GU
@gululucan

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kafamda Bir Tuhaflık
6/1020.03.2015

Baskı: Kafamda Bir Tuhaflık

Pamuk merakla beklenen bu kitabını 6 yılda İstanbul'un arka mahallelerini iyice araştırıp ordaki yaşam tarzlarını insan davranışlarını gözlemleyip öyle yazmış.Böyle bir çalışma içine girmiş çünkü yazarımız daha önceki hikayelerinde kahramanlarını İstanbul'un Nişantaşı gibi kalburüstü semtlerinde yaşatıyordu.. Kitapta Nobel ödüllü bir yazardan beklenmeyecek anlatım bozuklukları olsada Orhan Pamuk sonuçta..Kitabın ön kapağı ile konusu öyle uyumlu ki kapağa bakınca içeği ile ilgili kafanızda bişeyler oluşuyor.Kitabın arkasında da değinildiği gibi aşkta insanın niyeti mi kısmeti mi önemli sorusunun cevabı son bölüm ve hatta son cümle ile birlikte tam anlamıyla ortaya çıkıyor. Detaylı cümlelerin yazarı Pamuk; mahallede kuş uçsa sinek konsa yazar. Onun bu özelliği kitabı okurken zaman zaman okuyanı boğsada "ne çok uzattın be adam geç artık oraları"deme noktasına getirse de betimlemeleri tanımlamaları insanı derinden etkiliyor ve bilgilendiriyor. Mesela; İstanbul'un son 40 yılını orda yaşamamış olsanızda yaşamıssınız gibi bilirsiniz yada Mevlut'ün saflığı insanda acıma duygusu uyandırken, Korkut ve Süleyman'ın uyanıklığı bir tiksinme duygusu, babasının fakirliği ve gururu ise bir çaresizlik duygusu uyandırıyor. Pamuk bana nedenini bilmediğim bir şekilde soğuk ve itici gelse de kitap içimizden biri olan Mevlut'ün hikayesiyle sımcacık bir etki bıraktı. Ve boza her satırda insanın canını çektirecek kadar güzel anlatılan boza:) Bu hissiyat için bile Pamuk sevilir:) Bir röportajında Pamuk kitabını anlatırken; "Mevlut resmiyet ile şahsiyet arasında sıkışıp kalmış bir karakter neden?" sorusuna cevabı "Baskıcı bir toplumda var olmak isteyen, şahsi düşüncesini ancak arkadaşına saklayacak. Şahsi düşünceyle resmi düşünce arasındaki fark da yalnızca bir ikiyüzlülük farkı değil, bir hayat acısı farkı" diye açıklamış. Ne güzel söylemiş! Birde kahramanını niye Mevlüt değilde Mevlut olarak seçmiş onu merak ettim.. Kitapta benim açımdan en önemli vurgu; Mevlüt'ün akrabalarının büyük hayallerinin olması ve bu hayalleri gerçekleştirmelerine rağmen hayal edildiği zaman ki büyüklüklerini yitirmiş olduklarından dolayı sürekli mutsuz ve sinirli olmaları.Ki böyle insanlara günümüzde çok fazla rastlıyoruz. Bu durum; fazla hırs yada doyumsuzluk olarak nitelendirebilir. Diğer yanda; tüm değişimlere rağmen değişmeyen Mevlut'ün zaten küçük olan hayalleri ve istekleri gerçekleşirken, her ne kadar istediği gibi olmasa da olduğu gibi kabullenişi gerçekten kafasında bir tuhaflık olduğu hissini uyandırıken; Mevlut yaşadıklarıyla beklenenin beklendiği gibi gelmeyeceğini ama gelenin; gelmesini beklediğinden çok daha fazla mutluluk kaynağı olacağını yaşayarak aktarıyor bize. Böylelikle kabullenişlerinin kabul edilemeyecek yanları olmadığını göstermeye çalışıyor. Ve kitap okumanın en güzel yanı iyi kötü her kitapta karşınıza bir araştırma konusu çıkması.Bu kitaptada "bozada alkol var mı yok mu?" onu araştırdım. Osmanlı döneminde 4. Murat bozayı içinde alkol var gerekçesiyle yasaklamış.Ancak edindiğim bilgilere göre ben Vefa Bozacısının yalancısıyım :) "Bozanın temel maddeleri su, şeker, mısır ve buğdaydır. Bu karışıma dışarıdan herhangi bir alkol eklenmez. İçindeki karışımlar fermantasyon sonucu etil alkol oluşturur ki bozada alkol var diyen o zaman mayalı ekmekte yemesin" nokta:)

Leyleklerin Uçuşu
8/1013.03.2015

Baskı: Leyleklerin Uçuşu

Grange'ın Siyah kan, kızıl nehirler kitabından sonra okuduğum 3. kitabı ve zekasına hayran olduğum mutlaka tanışmalıyım dediğim 3 insandan birisi.. Kitabın ilk yarısına gelmeden daha leyleklerin kurye olduğu çözülüyor eee bunlar sonraki sayfalarda neyi anlatıyorki dediğin noktada macera daha ilginç bir hal almaya başlıyor.Bir sonraki sayfaya merakla çevirmeye yetecek kadar aksiyon, organ mafyası, elmas kaçakçılığını leyleklere yaptırma kurgusu, en başından beri gizemini koruyan Tek Dünya kurumunun kurucusu yani kalp hırsızının kendi babası olduğunu öğrenen bir adam ve Grange usulu bolca vahşet katliam..Bir polisiye gerilim kitabından beklenen herşey fazlasıyla var.. Ayrıca karakterin gezdiği yerlerdeki sosyal yaşantı, afrikalı siyahilerin nasıl istirmar edildiği ve elmas borsası hakkında bilgilerde edinebilirsiniz.

