
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Keş On Dı Teybıl
Zafer Algöz yine rakı sofrası lezzetindeki hatıralarıyla yer yer güldürürken yer yer de hüzünlendiriyor ama bence en çok da imrendiriyor. Özellikle Türk Tiyatrosu’nun yakın döneminde böyle bir hatırat pek olmadığı için sahnenin dev isimlerinin maceralarını yutarcasına okudum. Ne kıymetli isimler ne kıymetli hatıralar bunlar. Teknik açıdan yine bir dağınıklık bir serbest stil söz konusu ama Algöz’ün anlatımının kıvraklığı ve anıların keyfi bunu kapatıyor.
Baskı: Kırlangıç Çığlığı
Hem polisiye olarak hem de Ahmet Ümit okurları için ortalama bir kitap. En zayıf yanı okuyucunun ortalarda tahmin edebileceği katili, eski dost Başkomiser Nevzat’ın en son aşamada tamamen tesadüfen farketmesi. Aslında toplumsal olarak canımızı çok yakan bir konu seçilerek final hariç polisiye olarak da güzel işlenmiş. Fakat belki daha cesur bir yaklaşım gerekirdi. Misal katil “tanıdığımız biri çıksaydı” hem kitap hem de Başkomiser Nevzat serisi bambaşka bir iz bırakabilirdi. Yan hikaye olarak seçilen Suriyeli mülteci sorununda ise ciddi konulara değinilmekle birlikte özellikle diyaloglar çok sakil kalmış. Bence kitabın asıl başarılı yanı suçla mücadele konusunda ortaya koyduğu ikilemler. Kitap boyunca başta Nevzat olmak üzere vakalar ile alakalı hemen her polis neredeyse yaptığı işi sorguluyor hatta bazıları kendi adaletini sağlama konusuna yakın bir tavır sergiliyor. Bu da son yıllarda artan suç oranlarına içten bir bakış sağlamış. Nevzat böyle bir meslek için fazla “vicdanlı” kalırken, Ali toplumca tepkiye yol açan hassas suçlarda çoğumuzun verdiği duygusal tepkiyle çok daha katı bir yaklaşım sergiliyor. Kendi adıma en çok Zeynep’e katılıyorum zira gerekçesini anlamadan suçla mücadele edilemeyeği kesin. Diğer yandan Ali de güzel bir noktaya değiniyor ki suçluya karşı empatiyi abartmak kurbana haksızlıktır. Yine de adalete olan inancımız her gün azalsa da suçlunun hukukun verdiği en ağır cezayı çekmesinin yanında buna yol açan koşulları, suçu tetikleyen itkiyi doğru anlamadıkça o suçu bitiremeyiz. Bu açıdan bana göre kitaptaki en doğru tespit ön kapaktaki “vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem” cümlesi değil, “kötüler gider ama kötülük kalır” cümlesiydi.
Baskı: Çoğunlukla Zararsız (Otostopçunun Galaksi Rehberi #5)
Adams kitabın açılışındaki “bir şey olacaksa olacaktır” cümlesiyle hem seriyi hem yerküremizi özet geçmiş adeta. Bu son kitapta paralel evrenlere makul bir yaklaşım sergilerken serinin önceki kitaplarına da ince göndermeleri ihmal etmemiş. Tabi genel olarak popüler kültür başta olmak üzere yakalayamadığımız daha nice göndermeler mevcut. Mizahını hemen hemen sonuna kadar elden bırakmayan kitapta tam son sayfada bir hüzün çöküyor. Bu sadece bir veda hüznü değil, aynı zamanda kurgunun nihai sonuca bağlanışının verdiği burukluk. Tüm seri genelinde ise gerçekten katılmaya değer bir macera olduğu fikrindeyim. Ne kadar çok kaynağı beslediği, nelere ilham olduğu ve en çok da hayal gücü adına mutlaka okunmalık bir seri.
