bey_za
@bey_za

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Karanlık Zihinler (The Darkest Minds, #1)

Yazarın yaşını da hesaba kattığımda ortalama bir kitap, sıradan bir distopya. Tam olarak çözemediğim bir tutukluk var, kitap olması gerektiğinden çok uzun ve biraz daha fazla diyalog olmasını beklerdim. Seriye göre değerlendireceğim kitaplardan oldu maalesef :/

Baskı: Eksik Parça (Mara Dyer, #1)

Bunu. Tahmin. Edemedim. Evet, gerçekten yazarın iyi şaşırttığını kabul etmem gerek. Hayal kırıklığı, bir kitapla geldiyse hatırı sayılır bir süre boyunca tüm yaşam enerjim üzerinde yıkıcı etki yapabiliyor. Bu seri için yapılan yorumlar da beklentiyi kapaklarının üzerine haliyle iyice şişiriyor. Birkaç bölüm okuduktan sonra ben de sevmeyenler tayfasına katılacağımı düşünerek rafa kaldırmıştım ki; yine uzun metro yolculukları sayesinde bir kitap daha okundu :) Bazı şeylerin eksikliğini yazarın acemiliğine bağlıyorum; ama şimdiden gördüğüm müstehzi kırıntılar gerçekten hoşuma gitti :) Her neyse, çoğunluk kadar bu kitap için aman aman bir şeyler göremesem de kimsenin spoiler'a girmesin diye söyleyemediği fantastik gizem ilgi uyandırıcı diyebilirim ve zaten o gizemin de ancak bir kısmı aralanabildi bu kitapla. Bu yüzden seri olarak daha çok hoşlanabilirim diye ümit ediyorum :) *Söylemezsem olmaz; o nasıl abidir lan! Tam kararında, ben de istiyorum ^-^ gsjdbhkl

Baskı: Cadıların Keşfi (Ruhlar Üçlemesi, #1)

Düzenleme: Yorumumu bir daha okudum da çok olumlu olmuş ve bu puan (8) da buna fazla. Kitap hakkında tek hatırladığım, yatmadan önce okuyunca uykumun kolay gelmesini sağlaması. Aşırı uzun, şimdilik seriye devam etmeye değmez diye düşünüyorum -.- Biraz sınavlar yüzünden de okuması uzun sürdü ama kitabın bu kadar da uzun yazılmasına gerek yoktu ki.Ancak 300 küsür sayfadan sonra asıl olaylar başlayabildi. Çok fazla altını çizdiğim kelime oldu. Genetik, simya, tarih daha bir sürü alan hakkında genişçe bilgi edinebilirsiniz. Hatta benim birkaç kaptığım Fransızca sözcük de oldu :) Bu kitaba başlayanlar için; 300'lü sayfalara gelmeden sıkıldım deyip de bırakmamanızı tavsiye ederim...

Baskı: Çarpılma (Çarpılma, #1)

Kitabın ana merkezinde iki kişinin birbirine karşı duyduğu hisler var. Her şey -bana göre- bunun üzerine dönüyor. “Dur şunlar daha çok acı çeksin de daha çok birbirlerine ihtiyaç duysunlar, ni ha ha... ” Üç günde azıcık gördüğün biriyle bu ne samimiyet! Benim için kültür farkını da hesaba katsan kurtarmaz, tam yüzünün ortasına bir dirsek geçirmelik... Tamam, hadi bunlar aşka paldır küldür düşmüş olsunlar dedim. Yine yorumumun başında söylediğim şeye döndük. Bir insan böyle bir şey öğrendikten sonra öyle davranamaz ya! Gerçekten bayıldığım noktalar, aşık olduğum cümleler var diyebilirim; ama yazar bunları ortaya çıkarmak için bu kadar her şeyi karıştırıp, gerçeklerden kopmamalıydı. Umutsuz'la benzerlikler var aslında; ama benim için kesinlikle bir Umutsuz'un tırnağı etmez...

