
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tüfek Mikrop ve Çelik
Coğrafya çok ama çok şeydir. İnsanlığın gelişim hikayesinin farkı boyutlarına mükemmel bir bakış. Bilmediğimiz coğrafyalara ait ilginç ve başka yerlerde kolayca bulunmayacak bilgiler. Okuması şiddetle tavsiye edilir. (Sık sık tekrar düştüğü izlenimi bırakıyor. Nitekim sonda, teşekkür kısmında kitabın çeşitli bölümlerinin bazı dergilerde makale olarak yayınlandığını söylüyor. Yani her dergi makalesinde bazı şeyleri tekrar anlatıyor. Neyse ki bu durum sıkıcı değil. Hatta konuyu hatırlayıp pekiştirmek isteyenler için yararlı olabilir. Ayrıca çevirmen genelde başarılı ve akıcı bir iş çıkarmış. Ancak bireyler yerine 'tekler', marul yerine 'kıvırcık salata', hatırı sayılır yerine 'hürmetlice' gibi tuhaf karşılıklar bulmuş.)
Baskı: Son Dilek (The Witcher, #1)
Barbar Conan çizgi kahramanını bilirsiniz. Biraz onun düz yazı halini okumak gibiydi, sanki her bölüm bağımsızmış gibi. Ama sonra bunların hikayenin ana zincirindeki geriye dönüş (flashback) anlatımları olduğu anlaşılıyor. Sıradan bir kahraman, gururlu, prensip sahibi, korkulan, horlanmış ve yalnız. Hikayeciklerin kurguları güzel. Belki bazılarınız sonunu önceden tahmin edebilir. Bildiğimiz masal kahramanlarının değiştirilmiş halleriyle küçük roller veya atıflar aldığı anlatım pek edebi sayılmaz. Amaç da edebiyat okumak değil zaten. Teknolojinin olmadığı bu tarz fantastik hikayelerin ilkel çağlarda olduğu varsayıldığında metinde geçen enerji, mutasyon, mutant vb gibi kavramlar tuhaf kaçıyor. Sonuçta fantastik okuma ihtiyacımı karşıladı ve serinin devamını okumayı düşünüyorum.
Baskı: Yakupyan Apartmanı
Yalın ama güzel anlatımıyla, canlı karakterleriyle keyifli bir roman. Radikal dincisini de, eşcinselini de, yozlaşmış politikacısını da bize onları benimsettiren, yadırgatmayan bir üslupla anlatıyor. Müthiş edebi laflar, aforizmalar yok, ama gerek de yok. Mısır'ın bugünkü hayatına, geçmişine, değerlerine ve iflah olmaz yozlaşmaya eleştirel olmayan, durum tespiti yapan bir bakışı var. Ortaya okunması tavsiye edilir, güzel bir roman çıkıyor.
Baskı: Şaman - Doğa'nın Şifası Uyanınca
Bol tekrar, yine tekrar, tekrar tekrar, konu başlığından saparak tekrar, konu başlığından sapmadan tekrar, kapanmış konuyu alakasız yerde tekrar açarak tekrar.... Konuşma diliyle/tavrıyla yazılmış. Bilgi verme amacından illaki tekrar tekrar kanıtlama ihtiyacına sapıyor, sanki birileri ailesi Şamanizm inancından gelen yazarın sürekli damarına basıyor gibi. Sanki her bir bölüm başka başka günlerde başka başka yayın mecraları için yazılmış gibi, önceki verdiği bilgileri biz hiç okumamışız gibi tekrar, gene tekrar, gene de tekrar. Hep tekrar dediğimin farkındayım ama bir okusanız hak vereceksiniz: Kitabın belki yarısı tekrardan oluşuyor neredeyse. Bunun dışında Sibiryalı, Hakas Türkü olan yazarın Türkiye Türkçesine hakimiyeti çok iyi, küçük bazı hatalar olabilir. Kam sözcünün Türk Dİl Kurumu internet sitesindeki anlamını verirken o sayfadaki sayacı yanlış yorumlamış yazar, tüm sözcüklerin sözlükte birkaç yüz milyonluk sorgulanma sayısını sanki sadece kam sözcüğüne aitmiş gibi anlamış. (Sanırım bunu editörü de atlamış olmalı ki uyarıp düzeltme yapmamış.) Sonuçta Şamanizm hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmezken bir çok şey öğrendim ama bunu daha kısa ve daha bilimsel tavırlı bir kitaptan okumayı tercih ederdim.