Baskı: Hayat, Evren ve Her Şey (Otostopçunun Galaksi Rehberi #3)
Çılgın serinin bu kitabında kahramanlarımız adeta çorba ettikleri evreni kurtarmak gibi zorlu bir göreve girişiyorlar. Serinin keskin mizahı ve muhtemelen bir yığınını ıskaladığımız göndermelerinin yanında kurgusu gerçekten takdire şayan. Bir girdap gibi akıp giden olaylar arasında yer alan ufacık detaylar bile öyle bir yere bağlanıyor ya da öyle umulmadık bir noktada karşınıza çıkıyor ki okurken dumura uğramamak mümkün değil. Ayrıca “Başka Birinin Sorunu” gibi efsane bir kavramı yaratmış olması da cabası.
Baskı: Evrenin Sonundaki Restoran (Otostopçunun Galaksi Rehberi #2)
Okuyucuyu girdap gibi çeken serinin ikinci kitabında, gittikçe dallanıp budaklanan macerası ve keskin mizahının yanında göndermelerden nasibini almayan kalmamış. Sağlam iğnemelerle bizi bize güzelce!! anlatırken hayalgücüyle de şaşırtmaya devam ediyor. “Özetlersek: İyi bilinen bir gerçektir ki, halka hükmetmeyi en çok isteyenler, ipso facto (yalnızca bu nedenle) bu işi yapmaya en az uygun olanlardır. Özeti özetleyecek olursak: Kendisinin Başkan yapılmasını sağlayabilecek kişilerin bu işi yapmasına hiçbir surette izin verilmemesi gerekir. Özetin özetini özetlersek: Halk bir sorundur.”
Baskı: Otostopçunun Galaksi Rehberi (Otostopçunun Galaksi Rehberi #1)
Yazarın önsözde kendine özgü mizahi diliyle aktardığı üzere yazım aşaması da içerdiği evren kadar şenlikli olan eser, sanırım en iyi seri başlangıç kitaplardan biri olsa gerek. Bilim kurguya giriş için de iyi bir seçenek zira bilim kurgunun ve komedinin bu kadar rahatlıkla harmanlanması pek görülmüş iş değil. Tam bir bilgi bombardımanıyla başlamasına rağmen en karmaşık kavramları bile mizahla basitleştirip günlük örneklerle anlatması kitabın akıcılığının temelini oluşturuyor. Müthiş bir hayal gücü ve keskin bir mizahla absürdlüğünün yanında herhalde böyledir dedirtecek doğal bir mantığa sahip. Ayrıca popüler kültürü ne denli beslemiş olduğu hemen her sayfada fark ediliyor. Dünyada ve ülkemizde Ekşi Sözlük başta olmak üzere birçok şeye ilham olmasına şaşmamalı.
Baskı: Günden Kalanlar
Tek kelime ile “yaşanmamışlığı” anlatan bir kitap. Kesinlikle akılda kalıcı bir başkarakter olan Stevens’ın yolculuğunda katman katman açılan geçmiş, göz ardı edilen duygular ve en çok da o körü körüne adanmışlık insanı çarpıyor. Nihayetinde kendiyle yüzleşmesinden geriye kalan hayal kırıklığı ve pişmanlık dolu satırları boğaz düğümlenmeden okumak zor. Kuvvetli tasvirlerle şiir gibi bir fona sahip olduğu kadar İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde İngiltere’nin siyasi konumuna dair ilginç yaklaşımı ayrıca dikkat çekiyor. Sosyal yapı ustalıkla yedirilmişse de kitap adeta hayattaki ıskalanmışlıklara adanmış.
