
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Uçurtma Avcısı
Bu puan değerlendirmesine sığacak değerde bir kitap değil.. Harikaydı.
Baskı: İntikamın Sırrı ( Sır Serisi # 1 )
Anlatımı çok basitti. Ve gereksiz yere uzatılmıştı. Öyle olunca sıkıldım ve karakterlere de odaklanamadım..
Baskı: Kanbağı - (Bloodlines, #1)
Geçiş kitabı gibiydi karakterlere alışmamızı sağlamak için her şey uzun uzun anlatılmış gerçi neredeyse hepsini VA'dan tanıyoruz ama yinede iyi olmuş. Okurken azcık sıkıldım çok fazla olay olmadı sonlara doğru hareketlilik kazandı ama asıl olaylar ikinci kitaba bırakılmış sanırım. Adrian ve Sidney'i sevdim hatta Dimitri ve Rose'u sollayacak o potansiyeli gördüm diyebilirim :D Keith! bu çocuğa sinir oldum pis tek göz! balık baştan kokarmış sözü cuk diye oturdu üstüne. Ara ara Jill'in ergen tavırlarıda beni sıkmadı değil ama sonlara doğru gözüme girdi. Ve kitabın sonundaki o kişinin ya da kişilerin gelmesi benim direk 2.kitaba başlama sebebim oldu elli ki diğer kitapta hem güleceğiz hem de sinirleneceğiz :)) Peki Adrian'ın o 'narin elleriyle' temizlik yapmasına ne diyorsunuz :) "Kokuyu alıyor musun?" "Çam kokusu mu bu" "Tam üstüne bastın. Çam kokulu temizleyici, temizlik yaptım yani!" "Yerleri ve tezgahı sildim." şaşırmıştan çok afallamış gibi bakmış olmalıyım ki hemen ekledi "Dizlerimin üstüne bile çöktüm." :D
Baskı: Harika Çapkın (The Beautiful Bastard, #3)
Seride een çok beğendiğim kitaptı :) İlk ve ikinci kitapta azda olsa sıkılmıştım ama bu kitabı okurken elimden düşüremedim araya bir iki gün girdi ama o arada kitabı merak ederek geçti keşke bitmeseydi. O kadar tatlılardı ki Will ve Hanna bazı yerlerde aralarındaki konuşmaları okurken gülmekten öldüm. Will'e bayıldım ayrıcaa diğer karakterlerden Sara ve Max'in bize bir sürprizi var , arkadaşlık ilişkileri de güzeldi. Çok yer vermemişti ama okuduğumda o grup çok hoşuma gitti. Will'in ağzından anlatılaan yerler daha çok hoşoma gitti. Yazar bu kitapta kendini bir kaç adım daha ileri taşımış :) "Önce ameliyat adına da kızlık zarı diktirmek diyelim" "Tanrım ziggs. Et yiyorum burada!" -söylemeyi unutmuşum hanna biraz boşboğaz ya da lafını esirgemeyen biri ağzından her an farklı bir kelime çıkabilme potansiyeline sahip- :))) "Ve yakında sana evlenme teklifi edeceğim" "Tamam" "o yüzden bana evet demeyeceksen baştan söyle çünkü biraz korkuyorum" titreyen ellerini tuttum. "Korkma, Her şey kesinlikle kontrolümüz altında" -Ne acemiler amaa!- :D
Baskı: Rule (Dövmeli Adamlar Serisi, #1)
Rule hayatım senii bana da yollarlar mı acaba ? Kitap çok ilgi çekiciydi Rule'de öyle :D Akıcı güzel fazla bir karışıklığın olmadığı hoş bir kitaptı. Sadece Rule'nin Shaw'a ilk başlardaki tutumuyla bir anda farklı bir ortamda farklı bir kıyafetle gördükten sonra oluşan tutumunu hızlı buldum. Yani onu öyle gördükten sonra bir anda hiçbir kıza yaklaşamaması biraz garipti açıkçası. Shaw çok tatlıydı Rule'i etraftaki herkese karşı savunması ona olan aşkı aralarındaki diyaloglar çok tatlılardı :) "Yirmi iki yaşındasın Rule. Ne zaman büyüyüp şımarık bir ergen gibi davranmayı bırakacaksın?” “On dokuz yaşındasın Shaw. Seksen iki yaşındaki büyükannem bile senden daha aktif bir sosyal yaşama sahip ve sanırım daha az tutucu.” "Çamaşırhanede Archer ikizlerinden biriyle karşılaştım dövmeli olan. Acaba shaw o çocuğun numarasını senden alabilir miyim?" "Başkalarının bulunduğu bir ortamda bulunduğumuz için şanslısın yoksa şuan yüzüne arka arkaya yumruk atıyor olurdum. O benim! eğer yanına bile yaklaşırsan dedektif bürosu parçalarını yıllar boyu toplamak zorunda kalır" :D "İşte kalbim Shaw ellerinde ve yemin ederim sen ona dokunan ilk ve son kişi olacaksın."
