüş bir çocuktu ki ben çocuklardan genellikle pek haz etmeyen biriyim. Neredeyse ana karakterlerden daha çok sevdiğim bir karakter ile ilk defa karşılaşıyorum. Ana karakterlerimiz polis. Bir soruşturma dolayısıyla karşılaşıyorlar ki karşılaşmalarında bunun farkında değiller. Daha sonrasında geçmişten gelen sırlar, açığa çıkmayı bekleyen gizemler, tanıdıklarını sandıkları kişileri aslında tanımamış olmaları. Kitapta argo kelimeler mevcut. Normalde ben bu tür şeylerden rahatsız olan biriyim çünkü yazarlar bunu hani küfür etmek için küfür etmek mottosuyla yazıyorlar. Gayet de kaba duruyor. Ama bu kitapta gözümü rahatsız etmedi. Aslında garipsemedim de ben o karakterleri öyle kabul ediyorum. Diyalogları okurken çok eğlendim. Gece gece atılan kahkahalarım dolayısıyla evdekilerden birini uyandırmış oldum ama olsun rüya gördüğüne ikna ettim ben onu. Havada ikinci kitap kokusu aldım. Umarım beni yanıltmaz hislerim ki galiba öyle bir şey var. Koşa koşa gidip alacağım kendilerini.
Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)
Bana De Warenne erkekleri kadar sinir bozucu, hatta bazen onlardan bile fazla çıldırtıcı olabilen bir erkek karakter söyleyin deseniz, size tereddüt etmeden Emilian St Xavier'ı gösteririm. Kitabın kadın kahramanı Ariella De Warenne hatırlarsanız Cliff De Warenne'ın kitaplardan başını kaldıramayan kızıdır. Tehlikeli Aşk'ta büyümüş ve serpilmiştir, daha da güzelleşmiştir ama aynı şekilde huylarında da hiçbir değişim olmaz. Londra'da günlerini radikal tartışmalarda, kütüphanelerde ve bunun gibi bilgi alabileceği yerlerde geçirir. Evet o, İngiliz leydilerinden beklenmeyecek kadar, daha doğrusu kusur olarak görülebilecek kadar zeki, entelektüel ve düşüncelerini çekinmeden söyleyen bir kadındır. Emilian ise onu büyüten Roman annesinden babasının bir varisi olmadığı için ayrılmak zorunda kalmış bir melezdir. Getirildiğinde özellikle kuzeninden ve amcasından ciddi anlamda hakaretler işitse de büyürken bunlara kulak tıkamayı öğrenir, netice de onu hor görenler iki kişi ile sınırlı değildir. Ariella ile yolu yıllar sonra kesiştiğinde, genç kadın onun ilk başta çingenelerin lideri olduğunu sanır. Yine de bu ondan etkilenmesine engel değildir, etnik kimliği hiç de önemsemeyen biridir kendisi. Emilian, aldığı bir haber ile ailesinden koparılmanın acısı, yaşadığı kimlik bunalımının verdiği intikam hissiyle kendisine karşı bir şeyler hissettiğinin farkında olduğu Ariella'dan intikam almak için peşine düşer. Asıl amacı tüm İngilizlerden, tüm çingene olmayanlardan intikam almak olsa da, hatasını eninde sonunda anlar. Ariella gerçek anlamda pes etmeyen biriydi. Adama gördüğü ilk andan itibaren aşık olmuştu ve o kendisini istemese de peşinden gitmeye devam etti. Kitap genel olarak bu şekilde ilerliyor. Emilian kaçıyor, Ariella kovalıyor. Arka perdede gerçekleşen bir çok olay ile birlikte sevgileri de sınanıyor tabi. Emilian kendisine çok üzüldüğüm ama bir o kadar da odunluğu elden bırakmayan bir karakter oldu. Genel olarak çok çok beğendiğim bir kitap kendisi, yazarın üslubunu çok seviyorum, çevirisi oldukça akıcıydı diğer kitaplarında da olduğu gibi. Alexi'nin başından geçen olayları ve gelecek şeyleri de çok merak ediyorum. Yan karakterler de oldukça keyiflilerdi özellikle Tyrell ve Elizabeth'in kızları Margery, onu da okumak isterim tabi ama sanırım ortada böyle bir şey yok.