Baskı: Öbürküler
Mahir Ünsal Eriş ilk öykü kitabından itibaren kendi tarzını oturtabilmiş yazarlarımızdan. Fakat aynı zamanda yeni şeyler denemekten de kaçınmıyor. Bu novella diyebileceğimiz kitabında da hem tanıdık hem de kendi tarzı dışında bir tat var. Dört kısma ayrılan kitap “Bu Yarısı” ve “Öbür Yarısı” şeklinde kurgulanmış. İkişer ikişer ayrılan kısımlarda bir nevi aynı manzaranın farklı bakış açıları yer alıyor. “Bu Yarısı” yani ilk iki kısım Refik Halit Karay’a atfedilmiş. Anadolu’yu gezdiği için insanını da iyi tanıyan realist yazarımız Karay’a saygı duruşu olan bu bölüm bence kitabın en başarılı yanını oluşturuyor. Gerek tren yolculuğu gerekse 60’ların Türkiye resmi incelikle ve yazarın alıştığımız tarzıyla nakşedilmiş. Gotik yazarımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’a atfedilen “Öbür Yarısı” ise aynı etkiyi uyandırmıyor maalesef. 57 Numero’da dönen olaylar çoğumuzun soba başında dinlediği ve o zamanlar için ürkütücü gelen öyküleri anımsatıyor. Bu olaylarla birleşen karakterlerin her biri ise ayrı trajikomik, ayrı birer hüzün kaynağı. Bölümlerin atfedildikleri yazarların tarzıyla bütünlük oluşturması çok şık bir düşünce. M.K.Perker’in illüstrasyonları ve Nazım Hikmet’in satırları da ayrıca yakışmış. İlk üç kitap kadar çok sevdiğimi söyleyemem ama yine ortaya temiz bir iş çıkartmış Eriş.
Baskı: Cehennem Köşesi (Camel Club, #5)
Oldukça tempolu ve kendini kolayca açık etmeyen bir casusluk romanı. Aslında rahatlıkla sinemaya da uyarlanabilir. Ortalama bir polisiye-aksiyon filminin ihtiyacı olan bütün malzemeleri karşılıyor. Birkaç yerde güzel yanıltan, akıcı yazım diline sahip olan kitap, türünün düzgün örneklerinden biri.
Baskı: Kedi Öyküleri
Kadir Aydemir tarafından hazırlanan, farklı yazarlardan derlenmiş 46 öyküden oluşan kitapta, kimisi güldüren kimisi hüzünlendiren bu kısa öykülere Eda Alpaykut’un sevimli çizimleri eşlik ediyor. Farklı gözlerden yazılmış bu öyküleri okurken insan bir kez daha anlıyor ki kediler belki de hayvanlar aleminin en nevi şahsına münhasır canlısı. Herhalde en isabetli tespit de Yaprak Öz’ün öyküsünün ismi gibi “Bir Kedinin İnsanı” olmamız. Yunus Bektaşoğlu’nun Kuyruk isimli öyküsü ise kitapta en ilgimi çeken öykü oldu.
Baskı: Bu Gece Özgürlük
Okuduklarım içinde Hindistan’ın bağımsızlık tarihi üzerine yazılmış en kapsamlı eser. Araştırma olmasına karşın roman tekniği ile yazıldığı için müthiş akıcı. Tabi akıcı olması içeriğinin kolay okunabilir olduğu anlamına gelmiyor. Birçok yerde derin nefes alma ihtiyacı hissettiren kitap yalın bir çarpıcılığa sahip. Sömürülüp posası çıkartılmış bir ulusun özgürlük mücadelesinde, tarihin en büyük göçünde ve adı konulmamış iç savaşlarda geçen rakamlarla resmi belgelerden nakledilen vakalar inanılmaz. Gandhi, Nehru ve Cinnah gibi dünya siyaset tarihinde iz bırakmış üç dev ismin ekseninde, Hindistan ve Pakistan’ın kaderini çizen olaylar gelişme aşamalarından sonuçlarına kadar nakledilmiş. Üç yıla yakın süren bu araştırma için altı yüzden fazla insan destek olurken kitabın yazarı olan iki gazeteciye iki yüz elli bin kilometreden fazla yol yaptırmış. Hiç ihtiyacı olmayan malları üretmek için koskoca bir ülkenin, çoğunluğun çıkarlarına alet olması ve çok da uzak olmayan bu tarihi örnekten hiç ders alınmaması insanı kahrediyor. Gandhi’nin Şiddet Aleyhtarlığı ve Pasif Direnişi’nin ne kadar büyük bir silaha dönüştüğünü görmek de insanı şaşırtıyor. Birinci ağızdan tanıklıklar, polis kayıtları, resmi ve şahsi arşivler gibi çok ciddi kaynaklardan hazırlanan eser gerçekten türünün en iyi örneklerinden biri.
