
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Çöküş ve Yükseliş (The Grisha, #3)
BİTTİ. BENİ DE BİTİRDİ. En başta ortalama bir seri olarak tahmin ettiğim için yazardan, o mükemmel hayal gücü ve yarattığı kusursuz dünyadan özür diliyorum. Hiç beklediğim gibi ortalama bir seri değildi benim için. Çok etkilendim ve söylemeliyim ki ne düşündüysem tam tersi çıktı. Bir olay hariç ve o olay da beni çökertti. Kitabı elime aldığım zamandan beri hep tek bir şeyin olmasından çok korktum ve o oldu malesef. Puanı da o yüzden kırdım zaten. Oturdum, ağladım ve yazara sövdüm, özür dilerim, beni üzdüğü için puan kırdım. EVET BENİ ÜZDÜN. HEM DE ÇOK. Ah Alexander, gri gözlü çocuk, hiç kimse seni anlamadı. Kendimi gördüm sende resmen. En bağlandığım karakterlerden biri oldun. Seni unutmayacağım. Akıcıydı. Seriyi küçümsemeden okuyun, okutturun. Pişman olmayacaksınız.
Baskı: Kuşatma ve Fırtına (The Grisha #2)
Üçlü kitaplarda genellikle serinin ikincisi çok heyecanlı olur ama bu kitap için geçerli değil. Kitap boyunca savaşa hazırlanıp, ardından şok bir savaşa girmek zorunda kalan Alina, cidden çileden çıkarttı beni. Kalbin kimin, karar ver lütfen. Bu kitapta adı çok geçti ama kendisi ortalarda pek yoktu, sevgili Karanlıklar Efendisi. Çılgınca bir sevgi besliyorum ona. Normal değil, biliyorum. Kötü o, kötü ama en azından bir yolu var. Malyen hoş çocuk tabi ama bir The Darkling değil, benim için. Nikolai, kitabımızın sonradan ortaya çıkan korsan, kaptan, prensi çok sempatikti. Kitap yine güzeldi, keşke savaş biraz daha detaylı olabilseydi. Ek: Lütfen, Karanlıklar Efendisi ölmesin. :(
Baskı: Postacı Kapıyı Çalmayacak
Başlarda Laurel'in hayatına alışma sürecinde sıkıldım ama işler oturunca onun duygularını ve olayları daha da sindirmeye başladım ve kitap başını okumaya dayananlar için sonlarına doğru bir duygu patlaması sürprizi yapıyor. En azından benim başıma gelen bu oldu. Dediğim gibi karakterler ve olay örgüsüne adapte oldukça Laurel'e alıştım ve ortalarda kitap benim için bambaşka bir hale büründü. Tabi ki kitapta sevdiğim ünlüler hakkında bilgiler olması da bir artıydı. Ayrıca kitaptaki diğer karakterler de acı çekiyor ve onlar hakkında da bilgiler var.
Baskı: Gölge ve Kemik (The Grisha, #1)
Kitabın sonuna yaklaşırken tepetaklak oldum. Alina'ya pek ısınamasam da Malyen ve Karanlıklar Efendisi'ni(!) sevdim. Hatta Karanlıklar Efendisi'ni kafamda o kadar harika biri olarak canlandırmamın geri dönüşünü son kısımlarda aldım(!) İşlenilen yer, kurgu harikaydı, tempo yavaş yavaş artıyordu ve bunu bir süre sonra hissettiriyordu yazar.
Baskı: Akıl Çıkmazı (Mara Dyer #3)
Sırlar çözülüyor ve üstüme bu mükemmel seri bittiği için bir hüzün çöküyor.
Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)
Öncelikle çevirisini hiç beğenmediğimi söylemem gerek. Sinirlerim hoplayıp durdu. Bitter çikolatayı 'karanlık', 'bacon'ı 'beykın' diye çevirmeleri falan, daha bunun gibi bir çok çıldırtıcı çeviri hatası... Ayrıca dipnotlarda da çok eksiklik vardı. Kitap ise mükemmel değildi, kötü de değildi. Orta halli bir kitaptı ama sanırım Julia'ya pek ısınamadım. Kötü şeyler yaşayarak büyümüş, kitapta da bunun savunmasızlığını hissettirmeye çalışmış yazar ama Julia'da bir şeyler eksik kalmıştı sanki. Gabriel ise çok sabırlı, titiz bir aşık ama o da ,Julia gibi, iyi şeyler yaşamamış. Elli Ton ile karşılaştırılması saçma olmuş. Bildiğin aşk kitabı bu yahu. Klişelerle dolu, artık her romanda görebileceğimiz sahnelerle doluydu biraz da. Bir bölümü okurken olayın diğer bölüme nasıl yansıyacağını hemen kavrıyorsunuz okurken. Beni şok eden bir şey olmadı. Bu kadar yüksek puan vermemin nedeni ise Dante ve Beatrice. Evet bu ikisi üzerinden ana karakterlerin hayatlarını sürdürmeleri çok güzeldi ama İlahi Komedya ya da Dante hakkında bir şey bilmeyenler için hiçbir ek açıklama yapılmamış.