Baskı: Mavi Büyü - (Bloodlines, #3)

Mead'in kitaplarında bir kural olsaydı ben bu kuralın şöyle olduğunu söyleyebilirdim: Yazar sırasıyla düğümler oluşturur ya da önceden oluşturduğu düğümleri okura tasvir eder. Sonra sırasıyla ya da bazen patır patır bunları çözer. Sanırım bu kitapta da böyle bir örüntü var; ama bunda düğümler arap saçına döndü, ben okurken çok bunaldım. Bu durumda düğüm diye bahsettiklerim bütünde sahip oldukları minik önemlerle çok fazla yer kaplamış. Okuma isteğimin söndüğünü belki söyleyemem ama gözlerimi parlatacak derecedeki heyecanımın kaçtığını söyleyebilirim. Bu da sanırım ilk iki kitabına tam puan verdiğim serinin bu kitabının puanını açıklıyordur :( En azından sonda olaylar toparlandı ve tüm bunlara rağmen yazar hâlâ hayata dair farkına varmadığımız güzel noktalar yakalamayı başarmış :) “Yaşamaya değer bütün hayatlar risklidir."

Baskı: Kanbağı - (Bloodlines, #1)

Yaklaşık iki yıl önce okumaya çalıştığım; ama Vampir Akademisi Serisi'ni üst üste hunharca bitirdikten ve Rose'la birlikte bu dünyayı o kadar benimsedikten sonra o zamanlar Sydney'ye alışamayarak rafa kaldırdığım kitabı şimdi büyük bir memnuniyetle okumuş, hatta fangirllüğüne başlamış durumdayım. Sydney'yi kasıntı bir tip mi bulmuştum? Evet, evet; ama şimdi onun o ciddi yanaklarını sıkmak istiyorum ^-^. Klasik her kitapta görebileceğiniz 18 yaşındaki bir kızdan çok çok farklı. Yaşasın 18 yaşında ama mantıklı kızlar klübü :) Bir dampirin gözünden baktığımız o dünyaya şimdi bir simyacının gözünden bakıyoruz ve sorunlar sandığımız gibi Son Fedakarlık'ta bitmemiş bulunmakta. Ve yeni bir aşk filizlenmek üzere, cidden ben de Adrian'a üzülmüş olsam da o kadar kafaya takmamıştım ama; şimdi la di da hi hi hi hiiiğ Yani şuna da bir bakın; •Aiden •Aaron •Adrian Bunların arasında sizce de bir ahenk yok mu? *-* :D Richelle Mead'in kurgulama yönünün oldukça sağlam olduğunu düşünüyorum. Aslında J. L. Armentrout gibi bu kadının da daha bir sürü serisi var; ama Artemis, DEX gibi sömürmeyi becerememiş. Her neyse, fantastik severler için kesinlikle önerilebilecek seriler - Hem Vampir Akademisi hem de Kanbağı. Belki biraz daha gençlere hitap ediyordur, orasını tam bilmiyorum, değişir. Ama benim gibi doğru zamanı tutturabilirseniz, siz de neden sevmeyesiniz? :) Bol kanlı günler efenim 👹

Baskı: Daimon (Melez Sözleşmeleri, #0.5)

Kitapla ilk önce tam bir etkileşime geçemedik, prequel okumak pek adetim değildir. Öhm tabii ki Aiden aşkı için bunu da yaptım; ama aradığımı buldum mu? Cıks. En azından geçmişten bahsederken mavi gözlü dedikçe he kızım anlat ben dinlerim dedim; ama yok. Aradığımı bulamasam da prequel'lere olan bakış açım biraz değişti diyebilirim. Gerçekten iyiydi. Alex'in yaşadığı aksiyona, drama -mı demeli?-, duygulara tanık olmaya değer. Seriye ilk olarak bu kitaptan başlarsanız belki daha iyi bile olabilir. Niiyse, ben gaza geldim gidip birkaç iblisi -yeniden- pıçahlamam lazım. Keyifli okumalar ^-^

Baskı: Beni Yakma (Bana Dokunma, #3)

