
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Karanlık Zihinler
Geldik süper bir serinin başlangıcına... Distopya,bilim kurgu kitaplarına olan hayranlığım aşikar.Genelde de kitaplar hakkında şıpsevdi birisi değilimdir, çok zor severim.Sevdim mi de tam severim.Ah,hayır.Tabi ki de kitaplardan bahsediyorum :P . Nerede kalmıştım,hah,bu kitaba da büyük bir beklentiyle başladım diyebilirim.Zira okuduğum yorumlar gayet olumluydu ve artı olark serinin devamının çabucak çıkması için baskı yapan büyük bir fan kitlesi vardı.Ki çok da haklılardı.Parodi ara sıra kayıplara karışıyordu ve tabi olarak bu durum herkesi baskı yapmaya iter.Hele ki siz o yayınevinden ilk kitabı çıkmış ve devamından haber gelmeyen bir kitabın fanıysanız işler daha ilginç hale gelebilir. Düşünemiyorum bile. ;) Kitabın konusundan birazcık bahsetmek istiyorum. Kitabımız çok katı bir distopik dünyaya sahip.İlk olarak, çocukların bir gün hiçbir sebep yok iken mutasyona uğramasıyla birlikte belirli güçler kazanması ve hayatlarına darbe inmesiyle karşılaşırız.Bu güçler renkler ile özdeştirilir ve ortaya şöyle bir şey çıkar: Maviler, telekinezi; Yeşiller, üstün zeka; Sarılar, elektrik, elektronik işleri; Kırmızılar, ateşi kontrol etme; Turuncular, zihin kontrolü. Biz de özellikle,10 yaşında, toplama kampları denen "hastalıklı" çocukların "iyileşmesine" yardım eden kuruluşlar tarafından alı konan çocuklardan olan Ruby'nin hayatına,geçmişine tanık oluruz.Ruby 'nin bir şekilde "aile" diyebileceği gelecekteki dostlarıyla yolları kesişir.Bunlar Zu,Chubs ve Liam'dır.Birlikte katetmiş oldukları yolda,onlara yol arkadaşı oluruz. Hiçbir bölümünde sıkılmamış olduğum güzel bir giriş kitabıydı.O dünyayı ve düzenini gördüğümüz,ona alıştığımız,sıcak bir başlangıç yemeği,çorba gibiy...Ah,pardon kafamı toparlayamadım,malum oruç ;D Kısacası sevdiğim ve hemen ikinci kitabına başladığım,sıkmayan,ne kadar çok ekşın olmasa da yine de o boşluğu bir şekilde dolduran,Liam ve Ruby'i ölümüne shiplediğim bir kitap idi. Herkese tavsiyeeeee...
Baskı: Milyonluk Kirli Sır (Million Dollar Duet #1)
Aradan uzun zaman geçmesine rağmen kitabın bende bıraktığı kötü duygular hala tüylerimi ürpertmekte.Sonu ikinci kitap için "yanlış anlamalarla" donatılmış,ana karakterin çekilmez hareketleriyle süslenmiş bir kitap bulunuyor bugünkü inceleme masamızda. Kitabın konusuna gelirsek eğer;Annesi için acil paraya ihtiyaç duyan Delaine Talbot (kızın ismi bile aklımda kalamamış gidip kitaptan bakmak zorunda kaldım),kendini arkadaşı vasıtasıyla gizli bir kulüpte bulur.Sadece bir amacı vardır:satın alınmak.Tam da o gece zengin ve yakışıklı bir iş adamı olan Noah Crawford geçmişinde yaşadığı bir olay yüzünden kendini bu kulüpte bulmuştur.İkilinin yolları kesişir.Ne kadar nefretle başlamış olsa da aralarında büyük bir aşk doğar ve biz de bu yaşananlara ortak oluruz. Keşke ortak olmasaydım.Biraz net konuşuyorum çünkü sonu beni dellendirdi.Zira karakterlerin hareketleri mi desem konunun işlenişi mi desem, bilemedim hiçbir tutar tarafı yoktu.Ama.. Ama kitabın başından sonuna sinir olsam da yine de azıcık bir zevk aldım.Hiç sevmedim de değil.Sanıyorum,bayadır bu tarz kitap okumadığım için kitabın ilk başlarından, şimdi oturup düşününce aslında ne kadar da fazla zevk almış olduğumu görüyorum.Halbuki şimdi okumaya tekrar başlasam aynı zevki yine alamayacağımı biliyorum. Böyle sonlara çok fazla alışığız aslında.Çünkü serilerde genelde böyle çocukça şeyler çok yapılıyor uzaması için,daha çok kitap yazılıp konu çıkması için.Ama bu kitapta ben çekemedim çocuksu hareketleri.Kitabı bitirip ikinci kitabı da okumamak için kitaplığın en uzak köşesine kaldırıverdim.Eminim ki okuyacağım maalesef. Her neyse,kısaca yorumumu özetlemek gerekirse,daha çok sevebileceğim yerde yazar kitaptan o son ile nefret ettirmeyi başardı.Ki başlarından istemsizce hoşlandıydım.Ben tavsiye etmiyorum.
