
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tiffany'de Kahvaltı
Biri fırtına diğeri durgun deniz misali iki kaybedenin hayatının kesişmesini temel alan, Hollywood tarafından çok yanlış anlaşılmış novella. Gerçekten filmi daha önce izleyenlerden biri olarak ya filmde ya kitapta bir yanlışlık var dedirtecek kadar şaşırdım şahsen. Böyle bir kitaptan o romantik komediyi nasıl çıkartmışlar hayret. Kitap ne kadar kasvetliyse film o kadar "renkli", kitap ne kadar derinse film o kadar sığ. Çoğu replikte kitaba sadık kalınırken hikayenin gidişatı bambaşka bir kapıya çıkmış. Şöyle de bir durum var ki film kitaptan bağımsız olarak düşününce çok güzel. Ama kitabı okuduktan sonra çok yetersiz geliyor. Kesinlikle kitaptaki sonuna kadar hesapsız Holly'yi tercih ederim. Keza finali de.
Baskı: Bir Çift Kanat
John Sebatian Bach'ın torununun torunu olan yazarın otobiyografi ile anı karışımı olan bu eseri "uçmaya" çok başka bir gözle bakmayı sağlıyor. Eğer uçaklara ve pilotluğa ilginiz varsa kitap sizi hayli hayli saracaktır. Ama ilgisi olmayanlara bile o tutkuyu çok güzel anlatabilmiş bir eser. Bir açıdan da sanki hiç yaşanmamış ütopik bir zamanda geçiyormuş hissi uyandırıyor. Otomobil alır gibi kişisel uçak alan insanlar, sırf macerasına çıkılan yolculuklar, aynı tutkuyu paylaşanlar arasında gelişen kardeşlik bağı... İki savaş arasında olmasına rağmen güzel zamanlarmış doğrusu.
Baskı: Bir Varmış Bir Yokmuş
Ortama bir öykü kitabı. Farklı tasarımı ve hikayelerin birbirine göre aynanın aksi gibi oluşu hoş bir fikir. Gerçek hayat türü hikayeler daha ayakları yere basan türden. Yarı hayali kurgu türü olanlar ise hikayeye giriş ve ani kesiliş şekilleriyle hazırlıksız ve özensiz yazılmış hissi uyandırıyor.
Baskı: Bir Yerde
Genel olarak toplumsal özel olarak Amerikan toplumuna sağlam bir eleştiri. Hayattan hemen hiç haberi olmayan, dünyayı sadece bahçesinden ve sürekli izlediği televizyondan tanıyan birinin, sessizliğini ve tepkilerini koruyarak ve sadece karşısındakilerin fikirlerini onaylayıp çoğu zaman da tekrar ederek nerelere kadar gelebileceğini (belki de başkanlığa kadar) trajikomik bir şekilde ortaya koyuyor. Hem dayatılan sistemin hem de kolayca yönlendirilebilir medya dünyasının saçmalığını gösteren son derece akıcı ve düşündürücü bir eser.
Baskı: Tam o Sırada
Kapakta da dediği üzere "hikayenin ortasından diyaloglar". Senaryo tadında baştan sona diyaloglar halinde ilerleyen bir eser. Yatılı okulda bir gece. Ne öncesi ne sonrası var. Sadece o gece, bütün hesaplaşmalar, muhasebeler, itiraflar... Renkli karakterler, cesur bir yaklaşım, ilginç bir tarz.
Baskı: Antabus
Kesinlikle çarpıcı bir iş. Tamamiyle kendine özgü bir dili ve keskin bir mizahı var. Aslında bu keskin mizah karakteri biraz gerçeküstü hale getirmiyor değil. Ama itiraf etmek gerekir, gazetede kısaca göz atıp sayfayı çevirirken böyle yazılınca su gibi okumuyor muyuz? Eser, birinci ağızdan yazılması sayesinde artık ne yazık ki kanıksadığımız üçüncü sayfa haberlerinden birinin içine düşmemizle başlıyor. Olur ya beğenmezsek diye bize alternatif de sunarken lafını sakınmadan önce yalın bir sertlikle sonra baya baya şiddetli bir sertlikle seyrediyor. Okuyup geçtiğimiz, yorumda bulunup eylemde bulunmadığımız nice olaya içeriden bir bakış atıyor. Belki yeni bir şey söylemiyor. Bir çıkış yolu da sunmuyor. Sadece bir bakmamızı bir de buradan yakmamızı istiyor. Sonunda mı? Şimdi sayfayı çevirebilirsiniz....
