
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Bir Gecelik Sonsuzluk - Cowboy For Every Mood #14
--> https://ayakliikutuphane.blogspot.com.tr/2016/07/bir-gecelik-sonsuzluk-maureen-child-ask.html <-- Bir Gecelik Sonsuzluk da Sadie ve Rick birgece beraber oluyorlar ve ertesi gün herkes kendi hayatına geri dönüyor. Ancak o gece daima hatırlanır cinsten. Sonra Sadie o gecenin hatırası olarak hamile kalıyor. Sonra aradan üç yıl geçiyor da sonra tekrar karşılaşıyorlar da falan da filan da yani. Şimdi olan hakkını da yemek istemiyorum kitabın. Bazı kısımları gerçekten keyif vericiydi -özellikle Saide ve Rick'in atışmaları, inatlıkları- ama okunmasa da olur yani. Çok daha iyi kitaplar olduğuna inanıyorum. ---------- "Bir türlü pes etmiyorsun değil mi?" "Ben bir bahriyeliyim tatlık. Asla teslim olmayız biz." "Tanrım, niye bu kadar inatçısın?" "İstediğim bir şeyi gördüğüm zaman gidip onu alırım." "Neden ben?" "Oh, kendine şöyle bir baksana, çok güzelsin, zekisin, çok seksisin ve oh, evet, çocuklarımın annesisin." ---------- "Aman Tanrım, çok güzelsin." dedi Rick. Sadie kızardı. "Evet, çünkü bu sezon gözü yaşlı kızlar çok moda."
Baskı: Aşk Ruleti
--> https://ayakliikutuphane.blogspot.com.tr/2016/07/bir-gecelik-sonsuzluk-maureen-child-ask.html <-- İkinci olarak da; Aşk Ruleti. Bu seferde olay güven problemi yaşayan bir adam üzerinde. Olayın anlatılacak bir tarafı yok aslında. Olayın bir kısmı Las Vegas da geçiyor. Ayrıca Vegas için ne denir? Vegas da olan Vegas da kalır bebeğim. Neyse. Bu kitap güzeldi. Böyle bir saat kafa dinlemek için okunur bir kitap. -Zaten sayfa sayıları 112'yi geçmediğinden 1 saatte rahatlıkla okursunuz.- Sevmediğim tek kısım bir olayın neticesinde Sebastian'ın, Missy'e davranış şekliydi. Sevmemekten çok aşırı saçma geldi. "Bu kadar tepki ne mana?" dedim yani. Gene de Bir Gecelik Sonsuzluğa göre daha hoş bir kitaptı.
Baskı: Kara Gönülçelen (Royal House of Shadows, #1)
Kara gönülçelen... Kitap gerçekten de adı gibiydi. Karanlık ama seni nasıl cezbedeceğini iyi biliyor. Gena Showalter'dan daha önce kitap okumadığımı ele alırsak -ki bu bir hata hemen diğer kitaplarını okumalıyım- kitap çok rahat ve akıcıydı. Gerçekten kalemi rahat yazarımızın. Kitaba dönecek olursak rahatsız olduğum tek bir kısım vardı. "Benim..." Şu kelimeyi o kadar kullandılar ki birbirlerine. Kitabı sarsıp "Yeter o senin sende onunsun anladık. Aa~" dedim yani. Ki bu kısmı dışarıda yaptığımı da demeden edemeyeceğim... Devam edelim. Hikayeden biraz bahsedeceğim. Jane Parker bir bilim insanı. Bildiğin zeki kadın. Yaşıtlarından önce okulunu bitiriyor. Çok çeşitli deneylerde bulunuyor derken ailesiyle bir trafik kazası geçiriyor. Bu kazada annesini babasını ve kardeşini kaybediyor. Kendisi de uzun bir süre hastanede yatıyor. Bu süreçte oldukça acılı geçiyor. Nicolai ise Elden Krallığının varis Prensi. Bir vampir. Oldukça kıskanç ve yakışıklı bir safkan vampir ama öfkesi tüm dünyasını yakabilecek seviye. Sevdiği birini korumak için öfkesine yenilmekten hiç vazgeçmiyor diyebiliriz. Kitap da güzel olan şeylerden biri de gizem yeterince dozundaydı. Abartılmamış ya da az kalmamış. Tam dozunda derler ya o alaka yani. Neyse sonuç olarak kitap canavar -devler, periler, kurtlar, kötü kalpli cadılarla- dolu. Ve sürekli olarak bir hareket halindeler. Bu da oldukça atraksiyon dolu demek. Ben kitabı yaklaşık olarak 5 saatte bitirdim. Yani bir gün boyunca elinizden bırakmadan rahatlıkla bitireceğiniz bir kitap. Alıntılaar: ---------- "Benim olan," diye fısıldadı Nicolai, Jane'in kulağına. "Güvendesin." (O an ben bile kendimi saçma bir güven duygusunda buldum.) ---------- "Devlerin tutsak ettiği şu kadınlar özgür kaldıkları için çok minnettarlardı. Ortalığı temizlemek ve sana bu elbiseyi hazırlamak için bir süre kaldılar." "Bu çok nazik bir hareket." "Bir de teşekkür olarak bana kendilerini sunmayı teklif ettiler." "Ne? Duvarları tekrar onların kanlarıyla boyayacağım," dedi Jane hiddetle. ---------- "Evet," dedi Nicolai, büyük bir kararlılıkla. "Bunu yapabilirim." "Öyleyse dilini şeytanın ağzına sokma işinde sana başarılar dilerim."