Baskı: Hiçliğin Kıyısında (The Edge of Never #1)
Sabahtan beridir bitirmeliyimm bitirmeliyim sonu nasıl diye meraktan elimden bırakamadım ve şimdide bittiği için üzgünüm. Harika bir kitap okudum. Andrew beni benden aldı. Cam ise yaşadıkların rağmen güçlü ve tatlı bir kızdı. Birbirlerini tamamlıyorlardı. Uzun zamandır karakterleriyle bu kadar içice geçtiğim bir kitap okumadım. Okuduysam da artık onlar bunun yanında sıfırlar:) Andrew'un dövmesinin hikayesine bayıldım. Çocuk bir harika arkadaşlar! Yolculukları boyunca yaşanan bütün olaylar kıskançlıkları birbirlerine aşama aşama yaklaşmaları Andrew'un Cam'e karşı olan davranışları hepsi çok hoştu. Yüzümde tebessümle okudum o sayfaları ta kiii ortadaki sırrın ne olduğunu okuduğumda sırıtmanın yerini başka şeyler aldı.. Neden erteledim bu kitabı okumayı bilmiyorum ama iyi ki daha fazla ertelememişim. :)
Baskı: Sana Tutuldum (Fixed 2)
Boş zamanda hızlıca okunabilecek bir kitap .. Seri olduğu için merakımdan devam ediyorum karakterler ilgimi çekmedi maalesef.
Baskı: İki Hayat Arasında
"Bekliyorum," dedim. "Ne için?" Omzumu silktim. "Daha iyi bir hayat için." Sanırım gözlerim ağlamaktan şişti.. Öyle bir kaptırdım ki kendimi kitaba ne zaman bitti anlayamadım. Okuyun bu kitabı okuyun! Ethan düşünceli tatlı ethan. Nasıl olur Nasıl olur diye deli gibi ağladım. Ama sonra yazar öyle bir ışık yaktı ki bu sefer de sevinçten ağladım. İçimde her şeyi en uçta yaşattı bu kitap. Sabine; gerçekten onun yerinde olmak istemezdim İki hayat arasında gidip gelişini yazar öyle güzel anlatmış ki ben yaşıyormuşum gibiydi. Isınamadığım karakterlerden biri Dex ve diğeri de öbür hayatındaki babası. Düşünsenize iki farklı hayatınız var ve seçim yaparsanız hangisini seçeceksiniz?. Kafamda bir sürü soru bıraktı. Neden nasıl oluyor bu? diye. Ama Ethan ve sabine o kadar yoğunlaştım ki bir önemi kalmadı bununda. Sonuçta harika bir kitap okudum. Keşke Ethan'a daha fazla yer verseymiş yazar. Fantastik gibi değildi hiç hatta hiç değildi şu değişimler olmasa gayet normal bir romandı. "Birinin beni tanımasına ihtiyacım var," diye mırıldandım. Yalvardım. Çünkü ikimiz de hâlâ soruma cevap vermediğini biliyorduk. Sesi çatlayarak, "Neden?" diye sordu. "Çünkü kimse hiçbir zaman tanımadı." Bu dünyada sen olmazsan paylaştığımız her anın hatırası kaybolacak. Sadece başkaları bizi gördüğü için varız. Varlığımın bir parçası..." yutkundu, "... önemli bir parçası, sadece sen burada onu gördüğün için var." -Ethan ..bazı şeyler o kadar gerçektir ki onları iliklerine kadar hissedersin. Nerede olduğunun bir önemi yoktur, seninle gelirler. -Sabine
Baskı: Bir Sır Saklı İçimde
Nasıl bir kitaptı bu böyle.. O kadar dolu doluyum ki anlatamam. İnsanların cahillikleri olaylara yaklaşım biçimleri genç bir kızın dili yok diye etrafındakilerden gördüğü iğrenç tepkiler! İşte günümüzde de devam eden çoğu gerçeklik bu kitaptaydı. O kadar sinir oldum ki kitabın içine girip oradaki çoğu karakteri boğasım geldi. Özellikle annesini. Judith’e gelecek olursak, her adımda çabaladı. Yazarın anlatımı o kadar iyiydi ki durağan olan yerlerde bile hiç sıkılmadım o şiirselliğe kaptırdım kendimi. Judith’in o ele avuca sığmayan büyük aşkını okurken duygudan duyguya sürüklendim. Ve o son… Diyorum susuyorum Kitap tek kelimeyle muhteşemdi. Okuyun şiddetle tavsiye ederim! "Mucizelere inanmam ancak eğer gerek duyarsa bir kız kendi mucizesini yaratabilir. Hatta bu şeytanın yardımına başvurmak anlamına gelse bile"
