
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Çağlar Boyu Quidditch
Yabancılarda görülen bilinmeyen yeni bir şeyi “la bu bizdeki şey değil mi ya işte” şeklinde tanımlamaya çalışmak adettendir. Bir Muggle olarak diyorum ki; Quidditch bizdeki futbolun büyücüler ve cadılar tarafındaki izdüşümü işte. Yazar Quidditch'i hayal ederken futbolu baz almış. Mesela futbolda başarılı ülkeler vs. Quidditch'te de aynı. En bariz örnek de Quodkap olsa gerek. O da bizim Amerikan futbolu ya işte xD
Baskı: Solgun (Kimyasal Bahçe, #1)
Bu dünyayı Rhine sayesinde sevdim. Onun heterokromili (Dominic Sherwood kalp ben :D) gözlerinden gördüğümüz dünyayı. Rhine'ın kişiliği sayesinde mantık burada her yerde. Ama aksiyon, gerilim, peşinden koşturacak bir gizem olmadığı sürece mantık tek başına yavan geliyor. Ortalarda bir yerdeyim, belki ileride olaylarla birlikte bir şeyler değişir diye umuyorum.
Baskı: Tutsak Çalı Kuşu
Anca merak ettirir, beklentiye sokar... O tarz bir serinin ilk kitabıydı bence.
Baskı: Son Yıldız (The Fifth Wave, #3)
Kısaca, bayılınacak tatlı detayları olan dünyanın sonunun (?) uzaylılarla geldiği müthiş bir seri ama kitaplar çok uzun ve farklı karakterlerden farklı bakış açıları devam etmeyi zorlaştırıyor. Önüne gelen herkese tavsiye edilebilir :') Aşağıda da fangirl zırvaları var biraz işte :) Evrendeki tüm yıldızlar bu kitaba (...), tarzı yorumlarla mutlaka karşılaşmışsınızdır. Favorilerime giren kitap sayısı -bu durum için- azınmasayacak sayıda da olsa ben hiç öyle bir noktaya gelmedim ta ki bu kitaba kadar. Gerçi yazar bir Cassiopeia koymuş seriye, başka yıldıza gerek mi var efendim? Evet, şimdiye kadar okuduğum en iyi serilerden. Kitaplığın önünden geçerken kitapların sırtını okşamalık, öyle bir anlık hatıralarda kaybolup gitmelik falan neyse uzatmayayım. Bana üç kitabı aynı anda okumak nasip olmadı. Zaten nasip olsa da bunu başarmak bir meziyet sayılmalı bence. Küçük puntolar, hatırı sayılır kalınlık ve alışmanız gereken bakış açılarıyla okumak zorunda kalacağınız bir dolu karakter ki bir tanesine gıcık olmayacak kişi sayısı da bayağı azdır - hem de ana karakterlerimizden: Hileci. Cassie benim şimdiye kadar aradığım arkadaş, Evan da bir ayrı unutulmaz kişilik ve bunlar bir de çift *-* *Spoiler Tehlikesi* “Sonsuza dek mutlu” zaten beklediğim bir şey değildi yine de bu hazırlık içimin dışıma çıkmasına engel olamadı, o sonu ölsem unutamam. Mutlaka sabırla okuyun. *Unutmadan çeviri için Uğur Emre Yürük'ü tebrik ederim, çevirmenin hedef dile hakim olmasının esere verdiği tat bir başka.
Baskı: Gölgeler (Refaim, #1)
Kitap hızlı akıyor ama hoşluğundan mı boşluğundan mı çözemedim.
Baskı: Bir Sonraki Hayatımız ( The Next Together, #1 )
«Kapıya omzuyla vurunca kilit kırıldı. Şaşırtıcıydı ama başarmıştı. “Vaaay. Sadece filmlerde işe yaradığını sanıyordum," dedi Kate, Matt yavaşça omzunu ovuştururken. "Sanırım ucuz bir kilitti. Ne de olsa basit bir ofis kapısı," dedi. “Tanrım, düşündüğümden çok daha fazla acıdı.” “Matt, seni narin çiçek; bu bana ne kadar erkek olduğunu göstermen için bir fırsattı. Neden bozuyorsun ki?» “Gidenin arkasından yas tutmanın kimseye faydası yok. Gidenler umursamaz çünkü hikâyeleri bitmiştir.”