Baskı: Mekanik Melek (Cehennem Makineleri, #1)
İşte bu,"tükürdüğünü yalamak" teriminin karşılığıdır.Durun,kronolojik bir sırada hemen açıklayayım. Sene 2015,bir daha Cassandra Clare kitabı okumayacağına dair yemin etti.Mırın kırın ederek Ölümcül Oyuncaklar Serisini bitirebildi ve buna şükretti. Sene 2016,Cassandra Clare'in bir diğer serisi olan Cehennem Makineleri'ne başladı. Peki, pişman mı? Böyle soru mu olur.BA-YIL-DIM.Yazarın kurduğu dünyaya ancak bu kitapla adapte olabildim ve karakterlerinden tut giydikleri kıyafetlere,olay örgüsüne kadar çooooooook sevdim.Şu an devamını okumamak için kendimi zor tutuyorum.Zira elimde başka bir merak ettiğim kitap var ve aslında bu aralar kitaplar tarafından onurlandırılıyorum.Okuduğun hepsi mi sevdiğin kitaplar,seriler olur?İşte oluyormuş.Ben de anlamadım vallahi :D Konusuna gelirsek eğer;Tessa, ağabeyinin mektubu üzerine İngiltere'ye gelir ve burada tuzağa düşer.Mektup onu İngiltere'ye getirmek için bir oyundur.Amaç Tessa'nın da bihaber olduğu yeteneğidir.Tessa Gray alıkonulur ta ki Will Herondale onu kurtarmaya gelene kadar.Gölgeavcıları Londra Enstitüsü Tessa'ya ev sahipliği yapar ve tüm bu olaylar süregelirken Tessa, aklını karıştıran Jem ve Will ile tanışır.İşte biz de bu karmaşık olay kurgusunun içine çekiliriz. Kitabı dediğim gibi çok sevdim ama o son sayfa (hep böyle oluyor biliyorum,her yorumumda "o son sayfa" ibaresine mutlaka yer veririm :P ) cidden sinir krizi geçirtiyor adama. Sözün özü,gayet beğendiğim ve belki de serinin sonundan ağır bir spoiler aldığım halde ısrarla devam etmek istediğim ilk kitaptı.Tavsiyeeee.