Baskı: Uzak ve Güzel Mahalle
Son zamanlarda iki ülke arasında tekrar bir yakınlık doğmasını sağlayan eğlenceli k-dramaların bir çoğunun aksine Güney Kore menşeili sinema filmleri gibi daha gerçekçi ve yalın hayatı anlatan bir eser. En ilgi çekici yanı ise alt gelir sınıf yaşamının benzerliği. Büyükşehir Seul'de yaşam savaşı, işsizlik, bakımsız mahalleler, işportacılar, küf kokulu bordum katları, mahalle bakkalı çekişmeleri, çamurlu yollar... Öykü olmasına rağmen yazar bir mahalleyi temel alarak burada yaşayan insanların hayatlarını zincirleme tarzda ele aldığı için bütünlüklü ilerleyen bir eser. Anlatım olarak biraz ağır olmasına karşın yazım dili gayet sade.
Baskı: Kara Firavun
Edebi eserler için daima ilgi çekici bir konu olan Mısır tarihini benzer eserlere göre biraz basitçe ele almış bir kitap. O kültüre dair doyurucu bilgiler vermiyor. Birkaç detay çıkartılsa söz konusu savaş pekala tarihteki herhangi bir uygarlıkta geçmiş olabilirdi. Basit ve akıcı bir dile sahip fakat derinliği yok.
Baskı: Mor
İlk bakışta alttan alta gelişen, gerçekleşmesi beklenen bir gerilim var. Genel kurgu da bunun çevresinde dönüyormuş gibi. Fakat daha derin bir eser. Bir karakteri sabit alarak onunla bağlantısı olan insanların o gerilim noktasına kadar yaşadıkları hayatlara detaylıca değiniliyor. Fakat hayattan hayata geçişler sıkmadan gayet akıcı bir şekilde gerçekleşiyor öyle ki beklenen gerilimi de tırmandırırken hadi artık olan olsun dedirtmiyor. Söz konusu hayatlar gerek kan bağı gerek evlilik ve birliktelikler vasıtasıyla yolu temel alınan İlhan karakteriyle kesişen insanların birbirinden farklı hayatları. Her birinin kendi iç dünyası, savunmaları, saldırıları var. Bu açıdan herkes kendine göre bir karakterle empati kurabilir zira karakterler iki boyutlu değil son derece insancıl.
Baskı: Tarihimizle Yüzleşmek
Başarı grafiği çok inişli çıkışlı bir eser. Misal tarihle biraz olsun ilgili olan, araştıran ya da en azından önüne sunulan her şeye gözü kapalı inanmayıp sorular soranlara göre zayıf bir kitap. Zira bu açıdan yeni bir şey söylemiyor. Fakat fazla araştırmayan ya da imkanları kısıtlı olanlar için biraz ders kitabı havasında olsa da sıkmadan işin doğrusunu gösterir bir yanı var. Bununla birlikte kısıtlı kaynaklardan yararlanması bir başka zayıf yönü. Ama aynı zamanda özellikle tarihi olayların ve kişilerin kendi dönemlerinin şartlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereğini vurgulaması gibi çok isabetli yanları da var. Derin bir inceleme eserinden çok yorum ağırlıklı bir derleme diyebiliriz.
Baskı: Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Tanpınar bu eserinde simgesel tarzını sonuna kadar konuşturmuş. Hayatı Tanzimat Döneminde başlayıp Cumhuriyet ile devam eden Hayri İrdal karakteri gerisinde sıkı bir doğu-batı çekişmesi yer alıyor. Yazarın keskin eleştirilerinden "doğu kafası" kadar batılılaşma hevesi de aynı derecede nasibini almış. Teknik olarak günlük şeklinde yazılması sebebiyle yer yer biraz karışık bir anlatıma sahip olmakla birlikte yazım dili açısından beklediğimden çok daha sade geldi doğrusu. Ağdalı anlatımdan kaçınan yazar satırlarını ironiyle süslemeyi tercih etmiş. 2008/2009 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda izlediğim oyunun özet tadında olduğunu düşünmüştüm. Şimdi eseri okuduktan sonra baya özet geçildiğini iyice anlamış oldum. Fakat Atilla Şendil, Hayri İrdal olabilecek tek isimmiş gerçekten ve kafamda onunla bütünleşmiş adeta.