İki Şehrin Hikayesi
7/1027.02.2015

Baskı: İki Şehrin Hikayesi

Batı medeniyetinin medeniyet olabilme adına yaşadığı kanlı süreci ustaca dile getirmiş yazar, o toplumların böylesi aydınları olmasaydı şimdi bu seviyede olabilirler miydi sorusu geliyor insanın aklına.. Kanlı Fransız İhtilalini ve İngiltere ile aralarındaki çatışmayı, iki şehrin o dönem yaşadığı açlık, sefalet ve kederi; aşk, sevgi, merhamet ve güven duyguları ile yoğurulmuş karakterlerle işleyen yazar ihtilalin getirdiği korku, öfke, dehşet, giyotin, bileği taşı acımasızlıkları da gözler önüne seriyor. Ve her devirde olduğu gibi "Her sistem, kendinden öncekini tarihten silmek için ölümüne çaba gösterir." fikrini empoze ediyor bize.. Bu kitapta yaşanan iki duygu silsilesinde kendi kendime evet insanoğlu dedim. Birincisi; "itilmiş insanların nasıl sınırsız öfke ile dolabildiklerini, eline yetki geçen herkesin nasıl zalimleşebildiği" ki bu bana Barda filminihatırlatır her zaman..İkincisi ise aşk uğruna giyotine kurban verilen Sidney :( Bir adam düşünün eskiden aşık olduğu kadının eşi idama mahkum edildiğinde sevdiği kadın kocasının acısıyla nasıl baş edecek diye o üzülmesin diye kocasının yerine geçip kendisi ölümü seçiyor.Tamam Bayan Defarge'yi öldürme isteğini çok şiddetli yaşıyorsunuz ama bir yandan da aşka bir kez daha inanıyorsunuz. Sydney Carton'ın yaptığını kim yapabilir ki. Kitaptan altını çizdiklerim: - Nefret; Fransız kadınının kalbini taşlaştırmış, İngiliz kadının ise kalbini cesaretle doldurmuştu. - İntikam için uzun zaman gereklidir. - İnsanın kaderinde ne varsa,o olacaktır. - Sönmeye başlayan neş'e ateşini dostluk yelpazesi ile alevlendir,bana da şu gül renkli şarabı sun ve gül renkli şarabın tesiriyle sarhoş olduktan sonra varsın içinde yaşadığımız dakika saadetten uzak olsun - Yaşamak için her şeyimiz vardı, yaşamak için hiçbir şeyimiz yoktu... - Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü... - Tanrı: Ben hayat verenim ve yeniden diriltenim, bana inananlar ölmüş olsalar dahi tekrar yaşayacaklardır. Yaşayan ve inananlar ise hiçbir zaman ölmeyeceklerdir. ölmek üzere olan aşığın son sözleri.

Kinyas ve Kayra
8/1024.02.2015

Baskı: Kinyas ve Kayra

Bu kitapta; hayata tutunamayan, sadece yaşıyor olmaktan bile acı çeken iki insanın zihin ölümünü bekleme yolunda yaşadıkları karmaşalar gel-gitler arafta kalmalar var; hayata, insanlara dair herşeyi çokca düşünmek ama umursamamazlık var ve herşeyin hiçbirşeye dönüştüğü, herşeyin hiçbir değerinin olmadığı bir dünya var. Kitabın ergen edebiyatı gibi durmasının nedeni Hakan Günday'ın ilk kitabı ve lise yıllarında yazmış olması. Buna rağmen zeka ve kelime oyunları kitabı okutmaya yetiyor.Zaten bir röpartajında kendiside hikayeyi kafasında hiç tasarlamadığını doğaçlama yazdığını anlatıyor. Bir ara kitabın tanıtımına dair şöyle bir cümle okudum: "Medeni dünya insanı dedikleri şey, sadece utanç verici rekabetlerin sonucu kazanılmış başarılarıyla övünen ve sonrasında adına insanlık dediği yapmacık iyilikleriyle modern var olma çabasıdır. Bunun farkına varan insanlar da haklı olarak yakıp yıkmak isteyebilir herşeyi" İşte benim ilgimi çeken kısımda bu oldu. Tabiki nihilistlik, megolamanlık, marjinallik hat safhada..Kitabı okurken bende bu fikirler oluşmaya başladığında dönüp dönüp kitap kapağına baktım "kapağı ile içeriği birbirini nasılda tamamlıyor iyi düşünülmüş "diye düşündüm. Kitabı okurken aklım dağılsın kitabın etkisinden sıyrılayım diye araya başka kitapta sıkıştırdım çünkü karakterlerin şizoid yapılarına kayıtsız kalmamak mümkün değil ayrıca sütle rakı karışımı, cappuccino ve pepperoni pizzadan birara kusma eğilimine girdim:) Kitaptan altını çizdiklerim: -İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider. -Sorarlarsa, -Ne iş yaptın bu dünyada? diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım, kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından. -Ne kadar yalnızsan o kadar uzaga gidersin. ne kadar terk edersen o kadar ölürsün -insanlar..dedim fısıldayarak."Taşırlar insanları.Kundaktayken, tabuttayken.Hep taşıyacak birileri olur.Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazılarıda içinde bulundukları sistem birgün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı. -Yalan ancak ayrıntılarla gerçek olur.Birini kandırmanın en iyi yolu ayrıntılardır. - Yarın,bugünü yaşanabilir hale getiriyordu. Kendimizi bir binanın tepesinden hepberaber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı! Latonun çıkma ihtimalini,aşık olunacak insanla tanışma ihtimalini,sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındiran o sihirli sözcük : yarın. Gelecek iyi bir sermayeydi. Yaşadığımız sürece bitmeyen anapara gibi.. -Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardim edilemez. -Çok şey gördüm beni yüzüstü gömün.

