
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Bir Sır Saklı İçimde
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/bir-sr-sakl-icimde-julie-berry-kitap.html Kitap türünün diğer örneklerine nazaran oldukça farklı. Historical romance diyebilirim sanırım. Gizem de araya serpiştirilmişti. Anladığım kadarıyla roman Amerika kıtasındaki kolonilerden birinde geçiyor. Tarih net değil. İnsanların zor iklim şartlarında hayatını sürdürmeye çalıştığı ve küçük köyler halinde yaşadıkları bir yer. Tabi kitapta sadece Roswell Üssü'nü görüyoruz. Judith, iki yıl önce kaçırıldıktan sonra evine döndüğünde herkes ona onu kaçıran kişinin dilini kesmesi yüzünden sırt çevirir. Sanki bir suçluymuş gibi, kendi annesi dahil herkes onu görmezden gelir, cadı muamelesi yapar. On sekiz yaşında bir genç kız olarak, onu en çok da sevdiği erkeğin kendisini fark etmemesi, üstelik başka biriyle evlenecek olması üzer. Lucas'a dair hislerini tarif ediş şekli gerçekten çok güzeldi. Tabi Lucas'ı sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim. Judith'in onu nasıl sevdiğini iliklerime kadar hissederken aynı şeyi onda pek görmedim. O da onu görmezden gelmeyi seçen biri oldu. Kasaba için önemli bir dönüm noktasında parmağı olmasaydı Judith'in hayatı muhtemelen ölene kadar görmezden gelinerek geçecekti. Bağnaz toplumlarda, özellikle tarihin gerideki dönemlerinde kadınlar cadı görülerek kolayca yakılıyordu. Vücutlarında olan bir ben bile buna sebep olabilirdi. Böyle bir toplumu Judith'in gözünden okumak sinirlerimi oldukça gerdi. Daha kötü şeylerde başına gelebilirdi kızın. Yazar yine insaflı bir olay örgüsü ele almış. Tekrar konuşmaya çalışmak için verdiği mücadele, okumayı ve yazmayı öğrenmek istemesi, sürekli kötü davranışlara mazur bırakılması ve kendi evinde köle olması bile onu yıldırmadı. Alın size gerçekten örnek alınmayı hak edecek bir karakter. Tabi gizemli noktası ne diyeceksiniz işin. Kaçırılmasının ardındakiler ki yıllar önce en yakın arkadaşıyla kaybolduğunda kasabaya bir tek o sağ dönebildi. Onu kim kaçırdı, arkadaşını kim öldürdü, hepsinin sebebi aynı kişi mi yoksa olaylara dahil olan başka biri mi vardı? Düz bir olay örgüsü ile ilerlememiş yazar. Bazen Judith'in düşüncelerine, bazen geçmişten bir sahneye, bazen de asıl zamana geri dönmeyi tercih etmiş. Başlarda okuması bir değişik geldi ama alışınca keyifli oldu.
Baskı: Gazap Ve Şafak (The Wrath and the Dawn #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/gazap-ve-safak-wrath-and-dawn-1-renee.html Siz siz olun ikinci kitap olmadan ilkini okumak gibi bir deli cesaretine kapılmayın. Ben başımı alıp nerelere gidem ne yapam hal çaresi yok mudur bu merakı dindirmenin bir yolu?... Binbir gece masallarını bilmeyen yoktur sanırım. Yıllardır kitaplara, filmlere konu olmuş olan, eşlerini öldüren zalim kral Halid ve onu kendine anlattığı hikayeleriyle aşık eden Şehrazat. Kitap bu konuyu genç kurgu ile ele alıyor. En yakın arkadaşının kral tarafından seçilip öldürülmesinden sonra bizzat onun eşi olmaya gönüllü olup saraya giren Şehrazat, Halid'i tanıdıkça işin bir de görünmeyen yüzünü fark etmeye başlıyor. Öncelikli olarak kitap çok güzeldi ama bir iki şikayetim de yok değil. İlk olarak bu konu Binbir gece masalları olmadan olmaz bence. Yazar zaten bir iki hikayeye yer vermiş, çok da güzel anlatmış. Ama yine de biraz daha ağırlık verebilirdi onlara. Elbette oturup hikayeleri yazmasını beklemiyordum ama en azından aşklarının geliştiği kısımlarda masallara biraz daha önem verilebilirdi. Bir de Şehrazat on altı, Halid on sekiz yaşında olarak kaleme alınmış. Bu tarz bir konuda yaşların daha büyük olmasını tercih ediyorum. Masal demişken, arka planda kendini ufak dokunuşlarla belli eden sihir, diğer kitapta daha ön planda olacak gibi geliyor, işe katılan fantastik boyutu sevdim. Halid'in zalim görünüşü altında yatan gerçek kişilik ile Şehrazat'ın ona olan karşılığı çok naifti. İkisinin beraber olduğu sahneleri okurken çok zevk aldım. Şehrazat'ın mantığı onu sevmemdeki en büyük neden. Halid'i de Halid olduğu için seviyorum, anlatmıyorum yaşıyorum kendisini. Şehrazat ondan nefretle bahsederken bile adamın adını okumak bir hoş oluyordu. Halid'in kuzeni Celal, Şehrazat'ın hizmetlisi Despina, ikinci kitapta düzgün bir konuşma sahnesi olup olmadığını merak ettiğim sessiz fedai Rajput ise varlıklarıyla kitabı güzelleştiren yan karakterlerdi. Hatta Tarık'ı bile sevdim diyebilirim. Olan da ona olacak gibi gösteriyor gidişat. Bazen kitapta bahsedilen yabancı terimleri bilmediğimden zorlansam da bunun dışında akıcılığı bozan bir etkenle karşılaşmadım. Yayınevi kısa bir sözlüğe yer vermiş son kısımda, ilk başa koysalardı daha iyi olurdu.
Baskı: İtibarlar
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/itibarlar-juan-gabriel-vasquez-kitap.html Güney Amerika edebiyatında evrensel olan ve tanıdık gelen birçok iz olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı okurken de yazarın dile getirdiği kitlesel düşünce tarzı, siyaset ve politika hakkında bazen öyle cümleler kurulmuştu ki adeta ülkemizden bir parça okuyor gibi hissettim. Belki başka bir ülkede de kitabı okuyup benim gibi hisseden biri vardır. Javier Mallarino, ülkesinde büyük zorluklar ile tırmandığı kariyer basamaklarından sonra, saygın bir karikatürist olarak adlandırılarak ödül alır. Bu ödül töreni sonrasında karşısına çıkan bir kadın, ona kendini sorgulatacak ve içsel bir hesaplaşma yaşamasına sebep olacaktır. Başkalarını oldukça iyi gözlemleyen, bir karikatürü ile onları mahvedebilen ya da yükselten biri olarak Mallarino'nun amacı gerçekleri ortaya çıkarmak olsa da, yeterince kanıtı olmadan, kendi düşüncelerine dayanarak yaptığı bir karikatür sonrası yok ettiği bir itibarla yıllar sonra tekrar hesaplaşır. "Ne olup bittiği değil, ne olup bittiğini kimin anlattığı önemlidir." Hayatındaki değişim süreçleri, verdiği kararlar, davranışları ile Mallarino bende biraz kendini tanımayan bir adam izlemi uyandırdı. Hatta kibirli biri de olduğunu düşünüyorum, gücü elde etmiş olarak güçlü olanları eleştirirken kendinde oluşmaya başlayan kusurları göz ardı etti ve buna göre hareket etti. Yazarın akıcı bir dili var aslında. Mallarino, sevmediğim bir karakter olsa da netice de olaylar onun gözünden aktarılıyor ve aslında amacının özünde ne olduğunu bildiğim için hikayenin sonunda ne olacak duygusu da oluştu. Akıcılığı bazen fazla dolambaçlı gelen cümleler ile okurken zorlasa da yine de o buhranın beni de yorması en doğrusu belki.