Baskı: Güvercinler Arasında Bir Kedi
Poirot'nun son dakika golü attığı maceralardan. Hatta baya bir son dakika öyle ki neredeyse son yüz sayfaya gelinceye kadar teşrif etmiyor. Tabi o zamana kadar Scotland Yard da hemen hiç ilerleme kaydedemiyor. Christie eserlerinde genellikle dönemin İngilteresinin siyasi ilişkilerine dair bir çok fikir edinilebiliyor. Bu eserde de özellikle Ortadoğu ve Arap ülkelerine dair yürütülen politika ile ilgili varsayımlar ilgi çekici. Bölümde yer alan olay ise gerçekten karmaşık ve şüpheleri belirli olarak birinin üzerinde yoğunlaştırma dışında okuyucuya bir ipucu verilmiyor.
Baskı: Köşkteki Esrar
Sanki biraz Poirot olmadan pek de işe yaramadığı izlenimi veren Scotland Yard'ın gönlünü almak istercesine yazılmış gibi.:) Yazarın bu tarz köşklerde ve o asiller dünyasında geçen eserlerini daha çok seviyorum. Teknolojinin nimetlerinden faydalanamayan zamanlarda, tamamen gözlem ve araştırmayla olayların çözülmesi bana dedektiflik mesleğinin asıl o zamanlarda hakkının verildiğini düşündürüyor. Karakterlerin soğuk alaycılığı ve başka bir kurgu olan Sherlock Holmes'e olan atıflar dikkatten kaçmıyor. Olay örgüsünde tahmin edilebilir noktalar var ama finalde açığa çıkan o büyük sürpriz beni de şaşırttı doğrusu.
Baskı: Ölüm Saatleri
Eserin neredeyse yarısına kadar Poirot'yu göremeyince herhalde yazarın farklı konu denemelerinden biri diye düşünmüştüm. Olay akışı diğer eserlerine göre daha yavaş ilerliyor. Bir de iç içe geçen iki vakadan casusluğa uzananı pek sarmadı doğrusu. Esas olay ise her zamanki gibi ilgi çekici ve okuyucuyu da hevesle olayı çözmeye sevk eden türden.
Baskı: Dolunay
Sahip olduğum baskıda gerçekten yoğun bir çeviri ve düzenleme hatası var. Orijinalde de bölümlere ayrılmadan bütün olarak mı ilerliyor bilmiyorum ama en azından bir boşluk verilmiştir diye düşünüyorum. İçerik olarak ise mistik bir gerilime sahip. Bu açıdan finali tatmin etmeyebilir. Şahsen ben de en sonunda yine de mantıkla açıklanabilecek olgular çıksın istedim. Fakat İngiliz Korku Edebiyatı'nın hatırı sayılır yazarlarından olan Herbert'ın genel tarzı biraz daha mistik sanırım. Korku unsurları başarılı, özellikle vahşet ile dehşet arasında iyi bir denge kurulmuş. Betimlemeler kuvvetli ve merak uyandırıcı. Yazım dili ise sade ve oldukça akıcı.