Baskı: Elia İle Yolculuk
Livaneli ünlü yönetmen ve yazar Elia Kazan ile dostluğunu anlatırken, Elia'dan çok kendi yaşamından anılar, anekdotlar aktararak aslında kendi geçmişine yolculuk ediyor.
Baskı: 1902 Doğumlular
Birinci Dünya Savaşının öncesi ve savaş sırasında Almanya'da cephe gerisinde halkın yaşamı, ergenliğe yeni giren bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Anlatım yalın ve akıcı. Bir yandan insanların savaş isteği ve savaşı coşkuyla karşılamaları, savaşın en azından başlangıçta, kırgınlıkları, düşmanlıkları, farklılıkları unutturup halkı nasıl birlik haline getirdiği anlatılıyor. Savaş Yahudi karşıtlığının bile ortadan kaldırıyor. Öte yandan yeni yetme gencin kadın-erkek ilişkilerindeki "sırrı" keşfetmeye çalışması, arkadaşlıkları, yaşamı anlatılmış. Savaş ilerledikçe, birkaç haftada bitmeyeceği anlaşıldıkça, ölüler, yaralılar geldikçe, babasız kalanlar, dul kalanlar çoğaldıkça, yıkımlar, açlık ve yokluk arttıkça insanların fikirleri değişiveriyor. Dönem Almanyası ve hatta belki Avrupasını anlamak için iyi bir kitap.
Baskı: Karanlığın Yüreği
Cihat Taşçıoğlu çevirisiyle okudum. Naçizane fikirlerim: Çeviri sorunu hissetmedim, ama anlatım bana bol ve lezzetsiz laf yığını gibi geldi. Edebi bir tat alamadım, konu beni sarıp sarmalamadı. Anlatımlar ne acıyı, ne diğer duyguları, ne de korkuçluğu hissettirdi, tanımlamalar, betimlemeler bilindik sözcüklerle yapılmış ama bilinmeyen bir şeyi tarif eder gibiydiler, anlamları yoktu sanki. Ayrıca yazar Marlow'a neden bir tekne gezintisi sırasında anlattırmış bilemedim. Tüm metin zaten neredeyse bir Marlow'un monoloğu şeklindeyken kitabın sonunda hikayenin teknede anlatılmış olmasının hiçbir önemi olmadığı, olayla ilgisi olmadığı anlaşılıyor. Eşimin sözünü dinleyip de okumasaydım olurmuş.
Baskı: Salamina Askerleri
Edebiyat Şöleni! Akıcı ve zengin bir anlatım. Nefis bir dil ve kurgu. Yazar, İspanya İçsavaşının faşist fikir adamı, şair ve yazar Sanchez Mazas'ın kurşuna dizilme ve kurtulma öyküsünün peşine düşmesini anlatır romanda. Bu arada kendi yaşamındaki sorunlara değinir. Peşine düştüğü yaşamöyküsünü tamamlar ama bir şey eksiktir hala, Bu noktada yazar olağan gazetecilik işlerine devam etmeye çalışırken roman öyle bir noktaya ilerler ki, kitabın sonunda yazarın dediği gibi Sanchez Mazas bu romana yakışmaz olur. Uygarlık hep son anda ortaya çıkan bir manga asker sayesinde kurtulur her zaman. Ne yazık ki uğruna savaştıkları insanlar onları hatırlamayacak, gelecek nesiller o manganın askerlerini hiç tanımayacaktır, hatta "Boktan bir ülkenin perişan bir kasabasında, onlardan herhangi birinin adını taşıyan sefil bir sokak bile yok"tur. Yalnızca onları yakından tanımış olanın belleğinde yaşarlar, tanıyan da öldüğünde kahramanlar da "tamamen yok olup gidecekti; çünkü yok olup gitmemeleri için onları hatırlayacak kimse kalmayacaktı".