Baskı: Scarlet (The Lunar Chronicles, #2)
Scarlet (The Lunar Chronicles, #2) Marissa Meyer Serinin 2.ci kitabı da an itibariyle bitmiş bulunmaktaa İlk kitaba göre gerçekten daha iyiydi. Ama neden Kai’yi bu kadar ezik bir karakter yaptı yazar hala anlayamıyorum. Sözde imparator. Ben okurken ise karşımda ergen bir çocuk gördüm. Neyse Cinder bu kitapta daha kendine güvenen biri olarak karşımdaydı. Belli bir olgunluğa gelmişti. Scarlet ve Cinder’in karşılaşmaları onlar karşılaşana kadar gerçekleşen olaylar çok akıcıydı. Thorne beni çok güldürdü. Cinder ile aralarındaki diyaloglar komikti. Şu kötü kraliçeye değinmek bile istemiyorum! Scarlet klasik hikâyedeki gibi babaannesini arıyor ve ona Wolf yardım teklifinde bulunuyor. Peki bu sefer olaylar masaldaki gibi mi gerçekleşiyor? Orasını okuyunca anlarsınız Kai ve Cinder’e göre Wolf ve Scarlet’in arasındaki çekimi hissettim. Özellikle Wolf’un utangaç ama yeri geldiğinde deliren hallerine bayıldım. İlk kitabı okuyup beğenmeyenler bence yazara ikinci şansı versinler ve devam kitabını okusunlar. Ben öyle yaptım pişmanda değilim. Thorne’un az önce duyduğu kadınsı ses, aracın hoparlörlerinden tekrar yükseldi. “Kalkışı elle kendin yapmalısın thorne.” Thorne ağzı açık bir şekilde kontrol paneline bakakaldı. “sen nasıl oluyor da konuşa biliyorsun sevgili aracım?” “Konuşan benim sersem!” “Cinder?” :D
Baskı: Kimi Öptüğüne Dikkat Et! (Karanlık Elementler, #1)
Bu kadına bayılıyorum! Okumadığım kitabı kalmadı ve hepsi de bende büyük bir yer kapladı. İşte bu kitapta (seride) onlardan biri oldu. Roth sanki şuan kadar yazdığı erkek karakterlerin toplamı gibiydi. Daemon alaycılığı, Aiden olgunluğu ve Hunter kötü-iyi karışımı o seksiliği vardı. Şimdi ben ne yapacağım? İkinci kitap ne zaman çıkacak? Deliririm kesin. Tavsiyem serinin ikinci kitabı da çıktıktan sonra alın okuyun çünkü bu sona yürek dayanmaz. Ah Roth kötü adamım benim. İblislere de artık kötü gözle bakmıyorum arkadaşlar çünkü bu iblis tam yemelik Layla ilk başlarda sinir oldum şu inkâr aşamaları bu kızımızda da oldu ama sonunda epey iyi bir kabulleniş yaşadı. Yarı iblis yarı muhafız Layla. Ama hep iblis yanından nefret edilerek büyütülmüş. Yani, diğer benliğini inkâr etmesi normal. Bombaya gelince anne babasının kim olduğunu öğrendiğinizde epey şaşıracaksınız. Layla’nın arkadaşları Sam ve Stacey çok tatlılardı. Zayne ; ona pek değinmek istemiyorum sevdim sevmesine de davranışları kafamı karıştırdı. Gerçekten Layla’yı küçük kız kardeş gibi mi yoksa başka türlü mü sevdiğine anlam veremedim. Peki babası abbot! Adama çok gıcık oldum. Ben yine dönüp dolaşıp roth’a gelmek istiyorum. Jennifer ah Jennifer! Neden hep erkek karakterlerine “geri dönülemez bir biçimde aşık oluyorum” Neden? (özellikle dövmesine küüçük(!) Bambi’ye bayıldıım). Jeniffer L.Armentrout’un tüüm kitapları tavsiyemdir. Roth: “ Seni bulduğum anda kendimi yitirdim.” Sesim çatladı, kalbimde.. Tony “Neden size bir şey söyleyeyim? O hiç kibar davranmadı.” Roth “Ben kimseye kibar davranmam” Tony Layla’yı göstererek, “Ona kibar davranıyorsun ama” Roth: “Çünkü o güzel.” “ Telefonumda Zayne’nin ismini taş kafa kendi ismini seksi canavar olarak kaydetmişti.” :D Stacey “ Seninle gurur duyuyorum. Normal bir ergenin yapacağı gibi, bir oğlanla gizlice çıkıyorsun.” Yüzümü ekşittim. “Böyle bir şeyle ancak sen gurur duyarsın zaten.”