“Sonuç olarak yaşadıklarımıza değecek. Bütün bir hayatı, bu anları yaratmak için kötülükle savaşarak harcamış olacağız." O kadar zamandan sonra sonunda bana distopyaları neden sevdiğimi hatırlatan bir kitap :) Üç kitabı da art arda okuma imkânım olsaydı, belki seriyi daha çok severdim. Kitap fazla kusursuzdu da benim gözüme mi battı bilmiyorum; ama bazı durumlar yapmacık geldi, Adam'ı tuttuğumdan değil; ama yazar bildiğin bu çocuğu harcamaya zorlamış kendini... Puan kırmamın tek nedeni bu, önce bunu belirteyim. Yazarın şiirsel, insanın içine işleyen bir yönü var. Her neyse; zaten Warner unutulacak gibi değil. Agapi Mou Aiden'dan sonra bir de My Love Aaron çıktı benim için ^-^ Distopya denemek istiyorsanız ya da arıyorsanız türünün biricik örneklerinden olan bu seriyi kesinlikle denemelisiniz :) “Hayat cümlesinde birbirine tutunmuş iki soru işareti gibi duruyoruz orada. Seçmediğimiz yaşamlara tutsak. Sanırım o zincirleri kırmanın zamanı geldi artık. "

Baskı: Kızıl Yükseliş (Red Rising Saga, #1)

Her şeyden önce, Açlık Oyunları'nın Mars'a konulmuş hali olduğunu kabul ediyorum. Açlık Oyunları'nı okumadım, filmlerinden bildiğim kadarıyla da yazar belki bu noktadan bir yola çıkmış olabilir- bu benim için kabullenilebir. Bazı olaylar da diğer seridekilere göre oluşturulmuş, bunlar devam ederse işte bu benim için kabul edilemez. Bir -özellikle kurgu- kitabın tam olarak içine girebilmeniz için geçen sayfa sayısı bu kitapta benim sınırlarımın ötesinde. Sanırım bir 200 küsür sayfa. Ben zaten başladım başlayalı kitabın başına konulan haritadaki isimler geçti mi diye her geçen garip isimde başa döndüm ve haritayı kullanabildiğim yerde (200 sayfa sonra) kitap akmaya başladı. Kitabı sevdim mi? Bütün olarak belki değil. Diğer kitaplarda Açlık Oyunları'nın gölgesinden çıkabileceği umuduyla hoşlandığım yönlerini düşünmeye çalışıyorum. Misal Sevro ^-^ Auuu :) Keyifli okumalar :)

Fangirl
6/1026.12.2015

Baskı: Fangirl

Okuduğum onca yorumdan sonra içime sindiremediğim başka bir kitap daha. Başlangıçta Stephanie Perkins kitapları tadında bir şey gibi gelmişti; ama sonra fos çıktı. Kısaca içeriğinden bahsedecek olursam; Cath ve Wren yatılı üniversiteye yeni başlayan ikizler. Bizim ana karakterimiz Cath ve fanfiction yazmakta, asosyal, ineklik seviyesine kadar çalışkan... Buraya kadar her şey normal, güzel. Sonra tam olarak nerede bozuldu, bilmiyorum. Ama sanırım sevmeme sebeplerim şunlar: ⚫️ Kızın asosyallik seviyesi: "Dışarı çıkmanın amacı nedir? Nasıl olsa yine eve geleceğiz." Kız bir ay kadar yemekhanenin yerini sormaya utandığı için çikolatayla yaşadı (abartı yok). ⚫️ Kızın yazdığı fanfiction ve orijinal kitaptan (tabii böyle bir kitap gerçekte yok) bölümler sıktı. ⚫️ Bir yerden bir yere zıpladı, e-kitap okuduğum için onda mı hata var dedim ama cık yok işte. Zaten sonunda da bittiğine inanamadım, sonuca bağlanmayan noktalar var daha - en azından benim için. Her neyse, Levi bu puanın tek sebebi. Beklentisiz okursanız, çerezlik kitap denebilir.