Baskı: Alacakaranlık (MacGregor Ailesi, #6)
Her zaman bir daha fazla vardır. -> https://ayakliikutuphane.blogspot.com.tr/2016/06/alacakaranlk-nora-roberts-macgregor.html <- Söylemeliyim ki Nora Roberts benim favori yazarlarımdan birisi. Yazdığı kitabı arkasına bile bakmadan alır okurum net! Ve bu kitap benim ilk Harlequin'im oldu. Bundan sonra da devamı gelir. -Büyük bir ihtimal.- Devam edecek olursak Serena tam sevdiği karakter tanımına uyuyordu. Hırçın, güçlü bir vahşi kedi. Sevdiklerini korumak için tüm hayatını feda edebilecek kadar da sadakatli. Küçük bir çocukken en büyük sınavını karşına çıkartıyor hayat. Serena ile beraber ben de yıkıldım. Nora'da bu da var. Kadın öyle bir yazıyor ki sanki olayı sende hissediyor sende yaşıyorsun. Gerçekten hayran olduğum bir yazar kendisi. Neyse işte Brigham ise aşkının peşinde koşan güçlü bir Kont. -Ah Lordum-. Kendisi bir yarı İngiliz ama yarı da bir İskoç. İlk aşkını fark eden Lordumuz oluyor. Bunun içinde epey sarf ediyor. Sonunda da başarılı oluyor ama neler çekmiyor ki. Birde Parkins var. Brigham'ın uşağı. Kendisini tamamen Brigham'a adamış birisi. En sevdiğim kısımlardan bir tanesi de Brigham ve Parkins'in diyologları oldu. Parkins tam bir düzen hastası. Aslında kendisi tamamen Brigham'a değilde Brigham'ın kıyafetlerine adamış da diyebiliriz. ^^ Kitap da en beğendiğim nokta ise aile ilişkileriydi. Birbirlerine bir o kadar yakın ve bir o kadar bağlı bir aile MacGroger'lar. Kocaman ve içinde mutlu olmaktan kendinizi alamayacağınız bir aile. Neyse sonuç olarak kitabımız güzel akıcı ve kafa yormayan bir kitap. Yer yer heyecan ve aksiyonlu yer yer ise romantik ve sıcak. Alıntılar ------------------------------- "Ah bir hançerim olsaydı..." "Sen anlatmaya devam et, ben hayal ederim," diye Brigham nefesini yavaşça bıraktı. ------------------------------ Brigham alçak ama otoriter bir ses tonuyla, "Sana burada kalmanı emrediyorum." dedi. "Emrinize uymayacağım için üzgünüm lordum, ama benim işim sizin yanınızda olmak ve öyle yapacağım." Brigham gözlerini kıstı "Seni şuan kovabilirim, Parkins" Parkins'in çenesi hafifçe titredi. "Bu sizin takdiriniz Lord hazretleri, ama sizinle geleceğim." "Gözün çıksın Parksin!" ----------------------------- "Bu konuda ne yapmak niyetindesin?" Brigham sözlerinin duyulduğunu o anda fark ettim. "İznin olursa, onunla evlenmek istiyorum." "Ya olmazsa?" Brigham sakindi. "Her halükârda, onunla evleneceğim." ------------------------------ Serena gülümsedi. "Biz evliyke başka birini metres tutarsan, onu öldürürüm. Sonra da seni öldürürüm ve seni daha vahşi şekilde öldürürüm." Brigham güldü. "Beni öylesine tüketiyorsun ki, bir de metresle uğraşamam." ----------------------------- Alacakaranlıktı... Birlikte rahibe doğru döndüler, kutsandılari yemin ettiler.