Baskı: İntikam Ateşi (The Rules of Scoundrels, #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/intikam-atesi-rules-of-scoundrels-1.html Maclean'ın sanırım ilk çıkan kitabı İntikam Ateşi ama seri sever gruptaysanız bu seriyi yazarın Love by Numbers üçlemesinden sonra okumanızda fayda var ki spoiler olmasın ilerideki kitaplardan biri için en iyisi okumak diyebilirim ki zaten o da çok güzel bir seri pişman olmazsınız. Michael, gençliğinde oynadığı bir kumarda bütün mal varlığını babasının yakın dostlarından birine kaybeder. Daha sonrasında yaşadığı topraklardan ayrılır. Tabi çocukluk arkadaşı Penelope'den de. Yıllar sonra Penelope'nin babası evde kalmış kızının çeyizine kumarda kazandığı Falconville'i dahil eder. Michael için en önemli olan şeyi yani. Tabi sonrasında olacakları tahmin edersiniz. Erkek karakteri gerçekten kitabın birçok kısmında boğazlamak istedim. İlk başta olan o hödük davranışları, sonrasında Penelope'yi kendinden uzak tutmak istediği için söylediği ve yaptığı incitici şeyler derken. Sonradan değerini anladı tabi kızın, bu sefer de Penelope fazla dirençli davranamadı ama. Keşke şöyle bir yüz sayfa süründürseydin onu be güzelim. Michael'in eski hatalarından ders alarak güçlenmesinde en büyük paya sahip olan Melek kulübü ve onun diğer kurucuları ise okurken insanı bayağı heyecanlandıran karakterler. Neyse ki seri bizde çıktı da bulduğum zaman okuyacağım. Maalesef bu seri de baskısı bitince yenilenmeyenler kervanından. Kitabın en güzel yanı da bölüm başlarında okuduğum Penelope ve Michael arasındaki mektuplaşmalar oldu. O satırlarda Penelope'nin aşkını daha çok hissettim desem yalan olmaz. Bence o da farkında değildi o zamanlar ama seviyordu Michael'i, sadece birbirlerinden çok erken ayrıldıkları için farkına varamamıştı. Yazarın kalemini çok seviyorum, duyguları okuyucuya aktarmayı beceriyor. Penelope'nin Michael'ı bir kahraman olarak görmesi, belki de pes etmemesi ile onun kabuğundan yavaşça sıyrılması başlayınca ikisinin de kaldığı ikilemleri okumak çok zevkliydi. Direk bir kabullenme olmadı, tabi beni bilirsiniz karakterler bir hata yaptılar mı binlerce sayfa sürünmezlerse beğenmiyorum... Kısacası bulması bayağı bir vaktinizi alacak olsa da okuduğunuzda verdiği zevk o çabaya değer diye düşünüyorum.
Baskı: Son Namsara (Iskari #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/son-namsara-iskari-1-kristen-ciccarelli.html Ejderhalı kitaplar, diziler ve filmler deyince bende akan sular duruyor. Yazarın yarattığı fantastik dünya gerek mitolojisi, gerek sert çizgileriyle gayet ilgi çekici. Kitap boyu ana hikayenin yanı sıra Son Namsara'nın dünyasına ait kutsal hikayelere de yer vermiş yazar. Her biri ayrı güzeldi. Tabi bu öyküler öyle sadece güzel olma özelliğine sahip değiller. Anlatıcılar tarafından dile getirildiklerinde ejderhaları kendilerine çekiyor ve onların daha da güçlenmelerine sebep oluyor. Alev püskürtmelerini sağlamakta buna dahil. Ana karakterimiz Asha, Firgaard ejderha kralının kızı olarak şehrin Iskari'sidir. Yani bir ejderha avcısı. Şehrini neredeyse yok eden ejderha Kozu'nun saldırısından sonra halkın gözünde iyi bir imaj sağlamak adına şehrin komutanı ile nişanlandırılır. Çünkü Kozu'yu oraya çeken Asha'nın ta kendisidir. Hiç istemediği bu nişanlılıktan kurtulmak içinse babası ona Kozu'yu öldürmeyi teklif ettiğinde kendini antik varlıkların, gizemlerin, sırların ve fedakarlıkların ortasında bulur. Kitapta her şeyin gidişatını değiştirecek sırlar bulunuyordu. Yazar öylesine bir olay örgüsü yazmış ki bunları karakterle beraber sizde keşfederken şoka giriyorsunuz. Çoğu yerde yuh artık demişimdir, beklemediğim kişilerden beklemediğim hamleler yapıldı. Asha gerçekten hayran olunası bir karakter. Kozu onu yaktıktan ve ölümün eşiğinden dönmesine neden olduktan sonra bir amaç ediniyor ve ondan asla taviz vermiyor. Vücudunun yarısının yanması nedeniyle oluşan görüntüsünden herkes tiksinir ve korkarken o onları onur nişanı gibi taşıyarak ne kadar güçlü olduğunu gösterdi bence. Ana erkek karakter biraz sönüktü ama olaylar o kadar değişik ve hızlı ilerledi ki o sönüklüğün olması iyi olmuş, normalde ben alfa erkekleri okumaya bayılırım ama bu evrende bir alfamız var zaten o da Asha. Umarım devamı en kısa sürede gelir çünkü yazar Asha ile beraber çok merak ettiğim iki karaktere ağırlık vermiş. Sonu da sizi çıldırtacak cinsten değil tabi ikinci kitabı merak edeceksiniz ama yazar gereksiz uzatmaları kullanmamış. Bu kitabı daha çok sevmeme neden oldu.
Baskı: Son Raunt
http://dilarabook.blogspot.com/2018/07/son-raunt-liv-constantine-kitap-yorumu.html Bu kitabın mottosu ava giden avlanır olmalı. Düşüncelerini okurken sinirlerime engel olamasamda Amber'ın planları ve amacı için ettiği hareket biçimi soluksuz okunacak cinstendi. Tabi bu kitabın en zekisi o değil, baştaki sözümü aklınızda bulundurarak okumanıza devam edin derim. Amber, Parrish ailesini gözüne kestirmiş bir avcı. Jackson Parrish'i kendisine bağlamak için yapmayacağı şey yoktur, akvaryumdaki en büyük balığın mükemmel ailesinin içine işlemekle başlamakta buna dair. Kocasının ilgili tavırlarını gördükçe karısı Daphne'ye daha da nefret duysa da yine de sinsice onunla çok yakın dost olur. Görünüşte mükemmel olan bu çifti Amber'ın gözünden okurken Daphne'nin saf ve değer görmeyen gibi görünen davranışlarına sinir olacaksınız, tabi bu Amber'ı haklı çıkarmıyor. Ki zaten işin rengi aslında ne, kitabın ikinci yarısında ortaya çıkıyor. Jackson gerçekten nefret edilesi bir karakter, zaten toplumda oldukça fazla olan psikolojik model kendisi. Daphne ise kitabı bitirdiğimde gücüne ve zekasına hayran olduğum bir karakter oldu. Liv Constantine, aslında iki kız kardeşin takma adıymış. Kalemlerini takdir etmek gerek, temposunu hiç kaybetmedi kitap. Çevirinin de akıcılıkta faydası var elbette. Kapağa bakınca daha kanlı bir şeyler olacağını düşünmüştüm, sizinde bundan ziyade entrikaya ve uzun soluklu planlara hazır olmanızda fayda var. Ek olarak okumam çok uzun sürdü, takip edenler bilir zaten. Tamamiyle zamanla alakalı bir şey, kitabı okuyamamak kötü olduğu anlamında değil bazı kitaplar için doğru zamanının gelmesini beklemek gerektiğini gösteriyor.
Baskı: Ufka Dokunmak (Sedikhan, #5)
Yazar beni hayal kırıklığına uğrattı. Konu çok güzel olmasına rağmen basit karakterleri ile okurken çok zorlanmama sebep oldu. Karakterleri anında dip dibe getirdi, zaten çifti de anlamak mümkün değil, kullanılan bazı tabirler abes ve komikti. tek iyi yanı akıcı olması. Onun dışında bomboş. Harlequin tadında olsa da ne kadar güzel harlequinler okudum onlara haksızlık edemem ve bu kitabı o yüzden hoş görebilemedim.