Baskı: Senden Önce Ben (Senden Önce Ben, #1)
Uzun zamandır kitap yorumu yapamamamın sebebi,yapmış olduğum yorumların silinmesidir.Bilmiyorum hiç başınıza geldi mi ama mutlaka peşinden bir sinir sıkışması getirmesi an meselesi olur.Ve bir daha yorum yapmama yeminine kadar da olayı büyütebilir-en azından ben de öyle oldu.İşte sırf bu yüzdendir ki ne çok kitap okuyabildim ne de en ufak yorum içeren bir söz söyleyebildim.Aylar sonra,nihayet o silinmiş olan 4 kitap yorumunu tekrardan yapma kararı aldım.Keyifli okumalar dilerim :) Evveeett,işte o milleti kasıp kavuran,yakında filmi de çıkacak olan ve Louisa Clark karakterini dünyaca ünlü dizi Game of Thrones'un güzeller güzeli Daenerys Targeryan'ı nam-ı diğer Khaalesi'si,Will Traynor karakterini ise Açlık oyunları serisinin Finnick Odair'i tarafından canlandırılacak olan "o" kitabın yorumunu nacizane görüşlerimle yapmaya çalışacağım. Kitabı bu kadar methedenlere karşı hiç bir beklentim olmadan,sıradan bir aşk romanı okuyacağım görüşüyle elime aldım ama daha önce hiç bir planımda bulunmamış idi.Kitabı aldığım günü dahi hatırlamıyorum ama iyi ki almışım diyebiliyorum.Ve iyi ki elime gelmiş kitaplığımdan.Zira yakın bir gelecekte okuyabilmemin mümkünatı yoktu. Kitabın konusuna gelirsek,çoğunuzun bildiği üzere ana karakterimizden biri olan Will Trainor bir kaza geçirmiş ve tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştır.Louisa Clark ise kendine bir iş arayışı içindedir.Will Trainor'a bakıcı lazımdır ve Lousia'nın haberi olur.İlk başta bu işe girmeme konusunda çok ciddidir.Ama el mahkum,hayat şartları bu işi kabul etmesini sağlar.Yazar bir şekilde bu ikilinin hayatlarını kesiştirir,iç içe sokar,ta ki sadece bir hayat olana dek. Kitabı sevdim.Sevdim ama o son sayfalarının daha çok duygu yüklü olmasını tercih ederdim.Bana, ikili arasındaki sevginin tek taraflı olduğu hissini verdi nedense.Bir ben miyim böyle hisseden yoksa bende mi, halk arasında tabiri caizse "odunluk" var bilemedim. :D Ama bir şekilde böyle bir hisse kapıldım ve kitaba olan duygularımı,düşüncelerimi çok değiştirdi. Bunu çok da büyütmüyorum açıkcası.Will'in neden çok fazla sevgisini dile getirmediğini de anlayabiliyorum.Ben onun yerinde olsaydım Louisa'nın psikolojisini düşünür ve onun açısından en iyi şeyin çok da fazla "seni seviyorum" cümlesini dile getirmemek olacağı kanısına varırdım.Zira bir kişiye ne kadar bağlanırsanız ondan kopmak o kadar güç olur.Ama dediğim gibi o "son bir kaç sayfada" daha çok romantik bir şeyler görseydim kesinlikle daha çok ağlardım.Aa,pardon,daha çok üzülürdüm diyecektim.Ben ve ağlamak,ne mana? :D. Sevdim ama unutmam diyemem,keyif aldım ama bir 5. Dalga kadar değil.Biliyorum iki kitap da ayrı kulvarlarda ama benim bahsettiğim bir kitaptan alınan zevk.Konuyla alakalı olmayan bir zevk.O yüzden gayet de karşılaştırılabilir yönlere sahipler. Çok uzatmak istemiyorum,uzun yorumlarda genelde sıkılır insan ve benimkide epeyce uzun oldu.Bu yüzden yorumumu burada noktalıyorum.Film vizyona girmeden şu 3 günde hemen okuyun derim. :)
Baskı: Sap - Silik, Aksi, Paspal