Baskı: Melek (Melek, #1)
Benim kitap hakkında ki duygularım şu; evet kitap güzel ama öyle ahım şahım bir yanı yok. Kitapta aksiyon var. Evet fantastikte oldukça iyi işlenmiş. Ancak bunlar bana yetmedi gibi geldi. Neyse konu detayına girersek. Kitapta en sevdiğim nokta meleklerin kötü olmasıydı. Çoğu melekli kitaplarda iyilik timsali olduklarından bu kitap da tersi olması farklıydı. Artı 1 puan. Söylemeden geçemeyeceğim. Bazı sayfalarda yazara da gıcık olmadım değil. 3 sayfada da konuşmaların hepsini de 'hmm' ile nasıl başlatmayı nasıl becermişse artık. Pes yani. "Artık yeter kes hmm demeyi" diyecek potansiyele çıkmıştım! Neyse!.. Bu meleklerin kendi dünyaları çökmek üzere olduğu için dünyaya dadanıyorlar ve burada insanların enerjileriyle besleniyorlar. Beslendikleri de yetmiyormuş gibi insanlarda türlü türlü -kanser türleri, kalp hastalığı, sürekli yorgunluk vs.- hastalıklara neden oluyorlar. Hatta tek etkileri de bu değil. İnsanlar üzerindeki bir diğer etki ise meleklere karşı duydukları derin sevgi. Bu duruma da Melek çarpası deniyor ve melekler yalnızca beslendikleri kişiye görünür oluyorlar. Bazı -eğitim almış- insanlar bu melekleri görebiliyor ve onlara karşı savaşıyor. Bu insanlara da MK yani Melek Katili deniyor. Oldukça azınlık bir gruplar ne yazık ki. Karakterlere geçersek Willow oldukça sıradışı bir kız. -azınlık grup olan- arabalarla ilgileniyor. Sevmekle kalmıyor tam bakım bile yapabiliyor. Hatta sesten sorunun nerede olduğunu bile söyleyebiliyor. Aynı zamanda kız medyum. Gücün kaynağını ise -başlarda- kimse bilmiyor. Daha çok kimse -geleceğini okutmayan kimse- ona inanmadığı için sorgulamıyor. Çok güçlü bir karakter olduğu söylenemez ama yaş ve durum itibari ile kızın hakkının da yenmesi doğru olmaz. Alex... Alex bir MK. Geçmişi acılarla dolu. Çocukluğunu melek katili olabilmek için eğitimler alarak geçirmiş. Bu nedenle de neredeyse hiç okul deneyimi olmamış. CIA 'in melek projesinde çalışıyor. Ona verilen son görev ise Willow'un öldürülmesi yönünde. Ancak Alex bir farklılık olduğunu -daha doğrusu bir yanlışlık olduğunu- düşünüyor ve kızı takibe alıyor. Çok geçmeden meleklerin bu kızdan kurtulmak istemesinin nedeni ortaya çıkıyor ve Alex de Willow'u korumaya karar veriyor. Beraber meleklerden ve melek aşıklarından kaçmaya çalışarak güvenli -sandıkları- yere doğru yolculuğa çıkıyorlar. Sonuç olarak kitabın olayı bundan ibaret. Aslında kitabı okurken heyecan hissediyorsun, elinden bırakmak istemediğin zamanlarda oluyor ama kitap bittikten sonra bitiyor o heyecanda. Kitabın sonlarına doğru bazı şeyler oldu bittiye geldi gibi hissettim hatta. Alıntılar: ------------------------ Alex şaşırmıştı. "Tabii güzelsin. Seni ilk gördüğümde, üzerinde pembe bir pijama altıyla gri bir tişört var ve kahve yapıyordun... Gözlerimi senden alamadım." ------------------------- Güçlükle yutkunarak parmağımla dudağına dokundum. "Beni çok mutlu ediyorsun ve tek istediğim hayatımın geri kalanını seninle geçirmek, demeyi öğretebilir misin?" Alex'in gözlerindeki bakış o kadar tatlıydı ki bayılacağımı hissettim. "Sana daha önce öğretmiştim, anımsadın mı?" dedi. Başını eğip beni öptü ve dudaklarını dudaklarımdan ayırmadan konuştu. "Te amo, Willow."