Baskı: Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the French Kiss, #2)

Anlatım tarzıyla birlikte açıkçası ben kitabı pembe gözlüklerle okumuşum gibi hissettim, böyle saf, masum aşklara bayılıyorum ^-^ Bir başka sevdiğim noktaysa; ana karakterleri değişen serileri okuyanlar bilirler. Bir önceki çift kitaplarda hep evli-mutlu-çocuklu -ve açıkçası bunu nasıl başarıyorlarsa itici bir hâlde, bana hep öyle gelmiştir- tasvir edilir. Bu kitapta da Anna ve St. Cláir'i de gördük. Bana olağanın tam tersine daha bi sevimli bile geldiler. Misal ben St. Cláir'e bir kez daha aşık oldum 😍 Cricket da bir değişik şapşikmiş 😋 👉Not: Kitap şimdiki zamanla anlatılıyor; ama arada bir geçmişe de gidince okuması bana o kadar da zor gelmedi 😆

Böğürtlen Kışı
6/1009.11.2015

Baskı: Böğürtlen Kışı

Sarah Jio'nun sıkı fanları olduğunu biliyordum. Tabii bir de ben okumazsam olmaz; ama ne zamandır pek yanaşmadım - ne fırsat oldu ne de ben istedim. Her neyse okuldaki bir adaşımın elinde sürekli bu kadının kitaplarını görünce -o da bir arkadaş tavsiyesi üzerine başlamış- dedim bir de ben okuyam. Böğürtlen Kışı'nı seçmem de kitapçılar çarşısındaki ya şundadır ya bunda hesabına dayanıyor. Şimdi kitap yorumuma gelirsek; Kitabın ortasına kadar yazarın yaptığının ajitasyon edebiyatı olduğunu düşünüyordum. Ki şu anda da düşüncelerimin pek değiştiği söylenemez. Sadece şu gizem işi başlayınca Sherlock Beyza'nın merakı uyandı. Sona gelene kadar annem yüzünden çektiğim Türk dizilerimizin de verdiği düşünme tarzıyla ben daha güzel senaryolar yazdım, bu çok sıradan olmuş :D Ama yazarın diline lafım yok; oldukça basit. Sadece karakterlerin hareket tarzı, bazı konuşmaları beni bitirdi. Hangi naneye ağlayacağım da hiç belli olmuyor, sonlarda biraz içim cız etmiş olabilir. Sonuç olarak; Tavsiye edilebilir bir kitap olup olmadığına hala karar verebilmiş değilim; ama bir daha yazarın kitaplarına para vereceğimi zannetmiyorum - öğrenciyiz sonuçta o değerde değil. Arkadaşlardan okunabilir. Ya da zaten bu iş böyle olmayacak, sınavlardan sonra millet zengin koca bulacam diyor ben de matbaacı :D

Baskı: Demir Şövalye (Demir Periler Serisi, #4)

Kitabı özetleyebilecek tek kelime: gereksiz.

Baskı: Kan Giyinmiş Kız (Anna, #1)

Bir hayalet avcısı ve hayalet arasındaki romantizmi de barındıran gerilimli fantastik bir kitap. Sadece birazcık gerilim var diyebilirim, pek korktuğumu söyleyemeyeceğim. Ama tabii bunu söyleyen kızın hayallerinde adli tıp biyoloğu olmak var, siz bunu da hesaba katın :) Hayalet avcımız - Cas - oldukça cesur baştan bunu kabul ediyorum; ama bence bir kıza göre cesur denir buna. Keşke hayalet avcımız kız, hayaletimiz erkek olsaymış :/ Değinmek istediğim bir başka nokta; kitap kapağı! Bu bizim yayınevlerindeki özgüveni ben anlamıyorum, anlayamıyorum. Anna ve elbisesi ne de güzel uymuş ama di mi!

Baskı: Her Gün (Her Gün, #1)

Bilinçli bir şekilde herkesin kendi süzgecinden geçirerek okuduğunda (özellikle genç yaştakilere) hayatın farklı noktalarını gösterebilecek değerli bir eser olduğunu düşünüyorum. Okumak için okuyarak, kendinizi akıntıya bıraktığınızda olmamanız gereken yerlere sürüklenebileceğiniz konusunda da uyarıyorum. Kitap hakkındaki genel görüşlerime gelecek olursak; iyi bir fikir -sağlam bir temel- üzerine kurulu yamuk bir inşaat görüyorum :D Mantık hataları, insanın içine sindiremeyeceği noktalar var; ayrıca havada bitti. Yazar gelişme bölümünde tökezlemiş. Her şey aynı kısır döngü üzerinde. Seriymiş; umarım en azından devamında fantastik yönü belirginleşerek toparlar. Hep olumsuz özelliklerini sıralamışım, yanlış anlaşılmasın. Beğendiğim çok fazla söz vardı - kitap post-it'lerle doldu :) Hayatı tek bir pencereye bağlı kalmadan görebilmeyi dileyenlere...