Flaş Haber!! Şu an aldığımız haberlere göre Sanem Çakmak çok sevdiği vikitap ailesine tekrardan yorumlarıyla geri dönüyormuş.4 kitabı okuyup araya bir ay sokmasıyla tepkileri birazcık da olsa üstüne çeken Sanem,bu arada hiç kitap okumadığını utanarak itiraf ediyor. Tamam bu kadar goygoy yeter.Doğruyu söylemek gerekirse ben burayı çoook özlemişim. Öhöm öhöm,ilk kitabımız Kody Keplinger'dan Sap.Ana karakterin tutarsız davranışlarından nefret etmiş olmakla beraber nedense amaçsız bir zevk aldım.Yine de tavsiye edemeyeceğim klişe bir kitap. Konusundan bahsetmek gerekirse; Bianca Piper adında tabiri caizse erkek fatma bir kızımız,okumakta olduğu lisenin en yakışıklısı tarafından "Sap" damgası yiyor."Sap" kelimesinin "Silik,Aksi,Paspal" anlamına geldiğini öğrenince Bianca bu kelimeye takılıyor ve kitabımız böylece başlamış oluyor. Bianca ve şu yakışıklı çocuk (Wesley Rush),birbirlerinden hiç hoşlanmazlar ve aralarındaki bu gerilim "bir anda" aşka dönüşür.Kelimenin tam anlamıyla "bir anda". İşte bende bu bir anda elektriksel çekim okayını kabullenemiyorum.Kız bir sayfada "Wesley'den nefret ediyorum,onun yüzüne bile bakınca midem bulanıyor." diyor sonra arka sayfasında "Aslında onun iyi biri olduğuna inanıyorum.Dur bi dudaklarından öpeyim,ötesine de geçersek güzel olur yani." modunda.İşte en çok da buralardan kaybediyor. Kitabı okuduktan sonra filminin de olduğunu öğrendim ve bir izleyeyim dedim.O kadar farklı ki film kitaptan...Sadece olay örgüsü değil.Mesela kitapta Bianca babasının yanında yaşıyor ama filmde tam tersi.Ama ben nedense filmi daha çok sevdim ki bu her zaman olacak bir şey değil.Kitabı değil ama filmi kafa dağıtmak açısında tavsiye ederim. Kitaptaki gereksiz erotiklik de göze çok çarpıyor.İnsan nefret ettiği birisine böyle tepkileri veremez.Sanmıyorum... Kendisiyle çok çelişiyordu Bianca ve ben tutarsız kişilerden nefret ederim. **********SPOİLER********** Sırf birbirlerine daha da yakınlaşsınlar diye babası tarafından çocuğun önünde bir fiske bile yiyor (bkz. Klişe).Oysa babası dünyalar tatlısı,kızına çok değer veren bir adam.Halbuki o sırada söylediği sözleri, ne kadar sarhoş da olsa düşünmüyorsa söylemez diye sanıyorum.Yani bence sırf ikilinin yakınlaşmaları için geçen bir olay kanaatindeyim. **********SPOİLER SONU********** Son olarak ben kitabı tasviye etmiyorum.Ki bu her zaman olmaz.Genelde beğenmesem bile açık kapı bırakıyorum.Ama bu kitap... sevmedim.Şu an çoğu bölümünü hatırlamıyorum bile.Belirteyim bir ay geçmesine rağmen. Not: İçinde Aşk Saklı kadar nefret etmedim ama bunu belirteyim.O kitabın ne zaman adı geçse tüylerim diken diken oluyor.Bu kitap biraz daha güzel duygular uyandırabiliyor insanda.Zira vermek istediği mesaj gayet hoş. Not2: Puan verirken genelde bol veriyorum o yüzden siz direk puana bakmayın.😉🤗 **********ALINTILAR********** "...Bu arada,baloda ne giyeceksin?" "Hiçbir şey." "Seksiymiş ama içeri çıplak girmene izin vermezler herhalde,B." *** "Bu manyaklıktı.Wesley'i düşünmemem gerekiyordu.Wesley'i öpmemem gerekiyordu.Wesley ile yatmamam gerekiyordu...O benim uyuşturucumdu.Gerçekten delilikti bu." *** "Ve beni yeniden doğmuş gibi hissettiriyordu." *** "Mızıkçılık yapma,"dedi sopasını duvara yaslayarak. "Ne bekliyordun? Sonuçta her konuda muhteşem olduğum açık."Sırıttı."Ama bunun için beni suçlayamazsın,değil mi? Tanrı'nın bizi nasıl yarattığından sorumlu tutulamayız." *** "Ama Wesley'e olan hislerim bunu ikiyi katlardı.Hoşlanmak denen o çocuk havuzundan çıkıp köpek balıklarının cirit attığı derin duygular okyanusuna dalmıştım ben.Ve bu dramatik benzetmeyle devam edeceksek,berbat bir yüzücü olduğumu hatırlamakta fayda vardı."