Baskı: Kusursuz Gelin (Warenne Dynasty, #8)
"Kalbi kusurluydu. Atıyordu ama içinde abartılı duygular barındırmak istemiyordu." Okumayı serinin başından beri merak ettiğim Rex De Warenne'in kitabını yazar sona saklamış. Tabi olaylar gereği de biraz öyle gerekiyordu. Ne olursa olsun, Maskeli Balo'dan sonra favori kitabım oldu kendileri. O kitaptan da hatırlayacağımız gibi Blanche, Tyrell'in nişanlısıydı fakat onun Elizabeth ile evlenebilmesi için nişanı bozmuştu. Rex ise, bu olaylardan önce bacağını savaşta kaybetmiş bir gaziydi. İkisininde, karşılaşmalarının ilk anından itibaren aralarında bir çekim vardı tabi bu arzu değil de biraz daha takdir etme gibi daha değişik bir histi. Bu olaylardan yıllar sonra Blanche'ın babası ölür ve o da altı aylık bir yas döneminin ardından, arkadaşı Bess'in dile getirdiği -tabi bu bir oyundur- Cornwall'daki eve taliplerinden bir süre uzaklaşmak için gitmeye karar verir. Gelişen olaylar, daha doğrusu numaralar sonucu yola yalnız çıkar. Tabi Rex De Warren'de yaklaşık iki yıldır Cornwall'daki malikanesindedir. Evin Blanche'e ait olmadığı ortaya çıkınca adamın birkaç gün kalması için yaptığı teklifi kabul eder. Duygu yoğunluğu had safhada olan bir kitaptı. Blanche'in yaşadıkları kolay şeyler değil ve kitapta bunlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Geçirdikleri sessiz ve sakin günleri çok sevdim tabi bazı şeyler oldu hatta bayağı bir şey ama da kitapta bir dinginlik havası vardı karakterlerin bulundukları ortam itibariyle. Benim hoşuma giden bir kısım oldu. Ayrıca ailenin diğer üyelerini de gördük. Çocuklar büyümüş ve yaramazlıklarına tam gaz devam ediyorlarken onların o hallerini okumak bana çok keyif verdi. Ve bir de Stephan var. Tabi onun gizemi de kitaba kalsın. Warenne ve O'Neil ailelerinin yetişkinlerine veda ettik bu kitapta. Sırada çocukları var. Ve onların hikayeleri de kesinlikle ebeveynleri kadar ilgi çekici görünüyor.
Baskı: Aşka Yelken Açanlar (Warenne Dynasty, #7)
Cliff, ailenin en gizemli, en çapkını ve en zengini olmaya aday bir üyesi. Onun ben asla evlenmeyeceğim tavırları ve sözlerinden sonra ne hallere düşeceğini merakla bekliyordum. Bana biraz fazla kibirli ve diğerlerinden daha düşüncesiz gelse de, aslında içinde çok farklı şeyler saklıyormuş kendisi. Bir kere, o döneme göre mükemmel bir baba. Söylemekten hoşlansa ve nefret ettiğini düşünsemde aslında çok düşünceli ve duygusal biri. Yine böyle bir anlarda, babası idam edilmek üzereyken onun hayatı için valiye yalvarmaya gelen bir genç kız ile karşılaşır. Açık sarı saçları, kirli görüntüsü ve erkek gibi görünüşüyle, Cliff henüz farkında olmasa da, Amanda Carre onun kalbine girmiştir. Amanda, beni çok etkileyen kadın karakterlerden biri oldu. Babasının olmadığı süre boyunca yalnız kaldığında, kendini doyurmak için hırsızlık ve dilencilik yapmıştır. Çaresizliği, masumiyeti ve acısını yazar çok iyi hissettirmiş. Babasının ölümünden sonra Cliff ile yaptıkları deniz yolculuğu, onun tatlı çocukları, İngiltere'ye annesini bulmak için gelmesi, bu süre zarfında kendisine hayatında ilk defa karşılıksız bir yardım sunulması ile, Amanda aşık olmamak için direnmemiştir. Aksine, Cliff'e aşık olmasını seve seve kabullenmiştir. Maskeli Balo'dan sonra favori kitabım oldu Aşka Yelken Açanlar. Ve tabi, Cliff'in son bölümlerde düştüğü halleri görmek için bile okumalısınız bu kitabı.