Baskı: Hayat Kitabı (Ruhlar Üçlemesi, #3)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/hayat-kitab-all-souls-trilogy-3-deborah.html "Ne hissettiğini bana söylemek için kelimelere ihtiyacın yok," dedi Matthew. "Sen dünyanın geri kalanından saklansan bile ben seni görüyorum. Sen sessiz olduğunda bile seni duyuyorum." Bu kadar güzel bir seriye veda etmek beni üzse de dizisi ve çıkacak yan serileri ile biraz olsun o dünyadan kopmamaya devam edeceğim. Tabi yazar da bizi kitaplarından koparmamak için mi bilmiyorum ama havada kalan bir son yazmış gibiydi. Böyle düşünmemin en önemli sebebi diğer iki kitabın devam kitapları olsalar da oldukça tatmin edici ve doyurucu özelliklere sahip olmalarına rağmen son kitapta bir bitiş havası sezemedim. Bunun en önemli sebebinin sonun kısa gelmesi olduğunu söyleyebilirim. Seriyi okuyanlar bilir ki Cadıların Keşfi muhteşem bir seri ama okumak herkesin harcı değil, büyük ölçüde yoğun bir anlatıma sahip tabi bu aşkın da daha yoğun ve mükemmel anlatılmasına sebep olmuş ayrı mesele. Yani çiftin atlattığı o kadar badire, keşifler, zorluk ve maceralarından sonra onları biraz daha okumak isterdim ki bu kitapta da Matthew'i istediğim kadar görememek beni üzdü. Söylediklerimden sonra aklınızda olumsuz bir imaj olmasın. Seri bu dediklerime rağmen birçok benzerine bin basar. Yazarın dünyası ile fantastik severler kesinlikle tanışmalı. Seriyi bitirdiğime mü üzülsem Gallowglass'a mı üzülsem bilemedim ayrıca. Yazarın ona da bir kitap yazacağını ümit edebiliyorum sadece. Yani onun gibi bir karakter kesinlikle bunu hak ediyor. Marcus yerine önce onu okumalıydık. Ki bu arada sıradaki seri dünyasında geçen kitap Marcus'a ait. Tutkulu aşıklarımızın aile olmalarını okumak da harikaydı. Sevdiğim her karakterin bu hallerini okumak istiyorum. Bu kitap ile beraber Matthew'a olan sevgim daha nasıl artabilir ki diyordum görmüş oldum. Diana ile aralarındaki bağ güçlü bir düşman araya girse de kopmadı, birbirlerini sonuna kadar kaybetmemek için ellerinden geleni yaptılar. Kitaplarda görmekten nefret ettiğim bir durum var. Bir çift arasında bir taraf gerçektende diğer tarafa göre daha az emek harcıyor ya da yaptığı şeyler yanına kalıyor. İşte Matthew ve Diana arasında böyle şeyler olmaması serinin benim için en büyük artısı. İkisi tek değil bir olarak düşünüyorlar her şeyi. Demem o ki şöyle sağlam bir fantastik seri okumak istiyorum, bir de fragmanı muhteşem olan uyarlaması da geliyor olsa tadından yenmez, işte size gönül rahatlığı ile Ruhlar Üçlemesi'ni önerebilirim. Dizi demişken, Ysabeu ve Marcus cast seçiminde yaşadığım hayal kırıklığını burada anlatmama kelimeler yetmez, başka zamana artık. Ama asıl karakterlerimiz tam olmuş.
Baskı: Katiller Çetesi Lydia #7
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/lydia-in-company-of-killers-7-ja.html Sinir krizleri eşliğinde kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Ya bir kere de benim istediğim gibi davranın arkadaş! Başımıza türlü türlü çorap, dert ördü bunlar. Yeni kitaba kadar nasıl sabredeceğim hiç bilmiyorum. Normalde yan karakterlerin olayları daha çok ilgimi çekse de seride, bu kitapta bir an önce Izabel'in bölümleri gelsin diye bekledim. Olaylar gerçekten çok heyecanlıydı, aksiyon bir an bile durmadı. Şimdi kızdığım, yegane günah keçim ilan ettiğim Izabel'e bile bu kitapta ufak ufak hak verirken, Victor, Fredrik, Niklas size ne oluyor bacım? Nora konusuna girmiyorum çünkü kendisi kitapta neredeyse hiç gözükmediğinden pek fikrim yok kafasında dönen tilkiler hakkında. Hayır zaten olaylar fena bir yerlere gidiyor ekstra neden insanı kalpten götürüyorsunuz kardeşim bir sakin olsanız değişik değişik hareketler yapmasanız olmuyor mu! Yazar Meksika bölümlerini çok uzatmamıştı bu açıdan sevdim, diğer karakterlerin ise yaptığı şeyler çoğunlukla Izabel'in paçasını kurtarmak için yapılan hareketlerdi, ah ah koca koca imparatorluklarında devrilmesini sağlayan hep biz kadınlar, hepsi maymun oldular kızın çevresinde. Seri katil Kızıl Lotus hakkında da yeni gelişmeler var, hani şu devlet ve Fredrik'in sözde yakalamak için iş birliği yaptığı, yazarcığım orayı da es geçmemiş bize fenalıklar geçirtecek şeyler yazmış. Neler oldu neler söylemiyorum, söyleyemiyorum, hep spoiler. Şunu bilin ama, karakterler üşenmemiş, yine bir sürü şey saklamışlar bizden. Onlar ayrı bir kritik konusu zaten. Kim bilir daha açığa çıkmayan neler neler var. Umarım serinin devamında kitaplar daha uzun olur, Lydia çok kısa geldi.
Baskı: Dahi İkizlerin Serüvenleri-Akhenaten Macerası (Children of the Lamp #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/0... "Ne dilediğinize dikkat edin," dedi Groanin. "Dileğiniz gerçek olacağı için değil, dileğiniz gerçek olduğunda onu aslında hiç istemediğinizi anlayacağınız için." Kapağı gördüğüm zaman konunun Mısır mitolojisi hakkında olduğunu düşünsem de kitap, mitolojisinden ziyade Mısır'ın tarihini içeriyordu ve aynı zamanda da cinleri. Fantastik kitaplarda ülkemizde yaygın olmasa da yurt dışında cinler fantastik ögeler olarak kullanılıyorlar ve zaten kullanıldıkları şekil korku ögesinden ziyade peri, kurtadam, elf tarzında, yani gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. Şimdi ben Percy Jackson serisi ile büyümüş biri olduğumdan o ve onun tarzında seriler bayağı bir ilgimi çekmekte. Zaten orijinal çevirimi Lambanın Çocukları olan serinin bu yüzden de 12-18 yaş grubu için okunabilir olduğunu düşünüyorum. Hatta bu yaştan büyük olanlar da okuyabilirler benim gibi. Türkçe çevrimi olan Dahi İkizler'imiz yaşadıkları fiziksel gariplikler ve gördükleri bir rüya sonrası amcaları Nimrod'un yanına İngiltere'ye giderler. Tabi bu garipliklerin nedenini öğrenir öğrenmez kendilerini Mısır'da daha sonrasında da oranın tarihinin tam içinde bulurlar. Seriye giriş açısından güzel bir kitap olmuş. İkincisi ülkemizde çevrildi bile bu açıdan seri devamında sorun yaşamayacağız muhtemelen. Yazarın tarzını çok beğendim. Özellikle Mısır tarihi, simgeleri ve dili kafa karıştırıcı bir konu olduğundan kendisi bunu rahatlıkla anlaşılabilecek bir dizeyde yazmış. Orijinal kapaklar çok iyiydi ama bizdeki tasarımlarının daha güzel bir albenisi olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Şimdi cin dediğime yine takılanlar olabilir. Canım korku sinemamızın sevdiği gibi yegane işi musallat olmak olan cinlerden ziyade Binbir Gece Masalları'ndaki tadında varlıklara hazır olun.
