
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Frankenstein ya da Modern Prometheus
Doğa bilimlerine ,fizige,kimyaya asiri ilgisi olan tip ogrencisi Victor Frankenstein'in ölülerin uzuvlarini dikerek elektrik akiminin yardimiyla hayat verdiği "ifrit"in işlediği cinayetleri konu alan efsane kitap. Suc, sucluluk,sevgi,iyilik ve kötülük gibi kavramlarin irdelendiği bir eser.Aslinda sevgiye odakli,ogrenmeye ac, cevresi tarafindan kabul gormek isteyen, cevresiyle iletişim kurmak isteyen,daha guzel bir yasam isteyen siradisi bir varligin insanlar tarafindan nasil dislandigi,kabullenilmedigi,nefretle bakildigi ve sonrasinda yalnizliga itilmesile beraber kendisini yaratan Victor'dan kendisine gore bir es talep etmesi ve red edilmesi ile bir katile donusmesi kitabi kisaca ozetleyebilecegimiz cumleler. Ozunde iyiyi isteyen bu varlığın, yaratildigi andan itibaren basta yaraticisi ve diğer insanlar tarafindan sorgusuz sualsiz dislanmasi ve korkunc bulunmasi acaba bu noktada tek suçlu o mu diye sorduruyor. Kesinlikle degil bence, suca goturen fiiller de irdelenmeli. Bu noktada suçlu onu suca meyilli yapan basta Victor olmak uzere diger insanlar diyebiliriz. Cok keyifle okudum, sikilmadan. Dersler cikardim. Yazar bu kitabi 19 yasinda yazmis. Bu da cok ilgimi cekti. Ve hep bildigimizin aksine Frankenstein yaratığın degil de onu yaratan tip ogrencisinin adi. Ve yine yaratigin Kayip Cennet, Genc Werther in Acilari kitaplarini okumasi cok hosuma gitti. Insanlari oldurmesi tabiki degil ama yaratığı sempatik buldum. Cunku dis etmenler onu olmadığı bir hüviyete büründürdü maalesef. Insan olarak biz de kendi yalnizligimdan kurtulmayi isteriz,toplum icinde kaynasmayi,birligi beraberligi isteriz. Dislanmak bizi de yıpratır, kendimiz olmaktan cikarir. Aslinda suc odakli olmadığımız halde suca yoneliriz. Cunku birikmislikler, kimligimize baskin gelir. Bu ifrit diye tabir edilen varlığın yaşadığı cokuntu de bundan ibaret.
Baskı: Meyyale
Ruslarin Kafkasya'ya saldirisi sonrasi yaşadığı topraklardan kaçıp Osmanli'ya sığınan,Pertevniyal Valide Sultan tarafından büyütülen Ubıh kökenli Meyyale'nin Nevres Paşa ve sonrasında vezir Hasan Hilmi Paşa ile evliliklerini konu edinen roman. Sarayda yaşanan aşk hikayeleri,cariyelerin ,haremagalarinin cileleri anlatilmakta. Abdulaziz , V.Murat ve Abdulhamit donemlerini kapsayan Osmanli Devleti'nin çöküş donemlerinin anlatildigi kisimlar ilgi çekici. Bozulan devlet duzenine paralel olarak devlet yonetimine nasil rahatca mudahaleler edildiği, kisilerin yonetimde nasil on plana çıktığı, israfin, şatafatin,halktan kopukluğun, sarsilan otoritenin neleri beraberinde getirdiği de yine detayli sekilde anlatilmis. 3 kitaya hukmeden devletin kendi icindeki hazin vaziyetinin görünümü...Ozellikle kitabin buyuk kisminda da Meyyale'nin surekli olarak surgunlere yollanan esi Hasan Hilmi Pasa ile duraganliktan uzak yaşamı ele alinmis. Osmanlidaki padisahlik makaminin nasil itibarsizlastirildigi ,yonetim uzerindeki kisilerin nasil on plana ciktiklari, Abdulaziz'in tahttan indirilis bicimi ve sonrasinda maruz kaldığı muamele ve hakaretler neticesinde intihara yönelmesi de hazin vaziyetin çarpıcı sekilde ifade edilmesi diye düşünüyorum. Bu kitap Meyyale adiyla, devsirme bir kadinin yasami ve daha da onemlisi Osmanli'nin çöküşüne sebep unsurlarin irdelenmesi ile olusturulmus diyebiliriz. Hifzi Topuz bu konulardaki yetkinliğini cesitli kaynak ve belgelerden elde ederek yola ciktigi bu kitapla bir kez daha gostermis.
Baskı: Kötülük Çiçekleri
Charles Baudelire'in kadini, aski ,hüznü, sevgiyi ele aldığı degisik bolumlerden olusan siir kitabi. Bu konularda öncülük eden bir yapit olarak edebiyatimizda bircok saire esin kaynagi olmus, feyz aldiklari bir eser olmus. Baudelaire tarziyla bircok şairimize onculuk etmiştir. Sembolizm akımının temsilcisi olarak kapali anlatimi yeglemis,eminim her okundugunda farkli anlamlar ,farkli tatlar cikarilabilecek bu siirleri yazmistir Baulelaire. Düşündüğüm husus ise su ; ceviri konusunda en yetkinlerdendir Is Bankasi Kultur Yayinlari..Buna ragmen çeviri siirlerin orijinalindeki tadi verebilmesinin cok cok uzak olduğunun dusuncesindeyim. Siir, roman, hikaye kisaca duzyazida bunu basarmak nispeten daha kolay ama okuyucuya ceviri siirde orijinalindeki hazzi verebilmek, tattirabilmek zor gibi. Yine de ilerde her okuyusta , farkli bir izlenimle yeni tatlar alabileceğimiz bir kitap diye düşünüyorum.