Baskı: Gözlerinin Esareti
Keira, yıllarca hor görülmenin, saygı duyulmamanın ve sevilmemesinin nedenini bilmeden babasının kalesinde bir sığıntı gibi büyümüştür. Nihayetinde, eline bir fırsat geçer. Babası, el Kayran'ı, yani Kastilya Komutanı'nı öldürmesi karşılığında, genç kıza istediği saygıyı verecektir. El Kayran, savaştığı topraklarda korkuyla anılan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir adamdır. Gecenin bir yarısı çadırına onu öldürmek için giren bir suikastçinin başlığını çıkardığı anda hayatı sonsuza kadar değişecektir. Gözlerinin Esareti benim internette okuduğum, okurken de çok keyif aldığım bir hikayeydi. Böyle güzel bir kapak ile çıkması yazarımıza yakışmış, kaldı ki kendisi bir Türk. Ki bu alanda basılı eseri olan nadir kişilerden biri kendisi. İki karakterimiz de baskılanmaya gelemeyen kişiler. İstediklerini kabul ettirmek için yapmadıkları şey kalmıyor. Okurken Kayran'a çok kızacağınız şeyler de var ama nihayetinde mutlu son kapıyı çalmadan olmaz. El Kayran-Keria aşkının yanı sıra arka perde de geçen savaş ve Kastilya Kralı Rodolfo'nun yani Kayran'ın yakın arkadaşının da hikayesini okuyoruz. Almira, kesinlikle Keira kadar hırçın olabiliyor kendini savunmak konusunda lakin ondan biraz daha nasıl desem, naif. Sinirlendirilmedikçe peri gibi bir kızcağız oysa ki Rodolfo ne yapıyor? Az çok tahmin ediyorsunuzdur. "Sen bana emredemezsin, zorba! Söylersin ve bende işime gelirse yaparım" - Keira Destina Bunun kaç erkek karaktere söylenmesini istedim ama söylenmedi, tahmin bile edemezsiniz.
Baskı: Zevk Mahkumu ( Immortals After Dark #6)
Immortals After Dark serisine hızlı bir giriş yaptım, kitapları peş peşe okudum. Bu kitap bitince ise yüzümdeki gülümseme solarak, önceki kitabı almadan niye başladım oldu. Tutkuların Pençesinde kitabının sonu da bu şekidle merakta bırakıcıydı. Yeni kitabı almak için ellerim-pardon pençelerim- kaşınıyor. Önceki kitaplarda bildiğimiz gibi, Cadeon'un eşi aslında bir ölümlü matematik profesörü olan Holly'dir. Onu izlediği günlerden birinde, genç kadın iblisler tarafından kaçırılır, o da onu kurtarmak için izlerini takip ettiğinde, Holly hepsini öldürmüştür. Bunun nedeni ise hiç kimsenin bilmediği bir şey. Ah tabi Nix biliyor o ayrı konu. Holly aslında bir Valkrye'dir. Cdeon, büyücü Groot'dan, ülkelerini istila eden Omort'u öldürebilecek tek şey olan kılıcı almak için kirli bir oyun oynamak zorunda kalır. Eski kitaplarda kısmen gözüken, bu kitapta ise benim favori karakterlerimden olan Rök, bir sonraki kitabın başrolleri olan Rystorm ve Sabine, ki özellikle onların bu kitaptaki olayları bayağı ilginç ve Nix. Cidden bu kadında anlatılanlardan daha fazlası var. Diğer kitaplardan daha fazla komedi dozu yüksekti. Aksiyon ise hiç durmadan tam gaz devam ediyor. Seriyi okumayanlar varsa ilk kitap Arzuların Esiri'ni gidiniz ve hemen alınız. İrfan yaratıklarını daha fazla bekletmeyiniz lütfen.