Baskı: Otomatik Portakal
Yoruma dikiz kanka, argoyu bolca kullanmış yazar lavuğu, ama bundan şikayetçi olunmaz, çünkü karakterini başka türlü anlatamazdı, çakozladın mı? Pavlov'un köpekleri gibi şartlandırılarak morukları cıvırları marizleyemez, mangırları cukkalayamaz ve mecburi iyi davranır hale getirilen ve böylece özgür iradesi elinden alınan Alex'in hikayesi bi ara 1984'ü anımsatan bi atmosfere dönüşüyor. Ama sonra hikaye kendi yoluna ikiliyor ve beklediğimden daha paçoz bitiyor. Yine de dehşet bi kitap, okumak lazım, kardeşim.
Baskı: Taşıdıkları Şeyler
Savaşan askerin halini, duygularını en iyi anlatan kitaplardan biri bence. Bu açıdan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanı gibi keyifli, etkileyici ve müthiş bir anlatım. Aslında Taşıdıkları Şeyler bir romandan çok bir müfrezenin askerlerinin çeşitli zamanlardaki öykülerinin toplamı üzerinden savaşı anlatan bir kitap. Yazarın da belirttiği gibi bir tarafta gerçek olaylardan veya gerçek olayların algılanabilen ve hatırlanabilen kısımlarından diğer tarafta kurmacaya kadar uzanıyor ve hangi kısım gerçek hangi kısım kurmaca, birbirine giriyor. Benim için ilginç olan bir şey de kitabın ilk bölümlerinin son bölümlerinden daha etkileyici hissettirmesiydi. Okunması ısrarla tavsiye edilir. Avi Pardo çevirisi de çok iyi ayrıca.
Baskı: Duvar
"Yardım etmeye çalıştım ve başaramadım ama yeniden deneyebilirim. Denemeye devam edebilirim ve yine başarısız olursam yine deneyeblirim. ... Tüm hayatımı başarısızlıkla geçirsem de inandığım bir şey uğruna başarısız olacağım. Dolu dolu yaşayacak ve dolu dolu kendim olacağım. Diğer seçenek hiçbir şey yapmadan unutmaksa, başka seçenek yok demektir..." Azimli ve yılmaz Yeşu'nun gözünden İsrail-Filistin yaşamına bir bakış. Ölümcül tehlikelere rağmen doğru olanı yapmaya dair sürükleyici bir roman. Ergenlerin ve erişkinlerin okuyup keyif almalarını öneririm.
Baskı: Bağdat'ta Bir Aile
Okuması kolay ve keyifli. Saddam rejiminin yıkılışı ve sonraki günler, aylar ve birkaç yıl boyunca Bağdatlı bir ailenin evinde dönem dönem misafir kalan Hollandalı kadın gazetecinin gözlemleri. Kültürlü, varlıklı, iyi eğitimli, İngilizce bilen ve Avrupa'yı tanımış laik bir ailenin yanında kalan gazeteci Irak'ın ve ailenin yaşamının ne hale geldiği anlatıyor. Daha az eğitimli, fakir ve daha sıradan, hatta muhafazakar bir ailenin yanında kalsa daha farklı şeyler anlatabilirdi diye düşünmeden edemiyor insan. (Tabii ki gazetecinin iyi derecede Arapça bilmesiyle ve onu aralarına kabul edecek serbestlikte bir aileyle mümkün olabilirdi belki.) Ortadoğuyu anlayabilmek için okunması önerilebilecek kitaplardan biri.