Baskı: Orman
Bu kitap beni çoook şaşırttı.Böyle bir şey kesinlikle beklemiyordum.Kitabı bitirdikte sonra daha çok Harlan Coben okumak için yanıp tutuşur hale geldim.Diğer kitaplarını sevebilir miyim bu kadar,açıkçası hiçbir fikrim yok.Ama yine de okuyacağım.Bu kitap içimdeki gerilim okuma tutkusunu alevleyen bir şaheser.Harlan, kalbimin en derinlerindeki, benim bile varlığından bihaber olduğum bu tutkuyu adeta eriyerek dışarı süzülmesini ve benim idrak etmemi sağladı.Çok minnettarım ona. Kitabın konusuna gelirsek eğer; Zamanında yaşanmış cinayetleri barındırmış bir orman hakkında günümüzde gelişen olaylar ile o zamanlara geri dönülür.Ve ilginç gerçeklerle karşılaşılır.20 sene önce kardeşini bu ormanda kaybetmiş olan bölge savcısı Paul Copeland'in,bu gelişmelerle içine bir umut düşer. "Acaba kardeşim hala hayatta mıdır?" düşüncesi üzerine kurulmuş bir kitap ve biz de herkesten şüphe eder hale geliriz.Olaylar ilginçleşir ve herkesin bir suçu olduğu kanısına varırız. Evvet,herkesten şüphe duyulması konusunda ciddi idim.Zira bir ara Paul'dan bile şüphe etmişliğim vardır.İşte böyle kitapları çok seviyorum.Sizi sonundan şaşırtacak bir biçime getirir.Sonu ne olursa olsun...Ki bu kitabın sonuna da pek bayılmış değilim ne yazık ki.Her şey açığa kavuştu fakat...İşte tam da bu noktada okuyun tavsiyesini kırmızı harfler ile karşınıza tekrardan servis etmiş bulunuyorum. Bu seneye çok güzel kitaplar okuyarak başladım ve hepsinden de çok etkilendim.Zaten önemli olan da bu değil midir?Kitabınızın okuyucuların hayatını etkilemiş olması bence bir yazar için en gurur verici şey. Kitap hakkında fazla konuşmak istemiyorum.Zira ne kadar çok sevmiş olduğumu umarım hissettirebilmişimdir.Her bölüm öyle bir noktada bitti ki elimden bırakamadım."Kalkıp yemek mi yemem gerekiyor?Neden kalkıyormuşum,o yemek buraya gelecek!Gelmiyorsa da o kaybeder."modunda, bir kitabı uzun zamandır okumamıştım.Peşpeşe böyle kitaplar okumam da bir işaret sanırsam.Ama kötü mü iyi mi bilemedim. Son söz olarak,kitabı hiç kimseye tavsiye etmiyorum demeyeceğim tabi ki.Herkes okusun.Ve yeri gelmişken bana Harlan kitabı öneriniz en az bunun kadar güzel.Başka bir yazar da olabilir tabi ki.Zira çook ihtiyacım var.Bana katlanabildiğiniz için çook teşekkür ederim.Tavsiyeeee...
Baskı: 5. Dalga (The Fifth Wave, #1)
Ben bu kitabı neden bu kadar çok sevdim yahu?Genelde bir kitabı bitirdikten sonra yorum yapmam gerektiğini sadece o anlık hatırlar ve başka bir zaman ertelerim.Ama bu kitabı bitirdiğimden beri aklımda "Hadi Sanem,daha yorumunu yapmadın.Yapsan da bir an önce ikinci kitabı okuyabilsen!!" ibaresi, en az 5-6 yıl önce satın alınıp yine en az 10 yıllık dükkanı ön plana çıkarmak için dükkanın girişinde bir yere asılan şu kırmızı renkli genelde aralarda bir harf eksik olan, devamlı dönen tabelalar gibi beynimi işgal ediyordu.Ta ki şimdiye kadar...Şöyle güzelce sevdiğim karakterlerden bahsetmek istiyorum bolca.Ki sevdiğim karakterler de bol.Ama ilk olarak n'apıyoruz?"Konuu!"dediğinizi duyar gibiyim.E, o zaman aşağı alalım sizi. Bir gün Dünya yörüngesine yabancı bir cisim girer ve bu cisim Dünya üzerinde bir yer edinir.