Baskı: Küçük Kara Balık
Sürekli kendini tekrar eden bir yaşamdan sıkılıp yeni yollara,yeni yarinlara,yeni bir dünyaya koşmak uğruna bütün klişeleri atip keşfe çıkan küçük kara balıgin nefis hikayesi. Merak duygusunu ön plana cikaran,arastirmayi sorgulamayi öğreten, yerleşik ve kendini tekrar eden düzeni sorgulayan,Surekli arayis icinde olunmasi gerektigini ogreten son derece yogunlugu olan bir cocuk kitabi. Bence tum cocuklarin okumasi gereken, benim gibi ogretmenlerin ogrencilerine okumasi gereken bir eser. Zira kabuğunu kırması gereken bir nesil yetistirmeliyiz! Aslinda gorunenin sadece manzaranin gorunen yuzu olduğunun, bu manzaranın otesinin de bulundugunun cocuklara idrak ettirilmesi gerekir. Sevmedigim seyler de var kitapta..Kucuk kara baligin " soysuz,cahil,namussuz" gibi kelimeler kullanmasi cocuk kitabi olmasi itibariyle olmamis,uygun dusmemis bence. Bunun yanisira elinde hancerle ölüm sacmasi da yine cocuklara ters dusecek eylemler. Ama butune baktığımızda harika bir eser oldugu su goturmez bir gercek.
Baskı: Ali
Fenerbahçe'yi 20 yillik tabiri caizse bir imparatorluktan devralan,Aziz Yildirim'in saltanatina son veren Turkiye'nin en büyük isadamlarindan biri olan Ali Koc'un başkanlığı alirken yasadigi surecin,baskalarinin gozunden Ali Koc portresinin cizildigi Fenerbahce mubabiri Ahmet Ercanlar"in kaleme aldigi biyografik eseri .. Ali Koc , malum grubun "Yali Çocuğu " diye nitelediği ( keza bu söylem asagilanmak icin soylense de kelimenin gercek anlamiyla dogrudur) hayatini Fenerbahçe 'ye adamis, makami ve mevkisi itibariyle bu tip statuye gerek duymamasi gerekirken sevdasinin pesinde kosmayi kendine şiar edinen bir karakter olarak Fenerbahce taraftarlarının kalbine adini kazımış biridir. Kitapta da Ali Koc'un kişiliğine deginilmis ozellikle baskanliga aday olacagi surecte, adayligini acikladiktan sonraki surecte gosterdigi vakur duruşu ele alinmis, 20 yillik hegemonyanin nasil yikilidigi Fenerbahçe muhabiri Ercanlar tarafindan kaleme alinmistir. Ozellikle yine kulup tarihinde hicbir zaman unutulmayacak 3 Temmuz ile baslayan sike kumpasinin ortasinda , yanginlar ortasinda kalan kulubun icinde gösterdiği takdire şayan mucadeleden de yine bahsedilmis. Boylesine buyuk bir gucun,ekonominin, makam ve mevkinin sahibi Koc"un cocukluk hayalini gerçekleştirmesi de onun yuregindeki Fenerbahçe askini en net sekilde ortaya koyuyor sanirim. Ha sunu da soylemek gerekir: bu kitabin edebi anlamda bir faydasi var mi ? Sana bir sey katti mi ? Tabiki hayir derim. Hatta kitabi genel itibariyle beğenmediğimi de ifade edeyim. Cunku tum kitap son birkac yillik yasantisini baz alarak hazirlanmis Ali Koc'un. Bu da bence oldukca yetersiz ve Ali Koc'u anlayabilme acisindan noksanlik yaratacak bir durum. Ozellikle mubabirin Ali Koc'a olan asiri hayranliginin da bir nevi izdüşümü olmasi itibariyle de sorgulanacak bir eser. Bu yorumlarım tabiki edebi anlamda gordugum eksiklikler. Yoksa... Zaten Ercanlar'in amaci gelirini kulube bağışladığı bu kitapla kulube destek olmak. Bundan suphem yok
Baskı: Koku
Oldukca siradisi bir roman; konusu itibariyle.Koku olgusunun bu denli derinlenmesine analiz edildigi,mukemmel betimlemelerle desteklendigi,icinde gizemi ve gerilimi bastan sona barindiran okuyucuyu urperten sonu itibariyle de oldukça vurucu ve zihinlere kazinmaya aday enfes bir eser. Koku duyusunun inanilmaz keskin olduğu kahraman Jean Baptiste Grenouille'un kendisinin kokmadigi ve dolayısıyla cevresinden kendisini soyutlamis hissiyle en iyi kokuyu yapmak ugruna seyahatlare cikmasi ve yine bu ugurda, en iyiyi bulmak adina seri bir katile dönüşmesini konu alan roman urperten sonu ile de fark yaratti benim icin. Bir kere siradisi bir konu, siradisi bir anlatim...Kesinlikle kitabin akiciligina kapilacak elinizden bir an olsun birakamayacaksiniz. Hele ki 1979'da yazilan by kitabin 18.yüz-yıl Fransa 'sini ele almasi da yazarin ne kadar olaya hakim oldugunu, doneme ne kadar hakim olduğunu ortaya koyuyor. Koku duyusu nasil bu kadar basarili ortaya konulmus,bu kadar uzun betimlemeler yapilmis gercekten mukemmel. Kitabi okuduktan sonra hic hesaba dahi katmadigimiz bu duyunun aslinda ne kadar onemli olduğunu da anlayacagiz sanirim. Zira tum gelismelerin bu duyu uzerinden sekillendigi bu nefis ornek bize model olacaktir. "Guzelligi bulmak icin yasadi, ona sahip olmak icin öldü " Kitabi niteleyen cumle sanirim. Kahraman icin cevresindekiler sadece kokudan ibaret ne bedenleri, ne hisleri ne de mevcudiyetleri onun için bir anlam ifade ediyor. Sadece kokulari..Zaten duygusuz ve tepkisiz bir karakter olarak bizlere sunulmus, yillarini magarada tek başına gecirecek kadar aykiri bir kisilik olduğunu gostermistir. Onun icin tum guzellik kokudur. Tum sehir kokudan ibaret ve onun keskin burnunda her ayrintisiyla yer edinmistir. Kahraman bana oldukca urkutucu gorundu bastan sona ve zaten ilerleyen surecte de hakkini verdi. Hele ki bu kadar yaptigi seyi hic olmamis gibi bir kenara atip hayatina devam etmesi de ayri bir husus. Sonunu zaten birkac kez dile getirdim,sahane ,akilda kalici ve zekice tasarlanmış bir son. Okuyunuz efenim.