Baskı: Aşka Karşı Koyma (Beau Monde, #4)
http://ayakliikutuphane.blogspot.com.tr/2016/06/aska-kars-koyma-samantha-grace-beau.html Zaten arka kapakta olayın çoğu anlatılmış. Bir tek konuşmaları okusanız kafi diyebilirim. Gene de eğlenceliydi. Leydi Vivian 7 yaşında ailesini bir kazada kaybetmiş ve abisi tarafından büyütülmüş. Ancak abisi evlenince yengesi yüzünden kuzeninin evine yollanmış. Foxhaven Dükü Luke ise macera ve heyecanı servetiyle beraber gelen bir geline değişmek istemiyor. Ancak çıplak yüzen bir su perisinin müstakbel eşi olduğunu öğrendiğinde ise bir şeyler değişmeye başlıyor. Ancak Luke biraz inatçı. Güzelliğinden büyülenmiş olsa da Vivian'dan kurtulmakta kararlı. Ona koca bulacak kadar. Ne kadar kabul etmek istemese de onu gölde gördüğünden beri bir şeyler değişmeye başlamıştı. Yazarın kalemi rahat ve akıcı. Alçak Adam kitabını da severek okumuştum. Bunu da severek okudum. Sevmediğim demeyeyim de hoşlanmadığım tek yeri sanki olaylar ilerliyor ilerliyor ama bir yer de bir heyecan düşmesi oldu bende. Gene de sıkılmadan bir günde bitirdim. Sonuç olarak romantik ve sıcak bir kitaptı. Tamam. Elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap değil. Yani demem o ki kitabı okurken "İnanamıyorum. Ee sonra ne olacak?" tarzında cümleler söylemezsiniz. Ama boş geçen bir günü doldurmak için ideal kitaplardan bir tanesi kendisi. Alıntı kısmıyla devam edelim... Luke: Su perisi misiniz, yoksa aşırı faal hayal gücümün bir oyunu mu? Vivian: O zaman ben onları sizden koparmadan önce ellerinizi üzerimden çekin. Vivian: "İki kişilik oyun bu," dedi Vivian."Siz bana dokunursanız ben de size dokunurum." Luke: Yüce İsa, masumiyeti kendisini zamparaların en kötüsü gibi hissettiriyordu. Aklından geçen her düşünce müstehcendi. Luke: "Sadece sen bir hayvanın duygusal durumu ile ilgilenirsin." Luke sıkıca sarıldı ve burnunun ucundan öptü. "Bir de sana neden delice âşık olduğumu merak ediyorsun."
Baskı: Romantik Vampir
Sanırım bu puanı verdiğim ilk kitap -o da beni güldürdüğü için- .Şey evet bazı yerleri komik ancak daha ilgi çekici ve daha entresan kitap okumak varken neden vaktinizi kaybedesiniz ki!