Baskı: Mutluluk (Sequel, #3)
Mutluluk kitabının baskısı yıllar önce tükendi, yayınevi yeni baskıyı satışa sunmadı. JM''ı sonradan keşfeden okurlardan biri olarak bu kitabı uzun zaman sonra, sahaftan bulabildim. Ve haftalarca sahaf aşındırmanın çabasına değer bir kitaptı. Elizabeth ve Ian ikilisi birbirlerine çok uyumlulardı, çok güzellerdi. Aralarındaki diyaloglar, sevgileri okurken yüzünüzde bir gülümseme, ara sırada ağızdan kaçan kahkahalara neden olacak. ilerleyen zamanlarda ortaya çıkan yanlış anlaşılmalar, çetin sınavlar ilişkinin tuzu biberidir bence. Ki aslında tuz ve biber bayağı fazla olmuş ama olsun. Barışmalarını ve mutluluklarını okumak, o sahneleri beklemek oldukça keyifliydi. Yan karakterler, onların araya giren düşünceleri akış açısından oldukça keyifli oldu benim için. Çoğu yazar bunu yapmıyor, yapanların çoğu ise pek uydurmayı beceremiyorlar bana göre. Historical romance diğer türlere nazaran daha az değer görüyor ülkemizde, baskıda bitmişken biraz gıcıklık, birazda fesatlık ile okumayın diyorum efendim. Ian benimdir, başka kimselerle de paylaşmam. *** “Bir şeye canın sıkılınca düşünmeden para harcamaya mı başlıyorsun?” Ian gülmekten boğulacak gibiydi. Yalan söyledi.“Evet.” “Bu huyundan vazgeçmelisin.” “Denerim.” “Sana yardımcı olmaya çalışacağım.” “Lütfen yardımcı ol.” “Kendini benim ellerime teslim edebilirsin.” “Bunu iple çekiyorum.” Ian hayatında ilk defa kahkahalarla gülerken bir kadını öpüyordu. *** Ian boğazında düğümlenen kahkahaları yutarak, ”Sanırım, bunun nedeni, elimde, onun kazanacağı paradan çok daha önemli bir şey olduğunu görmesiydi,” diye cevap verdi. Genç kadın büyülenmiş gibiydi.”Gerçekten mi?” dedi. “Nedir o?” “Gırtlağı.”
Baskı: Güz Fırtınası
Rita Hunter’ın kalemi her kitapta karakterlerin farklı özelliklerini oldukça samimi bir şekilde ele alıyor. Size de okurken onları koşulsuzca ve akla yatkın bir şekilde kabullenerek sayfaların arasında kaybolmak kalıyor. Tarihi aşk romanlarındaki erkekler genellikle sonsuz bir döngü içerisinde, can sıkacak kadar odun olurlar ve bunun sonucunda hatalarını anlayınca çokça acı çekerler, gerçi ben acılarının kitabın yarısını kaplaması taraftarıyım da neyse. Bu kitapta ise Alexander ne istediğini bilen biri olduğundan başlarda çok da sıkıntı çekmiyoruz. Olaylar arasındaki geçiş sürükleyici, çok fazla yoğun bir temposu olmamasına rağmen diyaloglar ve betimlemeler sayesinde sıkılmadan bir sonraki sayfayı çevirebiliyorsunuz. En azından benim için öyle oldu. Jane ve onun hayal dünyası, bu zamana kadar tanıştığım en çatlak tarihi aşk romanı kadın karakteri olmasını sağladı. Onun hikayesi bir yana, aynı şekilde Jane’in takma adı ile kitap boyunca yazdığı Avcının Günlüğü adlı romanı var. Elizabeth Hoyt’un bölüm başlarında devam ettiği kısa hikayeleri gibi o da oldukça merak uyandırıcı bir şekilde ilerledi. Kitap olsa hemen alırım valla ne yalan söyleyeyim. Catriona’yı çok sevdim. Kitap demişken, kapak tasarımı, iç kapak tasarımları ağzımı açık bıraktı. Özenilmiş ve bence yazara ve kitaba hak ettiği değer verilmiş. Bu türü sevmeyenleri bile cezbeden bir albenisi var. Yapanların ellerine sağlık.