Baskı: Julia'nın Şarkısı
Harikaydı. Bir yanda Julia, gizlediği geçmişi, kendini hayattan kısıtlaması, düşünceleri ve çelişkileri ve tabi ki serinin diğer kitaplarını da oluşturan Thompson ailesi. Bir yanda çılgın bir punkçı olduğu kadar şefkatli, kardeşine bağlı, kendi hayatını kurmaya çalışan Crank. Ve ikisinin aşkı. BOM. Cidden bir solukta okuduğum bir kitap oldu. Eğlenceli, duygulu ve akıcıydı. Yan karakterlerden bazıları - özellikle Jack ve Sean- kitabı daha da sevdirdi.
Baskı: Kafes
Sonu biraz hayal kırıklığı olsa da kitap kendini bir nefeste okuttu. Güzel gerilim sahneleri vardı.
Baskı: İki Hayat Arasında
İ-NA-NIL-MAZ-DI. Kesinlikle ufak da olsa bir parça devamına ihtiyacım var. Hıçkırarak ağladım. Yazarlar neden böyle olmak zorunda diyip de isyan etmek istemiyorum. En azından bu kitap için. Acı-tatlı bir kitaptı. Güldürdü ama en çok da ağlattı. Ethan, ah Ethan. Kaslarına falan bayılacağınız bir erkek karakter değil. Mavi gözlerinden bahsediliyor, gözlerinin derinliğinden... Mutlaka okuyun.
Baskı: Gördüğüne Asla İnanma
Cinayetten sonra asıl olaylar başlıyor. Kitabın sonuna kadar hiçbir ipucu yakalayamadım. Kitapta da dediği gibi sayfalar ilerledikçe çember daralıyor ve sonunda 'bom'. Akıcıydı ve kendini merak ettiriyordu.
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Bu kitabı ilk kitaptan daha az sevdim ama bunun nedeni olayların beni çok da şok etmemesi. Çok büyük beklentiyle okuduğum için belki de. Bilemiyorum. Ignazio kesinlikle kötü bir adam, hep ''değişir, değişir.'' dedik ama değişmedi. İlk kitaptaki Karissa'nın hayalinde kurduğu nazik ve değişme umuduna sahip Naz'ın bu kitapta cidden hastalıklı bir ruh olduğunu ve canavara sahip olduğunu görüyoruz. Ben de tabi ki Karissa gibi ''Naz''ı seviyorum. Ayrıca Bay Vitale de kitapta sevdiğim bir diğer karakter oldu.
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Bu yorumdan önce kitabı kötüleyen bir şeyler söylemiş ve bir puan vermişim. Nedensiz bir şekilde ikinci kitabı alıp, okumak istedim. Ama ilk kitabı unuttuğum için onu tekrar okudum. Sonrada kitabı çok sert eleştirdiğimi düşündüm. İkinci kez okuduğumda güzel geldi. Kendini tekrar okuttu. Ayrıca kafam dağınıkken okuduğum için ilk okuyuşumda bazı noktaları kaçırdığımı farketttim. Yine herkesin bahsettiği gibi bir olağanüstülüğe sahip olmadığı ama en azından güzel bir kurgusu olduğu kanısına vardığım için yorumumu ve verdiğim puanı değiştirdim.
Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)
ALLAHINI SEVEN ÜZERİME 3. KİTABI FIRLATSIN. YOK. BU BÖYLE OLMAYACAK PEGASUS 3. KİTABI ÇIKARANA KADAR BEN DAYANAMAM. Of sakinim. Hayır değilim. Bu nasıl bir sondur? Bu yazar okuyucuların kalp hastası olmasını mı istiyor? Kalp krizi geçirecektim okurken. Beynim çalışmıyor şu an. Bazı sorular cevap buluyor derken başka sorular çıkıyor. Ne olacak şimdi? Çıldıracağım.