Baskı: Yaratık Avcısı (Yaratık Avcısı, #1)
“Türümüz neden lanetli biliyor musun, Pellinore? Kendi yarattığımız kuralların her şeyden üstün olduğunu düşündüğümüz için."
Baskı: Gölün Dibindeki Ev
Devamının geleceğini bilsem aslında bayağı güzel olma potansiyeliyle güzel şimdi, ama devamı yoksa o neeydi gıs?
Baskı: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Zweig'ın dili o kadar müthiş ki normalde ”takıntılı, manyak” diye tanımlayacağınız bir kadını ”ayy kıyamam” gibi iç seslerle yaptıklarını anlayarak ve hatta hak vererek dinliyorsunuz. Hal böyle olunca bu adam benim günlük hayatımı bile anlatmış olsaydı ”ben neymişim be" der oturur onu okurdum. Herhangi bir kitabını zorlamayla da olsa okuyun, gerisi sizi kendilerine çekecektir.
Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)
Beni bu kadar ağlatıp da kendini bu kadar sevdiren başka tek bir varlık daha yoktur şu dünyada. Nen var Zezé?
Baskı: Hayalet Kalp
Okuma listemde bile yoktu. Kütüphanede cildinin rengi dikkatimi çekti, elimi attım. Çocuk kitabı olmasına rağmen öylesine İngilizce deneyeyim diye aldım ama şansıma bölümümle ilgili bir şey çıktı. Biyolojiye ilginiz varsa hoşlanacağınız bir kitap. Denizanaları türleri; mesela dünyanın en zehirli canlısı olan kutu denizanası, “yetişkinliğe eriştiğinde hücrelerini çocukluk dönemine taşıyabilen” bir nevi ölümsüz Turritopsis dohrni... Bu tür şeyleri duymak sizde merak ve daha fazlası için istek uyandırıyorsa daha fazlasını 12 yaşında bilime meraklı bir çocuktan dinlemenizi tavsiye ederim.
Baskı: Postacı Kapıyı Çalmayacak
Laurel, kimselere anlatamadığı şeyleri kendisine yakın hissettiği bu dünyadan farklı trajik hikâyelerle göçüp gitmiş kişilere mektuplar hâlinde yazan liseli bir kız. Kitap da bu mektuplardan oluşuyor. İnsana o içini dökerkenki huzurlu yalnızlığı hissettiren bir kapak ve ilâveten bizim Türkçe basımın, içeriği bir başka selamlayan o şirin adı: Postacı Kapıyı Çalmayacak... Böyle bir çerçeveyle çok heveslenerek alsam da ilk sayfayla hevesim söndü diyebilirim. Yaşıma uymadı sanırım. 13 yaş civarı bu kitap için bence en etkili zamanlar. “Dağın yamaçlarında uyuyakalmışsın ve kurt, dağdan inmiş. Şimdi birisi seni uyandırsın istiyorsun. Kurdu kovalasın ya da onu öldürsün. Ama kurdun, senin içinde olduğunu fark ettiğin an her şeyi anlamaya başlarsın. O kurttan kaçamazsın. Seni sevenler de o kurdu öldüremezler çünkü o kurt senin bir parçan. Ona baktıklarında seni görür ve bu yüzden ona ateş edemezler.”
Baskı: Olağanüstü Bir Gece
“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.” Alışılagelmiş şekliyle olayların iç içe geçerek olay zinciri oluşturması yerine, bir kişinin ait olduğu kesimin normlarının ve kalıplarının o kişinin ruhunu ve benliğini sarıp sıkan ince bir zincir oluşturduğunu ve her olayla bu zincirin bir halkasının koptuğunu ve böylece kişinin yaşam damarlarının ilk defa çağladığını hayal etmek Olağanüstü Bir Gece'ye daha yakın olacaktır... Mutlaka bir şans verin :) “Çünkü sadece kendi kaderlerini bir gizem olarak yaşayabilenlerin gerçek anlamda yaşadıklarına inanıyorum.”