Baskı: Biz
https://dilarabook.blogspot.com/2018/06/biz-sen-2-selvi-atc-kitap-yorumu.html İliklerime kadar aşkı hissettiğim, bir de onun yanında bolca gizem olan kitapları severim derseniz Selvi Atıcı kalemi tam size göre. Yazarın yedinci kitabı Biz, okumak isteyenlere tavsiyem ise Sen kitabından sonra okumaları olur. Mızrak kardeşler romantik aşığıysanız kaçırmamanız gereken kişiler. Sen'i okuduk, Çelik'i merak ettik. Genelde şöyle bir şey oluyor, göklere çıkan karakterin kitabını bir okuyorsunuz keşke okumasaydım diyorsunuz bitince. Ya da beklediğiniz kadar etkileyici olmuyor, yan karakterken daha çok seviyorsunuz bazı kişileri. Çelik'te böyle bir şey oldu mu? Tabi ki hayır. Gerek Sen'de gözüktüğü sahneler olsun gerek bu kitaptaki bölümleri, hepsi muhteşemdi. Çelik'in yeğeni Umut'un bakıcısı olarak kısa süreliğine işe başlayan Çiğdem ile burnundan kıl aldırmaz, kibirli, ukala Çelik Mızrak'ın aşkını elbette ki okuması son derece keyifli oldu. Gerçi kibirli falan dememe bakmayın adamın içinde ne cevher varmışta işte izin vermemişler ki göstersin doya doya, o da doğru kişiyi bekliyormuş. Çiğdem gibi birini elinde olsa hemen kovar beyefendi ama elinde olmayınca da neler oldu neler... Kadın karakterimiz ise Çelik beyi duvara toslatacak, içindeki romantiği tekrar ortaya çıkaracak derecede güçlü, sırlarla dolu, etkileyici bir karakterdi. Tekrar diyorum çünkü Çelik'in başından daha önce bir evlilik geçmiş, berbat bir şekilde de sonlanmıştır, böyle adama bu yapılır mı Senem diye bazı sahnelerde sinirden ve karşılaştığınız yüzsüzlükten saçlarınız kabarabilir uyarayım. Çiğdem'in kaçtığı geçmişi, gıdım gıdım biriktirdiği paralar ile kendini kurtarmaya çalışmasını okurken ona hem üzüldüm hem de daha hayran oldum. Hayran olmak demişken tekrar Çelik beye kaydıracağım cümlelerimi. Çok zevk aldım okurken. Konuşması bile sizi psikopatça kitabı okumaya sevk eder mi bir karakterin? Adamın kullandığı eski Türkçe kelimeler, giyiniş tarzı, o tavırları, Çiğdem hakkında ki düşünceleri, duvarlarını teker teker yıkması... Ben böyle gidersem en sonunda kitabı baştan okumaya başlayacağım herhalde. Demir ve Süheyla ile tekrar buluşmak da çok güzel oldu, onların yer aldığı bölümlerde gülmekten yanaklarınız ağrıyacak. Sü'cüğüm laf sokmalarından geri kalır mı? Kalmaz, kalmasın. Demem o ki yazarı sevenler tabi ki de bu kitabını da kaçırmaz, kaçırmamalı. Romantik seven ama Türk yazarlardan okumayı pek tercih etmeyenlere ise sözüm çok şey kaçırdığınız.
Baskı: Bronz Atlı (Tatiana and Alexander, #1)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/bronz-atl-bronze-horseman-1-paullina.html Kitaba başlarken, kalınlığından dolayı gözü hafif korkmamış yoktur herhalde. Okurken yoruldum ama güzel bir yorgunluktu. On altıncı yaşının sonlarındaki Tatyana'nın, genç bir subayla tesadüfen karşılaşmaları, birbirlerine aşık oluşları anlatılıyordu. 2. Dünya Savaşı'nın zor sahnelerinden birine ev sahipliği yapacak olan Leningrad'ın Almanlar tarafından kuşatılması, insanların açlık ile sınanması, ölümlerin bir süre sonra hayatın bir parçası haline gelmesi... Kahramanlarımızın aşkı da hiç öyle kolay değildir. Tatyana'nın subayı aslında ablasının sürekli bahsettiği o aşık olduğunu söylediği askerdir. Burada Tatyana'nın fedakarlıkları başlar. Kardeşi için susması, ailesi için koşuşturması, söylemeden geçemeyeceğim ailesi o kadar berbat ki, çocuklarının onlar için göze aldığı şeylerin bir gramını Tatyana için yapmazlardı kesinlikle. Alexander'a başlarda çok kızmıştım. Tatyana yüzünden susmayı kabul edip Daşa ile de bu kadar samimi olması, o da kızımıza yakın olmak için yapıyordu bunu ama yenilir yutulur değildi. Romanın benim için en çarpıcı kısımlarından biri tanışma sahneleriydi. Savaş başlarken tüm huzuruyla dondurmasını yiyen sarışın bir kız, gözlerini ondan alamayan bir asker... Kıvılcımlar ilk o anda uçuşmaya başlamıştı. İnsanın karnında kelebekler uçuşuyor okurken. Bu aşkın yaşadığı zorluklar ile aslında aynı anda o dönemdeki şartlarına da ışık tutulmuş olunuyordu. Karakterlerin verdiği tepkiler, benim hoşlanmadığım, nasıl bu şekilde davrandıklarına şaşırdığım hareketleri aslında hepsi o dönemin bakış açısının yansıması tarzındaydı. Alexander ve Tatyana, gerçekten çok fazla şey atlattılar. Onları mutlu görmek istiyorum. Hakediyorlarda ama İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet Rusya'nın acımasızlığı da arka perdeden devam ederken bu oldukça zor. Tatyana tanıdığım en güçlü kadın karakter oldu. Günden güne onun olgunlaşmasını okudum yaşadıkları yüzünden. Bir süre sonra sadece yaşamaya odaklanması, hissizleşmesi yürek burkucuydu. Alexander ve ikisine kızdığım noktalar olsa da öyle sahnelerde öyle duygular çıkıyor ki ortaya siz aşklarına kendiniz kadar emin olabiliyorsunuz. Fedakarlıklar, yaşanan acılar bitmedi, aşkları çok zor şeyler ile sınandı. Paylaşmak, söylemek istediğim çok şey var ama sizlere yaşananlar hakkında bir şey söylemekte istemiyorum. Tek diyeceğim şey mutlaka okumanız. Sayfa sayısının fazlalığı ve yaşanan bir çok olay yüzünden yoğun bir kitap olsa da bir o kadar da akıcı. Yorulsanız da elinizden bırakamıyorsunuz.
Baskı: Kafesteki Cennet
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/kafesteki-cennet-delicia-black-kitap.html Kafesteki Cennet'i internette yayınlanırken okuyormuşum. Sayfaları çevirirken fark ettim ki zamanında sevip devam etmeye fırsat bulamadığım hikayeyi okuyorum. Büyük sürpriz oldu anlayacağınız. Katherine, henüz küçükken nişanlandırılıp ardından başkasıyla evlenmeye mecbur bırakılıyor babasının hırsları yüzünden. Jordan ise en tepedeki soylulardan biri olsa da bu hırs oyunlarından kaçamıyor. Karakterlerimizin ortak yanı da bu. Babaları yüzünden bir araya geliyorlar. Evliliklerinin ardından Jordan Kate'i annesinin yanına bir nevi sürgüne gönderiliyor. Onun anlatışının hakim olduğu bölümlerde ne kadar sinirli, kırgın, mutsuz ve üzgün olduğunu okuyorken Jordan'a sinirlenmemek zordu. İşte kitabın en güzel yanı buradan sonra başlıyor. İki karakterinde çatışmasını okuyacağımı düşünmüştüm ama hiç de öyle olmadı. Tam tersine onların birbirlerini anlamaya çalışmaları, sorunlarının üstesinden gelmeleri, birbirlerini ilk gördükleri andan itibaren aralarında oluşan o bağın giderek güçlenmesi... Yazar kalemini gerçekten çok geliştirmiş. Bunu okurken kaçırmak imkansızdı. Kitap sürükleyici, açık bir anlatım tarzı ile yazılmış. Karakterlerin ise her türlü hallerini gördüm. Bazen ikisine de ayrı ayrı sinirlendim, bazen onlar adına üzüldüm. Ama özellikle Kate'in düşüncelerinin yavaş yavaş olgunlaşması çok güzel bir dil ile anlatılmış. Jordan'ın ise o ve Kate için hayat standartlarını kurtarmaya ve iyileştirmeye çalışırken yaşadığı stres, bunlarla uğraşırken bir yandanda yaşadığı çalkantılı dönemi okumak bayağı zevkliydi. Tarihi aşk en sevdiğim tür, Türk bir yazar tarafından yazıldığından okuması ayrı bir keyifli oldu bu kitabı.