Öyle ki ilk başlarda tabii olarak ortalığı karıştıran insanlar bile bir müddet sonra alışırlar,sanki önemli bir şey değilmiş gibi.Bu cisim veyahut "uzaylı" gemisi üzerine teoriler üretilir.İşte tam da bu zamanlar bütün Dünya'daki elektrikler,taşıtlar,telefonlar,kısacası bütün iletişim,ulaşım kesilir.Dünya karanlıkta kalmıştır.Ama insanların bilmediği bir şey vardır ki bu ne son ne de ilkti.Bu sadece 1.Dalga idi.Devamı da gelecekti.Daha kötü bir biçimde hem de. Kitabı Cassie,Ben,Evan ve Sammy ağzından okuyoruz.Normalde olsa ben sevmezdim bu "çok ağızlılığı".Ama bu kitaptaki, daha önceden belirttiğim gibi tüm karakterleri çok seviyorum.Ve birden fazla shiplediğim çift de olunca otomatikmen en favori kitabım oluverdi. Evan'ın duygularını yazar çok iyi hissettirmiş,o kapıya tıklama olayıyla ilgili sonlarda bir bölüm vardı.Kitabın gidişatını etkilemiyor diye spoiler bölümüne yazmadım.Ama bunu söylemesem de duıramazdım.Yahu,çok hoş değil miydi?Okuyanlarınız anladı hemen neyi kastettiğimi.Bazen en küçük detay bile o kadar önemli oluyor ki benim için...Belki de 5. Dalga dendi mi,aklıma ilk gelen olaylardan biri olacak kendisi.Tıpkı Dean ve Hope'un serçe parmak tutuşması gibi.Çünkü iki çiftinde (Cassie ve Evan hakkında belirli bir şey yok ama olacak gibi bence,içgüdülerimden yararlanarak böyle söylüyorum) kendilerine özel,sadece onların ve biz okuyucuların anlayacağı türden özel hareketlerinin olması ister istemez bizi duygulandırıyor,sevindiriyor,iç çektiriyor. Tabii bu anlattığım karakterlerin kim olduklarını bilmiyorsunuz,söyleyemem bazıları spoiler'a kaçar zira.Alın size bu kitabı okumanız için bir neden daha. Hileci'ye gelirsek (bu sadece lakap adı böyle değil tabi ki) bana biraz bu kitapta pasif kalmış gibi geldi.ve bunun yanında biraz da soğuk geldi.Bu durum,onun ağzından bölüm okumadığımız için,onun iç seslerini duyamadığımız,yaşadıklarını bilmediğimiz için olabilir.Ki ben bu yüzden böyle hissettirdi diye düşünüyorum.Zira ikinci kitabı okuyanlar genelde Hileci'ye bayılmışlardı.Benim favorim galiba Cassie olacak gibi.Çünkü ilk onunla kaşılaşıyoruz.Onun bilinçaltına giriyoruz,onu tanıyoruz.Bu yüzden,evet,Cassie ilk göz ağrım. İşin kötü tarafı Ben ve Cassie'yi de shiplediğimdir.Bilemedim,Hileci'yi soğuk bulduğum için galiba,Ben'e pek yakıştıramadım sanırım.Ama Evan ve Cassie yeri ayrı. Ve son olarak işin film kısmına girmeden edemeyeceğim.Filmi çıkıyormuş bildiğiniz üzre.Hatta bu ay gösterime girecekmiş.Tam tarihin bilmiyorum o yüzden kesin bir bilgi de veremiyorum.Her neyse,oyuncularından kitabı okumadan haberim olmuştu.Ve Nick Robinson'ın oynadığını duyunca kitabın üstüne atladım resmen.Çok tatlı,sempatik bulduğum bir oyuncu oluyor kendisi.Jurassic World filmini izlememin sebebi tabi ki o değildi.Ama etkisi olduğunu kabul edeceğim. İşte,yorumumun sonuna da gelmiş bulunmaktayız.İçim istemeye istemeye sonlandırmak zorundayım.Eminim bu kitabı okuduğunuzda beğeneceksiniz.Sizi reading slumptan çıkarıp reading monster a dönüştürcek bir kitap.Yazarın dili, yerinde esprilerle de pekiştirilmiş hayran edici,merak uyandırıcı idi.E,bu kadar yorumdan sonra tavsiye etmemek ve okumamak da olmaz.Haydi,sizi Ötekilerin (nam-ı diğer uzaylılar) olduğu kaos dolu bir Dünya'ya alalım.