Baskı: Bizim Köy
Sen köy ogretmeniyim de, 4 yılını gecir koyde ama Mahmut Makal'ı yeni oku! Yazik bana yahu! Henuz 18 yasinda bir koy ogretmeni iken kaleme aldığı, koyu ,köylüyü, köy halkini , yasamini tum ciplakligi ile gosteren enfes bir eser! 18 yasinda iken bu yetkinlik dahi Mahmut Makal'in kalitesini ortaya koyuyor. Feyz alip ben de mi kaleme alsam koyde yaşadıklarımı diye dusunmedim degil. Koy enstitusu çıkısli olmasinin etkisi zaten gozardi edilemez. Koyu yazmada ilklerdendir kendisi, bircoguna isik tutmustur meslektaslarinin. Yazarin ogretmen iken yasadigi koyu derinlemesine ele aldigi eserden yola cikarak donemin koylusunun nasil perisan durumda oldugunu , köylüye verilen degerin(!) Ne kadar oldugunu tokat gibi yuzumuze vurmus Mahmut Makal. Koy ogretmeni olmak zordur. Yaşayan bilir. Farktir, farklılıktır ogretmenlik adina. Yasadigin cografyayi iyi incelemek,irdelemek lazim. Kendini bu yasamdan soyutlamamak , bir butun olmak lazim. Mahmut Makal'in da zor sartlara nasil ayak uydurdugunu net sekilde görebiliyoruz. Koylu ile koylu oldugunu, onlarin sorunlarina sirt cevirmedigini takdirle karşılıyoruz. Ama köylünün drami da icimizi burkmuyor degil. Koylu milletin efendisi idi ama Atatürk'ten sonra sadece lafta mi kalmis acaba diye dusundurtmuyor degil. Ekonomik sorunlar, saglik problemleri hele hele meslegim olmasi icabiyla egitimle ilgili sorunlar... Okul demeye bin sahit bir ortamda verilmeyen calisilan eğitim..Bunlarin cogunu yasayan biri olarak , tecrub edinen biri olarak bu kitabin bende birakacagi tesir eminim diger okuyuculara gore cok fazladir. Onlara gore sıradan bir koyde gecen zamana ait anilardan olusan bir kitap iken benim icin kendimin kitaba uyarlanmis versiyonu, kendim olarak goruyorum.
Baskı: Doğmamış Çocuğa Mektup
Doğmamış Çocuğa Mektup... Oriana Fallaci'nin edebiyat dunyasinda sözü gecen kitabi. Sevgilisinden kazara hamile kalan kadinin monolog seklinde bebegiyle konusmasini kaleme almis eser. Oldukca kisa surede bitirelebilecek 112 sayfalik bir kitap. Verdiği mesajlar da yerinde.. Ozellikle kürtaj konusunun bu kitap ozelinde irdelenmesi gerekir. Birinin yaşam hakkini çalmak... Ne kadar da etik? Her ne kadar kazayla da olsa...Zaten kahraman da sevgilisinin istememesine ragmen bu cocugu dogurmaya karar veriyor. Ve bu tur durumlarda,evli de olunmayinca toplumsal baskinin ne duzeyde olabilecegini tahmin edebiliyoruz. Kadına, cevresindekilerin nasil baktigi da kitapta detaylıca ele alınmış. Bu baski ortaminda dahi kararının arkasinda duran kadinin drami okuyucuya tesir ediyor. Yasadigi ikilemler,ruhsal durumu, saglik problemleri ve dogmamis bebegiyle icten ice konusmasi duygusal anlamda okuyucuyu etki altina alma noktasinda oldukca basarili. Bunlarin yanısıra kitapta yine erkek egemenliğine, kadin erkek esitsizligine ciddi manada elestiriler getirilmiş. Erkegin toplum nezdinde kadına oranla daha şanslı oldugu,kadinin daha fazla is yukunun oldugu yazar tarafindan dile getirilmis. Yine kitap icerisinde, bebegin anne karnindaki gelisimi aşama aşama,ince ayrintilariyla aktarılmış. Bu kitabi okuduktan sonra ilerde nasip olur mu bilmem ama bu asamaya gelirsem ben de dogmamis çocuğuma bir mektup ya da daha fazlasını yazmak isterim. Yazarin vermek istedigi mesaj cok net,istiyorsan yap. Kimseye bakma. Toplumsal baskinin tesiri ile hareket etme. Hayatina son vermek basit ama buna ne kadar hakkin var? Baskalarinin nasil baktığından cok senin ne istediğin Onemli.