Baskı: İşgalci (Yabancı, #2)

A-şık oldum be! :) Okuduğum uzaylıları konu edinen -yanılmıyorsam- üçüncü seri. Ama buna rağmen ilk defa Dünya dışına çıkabildim *-* - peh be :P Biraz psikopatça belki; ama devam kitaplarında karışsın ortalık, savaş falan çıksın istiyorum ben gshsj Ayrıca eğlence ve bol bol kıkırdayabileceğim bölümler içeriyor, daha ne olsun tam benlik! Aklımda filmi de canlanıyor, lütfen Hollywood şuna da bi el atıver ^-^ Sanırım takabileceğim tek kulp - kahraman anlatıcı bakış açısıyla yazılsaymış ekstra eğlenceli olabilirmiş :/ Astronomi ya da uzaylı sevgili hastalarına özellikle tavsiye edilir :))

Siyah Damar
10/1024.08.2015

Baskı: Siyah Damar

Beni en çok etkileyen, olabilecek tüm yönleriyle sevdiğim kitabımı buldum ^-^ Bu kitaptan sonra ileride sevebileceğim adamın mesleği birdenbire cerrahlık oldu; daha ne diyebilirim ki :) En sevdiğim kitap dedim; ama sen nasıl bir yazarsın kadın! Tarryn daha iyisini yapana kadar en iyisi bu :))

Baskı: Şampiyon (Efsane, #3)

Güzelim seriyi pembe diziye çevirmiş yazar! Gerçekten bayıldığım yönleri var - Daniel misal *-* ; ama bilmiyorum, sıkıldım ben.

Baskı: Dikkat Vücudunuz Konuşuyor

İzgören; nadir sıkılmadan okuyabildiğim kişisel gelişim kitaplarına imza atan bizden biri. “Kimseniz, o olun ve doğallığınızı koruyun; ama bunları da mutlaka bilin! Yarın öbür gün size uygulamaya kalkacak bir züppeye karşı gerekebilir!" (syf. 203) Yazarın bahsettiği “bunlar"sa; bizim her gün karşılaştığımız ve farkında olmadan kurban gittiğimiz otorite oyunlarını, bu tür şeylerin uzmanı olup da bu bilgileri bizim üzerimizde kendi çıkarları doğrultusunda kullanan çakalları, insanlarla olan günlük ilişkinizde kolaylık ve farkındalık sağlayan bilgileri ve nicelerini içeriyor. En çok sevdiğim yönüyse; Amerikan yazarların kişisel gelişim kitaplarını okuduğunuzda -sıradan bir insan için- mutlaka bir “neyden bahsediyor bu?" noktasına varıyorsunuz. Ahmet Şerif İzgören'se okurla konuşur havasında bahsettiği araştırma yurtdışı kaynaklı bile olsa kendi kültürünüzde olan şeylerle açıkladığı için böyle bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Tavsiye edilir...

Baskı: Hayatı Bütün Kalbinle Sev

Kitabımızın orjinal adı: When Doubt, Add Butter (Şüphe Duyuyorsan, Tereyağı Ekle - syf. 173) İsmi zaten içeriğine göz kırpan şirin bir şey, niye orjinaline sadık kalmazlar hiç anlamıyorum! Bulduğunuz da bir şeye benzese bari; ben bile daha uygununu buldum: “Hayırlısı Be Gülüm!" ;) Okumak isteyenler için içeriğinden bahsedecek olursak; Gemma -otuz yedi yaşında- haftanın her günü farklı kişilerin evlerine giderek çalışan özel bir aşçı. Aşk hayatından yana nasibini almış; yani herhangi bir beklentisi yok. Kitap boyunca bolca yemek betimlemelerine hazır olun! Açıkçası ben bu dünyaya yemek yapmak için değil yemek yemek için gelmişim; yiyecek isimlerinin - büyük kısmının - egzotikliğinden benim kafamda herhangi bir cisim canlanmadı; canlansaydı vay kitabın haline! Zaten sanki mübarek, yapraklı parfüm şişesi! Benim takıldığım birkaç nokta vardı tabii her zamanki gibi; mesela herkes kadına sarkıntılık yapıyor, kadın biraz rahat... İlk sayfalardaki Gemma'nın o umursamaz havasından bıkıp benim gibi yarım bırakmaya kalkmazsanız, kitap daha sonra toparlanıyor. Şaşırtıcı minik sürprizler, hoş ve alışılmadık bir aşk hikayesi sizleri bekliyor olacak :)