Baskı: İstanbul Hatırası
Şu koskocaman oğlan 2 günde silip süpürttü kendini.Ne kadar katili/katilleri tahmin etmiş olsam da yine de heyecanlı, soluksuz bir biçimde diğer sayfayı adeta yırtarak açtım. İlk Ahmet Ümit kitabım ve kesinlikle son olmayacak.Zira İstanbul'un tarihini yapılan bir dizi cinayetle pekiştirip altına da çok anlamlı bir neden vermek her babayiğidin harcı değil. Konusuna gelirsek;Başkomiser Nevzat ve ekibi,daha hemen kitabın başında bir cesetle karşılaşırlar.Bu ceset,şu an tam hatırlayamadığım bir yerde, elleri başının üstünde, avuç içlerinden birleşmiş bir halde ve avucunun içinde ise çok eski,antik bir sikke bulundurmuş bir vaziyette Atatürk heykelinin dibinde uzanmaktadır.İşte tam da bu noktadan sonra İstanbul için önemli kişilerin sikkeleri cesetlerle beraber karşımıza çıkıyor.Ve bu kadar düzenli cinayetlerin katil veya katillerini bulmak da bir hayli zorlaşıyor. Kitap bir Başkomiser Nevzat Serisi'nin dördüncü kitabı imiş.Ve seriye bodoslama dalmış oldum ben de. Ama hiçbir eksiklik yaşamadım.Ayrı bir kitap gibi de okunabilir. Karakterleri bir kaç kişi dışında benimseyemedim ki bu da kitabın tek dezavantajı idi zannımca.Kitaptaki Ali karakterini genel olarak sevmedim.Bunun nedenine gelirsek,Ali'nin kendi siyasi,sosyal vs. fikirlerine uymayan kişilerin direk şüpheli listesine çekmesini çok ama çok garipsedim,yadırgadım.Hemen hemen herkesi şüpheli listesine alıp ki bu yaptığı doğru olabilir,sonra da onların arkasından daha hiçbir şey belli değil iken ağır sözler söylemesi de keza öyleydi.Hiç kimseyi yaşadığı yerden,dış görünüşünden yargılayamazsınız,değil mi?Ama bu karakterimiz bunu milyon kez yaptı.Ötekileştirmeye çok karşıyım ve bu davranışlara gelemiyorum.Ki Nevzat da öyleydi.Ali'yi her zaman böyle durumlarda aydınlattı da. Her neyse sevmiş olduğum bir kitap idi.Türk yazar epeydir okumuyordum.Doğrusu ön yargılarım da vardı.Fakat Ahmet Ümit kalemini artık içim rahat bir şekilde tavsiye ederim.
Baskı: Eleanor & Park
Bir türlü düşüncelerimi toplayamadım bu kitap hakkında.Şöyle ballandıra ballandıra anlatırdım;çok şirin,aman aman pembe peri masalı... İsterdim de, ama öyle bir kitap olsaydı aklımda yer edenlerden olur muydu,eh işte orası birazcık çetrefilli. Kitabın konusu kısaca şu; Eleanor adında,kıvırcık mı kıvırcık,kırmızı mı kırmızı bir kızcağız, annesinin ve üvey babasının yanına taşınır.Yeni bir okul,yeni bir ev, yeni bir hayat derken her şey çok güzel gözükmüş olabilir ama... O evden önceden üvey babası tarafından kovulmuş olduğu,yeni başladığı okulda giyiniş tarzı ve hafiften iriliği sebebiyle dışlandığı ve her gün hayatından nefret ettiği gerçeklerini içlerinde içermiyorlar.Ama Eleanor'un hayatı kısaca böyle. Umut ışığı sönmüşken,onu olduğu gibi seven,hayatına anlam katan ve zevklerini paylaşan bir çocukla karşılaşır:Park.Otobüs arkadaşlığı zorla da olsa aralarında kurulur ve bu ikili birbirlerine sanki bir halatla bağlanmış bulurlar yaşamlarını. Biliyorum,benim gibi merak ettiniz.O yüzden okumayanlar mutlaka okusun. Kitaptaki karakterlere karşı büyük bir önyargım var.Eleanor ve Park hariç gerisini pek sevemedim.Çünkü heosi çoooook gerçekçiydi.Bütün kötülükleriyle hem de... Bazen Eleanor sizi cidden kararlarıyla kızmaya zorluyor.Ama yok kızamıyorsunuz.