Baskı: Jane Eyre
Yıllarla beraber aradan yitip giden kelimelerle -aynı durumları, duyguları, düşünceleri ifade ettiğimizi zannederken- aslında ne de çok şey kaybetmişiz!
Baskı: Karanlık Taç (Cam Şato, #2)
Yazar sanki okurun boğazına bir dirseğini dayıyor, öbür koluyla da bak işte böyle böyle oluyor diye öteki taraftaki ansiklopedi kadar kitabını üstünkörü anlatıyor. Son yüz sayfaya gelince de boğazdaki dirseği çekip okurun ensesine yapışıyor “Bak sen bunları görmemişsin, ben iyi saklamışım!” diye sırları okurun gözüne gözüne sokuyor. Tabii kitabın sonunda “o-hoo daha bunun devamında neler neler var, bitmedi!” demeyi de ihmal etmiyor. En azından benim tüm hissettiğim bu. Beş yüz sayfanın, dört yüz sayfasında sıkıntıdan patlamazsanız yüz sayfalık bir ziyafet var! Puanımın nedeni, kitabı birkaç hafta boyunca kapağını bile kaldırmadığım dönemleri de içeren iki aydan fazla sürede okuyarak kitaba dahil olamayışımda benim de suçumun olması ve hala beni heyecanlandıran kısımlardan gözümü alamayıp fakirin ekmeğine sarılmam. Bu yüzden seriye devam!
Baskı: Senden Geriye Kalan
Yazarın önemli konuları sizi sıkmadan, bunaltmadan belki çok da büyük bir fark yaratmasa da bir şekilde sevdirerek işlemesini seviyorum. Ha sinir bozucu durumlar oldu ama bir şekilde görmezden gelebildiğim noktalar olarak kaldılar sadece. Forman'ı seviyorum; en azından bu kesinlikle pekişti artık ♥ “Kucağında bir dolu taş vardı ve onları güzelce ayıklayıp kendine bir kolye yapmayı becerdin. Oysa Meg çeşit çeşit mücevhere sahipti ama o bunlarla kendini asmayı tercih etti." “Buraya uğrayacağını söyleyen bir arkadaşımı arıyor ama spotlar yüzünden hiçbir şey göremiyordum. Sonra seni gördüm. Aradığım kişi sen olabilirmişsin gibi."
Baskı: Kızıl Kraliçe (Kızıl Kraliçe, #1)
Güzel bir kapak, çoğunluğun ölüp bittiği yorumlar... Halbuki ilk bölümler gerçekten sarmıştı. Bunlar az sonra saydıracağım kitabı okumamın basit nedenleri. Aşk üçgeni benim için uygun bir tanım olamayacak burada. İlla üç taraf barındıran bir isim bulmak zorunda olsaydım da ben buna... tost derdim. Çünkü kız tam bir kaşar. Kızın özel güçleri vardır + kız bir başka güzeldir, oğlan büyülenir. (Kız⇔Oğlan) Kıza tehlike yaklaşır, oğlan kızı korur. (Kız⇔Oğlan) Kıza başka oğlanlar yaklaşır, oğlan kıskanır. (Kız⇔Oğlan) Klişeler, klişeler... Tamam yaratılanları sevelim Yaradan'dan ötürü de, bu türdeki bir sevgi de bu kadar ucuz bu kadar basit olmasın ya. Formülü öğrenen kitap yazıyor arkadaş. Koyduğu ögeleri (misal o güçler) sağlamlaştırmak yerine yazar her şeyden katmış biraz ondan biraz bundan... E çorba olmuş bu! (Bilmiyorum belki de biraz acıkmışımdır, şu an başka benzetme bulamıyorum gerçekten xD) Yeni Zaman diye bir milattan bahsediliyor ve bunun üzerinden 300 küsür de yıl geçmiş. Bu zamanda, iyi güzel, çeşit çeşit yapılardan bahsediliyor da iş teknolojiye gelince daha araba diyor, motor diyor, kulaklığıyla falan ekranlı bilgisayar diyor. Bırak ya, at arabası kullanan nesil uçağı gördüğünde n'aparsa bizim şu an o tür tepki verebileceğimiz bir şeyler beklerdim. Sevgili yazar; Sonuç olarak; darbecilerin, teröristlerin (ba ba ba, ölümleri bir amaca hizmet edecekmiş, bari biraz üzülüyormuşsun gibi yapsaydın pislik) ve bir de hastalık derecesindeki aptalların kafasına mı bakmış olduk yani? Bravo ya, gerçekten güzel kafaymış.