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
Aslında yazarın 'Sen' kitabıyla karşılaştırdığım için bu kadar düşük puan verdim sanırım. Kimliksiz'deki kurgu daha iyi olmasına rağmen hem Deryal hem de Burcu'ya ısınamadım. Eee kitabın ana karakterleriyle ilgili sorun yaşayınca kitaba da yansıdı bu tabii. Kesinlikle diğer kitabı kadar güzel değildi. Eksik olan bir şeyler vardı.
Baskı: Sen
Harika bir kitaptı. Olaylar ve kitap tam tadında bitti. Film gibiydi. Karakterlerin kişilikleri oturmuş ve çok güzel anlatılmıştı. Demir Ve Matruşka Süheyla'nın dialoglarında çok güldüm ya. Demir ve bir bakıma Süheyla'nın erkek versiyonu olan abisi Çelik çok çok güzeldi ama bu sefer favori karakterim kesinlikle Süheyla.Güçlü ve intikam dolu. Demir'in ''kadın'' ve Sü'nün ''muhtemelen'' deyişleri beni bitirdi. Çok çok güzeldi. Bu arada Çelik'in de hikayesini istiyorum ben ya. Okuyun ya, okuyun.
Baskı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Ağlattı. Toby ne güzel bir insansın sen.
Baskı: Bir Sır Saklı İçimde
Kitabı çeviren Dilek Şendil'i tebrik ediyorum öncelikle. Bir kitap ancak bu kadar iyi çevrilebilir. Aslında 10 puanı hakeden bir kitap. Kırdığım bir puanın nedeni ise kitabın başında - belki de bu üslupla bir başka kitaba denk gelmediğimden- olayları toparlamakta zorlandım ama sonra kitap öyle bir çözüldü ki. Kitabı okurken ürperdim resmen. O kadar ... söylemiyorum. Alın okuyun bu kitabı. Her şeyi mahvedip spoiler vermek istemiyorum. Bir de okurken farkedeceksiniz zaten, Judith'in ağzından anlatılan kitap Lucas'a ithafenmişçesine yazılmış. Daha önce böyle bir yazım tarzına denk gelmemiştim. Olayın trajedisi biraz da burada bence.
Baskı: Bir Artı Bir
Çok samimi ve akıcıydı. Fisherlar hariç her karakteri sevdim. Jess ve Ed çok uyumluydu. Güldüğüm, iç çektiğim yerler oldu. Kadın yazmış, bize de ayıla bayıla okumak düşüyor. Ayrıca kitaptaki köpek sevgisi ve bir kısım canıma okudu. Kitaptaki köpeği bile sevdim. Bayıldım kitaba kısacası.
Baskı: Trendeki Kız
Güzel bir kitaptı. Rachel karakterinin sorunları çok güzel yansıtılmış. Ona üzüldüğüm için sanırım o karakteri sevdim ama bu kitapta herkes bir şeylerin günahını çekiyor ya da günahı bizzat işliyor. Kimsenin masum olduğunu söyleyemem. Kitap merak ettirdi, sonunu tahmin etmek istemedim heyecanı kaçmasın diye ama çok da şaşırtan bir son değildi zaten. Ara ara sıkıldığım yerler oldu ama genelde akıcıydı. İyi kurgulanmış, çok beklenti içinde okunulmaması gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu.
Baskı: Tatlı Tuzak
Tarihi aşk olarak okuduğum ilk kitabın bu olmasının haklı sevincini yaşıyorum. Zira günümüz aşk okumayı seven biri olarak hep önyargıyla yaklaşmışımdır bu türe. Yazarın Türk olduğunu (Zeynep Avcı) bir çok kişi gibi sonradan öğrendim ve devrelerim yandı. Çünkü kitap inanılmaz güzeldi ve yabancı birinin yazımını okuyormuşum hissini kapılmadan edemedim. Bahsettiğim önyargı yüzünden ilk 150 sayfayı zorlana zorlana okudum diyebilirim ama sonra olaylar öyle bir hal aldı ki son sayfaya geldiğimde zamanın nasıl geçtiğini anlamamışım bile. Yazım yanlışları gözümden kaçmasa da fazla rahatsız etmedi. Connor tam bir pislikti. Başlarda. Çileden çıktım cidden onun tavırları yüzünden. Güldüğüm yerler de oldu. Tony'yi de sevdiğimi söyleyerek bitirmek istiyorum.