Baskı: Ismarlama Bebek
Turgut, Vildan'ı babasının şirketinde görür görmez ona tutuluyor, aşık oluyor. Sonunda onu elde etmeyi kafasına koyuyor ama bunun için üç yıl beklemek zorunda kalıyor. Vildan henüz on yedi yaşlarında falan yani Turgut'tan küçük bayağı. Üç yıl sonra Vildan'ın babasının isteği ile bir kafede buluşacaklar tabi bundan önce kızımız onun kim olduğunu dahi tam olarak bilmediği için beklediği pörsümüş, yaşlı ve görgüsüz biri. Onu evlilik düşüncesinden vazgeçirmek için kuzenini arıyor ve ondan bir model kiralıyor. Tabi modelimiz varış noktasına ulaşıyor mu? Hayır. Ataman bey beklediğimiz kişi mi? Hayır. E o zaman Vildan'ın model diyerekten sevgilisi olması için para verdiği kişi kim? FMarsal romanlarını çok seviyorum. Ciltli kitabını okumak da nasip oldu. Ben Vildan'ın inadını yerinde buldum sonuçta gayet haklı olaraktan bu şekilde bir baskıya ve kısıtlanmaya gelmek istemiyor. Tüm hödüklüğüne rağmen Turgut'ta oldukça hoş bir karakter olmuş bence. Kızımızın söylediklerinden sonra bir diğer fmarsal romanındaki Doğan'a benzeyebileceğini düşündüm ama korktuğum olmadı.
Baskı: İhtiras Tutsağı ( Immortals After Dark #5 )
İlk defa bir hayaletin ana karakter olduğu bir kurguyu okuyorum ve tek kelimeyle bayıldım!Bu serinin kitaplarının birkaçının elimde toplu halde bulunması kesinlikle kötü bir şey oldu çünkü biri bitince hemen diğerini okumaya başladım. Durduramadılar beni efendim. Conrad, ağabeyleri tarafından vampire dönüştürüldükten sonra ortadan kaybolan, bu süre içerisinde türlü türlü kirli işler yaparak bir sürü düşman kazanmış biri. Ağabeyleri onu insan kanı içmekten alıkoymak ve düzelmesini umut ettiklerinden dolayı, vahşi bir cinayete kurban gitmiş olan Neomi'nin evini satın alıp, oraya hapsederler. Conrad ilk başlarda delirdiğini düşünür. Evde sürekli bir varlığı hissetmektedir ve o varlık şekil bulduğunda, kadını sadece kendisi görür. Neomi cesurca yaşamayı seven bir kadındır. En azından ölmeden önce. Conrad ise yani ne diyebilirim ki aslında gıcık bir tip olmasına rağmen hakkında öğrendiklerimden sonra kıyamadım kendilerine. Birbirlerinden oldukça farklı olan bu çifti okurken çok zevk aldım. Zevk Mahkumu daha kargoya verilmedi umarım bayramdan önce elime ulaşır ve bende Cade hakkındaki merakını dindiririm .Kendisi çok kötü bir şey yaptı bu kitapta, gerçi telafi edildi ama o henüz bunu bilmiyor.
Baskı: Şehvetin Kölesi (Immortals After Dark, #4)
Eşini kaybetmiş bir Lykae ve hakkındaki kehanet yüzünden hep saklı olarak yaşamış Mariketa. En azından Bowen, pelerinini ondan çekip alana kadar. Kitap dinmeyen aksiyonu, akıcı dili ve çevirisi ile bu seriyi neden sevdiğimin canlı kanıtı. Serinin beş kitabını peşpeşe aldım ve sanki başka bir işi yokmuşum gibi tüm gün onları okuyorum. Bowen, sinirlerimi diğerlerinden daha çok bozdu. Gerçi onun tahtına Conrad yerleşecek gibi ama bakalım. Kadına duyduğu ilgi yüzünden sürekli onu büyü yapmakla suçlasa da, Mariketa hiç de altta kalır bir yana sahip değil. Geçmişte yaşanmışların şok edici gerçekleri, yeni karakterleri ile ki özellikle Rydstrom ve Cade'i çok sevdim, seri temposunu düşürmeden devam ediyor.
