Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Hemingway’in kendi hayatından bir çok detayı da (Robert Jordan’ın da Amerikalı ve babasının intihar etmiş olması vs.) karakterleri aracılığı ile işlediği eser, öncelikle İspanya İç Savaşı’nı bizzat gözlemlerinden aktardığı için tarihi bir öneme sahip. Oldukça yalın ve tarafsız bir anlatımla ilerleyen kitapta lidersiz ve amaçsız kalan Cumhuriyetçilerin neden kaybettiği de çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Ama özellikle konunun kuruluşu yani Amerikan bir profesörün İspanyol Cumhuriyetçiler cephesinden, sağcı milliyetçi ordunun ilerleyişini önlemek amacıyla bir köprüyü havaya uçurmak için görevlendirilmesi ve bu görevde solcu gerillalardan yardım alması, savaşın anlamsızlığını ve özgürlüğün değerini anlatılabilecek en iyi şekilde ifade etmiş. Ayrıca gerek Robert’ın bu toplam 3 günlük hikayesi boyunca kendi iç sesinde gerekse gerillaların ruh hallerinde hümanizm de bolca işlenmiş.

Başucumda Müzik
6/1014.08.2015

Baskı: Başucumda Müzik

Demokrat Parti döneminde geçen tam Yeşilçamlık bir roman. Hani filmi çekilse Tiffany'de Kahvaltı gibi bir şey olur herhalde. Mekanlar, müzikler, duygular adeta dekor tadında. Bir noktadan sonra kendini tekrar edip dursa da akıcı bir eser. Gerçek hayattan esinlenmesi bir etkileyicilik katıyor. Yazarın özellikle kadınların iç dünyası konusunda oldukça isabetli yaklaşımları olmuş.

Peruk Gibi Hüzünlü
7/1008.08.2015

Baskı: Peruk Gibi Hüzünlü

İnsani içgüdüler üzerine kurulu öykülerden oluşan eser konu seçimi bakımından Şebnem İşigüzel'in Hanene Ay Doğacak kitabını anımsatıyor. Onun kadar sert ya da cesur sayılmaz. Daha ziyade bir hüzün sarmalıyor okudukça. Haniyse o hikayenin kahramanının omzuna el atıp seni çok iyi anlıyorum diyesi geliyor insanın. Daha çok çocuk ve ilk gençlik gözüyle aktarıldığı için olabilir.

Gülün Dikeni
6/1007.08.2015

Baskı: Gülün Dikeni

Almanya'da ağır yasak ve sansüre uğrayan kitap gerçekten çok çarpıcı. Yazar Frankfurt Kadınlar Hapisanesinin korkunç yüzünü gözler önüne sermiş. Adalet sisteminin düzgünlüğü ile tanınan Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa'da şok etkisi yaratmasına şaşmamalı. Maruz kalınan insanlık dışı muamele akıl almaz. Irkçılık, şiddet, işkence, taciz, tecavüz... yok yok yani. Söylemesi dile kolay ya yaşamak? Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta da Almanyadaki Türk ülkücülerin faaliyetleri. Dönemi hakkında oldukça bilgi veren sert bir eser.

Tehdit Altında
4/1007.08.2015

Baskı: Tehdit Altında

Bir Wilbur Smith tarzı olarak kitaptan testosteron fışkırıyor. Bol cinsellik, bol şiddet, bol hormon vs. O kadar benzer tarzda yazıyor ki bir yerden sonra macera da ilgiyi çekemiyor. Smith, market kitabı olarak sınıflandırdığımız türe iyice yaklaştı maalesef.

Baskı: Çöl Tanrısı (Mısır Serisi #5)

Bu Taita biraz daha tanıdık. Zeki, küstah ve cüretkar. Fakat mistikliği de kitap sırasına göre değil ama kişisel tarihine göre gittikçe artıyor. Ben de gittikçe üzülüyorum. Hiçbir Taita'yı (bana artık her kitapta daha da farklı kişilermiş gibi geliyor) Nehir Tanrısı'ndaki kadar sevemedim.

