
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ruhaltı Çocukları
Çokça kıvrak yer yer matrak yazım diline karşın oldukça sert bir kitap. Handiyse zehir zıkkım gibi boğaza oturan cinsten. Babasızlık üzerinden kendini ararken kendi kendinde kaybolma hikayesi. Genç bir yazar için oldukça başarılı bir ilk roman olmuş. Bu başarının artarak devam etmesini dilerim. “Keşkelerden yapılmış bir geminin kaptanıdır belkiler. Umut dağına çarpınca hüzün almaya başlar gemi. Batarsın, nefes alamamaya başlarsın. Ama ölmezsin, ölemezsin.” S.37
Baskı: Acı Kahve
Yazarın ilk tiyatro oyunu olan, daha sonra sinemaya aktarılan ve nihayetinde uzun yıllar sonra roman olarak yayınlanan eseri diğer eserlerine göre daha az çetrefilli. Bu sefer ufak detaylar sayesinde katili tahmin etmenin pek güç olmadığı bu hikayeyi sahnede izlemeyi ve o gerilimi tiyatroda hissetmeyi çok isterdim.
Baskı: O Sarışın Kurt
Her ne kadar görsel roman tanımıyla yayınlanmış olsa da roman beklentisiyle okunmamalı zira bir senaryo kitabı. Zamanında filme çekilmesi planlanıp gerçekleştirilemeyen eserin flashback sahnelerindeki tekrarlar biraz yorsa da metin olarak gayet akıcı. Atatürk’ü tarihin yazdığı liderlik vasıflarının yanında insani halleriyle de ele alması çok güzel. Ayrıca İstanbul’un işgalinden Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte İzmir suikastine kadar gelen kitap, Cumhuriyet tarihini de ayrıntılı olarak ele alıyor. Yer yer boğaz düğümleyen satırlarda, kısacık bir zamanda elde edilen başarıları ve bunlar için verilen mücadeleyi okurken, böyle bir dehanın dünyaya çok nadir geleceğini bir kez daha anlıyorsunuz. Ruhun şad olsun Atam…
Baskı: Yedikuleli Mansur
Bizim topraklardan çıkma, korku öğeli tarihi fantastik bir kitap. Yerel korku motiflerinin kullanıldığı eserlerimiz pek az. Olanlar da hep aynı tema çevresinde dönüyor genelde. Fantastik ise yok gibi bir şey. Bu sebeple böyle otuz iki kısım tekmili birden bir eserin çıkması isabet olmuş. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının son zamanlarında geçen kitapta dönemin İstanbul resmi başarıyla çizilmiş. Ağırlıkla Beyoğlu bölgesinde geçmesi de özel ilgim sebebiyle beni ayrıca memnun etti. Yazım dilinin akıcılığı, karakterlerin canlılığı, maceraların merak uyandırıcılığı ve fantastik ayrıntıların çocukluk masallarından tanıdığımız öğeler olması kitabın artıları. Eksiden sayabileceğim tek nokta ana temanın belirsiz olması. Okuma zevkini düşürmüyorsa da edebi açıdan biraz zayıflatmış. Bununla birlikte ciddi bir araştırma sürecinden geçtiği her satırda hissediliyor.
Baskı: Kemal Sunal
Datça Altın Badem Sinema ve Kültür Festivali’nde basılmış bu anı kitabında Kemal Sunal’ın hayatı, ailesi ile röportajlar, filmleri hakkında bilgiler ve eleştiriler ile ayrıntılı filmografisi yer almakta. Şüphesiz izleyen herkesin yüzünde yürekten bir gülümseme oluşturan Türk Sineması’nın bu büyük değerinin kamera arkasında da nasıl etki bıraktığını, sadece yeteneği değil kişiliğiyle de ne kadar özel olduğunu okurken bu karşılıksız sevgiyi boşuna haketmediği daha iyi anlaşılıyor. Ruhu şad olsun.