Baskı: Kayıp Sembol (Robert Langdon, #3)

Dan Brown kitaplarını yazarken; konularını gerçek hayattan alıp, tabu addedilen şeylerin üzerine gitmesi ile büyük ilgi uyandıran bir yazar. Da Vinci Şifresini okuduğumda çok cesurca bulmuştum. Kayıp Sembolü okurkende "hayret Türkiye'de nasıl yasaklanmamış" diye düşündüren anlatımları var.Eklemekte fayda var yazarın; öğreten, bilgi veren, insanı araştırmaya yönelten çizgisi var.Bu kitapla birlikte Neotik Bilim ve deneyle ispatlanmış "ruhun ağırlığı vardır" konusu ilgimi çekti. Kitap başından sonuna kadar polisiye/gerilim/macera kitaplarından beklediğimiz hemen hemen herşeyi veriyor. Benim için bu tarz kitapları iyi yapan şey soluk soluğa aksiyon ve heyecanın yanı sıra verdiği mesajdır ki bende kendi payıma düşen mesajı aldım:) Dan Brown'da Da Vinci ile oluşturduğu tepkileri bu kitapta düzeltme yoluna giderek herkesin gönlünü almış oldu;) Kitaptan Altını Çizdiklerim: - Bilgi bir araçtır ve tüm araçlar gibi etkisi onu kullanan kişinin elindedir. - Açığa çıkarılmayacak gizli hiçbir şey yoktur; bilinmeyecek, aydınlığa çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur. - İnsan öğrendikçe bilmediğini anlar. - Zihin maddenin halini değiştirebilme yetisine sahipti ve bundan da önemlisi fiziki dünyanın belirli bir yönde hareket etmesini sağlayacak güce sahipti. -Anlamadığımız şeylerden korkarız.

Serenad
9/1006.02.2015

Baskı: Serenad

İnsanlığa dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden acıların ortak olabileceğini anlatan, iç içe geçmiş ve çok iyi kurgulanmış hikayesiyle insanı içine çeken, sürükleyen ve araştırmaya yönelik merak uyandıran aşk, masumiyet, değer yargılarını içinde barındıran okunası roman. Livaneli bu kitabını özellikle Üstü kapatılmış ve ısrarla unutturulmak istenen geçmişimizin tarihi gerçekleri (Struma Faciası, Mavi Alay, Nazi Soykırımı, Yahudi katliamı) su yüzüne çıkarmak ve her devir değişmeyen devlet politikalarını birkez daha vurgulamak için yazmış sanki. Ve tabiki kitaba ismini veren Serenad..Şile'de deniz kenarında buz gibi soğukta rüzgar, gece ve keman eşliğinde Wagner'ın yazdığı Serenad Für Nadia'yı dinlemek isterdim.Tarihle harmanlanmış hüzün veren masum tutkulu bir aşk hikayesiyle birdaha ne zaman karşılaşırım bilmiyorum. İyiki okumuşum dediğim kitaplardan.. Kitaptan altını çizdiklerim: - Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak.Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır.Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme,herkesin iyi olduğunu düşünüp hayalkırıklığına uğrama!Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru! - Yaşlılıkta çoğu durumda, beden ve zihin aynı zamanda çökmüyordu.Genellikle bunlardan biri daha genç kalıyordu. Hangisinin önce çökmesi daha iyidir gibi trajik bir sorunun cevabını bugün tam olarak öğrenmiştim. Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölürdü. - Cografya kaderdir.. - İnsan çok yakından bakınca bir şey göremez! - Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. - Çünkü halk ancak örgütlü olduğu zaman etkili olabilir. Yoksa tek tek insanlar, zorbalık karşınında sinerler. - Her iktidar adam öldürür mü? “Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar.” “Peki, iyi insanlar iktidara gelirse?” “Öyle şey olmaz!” “Neden?” “İyi insanlar iktidara gelmez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.”Siz bile adam öldürürsünüz. Çünkü iktidar olmanın başka yolu yok. Eskiden daha açık yapılıyordu, şimdi daha gizli.Dolaylı olarak öldürürsünüz, ölümlere neden olursunuz, ama bir şekilde, iktidarınızın sürekliliği öldürmeye bağlı olur. Belki şu anda böyle bir şey yapamayacak bir yapıdasınızdır. Ama iktidar yolu zorlu bir yoldur. Uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde, bu yolu tamamlayabilirsiniz.”

Kızıl Nehirler
8/1006.02.2015

Baskı: Kızıl Nehirler

Polisiye, gerilim, cinayet tarzı kitaplar okunur ama Grange’ın kitaplarındaki kurgu her zaman akıl sınırlarını zorlar, sizi sürükler, ürkütür, şaşırtır. İki farklı cinayet, iki farklı soruşturmanın " böylesine" hayal gücüyle birbirine ba...ğlanması dahiyane. Parçalanmış, kaybolmuş çalınmış kişilikler, seri cinayetler, boş mezar, ölümün soğuk nefesi ve yıllar önce ölmüş olması gereken bir katil, aksiyonu temposu hiç düşmeyen bir roman.. Kitaptan altını çizdiklerim: - Delilik anlık bir süreçtir. Çoğu zaman başkalarının gözünden kaçmayı, zararsız bir kişilik görüntüsünün gerisinde saklanmayı becerir. - Her cinayet bir atam çekirdeğidir. - Bazı bilim adamları irislerin dibinde, insanın sadece sağlığının değil bütün geçmişininde yazılı olduğunu düşünüyor. Devamını Gör

Bin Muhteşem Güneş
6/1006.02.2015

Baskı: Bin Muhteşem Güneş

Hosseını'nin anlatımı insanın yüreğine öylesine dokunuyor ki kendinizi olayların içinde buluyorsunuz.. Ve acı.. Dünyada nerede doğduğunuz nerede yaşadığınız kaderinizi belirliyor. Halime binlerce kere şükrederek okudum Afganistanda kadın olmak o acıları yaşamak, insan yerine konmamak, çocuklarını savaşta kaybetmek, açlık, erkek egemenliğinde sevilmek ne demek hiç öğrenemeden bir hayatı acılar içinde hatta meydanda taşlanarak öldürülmek süretiyle bitirmek :( Bunlar gerçek dünyada böyle halen böyle hayatlar var. Ve herşeye rağmen sanki iyi bir dünyada yaşıyormuş gibisine gülümseyebilmek, insanlık adına birşeyler yapmak için kendini feda edebilmek.. Kitabın benim açımdan ders veren en etkileyici cümlesi: "Yüreksizlerin asıl cezası; gerçeği, iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbirşey kalmadığında görmek, anlamak."

Baskı: Akıl Hastalığını Anlamak

Akıl sağlığının tanımı; İnsanoğlunun dünyaya ve birbirlerine olan en etkili ve en mutluluk verici uyum şeklidir. Günümüzde bu uyumu sağlayamayan kişilere akıl hastası deniliyor ama bir teoriye göre akıl sağlığı diye bişey yoktur; yalnızca toplumun, bir kimsenin akıl sağlığı konusunda koydu sınırlara uymayan, kabul edilmeyen davranışlar vardır.