Baskı: Senden Sonra Ben (Senden Önce Ben, #2)
-Özellikle İlk Kitabı Okumayanlar İçin Spoiler Tehlikesi- Yazılması gereken bir kitap mıydı hala emin değilim. Yazarların buruk sonlar yazmalarının en önemli nedenlerinden biri de okuyuculara bir tür travma yaşatıp, belki biraz da sinir edip, akılda kalıcı bir şeyler bırakmak istemeleri değil midir? Bu kitapla ilk kitabın o etkisi yıkılıyor bence. Ama hep yıkıcı olarak düşünemeyeceğim, geride kalanlar için yapıcı bir şeyler barındırdığını kabul ediyorum. “Bununla, onlarla yaşamayı öğreniyorsun. Çünkü artık yaşayan, nefes alan insanlar olmasalar da seninle kalıyorlar. Başta hissettiğin ezici keder değil. Dibe vurduğun, yanlış yerlerde ağlamana sebep olan ve sevdiğin insan ölmüşken hâlâ hayatta olan bütün aptallara mantıksız bir öfke duymanı sağlayan o duygu değil. Sadece alışmayı öğrendiğin bir şey. Bir deliğinin olmasına alışmak gibi. Bilmiyorum. Sanki çörek yerine... donut olmuşsun gibi." Evet, bu kitapla Lou'nun donut olarak yaşamayı öğrenmesine tanık oluyoruz. Will'le bağlantısı olan bir misafirimiz (?) var ve bir de illa ki konu hayata tutunmaya gelince beliren türden bir karakterimiz var - aşk her türde kitabı tatlandıran bir unsur bence. :) “Bazen hepimiz kederin içinde bata çıka ilerlemeye çalışıyormuşuz gibi hissediyordum, diğerlerine ne kadar dalgalandığımızı ya da boğulduğumuzu söylemeye çekiniyorduk." “John Lennon bir defasında hayatın, sen başka planlar yapmakla meşgulken gerçekleşen şeyler olduğunu söylemiş. O kesinlikle harika biriydi ve ben ne demek istediğini şimdi anlıyorum." 16 yaşındaki bir insan bazı ülkelerde ehliyet bile alabiliyorsa; bu kişiden hayatının direksiyonunun başında olmasını eğrili olsa da hayatına bir şekilde yön vermesini beklersiniz değil mi? Bir noktada bu kişinin işlediği her şuç ebeveynlere yüklendi - ajitasyona değin gitti olay. Sinir olduğum noktalardan birisi de bu oldu. Bu noktada kitap hatta yapmacıklaştı benim için. Her neyse, tahmin ediyorum ki çoğunluk ilk kitaptaki o son yüzünden bu kitabı okuyup okumamakla ilgili ikilem yaşıyor. Ben dayanamayanlardanım, eğer dayanırsanız sizi tebrik ediyorum :) Ve bu alıntılardaki havaya ihtiyacınız varsa da daha fazla ertelemeyip okuyun bence... Keyifli okumalar :)
Baskı: Yağmurla Gelen Mutluluk (Puddle Jumping #1)
176 sayfacık bir şey zaten, çoğunluk beğenmiş ve belki reading slump'tan çıkmama da yardımcı olur diye başladığım bir kitaptı. Öncelikle; o nasıl bir çeviridir yareppim. Kitap kısa zaten diye baştan savma hazırlanmış olabileceğini tahmin ediyorum sadece, yoksa o haliyle nasıl okuyucuya sundunuz ya? Google çevirinin başına geçip mi çevirdiniz? (internette çeviriyi gör kısmına bastığınızda karşınıza çıkacak tarzda cümlelere rastlamanız mümkün!) Okurken bir yandan çevirinin nereden gelmiş olabileceğini kestirmeye çalışıyorum, bir yandan yazım hatalarını gözümle düzeltiyorum. Allahım kriiiiz! Çevirinin suçu da yok değil bu puanda ama özellikle Lilly'yi sevemedim ben ya. Tüm dünyası Colton'ın etrafında dönüyor. Yapmacık gelen kısımlar vardı biraz da. Velhasıl-ı kelâm; imkanınız varsa orijinalinden okumanız gereken, uzatsaydı belki yazarın altından kalkamayacağı ama daha iyi de olacak potansiyele sahip, eser efendim...