Baskı: Çaylak (Av, #2)
https://dilarabook.blogspot.com/2018/06/caylak-av-1-m-rise-kitap-yorumu.html Serilerin en sevdiğim yanı her bir kitapta çıtanın daha da yükseliyor olması. İlk kitap Av'a nazaran olayların daha içerisinde olmamızdan ve Tetrad'a da bir adım daha yaklaşılmasından dolayı oluşulan gerilim ile Çaylak'ı elbette severek okudum. Kesinlikle ilk kitaptan daha çok beğendim. Tabi Jay yine öküzlüklerine devam ediyordu. Annabelle'in de Jay'e karşı direnci bir saatten bir güne uzadı bu da bir şeydir. Beyefendi saklar sırları bir sürü iş karıştırır bir de hala kıskançlık krizleriyle delirtir insanı. E ne derler kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmayacaksın. Tabi 3. Kitapta ne olacak hiç tahmin edemiyorum, bu yüzden özellikle o son da olan olaylardan sonra kendisi de biraz akıllanma belirtisi gösteriyor. Son demişken, o nasıl sondu! Ben nerelere gidem, başımı hangi taşlara vuram, bu kitapların sonları neden hep kalpten götürürcesine olur ki! Üçüncü kitap bir an önce gelir umarım, olaylar cidden nefes kesecek türdendi. Yazarın kalemini çok beğeniyorum. Hem akıcı hem de heyecanlı, bazı kısımlarda işleyiş normal, olaysız giderken bile sıkılmıyorsunuz. Annabelle'e ilk kitapta pek fazla ısınamamıştım ama Çaylak ile beraber ona daha çok kanım kaynadı diyebilirim. En azından çoğu zaman beni sinirlendirecek bir davranışta bulunmadı, ailesi hakkında yazılan sahnelerdeki o duygu yoğunluğu özellikle, çok iyiydi. Yan karakterler hakkında spoiler vermek istemiyorum o yüzden genel konuşacağım. Hepsi hakkında bazı olumlu bazı olumsuz gelişmeler oluyor. Çok zor şeyler yaşıyorlar, bazılarını Annabelle'den daha çok merak ettim, üzgünüm. Yan karakter aşkım bu kitapta da depreşti.
Baskı: Av (Av, #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/av-av-1-m-rise-kitap-yorumu.html Yabancı yazarlar arasında yaygın olsa da ülkemizde fantastik kurgular çok belirgin değil yayımlanan Türkçe kitaplar arasında. Tabi son zamanlarda bu durum yerini tam tersine bırakan kitaplara veriyor. Av'da ilk olarak Wattpad platformunda okuyucu ile buluşmuş bir serinin ilk kitabı. Daha fazla fantastik dünya ile tanışmak isteyen bünyeme etkili olmayı başardı. Ana karakterimiz Annabelle ailesinin ölümünden sonra Hiddenfield kasabasına taşınıyor vasisi ile beraber. Tabi bu kasaba göründüğünden çok farklı şeyler barındırıyor. Okuduğu lise de kötü çocuğumuz Jay ve onunla tanıştığı ilk andan itibaren kızımıza karşı kibar olan Eden faktörleri var. Aşk üçgeni kokusu alanlar doğru yoldasınız. Tabi Belle ne yapıyor efendi adam yerine anladınız siz onuyu tercih ediyor. Onunda seveni de var elbette ama yok başlarda ona gıcık olmuştum tabi yine de seviyorum ayrı mesele ama ilk bir soğuyunca zor alışıyorum ben karakterlere...Eden tarafındayım anlayacağınız umarım devam kitaplarda bir hainliği olmaz kendisinin. Kapaktan anlaşılacağı üzerine kurt adamlarımız baş fantastik ögelerden ki bu arada, onlar kendilerine Avcı demeyi tercih ediyorlar. Avladıkları ne peki? O da okuyup keşfetmenizi beklesin. Yazarın kalemini beğendim. Üslubu, mekan tanıtma biçimi güzeldi. Gerçi ana karakterimize ısınamadım gördüğüm yerde bir sarsmak isterim onu. (Jay'in tüm öküzlüklerine rağmen her yelkenleri suya indirişinde o yelkenleri kafasına geçirmek istedim.)Belki yazarın üslubu yüzünden sevmedim diyebilirdim ama işin içine yan karakterlerin anlatımları girince kitap daha da güzel oldu benim için. Özellikle Laura gibi züppe bir karakteri bile bağrıma bastım daha ne yapayım. Alexis, Dean, Sam, Marcus, Moss... Kitabın en güzel artısı yan karakterlerin çok eğlenceli olması. Son bölümde yaşananlardan sonra burnuma bayağı kötü kokular geliyor. Normalde hemen ikinci kitaba başlamayı düşünüyordum ama onun sonunun da fena bir yerde biteceğine dair bir his var içimde. O yüzden bekleteceğim onu bekletebildiğim kadar, kendime bir saat veriyorum... Dipnot; Jay'in babasını Jay'den daha çok sevdim okuyanlar anlar çocuğa antipatimi.
Baskı: Çirkin Aşk
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/cirkin-ask-colleen-hoover-kitap-yorumu.html Nihayet okuduğunu gördüğüm herkesin kalemine hayran olduğu Colleen Hoover ile tanışabildim. Kitap sıradan bir yetişkin roman havasında olsa da okuduğum yorumlardan sonra elbette tokat etkisi yaratacak sahneler beklentisindeydim. Çok geçmeden onlarla da yüzleştim. Bu kitapta karakterlere hem çok kızdım, hem çok üzüldüm, hem de sanki yerlerindeymişim gibi acılarını hissettim. Tate ve Miles aralarında bir anlaşma yaparlar. Geçmiş hakkında soru yok ve gelecek hakkında bir beklentide. Daha doğrusu Miles'ın isteği bu. Kızımız da ne olursa olsun onunla beraber olmak istediğinden söylediği her şeye tamam diyor. Çoğu erkek karakter gibi güçlü biri olsa da en beklenmeyen anlarda Miles'ın zayıflıklarına tanık olurken üzülmemek elde değil. Az çok onun ne yaşadığını tahmin edebilirsiniz benim gibi belki. Yazar bir bölüm Tate'in bir bölüm Miles'ın geçmişe dönük bakış açısıyla ilerlediğinden merakta tırmanan duygulardan biriydi. Aslında çok etkileyecek bir konu ya da olay olmamasına rağmen yazar karakterleri öyle yoğun duygular ile donatmış ki etkilenmeden edemiyorsunuz. Miles'a çok kızdım. Tate'i maruz bıraktığı durumlar çok acı vericiydi. Rachel' a da gerçekten çok sinirlendim. İkisi de aynı acıyı yaşamalarına rağmen aralarına set çekip olanlardan kaçmasa, ki yaşadıkları da çok kötü şeylerdi tamam ama belki Miles bu kadar yıpranmış, hasar görmüş ve kendine zarar veren biri olmayacaktı duygusal anlamda. Tate'de hoşlanmadığım şeyler yapmadı desem yalan olur, Miles'a karşı bu kadar affedici olması bazı yerlerde beni çok öfkelendirdi. Tabi onları eleştirdiğime bakmayın, özellikle Miles'ın olduğu sahnelerde fangirl havasından bir türlü çıkamadım ayrı mesele. Karakterler kusurlu, belki bir yanları çirkin, ama ortaya çıkan ve hissettirilen duygular kitabı okunmaya değer kılıyor. Son sayfayı kapadığımda kapak tasarımı ve kitabın adının bu kadar basit ama anlamlı olması, verdiği mesaj ayrı bir şekilde boğazımı düğümledi.