Baskı: Genç Werther'in Acıları

Bilimsel olarak aşk; insanı mutlu eden, hayattaki herşeye daha pozitif bir anlam katarken karşılıksız olması halinde tam tersi bir etki yapabiliyor. Platonik bir aşk yaşayıp Werther gibi acılara garkolmak benim için abartı olsada kendimi onun yerine koyduğumda doğru olanı yaptığını düşünüyorum. Herkes hayatındaki bir şeyi çok yoğun olarak yaşar Werther aşk için yaşamış öyleyse "Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk" diyorum:) 1700'lerde Goethe'nin kendi çıkmazlarını Werther üzerinden anlattığı kitabı; Goethe'yi ünlü yapıp hayata tutunmasını sağlarken o dönemin Almanya'sında özelliklede gençleri bunalıma sokup intihara sürüklediği bilinir. Aşkın melankolik halini bir tarafa bırakırsak Werther'in mektuplarında kullandığı dil ve betimlemeler kitabı romantik olmaktan daha çok felsefik bir yere taşıyor. Kitaptan altını çizdiklerim: - Dikkat edelim; bütün uğraşmalarımız, çabalarımız yalnız geçimimizi sağlamak ve yaşamak için.Yani şu zavallı varlığımızı devam ettirmekten başka bir amacı olmayan ihtiyaçlarımızı karşılamak için didinip duruyoruz. - En üzüldüğüm şey gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamamaya fırsat bulamamalarıdır. - Mutlulukta bir aldanıştan başka birşey değilmidir acaba? - Biliyorum ki kadınlar bu işte çok ustaca hareket ederler.İki aşığı bir arada idare etmek onlar için tam anlamıyla bir zevk kaynağıdır. -Çünkü ölmek hayatın binbir sıkıntısına göğüs germekten daha kolaydır.Öyleyse canına kıymak babayiğitlik değil tam bir anlamıyla tembelliktir.

Eroinle Dans
4/1022.01.2015

Baskı: Eroinle Dans

Canan Tan kitaplarını okumak çekirdek çitlmek gibi..Yani karnın doymayacak biliyorsun ama bitene kadar elinden bırakamıyorsun iyi bir yazar mı hayır değil ama okutturmasını biliyor ve çok ilginçtir okuduğum 3. kitabı her kitabında asıl kahramanı aklınıza çivi gibi kazıyorsunuz.Piraye, Aslı, Eylül.. Şahsen ben karakter olarak 3 kahramanada okurken inanılmaz sinirlenmiştim. Hani dizideki kötü karaktere sinir olup elime geçse ben yapacağımı bilirim dersiniz ya işte öyle:) Kitapta Eylül karakteri eroine bulaşacak en son insan profili çiziyor ama yazarında hedefi bu yönde yani "eroine bağımlı olan insanlar; hep hayatın zor yollarından geçmiş, kimsesiz yada zengin ailenin şımarık çocukları değildir sevgi dolu ailelerde, aklı başında büyüyen insanlarda eroin batağına savrulabilir" fikri vurgulanmak istenmiş. Fakat ortama ayak uydurmak için eroin kullanmayı kabul etmek ve bir kızın bir kız arkadaşına hayatını mahvedecek kadar bağlı olmasını abartılı buldum. Yazarın çoğu kitaplarında karamsarlık hakimdir burda gidişat karamsar olsada mutlu sonla bitti.Kitap birşey kattımı derseniz hayır katmadı; dili sıradan anlatımı basit ama bu sına haftasında yemek öncesi aparatif oldu benim için.. ki okuduğum her kitapta altını çizdiğim cümleler olurdu bu kitapta oda yok..

Kitab-ı Aşk
6/1003.01.2015

Baskı: Kitab-ı Aşk

İskender Pala Kitabı-Aşkta; aşkı insani, hayali ve ilahi olarak ayırmış ve incelemiştir.Yalnızca bir türlü aşk vardır ama görüntüleri binlerce türlüdür.Ve Sevmeninde tabakaları vardır. Muhabbet, aşk ve dert olmak üzere üç derecedir. Muhabbet odur ki, mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir. Aşk odur ki, mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur. Dert odur ki, mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur. Biz bu dünyaya bir sevgili için âh etmeye geldik o kadar. Kitabın önemli vurguklarından birisi; aşktır ki gerisi vesairedir. Pala divan edebiyatını sevdiren yazarlarımızdandır. Burdada sık sık anlatımlarda bulunmuş eğer divan edebiyatına hakim değilseniz anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Kitaptan altını çizdiklerim: - Ne din, ne yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler allah’a aittir çünkü. - Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu gözümü mü, yoksa kalbimi mi? - o aşk ki, sevgiliden iyilik gördüğünde artmayacak kadar doygun, kötülük gördüğünde de eksilmeyecek kadar sağlamdır. - Canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen arasında hayat yolculuğunun ta kendisi gizlidir. - İnsan aklı nötr bir varlık veya bir sıvı gibidir.Aşk ise gönülde hissedilir. Bu akımdan aşığın aklı gönlünün emrine verilmiş sayılır. Akıl ile gönül, insanın birbiriyle çatışan değil birbiriyle bütünleşe iki soyut özelliğidir.Çünkü insanın en mutlu olduğu anlar aklın gönül içinde eridiği yani aşkla kendini teslim ettiği anlardır.

Baskı: Bir Delinin Hatıra Defteri

Kitapta 3 ayrı hikaye anlatılıyor. Bir delinin hatıra defteri, burun ve palto..Normalde bu tür ayrı hikayeler bende kitapta bölünmüşlük hissi yaratıyor ama Gogol olduğu için okudum.. O bölünmüşlük hissini verdi mi hayır vermedi ama ANTİK yayınevinin yayınladığı bir kitap bolca yazım hatası var.Kitapta en beğendiğim hikaye Palto oldu. Ama bir delinin hatıra defterindeki gibi kendini bir ülkenin kralı sanmakta hiç fena bir fikir değil :) Malum biazdede böyleleri yok değil o yüzden hikaye tanıdık yer yer komik ama gerçekte trajikomik.. Kitaptan altını çizdiklerim: - Asker olsun, sivil olsun; daire ve büroların başında bulunan makamları adına fazlasıyla alıngan olur. - İngiltere enfiye çekse, Fransa hapşırır. --sevgili.. günlük.. bugün bakışlarımızın sertliğini ve de yumuşaklığını düşündüm. polyanna ya da barbar gibi. hani ikisi de hayali karakter aslında. niye kendimizi böyle şeylere benzetiyorsak? bilmiyorum. Biliyorum aslında!ama çok önemsiz bir şey gerçekten değmez bahsetmeye yarın da bir şeyler düşünebilirim umarım, o zaman yine uğrarım sana.