Baskı: İsa'ya Göre İncil
Favori yazarlarimdan Jose Saramago'nun icerigi nedeniyle yaşadığı ulke olan Portekiz'den kovulmasina yol açan, ciddi sikintilar gormesine neden olan eseri. Ateist olduğunu aciklamis olmasina ragmen dinden afaroz edilmesi dahi teklif edilmiş,Katoliklerin cok ciddi tepkisini çekmiştir. Gelelim kitaba; her zamanki gibi mukemmel bir akicilik, sürekliliği olan, insani sikmayan bir eser. Butun eserlerinde oldugu gibi uzun ve virgullerle ayrilan cumlelerden ibaret. Kesinlikle tum kitaplarinda oldugu gibi cumle yapısı kitabi bence okuma noktasinda daha etkin kılıyor. Gelelim içeriğe; Isa'nin yasamini konu alıyor kitap. Yazar , kendi deyimiyle incil niteliginde bir eser ortaya koyuyor. Dogumundan itibaren ,mucizeleriyle, verdiği mesajlarla,etrafında topladığı kitle ile Isa'nin yahudi kralı oldugunu iddia etmesiyle son bulan omrunu kaleme almis. Eserde cok ciddi sekilde Tanrı 'ya elestiriler getirmis. Isa'nin da bizim gibi bir insan olduğu, Yusuf ile Meryem'in birlikteliginden doğduğunu, Tanrı 'nin oglu oldugu iddiasini alaya aldigini görebiliyoruz. Aslinda kitap bastan sona bildigimiz dini hikayelere elestiri getirmis, alaya almis. Tipki diger kitaplarinda oldugu gibi, dini konulardaki hakimiyetini ortaya koymuş, ironiyi sonuna kadar kullanmistir. Isa'nin babasinin günahının bedelini odemeye mecbur hissetmesi, kendi ölümünü kendisinin belirlemesi ( carmiha gerilme ) de dikkat ceken noktalardan. Diger unsurlara gelirsek;tanrinin ve seytanin kisilestirilmesi, bir insan gibi konusturulmasi dikkate deger noktalar. Tanrınin sirf kendi hegemonyasini genisletmek icin Isa'yi bir arac olarak kullandigi iddiasi da yazar tarafindan hikayelestirilmis. Isa'nin olumu uzerinden dinin yayılacağı,kendisine inanan sayisinin artacagini dusunerek tabiri caizse Tanrı Isa'yi kukla olarak kullanmistir. Tanrı 'nin Isa'nin ölümünden sonra ona inananlarin da akibetlerini nasil olduğunu ( olumlerini ) açıkladığı bolumler, gölün ortasinda tanrı, seytan ve Isa'nin gerceklestirdigi diyalog da yine kitap icinde kendisini fazlasiyla on plana cikan unsurlardan. Inanan birini rahatsiz edecek nitelikte olsa da kurgusal olarak harika bir eser.
Baskı: La Mancha'lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote #1
Şövalyelik hikayeleriyle aklini kaybeden Don Quijote okuduklarından etkilenerek maceraya atilir, yaninda da kadim yardimcisi Sancho Panza ile yollara düşer. Hayal dunyasi ile gercek dünyayı karistiran Don Quijote kendisini şövalye olarak görüp inanilmaz maceralara atilir.Yine kendince yarattigi bir prenses pesinde kahramanliklar yapmanin gayretindedir. Prensese ulasmak istemektedir. Misal bir koyun sürüsünü, dusman ordusu olarak addedip üzerlerine atilmasi gibi cilginliklar... Efendisinin aklini yitirdiginin farkinda olan silahtar Sancho Panza da bu aklini şövalyelik ile bozmus efendisinin maruz kalacağı belalardan nasibini alir. Her zaman yel degirmenlerini devler olarak görüp saldiran Don Quijote olarak bildiğimiz, hafizalarimiza bu sekilde kazinan efsanenin sizleri güldürecek eglenceli seruvenini okumak tabiki elzemdir her kitapsever icin. Bu eserin ilk roman olduğu gercegini, gelecek nesillere, yazarlara nasil bir miras bıraktığını, yol gösterdiğini de unutmamak da mutlak surette fayda var. Donemin siyasi iklimini, kültürel yapisini da yine eser sayesinde görebiliyoruz. Insan gerceklikten kopup hayal dunyasinin esiri nasil olur , bu denli nasil hayaller aleminin kahramani olur şaşılası... Kitaplar hayal dunyamizi geliştiren en temel ihtiyaclardan biridir insanin ama bu kadar da değil sanirim. Kitap icinde okuyucuyu Don Quijote karmasik psikolojik yapisindan uzaklaştıracak hikayeler de fazlasiyla mevcut. Okuyucu belirli noktalara cekilmekte, macera icinde farkli maceralara suruklenmektedir.