Baskı: 11. Yazıt (Mısır Serisi #4)

Bu iş gittikçe Indiana Joneslaşıyor. Tamam bol bol Mısırda turlatan gezi rehberi tadındaki maceraları ilgi çekici. Fakat şahsen Taita'yı "uzun yaşayan, büyücü, olağanüstü inanılmaz muhteşem insanüstü varlık olduğu için değil tam aksine gayet insani zaafları olan fakat zehir gibi zekasıyla seviyorum. Hele ki çağlar boyu yaşatmak için tanrısallaştırma çabalarını hiç anlamıyorum. Bana artık seriyle bile bağlantılıymış gibi gelmiyor.

Baskı: İstanbulun Kadınları Sahnelerin Sultanları

Kendisi de İBB Şehir Tiyatrolarında oyuncu ve yönetmen olarak görev yapmakta olan Hülya Karakaş'ın, günümüz tiyatrosunun önemli kadın oyuncuları ile yaptığı söyleşiler hem çok keyifli hem de çok değerli. Türk Tiyatro tarihine özellikle de kadın oyuncuların tiyatro "direncine" bol bol değinen eser, tiyatroda oyunculuklarını izleme şansı yakaladığımız bir çok ismi daha yakından tanıma ve düşüncelerini, hislerini anlama şansı veriyor. Şöyle bi 5 yılda bir yeni isimlerle yapılarak gelenek haline gelse, Türk Tiyatrosu için de bir nevi almanak haline dönüşse keşke.

Baskı: Bizimki Türkçe Sevdası

2006 yılında TBMM Başkanlığına verilen "Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve etkin kullanımı için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi" konusundaki önerge sonucu kurulan Meclis Araştırma Komisyonunca hazırlanan rapordan hareketle oluşan eser, öncelikle dilin önemini ortaya koymak açısından önemli. Altı bölümden oluşan araştırmada Türkçe'nin tarihçesi, yapısı, korunmasını gerektiren sebepler ve bunlara karşı çözüm önerileri içeriyor. Son bölümde mevzuata da yer vererek Atatürk'ten sonra bu konuda ne kadar pasif kalındığının da altını çizen kitapta dilimizi ne kadar hoyratça kullandığımız farkettiriyor. Köklü bir geçmişe sahip olan ve geniş bir coğrafyada kullanılan Türkçeye milliyetçi duygulardan da önce kültürel olarak sahip çıkmak üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta bence.

Kelimeler Şehri
7/1023.07.2015

Baskı: Kelimeler Şehri

Beş bölümden oluşan kitap, kült eserleri referans alarak ciddi bir inceleme sonucu olduğu belli olan değerlendirmelerle "bir olmak" kavramını ele alıyor. Kelimelerin gücünü ve hikayelerin kendimizi ifade etmede, kimliklerimizi oluşturmadaki etkisini sorgularken özellikle Gılgamış Destanı'nda ortaya atılan "öteki" kavramının etkisini gözler önüne seriyor. Ayna modelinin gerçekten dünyanın düzenini oluşturduğunu bir kez daha farkettiren bir eser. Ayrıca yazarın örneklemede kullandığı tarihi efsaneleri derli toplu bir şekilde, odağından sapmadan özetlemesi de takdire şayan.

Babayiğit
7/1015.07.2015

Baskı: Babayiğit

Abbey Tiyatrosu 'nun (İrlanda Milli Tiyatrosu) kurucularından olan Synge, kısa hayatının en bilinen eserlerinden biri olan Babayiğit'te (orijinal adıyla (The Playboy of the Western World) İrlanda'nın değer yargılarını bolca iğnelemiş. Sahnelendiğinde büyük tepkilerle yol açan bu üç perdelik komedyada, İrlanda'nın kırlık bir bölgesinde kendisine eziyet eden sarhoş babasını öldürdüğünü iddia eden bir gencin "kahramanca" karşılanışı konu edilir. Daha sonra söz konusu babanın ölmediğinin ortaya çıkmasıyla köy halkının yine genel yargı değerlerinin tersine gelişen tepkileriyle durum iyice karışır.