Baskı: Tersyüz
Dikkat bu kitap hüzünlüdür! İnsanların acıyla nasıl baş edebildiğini ince bir işçilikle anlatıyor. Gerçekten neden kitabın isminin tersyüz olduğunu anladım. Sonlara doğru bir farkındalıkla boğazım düğümlendi. Aslında bölüm başlıklarının nereden geldiğini anladığımda “Ah! Bailey” dedim. Fern ve Ambrose’dan daha çok Fern’in kuzeni beni daha çok etkiledi olaylara bakış açısı hayatı kendisi için eğlenceli hala getirmesi çok güzeldi. Fern ve ambrose’a gelirsek aralarındaki ilişki aşama aşamaydı. Bir anda olup biten şeyler yoktu. Ve aralarındaki yazışmalar çok hoştu. Ambrose’un savaştan sonra yüzündeki yaralarla kasabaya dönmesi Fern’i hiç ama hiç etkilemedi. O hep Ambrose Young’a aşıktı. Bütününe anladınız mı Kitabı okurken o kadar normaldi her şey sadece ambrose’un sık sık kendine yaralarını hatırlatması hoş değildi . Ve tabi ki sinir olduğum iğrenç bir adamda vardı. Rita’nın kocası. Pisliiiik! Bir insanın eşini sevdiğini iddia edipte sonrasında bu kadar iğrençleşmesine nasıl bir beyin nasıl bir psikoloji sebep oluyor anlayamıyorum gerçekten.. Kitaba ba-yıl-dım. Durağandı ama epey bir bakış açısı kazandırdı bana. Yazarın takipçisiyim artık. Tavsiyemdir.
Baskı: Cinder (The Lunar Chronicles, #1)
Kitaptaki orjinal masalda alınmış olan alıntıları çok hoştu. Ama ana karakterler hiçte beklediğim gibi değildi. Prens Kai'nin ve Cinder'in daha güçlü ve daaha zeki olmalarını bekliyordum. Aralarında biraz yakınlaşma bekledim sanki her şey epey bir hızlı gelişti ama hızlı gelişen olayları Cinder ve Kai bir türlü anlayamadı kitap bitti Cinder hala inanamıyorum diyordu!. Kitabın ortasında farkına vardığım sır yüzünden merak ettiğim bir şey kalmadı öyle olunca heyecanımı da kaybettim . Çok merak etiğim bir kitaptı ve beklentimin epey aşağısında kaldı.. Sonu ise kafamı karıştırdı hala aklımda bir sürü soru var. Ama ilk kitap olmasından kaynaklı eksiklikler olarak görüyorum bunları ve devam kitaplarını okuyacağım .