Kardeşimin Hikayesi
5/1012.11.2014

Baskı: Kardeşimin Hikayesi

Bana hep Türk filmini geçtim Türk dizisi gibi geliyor Livaneli’nin eserleri  Anlatılmak istenen hikaye uzun, karmaşık sanki ortada çok önemli bir olay bir gizem varmış hissi uyandıran ancak bilindik hikaye formatına dönen olaylar zincirinden oluşuyor. Kitabın kurgusu için vasat diyemem ama eksik kalan bir şeyler var ne cinayetin ne aşk hikayesinin içine tam olarak giremiyorsunuz. Buna rağmen sürükleyici ancak bu sürükleyicilik derinliğinden dolayı değil insanda merak ve şaşırma duygusu uyandırdığından.. Böyle bir hikaye için fazla sayfa sayısı.. Yazarın öğreten bir yazar olduğu hemen hemen her kitabında ilgi çekici bilgiler verdiğini söylemekte fayda var. "Hipofiz bezi, Blunted Affeckt" ve “Athos Dağı” öğrendiklerimden...Athos Dağı’nın yani Ayranoz’un benimde zaman zaman ah keşke nerdeee dediğim hikayesini anlatayım size. 15. yüzyılda bugünkü 20 manastırın 19’u tamamlandı. Daha sonra yapılan eklerle manastırlar genişledi. 1045’te çıkarılan bir fermanla kadınların Aynaroz’a girmeleri yasaklandı. Dinsel amaç ya da bilimsel araştırma isteğiyle yalnız erkekler Aynaroz’a gidebilir. Bugün de 1.500 keşiş sade ve dünyada uzak bir yaşam sürerler, ekim yaparlar ve bazı el sanatlarıyla uğraşırlar. Yani dünyada kadınların olmadığı bir yer sizce de kulağa hoş gelmiyor mu :P Kitaptan altını çizdiklerim: "Evet, insan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı." “Aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir.” “İnsanın en kötü yalanı kendine karşı olanıdır” “Her insan bedeninin çürüyec eğini bilir ve bundan korkar. Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense kimse bundan korkmaz!” “İnsan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı!” “İnsan, kendine kurallar koyulan bir hayvan gibi her duruma alışıyor”

Baskı: Fedailerin Kalesi Alamut

Fedailerin Kalesi Alamut özetle Karl Marx'ın ünlü "din kitlelerin afyonudur" sözünü en iyi açıklayan kitap..1938 yılında yazılıp bir dönem yasaklanan kitap dünyanın ilk teröristi olan Hasan Sabbah’ ın aklından o anda neler geçtiği ve mantığının son derece kusursuz oluşunu gözler önüne seriyor. İnsanoğlunun nasıl bilinçaltına girilerek hipnotize edildiği ve ardından nasıl itaatkâr bir hale geldikleri gerçekten şaşırtıcı. Bir öğretiye olan inancın insana neler yaptırabileceğini çok iyi anlayabiliyorsunuz. Şöyle ki; fedailere haşhaş içirip kalenin arka tarafında içinde güzel kızların, meyve ağaçlarının bulunduğu bahçede dünyada kısa bir cennet adı altında insanları kandırabiliyor. İlk canlı bomba olayı Hasan Sabbah ile başlar. Kitapta birkaç defa tekrarlanan "hiçbir şey gerçek değildir, her şeye izin verilmiştir." sözü sadece iktidarın elde ettiği bir bilgidir. Bu bilgi iktidarın kalabalıklar üzerinde her türlü manipülasyonu yapmasına ve para şan şöhret gibi her türlü dünyevi zevklerini rahatlıkla yapmasına olanak verir. Kitap ayrıca dinin her zaman iktidar ve güç sahibi olmak isteyenler için bir araç olduğunu anlatır. Kitabın öylesine inandırıcı bir dili var ki kendinizi o anda o olayları yaşıyormuş hissine kapılıyor, aklınızdaki soru işaretlerine o anda cevap buluyorsunuz. Bu nedenle Slovak çevirmen Wladımır Bartol’un tarih kitapları arasında geçen ve 9 yıl süren çalışmalarının sonucunda çıkan bu çalışması boşuna olmamış dedirtiyor insana.. Kitaptan altını çizdiklerim: - ''Hiçbir şey doğru değildir, herşey mübahtır.'' - “Mükemmelliğe giden yolda kendine ve kardeşlerine güven...” -“Ya inandığın şeyler gerçek değilse... “ -“Dostun düşmanın olur, düşmanın dostun olur unutmayın -''Aslında şeylerin kendileri bizi mutlu veya mutsuz kılmazlar, aksine bunu yapan onlardan edindiğimiz izlenimler ve yanlış algılamalardır''

Baskı: Çavdar Tarlasında Çocuklar

20.yüzyılın en iyi 20 romanı arasına girmiş Amerikada birçok okulda ders kitabı olarak okutulan ama aynı zamanda bazı kesimlerde Şeker Portakalı gibi okutulması yasaklanan, Gönülçelen ismiyle Türkçeye çevrilmiş olup Teoman'nın yaptırdığı dövme ve albüm adı olması, Mel Gibson'nun Komple Teorileri filminde tekrar tekrar okuduğu kitap olması, John Lennon'un katilinin cebinden çıkan kitap olması ama benim asıl okuma merakım discovery channel'da, bu kitabın gizli servisler tarafından beyin yıkama için kullanılıp, insanları suikast işlemek üzere kurduğu iddiaları belgeselinden sonra arttı.Yalnızlıktan nefret eden, daha doğrusu etrafındaki olan biten çoğu şeyden nefret eden, beraber bir anı paylaştığı hoşlanmadığı insanları bile özleyebilen bir çocuğun birkaç gün içinde yaşadıkları. Ergenlik psikolojisini ve o yaşlardaki kişilik bunalımındaki yetişken adayın; büyüklerin yozlaşmışlığı, bencilliği, anlayışsızlığı karşısındaki isyanını en iyi anlatan kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Kitaptan altını çizdiklerim: -Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir. -Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu. -Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp, konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. -"Kimseye biseyinizi anlatmayın...insanları o-özlemeye baslıyorsunuz sonra. - Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız bir süre sonra dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.'