Baskı: Dersimiz Cinayet
Christie’nin en çetrefilli eserlerinden biri. Hastings’in de malum sebepten dolayı en saçmaladığı eser olsa gerek. Gelenek olarak sonuca götürecek detaylar belli olsa da iş öyle karışıyor ki cinayet/lerin çözümünden çok kimlerin hangi olaya bağlanacağı sorunu öne çıkıyor.
Baskı: Uçma Sanatı
Yazarın son sözünde çok güzel ifade ettiği gibi; ne motoru ne de yakıtı olan görkemli bir uçuş. 92 yaşında intihar eden babasının yaşamını onun yerine geçerek onun ağzından aktaran yazar, İspanya İç Savaşı’nın en etkileyici anlatımlarından birine de imza atmış. O kadar içeriden bakış ve o kadar samimi bir kaybediş ki her “katta” ağızda daha da buruk bir tat kalıyor. Aldığı ödülleri sonuna kadar hakeden bir grafik roman.
Baskı: Göçmüş Kediler Bahçesi
Gerek Öz Türkçe diliyle ve masal/öykülerin metaforik bağlantılarıyla gerekse kitaba adını veren Göçmüş Kediler Bahçesi öyküsünün 13 parçaya bölünerek diğer masalların arasına serpiştirilmesiyle hem içerik hem şekil olarak çok farklı bir eser. Başlarda yazım diline alışmak biraz zorladı doğrusu. Ayrıca ciddi derecede derinlikli bir eser olduğu için kendini kolayca açık etmiyor. Fakat kitabın mantığını kavramaya başlayınca günün ilerleyen saatleri gibi gittikçe kararan ve “yoklukta” birleşen masallar bir girdap gibi içine çekiyor. Ayrıca kitap kendi anlattığı kadar okuyucunun şahsi yaşanmışlıklarıyla da anlam kazanan türden. Hani bazı şeylerin gerçek anlamını kavrayınca o şeyi artık eskisi kadar sevmeyiz, sevemeyiz ya. Bu kitapta da eğer alt metin tanıdık geliyorsa içerik olarak iyi ya da nispeten olumlu olan bir öykü sizi gerebilir hatta boğabilirken basit gibi duran bir öykü de sizi derinden yakalayabilir. Sınır zorlayan bir eser. Aynı zamanda kendi dilinde okuyabildiğime, kendi dilimden çıktığına sevindiğim bir eser. “Korku, örtmeye en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeye en çok uğraştığımız kokumuzdur.” S.226
Baskı: Belgin Doruk
Datça Altın Badem Sinema ve Kültür Festivali’nde basılmış bu anı kitabında Belgin Doruk’un hayatı, filmleri hakkında bilgiler ve eleştiriler ile ayrıntılı filmografisi yer almakta. Türk Sineması’nın “Küçük Hanımefendisi”nin inişli çıkışlı hayatı, bizzat hayatının kitap ya da TV dizisi olmasını isteyen Belgin Doruk tarafından yazılan anılarla nakledilmiş. Öyle anılar öyle isimler var ki ve öyle samimiyetle paylaşmış ki hüzünlenmemek elde değil. Ruhu şad olsun…
Baskı: Yeşil Yol
Kaç kere okursam okuyayım gözümden birkaç damla yaş süzülmeden kitabı bitiremiyorum. Etkisini hiç yitirmemesi benim gözümde bu kitabın en büyük başarısıdır. Yazım tarzı olarak da Paul karakterinin ağzından günlük şekilde yazılması sebebiyle adeta bir masal gibi akıp gitmesi, sürekli beslenen merak unsuru, kendini çok sevdiren karakterleri ve içerdiği fantastik sayılabilecek öğelere karşın bir o kadar da dingin olması eseri çok üst sıralara taşıyor. Bu nasıl bir yetenektir, nasıl bir kitap yazmaktır? Hayır bunu yazan adam gidip Kemik Torbası'nı da yazıyor ya pes.
Baskı: Yabancılık Oyunu
Yazarın Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı olarak güzel bir tanışma oldu. Kitap boyunca başarıyla serpiştirilmiş ipuçları sayesinde finali polisiyeseverleri çok şaşırtmayacaktır. Hikayenin gerçek bir olaydan esinlendiğini okumak beni daha çok şaşırttı doğrusu. Bununla birlikte merak unsuru hiç azalmıyor. Sade ve akıcı dili de okuma zevkini pekiştiriyor.