Baskı: Sonsuza Dek Sıfır Tekrar (Nahx İşgali Serisi #1)
http://dilarabook.blogspot.com/2018/06/sonsuza-dek-sfr-tekrar-nahx-invasions-1.html Daha serinin ikincisi yurt dışında çıkmamışken delicesine söyleniyorum bunun ikinci kitabı nerede nerede diye. Raven, erkek arkadaşı ve onun ikizi aldıkları cezadan ötürü ücretsiz bir biçimde yaz kampında çalışmaya gönderilirler. O dönemde ise Nahx adını verdikleri bir ırk dünyaya saldırır ve insanları garip bir sıvı dolu dartlar ile öldürmeye başlarlar. Bu ırk neden dünyaya saldırıyor? Raven nasıl bu kadar sinir bozucu olmayı başarabiliyor? Sekizinci gibi muhteşem biriyle daha önce tanışmış mıydık? Kafamda beliren bir sürü sorunun cevabının ilk kitapta tabiki de açıklanmaması beni çok şaşırtmasa da meraktan deli olmama neden oldu. Raven, şimdi size nasıl tasvir etsem bilemediğim bir karakter. Zaten kendisinin de sorunlu olduğunun farkında olan, öfke problemine sahip birisi. Yaşadığı şeylerden dolayı boşaltamadığı öfkesini de garibim Sekizinci'den çıkarıyor. Peki Sekizinci kim? Irkında rütbece bir hayli düşük, bir nevi köle tarzında. Canıma daha bir ad verme kıymetini bile vermeyenler arasında o da bir başıboş olup Raven ile karşılaşıyor. Kızımızın hayatını kurtarıyor. Aldığı karşılıklar ne? Bu manyağın dengesiz tavırları ve kendi içsel hesaplaşmalarının sonuçsuzluğunun acısını ondan çıkarması. Kendisi de sürekli özür diliyor yanlış davranmasa da çoğu zaman. Öyle ilgiye muhtaç, kızın kalbini de nasıl kazanacağını bilmiyor, kendisi de yabancı bu tür şeylere. Tam hadi artık bu kız akıllandı dediğimde de olanlar oldu ve bana ellerimde çiçekler yazarın kapısında sırılsıklam devam kitabını beklemek kaldı. Genç kurguları sevmem sevmem diyip okuyorum iş bilim kurguya gelince. Bu kitap biraz daha karakterleri tanımaya yönelikti bana göre, sondan da anlaşılacağı üzerine işin diğer tarafına ikinci kitapta gireceğiz gibi görünüyor. Yazarın tarzını beğendim, özellikle Sekizinci'nin çaresiz halini çok iyi bir şekilde yansıtmış. Takip edeceğim serilerden biri olacak The Nahx Invasions.
Baskı: Soraya
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/soraya-meltem-ylmaz-kitap-yorumu.html "Mutluluk..." diye düşündü. "Basit, sıradan, olağan bir akışın içinde öylece durabilmek belki..." Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi size tam olarak açıklayabilecek miyim emin değilim. Ülke gündemini takip edenler bilirler ki Suriye'deki iç savaşın tansiyonunun yükseldiği zamanlarda yoğunca bir göç aldık ve alıyoruz hala da. Tabi ülkemizdeki en önemli başlıklardan biri Suriyeli mülteciler ile fazla göç karşısında yetersiz kalan kaynaklarımız. Soraya'da Humus'a savaşın yansımasından önce kendi yağında kavrulan bir ailenin kızıdır. Saldırılardan sonra neredeyse hayatta kalan diğer herkes gibi o da güvende olabilmek adına ailesi ile birlikte Türkiye'ye sığınır. Kitabı okurken her türlü duyguyu hissedebildim aslında. Ülkemizdeki kadınların, Suriyeli kadınların ve diğer her yerdeki kadınların bu tarz olaylardan en çok etkilenen kişiler olmaları tüm çıplaklığıyla önüme sunulmuştu. Az çok haberleri takip ediyorsanız Suriye'li kadınların kamplardan kurtulmak adına kuma oldukları, Muta nikahı denen bir şey adı altında pazarlandıkları, dilendikleri ya da hayat kadını olarak çalıştırıldıklarını biliyorsunuzdur. Bebeğiyle katledilen mi dersiniz, tecavüze uğrayan mı. Tabi bu olaylar sadece onların değil bizim de başımıza her an gelebilir artık maalesef güzel ülkemizde orası ayrı mesele. Soraya da bu yazdıklarımdan birkaçını bizzat tecrübe ediyor. Soraya'nın umutlarını, duygularını yazar çok içten bir şekilde önümüze sunmuş. Aslında tam olarak nasıl düşünebildiğini de yansıtmış ki düşündüğü bazı şeyler bizim hakkımızda beni oldukça sinirlendirdi. Bu durum konuşulduğunda içinden çıkmaz bir hal alıyor gerçekten. Berlin Film Festivali'nde seçilen bir kitap Soraya. Benim bu kitapta aldığım en önemli ders mutluluğu en ufak şeylerde aramak, önemsiz sorunları gözümde büyütüp kendime karmaşa yaratmamam, hayatın ne getirebileceği hiç belli değil. Bir gün ansızın başımıza ne geleceği belli olmadığından hayatı dolu dolu yaşamalıyız. Bu tarz konular ilginizi çekiyorsa kitabı öneririm. Zaten sayfa sayısı az ve yazarın dili de anlaşılır olduğundan okuması gayet kolay.
Baskı: Aşk Başka Bir Şey
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/ask-baska-bir-sey-fatih-murat-arsal.html Daha önce Fatih Murat Arsal'ın kitaplarını okuyanlar bilirler ki genel olarak karakterler birbirlerine benzerdirler ve olay örgüsünü, ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Fazla klişe geliyor değil mi? Ama FMArsal kalemine aşkı yazan adam demelerinin yanında klişeleri sevdiren yazar da denmeli bence. Her kitapta beni ne beklediğini biliyorum ama yazarın romanlarının çıkmasını büyük bir hevesle takip ediyorum uzun zamandır. Yayınlanmış olan tüm kitaplarını severek okudum. Özellikle çoğunu internette yayınlanırken okusam da kitap halini ellerimin arasına almak da ayrı heyecan vericiydi. Tabi ki bu kitabı da beni yanıltmayacak bir biçimde oldukça çok sevdim. Ana karakterlerimizden Işıl'ın kardeşi İsmet'in sorumsuzca yol açtığı trafik kazasından sonra diğer ana karakterimiz Harun'un kardeşi ve ailesi ölürler, kendisi de çok riskli bir ameliyata girer yaralarından dolayı. Işıl, kardeşini hapisten çıkarabilmek için aylar sonra Harun'un kapısını çalar. Harun'da kadını başından savmak için onun hiç kabul edeceğini düşünmediği bir teklifte bulunur. Tabi Işıl, kardeşini hapisten kurtarmak için kabul eder bunu. Romanın her bir sayfasını ayrı heyecanla çevirdim. Harun, kesinlikle FMArsal kitapları arasındaki favori üç erkek karakterim arasına yerleşti. Adamın ailesi ölmüş, kendisi ve babanesi koskoca soyda tek kalmışlar, Işıl onun kendine olan davranışlarını öpüp başına koymalıydı hala diyor ki sen bana neden böyle davranıyorsun ki adam da gayet normal davranıyor. Harun'a da sürekli laf söyleyen kendisi. Bir de başlarda bir aile yok oldu başkası da mı yok olsun diye sürekli İsmet'i kurtarmanın peşindeydi. Bırak da cezasını çeksin işte. Öyle alkol alıp arabayı hızlı kullanınca bir şey olmaz denmiyor işte. Zaten o İsmet karakterini de günahım kadar sevmedim. Başına gelen her şeyi hak etti. Kadın karakter birkaç kısımda hal ve tavırlarıyla beni çok sinirlendirse de bütün olarak bakınca aralarında ki kimyayı çok beğendim. Kim bilir daha neler neler olurdu da işte bu Işıl'ın tavırları yüzünden garibim Harun'a oldu olan. Işıl'ı sahiplenme biçimi, onu düşünmesi, aralarındaki ilişkide ki tavrı, her şeyiyle Harun'u seveceksiniz diye düşünüyorum. Sonuç olarak yine çok sıcak bir aşk hikayesi okudum. Karakterler yine samimiydi, yazarın üslubu ise çok içten. Sevenlerine tavsiye ederim daha önce hiç okumamış olanlar içinse bu kitap güzel bir başlangıç olur.