Gece Gündüz
5/1015.07.2015

Baskı: Gece Gündüz

Sanırım Hayat Askıda isimli eserin devamı niteliğinde. Bağımsız olarak da okunabilir ama havada kalan (bu durumda benim için ilk kitapta kalan) çok detay var. Polisiye olarak zayıf, basit ve tahmin edilebilir bir kurguya sahip. Felsefik yanı daha dikkat çekici ve tartışmaya açık. Metin karakteri gönlü güzel bir adam anladığım kadarıyla ama işte bu aşamaya nasıl gelmiş o insanda soru işareti bırakıyor. Dolayısıyla romanın sonundan çok öncesini merak ettiriyor. Şahsen Kayıp Yolcu'yu daha çok sevdim galiba

Gecenin Anlamı
7/1010.07.2015

Baskı: Gecenin Anlamı

Victoria dönemini ele alan konusu kadar Victoria döneminde yazılmışçasına özenli içeriği ile de dikkat çeken bir eser. Tarihi konulu roman yazmanın en riskli yanı özellikle diyaloglarda güncel kullanımlı cümlelerin araya kaçmasıdır. Gecenin Anlamı bu konuda türünün en başarılı örneklerinden biri olsa gerek. Dönemini buram buram hissettiriyor. Gerilim gibi başlasa da Fransız Edebiyatı'nı anımsatan bir ağırlığı var. Kitap içinde kitap şeklinde bir kurguya sahip, ağır diline rağmen merakla okutuyor.

En Uzun Gece
6/1030.06.2015

Baskı: En Uzun Gece

Tam bir modern zaman ilişkileri güzellemesi. Konu olarak başlarda sıkıcı gelse de çevremizde aynen böyle mutsuzluktan ve çatışmadan beslenen ilişkilerin çokluğunu düşünürsek gerçekçi bir gözlem olmuş. Bununla birlikte önemli bir konu olmasına karşın bu hastalıklı ilişkiye fon olmaktan öteye gidemeyen doğu topraklarına bakış ise yüzeysel duruyor. Tasvirlerin kitap boyunca kullanılan kimi kalıplar gibi kendini tekrar etmesi de eseri yer yer ağırlaştırıyor. Belki daha yalın, süsten uzak bir anlatım daha çok iz bırakabilirdi.

Dünya Bu Kadar
8/1025.06.2015

Baskı: Dünya Bu Kadar

Karakterleri sırası geldikçe bir kağıda yazıp, diğerine geçtikçe aralarına bir ok çizsek, hikayeyi tamamlayan son karakteri de yazıp işaretlediğimizde noktaları birleştir oyunu gibi ortada oluşacak olan şekil sanırım bir çember olur ve işte aslında dünya tam o kadar. Ciddi ciddi çevremi aklımdan geçirdim okurken. Belki de hiç tanışmadığım yan apartmandaki birinin nınısının nınısıyla tanışlığım var mıdır? Ya da içlerinde beni olmasa bile akrabalarımdan birini tanıyan? Belki de tam tersi. Düşününce, işte bunlar hep facebook. Hepimiz akraba çıkacağız haberimiz yok. İçeriğe gelirsek, sadece Güneş'in hikayesi çeker miydi bizi? Dünyada tek aşk acısı çeken oymuş gibi. Turgut ve Selim'e rağmen pek sanmıyorum. Ama adam yani sayın Eriş bizim sadece Güneş'i anlatıp geçeceğimiz hikayeyi almış, Busan'dan girmiş Gölcük'ten çıkmış. Bir yerden sonra sanırım ipin ucunu kaçırıp kim kimin nesidir çözemeyeceğim diyordum ama yeri geldikçe ya şu bizim falancanın şeysi değil mi tadında aktı gitti. Ve o ne güzel anlatımdır yine. Bir ilk romana göre en çok kendi tarzını korumasını sevdim. Kitap boyunca hep birileri ya da bir şeyler aşırı tanıdık gelmedi mi size de? İlmek ilmek örülen öykünün sonunda bir beyaz hırka bulmadınız mı?