Baskı: Hırsızlar Sokağı
Orta Doğu 'da yillarca yaşamış, bölgeye hakim , kültüre hakim bir yazar olan Mathias Énard'ın kaleminden cikma , oldukca yakin bir zamanda meydana gelen Arap Bahar'ıni merkeze alan eser. Bu kadar yakin zamanda cereyan etmis Arap Bahar'ıni merkeze alarak bir roman yazmak kolay değil sanirim. Kitabin ana karakteri Lakhdar uzerinden yazar mesajlarini veriyor. Ozgurluk, demokrasi, esitlik isteyen , otoriter rejimin baskilarindan bikan, isyan eden halklarin sesini yansitmis kitabinda. Ozellikle siyasal islama, bu coğrafyada kadınin ikinci plana atilmasina, baskici rejimlere yonelik elestirilerini yapmis yazar. Lahkdar ve Besim'in arkadasliklari üzerinden Kuzey Afrika'dan Barcelona'ya uzanan bir macerayi komplike bir sekilde okuyucuya sunmaya calismis, ozellikle meydana gelen isyanlarin kulturel yasam uzerindeki artci sarsıntılarını, radikal islamcilarin yaptigi eylemlerle huzura ac bu coğrafyanın dirlik ve duzenine nasil kastettiğini gostermek istemistir. Lakhdar, baş karakter olarak kimlik bunalimi yasamaktadir. Yasadıgı sikintilar nedeniyle kendini islamin golgesi altina almis ama en nihayetinde de gordukleri karsisinda , Islamiyet icerisinde olmayan teror eylemlerine sahit olmasiyla beraber ic huzuru bulduğu islamdan kopukluklar yasamaktadir. Zaten bu karmasik kimlik yapisi onu hic istemediği davranışlara itmektedir. Nureddin ve Besim ile yakinliklari , Yaninda calistigi adamin suan aklimda degil onunde kendini zehirlemesi onda büyük bir travmaya yol acmis, polisin nefesini her an ensesinde hissetmis ve kaderi kotu yonde tersine çevirmiş. En buyuk dayanağı Judieth'e duydugu ask...Aşkları Lakhdar'i yaşadığı topraklardan uzaklara suruklemekte ama kader pençesini uzerine gecirmistir bir kere. (Tanca) Fas - Barcelona(Ispanya) hatti uzerinde yasanan icinde bircok mesaj içeren hazin bir macera vesselam. Usluba gelirsek ; kitap oldukca akici,sikmayan bir yapida. Iki gunde bitirdim 300 sayfalik kitabi. Betimlemelerin fazlaca olduğu bir eser. Karisikliklar icerisindeki coğrafya başarılı sekilde yansitilmis. Kitabin degerine gelince , yakin zamanda meydana gelmesi itibariyle ilerleyen surecte ortaya çıkacaktır.
Baskı: Abdalın Bir Günü
Yine son derece akici bir anlatim. Bölgeyi kültürel anlamda , coğrafi anlamda eserlerinde ele alan Uzun, bu romaninda bir dengbejin ( Evdal ) hayatini kaleme almış. (Dengbej, uzun hava söyleyen kişilere denmekte) Romanda hayati konu edinen dengbej , yasadıgı cografyaya nam salmis, insanligiyla , sesiyle herkes tarafindan sevilen, elle tutulan bir şahsiyet..Evliliği, karisi Gule ile olan muhabbeti, cocuk sahibi olmalari, evlat edinmeleri vs vs roman guzel bir aile tablosu sunmus bize. Tabiki her guzel giden sey gibi bu da bir yerde sekteye ugruyor ve kotu bir beyin zulmune ugruyorlar. Sonrasi huzun işte. Zaten karanliga gomulen dengbejin omru ilerleyen surecte bir kez daha karanligi goruyor ama bu kez görülen karanlık cok farklıdır. Osmanlinin bölgeye yaptigi baski , ezidilerin uğradığı kiyim da yine romanda ele alınmış. Okuduğum ilk romani Sen ile karsilastirinca bana daha sönük geldi. Ama Uzun'un kaleminin yetkinliginden dem vuran bolumler de fazlaydi. Ozellikle Kurt halkinin kültürel yasami, folklorik unsurlari da yazar tarafindan okuyucuya sunulmuş.
Baskı: Beş Şehir
Ahmet Hamdi Tanpinar'in en önemli eseri olarak gorulen kitabi. Dili itibariyle eski Türkçe kelimelerin oldukca yogun olduğu, belirli bir dilsel ve tarihsel yetkinliğe sahip olunup okunabilecek bir eser kesinlikle. Sirasiyla Ankara, Erzurum , Konya , Bursa ve Istanbul'u anlatmis. Bu bir gezi yazisi,gezi kitabi degil deneme kitabı. Bunu da belirtmekte fayda var sanirim. :) Okumaya baslamadan once bu sekilde yaklasmak fayda saglar. Bu beş sehir ; yazarin mufettislik yaptığı donemde gezdigi,zamanini gecirdigi , baskentlik yapmis sehirler. Sehirlerin yitirilmis ruhlarina atfedilmis denemeler diyebiliriz. Tarihsel surec içerisindeki devinimlerinden bahsetmis Ahmet Hamdi. Osmanli, Selcuklu,Turkiye Cumhuriyeti ve Bizans gibi devletlerin, imparatorlukların tesir ettigi bu sehirlerden manzaralar sunulmus. Ozellikle Bursa'ya ayri bir ilgisi oldugu kanaatindeyim. Bursa'nin tarihsel dokusunu, yeşilini ovmekten geri durmamis. En az Ankara'ya yer vermis. Ve doğaldır ki en uzun bölümü Istanbul'a ayırmış. Eserin ağırlığından,sahip olduğu degerden suphem yok. Ozellikle yazarin derinlemesine tarih bilgisinin disa vurumu olmuş. Tabi,gecen zaman sehirlerden de bircok seyi almis götürmüş beraberinde. Yazar zaten önsözde de bunu ifade etmiş. Eskiye ozlem, geleceğe tereddut...