Baskı: Atatürk ve Kayıp Kıta Mu
İlgi çekici ve iddialı bir inceleme. Belki 21. yy insanını ikna etmez ama dünyamızda açıklanamayan bir çok şey olduğu da inkar edilemez. Ben eseri okurken bu gizemli kıta ve insanlığa bıraktığı izlerden çok Atatürk’ün ülkesine olan sevgisine hayran kaldım. Gerek Türk Tarih Tezi gerekse Güneş Dil Teorisi çalışmaları başta olmak üzere batılı devletlerin barbarlıkla eşdeğer tuttuğu Türklük kavramı üzerine verdiği mücadele inanılmaz. Bu eserde Atatürk’ün askerlik hayatına hemen hiç değinilmeden devlet adamlığı vurgulanmış. Ayrıca günlük hayatta özellikle tarih kitaplarını okumayı çok seven ve kafaya taktığı bir konuyu incelemek için 2-3 gün uyumadan okuyabilen biri olduğunu da öğrenmiş olduk. Gerçekten çok çok farklı bir insanmış. İlgili konu ise yeni bir incelemeden ziyade Meksika’ya incelemeler yapmak üzere gönderilen diplomat Hasan Tahsin Mayatepek’in raporları ve bu raporların büyük kaynağını oluşturan James Churchward’ın kitaplarının bir derlemesi olmuş. Kanıtlar ve dipnotlar okuyucuları ne kadar inkar eder bilemiyorum. Ben kendi adıma neden olmasın diyorum. Daha piramitleri kimin yaptığı konusunda bile uzlaşamamış bir gezegeniz neticede.:) Ben yine son noktayı kitaptan altı çizilesi bir bölümle koymak isterim. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanı’nın kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki Atatürk’e şöyle dediğini duydum: “Paşam… Tarihle uğraşıp kafanı yorma… Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?” Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.” (Cemil Sönmez, Atatürk ve Okuma Sevgisi, 2 bs. Ankara, 1994, s.99)
Baskı: Dracula
Bu muazzam eseri değerlendirirken yazıldığı tarihi göz önünde bulundurmak şart. Bu ayrıntıya bakmadan da yeterince etkileyici ve başarılı ama gerek günlük şeklindeki yazım dili gerekse korku öğelerinin aktarımındaki şiirsellikle çağının en önemli eseri gerçekten. Ayrıca vampir temasını roman olarak işleyen ilk eserlerden biri olarak da tarihte haklı bir yere sahip. Genelde sinemaya uyarlanan eserlerde önce kitabı okumaktan yanayımdır. Fakat bir çoğunda bu sıralamaya uyamıyorum maalesef. Bu eserde de yaklaşık 13 yıllık bir farka imza atmış oldum. Bu vesile ile benim gibi önce filmi izlemiş olanlar için bir değerlendirme yapacak olursam, 1992 yapımlı Coppola uyarlamasının bazı detaylarda kitaba oldukça sadık kalmakla birlikte genel bakıldığında bayağı farklı yorumlandığını en önemlisi de kitaba göre fazla romantik kaldığını söyleyebilirim. Tabi bu filmin güzelliğini değiştirmiyor bence. Yalnızca kitabın olması gerektiği gibi çok daha karanlık olduğunu belirtmemde fayda var.
Baskı: Shakespeare'i Öpmek
Basit kurgulu romantik eserlerden. Fazla basit kurgulu hatta. Oldukça acemilik seziliyor. Yine de içerik olarak derli toplu denilebilir. En azından yeni furya aşk romanı olduğunu iddia eden bir çok pornografik kişisel fantezi kitabına göre usturuplu ve makul duruyor. Biraz daha eski, hani annelerimizin beyaz dizilerini anımsatan tarzda bedensel değil romantik aşk kitaplarından.
Baskı: Minyatürcü
İranlı minyatür ustası Kemaleddin Behzad'ın adını taşıyan kurgu bir karakter olan Küçük Üstad Behzad ile Ekber Şah'ın, Hint-Moğol İmparatorluğu'nun en güçlü döneminden zayıflayışına kadar olan süreçte paralel giden hayatlarını masalsı bir dille anlatan bir eser. Yalnız bu masalsı dilin yer yer zorlaştığını da belirtmeliyim. Tam emin olamamakla birlikte çeviriden kaynaklıymış gibi geldi. Yine de genel seyri çok sekteye uğratmıyor. İçerik olarak ise özellikle minyatürcülüğün genel disiplini hakkında verilen bilgiler ilgi çekici. Dikkate değer bir başka nokta da söz konusu dönemde sanatçıların gördüğü yüksek değer.
Baskı: Aşı
Bir ilk kitap olarak fabrikasyondan uzak kendine özgü bir dile ve anlatıma sahip olması dikkat çekici. Cesur bir konuya ve masalcı bir dile sahip. Bir çok soru yerini bulsa da bazı yerlerde de kör gözüm parmağına hissi uyandırmıyor değil. Yine de finaline kadar özgünlüğünü koruyabilmiş bir eser.