Satranç
8/1025.06.2015

Baskı: Satranç

Satranç gibi detaylı bir zeka oyununu Nazizm gibi uç bir görüşle harmanlayarak tadı damakta kalan bir hikayeye imza atmak ve bunu olabildiğine sade bir dille, yalın bir anlatımla yapmak? İşte Zweig kafası. Önce Czentovic karakterinin küstahlığına karşı güçlü bir rakip çıksa da alaşağı etse diye bekliyor insan. Eserin açık simgeselciliğinden dolayı temsil ettiği gayet belirgin olduğu için başlardan itibaren antipati topluyor. Beklenen güçlü rakip geldiğindeyse beklenen zeka savaşı yerine umulmadık bir portre çıkıyor ortaya. Bu portrede okuyucu genelde aynı kategoride gördüğü yalnızlık ile hiçlik arasındaki farkı iliklerine kadar hissediyor. Ve nihayetinde yazarın yaşamı gibi bir anda son bulan bu kısacık öykü de tıpkı yazarın kendisi gibi bir iz bırakıyor.

Mercan Adası
7/1023.06.2015

Baskı: Mercan Adası

Nasıl olduysa çocukluğumda es geçtiğim kitaplardan biri. Sineklerin Tanrısı'na esin kaynağı olması nedeniyle artık okuyayım dedim ve üzüldüm. Kimbilir çöp kovası misali dolmamış, saf çocuk kafamla okusaydım nasıl bir tat alırdım. Tabi şimdi yetişkin gözüyle Golding'in kaya gibi gerçekliği daha etkileyici geliyor. Gerçi Mercan Adası da özellikle yerliler konusunda elini korkak alıştırmamış. Maceraların sürükleyiciliği ve tasvirlerin kuvveti de cabası. Belki karakterlerin mükemmel İngilizliği kaşıntı yaratabilir. :) Ama çocuk gözüyle düşünürsek, kim takar karakteri. O adada olmak, çardak yapıp altında uyumak, kumsalda kendi akvaryumunu yapmak ve tabiatı keşfetmek vardı.

Portobello Cadısı
3/1023.06.2015

Baskı: Portobello Cadısı

Yakın zamanda Brida'yı okuyup tepem atınca şunu bir kez daha okuyayım dedim. Acaba yazar bunu yazdıysa Brida'yı niye yazmış yok ileride Brida'yı yazacaktıysa bunu niye yazmış? Bu "arayış" konusunu işlenebilecek en iyi şekilde Simyacı'da yapmıştı. Ondan sonrakiler bana çok eğreti geliyor. Zamanında kadın dünyasından çok iyi anlıyorsun diye kim gazladıysa artık. Bana kalırsa Coelho'nun kitaplarında yansıttığı bir kadının samimi iç dünyası değil erkek gözüyle görmek istedikleri kadının iç dünyası. Bir de üstüne sürekli aynı konuyu yazıp durunca iyice soğutuyor. Bu konuyu işleyen bilmem kaç tane kitabının arasında yine en iyisi Veronika Ölmek İstiyor bence.

Muhteşem Gatsby
7/1013.06.2015

Baskı: Muhteşem Gatsby

Amerikan Rüyası'nın perde arkasını gözler önüne seren bir eser. Sınıf ayrımından yozlaşmaya, geçim derdinden, kısa yoldan köşeyi dönmeye ve huzurlarınızda gerçek Büyük Buhran Amerikası. Karakterlerin her biri adeta bir eleştiri oku. Sevdiği kadın uğruna yasa dışı yollarla köşeyi dönen fakir ama gururlu genç, her şeyden habersiz evlatlarının "iyi yerlere" gelmesine sevinen alt sınıf aile, zengin kocasının sağladığı konumunu kaybetmemek uğruna aldatılmaktan aşağılanmaya her şey sineye çeken kadın, mutsuzluklar, tatminsizlikler, bitmek bilmeyen arayışlar... Remzi Kitabevi baskısı ve Figen Yanık çevirisi son derece yalın ve temiz Genel olarak kitabın sade bir dili var zaten. Öyle ki sanki film olsun diye yazılmış gibi. Dönemi hakkında çok ciddi fikir veren eser benim aklımda son zamanların en başarılı Tv dizilerinden biri olan Boardwalk Empire sayesinde daha bir pekişti. İşte bu kitap tam da o Capone gibilerin palazlandığı, ten renginin yargılanma sebebi olduğu, ailelerin çıkarları için bir arada kaldığı çarpık ilişkiler dönemini ele alıyor. Gerçi böyle sıralayınca günümüzden pek bir farkı yok gibi görünüyor ya.