Gülün Mucizesi
9/1019.08.2014

Baskı: Gülün Mucizesi

Sanırım yetiştirilme şeklim, içinde yaşadığım hayat şartları ve toplumun kabul gördükleri gerçek dünyanın diğer yüzünü görmekten ve yeraltına inmekten alıkoyuyor beni. Bu nedenle ne bu kitabı ne de bu yazarı anlamaya ve anlatmaya yetecek kadar hayal gücüne sahibim. Kitabı okurken anlatılanların olabileceğini bile tahayyül edemiyorum iki erkek arasındaki cinsel eylemi anlamak benim için zor ki etrafımda bunu yaşayan örnekte olmayınca :) Her neyse elimdeki eserin gerçek bir dünya olduğunu bildiğim için azimle bitirdim ve bu bağlamda; Yazarın gerçek hikayesinin anlatıldığı bu kitapta babasının belli olmadığını, annesinin onu küçük yaşta terk ettiği için yetimhanede büyümüş olduğunu ordan bir aileye evlatlık verildiğini ve orda kötü olmanın tohumlarını eken hırsızlık suçuyla suçlandığını ve haksız bu suçlama sonucu gerçekten kötü olmaya ve bu dünyada yer bulmaya karar verdiğini söyleyebilirim. Onca hırsızlık suçundan sonra müebbet alır ve hapishane..Sanırım içine girmeden orada yaşanan duygu karmaşasını sapkınlık nedenlerini anlayamayacağım ama Freud’un haz kavramı anlatımıyla; Mahkûmlar gözetlendikleri için özne kimliklerini yitirip nesnelere, arzu-nesnelerine dönüşürler. Gözetleme dürtüsü evrenseldir ve röntgencilik bir erkek sanatıdır. Sapkınlığı da içinde barındıran yasak sanatlardan sadece biri. Yani doğal olarak eşcinsellik.. Genet bu kitapta ve edebiyat camiasında eşcinsellik, hırsızlık ve ihanetin sözcülüğünü açık bir tavırla üstlenir. Hapishanede cinsel kültürün şekillenmesine yol açan Çiçeklerin Meryem Anası eserini yayınlar ve bu eser Jean Paul Sartre gibi önemli yazarların dikkatini çeker onun dışarıda olmasına karar verirler ve Fransa Cumhurbaşkanına mektup yazarlar ve Genet dışarıda.. Birçok yazara göre Genet’in edebiyat dünyasındaki tanımı “Skandal yaratan yazar” Skandalların yazarı isteği üzerine 1986’da öldüğünde, isteği üzerine Fas’ta, bir yanında hapishane, diğer yanında genelev bulunan bir mezarlığa gömülür.

Baskı: İçimden Geçen Zaman

Çocukluk dönemime rastlıyordu ölümü bilincimi kazanamadığım bir dönem.. Ama yinede Gazeteci Uğur Mumcu “evinin önünde bir suikaste kurban gitti” haberini duyunca yüreğim acıdı kimmiş neler yapmış sonra sonra öğrendik. Yaşaya yaşaya öğrendik kaldı ki ben devletin söylediği hiç bir şeye inanmam!”Bir şey söyleniyorsa tersi daha geçerlidir benim için. Beklide o yüzden Mumcu’yu sorgulamadan sevişim. Şimdinin günü birlik yaşayıp, düşüncelerini devrin adamlarına göre şekil alarak yazan/çizen yazarlara bir de Uğur Mumcu'ya bakıyorum, ne kaybettik bunun analizini yapamam belki ama halk olarak şu anki gazetecilik camiasına bakarak bir şey kazamadığımızı görmek mümkün. Bazı adamlar bir kere geliyorlar. Sonrası yok ötesi yok..

Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)

Çocuk romanı olarak literatüre geçmiş olsa da bu kitabın yaşı yok..Uçurtma avcısı kitabının kahramanından uzun bir zaman sonra bir hikayenin kahramanı yani Zeze içimi burkan, acıtan, yumuşatan bir etki yarattı. Hikâyenin içine girip onu tanımak sıkı sıkı kucaklamak geldi içimden. Zeze; hayal dünyası geniş ve kocaman yüreğiyle yaşıyor bu hayatta. Yoksulluk, dayak ve büyük bir sır onun omuzlarındaki yük.. Ve işin ilginç yanı; bu kitap hem okunması gereken ilk 100 eser listesine girmiş olması hem de Türkiye’de sansürlü yani okutulması yasaklanmış olması hatta ödev olarak bunu öneren öğretmenlere ceza işlemi uygulanıyor olması.. Yasaklama gerekçesi bir çocuğun argo kelimeler kullanması, şiddet görmesi ve çocuk yaşta psikolojisini etkileyecek büyük bir acı yaşamış olması.. Çocuklar bundan etkilenirmiş! Doğru zaten basın yayın yada hayat çocukların iyi yönde etkilenmesi için çok yardımcı oluyor! Şahsi fikrim; çocukların dünyayı tos pembe gösteren bir Pepe’yle değil hayat kadar gerçek bir Zeze’yle büyümesi yönünde.. Ve sorgulayan, hayalleri olan olan çocuklar..Onlarında bir birey olduğunu kabul edip sığ ve önyargılı düşüncelerimizle engellemek yerine, anlamaya çalışarak yol gösterilmesi gerektiği yönünde. Kitaptan altını çizdiğim satırlar: -'Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.' - Hiç kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum. -Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur. -Hep böyle duygulu bir çocuk olacaksın ve pek çok ağlama fırsatı bulacaksın hayatta. -Yiyecek bir şeyler götürürüz. En çok ne istersin? Her şeyi severim. Evde yiyecek bir şey bulduğumuz zaman sevmeyi öğrendik. -Daha çok anlat dedim. -hoşuna gidiyor mu? +çok. +elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum. -bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz? +gider gibi yaparız.

