Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Bir Düşten İbaret
8/1028.02.2015

Baskı: Bir Düşten İbaret

Günümüzün turizm cenneti Hawai'nin pek bilinmeyen geçmişine dair destansı bir roman. "Koparan hastalık", çocukları ailelerinden aileleri sevdiklerinden koparan cüzzamın, yüksek derecede bulaşıcı kabul edildiği zamanların sürgün adası. Dünyadan soyut bir halde bırakılan, dışlanan, kendi toplumlarını oluşturmaya zorlanan insanların hikayesi. Gerçi hikaye deyip geçmek pek doğru olmaz zira gerek yaşanan olaylar, gerekse gerçek insanlardan kurgulanmış veya kayıtlarda geçen isimleri değiştirilerek yer almış karakterleriyle aslında bir nevi bir toplumun yaşam öyküsü denilebilir. Bu gerçeklik, birebir kendileri olmasa bile bunları yaşayan insanların olduğunu bilmek etkiyi çok daha artırıyor. Öyle ki yer yer gözyaşlarımı zaptedemedim. Eserin bir ilgi çekici yanı daha var ki o da dünyanın nasıl değiştiğini görmek. 1891 yılından 1970 yılına kadar geçen süreçte, sinemanın icadından Pearl Harbor'a, atom bombasından, troleybüse kadar iz bırakmış bir çok tarihi gelişme de yer alıyor. Kurgu olarak oldukça akıcı ve sürükleyici olmakla birlikte baskısı pek başarılı değil maalesef. Çok yerde harf hatta kelime hatası mevcut. Bir de keşke Hawaiice kelimelerin Türkçe karşılıkları dipnot düşülseymiş.

Baskı: Death Note

Tam koleksiyonluk bir eser olmuş. Karakter tanıtımları, hazırlık ve oluşum aşamaları, tüyolar, bilgiler, en etkileyici bölümlerden kareler... Yazar ve çizer Ooba ile Obata üstadların röportajları ve keyifli sohbetleri de cabası. Fikirleri uyuşsa da kişilik olarak birbirlerinden o kadar farklılar ki L ve Kira'yı anımsatmıyor değiller hani.:) Yalnız ne kadar zor işmiş manga çizmek ve sürekli yayın hazırlamak. Önce yazar tarafından hikaye oluşturulup taslak olarak hazırlanıyor daha sonra çizere gönderilerek mangalaştırılıyormuş. Kare bölünmeleri ve kadrajlama çizerin sorumluluğuymuş. Ben hep birlikte çalışıp karar verdiklerini düşünüyordum. Oysa neredeyse hiç bir araya gelmemişler. Ek olarak sonlara doğru kısa eğlenceli hikayelerden oluşan bir bölümle yine kısa fakat seriden bağımsız bir macera daha yer alıyor.

Büyük Umutlar
8/1021.02.2015

Baskı: Büyük Umutlar

Miss Havisham gibi orijinal bir karaktere sahip, namını hak eden bir klasik. Birer birer boşa çıkan "büyük umutlar" okuyucuya kasvet verse de diğer yandan çıkartılacak dersler de umut aşılamayı sürdürüyor. Ayrıca Victoria Dönemi'nin toplumsal yaşamı, gündelik hayatın zorluğu ve halkın değer yargılarındaki çelişkilerin de altını çiziyor. Karakterlerinin canlılığı ile dikkat çeken romanda özellikle merkezinden kırsalına kadar İngiltere atmosferi büyük bir başarıyla verilmiş.

Baskı: Çatıdaki Kıvılcım (Landry Serisi, #1)

Nadir olarak bir serinin ilk kitabına denk gelmiş olsam da pek devamını okuma gibi bir hissiyat uyandırmadı bende. Cajun gibi farklı bir etnik kökeni ele alan, kördüğüme dönmüş sırlar üzerine kurulu bir aileyi anlatan sıradan bir roman. Ruby karakterinin salaklığa varan saflığı da ilgimi büyük ölçüde azalttı diyebilirim. Yazım dili olarak akıcı, kurgu olarak da pek sıkıntısı yok. Fakat kişisel olarak beni çekemedi bir türlü.

Flu'es
4/1015.02.2015

Baskı: Flu'es

Oldukça cüretkar bir iş, sert bir roman. Gerçi roman diyorum ama edebi tür olarak oldukça karışık. Şiir, roman, öykü karışımı hatta çizim ve fotoğraf desteği de mevcut. Arada altı çizilesi cümleler olmakla birlikte içerik olarak fazlasıyla rahatsız edici unsurlar var. Konu olarak da tam bir bütünsellik taşımıyor ancak yine de meraktan olsa gerek bir şekilde kendini okutturuyor.