Baskı: Sessizler
Richelle Mead'le hala tanışmadıysanız ve serileri de gözünüzü korkutuyorsa yazarın en azından şöyle bir dilini ve tarzını görmeniz için kısalığı ve tek kitap olmasıyla hoş bir şans Sessizler. Distopya tarzı bir kitap okurken artık son birkaç bölümde fantastik, mitolojik yönü açığa çıkıyor ve belki de kitabın benim için bir türlü kıramadığı durağanlığının sebebi bu. Özellikle de yazları okumak için, çerezlik tarzı denilen kitaplardan bir tık daha iyi, ilgi çekici denilebilir.
Baskı: İlik
Kitabın ilk yarısında yorumumda ne yazacağımı tasarlamıştım, öncelikle onu aynen aktarıp nelerin değiştiğine geçeceğim; *ARKA KAPAĞI OKUYAN BİRİNİN MARUZ KALACAĞI ÖLÇÜDE SPOİLER TEHLİKESİ* Aslında bu biraz da intikam hikayesi... Belki de haberlerde gördüğünüz çocukların, dünyanın pisliğine birinci dereceden şahitlik etmelerinden önce defalarca onları kanatlarınız altına aldığınızı ya da suçluların yanına ölüm meleği gibi indiğinizi düşlediğiniz alternatif bir evrenin varlığının hikayesi... “Bana doğmuş olmamın gerekli olduğunu hissettiren şekilde sevilmedim, yalnızca sevilmek için doğmuş hissettirecek şekilde bile...” Bone denen bu kasabada uyuşturucular, fuhuş, sefillik hüküm sürüyor. Yaşayanların oradan kaçmak istedikleri bu yerde çocuklar en azından sevilmek için doğmuş olmayı diliyor. Margo bizim bu kasabada olayları ve insanları(?) gözlemlememiz için gözlerimiz oluyor. Ama bakalım herkesin kafayı, bir yerden, yediği bu yerde o gerçekten de normal kalabilmeyi başarabilmiş mi? Yakındığım noktalar: 1- Kitapta sinir edici kopukluklar vardı ve çeviriden de kaynaklanabileceğini düşündüğüm başka birkaç hata daha. 2-Şimdiki zaman ekinin de bunda çok büyük bir etkisinin olduğunu tahmin ettiğim sanki olaylarla bir yere varamıyormuşuz, onların bizi başka bir şeye hazırlamaktan başka pek bir önemi yokmuş hissi okuma heyecanını körüklemek yerine -kitabın yarısından fazlasını kapladığı için- tam tersine bıktırıp, bunaltıyor. Şimdi gelelim kitabı tamamen bitirdiğimde nelerin değiştiğine; Yazarın S*ktir Et Aşkı kitabından sonra, bendeki Tarryn Fisher ne yazarsa alırım! havası sarsılmıştı. Kitabın ikinci yarısında da bir şeyler sarsıldı ve sanırım bu, sarsılmanın iyi manada kullanılabileceği nadir durumlardan biri. Mesela; arka kapağın spoiler içerdiğine inanıyordum ve bu inancın değişmesi için çok büyük bir zelzele gerekti xD 1- Kopukluklar, aslında belki de başka bağlantıların temeli olabiliyormuş. 2- Eh, belki de bazen gerçekten hislerinize güvenmeliymişsiniz :) Bir süre tavana bakıp, kafaya bir şeyler dank edince Oha! dedim, o kadar mantıklı cümlelere bürünmüş saçmalıklar okudum ki kendimi evet doğru söylüyor derken bulunca irkildim. Psikopat bu kadın, başka ne denebilir ki? Bunun, her okuduğunuzda size farklı şeyler katabilen kitaplardan olduğunu düşünüyorum. O ayrımı ileride fark edebilmek adına ve kafamın rahatlaması için bir şeyler yazayım diye kendimi zorladım kaç gündür. Hala pek de içime sinen bir yorum olmadı; ama hala buraya kadar okuyan var mı ya? :D ***Son bir tavsiye; İlik'i Siyah Damar'ın kardeşi ilan ediyorum. Birini okuyan diğerini de okusun ;)