Baskı: Tatlı Şeytan (The Sweet Trilogy #1)
Kitap iblislerle Meleklerin savaşını konu alıyor. Ve tabi ki çocuklarını (nefilleri) . Ana karakterlerden Anna bir nefil ama henüz bir şey bilmiyor. Ta ki Kaidan ile tanışana kadar. ( Seksi , yakışıklı, kötü çocuk görünümlü Kai ! ) . Kai'nin babasından nefreeet ettim. Bu iblisler çocuklarını işçileri gibi görüyor. Herhangi bir sevgiye yer yok içlerinde onlara karşı. İşçi dedim çünkü nefillerinde görevleri var. Kitabı okuduğunuzda ne olduğunu anlarsınız :) Kai asla aşık olmam diyor ama her karakter gibi ona da asla asla dememeyi öğretememişler :) Kızımızın üvey annesini ve yakın arkadaşı Jay'i sevdim. Zaten neredeyse tek arkadaşı da Jay . Babası iblis ama ben pek iblis gibi göremedim özellikle diğer iblis dükleriye karşılaştığımda.. Sevdim adamı. Kitabın başındaki anna ile sonunda ki anna arasında fark arttı. Çünkü olgunlaştı. Kendine daha da güvenen bir kız oldu. Ve bu süreci yazar iyice yedirmiş kitaba. Bende onunla birlikte hissettim çoğu duyguyu. Beğendim. Devam kitaplarını bekliyorum :) “Al sana bir bilmece. Davulcularla takılanlara ne denir?” Cevap bekleyerek kaşlannı kaldırdı, ben de bir an düşündükten sonra omuz silktim. “Bilmiyorum, ne denir?” dedim. “Zurnacı!” dedi. Jay :D “İşin eğlencesi de burada ya. Partiler insanı dışa açık ve özgür kılıyor.” Dışa açık ve özgür... Acaba geçen sene Danny Lawrence bir partideyken evin bahçesinde bayıldığında ve diğer sarhoş çocuklar onun etrafında toplanıp üzerine işemenin çok eğlenceli olacağına karar verdiklerinde Danny kendini dışa açık ve özgür mü hissetmişti? :)))) “Sizi temin ederim, Anna emin ellerde olacak.” “Hı-hı, ben biraz da bundan endişeleniyorum,” diyen Patti, Kaidan’ın ellerini işaret etti. “Sakın elleşme, genç!” Kaidan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı, tıpkı benimkiler gibi. "Patti!" dedim. :D:D “Biraz buzlu çay ister misiniz?” diye sordu. Bayanlar baylar, karşınızda Patti Whitt. “Evet, hanımefendi, çok iyi olur.” Ve babam: İnsanda korku uyandıran centilmen. :D Kai, aynı Thai yemeği gibi ama daha lezzetlisi. Amanın! Beynimi istila eden bu kız da kimdi böyle? :D
Baskı: İki Renk Aşk
FMARSAL'ın en güzel romanlarından biiriydi bence. ( Yalnız Gözlerin İçin'den sonra). Son satırlarını boğazımda kocaman bir yumruyla okudum. Diğer kitaplarına göre daha çok hüzünlüydü kitap. Öyle etkilendim ki Vural ve yanık izleri onların nasıl olduğu gerçekten beni çok üzdü. Ama Vural davranışlarıyla beni benden aldı! Aşık olduuuum :):) Zaten adamın yazdığı her kitapta, neredeyse hepsinde şu kadın karakterlere acayiiiip sinir olmuştum bu geleneğimi bu kitapta da devam ettirmiş bulunmaktayım! Aysun'a gerçekten çok sinir oldum. Davranışları küçük şımarık kız halleri başımı ağrıttı..! Ama belli bir yerden sonra güçlü kadınmış dedim. Keşke kitap bitmeseydi. Hala o moddayım. Bir 600 sayfa daha okuyabilirim sıkılmadan. Tek dert yandığım nokta Aysun keşke daha önce sevdiğini anlasaydı da aralarındaki o mesafeyi fazla hissetmeseydim. Yani her ne kadar evlenseler de mutlu oldukları an hemen aklıma hadi artık şu seni seviyorum çıksın ağzınızdan dedim. :) Uzun lafın kısası sevgili yazarcım diğer kitaplarını dört gözle bekliyoruum :)
Baskı: Daha Sabaha Çok Var (The Hathaways, #4)
Çok güzel bir kitap daha bitti. Leo'ya bayıldım. Cat ile aralarındaki atışmalar çok komikti. Sonlara doğru azcık sıkılırken ve Cat'e sinir olurken (sürekli Leo'nun evlenme teklifini reddediyor. ! ) kitap yön değiştirdi ve Cat'in geçmişi bir anda karşısına çıktı. Yani okurken hiiç duraksamadım bir çırpıda okuyup bitirdim. Beatrix ve o bilgili hayvan sever hallerine bayıldım. Harry'nin kardeşinin arkasında oluşuna Cam ve Kev'in hallerine Win'e Amelia ve Poppy'e hepsine ayrı ayrı bayıldım. Tam bir ailelerdi özellikle serinin bu kitabında bunu çok iyi yansıtmış Lisa. Bir kaç alıntıyla yorumuma son noktayı koyuyorum ve kesin kez tavsiye ediyorum. “Onlara çığlık atmayacağımı söyledim.” Yattığı yerden cevabı yapıştırdı Leo. “Sadece Marks şiirini ezberden okumaya başladığında çığlık atıyorum.” :D “… Olası gelinlerin bir listesini yaptık. Neden göz atmıyorsun. Belki içlerinden biri ilgini çeker.” Leo listeye baktı. “Mariette Newbury” “Evet” dedi Amelia. “Onda ne sorun var?” “Dişlerinden hoşlanmıyorum.” “Peki ya Isabella “ “Annesinden hoşlanmıyorum.” “Leydi Blossom?” “Adından hoşlanmıyorum.” “Ah tanrı aşkına Loe!” :D:D “Bir seçeneğin olduğunu sanıyorsun.” Dedi Cam. “Ama aslında tam tersidir. Aşk seni seçer. Gölgeler güneşin yönettiği yönde ilerler.” Cam favorim söylemeyi unutmuşum :)) “Kalbimin üzerinde dinlen. Bırak rüyalarını koruyup kollayayım. Yarın sabah ve daha sonra ki tüm sabahlar , seni seven birinin yanında uyanacağını bil.” Leo. :) “Bana güvenebilirsin.” Dedi Catherine Leo; “Bana bir sebep söyle.” “Çünkü güvenebilirsin.”