Baskı: İnsan Sürümü: 0.4
Güzel ve etkileyici bir fikre sahip yalın bir bilimkurgu. Yalınlığı özellikle vurguluyorum zira bir çok bilimkurguda rastlanan Hollywood'a yakışır yüksek prodüksiyonlu maceralardan değil. Bu açıdan okuru ikiye bölebilir. Fantastik ağırlıklı bilimkurgu severlere basit gelebilir. Distopik havalı bilimkurgu severlere ise mantıklı gelecektir. Ben ikinci gruba girdiğim için keyif aldım. Person of Interest dizisinin de bu sezon değindiği üzere tam da analog/dijital çakışması yaşadığımız bu çağa göre oldukça güncel ve neden olmasın dedirten bir konuya ve gayet akıcı bir dile sahip. Özellikle bilgilendirme notları hem eğlenceli hem çarpıcı. Yalnız Kitabın kapağı büyük spoiler olmuş onu diyeyim.:)
Baskı: Fırtına (Courtney Serisi #2)
Bir seriye daha ilk kitabından başlamayarak geleneğimi sürdürüyorum.:) İlk kitaptan bağımsız da okunabiliyor ama geçmişe yönelik cevap bulmayan bazı sorular için doğru düzgün sırasıyla okumakta fayda var. Fakat benim açımdan ilk kitabı okumaya yönelik hiçbir istek yok doğrusu. Gerek yazılı gerek görsel edebiyatta eğer baş karakteri sevmezseniz o eser takipçisini oldukça zorlar ya işte bu kitapta bunu yaşadım. Sean Cortney ciddi ciddi uyuz olduğum roman karakterleri arasında kesinlikle üst sıralara oynar. Çevresindekilerin hayatını fırtına gibi altüst etmekte üzerine olmayan bu karakter ne yapsa beni irrite etti. Tabi bu kişisel bir görüş. Sean'ı ve onun dev egosuyla ölçüsüz bencilliğini bir kenara koyduğumda ise bu sefer kara talihli kıta Afrika'ya dair kısımları oldukça yavan buldum. Belki devam romanı olduğu için savaşın gerekçeleri önceki kitapta kalmıştır. Ama bu haliyle de Afrika'nın gerçek zorlukları fazla es geçilmiş. Şartları zorlaştıranın ne olduğu, savaşın niye çıktığı ya da niye bittiği Sean karakterinin maskülenlikleri gerisinde kaynamış gitmiş. Bana kalırsa yazar bu konuyu Ballantyne Serisi'nde daha iyi işlemişti. Bununla birlikte yine de objektif olmaya çalışarak aile odaklı bir eser olarak temiz ilerleyen bir kurguya ve akıcı bir dile sahip olduğunu belirtmeliyim.
Baskı: Eva Braun
Oldukça merak uyandırıcı bir o kadar da gizemli bir yaşam. Geriye kanıt bırakılmaması soru işaretlerini çoğaltıyor. Eva Braun hakkındaki en büyük soru işareti gerçekten Hitler gibi birine aşık mı olduğu yoksa iktidar gücünden mi etkilendiği olsa gerek. Benim ayrıca merak ettiğim husus ise siyasi olarak Hitler'i etkileyip etkilemediği ya da hiç buna çabalayıp çabalamadığı idi. Eserde bir çok bilgi tahmini olarak aktarılmış. Fakat çıkış noktaları ya da tahmini kuvvetlendirecek detayların etraflıca paylaşılması sebebiyle bir görüşten ötesi olduğuna ikna ediyor. Ayrıca yararlanılan kaynakların genişliği de bir diğer ikna sebebi. Fakat bu da kesin bir sonuç yerine okura göre değişecek sonuçlar ortaya çıkartıyor. Misal bana göre gerçekten aşık olmuş, hayat dolu ve uçarı bir genç kadın profili söz konusu. Yine de bu bir biyografi için zayıflık olarak kabul edilebilir tabi. Bununla birlikte dönem ve koşullar hakkında detaylı ve kanıta dayalı bilgiler aktarılması da bir artı. Ayrıca Artemis Yayınları'nın kitap tasarımı çok şık olmuş.
Baskı: Bin Beyaz Turna
Melankolik bir eser. Teknik olarak özellikle zıtlıklarda Haiku tarzı göze çarpıyor. Fakat içerik olarak da hüzünlü ve şairane bir yanı var. Çay seremonisi gibi ince bir gelenekle tartışmalı insan ilişkilerinin birlikte kurgulanması dikkat çekici. Aynı zamanda uzun ömür simgesi turna ile karakterlerin hayat yollarındaki seçimleri de. Japon kültüründen ve yaşamından özet denilebilecek kısa bir kesit. Metaforları da yazım dili kadar sade olduğundan akıcı bir kitap. Yine de Uzakdoğu kültürüne mesafeli olanlar için kendi içine kapanık bir eser gibi gelebilir.