Saçları Deli Çoruh
7/1014.02.2015

Baskı: Saçları Deli Çoruh

Hatıradan başlayıp masala dönüşen, gerçekten çıkıp hayale bürünen öykülerden oluşan kitap akıcı ve şiirsel yazım diliyle dikkat çekiyor. Öykülerin ortak yanları hayalleri. Hayal edilen bazen bir sınırın öte yanı bazen özlenen biri bazense beklenen ve hatta belki de hiç tanınmayan biri. Hayal etmenin, özlemenin, beklemenin öyküleri. Ne kadarı gerçek sorusunu aratmayan illa soracak olanlara da şu çarpıcı paragrafla cevap veren bir eser. "Yazar yalanlar söyler. Gerçeği alır, sizin gerçeğiniz olmaktan çıkartır, paramparça eder, parçaları kafasına göre birleştirir, kendi gerçeğini yaratır. İnandırır. inanmadığı sözler de söyleyebilir ama onları yazdıktan sonra hem kendi inanır hem sizi inandırır. Bu yorgun fotoğraf içinde, olsa olsa kuru fasulyeli kektir yazar. Evet. Öyledir, fasulyedendir, siz onun kestaneli pasta olduğuna inanırsınız."

Baskı: Bana Düşlerini Anlat

Dikkat çekici bir psikolojik gerilim. İlk başlarda olayın temeli bir gizem olarak sunulduğu için açık vermeden yorumlamak zor. Hukuksal açıdan çok çetrefilli bir konusu var. Ayrıca hem tıbbi hem etiksel açıdan da halen tartışmalı bir durum. Düşünüyorum da romandaki ilgili kişi için ben gönül rahatlığı ile suçsuz diyemezdim sanırım. İnsanı ikilemde bırakan türden bir eser. Fakat olay kurgusu biraz basit. Yazım dili olarak ise akıcı.

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Kitabın henüz başlarında gerek konuşma dili tarzındaki yazım türü gerekse de karakterin kopukluğundan ötürü aklıma ilk gelen, Holden'ın biraz daha büyüyünce Otomatik Portakal'ın Alex'i olmuş olabileceğiydi. Gerçekten esin verdiyse hiç şaşırmam şahsen. İnsanoğlunun bitmek bilmez arayışına güzel bir örnek. Hepimizin içine var olan o boşluğa lise çağındaki bir veledin gözünden çarpıcı bir bakış atılmış. Bugüne göre yeni bir şey söylemiyor olabilir. Hatta karakterin zengin çocuğu olmasından girilip "rahat batıyor"a kadar gidilebilir. Ama bu tür eserleri yazıldıkları dönem şartları dahilinde değerlendirmeyi unutmamak gerek. Dolayısıyla bir klasik değerinde olmayabilir ama 50'lerin tutucu Amerikası için cesur bir çıkış.

Baskı: Damasceno Monteiro`nun Kayıp Başı

Gerek kitaba esin kaynağı olan vaka gerekse bundan hareketle kurgulanan kitap Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü tadında. Fakat polisiye olmasına karşın polisiyesi zayıf hatta derdi zaten polisiye değilmiş gibi. Medyanın hallerine de dokunduran ama en çok da Porto sokaklarını hissettiren bir eser.

Mülksüzler
7/1027.01.2015

Baskı: Mülksüzler

Yazarın kendi tabiriyle ikircikli ütopya bu türü anlatmak için en iyi tabir sanırım. Görünen o ki ütopya insanoğlu ile mümkün değil. Belki başka bir yaşam formu başarır.:) Aslında Anarres ne kadar göreceli ütopya ise Urras da o kadar göreceli distopya denilebilir. Çorak toprakların anarşizmine karşı verimli toprakların kapitalizmi. Yazım dili olarak, yer yer fizik ve mühendislik dilinin fazlalığı yüzünden kitabın ağırlaştığı bölümler mevcut. Ama genele bakıldığında anlaşılabilir bir dile sahip. Bilimkurgusunun makul seviyede olması da bir artı. Ve bence de kitabı en güzel özetleyen cümle; "Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir."