Baskı: Ruh Öküzüm
Basit gibi görünen ama bana göre okudukça derinleşen aynı zamanda eğlendiren bir kitaptı.. Okulun Londra'ya yapılan gezisinde Julia ve Jason'un yakınlaşmasını anlatıyor. Araya serpiştirilen shakespeare alıntıları çok hoştu. Julia'nın babası ve annesinin aşkını yaşadıkları şehirmiş londra. Julia Onların anılarını anlattığında beni çok etkiledi. :) "Ruh İkizini bulmak ya da bulmamak.. İşte bütün mesele bu!" Kızımız tam bir inek. Aynı zaman da Rİ (ruh ikizi)'ni bulmaya kafasını takmış. Tabi kafasında ri'si olduğuna inandığı biri var! Londra'da Jason onu baştan çıkartıyor. Yani kitaplardan kafasını kaldırıp etrafına bakmasını sağlıyor. Birbirlerinin tam zıtları karakterlere sahip gibiler. Ama bence ikisi de bir çok açıdan birbirlerini dengeliyorlardı. Sonunu pek kestirememiştim. Son ana kadar kafam karışıktı. "Kim bu Chirs?" diyip durdum, kim olduğunu öğrendiğimde ve nedenini dinlediğimde de hem güldüm hem de çok hoşuma gitti. Bir de son ana kadar Mark vardı. Zaten hiç ısınamamıştım çocuğa. Haklıymışım da Londra'nın sokakların da onlarla beraber bende gezdim. Tavsiye ederim bence okumalısınız :) Jason " Kendi başına dolaşmamalısın biliyorsun değil mi ? Dışarıda çok deli var. " Julia "Evet. Çünkü seninle dolaşmak tamamen normal. " :)))) "Şey bence gidip mezar taşlarına bakabiliriz , sonra da oraya gömülü insanlar hakkında bir şeyler yazarız. " "Mezar taşları ve ölü insanlar mı ? Gerçekten neşe saçıyorsun Julia." dedi Jason :D :D "Hayatla ilgili 3 şey; Hayat. Devam. Ediyor. "
Baskı: Saklı Öpücük
Okurken çok sıkıldım.. Yazar macera aşk konularını kitaba konu etmeye çalışmış ama başaramamış bence. Georgie ve luke'un birbirlerine aşık olduğunu anlamadım. Kitap boyunca hep mesafelilerdi. Nasıl bir ilişkiydi anlamadı. Georgie'nin kuşlara karşı olan koruyucu tavrına o kadar çok yer vermiş ki bir ara kuşlarla ilgili belgesel kitap okuyorum sandım. Onun dışında gizemli bir soyguncu var comer. Ama bu halk kahramanı olmuş insanların gözünde. Onun sırrını da kitabın ortasında anlıyorsunuz... malesef tavsiye edebileceğim bir kitap değildi. Kitapta hoşuma giden tek yer Luke'un Georgie'e ettiği evlenme teklifiydi. :) Luke “Düşünüyordum.” Georgie adama döndü. “Evet?” “Şey, merak ediyordum da... Demek istediğim...” Adam tek kelime daha etmeyince Georgie yüzünde tuhaf bir ifadeyle ona baktı. “Neyi merak ediyordun?” Adam yakasını çekiştirdi. “Ben, ımm, merak ediyordum da... Acaba benim ortağım olmak ister misin?” Georgie kaşlarını kaldırdı. “Neden ateş etmeyi beceremeyen ve seni akbabalara yem yapmak isteyeceğin kadar çıldırtan bir ortak isteyesin ki?” Arkada oturan adamlar sessizleştiler. Luke alnını ovuşturdu. Duane kıs kıs gülerek öne doğru eğildi. “O tür bir ortaktan bahsettiğini sanmıyorum, Bayan Georgie.” “Oh.” Kadının ağzı açık kaldı. “Sen ne tür bir ortaktan bahsediyorsun?” Luke çenesinin altını sıvazladı. “Kardinal kuşlarının ki gibi?” Kadının midesinde küçük bir heyecan tohumu kıpırdanmaya başladı. “Kardinal kuşları tek eşlidirler.” Luke’un kadına bakan gözlerinde derin bir ifade vardı. “Evet.” Georgie arabayı durdurdu. “Bana evlenme mi teklif ediyorsun Lucious? Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde, arabanın arkasında bir sürü adam varken?” :D :D