Baskı: Silber: Rüya Yolculuğu (Rüyalar Kitabı, #1)

“Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi” ni bu seriyi de seveceğimin teminatı görerek o kadar para verdim bu kitaba. Sonuç: Doğru Tahmin :) Öncelikle kitabın adı –Silber – Almancada “gümüş” demek. Arka kapakta geçen “Liv Silber” ismine dikkat etmeden, evin içinde silber, silber diye gezinen kızının ne dediğini merak eden anneme “Yayınevinin parası yetmemiş, bu kadar çevirebilmişler.” açıklamasında bulunmuştum. Tabii Pegasus ve parası yetmemek kelimeleri yan yana gelince adamı gülmekten taş eder. Silber –tabii ki de gerçek tahminim buydu ;) – bir özel isim; ana karakterimizin soyadı. Ve açıkçası kitaba adını verecek kadar niye önemliydi hala anlamadım; sanırım devam kitaplarında çözeceğiz. Herhalde çoğu kişi de yazarın ilk serisini göz önünde bulundurarak bu seriye yaklaşıyordur. O yüzden biraz onunla kıyaslama yaparak anlatmaya çalışacağım bu kitabı da. Her iki serinin de ortak olarak içerdiği şeyleri dört maddeyle özetleseydim; bunlar 1. Eğlence, 2. Heyecan, 3. Gizem ve 4. Masumane ilk gençlik aşkları olurdu. Bu tür bir kombinasyonun herkeste aynı tepkileri oluşturabileceğinden emin değilim; ama söz konusu on yedi yaşında tüm dünyası kitaplarla dönen bir kızsa gözlerinden kalp çıkartabiliyor. Olaylara gelirsek; Liv, yeni kaydolduğu okulun –tabiri caizse bir nevi F4 ’ünü– dört bal saçlı çocuğunu rüyasında bir mezarlıkta ayin gerçekleştirirlerken görür. Daha tuhaf olanıysa ne Liv bu çocukların hakkında ne de çocuklar Liv’in hakkında bir şey bilmediği halde rüyada öğrenilen bilgilerin gerçeklerle uyuştuğunun ortaya çıkmasıdır. Gizem ve bilmece hastası Liv’se bu durumu çözmeye kararlıdır ve bizleri de beraberinde büyülü bir rüya yolculuğuna çeker. İlk seride zaman yolculuğu, bunda da rüya yolculuğu gibi ilgi çekici konular işlenmiş diyebiliriz. Karakterlerin gerçek bir kişilikleri var ve sanki elinizi uzattığınızda dokunabilecekmişsiniz gibi o kadar somut hissedebiliyorsunuz. Hatta kedi Spot ve köpek Buttercup’a bile uzanabilseydim sevgiye boğardım :) Kitap boyunca gerçekten kıkırdamaktan, mutlu Pollyanna psikolojisine girmekten kendimi alamadım – çünkü böyle bir kitap var ve elimde; ama kitap kusursuz muydu? Tabii ki hayır. Beklenen o son olayın birden gerçekleşmesi ve daha birkaç minik eksiklik de nazar boncuğu olsun :/ Özellikle hayatın sıkıcılığından ve stresinden kaçmak isteyenlere tavsiye edilir :) -ALINTILAR- “Seninle birlikte rüya görmek çok hoştu, Liv.” “Gerçekte ya da rüyada olsun, bazı cümlelerin üzerimde karşı konulmaz bir etkisi vardır. ‘Aslında bunu sana söylememem gerek,’ de bunlardan biriydi kuşkusuz. ‘Bizden uzak dursan iyi edersin’ den hemen sonra geliyordu.” “Tıpkı aşık olmuş koyun gibi bakıyorsun.” "Atacağı her adımı uzun uzun düşünen biri, hayatı boyunca tek ayak üstünde durur."