Baskı: Fenerbahçe Seyahatnamesi 34'te 34
Bir taraftarın sezondaki tüm maçları seyretmeye kafayı koymasıyla başlayan bir macera. Üstelik Türk futbolunun en çalkantılı zamanlarında, saha kapatma cezalarının seyircisiz oynamanın gırla gittiği döneminde. Yazarın bir hayalini gerçekleştirmiş olması çok güzel. Daha da güzeli bu macerayı özellikle deplasmanları mini seyahatlere çevirmesi. Maçın olduğu şehire elverdiği şekilde rotalar çizerek tarihi yerlerini, müzelerini, kültürel birikimini ve tabi ki mutfağını keşfetmesi takdirlik. Takımına olan sevgisi her satırda hissediliyor. Şüphesiz beyler o sezonun ve renkli anılarla kısaca yer alan diğer sezon maçlarını daha iyi hatırlayıp çok da zevkle okuyacaktır. Şahsen ben de aileden Fenerbahçeli olarak babama hediye aldığım bu kitabı, tribün adabına sahip eski kuşağın izlerini taşıyan takımdaşımızı okumaktan keyif aldım.
Baskı: Diriliş
Çarlık Rusya’sı döneminin etraflıca bir sistem eleştirisi. Hem toprak sistemini hem yargıyı hem de sorgulamalarıyla dini (Ortodoksluğu) eleştiren bir eser. Bu sonuncusu doğal olarak yazarın aforozuyla sonuçlanmış. Temelde vicdan diyor Tolstoy. Adaletin de inancın da insanın vicdanına göre yaşayıp uygulaması gerektiğini savunuyor. Değişen hayat görüşüyle daha basit bir yaşam tarzına ve toplumculuğa yönelen yazar, Prens Nehludov karakteri üzerinden kendi arayışını, değişimini ve nihayetinde “dirilişi”ni aktarıyor. Betimlemeler öyle kuvvetli ki öne sürülen görüşü benimsemeyenler bile rahatlıkla çizilen resmi göz önüne getirip bir an için de olsa yazarın gözünden bakabilirler.
Baskı: Son Ada
Alabildiğine sade bir ütopyadan distopyaya geçiş romanı. Yazarın akıcı ve yer yer özet geçen tarzı okuduklarım içinde en çok bu esere yakışmış. Zira abartmadan, köpürtmeden ilerleyen bu yalınlık insanı daha çok çarpıyor. Ve maalesef o kadar tanıdık ki... Aymazlıklara, hırslara, yaklaşan treni göremeyenlere kızarken o trenin bizzat içinde olduğunu fark etmek en acısı.
Baskı: Haşırt Dı Bilekbord
Zafer Algöz’ün rakı masasında sohbet edercesine aktardığı bol keyifli az biraz da hüzünlü anıları öyle isimleri barındırıyor ki bunları kendine saklaması haksızlık olurmuş doğrusu. Bazı yerlerde gayet sesli güldüren maceraları okurken mesleğini ne kadar sevdiğini iyice anlıyor insan. O yüzden ki kendisini izlemek de bir o kadar keyifli. Hem ilk kitap hem de deneme olarak teknik açıdan biraz serbest yer yer dağınık bir tarz diyebiliriz. Bununla birlikte Cem Yılmaz’ın “mal güzel” tespiti son derece isabetli. :)
Baskı: Kul
Rantsal dönüşen hayatların kitabı. Şahiner yine kalemini elini korkak alıştırmadan oynatıp, kahkaha attıran tespitlerin peşinden boğaza hıçkırk dizmesini bilmiş. Mercan karakterinde Antabus’un Leyla’sı gibi çok tanıdık, kanlı canlı, eğer biz değilsek mutlaka sokakta bir yerlerde karşılaştığımız bir kadın var. Ve öyle bi yalnızlık tasviri var ki insanın aldığı nefes boğazında kalır o derece. Ayrıca İstanbul’un tarihi yarımadasının son zamanlardaki gözde rant merkezi Samatya Yedikule bölgesini de oldukça canlı tasvirlemiş, aslında tasvirlememiş malumu ilan etmiş. Yalnız rüya bölümünden sonraki geçiş biraz kopuk olmuş hissi uyandırıyor. Yazım dili ise kıvrak ve genel olarak akıcı.