Baskı: Erken Rüya Zamanlar
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/erken-ruya-zamanlar-fatma-erdek-kitap.html "Zamansa, işte yıllar, işte zaman... Kime, neye, hangi yaraya derman?" Sıradan bir kurgu ancak insanı bu kadar etkileyebilirdi. Kendi adıma söyleyebilirim ki Fatma Erdek'in bütün kitaplarını okudum ve bu romanı Melekler Zamanı'ndan sonraki favorim oldu. Geçmişte yaptığı bir hatanın bedelini yıllar boyu ödeyen Nehir ve düşüncelerine, kalbine, yazılarına, sevgisini ifade ediş biçimine hayran olduğum Eser. Bu adam okuduğum en romantik erkek karakterlerden ilk üç arasına girer rahatça söyleyebilirim. Nehir'i, Eser'in çekmesine sebep olduğu acılardan sonra aslında sevmeyeceğim, okurken soğuyacağım bir karakter olarak düşünsem de yıllar, çektiği acı ve pişmanlığı olgunlaşmasına sebep olmuş. Nehir'in Eser'i terk etmesini, karakterlerin bu sebepten dolayı içlerinde sürekli kanayan yaralarını çok iyi anladım okurken. Eser ne yapsa mübahtır diye düşünüyordum, ama adam aşık gerçekten, kalbinin kırılmasına rağmen kalbini kıran kişiyi yine de nasıl güzel seviyor hala. Nasıl bittiğini gerçekten anlamadım. Karakterlerin yaşadıkları, birbirlerine olan tepkileri, kendilerini birbirlerinde yeniden bulmalarını okumak o kadar güzeldi ki. Sanki ben sevdiceğime kavuşmuş gibi mutlu oldum onları okurken. Tabi Nehir'e sadece terk edişi nedeniyle değil aynı zamanda Kaan konusundaki belirsiz tavrından da dolayı sinirlendim. Gerçi belirsiz değildi ama yine de bunu sadece içinde tutarak Eser'in haklı tepkilerini çekti üzerine. Ah Eser, cidden böyle seven bir adam var mıdır acaba? Yazdığı o mektuplar, aşk acısıyla kavrulduğu zamanları, Nehir'e olan hislerini tarif ediş şekli... Yazar okuması gerçekten çok keyifli olan bir iş koymuş ortaya. Fatma Erdek kalemi ile tanışmak isteyenlere tavsiye ederim. Sevenleri zaten bu kitabı kaçırmaz diye düşünüyorum.
Baskı: Başlat - Ready Player One
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/baslat-ready-player-one-1-ernest-cline.html Çok uzak olmayan bir gelecekte global felaketler dünyayı mahvetmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu ise berbat dünyalarından kaçmak için OASİS adında bir sanal gerçeklik oyununda hayatlarının büyük kısmını yaşamaya başlar. İstediğin kişi olabildiğin, muhteşem bir dünyanın tadını çıkarabildiğin OASİS'te okunulan lisenin diploması, oyundaki para birimi bile gerçek hayatta geçerlidir. İnsan hayatı üzerine bu kadar etki edebilmesi ve sonuçları aslında çok olasılık dışı gelmedi bana. Karakter kitabın ilk başlarında diğer birçok kişi gibi kendini oyunun farkında olmasa da bağımlısı yapmış durumda. Her şey olabileceği bir yerden neden vazgeçsinler ki hemde gerçek dünyadan bile birçok kişi tarafından daha gerçek görülen bir yerden. İşin içine OASİS'in yaratıcısı Halliday'in ölümünün ardından bıraktığı miras ve onu oyundaki üç gizli anahtar ve kapıyı bulana verecek olması girince de işleri iyice kızıştırıyor. Yazar 80'ler pop kültürünü çok basit bir şekilde anlatmış ki bu iyi bir şey çünkü kitapta birçok referans veriliyor o yıllardan. Anlaması kolay. Şimdi diyeceksiniz ki kitap 2041'de geçiyor ne alaka? Halliday tam bir 80'ler aşığı ve takıntılısı olduğundan diğer herkeste onun gibi düşünsün isteyen biri iş o kadar büyük ki kitabın kötüsü IOI şirketinin Halliday uzman ekibi diye bir bölümü bile var. Kurgu gerçekten çok iyiydi. Wade'in olayları çözme şekli ile bazı yerlerde tıkanması ve bunun nedenleri de oldukça normal olduğundan sadece bodoslama bir şekilde olaylara dalınmamış olması benim için bir artı oldu. İpuçlarını tık tık çözmemesi de inandırıcılığı arttırmış çünkü çok fazla bağlantı kurulabilecek nokta vardı. Yan karakterler Artemis ve Aech ise zekalarına hayran olmama sebep oldular. Özellikle Artemis'i kendi başına başardıkları ve hedefi yolunda yaptığı aklı başında işler sayesinde daha da bir sevdim. O sanal dünyayı çok rahat bir şekilde hayal edebilirsiniz. Yazarın üslubu gerçekten çok açıktı çeviri de güzel olunca tıkanmadan bir sonraki sayfaya rahatça geçebildim. Bilimkurgu, distopya, macera ve sanal gerçeklik konularının bir arada olduğu kitaplar arıyorsanız Başlat'ı gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Baskı: Gecenin Gölgesi (Ruhlar Üçlemesi, #2)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/gecenin-golgesi-all-souls-trilogy-2.html Üç kitaplık bir serinin ikinci kitabının yorumu ile geldim. Yazarı gerçekten tebrik etmek gerekiyor, konu ilerleyişi aynı olsa bile üç kitabın üçünde de birbirlerinden farklı bir atmosfer sunmayı başarmış kendisi. İlk kitap olaylara giriş evresini ve karakterleri tanımamıza yönelikti. Matthew ve Diana arasındaki tutku, aşk, güven ve sahiplenme duygusunun nasıl geliştiğine tanık oldum. Ek olarak kayıp el yazmasına bağlı olsun veya olmaksızın o dünya ile alakalı bir sürü yeni şey karakterler tarafından keşfedildi ya da okurken öğrendim. İkinci kitapta ise Matthew ve Diana, Diana'nın güçlerini kullanmasının yöntemlerini öğrenebilmek adına Kraliçe 1. Elizabeth dönemine zaman yolculuğu yaparak gittiler. Yazarın gerçekten tarih hakkında bilgi birikimine sahip olduğu en çok bu romanda belli olmuş. Okuyanlar bilir Matthew yüzyıllardır yaşayan biri olarak bilim ve kültürün her kısmına tanık olmuş biri. Bu yüzden onun gerçekte de yaşamış olan birçok tarihi kişilik arasındaki bağlantıları mevcuttu. Sanat ya da kraliyet camiasından bir çok kişiyle diyaloga girilen bir kitap oldu. Bir yandan da Diana güçlerini kontrol etmek isterken o dönemde büyücüler için nasıl bir baskı vardı onu öğrenmiş olduk. Tabi bu bahsettiklerim buzdağının görünen kısmı sadece. Yazarın üslubunu çok takdir ediyorum gerçekten. Serinin okunması için sakin bir kafa ve ufak bir zaman dilimi gerekiyor ki birçok olayı ve kişiyi anlayabilmek adına kavrayarak okuyalım. Beğenmeyenler de olabilir elbette çünkü herkese hitap edecek bir tarzda değil yazım şekli. Tabi bence türü sevenler yine de bir şans vermeli özellikle Matthew ile tanışmalı. Şaşırdığım bir nokta ise çiftimizin bu kitapta birbirleriyle çok fazla vakit geçirememesi oldu. Aslında geçirdiler ama demek istediğim aralarındaki duygular gerçekten çok yoğundu, kitapta Matthew'in zaman yolculuğu yapması hakkında söylenen bir şey var, o dönemdeki kişiliği ile günümüzdeki düşünce yapısı aynı olmadığından bu asıl Matthew'i de etkileyecekti. Kötü olarak değil ama bir fark hissediliyor gerçekten. Zaten bu defa daha çok Matthew'i biraz gerçek anlamda tanımak ve Diana'nın güçlerine nasıl hakim olabildiğini anlatmak adına ayrılmış bir kitap olmuş. Tabi siz benim böyle bahsettiğime bakmayın araları yine tutku ve aşk doluydu ama ne demek istediğimi okuyanların daha iyi anlayacağını düşünüyorum. Sayfalar boyunca her duyguya şahit oldum ve tarihe doydum diyebilirim. Anlatım tarzı sayesinde bunları kafam karışmadan rahat bir şekilde okuyup anlayabildim. Farklı tarzlarda fantastik seriler arayanlara şiddetle tavsiye ederim.