Kırmızı ve Siyah
4/1024.01.2015

Baskı: Kırmızı ve Siyah

Zorlayıcı bir eser. Napolyon'un sürgünü esnasında dönemin Fransa'sını ve Katolik Kilisesi'nin gücünü gözler önüne sererken hemen her tür siyasi görüşü de karakterleri aracılığı ile aktaran yazar, bunu insan ruhunun neredeyse çıkılamayacak kadar derinine inerek yaptığı için kitap oldukça zor akıyor. Kendi dönemi için cesur bir çıkış olarak klasik olmuş olsa da konu bütünlüğü bakımından çok savruk olduğunu da kabul etmek gerekir. Karakterleri ise incelikle katmanlarına ayrıldığından çok gerçekçi. Bunun da etkisiyle Julien, son ana kadar bitmeyen hırsı ve ikiyüzlülüğü ile nefret ettiğim karakterlerde üst sıraya yerleşti diyebilirim.

İhanet Noktası
6/1020.01.2015

Baskı: İhanet Noktası

Brown aksiyona acımamış. Nefes aldırmayacak kadar yoğun ve temposu hiç düşmeyen bir aksiyon var. İki dakİka durun da şu bilimselliği bir sindireyim dedirtiyor. Gerçekten bilimsel olarak hem bu kadar ileride hem de bu kadar geride olmayı nasıl başarıyoruz acaba. Cins gezegeniz vesselam. Kitabın isminin hakkını verecek kadar sağlam bir ihanet var. Yani bir ihanet noktası var gerçekten, aşil topuğu tadında. Yalnız ana karakterlerin firesiz kurtulması gibi klişeler artık can sıkıyor. Bu konuda cesur bir hamle bekliyorum. Ne bileyim bir romanda da hiç kurtulan olmasın mesela.:)

Karlar Ülkesi
5/1016.01.2015

Baskı: Karlar Ülkesi

Eserde bir zaman karmaşası var. Geçmiş dönemden bahsedilen kısımlar günümüzde gibi geçiyor. Çeviriyle mi ilgili yoksa yazarın tercihi mi bilemedim. Kentli bir erkek ile bir geyşanın ilişkisini gayet masumane ve sade bir şekilde aktarırken, geyşalık kültürüne dair fazla detaylı olmasa da ilgi çekici bilgiler verilmiş. Evli olan erkeğin bir geyşa ile ilişki yaşaması dahası geyşanın aynı evi paylaştığı kıza da ayrıca ilgi duyması etiksel bir sorun olmasına karşın oldukça yalın ve yargılamaktan çok uzak bir şekle nakledilmiş. Ama kitabın asıl etkileyici yanı muazzam kış tasvirleri.

Kızım ve Aşkım
6/1013.01.2015

Baskı: Kızım ve Aşkım

Annemin zulasından çıkması :) ve isminden de hareketle sadece aşk kitabı olduğunu düşünüyordum. Fakat tam bir psikolojik eser çıktı. O dönemler için bir genç kadının iç dünyasını böylesine incelikle ve cesurca yansıtılabilmesi çok mühim. Gençlik, annelik ve aşk arasında kendi benliğini korumaya, kalbinin sesini dinlemeye çalışan bir kadının hazin öyküsü son derece zarif bir yazım dili ile işlenmiş. İnsan kendini yer yer Perihan yer yer Belma karakterlerinin yerine koyduğu gibi, kızmak, hak vermek, acımak veya desteklemek gibi bir çok duyguyu da yaşıyor.

Sahte Gelin
5/1011.01.2015

Baskı: Sahte Gelin

Cilt içerisinde iki eser bulunmakta. Sahte Gelin tam bir Cartland klasiği olarak lordlar leydiler döneminde geçmekte. İki birbirinden zor ve doğal olarak birbirinden inatçı karakterin bir cepte duran iki taş gibi birbirlerine sürte sürte ortak bir şekil aldıkları sevimli bir macera. Fırtınalı Gönüller ise nispeten daha bilindik zamanlarda, basının altın yıllarını yaşadığı dönemlerde geçmekte. Oldukça zor ve de haşin bir erkek karakter ile yine bir klasik olarak dikbaşlı bir genç kadın arasındaki fırtınalı ilişkiyi ele almakta. Naifliklerinden ve okuyucuya “hayalgücü” payı bırakmalarından ötürü klişe demeye dilimin varmadığı bu eserler en azından saygı barındırıyorlar.