Baskı: Bir Delinin Hatıra Defteri

Bir çok baskıda Bir Delinin Hatıra Defteri, Burun ve Palto öyküleri derlenir ama benim elimdeki eserde Palto yerine Fayton vardı. Bu yazarın toplumsal sınıf ayrımcılığını eleştirisini vurgulasa da Palto hikayesini daha çok merak ediyordum şahsen. Bir Delinin Hatıra Defteri oyunlaştırılırken Burun ve Palto'dan da izler taşıyor gibime gelmişti. O açıdan üçlemeyi bozmamakta fayda var. Burun hikayesi ise apayrı bir kafada. Sürrealist bir tablonun yazı hali gibi.

Dava
7/1007.06.2015

Baskı: Dava

Eserin distopya kapsamına girmemesi hali hazırda varolanı ele almasından olsa gerek. Yoksa çizilen atmosfer distopik eserlerin ufukta gördüklerinden daha dehşet verici. Aynı zamanda sembolizmin de zirve eserlerinden biri. Nedir bu davanın konusu yahu diye kafa kırdıracak hale getirse de aslında Jozef K.’nın “suçu” doğmuş olmak. Suçlu (günahkar) olarak doğan bu karakterin gerekçe gösterilmeksizin kendini bir davanın ortasında bulması ve topluma karşı bireysel olarak kendini savunmaya çalışması, Yaratılıştan Varoluşçuluğa kadar geniş bir yelpazede felsefeye atıfta bulunuyor. Felsefi boyutunu bir kenara aldığımızda da bu sefer ciddi bir sistem eleştirisi ortaya çıkıyor. Özellikle iç mekan tasvirleri insanı klostrofobi sahibi yapacak korkunçlukta. Garip merdivenleri ve ucubik koridorlarıyla dehşet verici bir “adalet sistemi” söz konusu. Öylesine buhranlı bir eser ki tamamlanmamış hali buysa dedirtiyor.

Baskı: Ölüm Adası (Stone Barrington, #12)

Basit kurgulu polisiyelerden. Hemen her şeyden biraz katılarak elde edilen, kısaca market polisiyesi dediğimiz türden. Gizem unsuru çok zayıf. olay örgüsü de keza. Finali çok başlardan tahmin edilebiliyor. Bununla birlikte sade ve akıcı bir dili var. Kafa dağıtmak için okunabilir.

Sevgili Michele
5/1001.06.2015

Baskı: Sevgili Michele

Michele karakteriyle Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümünü hatırlatan bir eser. İtalya’nın 70’li yılları ile ülkemizin 80’li yılları arasında yadsınamaz bir benzerlik var. Bunun dışında genelde köklü ve geniş aile yapısı ile bilinen İtalyan aile örneğine farklı bir yaklaşım getirmiş. Genişliği yerinde fakat son derece kopuk bir aile söz konusu. Eser genel olarak mektuplar şeklinde ilerliyor. Bu mektuplar zincirinde aile bireylerinin birbirleri hakkındaki fikirleri dikkat çekmekle birlikte bütüne bakıldığında pek akıcı bir eser değil.

Çellocu
7/1028.05.2015

Baskı: Çellocu

Oldukça dikkat çekici bir tarihi roman. Tüm renkleri ve sesleriyle Osmanlı Devleti’nin Kostantiniyesini son derece canlılıkla sunarken, psikolojisiye de şaşırtıyor doğrusu. Kıskançlığın zehir gibi yayılışı, Abdülmecit devrinin İstanbulunun sokakları ve sokaklar gibi rengarenk insan ruhu da aynı başarıyla tasvir edilmiş. Yazar insan doğasına dair elini hiç korkak alıştırmamış doğrusu. Kurgusu yerinde, altyapısı sağlam, tertemiz bir eser. Ayrıca ilk kez okuduğum bir yazarın eseri olarak beni iki kere sevindirdi. Öncelikle taa Ankaralardan :)) çok zarif bir arkadaşımın jestiyle adıma imzalı olarak geldiği yetmiyormuş gibi içeriğiyle de bir tarihi romansever olarak benim için ikinci sürpriz oldu.

ÖncekiSayfa 23 / 34Sonraki