Baskı: Tanrı'nın Tarihi
Öncelikle, kitabın kapağında yazıldığı gibi 4000 Yıllık Dinler Tarihi değildir bu kitap. İnsanlığın Tanrı Anlayışının Tarihidir. Ticari kaygıyla dinler tarihi gibi satılmaya çalışılmış, böyle sanıp okuyanlar da hayal kırıklığına uğruyorlar. 4000 yıl boyunca Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların; onların peygamberlerinin, din adamlarının; felsefecilerinin, din alimlerinin; ayrıca mistiklerin, Kabalacıların, Reformcuların, aydınlanmacıların, modern bilime yön verenlerin, yazarların, vs. vs, Tanrı'ya bakışı, anlama, tarif etme, nitelendirme çabaları anlatılıyor. Bir sürü kişinn fikirleri kronolojik/dönemsel olarak ele alınmış, karşılaştırmalar yapılmış, değişimler vurgulanmış. (Bunca fikir insanının görüşünün toplumların görüşlerini genel olarak yansıttığı düşünülmüş herhalde ama, bence fikir insanları her zaman toplumdan daha ileri ve farklı düşünürler.) Epeyce karışık ve yer yer yoğun felsefi tartışmalar içerdiğinden anlaşılması zor. Meraklılarına hitap eder.
Baskı: Secretum
Imprimatur kadar güzel. Sürükleyici, okuması zevkli, çevirisi iyi. Gerçek olaylara ve belgelere dayandığı için de dönemin Fransa ve Roması hakkında, soyluların yaşamı, sanat, binalar, şehirler, halk hakkında birçok bilgi var. Her yerde ve her zaman olduğu gibi kokuşmuş çıkarcılar, entrikalar, oyunlar mevcut. Ve yapılan seçimler her zaman mutluluk getirmiyor, üstelik bu seçimler tarihi ve insanların kaderini öylesine değiştirebiliyor ki! Imprimatur'dan sonra bunu da kaçırmayın.
Baskı: Ben Ney’im
Sufi olma hikayesiyle başlayıp, sonra birden kadın-erkek ilişkilerine dalmasını yadırgadım, bunu sona alabilirdi. Sonra yine kiisel gelişime dönüyor. Benzerleri gibi bir kitap. Kolay okunuyor. Farklı cümlelerle aynı şeyleri okumak için uygun. Malum, kişisel gelişim sürekli olmalıdır, kendimize yolumuzu hep hatırlatmalıyız. Sürekli okunacak ve uygulanacak kitap bulmak gereklidir ve sürekli aynı kitabı okumak sıkıcı olur. Yani okunacak yeni bir kitap işte.
Baskı: Gerçek - Human Form 1
Hızlı, kolay okunan bir kitap. Başta kolay bir hikayeymiş izlenimi verse de her bölümde roman kahramanına gerçek olarak sunulan her şey değişiyor ve neyin gerçek olduğunu anlamak güçleşiyor. Nitekim yazar da dört farklı senaryo ile bitirmiş kitabı ve bunlardan yalnız biri gerçekmiş. Seçmemizi beklemiyor sanırım, hangisinin gerçek olduğunu ikinci kitapta anlayacağız belki. Ya da belki üçüncü kitapta? Olayların bilimsel altyapısını kahramanına açıklatmış ama bana pek tatmin edici gelmedi. Gerçi ben her bilim kurguda fiziksel olarak imkansız şeyler bulurum zaten. Tadını kaçırmayıp okumaya devam ettim, fantastik roman okuduğumu farz ederek. Basit pembe diziye dönüşen sahneler de var, altı çizilebilecek güzel lafların edildiği yerler de. Sonuç olarak üzerinde epey kafa yorulmuş bir eser. Olay örgüsü yoğun, kurgusu güzel. Okumaya değer.