Baskı: Sis ve Gece
Filmini vizyona girdiği anda izleyip kitabı okumayı bu kadar geciktirmem olumsuz anlamda büyük başarı. Fakat aradan geçen süreye rağmen filmi gayet rahat hatırlıyor olmam dahası gerçekten iyi bir uyarlama olduğunu idrak edebilmem de kitabın başarısını gösteriyor. Ahmet Ümit’in ilk yazdığı kitaplardan olmasına karşın konusuyla da kurgusuyla da oldukça sağlam bir iş. Film dolayısıyla sonunu bildiğim için özellikle finale dair açık verilmiş mi diye dikkat kesilerek okudum. Olayın sonucu ve faili zaten belirgin ama düğümün çözüldüğü yer kesinlikle iyi saklanmış.
Baskı: Otranto Şatosu
Bu eseriyle gotik türü edebiyata taşıyan ilk yazar olan Walpole, gördüğü düşün etkisiyle özellikle mekan tasvirinde gotik mimariyi bir hayli vurgulamış. Romantizmden türeyip gelişen bir edebi tür olan gotik, bu ilk örnekte romantizme fazlasıyla bağlı. Kurgunun basitliği ve karakterlerin derinliğe sahip olmaması kitabın eksileri. Mistik öğeler ise türün hakkını verir cinsten. Ayrıca yazıldığı çağa göre dini otoriteye başkaldırı ve evliliği sorgulama gibi Aydınlanma Çağı’na ait izler de göze çarpıyor.
Baskı: Şeytanın Sözlüğü
Tam bir başucu eseri. Rastgele bir sayfa açıp ya da gün içinde sinir bozan bir durumla ilgili kelimeyi açıp tüm stresten kurtulmak mümkün. Keskin mizah ve bir o kadar keskin göndermelerle dolu sözlüğün nadide tanımlarının haklılığı su götürmez birer gerçek olarak günlük hayatta her birimizce onaylanıyordur. Misal özellikle şu başlıklara imzamı atacak kadar katılmaktan geri duramıyorum. âlem yapmak, f. Asil bir baş ağrısının doğumunu münasip törenlerle kutlamak. alışkanlık, i. Özgür insanların prangası. insan, i. Olduğunu sandığı şeyi büyük bir esriklik içinde düşünmekten, olması gereken şeyi gözden kaçıran bir hayvan. kibar, s. Duygularını gizleme sanat ve pratiğinde yetenekli (kimse). komşu, i. Kendimiz gibi sevmemiz emredilen ve emre itaatsizlik etmemiz için elinden gelen her şeyi yapan kişi. öğüt, i: Piyasadaki en küçük bozuk para. sinek,i. İblise bağlılık yemini etmiş bir hava canavarı.
Baskı: Kaplan! Kaplan!
Yıkıma Giden Adam sayesinde bilimkurgu ile aramdaki buzları eriten yazarın asıl ününü getiren kitabı es geçmek olmazdı. Yutarcasına okuduktan sonra şunu diyebilirim ki eğer ilk okuduğum bilimkurgu bu olsaydı türün müptelası olurmuşum. Çok yanlış yerlerde gezmişsem demek. Mühendislik diploması alacak kadar teknik dil kullanmadan da, aşırı sembolizmle asıl mesajı ulaşılamayacak kadar derine gömmeden de bilimkurgu yazılabiliyormuş demek. Yani Bester zamanında daha akımı başlatırken konu kilit demiş olayı bitirmiş zaten. Dili kadar akıcı kurgusu ve hiç düşmeyen temposunun yanında düşündürmeyi de ihmal etmeyen bir kitap. Bozuk ağzı dışında her konuda gelişip evrilen Foyle karakterinin “lan domuzlar lan” kükreyişiyle başlayıp “içinizde milyon var ama kuruş harcıyorsunuz” diyerek devam ettiği sövgülerle dolu insanlığa hitabı, kitabın meramını en net ortaya koyan kısım. O günden bugüne tüm dünya genelinde gelişmemiz!! düşünülürse ne kadar haklı olduğu da ortaya çıkar. Ek olarak çizilen galaksi resminin geçmiş ve gelecek animeler arasında daima gönlümde ilk sırada yer alacak olan Cowboy Bebop’a ilham olup olmadığını merak ettim.