Baskı: Tutkuların Pençesinde (Immortals After Dark, #3)
Bu seri hakkında olumsuz yorumlar çok duymuştum ama demek ki neymiş, kendin okumadan karar vermeyecekmişsin. İstisnalar dışında tabi. Kresley Cole, bu tür için favori yazarlarımdan biri oldu. Kalemi çok iyi, ilk ve ikinci kitabın çevirileri de çok güzeldi. Çok karakter var, çok fazla tür var ama hiç karıştırmadan rahatça uyum sağlayabildim. Karakter fazlalığı olayların fazlalığına da neden oluyor bu sayede tempo da hiç düşmüyor. İlk kitaptan tanıdığımız Merhametsiz Kaderin ve Sebastian Wroth'un hikayesi, ilkinden daha farklı daha aksiyonlu ve daha nefes kesiciydi. Evet, her kitapta çıta atlayan serilerden biri Immortals After Dark. Kaderin, öldürmek için gittiği Sebastian'ın yanında, uykusundan uyanan duygularının yoğunluğundan dolayı şaşkına döner, geçirdiği bir trajedi sonrasında dileği kabul olmuş ve yüzyıllar boyunca hiç bir şey hissetmeden sadece savaşarak hayatını geçiren Kaderin için bu imkansız, kabullenilmesi çok zor bir durumdur, zaten kitap boyunca sürekli tereddüte düşüyor bu konuda. Sebastian ise serinin belki de en uysal karakteri olmaya aday. Hayatı boyunca sessiz, çok okuyan, iyi bir komutan ve savaşçı olmasına rağmen kadınlarla olan ilişkileri hiç gelişmemiş bir vampirdir. Ağabeyi tarafından zorla vampire dönüştürüldüğü için kendini dış dünyadan izole ederek yaşamını sürdürür. Tabi, kaderin onu öldürmek için şatosuna gelene kadar. Türü sevenler için iyi ve doyurucu bir seri olduğunu düşünüyorum. Tavsiye ederim.
Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)
Bu kadına bayılıyorum yahu! İlk kitaptan beri merak ettiğim hödük O'Neill ile Eleanor'un hikayesine sonunda kavuştum ve kısa bir sürede bitirdim. Öncelikle kapak orjinal ve çok uymuş. Ben çok beğendim, Pegasusun bu şekilde orjinal kullanmasını seviyorum. Ek olarak çeviriyi de çok beğendim. Çevirmenin ellerine sağlık. Sean, ailenin belki de Cliff'den bile çapkın olan biricik oğlu, dört yıl boyunca ortadan kaybolur ve bu süreç içerisinde başını binbir türlü derde sokar, bir çok olay yaşar bazıları Eleanor'un kalbini oldukça yaralar, bazıları ise kadının sonsuz anlayışı ve şefkati ile iyileşir. Devlin'in kardeşine yakışır bir şekilde hödüklük ve odunlukta sınır tanımayan Sean yıllar sonra evine döndüğünde, ona aşık olan küçük Eleanor'un büyüyüp çok güzelleştiği ve bir İngiliz ile evlenmesine sayılı günler kaldığını görür. Bundan sonrası oldukça hareketli olaylar, sinirden Sean'ı parçalama isteği ve Eleanor'un kesinlikle aşkını onlarca kez gördüğümüz bölümler ile devam ediyor. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, normalde Peter'ın konumundaki birinden kitaplarda her türlü şirretlik görülür ve bunlar beklenir, o ise kesinlikle mükemmel erkekti. Keşke onun da kitabı olsa da okusak.
Baskı: Maskeli Balo (Warenne Dynasty, #5)
Mükemmel bir kitaptı! Uzun bir zaman önce Brenda Joyce ile Bir Avuç Aşk kitabıyla tanışmıştım. Kalemi muhteşem, dönemi gayet gerçekçi bir şekilde ele alıyor. Tyrell de Warenne, Adare kontluğunun varisi, Elizabeth'in çocukluğundan beri aşık olduğu kişi, yegane prensi. Açıkçası Lizzie, benim şu ana kadar okuduğum en vakur, sevdiği adam için her türlü zorluğa göğüs geren, bazen çabucak affedişleri ile beni deli etse de aşkı gözlerimi yaşartan bir karakter oldu. Tyrell ise her ne kadar beni okurken bayağı bir sinirlendirse de yine de yaptığı fedakarlığı takdir ediyorum. Daha detayı spoiler olacak o yüzden hiç girmeyeceğim o kısımlara. Kız kardeşi Anna'yı nasıl saçlarını elime dolayıp öldüresiye silkelemek istediysem, diğer ablası Georgina'yı bir o kadar sevdim. Dönemin ideal ablası gibi bir şeydi resmen. Yan karakterler, onların diyalogları, akıcı bir çeviri ile zamanım oldukça güzel geçti. Tarihi aşk romanı arayıp da bulamayanlara duyurulur!