Elveda Selanik
8/1011.01.2015

Baskı: Elveda Selanik

Masal gibi bir çocukluğun gerisinde bir kentin gayriresmi tarihi. Sefarad Yahudilerinden olan yazarın Osmanlı’nın muhtemelen en aydın şehri olan Selanik’te geçen çocukluk ve ilk gençlik anıları, bilinen tarihin gerisinde o tarihi yaşayan insanların hayatına dair capcanlı bir resim çiziyor. Bir çok etnik kökenin bir arada saygıyla ve sevgiyle yaşadığı günlerden içten içe kaynayan Balkan sorununa, Sabetaycılık’ın doğuşundan bir imparatorluğun dağılışına, aslında çok kısa bir sürede gerçekleşen çok büyük olaylara tanık olmuş bir yaşam. Yazarın çocukluk zamanlarındaki safiyetiyle tüm dünyası evi ve sokağından ibaretken, büyüdükçe anılarına görüşlerinin de eklenmesi eseri bir günlük havasından çıkarıp samimi bir dertleşme adeta karşılıklı iki dostun anıları yadetmesi tadı vermiş. Fotoğraflarla da desteklenen anıların da etkisiyle kafamdaki Selanik hep Leon’un çocukluğundaki o ütopya tadındaki şehir olarak kalacak.

Baskı: Salkım Hanım'ın Taneleri

Filminden daha az bilinen kitaplardan biri daha. Gerçi kitap da biraz senaryo havasında yazılmış hissi vermiyor değil. Misal ağır bir akıcılığı olmasına karşın karakter geçişleri çok ani. Varlık Vergisi üzerine kurulmuş çarpıcı bir hikaye. Görecede 2. Dünya Savaşı'nın getirdiği zor koşulları fırsata çevirenleri cezalandırmak amacıyla getirilen verginin esasında azınlıkların tepesine nasıl bir balyoz gibi indiği üzerine kurulu bir eser. Anlatımı ağır olmasına karşın özellikle -tarihte gerçekten yer alanlar dışında- kanlı canlı karakterleri ile dikkat çekiyor.

Kendi Gök Kubbemiz
7/1006.01.2015

Baskı: Kendi Gök Kubbemiz

Bendeki eser Milli Eğitim Basımevi'nin 100 Temel Eser serisinden İstanbul 1969 basımlı olanı. Üç bölüme ayrılan eserin ilk bölümü olan Kendi Gök Kubbemiz, Türk tarihi ağırlıklı lirik şiirleri ile dikkat çekiyor. Bir mısrası ile esere ismini veren Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiiri ile başlayan bölümde ister istemez Münir Nurettin Selçuk’un nefis sesinin eşlik ettiği Bir Başka Tepeden ve büyük ihtimal bir çoğumuzun ödev konusu olan Akıncı gibi coşku dolu şiirler yer almakta. 2. bölüm olan Yol Düşüncesi ise şairin çok sevdiği annesinin erken ölümünün etkilerini taşıyan melankolik ölüm ve ahiret konulu şiirlerinden oluşmakta. En bilinenlerden olan Sessiz Gemi, kişisel olarak çok sevdiğim ve lise zamanında hakkında inceleme hazırladığım Rindlerin Akşamı, Geçiş ve Gece Bestesi öne çıkan şiirler. Son bölüm olan Vuslat ise aşk temalı şiirlere ayrılmış. Bölüme adını veren Vuslat, Geçmiş Yaz, Eski Mektup, Özleyen ve Endülüs’te Raks en bilinenlerden. Tüm şiirlerin aruz vezni ile yazılmış olmasından başka ağırlıklı bir ortak noktaları da yoğun İstanbul sevgisi olsa gerek. Hemen her semtine ayrıca şiir yazmış olan şair en umulmadık şiirde bile bir mısrada İstanbul’un bir semtini anmadan duramamış. Dolayısıyla eserin en güzel yanlarından biri de İstanbul’u Yahya Kemal’in gördüğü gibi görebilme şansı vermesi. O canlı anlatımla, o coşkuyla o dönemlere götürüp baktırabilmesi.

Popüler Kopyam
6/1005.01.2015

Baskı: Popüler Kopyam

Acaba benim çocukluğuma gelen dönemlerde de bu tarzda yazılmış eserler olsaydı bilime olan ilgim merakın üstünde olur muydu? Aslında bilimkurgu çok sevdiğim bir tür sayılmaz. Fakat kendini ortaçağ soylularından biri olarak kabul ettiğinden son derece saygın bir “ekmek kızartma makinesi” ile evcil hayvan olarak uçan bir kuzunun beslendiği böyle bir evde yaşamak da kulağa fena gelmiyor hani.:) Nobel ödüllü bir ailenin çocuğu olan ve kendisi de kendi çapında bir dahi olan 12 yaşındaki Fisher Bas’ın bu bol bilimsel biraz da fantastik macerası bir çocuk kitabı olmasına karşın kendini merakla ve ilgiyle okutturuyor. Anlaşılan genç bir tiyatro aktörü olan yazar çocuklara bilimi sevdirmenin en güzel yolunu bulmuş.