Baskı: Paris Sürgünü
Yine bir belgesel roman, yine Hifzi Topuz. Bu kez kaleminden Türk resim tarihine damga vuran Avni Arbaş 'in hayat hikayesi dökülmüş. Unlu ressam Avni Arbaş 'in , kizi Zerrin Hanım 'in , torunu Derya'nin yasam öykülerini ele almış Hifzi Topuz. Yakin arkadaşları olmasi münasebetiyle , yasam oykulerini tüm şeffaflığı ile sergilemis. Avni Arbaş da siyasi sebeplerden dolayi hayatini sürgünde gecirmek zorunda kalan ( buyuk kismini ) yetiştirdiğimiz değerlerden. Resim denilince akla ilk gelenlerden. Ama Hifzi Topuz'a bu kitap ozelinde getireceğim en buyuk elestiri , eserin biyografik niteliklerden cok, Avni Arbaş 'in sanatindan çok magazinsel yönünü okuyucuya aktarmasi. Bu noktada kendinize iki soru sorunca , okuduktan sora degerlendirmeyi buna paralel olarak yaparsiniz. Birincisi : Bu kitabi Avni Arbaş 'in sanat tarihindeki yerini öğrenmek icin mi okuyorum? Ikincisi : Kurgusal ogelerle desteklenmis, biyografik bir eser olmamasi beklentilerimi ne derecede karsilar ? Ben birinci amacla okudum ve ne yazik ki istediğimi bulamadim. Ha bu kurgusal yonde sunulmuş bir eser, oyle oku o zaman kardesim dersen de verecegim cevap : "Çok yavan kalmış. " olur. Avni Arbaş 'in ozellikle aşk hayati , tipki kizi ve torunununku gibi yogun ve karmaşık. Evlenip bosanmalar oldukca fazla. Bir turlu rayina oturmayan birliktelikler. Ve oldukca fazla unlu simanin, ismin geçtiği bir hayat.
Baskı: Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor
3 menkibenin ( dini hikayenin ) anlatıldığı 70 sayfalik bir Zweig eseri. Hikayelere kattığı yorumlar,verdiği mesajlar yine güzel. Rahel menkibesi, Ucuncu Guvercin menkibesi , Ölümsüz Kardesin Gozleri olmak uzere 3 hikaye. Zaten tum eserlerinde olduğu gibi dil yine oldukca sade, akici ve tek solukta bitirilecek bir kitap. En uzunu olmak uzere ; Ölümsüz Kardeşin Gözleri cok hosuma gitti. Verdiği mesajlar harika. Zaten genel anlamda bu tip dini hikayelerde mutlaka kendini toplumdan soyutlayip, yaradan ile bas basa kalabilmek umuduyla inzivaya cekilen karakterlere rastlamak mümkün. Burda da bilmeden savasta kardesini öldüren, ve öldürdüğü kardesinin gozlerini bir turlu unutamayan, nereye giderse gitsin bu gozlerin pesinde olduğunu bilen Virata'nin hikayesi anlatiliyor. Ne yaparsa yapsin Virata , gunahsiz olma yolunda istediği noktaya bir turlu erisememekte. Yine Rahel menkibesinde ise muthis bir fedakarlik örneği okuyucuya sunulmuş. Ucuncu Guvercinin menkibesi ise Nuh Tufan'ini konu ediniyor. Tipik Zweig eseri vesselam. Kisa, akici, kendini okutan , sikmayan bir eser.
Baskı: Görünmez Kentler
Gezgin Marco Polo'nun Tatar hükümdarı Kubilay Han'a düşlediği kentleri anlattığı eser. Yüzlerce kitap okumama rağmen hala bazi seyleri yanlış yaptigimi yuzume haykiran bir kitap oldu. Bir kere kitapta çok farkli tipte kentler var, okuyucu bu kentleri okuyup icsellestirmekten imtina etmemeli. Yazarin kendi düşsel aleminde kurgulayip sundugu o kadwr farkli tipte kent var ki...Zaten sizi en bastan uyariyor, oturup yaşadığınız kenti gozlemleyin, ona farkli bir perspektifle bakin diye tabiri caizse şayet. Yineliyorum, benim gibi yangindan mal kacirircasina değil, sizden bir parcaymiscasina okursaniz aldiginiz keyfin kat be kat artacagi bir eser olduğundan eminim. Bu noktada kendime dair bir ozelestiri de yapmis oldum ama ilerleyen surecte kitapligimda yer alan bu kitabi, sehrin herhangi bir kahvesinde ya da kafesinde elime alip , icind3 yaşadığım toplumu, yapiyi gozlemleyerek okuma niyetim var. Ve yapacağım.