Baskı: Hep Senin Yanındayım
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/hep-senin-yanndaym-linda-howard-kitap.html Linda Howard yine beni yanıltmadı. Mükemmel bir kitap okudum. Konusu hem paranormal, hem gerilim, hem polisiye hem de aşka dolu dolu yer veren türdendi. Marlie, psişik yetenekleri oldukça gelişmiş bir kadındır. Uzun süre bunun üzerinden gelebilmek için çabalar, tam başardığını düşündüğünde vahşice işlenen bir cinayeti katilin gözünden görür. Görüsünü anlatmaya polis merkezine gider ve orada davaya bakan dedektiflerden biri Dane Hollister ile tanışır. Dane başlarda kızımıza karşı oldukça şüpheliydi ki bunu gayet normal karşılıyorum. Sonrasında Marlie'nin anlattıklarının olay yeri ile örtüşmesi ve kadın hakkında tanık olduğu şeylerden sonra onun hakkında şüpheleri diner. Yerini ise onu ilk gördüğü andan itibaren hissettiği arzuları yer alır. İkisinin arasındaki elektrik muazzamdı. Marlie'nin hissettiklerini kaldıramadığı zamanlarda Dane'in ona olan karşı şefkati gözlerimden kalpler fışkırmasına sebep olurken beyimizin bazı anlarda o kadar odun davranışları oldu ki, kitapta da bahsedilen kalın kafasına şöyle bir vurasım geldi. Katilin gözünden anlatılan sahnelerde ise ürpermeden edemedim. Cinayet sahneleri çok detaylı ve gerçekçi bir şekilde anlatılmıştı. Ben tekrar çiftimize döneyim şimdi. Kısa süre de yakaladıkları uyumu okumak çok güzel duygulara sebep oldu içimde. Cidden alın bu kitabı okuyun derim. Hem farklı konusu hem de Marlie ile Dane'in birbirlerine olan duyguları ve üstesinden gelmeye çalıştıkları şeyler okunmaya değer. Özellikle Marlie gerçekten güçlü bir kadın. Yaşadığı şeyleri okuduktan ve nasıl biri olduğunu gördükten sonra sizde onu sevmeden edemeyeceksiniz. Dane ise dediğim gibi bazı odunluklarına rağmen tam olmuş ya. Kurduğu cümleler, Marlie'ye olan duyguları, ki Dane'in sadece kendisi bile başlı başına aşık olabileceğiniz bir karakter ki ben kalbimden vuruldum. Yazar karakterleri oldukça gerçekçi yazmış. Verdiği günlük detaylar, katilin beyninin nasıl işlediğini anlatışı olsun, çiftimizin arasındaki ilişki olsun gayet samimi bir üslubu vardı daha önce okuduğum kitaplarında olduğu gibi.
Baskı: Ateşle Oynama
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/atesle-oynama-asude-kitap-yorumu.html Hale tırnaklarını kapıya geçirip soluklanmaya çalışırken hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı. İşittiklerini anlayamıyordu. Duymuştu ama kalbi almıyordu. Delirmek üzereydi. Kalbi bu gerçekleri kabul etmediğini gösterircesine şiddetle, acıyla çarpıyordu. Elleri bile titriyordu. Bu defa ne korkudan, ne de kaygıdan... Bu defa elleri ilk kez üzüntüden titriyordu. Kalbini değil ama aklını biraz olsun toplayıp mutfağa koşarken gözyaşlarını zor tuttu. Orada da ağlamadı. Hiç ağlamadı. Sadece anladı. Kendine kızdı ve kendini suçladı. Başka kimseyi suçlayamazdı. Engin... O adam... İlk ve son aşkı... Onun hakkında çok açık konuşmuştu. Kısa süreli demişti, asla evlenmeyeceğim demişti, eğleniyoruz sadece demişti. Dedikleri doğruydu. Yalan yoktu. Aksini söylememiş, buna dair Hare'ye asla umut vermemişti. Ciddi değildi. Olmayacaktı... Asude kalemini okumayı özlemişim gerçekten. Bu sefer kahramanlarımız yine tam Asude karakteriydiler. Komik, duygusal, tuttuklarını koparan ve pes etmeyen türden. İkiz kız kardeşler Hare ve Sare, o sinirlenizi bozacak ağabeylerinin yüzünden başlarına türlü türlü belalar açmak zorunda kaldılar. Bu yüzden Hare çareyi memleketine dönerek orada saklanmakta buldu yanına Sare'yi alarak. Onların sevdicekleri ikizlerimizi kıskanacağımız türden. Romanın ana karakteri Hare ve doktor Engin olsa da, ben yan çiftimiz Sare ve ismi spoiler olmasın kişisini daha çok severek okudum desem yalan olmaz. Hare taktir ettiğim bir karakter oldu. Aşkını yıllarca içinde saklaması, hiç ummadığı bir anda onunla karşılaşması, vazgeçmemesi ki özellikle Engin onu boğmak istediğim o kadar çok tavırda bulundu ki kitabın yarısını dizleri kanayarak sürünmekle geçirse zevkle okurdum. Sare ve ismi malum olmasın arkadaşımız ise rüya çifttiler. İkisi de çok yakıştılar birbirlerine gerçekten belki de Sare'nin sevdiceği Engin tarzında öküzlükler yapmadığından daha bir keyif aldım onlardan. Tabi şimdi Engin'e de haksızlık etmek olmasın ama aşık sevgili kıvamlarını bize okutana kadar kızımıza çok çektirdi. Yazarın daha önce tarihi aşk kitapları haricinde günümüz kitaplarını internetten okumuştum sadece. Günümüz aşk türündeki tarzını biraz daha yalınlaştırmış bu kitabında. O açıdan beğendim, gerçi yalınlaştırmadığı kitaplarında kullandığı benzetmeler çok yerinde oluyordu gülmekten konuşamıyordum bazen. Ama bu kitabına bu tarzı yakışmış. Aşk romanlarını sevenlere tavsiye edebileceğim akıcı bir romandı.