Baskı: Milyonluk Günahkâr Düet (Million Dollar Duet, #2)
İlk kitapta duygu ya da olay neredeyse hep yoktu geneli erotik sahnelerdi. Bu kitapta ise karakterlerin yaşantıları, sorunları, kısaca nasılsın iyiyim o zaman seks yapalım mottosundan sıyrdıldığını görmek güzel. Ama Noah yine de sevilir ; İç geçirip çenesini tuttum ve gözlerine baktım. "Ben süper kahraman değilim ama senin için bir kurşun yiyebilir, sadece tek bir elimi havaya kaldırıp hızla gelen bir lokomotifin önüne geçebilirim; hatta sana ulaşmak için gökdelenlerden sıçrayabilirim. Seni mutlu etmek için ne gerekiyorsa... Çünkü seni seviyorum ve ihtiyacım olan tek sebep bu.
Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)
Tanıtılırken benzetilen malum seriden kat ve kat üstün bir kitaptı bana göre. Sahneler boş ve sığ değildi tam tersine karakterlerin düşünceleri, hisleri ve muhteşem edebiyat yazarları ve sözleri çok güzel harmanlanmıştı. E karakterler boş insanlar değillerdi sonuçta. Kalın bir kitaptı, başta bayağı uzatılan sahneleri var diye düşündüm ama tam tersine aslında uzatılmasını ben istedim. Yazar detayları çok güzel işlemiş ve kesinlikle tam yerinde bir anlatım olmuş. Evet aşıklar, ever birbirlerine yakıcı bir tutkuları var ama hop diye birbirlerinin kollarına da atlamıyorlar. En çok bunu sevdim. Arkada erotik roman diyordu fakat o tür bir sahne yalnızca bir kere var. Öpüşme sahneleri vs. çok da detaya inilmemiş rahatsız edecek kadar. Daha çok duygulara odaklanılmış, kahramanların şiirselliğini düşününce, bence çok yerinde olmuş. eklemeden geçemiyorum, kapağı çok beğendim.
Baskı: Arzuların Esiri (Immortals After Dark, #2)
Pegasusun fantastik serilerine bayılıyorum. Bence ellerindeki yazarlar harika şeyler çıkarıyorlar ortaya. Arzuların esiri, benim merakla okumayı beklediğim bir kitaptı .Tabi serinin devamından birkaçını sipariş edene dek başlamadım. Sonra meraktan içim içimi yiyor. Gulyabaniler, vampirler, iblisler, Valkrye'ler, kurtadamlar, gözükmeseler de varlıklarından bahsettikleri sirenler gibi daha bir çok yaratığın yaşadığı dünyada, ölümsüzler eşlerini sonsuz bir şevkle ararlar. Tabi vampirler, en azından bir kısmı bu arzulara kendilerini kapamışlar orası ayrı mesele. Bu seriye bayıldım, karakterlere bayıldım, en önemlisi her bir kitabı merakla bekleyeceğim ilgi çekici bir dünyasına bayıldım! Emma ve Lachlain ayrı ayrı çıldırtıcı olsalar da birbirlerini çok güzel bir şekilde tamamlıyorlar. Lachlain, eşinin vampir olduğunu fark ettikten sonra, bunu kabullenme süreci oldukça komiğime gitti. Bütün yelkenleri bir suya indirdi bir kaldırdı. Hödük. Arka planda, olan aksiyon dolu olaylar ve kitabı sadece ana karakterlerin ağzından olmaması oldukça güzel bir artı olmuş.