Baskı: Guguk Kuşu (Cormoran Strike, #1)
Gelenek olarak yine tersten gidip serinin ikinci kitabı İpekböceği’ni daha önce okuduğum için macerayı kafamda yeni oturtabildim.:) Fakat kafada yer edecek bir seri olduğunu söyleyemem. Polisiye olarak bir hayli zayıf zira çok tahmin edilebilir. Bununla birlikte dili oldukça akıcı. Başkarakterler ise şahsen sempatimi kazanamadı. İkinci kitapta da herhangi bir duygu uyandırmamıştı. Bu açıdan da zayıf geldi bana.
Baskı: Bir Noel Şarkısı
Bir yıl sona ererken okunabilecek en güzel kitap olsa gerek. Her ne kadar çocuk kitabı olarak sınıflandırılsa da esasında her yaşa hitap eden kült bir eser. Noel ruhunu çok iyi yansıtmasının yanında hayat dersi çıkartılacak ve her şeye rağmen umut veren sıcacık bir öykü.
Baskı: Titana Saldırı 12. Cilt
Artık kimlikler açığa çıktı ama Duvar halen sırrını koruyor. Bahsedilen “koordinatlar” ne için acaba? Bölümdeki en kritik sorulardan biri de Komutan Erwin’e ne olduğu? Bir düğüm çözülse üzerine on düğüm daha atılıyor.
Baskı: N Veya M
İkinci Dünya Savaşı’nda geçen öyküde, cinayetten ziyade katmanlı bir casusluk faaliyeti var. N veya M’yi tahmin etmek çok güç olmasa da bir iki noktada güzel şaşırtıyor. Ayrıca Beresford çiftinin görevleri gereği kendilerine seçtikleri karakterlerdeki insan algılayışı ve yargılara dair detaylar dikkat çekici. Toplumsal kimliklerin ne kadar yanıltıcı olabileceğine de güzel bir örnek.
Baskı: İçimizdeki Biz
İş dünyasında ekip ruhu/takım ruhu olarak bilinen kavramın temelini oluşturan “biz” olgusunun, sadece iş veya aile için değil sağlıklı bir toplum için de gerekliliğini ortaya koyan bir kitap. Dayanışma bilincinin yerleşmesi için iş, aile ve toplum yaşamından gündelik örneklerle tavsiyeler veren yazar “dinlemenin” ve “anlamanın” da altını önemle çiziyor. İletişimsizlik başta olmak üzere anlayışsızlık ve empati yoksunluğunun gittikçe yükseldiği günümüz toplumlannda, özellikle en sık kullandığı kelime “ben” olanlara okutulmalı.
Baskı: Olağanüstü Bir Gece
Zweig’ın yaklaşık yüzyıl önce toplumsal tükenmişlik sendromunu bulmuş gibi görünen eseri. Gerek burjuva gerekse alt tabakanın toplumca dayatılan kesin çizgilere göre yaşadığı 1900’lü yılların başında, bu çizginin dışına çıkarak benliği keşfeden bir subayın anılarını konu alan kitabın en ilgi çekici yanı şüphesiz psikolojik tahlilleri. Kısa olmasına karşın eserin derinliği çarpıcı. İnsanlık adına güzel bir kişisel keşifle bağlanan hikayenin kapanış cümleleri işte budur dedirtiyor. “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”
Baskı: İçinden Dünya Geçen Yazılar
Bir ilk kitap olarak teknik açıdan eksikleri olsa da samimiyeti ve içeriğinin doluluğuyla kendini keyifle okutturuyor. Tur rehberi olan yazarın gezdiği ülkeleri kalıplaşmış bilgilerle değil kendi deneyimleri ve hissettikleriyle nakletmesi kitabın en cazip yanı. Kendi adıma özellikle “Panteon’un Öyküsü” ve bir tiyatrosever olarak “İçinden Sahne Geçen Yazılar” bölümlerini ayrıca beğendim.