Baskı: Başmeleğin Gözdesi (Lonca Avcısı, #3)
Harikaydı... Evet genelde yorumlarıma bu şekilde başlamam ama bu kitap bir istisna. Gerçekten ne kadar etkilendiğimi anlatamam sanırım ancak biraz fikriniz olması açısından anlatmaya çalışacağım... Öncelikle bunun yeri bende ayrı ki kitabın çıktığını doğum günümde bir arkadaşımın hediyesi olarak öğreniyorum. Yaklaşık 1 aydır -hiç sormayın korkunç bir duygu- kitap okuyamadığım ve haberleri takip edemediğim için bilmiyordum. Sanırım hayatımda aldığım en güzel hediyeydi. Şuan bile o zamanı hatırladıkça heycanlanıyorum. Konudan saptım genee... Gelelim olaya. 2.kitaba göre daha atraksiyonluydu bence. Ve bu sefer ikisinde de o aşkı derinen hissettim. Tekrar bir konu sapması yaşayacağım... Kitabın arka yazısına bittiğimi de söylemeliyim. Ah lütfen kitap ile alakalı bitmediğim bir nokta yoktu... Konu geri dönüşü... Öncelikle Elena'nın ailevi meseleleri ve kardeşleriyle olan durumları. Şey spoiler vermek istemiyorum o yüzden burayı es geçeceğim. Aynı zamanda babasına gıcık olan varsa bu kitapta daha da gıcık olacağına eminim. Çok karmaşık bir yazı olduğunun farkındayım bunun için üzgünüm... Ancak nedeni kitabın bende bıraktığı etkisi -1 ayı geçmesine rağmen artık siz düşünün- ... Evet parmak basmak istediğim bir olay daha var. Yaratılan melek Elena artık daha çok halkın arasına karışıyor ve ailesiyle alakalı da çok enteresan bir bilgi ortaya çıkıyor. Hem de tam kitabın sonunda. Yani 4. kitabı mumla arıyorum desem yeridir. Bu kitabın üzerine tahminen 6-7 kitap okumuşumdur hala aklımda o cümleler... "Hadi canım ne diyorsun! Yok artık cidden mi?" Eveet gelelim en sevdiğim yere. Alıntı kısmım ^.^ ----- Elena : "Kalbim onun elinde V. Ona ihanet edecek hiçbir şey yapmam." Vivek : "Hep merak ederdim bu kalkanı kim delecek diye. Öd koparan bir başmelek olacağı belliydi." ----- "Kendine dikkat et Rapheal. Bir avcıya aitsin." -----
Baskı: Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar, #4)
Eveet bu kitapta bitti. Öncelikle kitap güzel ama ilk 3 kitaba göre biraz şey geldi. Şey işte... Neyse bu kitapta en sevdiğim nokta sadece Clary'nin gözünden yazılmayıp -neredeyse- tüm karakterlerin gözünden yazılmış olmasıydı. Hatta en sevdiğim yer Magnus ve Alec arasında geçen diyaloglar bile diyebilirim. Kısaca bir kitapta arayacağınız her şey var. Entrika, -en sevdiğim *.*- kara büyü , mecera ve heyecan yüklü bir kitap...Okuyun pişman olmazsınız. ^.^
Baskı: Lanetli: Ölümsüz Aşk Hikayeleri
okunsa da olur, okunmasada =.=
Baskı: Artık Benimsin (MacLean Curse Serisi #1)
Aslında eğlenceli samimi ve sıcak bir roman. AMA; sonu o kadar acaleye getirilmiş hissi yarattı ki tüm sempatimi yitirmeme neden olacaktı. Gene de kitabın komik ve eğlenceli olması okurken ki o insanı darlayan bunaltıcı havası yoktu. Yani sıkılmadan okuyabileceğiniz bir roman... Kitapta en sevdiğim şey sanırım MacLean ailesinin diyaloglarıydı. Tavsiye ederim. Okumayı düşünüp de kararsız kalan varsa düşünmeden okusun diyorum ben. ^.^
Baskı: Bir Hayalin Peşinde (Lucky Harbor, #5)
Evveet... Korucu Seksi Tavşanla tanışmak çok keyifliydi. kitabın varlığından haberim olduğu gibi kendimi kitapçıya atıp bu kitabı almak için verdiğim onca zahmete değer olduğunu düşünüyorum. Eğlenceli, yüzünüzde bir gülümseme ile bitirebileceğiniz bir kitaptı. Ve ek olarak buradan tüm çikolatakoliklere selam olsun... *-*
Baskı: Sırılsıklam Aşık (Lucky Harbor, #3)
Diyebileceğim tek şey çok çabuk bitmiş olması. Şey yada bunu Sawyer ve Chloe'nin hikayelerini daha çok okumak istediğim için söylüyor da olabilirim. Netice de güzeldi ve yüzünüzde bir gülümsemeyle bitirebileceğiniz bir kitaptı. Eğlenceli, komik ve aşık doluydu. Tavsiye ederim ^.^
Baskı: Reklam Aşkı
Samimi ve sıcak bir roman. Ama okumaya başladıktan bir süre sonra konuyu anlayınca biraz fazla mı uzatılmış ne diye düşünebilirsiniz. Ayrıca Sean-Hope hikayesinde biraz daha okumak ve ne olduklarıyla alakalı küçük bir ipucu da harika olabilirdi. Neyse uzun lafın kısası romantik bir kitap. Boş zamanınızda veya canınız sıkkınken okunabilecek bir kitap.