Öyle Bir Roman Ki
5/1031.12.2014

Baskı: Öyle Bir Roman Ki

Toplumsal kuralların sınırını ölçen türde bir eser. Özgürlük kavramını sorgulayan, sorgularken de sanıyorum döneminin sansasyonel isimlerine atıfta bulunan yazar tabu kabul edilen konulara oldukça cesurca yaklaşmış. Hikaye örgüsü basit olmakla birlikte insan doğasına dair merak uyandıran bir çekiciliğe de sahip. Yazım dili olarak son derece sade ve akıcı bir kitap.

Baskı: Suç: Bir Ceza Avukatından Gerçek Hikayeler

Bir ceza avukatının almış olduğu ilginç davaları kısa hikayeler şeklinde sunduğu bu eser, her şeyden önce net yazı diliyle dikkat çekiyor. Yani ebedi açıdan pek bir tarza sahip değil, daha ziyade polis raporu tadında. Ama böylesi gerçek öykülere daha çok yakışmış sanki. Bununla birlikte her bir öykü yetenekli bir yazarın elinde ayrı birer roman olabilirdi görüşüne de katılıyorum. Hikayelerdeki vakalar oldukça çarpıcı. Çünkü büyük davalardan çok insan doğasına ilişkin olaylar seçilmiş. Sade hatta yer yer düz aktarımına rağmen empati kurdurabiliyor. Akıcı, ilgi çekici ve Alman Hukuk Sistemi'ne iç çektiren bir kitap.

Mahcupluk İmtihanı
8/1023.12.2014

Baskı: Mahcupluk İmtihanı

Yazarın en bilinen eserlerinden biri olan Perili Köşk'ün de içinde bulunduğu 15 hikayesinin derlendiği kitap akıcı diliyle dikkat çekiyor. Dönemin çoğu yazarlarının aksine ülkenin her köşesinden ve toplumun her sınıfından insanı ele almayı tercih eden yazar dilini de konuşma dili seviyesinde tutarak halka en rahat şekilde ulaşmak hatta halkı kitapları vasıtasıyla aydınlatmak amacı taşımış. Batıyı örnek gösterirken ironiyi de elden bırakmazken, köhne düşüncelere ise tahammülsüz yaklaşmış.

Kavgam
4/1020.12.2014

Baskı: Kavgam

Derdi neymiş acaba diye çoktandır okumak istediğim bir eserdi. Fakat görünüşe göre derdini tam olarak anlamak için otobiyografisini değil mümkün olduğu kadar tarafsız biri tarafından detaylıca araştırılarak yazılmış bir biyografisini okumak gerekiyor. Zira bu Yahudi düşmanlığının kaynağı belirsiz. Başka konulardan bahsederken bile konuyu Yahudilere getirip kendini kaybetmişçesine saydırmak nasıl bir nefrettir? Zaten durumun kabullenilecek bir yanı yok fakat gerekçeleri de çok zayıf ve ikna etmekten uzak. Hatta alttan alta bir çekememezlik de sezilmiyor değil. Bunun dışında döneme dair verilen kimi bilgilerde de tutarsızlık göze çarpıyor. Siyasi hayata girişi ve partinin gelişimi nispeten ilgi çekici kısımlar. Eğitim konusunda yabancı dil öğrenme sorunu ile ilgili çok isabetli bir tespiti var. Fakat onu da bir şekilde ırkçılığa bağlamayı başarmış. Şu var ki "davasına" son derece inanmış ve gaza getirme konusunda belirgin bir başarısı var. Yine de bütüne bakıldığında kitap başlı başına bir propaganda aracı gibi.

1001 Gece Masalları
7/1018.12.2014

Baskı: Binbir Gece

Eserin hakkını vermek için 1001 gecede olmasa bile baya geniş zamana yayarak sadece yatmadan önce okuduğum için daha bir keyifli geldi bana. Ayrı ayrı bildiğimiz bir çok masalı da içeren eserdeki hikayeler ağırlıkla İran'da geçiyor. Okumadan önce daha çok Hint etkisi taşıdığını sanıyordum. Ama tam bir Arap Edebiyatı eseri. Bir yerden sonra içerikleri oldukça benzer hikayeler tekrar ediyor. Bazıları ibretlik bazıları da tam Ortadoğu kafası dedirtecek cinsten öyküler var. Ama Ortaçağ dönemindeki Ortadoğu hakkında fazlasıyla fikir vermesi ve özellikle fantastik unsurlu hikayelerinin sürükleyiciliği ile ününü hak eden bir klasik.

ÖncekiSayfa 25 / 34Sonraki