Baskı: Isla ve Mutlu Son (Anna and the French Kiss, #3)
Puanından da emin olamıyorum, Isla'yı sevmemeyi bırakın gıcık oldum. İlişkileri mıç mıçtı, gına geldi >:( Favori çiftim Anna ve St. Clair olarak kaldı <3
Baskı: Kıyamet Sonrası (Penryn & the End of Days, #2)
Kitabı okuyacaklar; kendinizi dümeninde heyecanın olduğu bu duygular gemisiyle çılgın olaylar denizinde yüzmeye hazırlayın. Olaylar değiştikçe bu duyguların bir biri gelip size çarpıyor bir biri. Yeri gelecek ağlayacak, gülecek; yeri gelecek çıldıracaksınız. Öncelikle güldürenler... Benim bir kitaba bağlanmamdaki en büyük etken diyebilirim. Çünkü bu okurla samimiyetin de orada bir yerlerde var olduğu anlamına gelir genelde. Karakter olarak bunlar: ikizler, annesi, hatta belki bi de kılıç... Penryn kıyamet gibi bir ortamda olduğu için gülemiyor ama onun yerine kafamızı kitaptan kaldırıp gerçekte nerede olduğumuzun farkına varıp biz gülebiliriz... Tabii lanet de edebiliriz, onun olduğu yerde -burada bir “vöh" dememiz gerekiyor, vöh- Raffe denen bir varlık var, n'apayım oğlum burayı, neredeyse seve seve hayatımı Penryn'inkiyle değiş tokuş ederdim... Ama galiba, yani... belki o kadar da seve seve değil. Gelelim seve seve olmamasının nedenine —aslında bunlar da insanı kitaba acayip bağlayan noktalardan birisi; çünkü hissettirdikleri çok gerçekçi ve farklı, düşündürdükleri şu iş görüşmelerinde sorulan abuk sabuk sorular gibi ama gerçek hayata paralel olduğu için taşıdıkları önemli anlamları var :)— bu kitapta sizi ürküten, korkutan ve hatta dehşete düşürenler... Sadece doğaüstü yaratıklarla sınırlandıramayacağım burayı, çünkü sayısız durum ve insanlar da var. Böyle garip bir yorum oldu, spoiler vermemek adına anlatamadım şu anda hiçbirini; çünkü biliyorum ki ben bu seriyi anlatmaya bir başlarsam mutlaka spoiler hava sahasına girerim :) Ama lafın kısası şudur ki paranormal severlerin mutlaka okuması gereken bir seri; çünkü bunu okuduktan sonra kendi adına özel bir çıta bile oluşturacak - Meleğin Düşme Noktası falan sjsjsj Keyifli okumalar efenim :) “Babam bana bir keresinde büyüdüğümde hayatın karmaşıklaşacağını söylemişti ama sanırım kastettiği bu değildi. Öte yandan, annem ona hak vermişti ve kastettiğinin bu olduğuna emindim." Çok sevdim ya ben bu kadını ^-^
Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)
İlk kitaptan sonra müthiş bir gelişme :) İlk kitabın yorumunda bahsettiğim “müstehzi kırıntılar” olgunlaşmış artık, her soruya Mara'nın bir de içinden cevap vermesi falan çok hoşuma gitti benim ^-^ Son kitapta da artık inşallah merak ettiklerimizi okuruz, tatmin olmazsam her kitabın bir tane yıldızını söndürmeye gidiyorum :D