Baskı: Kan ve Aşk (Bir Tarihi Masal)
496 sayfalık bir kitabı on iki saatte nasıl bitirdim adlı tezim yakında raflarda! Şaka maka, bir ara yatmak için bıraktım, sonra aldım okumaya devam ettim ve sonuna kadar götürdüm. Gerçekten çok sürükleyici, merak uyandırıcı, benim tarihi bir aşk romanından beklentimi karşılayacak şekilde savaş, aşk, nefret, her türlü duyguyu uyum içinde yürüten bir kurgusu vardı. Loren leydisi Emma, babasının ölümünden sonra, Edessa Lordu tarafından kaçırılır. Hikayemiz burada başlamıyor elbette. Bu olaylar olana kadar oldukça güzel bir ön hazırlık süreci var. Yan karakterler bir gösterilip kenara koyulmamış sıklıkla karşımıza çıkıyorlardı. Ve kahramanımız, sıradan leydiler gibi değil kesinlikle. Vincent, kendisini boğma istediği uyandırdı bende. Hayır yani bir insan nasıl öküz olabilir konusunda çıtayı arşa taşıyıp bıraktı orada. Yanlış anlaşılmalarını okurken kafalarını tokuşturasım geldi. Hayır beyefendi kadının yanlış anladığını bilmesine rağmen, hiç düzeltme gereği bile duymuyor yanlış anladı diye sinirleniyor. Manyak.
Baskı: Az
Hakan Günday'ın okuduğum ilk romanı, uzun süredir elimin altında durmasına rağmen elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı. Sonra okuyayım dedim ve sayfalar birbirlerini takip etti. Ne kadar geç kalmıştım ama iyi ki başlamışım. Çocuklar, çocukların yaşadığı acılar benim hassas noktam. Bazıları, şimdi belki yoktur ama eskiden bu tip şeyleri yaşayanların, üstelik sonları kurtuluşa da ermeden, insan gerçekten garip bir varlık. Yaşamaya devam ediyor. Derdaların birbirlerine hazırlanışları, masumiyetlerinin her daim devam etmesi, şiddet, tecavüz, tesadüfler, kesilen cezalar, Oğuz Atay ... Alıntı almadım bu kitapta, bir çok cümlede kendimden iz buldum. Ama bir şey söylemek istiyorum. Yazar bu iki kişiyi, evet kişi diyorum çünkü karakterden çok yaşayan birer insana döndüler benim için, hazırlanmalarını o kadar güzel işlediyse, birleşmelerini o kadar hızlı yazmış. Belki sadece bana bu kadar garip geldi bilmiyorum ama hızlı bir karşılaşma olmuş, zaten tanıtımda biliyorduk buluşacaklarını birbirlerine yoğrulduklarını ama ben biraz o sürecinde işlenmesini tercih ederdim. Güzel bir roman, kaliteli bir zaman geçirmeme neden oldu. Benim yaptığım gibi elinizin altında bulunmasına rağmen hala başlamadıysanız, sayfaların arasında kaybolmak için daha fazla beklemeyin.
Baskı: Delfin
Yunan kültürü, mistik bir hava, Delfi tapınağı ve felsefe ile harmanlanmış bu kısa romana bayıldım. Bu roman, ana kadın karakter Delfin'in , kocasının ölümünden sonra, onun kardeşi Hamadi ile atıldığı serüveni anlatıyor. Kadın kahraman bir üniversite de öğrenim görevlisi. Alanı felsefe. Bu yüzden onun geniş ve farklı bakış açısı ile inceliyoruz dünyayı. Her şey, her şekilde sonuca varır mı? Sonuçlar hayatımızda hep istediğimiz şekilde mi olur? Görebilenler için cevabı vermiş. Tapınaklar işe karışınca aklıma Didyma antik kentindeki Apollon Tapınağı geldi ve Priene antik kenti. Her ikisinde de kapalı, kilit vurulmuş kapılar vardı. Bu romandan sonra o zamanki yaşadığım merak duygularının katlanarak arttığını söyleyebilirim. Unutmadan, kitabın ilk cümlesi bile çevremdeki bazı insanları anlattığından, oldukça hoş bir giriş olmuş bence. "Beyni kullanarak yaşamak mı? Beyni taşımak mı?" *** Önsöz'den "Gerçek nerede? Henüz yazılmamış bir kitapta mı? Yoksa yazılan bütün kitaplarda mı?" *** "İlk insan, soğumuş lav kayalarının üstüne çıkıp çevresine bakınca, kendisine göre değerlendirdiği iki şey gördü. Kendinden aşağıda olanlar, kendisinden yukarıda olanlar... Aşağıda olanlara aldırmadı ama kendisinden yukarıda olanlardan hep korktu."