Baskı: İçinde Aşk Saklı (Westmoreland, #2)
Kitap çok güzeldi. Akıcıydı. 600 sayfa boyunca hikaye ağır ağır işliyor içinize. Olaylarla iç içe geçtim. Sadece hikayenin bitmesi gereken yer de bitmediğinden yana azcık şikayetçiyim. Yani sanki gereksiz yere uzatılmıştı. Son sayfalar bana çok da dolu dolu gelmedi. Çoğunlukla sinirden zıpladım okurken ama bir yerden sonra kendi kendi mi de sorgulattı kitap. Olayları olurken ben ne yapardım acaba ? dedim. Clayton'a hem hayran kaldım hem de sinir oldum. Hele Whitney. Aynı duygu karmaşasını bu karakterde de yaşadım. (özellikle paul diye sayıklayıp durmasına acayiiip sinir oldum!) Kitabın yarısına kadar yazık değil mi Clayton'a dedim ama sonra ki diğer yarısında da Whitney'e üzüldüm. Zor ama aşk dolu bir ilişki okudum. Ve çok sevdim
Baskı: Ejder Gecesi (Draki, #3)
Aslında fantastik kitaplara bayılırım. Ama bu kitap pek kendine çekemedi beni okuduğumda o dünya büyüleyemedi beni maalesef. Seri genel olarak iyi boş zamanlarda okunacak kolay dili ve olay örgüsü olan bir kitap .. Yine de az şaşırdığım yerler oldu. Onun dışında tek bir karakter odaklı (esas kız esas oğlan) olmadığı için iyi her karakter için ayrı ayrı sevinip üzüldüm. Son olduğu için daha çok etkiler dedim ama olmadı. Alışkanlık işte seri oldu mu başlamışsam yarım bırakamıyorum.. Jacinda'nın Will'e karşı olan duyguları beni etkiledi. Son kitap olduğundan mıdır bilmem ilk iki kitaba göre daha yoğun hissettim aralarındaki aşkı .
Baskı: Siyah Buz
Nereden başlasam karar veremiyorum. Merakla beklediğim bir kitaptı. Ve sonunda okuyabildiğim için çok mutluyum. Hush hush serisinden sonra yazardan beklentilerim yüksekti ve buradan Becca'ya teşekkür ediyorum beklentilerimin tam karşılığını verdiği için . Sayfaları çevirirken heyecandan yerimde duramadım. Bir gizem vermiş yazar gerçekten anlayamadım kitabın ortasına kadar saf saf karakterleri kendimce tanımaya çalıştım ama sonra sır açığa çıktığında epey şaşırdım. Aksiyonu bol ve akıcıydı. Sürekli bir kaçma kovalamaca vardı ve bir baktım kitap bitmiiş. Britt bir kaç arkadaşıyla tatil yapmak istiyor ve dağın başını seçiyor! Neden bir kız dağın başında tatil yapmak ister ki neyse yanında kardeşim dediği bir kız var Korbie. Kitabı okudukça nasıl en yakın arkadaşı bu kız olabiliyor diye sinirden patladım. Kız gerçekten egoist'in teki. Tabi bunlar ailece böyleler abisi var Calvin Britt'in eski sevgilisi o da kızı aldatmış. Korbie bunu söylüyor kendisine hemde sinirden canını acıtmak için! Allah'tan kitapta çok yer vermemiş kıza. Korbie'nin sevgilisininde adı geçiyor kitapta ama sonra o nereye kayboldu bilmiyorum kitap bitti hala da bilmiyorum. Bir de Mason var. Onun hakkında pek bilgi veremeyeceğim ama benzin istasyonunda Britt ile karşılaştıklarından beri kitapta ne zaman karşıma çıkacak diye bekledim. Zeki gerçekten zeki bir çocuk. Britt'in hareketlerinde ne düşündüğünü anlayabiliyor. Yani çok iyi bir görsel hafızaya sahip. Başlarda kötü çocuk gibi geliyor ama ben için de ki ışığı gördüm :)) Neredeyse her şeyi tahmin edebiliyor. Düşünceli. Britt'i çok önemsiyor sanki yıllardır tanıyormuş