Baskı: Hikayem Paramparça
Sondaki Galip İşhanı isimli yeni öyküsü hariç, yazarın Afili Filintalar ve Birikim Dergisi'nde yayınlanan yazılarından seçilip gözden geçirilmiş bir seçki. Öyküler bazen tek cümlelik bazen birkaç sayfa ve yazarın depresif tarzı kendini her satırda hissettiriyor. Bu aynı zamanda sokakları iyi bilen bir insanın dili. Dolayısıyla çocukluğunda ya da yetişkinliğinde hiç olmadı ergenliğin buhranında sokaklarla haşır neşir olmuşları bir şekilde yakalıyor. Hayatın sırrını vermiyor ya da yeni bir keşifte bulunmuyor ama birden karşındaki sandalyeye çöküveren mahalleden arkadaşın gibi samimiyetle ve dolaysız anlatıyor.
Baskı: Titana Saldırı 11. Cilt
Durum baya vahimleşti. Titanların tarafında da en azından belli bir kesim için ciddi sorunlar var gibi görünüyor. İnsanlık için umudun en azaldığı bölümlerden biri. Ymir'in Krista'yı korumak için bildiklerini saklaması bana rahiplerin tavrından farksız geliyor. Hainlikten ziyade tamamen umutlarını kaybettikleri ya da karşılarındaki gücün yenilmezliğini kesin olarak bildikleri için bu yolu tercih etmeleri olası. Fakat sonuçta bu bilgiyi paylaşmamak da kayıpları artırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Baskı: Beyoğlu Çıkmazı- Bir Başkomiser Galip Polisiyesi
Her ne kadar Beyoğlu rafım için tematik olarak yaklaşsam da Başkomiser Galip’in ilk macerası olarak polisiye edebiyatımızda haklı bir yeri var. Beyoğlu’nun yer aldığı cinayet vakasının sadeliği hoşuma gitmedi değil. Yine de başlangıç için pek kuvvetli gelmedi açıkçası. Karakter olarak da beni çektiğini söyleyemem. Yazım dilinde gündelik detaylarda fazla tekrar var. Bunun dışında yalın ve akıcı bir dile sahip. Belki devam kitaplarının polisiyesi daha çetrefillidir.
Baskı: Kuş Kanadında Gökkuşağı
Yazar bu ilk kitabında, içinde Orhan Kemal Kültür Merkezi ve İstanbul MEM tarafından düzenlenen 2003 yılı öykü yarışmasında birincilik ödülü alan Bir Kitap Kurdunun Düşleri isimli öyküsünün de yer aldığı öykülerini derlemiş. Benim de kitaptaki favorim bu öykü oldu. Genel tema günlük dertler ve hemen hepimizin karşılaştığı olaylar/durumlar üzerine. Yazım dili ise oldukça sade ve yalın.
Baskı: Sardinya Efsaneleri
Nobel ödüllü yazarın dilimize çevrilen tek eseri olan Sardinya Efsaneleri, Can Yayınları'nın gotikromantik dizisinde yer almakta. Dini ağırlıktaki halk efsanelerinin derlemesinden oluşan kitapta, Sardinya halkının maruz kaldığı savaşlar ve yaşam zorluklarının mistik kültürünün şekillenmesine olan etkisi dikkat çekici. Hoş Kartacalılar'dan Vandallar'a Ostrogotlar'dan Aragonlular'a sürekli el değiştiren adanın tarihçesini şöyle bir düşününce, yüzyıllardır saklı olan hazineler ve onları bekleyen şeytanlara dair efsanelerin gelişmesi gayet normal geliyor.
