
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yunan Düşü
Kurtuluş Savaşı tarihimize bir de öteki taraftan bakmak istediğim için okudum, hem de Yunan olmayan bir yazardan. Çevirisi sorunlu, akıcı değil. Yine de pek kaynak bulunmuyor bu konuda diye gayret ettim.
Baskı: Locke Lamora'nın Yalanları (Centilmen Piç #1)
Özgün dünya, canlı anlatım, iyi kurgu. Okuduğum en iyi fantastiklerden biri.
Baskı: Kan, Altın, Demir
Meraklısına demiryollarının tarihi, ülkelere göre gelişimi, insanlığa kattıkları, dünyaya etkileri ve geleceği.
Baskı: Metro 2033
Nükleer savaşın kıyameti sonrası özgün bir konu olmasa da metroda geçtiği için özgün bir öykü. Her biri birer köy gibi yerleşilmiş metro istasyonlarında yaşayan sıkışıp kalmış insanlardan birinin, Artyom'un kader, görev, sorumluluk ve kişisel yolculuğunu anlatan, yer yer felsefeye, inanca, insanlık değerlerine dalıp çıkan, mistik tatlar barındıran öykü bu. Bir avuç kalsa da her biri birer istasyon grubunu yurt edinen, kıyamet kopmuş olsa da hala faşizminden, komünizminden, siyasal görüşünden, dini inancından vazgeçmeyen ve hala bu uğurda birbiriye salakça savaşan toplumlar... Diğer yanda girişimcilikleri o şartlarda bile ortaya çıkan, ürün yetiştiren, ticaret yapan, hayatta kalmaya çalışan, kimisi zavallı insanlar, karanlık tünelden başka bir şey bilmeyen yeni nesiller... Ayrıca yeryüzüne hakim olan radyasyonlu ortama uyum sağlamış yaratıklar, yamyamlık yapanlar, yeni türemiş insansılar... Çok güzel bir öykü olacakmış, belki asıl dilinde gerçekten öyledir. Çünkü yüzbinlerce satmış bir kitap bu. Ama türkçeye çevrilirken darbe yemiş gibi gözüküyor. Anlatım özellikle ilk bölümlerde yavaş, heyecansız, tatsız. Kitapta ikinci yarıya varıldığında olaylar hızlanınca daha iyi oluyor ama anlatım gene de renkli değil. Çeviri hataları, cümle hataları çok. Örneğin "Burnuna kadar çürüyen etin kokusu geldi." diye bir cümle var. Hızla okurken birden "burnuna kadar çürüyen et" isim tamlamasıyla karşılaşıyor insan. Hemen ardından aslında cümlenin "Çürüyen etin kokusu burnuna kadar geldi." şeklindeki düzgün ve akıcı anlatımı zihnimizde şekillense de hikaye birden kırılıveriyor, konsantrasyon bozuluyor, okuma zevki kötü etkileniyor. Bu basit bir örnek. Bir de felsefi, düşünsel, devinimsel anlatımların, açıklamaların olduğu uzun, yan cümlecikli, karmaşık cümlelerde böyle hatalar olunca cümle bazen tamamen anlamını yitiriyor, bulmak için çaba harcamak gerekiyor, okuma zevki kalmıyor. "... kapıya saldırdı." diyor mesela, okuyan, kişinin kapıyla dövüşe tutuştuğunu sanır. oysa kapıya koştu, seğirtti, yöneldi falan diye çevrilmesi gerekirdi. "... çıkmasına izin verdiler." diyor bir cümlede, arkasından gelen cümlede ise çıkmasına izin verilen kişinin hala izin verenlere anlatmaya devam ettiğini görüyoruz. Yine yanlış çeviri, doğrusu " ... devam etmesine izin verdiler." şeklinde olmalıydı. Bunlar benim farkına vardığım basit hatalar. Anlaşılmaz bulduğum cümlelerde kim bilir ne çeviri hataları vardır. Sonuçta çevirmen yaptığı işi baştan sona okuyup hiç düzeltme yapmamış gibi gözüküyor. Asıl dilinden anladığını türkçede de anlayıp anlamadığına bakmamış. Editör de ya yok, ya da uyuyormuş. Sonuçta yeniden çevrilmesi lazım. Bunlar bir yana bırakılırsa yine de okumaya değer buldum. Sonu sürprizle bitiyor, (gerçi ben şahsen çok hoşlanmadım sonundan ama) değişik bir tat için okunabilir.