Baskı: Moby Dick: Beyaz Balina
Herman Merville'in zamanını aşmış, ölümsüz eseri. Moby Dick , kesinlikle kitabin uzerinde belirttiği gibi bir macera kitabi değildir. Içinde o kadar farkli unsuru barindirir ki sanirim bu denli öneme sahip olmasinda bunun etkisi büyüktür. Neticede ; denizcilik, balina anatomisi , cografya , psikoloji , sosyoloji ne ararsan var kitapta. Yazarin denizcilik geçmişi kendini kitabin her zerresinde hissettirmiş olup bolca denizcilige dair, gemi yapisina dair terimleri kullanmış, coğrafya bilgisinin ust duzeyliligini okuyucuya sayfalar ilerledikce göstermiştir. Büyük fotografa bakinca sanki bu kadar fazla terimsel kelimeler kullanilmasi okuyucuyu zorda birakir olmus, kaptan Ahab'in Moby Dick'i arayis öyküsü cok fazla sönük kalmıştır. Denizcilikle ilgili el kitabi niteliğinde bir kitap olmuş sanki. Ozellikle balinalara ait , anatomik yapilarina ait derinlemesine bilgiler de kitabi yine ansiklopedik bir hüviyete burundurmus. Saygisizlik olmasin, mukemmel bir birikim, deneyimin gostergesi bunlar ama sanatsalligin onune cikmis, edebi kaygi gozardi edilmis kanaatindeyim. Konuyu irdeleyecek olursak, kitap Kaptan Ahab'in hirsi, kini , nefreti ve de intikam uzerine bir hikayeyi barindiriyor. Kinin insanin gozunu nasil kör ettigini, intikam hevesinin nasil yillarin birikimini dahi kullanilamaz hale getirdiğini Kaptan Ahab ozelinde gorecektir okuyucu. Gerek var miydi bu kadarina diye antipati beslemedim degil Kaptan Ahab'a. Okurken sanki Moby Dick adli balina kotu karaktermis görüntüsü veriyor ama tamamen mefsi müdafaa diyeceğimiz tutum sergileyen o'dur , kotu olan dizginleyemedigi intikam duygusunun esiri olan, bu yolda beraberindekilerin de ziyan olmasina sebep olan Kaptan Ahab'dir. Karakterler arasi diyaloglar da bence cok da etkileyici değil. Kitap detaylarda cok fazla boğulmuş. Özellikle yabani karakter Queequeg'in kitabin basinda okuyucuya tanitilisi, yazarla beraber bu yolculuga cikmasi,garip görünüşü, iyi zipkin kullanılması vs vs gibi detayli karakter analizinin yapilmasi kitabin ilerleyen sayfalarinda baş aktörlerden biri olacagi izlenimi uyandiriyor ama tam tersi bir goruntu sergiliyor, oldukca pasif konuma geçiyor.Bu beni biraz yaniltti. Zamanin Fransiz , Rus yazarlarinin eserlerini irdeleyince bu eserin onlara nazaran daha sönük kaldığını düşünüyorum ama dediğim gibi kitabin edebiyat tarihine gecmesi cok farkli alanlarin bir arada ustaca harmanlaşmış olmasi ile alakali olabilir.
Baskı: Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Her zaman için okuduğum kitaplari kritize ederim. Bu kitap için "çocuk kitabı " diyenler olmuş. Insaf yahu ! Apacik sistem eleştirisi, düzen eleştirisi,sömürgecilik, kültürel asimilasyon...Ne ararsan var vesselam. Günümüzden kesitler sunmuş kitap. Harika bir eser. Konu olarak ele alirsak ; karincalarin filler sultanina nasil köle hale getirilmeye çalışıldığı, karincalarin nasil ozbenligini yitirmeye zorlandığı, asimilasyona uğratıldığı, filler sultaninin yarattigi dikta rejimin nasil raydan çıktığı, büyüklüğün, gücün nasil filler sultanini yoldan çıkardığı mukemmel şekilde ortaya konmuş. George Orwell'in Hayvan Çiftliği eseri okurken hemen akla geliyor. Ikisi de siyasi mesajlar iceren kitaplar. Yaşar Kemal'in bunca mesaji boyle sirin sekilde karincalar ve filler uzerinden okuyucuya aktarmasi zaten onun yazar kimliginin kalitesini ortaya koyuyor. Filler sultani bugun dunyanin bircok noktasinda, ulkesinde gorebileceginiz tipte bir karakter. Cevresindekiler tarafindan yonlendirilen, aptal ama guc sahibi bir karakter. Gucun sinirsizliginin zevkine kapilip buram buram kokan tehlikenin farkina bile varamayacak kadar korlesmis bir karakter. Karincalar ise tipki gercekte olduklari gibi calisan , didinen , emek eden sinif. Ama arasina fitne fesat tohumlari ekilmis, kolelestirilmis bir sinif haline getirilmis. Karincalarin birlesmesi sonucunda ortaya cikan son zaten hicbirimizi sasirtmayacak bir final de olmuştur.
Baskı: Macbeth
Shakespeare'in şaheserlerinden biri daha. Insan hırsının, iktidar hirsinin insana neler yaptirabilecegini en guzel şekilde gösteren eserlerden biri. Karısının sozleriyle amiyane tabirle gaza gelip , karsilastigi cadilarin ( donemde hayalet ve cadilara inanilmasi gozardi edilmemeli ) kehanetleriyle krali öldürüp, kralin cocuklarinin da kargaşa ortamindan uzaklasmasi sonrasinda iktidari ele geciren Machbet'in dizginlenemeyen hirs ve kiniyle son bulan omru kaleme alinmis. Lady Macbet'in ve Machbeth'in kitap icerisindeki karakter degisimleri harika. Lady Macbeth sonrasında pismanligin verdiği izdirapla kendini kaybetmiş, kafayi siyirmis ve de en nihayetinde yasami son bulmustur. Macbeth ise basta yaptiklarindan buyuk uzuntu duymakla beraber sonrasinda hirsina yenik düşüp canavar haline gelmistir. En iyi tiyatro eserlerinden biri olduğu aşikar. Filme de yakin zamanda uyarlandi. Herkesin okumasi gereken bir eser olduguna inanıyorum.