Baskı: Huzursuzluk
Kitabın en çarpıcı kısımlarından biri olan “harese” tanımı gerçekten Ortadoğu için yapılabilecek en iyi tespit. Fakat kitabın tamamında bu isabet sürdürülemiyor. Acı ve önyargıdan bolca nasibini almış bir konuda ilgi uyandıracak kadar bilgi verip derinine inmemek, biraz da şundan olsun bundan olsun tarzında araya konu serpiştirmek etkiyi oldukça azaltmış. Bir de şahsen hem birinci hem üçüncü ağızdan yazılmasını dikkat dağıtıcı buldum. İbrahim’in olayı kitaplaştırmasını okumak yerine direk yaşayışını okumayı tercih ederdim. Konu olarak etkileyiciyse de edebi olarak Livaneli’nin diğer eserlerinin gerisinde kalıyor.
Baskı: Ben Napoli Radyosu
Yine en uygun tanım deliliğin manifestosu olsa gerek. Ama kaliteli bir delilik. Bir Delinin Hatıra Defteri’ni anımsatan yanlar yok değil. İspanya’dan ötürü de olabilir. Çok katmanlı, ince görmeli bir günlük. Cümlelerin girdabı bazen boğsa da bir şekilde sahile çıkartıyor.
Baskı: 3. Richard
Shakespeare’in İngiliz tarihi dörtlemesinin sonuncusu olan bu oyunun, III. Richard’ı tarihi bir figür olmaktan çıkarıp ilgi çekici bir karaktere dönüştürmesine olan etkisi kesinlikle yadsınamaz. Tabi zaman içinde karakteri canlandıran efsane oyuncular da bu etkiyi güçlendirmişler. Yalın olarak baktığımızda ise oyunun temel karakteri olan Richard’ın tamamen Makyavelist diyemeyeceğimiz bir derinliği var. Kendisiyle (yani aslında biz seyirciyle) konuştuğu anlarda ne olduğunu ve neyi amaçladığını inkar etmemesi ve ironik bakış açısıyla çok katmanlı bir karakter. Diğer karakterlerden oyunda temsil ettiği düşünceye göre öne çıkanlar olsa da Richard’a göre çok donuk ve geri planda kalmışlar. Buna karşın Richard salt kötü olmakla birlikte oldukça donanımlı bir kötü karakter. Tarihte Lancaster ve York Hanedanları arasında süren ve Kral 3. Richard’ın yenik düşmesiyle sonuçlanan Güllerin Savaşı’nın galip gelen tarafı olarak, tahtın meşruluğu tartışmalı Tudorlara geçmesinden itibaren esaslı bir karalama kampanyası yürütüldüğünden işlediği suçların gerçekten hangileri kendi eseri hangileri sonradan atfedilmiş ayırt etmek zor. Ama yaptıkları ve en azından taht hırsının kesinliği kanlı bir kral olarak anılmasını garantilemiş. Ve bu iktidar hırsı da neredeyse Shakespeare’in ilk dönem eserlerinden olmasına karşın oyunun güncelliğini korumasının sebebini çok iyi açıklıyor.
Baskı: Titana Saldırı 10. Cilt
İşler baya sarpa sardı. Duvar sağlamken titanların nereden saldırdığı sorunsalı halen devam ediyor. Fakat asıl bomba Ymir’in olayına şaşırma şansı bulamadan Reiner’ın saçmalamasının altından çıkandaydı. Yazar şoka sokma konusunda elini hiç korkak alıştırmamış.
Baskı: İcatlarım - Kendi Kaleminden Tesla
Çağının çok ötesinde düşünebilen ve fakat sanki sonuçlarını tam olarak hesap edemeyen bir dahi. Yapabileceklerinin başka ellerde kitle imha silahına dönüşme olasılığının onu hep devlet gözetiminde kalmak zorunda bırakmış olması da bu duruma bir örnek olsa gerek. Barışı savaşta araması da düşündürücü. Gerçekten çok farklı çok ileri düzeyde bir zekası varmış. Mucitliği kadar mevcut icatları ilerletip halk yararına sunma planları sayesinde kendisine atfedilen bazı icatlar hakkındaki gerçeği de öğrenmiş oldum. Tabi bu günlük hayatımızın parçası olan bir çok aletin sayesinde geliştiği gerçeğini değiştirmiyor.