Baskı: Kelebekler ve İnsanlar

Yazarımız; engelli insanlara sadece acımaktan vazgeçip, engelli olmayan insanlar gibi aşık olabileceklerini, cinsel yaşamlarının olabileceklerini, özürlü olduklarını bizim kadar takmadıklarını bir yerden sonra kabullenip espri bile yapabileceklerini yalın ve gerçekçi bir dille anlatmış. Asıl engelin bedenlerde değil zihinlerde olmaması gerektiğini, kalıplaşmış önyargılarımızı bir kenara bırakıp insanlara beden değil yürek ve karakter olarak bakmamızı sağlıyor. Kelebeklerle de, ömrümüzün ne kadar olacağını asla bilemeyeceğimizi ve bu ömrü yaşarken kendi değerimizi bilip, anlamsız istekler uğruna kendimizi heba etmememizi anı yaşamamız gerektiğini anlatıyor.. Kitaptan altını çizdiklerim: -Vazgeçmeyin. Bir şeyden ilk kez vazgeçtiğinizde rahatlarsınız; ikinci kez vazgeçtiğinizde alışkanlık olur. -Bir aileyi ayakta tutan şey, gülümseyen yüzlerin ve çatılan kaşların dengesidir. -Aşk önce düşünmektir sonra dokunmak.. -Kısa ve renkli bir ömrü, uzun ve renksiz bir ömre tercih ederim. -İnsanlar ellerinde güç varsa korkuturlar..Sevmezler iletişim kurmazlar ne yaptıracaklarsa severek, anlaşarak değil korkutarak yaptırırlar. -İnsanlar, birisini sevdiklerinde veya sevdiklerini sandıklarında üçüncü bir kişide açmayacakları yara yoktur. -Yapabilenler yaparlar, yapamayanlar öğretirler, öğretmeyi de beceremeyenler yönetirler, yönetmeyi de beceremeyenler eleştirirler, teftiş ederler. -Elindekini görmeyip, görünmeze bakan aptaldır.. -Sen dert etmezsen söyleyip söylememek önemsiz olur gözünde. -Unvanları altında ezilmeye başlayan insan, acı çeker, acı çektirir. - Bu dünyada zayıfın varlığı güçlünün tablosunda bir nokta gibi görünür.

Biz
7/1028.07.2014

Baskı: Biz

Diskopya eser akımını başlatan ve bu tarzda kitap yazan birçok yazara ilham kaynağı olan yazarın bu kitabı yazıldığı dönem Rusya'da yayınlanmaş olup 40 yıl sonra Gorbaçovun açıklık politikası kapsamında yayınlanmasına izin verilmistir.Kitapta bişey anlayışının olmadığı BİZ kavramı etkisinde yaşanılan hiçbir fiziksel, duygusal ve kişisel duygu, insanların ya yer verilmediği insanların isimlerinin olmadığı sayılarla ifade edildiği, herşeyin ortada ve devletın istediği şekilde yaşandığı bir sistem..Anlatım yönünden matematik ve geometri üzerinden gidilmiş olması nedeniyle akıcı değil ama tarz olarak bir başyapıt olması nedeniyle okunabilir , Kitaptan altını çizdiklerim: - Dilin hızı herzaman düşüncenin hızından daha yavaş olmalıdır. - Dünyayı açlık ve sevgi yönetir . - Orjinal olmak diğerinden farklı olmak dolayısıyla eşitliği bozmaktır

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

“Herkes eşittir; ama bazıları daha eşittir” diye bir söze imza atmış yazarımız, 1914-1945 "30 yıl Savaşı”nın entelektüel kurbanlarındandır. "1984" romanını bir yandan veremle savaşırken yazmış. Kurgu ve geleceği görme yönünden sanırım Orwell başka bir adammış diyebilirm. Kitabı okurken bir taraftan içiniz kararıyor diğer taraftan buna ne kadar yakın olabileceğinizi düşünerek korkuyorsunuz. 1940’larda yazılmasına rağmen günümüzü çok güzel anlatmış. Bir iktidar düşünün, emirleri sorgulanamayan, rakipsiz, baskıcı, muhalefetsiz.. bir halk düşünün, sadece verici değil aynı zamanda alıcı olan tele-ekrandan sürekli izlenen, sahte düşmanlar yaratılarak zihni ele geçirilen, yaptıkları takip edilen ve komutlarla yönetilen, onlar gibi düşünmeye zorlanan öyle ki “iki kere iki dört diyebilmek özgürlük” tutarsız itaatlere uydurulan… İnsanların tüm değerlerinin yok edilip 'parti'nin her şeyden önde olması, 'birey' olmanın yasak olması. Büyük Biraderi kabul etmeyen sistem karşıtlarına karşıtlarının “düşünce suçu” işlediğini düşünüp 101 numaralı işkence odasında kişilerin en büyük korkularıyla yüzleştiği herkese ayrı değişik işkence çeşitleri vardır. Kahramanımız Winston’da yüzü aç fareler tarafından parçalanmak üzere bir düzeneğe yerleştirilmişti neyse ki doğru kelimeleri söyledi.. Onun düşün suçu Aşk! Gerçek aşk belki de en güzel bu kitapta anlatılmıştır. Hayata öylesine bakan güçlü ve vurdumduymaz bir kadın ve onun için düşün suçunu işlemeyi türlü işkenceleri göze almış bir adam.. Ve onlar o yasak ve tehlikenin içinde, her şeye rağmen, korkusuz özgür bir çift gibi davranabiliyorlardı. Eğer birey olmayı beceremezseniz, bireyciliği engelleyen sistemin bir şekilde parçası olursunuz! Kitaptan altını çizdiklerim : - Geçmişi belirleyip denetim altında tutan, geleceği de belirler. - İnsanın en amansız düşmanı kendi sinir sistemidir. - Bazen acı öyle boyutlara ulaşır ki, iki kere iki beş bile edebilir. - Bilinçleninceye kadar baş kaldırmayanlar, bilinçlenince de başkaldıramazlar. - "Her azalma bir kazanç sayılıyordu, çünkü seçim alanı daraldıkça, düşünme istemi de o hızla azalmaktaydı." - Hiçbir fikir, hiçbir duygu yalnız değildir. Fakat sevgi satılıktır. En tiksindiğimiz şeylerle korkutulunca hepimiz, "Beni rahat bırakın! Julia'ya yapın!" diyebilecek kadar benciliz. - İnsanın kafasının, kalbinin içine giremezler ki! - İnsan, insan olarak kaldığı sürece ölüm dirim aynı şeylerdir. Kitaptan aklıma kazınan terimler : Distopya, Büyük Birader, Düşün suçu, Proller 101 numaralı oda,