Baskı: Gömülü Şamdan
Yahudiler icin kutsal değere sahip şamdanın Vandallar tarafından, diğer ziynet eşyalarıyla beraber ele gecirilmesi, sehrin onde gelen yaslilarinin kutsal şamdan i denizasiri yolculuğuna ugurlamak istemesi ve yanlarinda Benjamin denilen cocugu almasiyla gelisen olaylar silsilesi.. Ve tam 80 yil sonra, o cocuk Benjamin yasli bir adam olarak yine şamdanı ele geçirmenin kıyısına yaklasir.. Sonrasini okuyun da görün. Verdiği mesaja gelince. Umut, inanç olmazsa olmazimiz. Umuttur insani hayatta tutan, olmaz denileni yapmaya teşvik eden. Biksak da yilsak da yine de olabilir dedirten... Insanin umutla, inanci ugruna neler yapabileceğini gozler onune seriyor kitap. Her zamanki gibi kisa bi eser. ( 110 sayfa ). Akici bir dil. Bıkmayan, sikmayan, zihni bulandirmayan bir anlatim. Okumazsaniz bir sey kaybeder misiniz ? Kesinlikle hayir. Ama okumaniz boşa vakit kaybi mi? Kesinlikle hayir yine. Zweig külliyatını bitirmek adina okuyalim. Çerezlik bir kitap tabiri caize.
Baskı: Öteki
Dostoyevski'nin ilk romanlarindan. Henuz ününe kavuşamadığı zamanlarindan...Cağının ötesinde bit kitap. Psikolojiyi derinlemwskne ele almış yazar. Devlet memuru Golyadkin'in psikolojik olarak hastalanmasi , kisilik bölünmesi yaşaması ( hayali karakter yaratmasi ) kitabi o kadar degisik ve etkileyici hale getirmiş ki okuyanlarda oluşan ilk kani , Chuck Palahniuk'un efsane kitabi ve filme uyarlanan Dövüş Kulübü acaba bu kitaptan mi esinlenilmiş diye soruyor insan. Golyadkin'in ruhsal çöküntüsü, icine düştüğü sıkıntı okuyucuya eminim ki tesir ediyordur tipki bende olduğu gibi.
Baskı: Bir Çöküşün Öyküsü
Şatafat içindeki, şenlik içindeki saray hayatından kovulan kraliçenin sürgüne gidişi ve ardindan eski günlerini bulmaya cabalamasi ile süren kisa Zweig eseri. Şöyle bir düşünelim, hayatinizi lüks icinde surdurdunuz, kalabaliklar icinde büyüdünüz, ilgi odagi oldunuz , istediğiniz her sey bir an kadar yakin.. Ama sonrasi tam bir çöküş, dibe vuruş, dibine kadar yalnizlik. Eski gunlere donme çabası icinde olur musunuz? Eskinin özlemiyle yanip tutusur musunuz ? Samimi olmak gerekirse , evet. Iste tam da bunun oykusudur bu kitap.Gercek hayattan alinma bir konu. De Prie nin zirveden dibe vuruşu. Rahibin yigeni ile olan munasabeti, karakterin en net sekilde ortaya koyulduğu yerler. Itici de bulabiliriz bu kadar eskiye dönüş cabasini ama en nihayetinde zirvedeki manzarayi seyre dalmis birini cukura atamazsiniz.
Baskı: Gulliver'in Gezileri
Dünyayi gezme isteği, yeni yerler gorme isteği , bunun verdigi heyecan yazari yerinde durduramaz. Bu doğrultuda önüne çıkan tum firsatlari degerlendirir ve maviliklere dogru yelken acar.. Ilk önce mini mini insanlarin olduğu bir adada soluğu alir,burada dev olmanin verdigi farklilikla ortama uyum saglamaya , bu farkli kültürü benimsemeye, bulundugu ortamin bir parcasi olmaya gayret gosterir. Ta ki gidecegi gun gelene kadar. Evine doner ama asla yeni yer gorme, yeni heyecan isteklerine gem vuramaz. Ikinci durak tam tersi bir konumda olmasina vesile olur. Bu kez devlerin oldugu bir adada cuce olmanin verdigi farklilikla mücadelesine devam eder. Yaşadığı yerin basta dili, kulturu olmak uzere yakin takipcisi olur. Yasamini da bu zorluklarla sürdürmeye calisir. Ucuncu durak , ucan bir adadir. Alt tarafta yasayanlar ve ust tarafta yasayanlarin verdiği mücadelenin gozlemcisi olur. Burda kaldığı muddetce de elinden geldiği kadariyla bu kultur hakkinda bilgi sahibi olur. Son durak ise gariptir. Atlarin insan pozisyonunda , insanlarin hayvan , yabani pozisyonunda oldugu bir adaya düşer. Erdemi, dogrulugu , dürüstlüğü burda fazlasiyla gorur. Turune karsi tiksinti duymaya başlar. Birbirinden degisik maceralarin oldugu, hayata, insana dair mesajlarin sikca yer verildigi mukkemmel bir fantastik gezi yazisi. Zevkle okunacak, her dem akilda yer edinecek turde bir klasik. Akici, kendini okutan, heyecani bol bir eser.