Baskı: Hitler İmparatorluğu (İşgal Avrupa'sında Nazi Yönetimi)
Baskı: Ye O Kurbağayı !
Kısa, öz ve etkili. Kişisel gelişim kitaplarının uzun uzadıya anlatımlarından sıkıldıysanız tam size göre.
Baskı: İstanbul Bir Masaldı
Bir cümlesi bir paragraf, hatta bazen bir sayfa tutan, yan cümleciklerle dolu, okunması zor bir kitap. Cümlenin sonuna ulaşabilirseniz baş tarafını unutmuş olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Yazar daha basit ve akıcı bir anlatım kullansaydı keşke, çünkü İstanbul'daki azınlıkların hayatına dair güzel öyküler içeriyor.
Baskı: Çanakkale Gerçeği
İki nedenle bu kitabı okumamak gerek: 1. Yazarın savaş sırasında gazetesinde yazdığı bu yazılar doğal olarak İngiliz hükümetinin sansüründen geçtiği için gerçekleri tam yansıtmıyor. 2. Savaş devam ederken İngiltere'de kitap olarak basılmış ve bir Osmanlı zabiti Yüzbaşı Rahmi Bey tarafından dilimize çevrilirken yazarın orijinal metninde olmayan bir yığın Türk ordusu övgüsü eklenmiş. Dolayısıyla yazarın bu kitabını değil, savaş bittikten sonra yeniden derleyip yazdığı Sansürsüz Çanakkale adlı kitabını okumak gerekir. Arada dağlar kadar fark var.
Baskı: Türk - Ermeni İlişkileri (Yabancı Belgeler Işığında) Dünü ve Bugünü
Gerçeğe ulaşmak için miiliyetçi bakıştan daha uzak, tarafsız, bilimsel ve tarihçi olarak bakmak lazım. Yazar miiliyetçi bakıştan tam kurtaramamış kitabını, bir Türk yazar olmaktan kaynaklanmış olabilir elbette. Konu başlıkları altında konu bütünlüğü ve kronolojik tutarlılık zaman zaman karışıyor ve kitap sanki tekrarlardan oluşuyormuş gibi izlenim uyandırıyor. Yine de bu konuda ilk kez okuyacaklar için bir bilgi kaynağı olma konumunu yitirmiyor. Kitabın sonunda biz eskiden kardeştik, yine kardeş kalacağız türünden mesajlar eksik bırakılmamış.
Baskı: Cebirci
Mario Levi'nin İstanbul Bir Masaldı adlı kitabını okumuş muydunuz? Hani şu İstanbul'da yaşayan gayrımüslimlerin yaşamından kesitler anlatan roman. İşte Cebirci de onun bilim kurgu şekli, anlatım bakımından elbette. Yani bir tanesi yarım sayfa tutan cümleler, yan cümlecikler, ana ifadeyi kaçırmana ve anlamadığın için cümleyi baştan bir daha (ve belki bir defa daha) okumana neden olacak karmaşık anlatımlar. Konu belki güzel olabilirdi daha akıcı ve yalın bir anlatımı olsaydı. Veya belki orijinal dilinde bu cümle yapıları daha kolay hazmediliyordur. Ayrıca bilimsel olarak topu topu (!) 14 milyar filan yaşındaki evrenimizde milyarlarca yıldır yaşayan uygarlıklar; adı üzerinde gaz devi olan ve gazdan başka bir şey (belki bir katı çekirdek dışında) içermediği için basacak bir yer bile bulamayacağın gezegenlerde yaşayan ve metalin olmadığı bu gezegenlerde nereden metal bulacaksan gemi yapıp diğer gezegenlerde de gidecek kadar gelişmiş canlılar (üstelik gaz devlerinde nasıl bir ekosistem olabilir ki?); dünya tarihi ile 4034 yılında binlerce yıla uzatılması başarılmış insan yaşam süresi, gemiye yüklenip uzayda taşınabilen "solucan delikleri" vesaire... Naçizane astrofizik bilgimle bile kolayca "Hadi ordan!" diyeceğim bir yığın zırvalık. Kolay kolay kitap bırakmam ama 220. sayfada artık dayanamadım. İsteyen buyursun okusun, ama benden bu kadar.