Bab-ı Esrar
9/1014.07.2014

Baskı: Bab-ı Esrar

Ahmet Ümit'in klasikleşen polisiye romanı tadı verilmiş olsa da daha çok Mevlana Şems anlatılmış. Elif Şafak /Aşk kitabından sonra üstüne iyi bir pekiştirme oldu. Mevleviliği iyi bilenler için basit bilmeyenler için ilgi çekici ama her iki taraf içinde akıcı bir anlatım. Kitapta sevdiğim taraf, böyle tarihi, manevi ve Mevlevi bir konuda okuyucuyu kesin bir sonuca yönlendirmeden yüzeysel bir anlatımla araştırmaya sevk ediyor olması. Özellikle Kimya Hatunla ve bilinen Şems’in dışında burada daha insani olan karakteri ile ilgili kafamda birçok soru işareti oluştu. Kitaptan Altını çizdiklerim: - "çoğu zaman mesele, tanrı'nın ne olduğu değil, bizim onda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı, alimler bilimi görür, cahiller mucizeyi." - "sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir? senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki?" - "birini sevmek onu kültürüyle birlikte sevmek derdi annem." - "cahillik engelinden atlayamayan, bilgi yükünü taşıyamaz." - "çünkü insana duyulan aşk da, Allah'a duyulan aşkın bir suretidir. o aşkın sureti bile o kadar güçlüdür ki, kişinin aklını başından alır." Kitabın en sevdiğim ve bu kitabı okumak için başlı başına bir neden olduğunu düşündüğüm kısmı ise annesinin, Karen'e söylediği şu sözlerdi; "ama şu an yaşadığımız dünya gerçek; sadece zenginlikler değil, yoksulluklar da gerçek. açlıktan ölen çocuklar gerçek, hastalıklar gerçek, savaşlar gerçek, giderek daha mutsuz olan insanlık gerçek. yeryüzünün her sabahında insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken, bunca acımasızlık, bunca yoksulluk, bunca umutsuzluk varken, perdenin öteki tarafındaki cenneti düşünerek yaşamayı ben kendime yediremiyorum karen. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum; kötülükten kaçınmayı, kötü olmadığım için yapmayı istiyorum. iyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil. iyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. iyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle birlikte yok olacak. önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının farkında olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. benim payıma düşen de buymuş, teşekkürler hayat diyerek. bence yaşamak bu kadar basit, aynı zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçak gönüllü olabilmekte."

Sil Baştan
6/1008.07.2014

Baskı: Sil Baştan

Eğer reenkarnasyona inanmıyorsanız şu an için imkânsız gibi görünen ilginç bir hikâyesi var. Sonsuz, derin ve heyecanlı bir dünyaya alıp götürüyor sizi. Düşünsenize hayatınızın 18 ile 43 yaş aralığını yani son 25 senesini sil baştan tekrar yaşıyorsunuz hem de defalarca. Mesela hangi hisse ne zaman artacak, ne zaman ekonomik kriz yaşanacak, o sene hangi takım şampiyon olacak depremler büyük felaketler vs. her şeyi biliyorsunuz. Buna göre hayatınızda o zaman beğenmediğiniz tarafları, yaptığınız hataları düzeltme şansınız var olmasını istediğiniz gibi yeni baştan kuruyorsunuz sonra pat diye ölüyorsunuz ve yine sil baştan yine 18 yaşındasınız. Aslında çok çok eğlenceli ama sağlam psikoloji gerektiriyor. Ben mesela öle dirile sonunda istediğim hayatı kurmuşum ama biliyorum 43 yaşında hepsi yok olacak yine öleceğim ha öleceğimi bile bile bunun önüne geçemiyorum da ne kadar önlem alırsam alayım altın fanusa da girsem bir şekilde 43 yaşımda tekrar ölüyorum. Buda demek oluyor ki hayatı yeni baştan yüzlerce kez kursam da kaderi değiştiremiyorum sadece sonuca giden yollar üzerinde oynamalar yapabiliyorum. Durum böyleyken düşündüm şimdi ölsem ve geriye dönsem neleri değiştirirdim diye çok ilginç bir durum değiştirmek istediğim her şey benim kaderim olarak belirlenmiş eğer bunlardan kaçamayacaksam arada giden yolları değiştirmenin hiçbir mantığı yok öyle yada böyle yaşanacaklar. Zaten ya unuttum ya gülümseyerek anımsadım pişmanlıklarım yok denecek kadar az beklide çok ama ne fark eder ki içinde bulunduğum ve şartlar gereği şu anki aklımla da yine aynı şeyleri yaşarmışım. Sonuç olarak bir kere yaşayıp ölmek en iyisi çünkü yapman gerekeni ne zaman gerekiyorsa o an yapman gerektiğinden acelecilik, toyluk, başka alternatiflerin olduğunu bilmemekten ötürü yaptığını biliyorsun pişmanlığın az diğer türlü ikinci kez yaşarken artık biliyorsun ve aynı hatayı iki kere yapmak aptallık olarak değerlendirir yani pişmanlık katsayısı daha fazla. Kurgusu bu kadar iyi olan bir kitapta sonunun iyi bağlanmamış olması ve aradaki boşluklar zaman zaman sıksa da kendi hayal dünyanızda gerçeklikten uzak bir şölen yaratabilirsiniz.

ÖncekiSayfa 7 / 9Sonraki