Baskı: Başmeleğin Öpücüğü (Lonca Avcısı, #2)
Çok heyecanlıydım. Kitabın çıktığını biraz -evet biraz fazla geç- öğrenmiş olsam bile öğrendiğim gibi soluğu kitapçıda aldım. Düşünün ilk kitabın etkisi, 2. kitaba olan merakımı. Neyse efenim aldım başladım okumaya. Okudum okudum... Sonlara gelirken beklenilen savaş hani diyorum nerede. Bu kitapta beni tatmin etmeyen tek şey savaşın hemen bitmiş ve sona çok çabuk gelinmiş olmasıydı. İnsan daha bir alengirli savaş beklerken bulduğuyla tatmin olma sorunu yaşıyor. Neyse netice güzel miydi? EVET! tavsiye eder miyim? Kesinlikle EVET! Ve ve alıntılarıma yalnızca şunu eklemek istiyorum ^.^ "Bıçaklar," diye fısıldadı Rapheal, "ve kınları birliktedir. Ve senin kının sadece benim bıçağımı alabilir."
Baskı: Tanrıça (Tanrıça, #1)
woow. kitabın sonlarına doğru "ne oluyor buradaa??" demeden edemedim. mitlere daha fazla yer verilmesini isterdim ancak bu şekilde de enfes olmuş. Okumayan varsa durmayın başlayın.
Baskı: Delidolu
Kitabın sonunun beni tatmin etmemesi dışında evet eğlenceli ve hafif bir romandı. kafa dağıtmak için okunulabilir.
Baskı: Meleklerin Kanı (Lonca Avcısı, #1)
Okuyalı bayağı olmasına rağmen kitabın ismini duymam derin bir nefes alıp kalbimin sıkışmasına neden oluyor. bunun tek nedeni de yok. kitap başlı başına bir şaheser bana göre. hani bir kitap yada film vardır tekrar tekrar izleyip okusanız da sıkılmazsınız ya, bu kitap da tıpkı onun gibi. Hiçbir şekilde yabana atılmayacak ve bekletilmemesi gerek bir kitap. Eğer okumuşsanız ne dediğimi eminim ki anlamışsınızdır.
Baskı: Cüretkâr
Başlangıcının güzel ve heyecanlı, ortalara göre durağanlaştığını ve sonlara doğru tekrar hafif bir heyecan yarattığını hissettim. Eğlenceli çerezlik kafa dağıtmak için uygun bir kitap.
Baskı: Dikkat! Aşk Çıkabilir
Eğlenceli, romantik ve bir çırpıda bitebilecek bir roman. Bence fazla beklemeden okuyun
Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)
Sonunda bende Deryal ile tanıştım. -tanıştığım gibi de haremime alıyorum kendisini- Neyse efenim yoruma geçmek gerekirse; eğlenceli ve heyecanlı. Deryal'ın eskiden psikopatik takıntılı olduğu şeylere bittim. Gerçi kitap bitince de bende bittim. Neden yaa dedim. Neden devam etmedi. Konusunu sevdim, her şeyini sevdim. Önereceğim kitaplar arasındadır. Alın okuyun pişman olmazsınız!
Baskı: Ahlaksız Ritim (Sinners on Tour #4)
Bu seride en sevdiği en eğlendiğim ve en en en... kitaptı bu sanırım. Gerçekten Eric ile ilgili daha fazla şey öğreniyorsunuz. onun sevimliliğine -aynı zamanda çekimine- nasıl karşı koyulabilir ki! Gerçekten okurken nasıl okuduğumu hatırlayamıyorum. başladım ve bir anda bitti. Okuyun! okuyun! okuyun...
Baskı: Ateşli Bilet (Sinners on Tour #3)
Sessiz ve geri planda kalmaya özen gösteren birinin ön planda ve ana karakter olduğunu düşünün. insan merak etmeden duramıyor. Gerçekten kitabı okurken eğlendiğimi hissettim. Jace'in yaşadıkları o kadar acı çekmesi ve hala da acıya ihtiyaç duyması... Yaşadığı ve yaşşattığı pek çok şey...
Baskı: Tutkulu Notalar (Sinners on Tour #1)
Başlamadan önce pek çok yorumunu okuduğum için korka korka başladım. Yani rahatsız olduğum yerler oldu ama kitabın bütünü beni o kadar tatmin etti ki fazlagözüme batırmamaya çalıştım. Kitapta en çok beğendiğim ve sizin beğeneceğiniz kısım grup üyelerinin birbirleri ile olan diyalogları.