Vazgeçtim
4/1020.07.2015

Baskı: Vazgeçtim

Mikemmel bi piremsesin başköşesinde oturduğu bu aşk üçgenine merhaba deyin! Karakterler kendi mükemmeliyetleriyle sahip oldukları mükemmel mülkiyetlerle mükemmel bir hayat yaşamaktadırlar. Sonra, amanın o da nedir? Bunların gönlü birbirlerininkine düşer ve ortada bir illuminati işareti oluşur. Bakın siz şu işe! Karakterler mutluluk balonunda zıp zıp zıplarken balondaki deliği farkederler ve bol acılı bir iniş olur. Açıkçası ben ticarî amaçlı bir kitap görüyorum. Ağğğ, mensur şiirler ve giriş dışında kitapta değerli bir şey göremedim ben. Olay örgüsü zayıf, her şey oldu bittiye gelmiş - yanlış anlaşılmasın yazarın anlatımı hızlı o ayrı; bir de karakterler “yapalım gitsin" havasında. Cümleler; “Ali ata bak." seviyesinde ve “-yordu" kipiyle yeni bir eziyet keşfedilmiş. Şu alıntıları okuyunca aklınızda ne canlanıyor? Koray, “He la, ben fabrikacıyım. Aha bu da fabrikatör arabasının yandan yemişi" dedi külüstürü göstererek. (sayfa; 91) Otoban kenarında kavun karpuz satan bir adamın tezgâhının önünde durdu. Arabanın kapılarını açtı, teybin sesini kökleyerek Ankara havası koydu ve karpuzcuya oynayacağız diye tutturdu. Karpuzcu sanki dünden razıydı, kalkıp oynadı Koray'la. İkisi şıkır şıkır Ankara havası oynuyor, gelen geçen arabalar onlara korna çalıyor ve el sallıyordu. (sayfa; 90-91) Benim aklıma direk Recep İvedik geldi :'/ İzleyenler Recep İvedik'in bu hâllerini hatırlar diye tahmin ediyorum. Ankaradan soğutuyorsunuz, gidiyom ben buralardan :'/ Son olarak; okumak isteyenlere not: Sadece alıntıları okursanız, okumuş kadar olabilirsiniz...

Baskı: Çığlık (Fısıltı, #2)

İlk kitabı yaklaşık iki yıl önce okumuştum ve açıkçası beğenmemiştim, seriye devam etmeyi düşünmüyordum. Kuzenimin seriyi övmesiyle devam kararı aldım :) Bunu Becca yazdıysa Fısıltı'yı kim yazdı? Fısıltı'yı Becca yazdıysa bunu kim yazdı? Şimdi durum benim için tamamıyla böyle, yani yazar kendini aşmış gibi görünüyor. Bir gençlik kitabı olduğu için; kıskanma, beni benim onu sevdiğimden daha mı az seviyor, şu kızla arasında ne var, beni kullandı mı gibi durumlar vardı. Ama ben bunlara rağmen sevdim; çünkü Nora - her ne kadar kolay gaza gelse de- zeki, düşünceli ve kendini tanıyan bir kız. Patch zaten düşmüş melekliğin hakkını veriyor *-* İnsanı heyecanla bir sonraki sayfaya çevirmeye itiyor, iyi ki okumuşum ^-^

Baskı: Kırk Hadiste Müslüman Şahsiyeti

“Ümmetimin dini hayatına dair kırk hadis öğrenen ve öğreten kimseyi Allah Teala fakihler ve alimler arasında diriltir.” (Hadis-i şerif: Beyhakî; İbn Mâlik) Kitabın ismi, içeriğini tümüyle açıklıyor aslında. Kırk hadisle -gerçek- bir müslümanın şahsiyeti tasvir edilmiş. Bu şahsiyetin -ufak bir parçasının da olsa- bizlerde de tecelli etmesi dileğiyle... "Gerçek şu ki bazan kalbime gevşeklik çöküyor, gaflet geliyor, bundan dolayı ben de günde yüz defa istiğfar ediyorum." (Buhari, el-Edebü'l-Müfred, nr. 621.)

ÖncekiSayfa 2 / 5Sonraki