gibi. Güçlü ve Yakışıklı daha ne isterim Mason " Blöf yaptığın zaman sol kaşın seğiriyor. Keyiflendiğin zaman ağzın muzip bir ifadeyle bükülüyor. Kızdığın zaman dudaklarını sıkıyorsun ve kaşlarının arasında üç minik çizgi oluşuyor." Bir de Korbie ve Calvin'in babasına değinmek istiyorum. Adama kitapta bizzat yer vermemiş iyi ki de öyle yapmış. Britt'in anılarında öğreniyoruz adamın nasıl biri olduğunu. Nasıl da pislik insanlar varmış! Gerçekten şaşırıyorum. Adam Calvin'in köpeği çok ses çıkartıyor diye vuruyor Calvin'e de neler yapmamış ki. Sonra da böyle sorunlu çocuklar doluyor etrafa.. Bu kadar sorunlunun arasında Britt'in sağ çıkmasına sevindim :) "Calvin arkamdan, "Bu akşam görüşürüz." diye seslendi. Cevap olarak başparmağımı kaldırdım. Orta parmağım abartı olurdu. " :D Kitabın sonlarına doğru bende azıcıkta olsa musluklar açıldı yanlış anlamayın mutluluk gözyaşları bunlar. Mason "Ben sana benden bir parça verdim. Sen de bana senden bir parça verdin. Yoksa asla buraya gelmezdin. Boş verirdin. Ben seni boş veremiyorum, Britt. Ve senin de beni boş vermeni istemiyorum." Britt " Bunca yolu seni bulmaya geldim. O dört gün yeterli değildi. Seninle bu şekilde bir arada olmak istedim. ılık sakin bir gecede." Kitap bittiğinde bende Britt'in dediği gibi "Karanlıktan sonra aydınlık gelir." dedim.
Baskı: Milyonluk Günahkâr Düet (Million Dollar Duet, #2)
Gerçekten her sayfasında bu kadar çok cinsellik içermesi şart mıydı ? Hayır erotik romanları severim ama sıkıldım artık sürekli o sahneleri okumaktan. Bence fazla abartılmıştı. Onun dışında Lanie'in noah'ı terk edeceğini düşünmüştüm. İlk kitabın bitiş yerinden kaynaklı ama öyle gereksiz triplere girmediği için sevindim. Ama azda olsun bir heycan bekledim . ilk kitabı daha çok beğenmiştim. Ben pek tavsiye etmiyorum..
Baskı: Yükseklerde (Up in the Air #2)
James'i ilk kitapta tam çözememiştim yine de bağlamıştı beni ama bu kitaptan sonra o Bianca'ya olan aşkından, duygularından, yaptığı jestlerden, sürekli Bianca'yı mutlu etme çabalarından sonra ilk beşime girdi. Hayır bunları da geçtim adamın her hareketinden seksilik akıyor.. Akıcıydı, okurken hiç sıkılmadım sadece fazla bir macera olduğu yok. Olaylar pek ilerlemiyor. Bir kaç farklılık tuhaflık vardı. James ve Bianca'nın ilişkisinde olan bir farklılıktan bahsetmiyorum. James'ın geçmişinde olan ilişkilerindeki farklılıklar. Onlarda zaten gün yüzüne çıkıyor. Sinir olduğum nokta adamın her yerde bir "eski hikaye"si var. Her yerde eskiden beraber olduğu bir iki kadın çıkıyor karşılarına. Bianca her seferinde karşılarına çıkan ya da çevrelerinde olanları gösterip; "Yattın mı onunla ? " diye sorduktan sonra James bizi aydınlatıyor ve "Hayır." demesi nadir oluyor genelde . Özellikle iki kadına sinir oldum. Yanımda olsalardı büyük ihtimal boğazlayacağım türden bir sinir.!! Jules ve Jolane. Kızı taciz ediyorlar. Nasıl olduğunu kitabı okuduğunuzda anlarsınız ama bu sonlara doğru kısa süreli bir şey. Yani kitap boyunca olan bir şey değil. James'in kıskançlıkları ve bianca'nın kıskançlıkları yarışır. Tatlılardı. +18 ibaresini dikkate alın bence ama rahatsızlık derecesinde değildi. Başlamayan varsa başlayabilir.