Çünkü kendinizi de onun yerine koyunca aslında o noktada bize "Eleanorluğunu" gösteriyor.Şöyle diyorsunuz:Eleanor kesinlikle böyle yapar.Yani bir bakıma hak veriyorsunuz. Şunu fark etmiş bulunmaktayım ki Park benim kesinlikle ruh ikizim,ruh eşim.Okuduğu çizgi romanlardan tutun da sevdiği şarkılara kadar çok uyumlu noktalarımız var.Bu yüzden,evet Park,senin yerin hiçbir zaman dolmayacak. Kitap biteli bilmem kaç gün oldu bilmiyorum ama bu kitaptan sonra İstanbul Hatırası gibi deeev bir kitabı sadece 2 günde bitirdim.Sözün özü,reading slump da neymiş, bu kitaptan sonra unutuyorsunuz onu.Bu yüzden yeri gelmişken double öneri... **********SPOİLER********** O son kısımdaki kartpostala kafam takıldı.Lütfen okuyanlar cevap versinler? Orada Eleanor geri dönüş yolunda olduğunu mu söylüyor Minesota olduğunu belirterek.Çünkü Park Eleanor'u dayısına bırakıp geri dönerken oradan atmıştı ilk kartpostalını.Yani...Yani Eleanor Park'a geri mi dönüyor?!? **********SPOİLER SONU********** Evvet,bir yorumumumsonuna daha gelmiş bulunuyoruz.Böyle bir kitabı okuduğum için çook mutluyum.Yanlış anlaşılmasın çok da mutlu, iç açıçı bir kitap değil idi velet.Mesela bir kapağı değildi.O tatlış,ponçik... öhömmm,neyse. Herkese tavsiye ediyorum umarım yorumlarımın arası bu seferki gibi açılmaz.
Baskı: Karanlık Yalanlar
Vay vay vay... Uzun bir aradan sonra favori kitaplarımın arasına girmeyi başaran, bu yorumumda da çokça içeriğinden bahsedeceğim nadide eser ile geri dönüş yaptım. Bu tür kitaplar, kitabı "bitirebilen" herkes tarafından genelde beğenilir.Ve genelde de son kısımlarına gelene kadar çoğu okuyucu sıkılır ve o müthiş sonu okuyamadan kitabı rafa kaldırır. Gel gelelim,bu kitap o türden epey farklılık gösteriyor.Zira her sayfasında bir heyecan,bir gizem hissediyorsunuz.Başlarında da ortalarında da durmadan sayfaları çevirirsiniz.Kitap o derece sarar sizi. Şu "tür"den de bahsetmek gerekirse şöyle özetleyeyim;kitabın konusunda dahi bahsetmek isteseniz spoiler çıkabilme kapasitesi yüksek olan kitapların dahil olduğu tür.Evet ismini "tür" koyuyorum.Buna bir örnek vermek gerekirse:Kördüğüm-Calia Read (ki yukarıda da bahsettiğim ama Karanlık Yalanlar'ın dahil olmadığı, kitabın sonuna kadar sıkıcı,durağan olma özelliğini çoğu okuyucu için taşımaktadır). Kitabın sonunu bir noktadan sonra tahmin ediyorsunuz zira yazar orada bildiğiniz halat ucu veriyor.Ama o noktaya kadar her şeyi düşündüysem de aklıma cidden gelmedi böyle olacağı.Ve sanırsam bu bir ilk. **********SPOİLER********** Çok seviyorum şu spoiler kısımlarını zira üstü kapalı konuşmak,çaktırmamaya çalışmak hiç bana göre değil.Neyse... Moly'e olan üzgünlüğümü belirtmek için spoiler kısmı açtım.Zira Moly'e çok yazık oldu.Kızcağız seviyordu Lee'yi bir de.İçim gitti. Ama bir yandan da Lana'ya hak vermemek elde değil.Çok kararlı ve dayanıklı bir kadın.Tuttum seni Layana! **********SPOİLER SONU********* Çok uzatmak istemiyorum.Kitap hakkında da gayet olumlu düşünüyorum.Ve son olarak tavsiyeeeee😘 Edit:Aman Yarabbim ben paylaşmayı unutmuşum bu yorumu.Çook üzüldüm zaten geç yazmıştım...
Baskı: Alaska'nın Peşinde
Artık anlıyorum ki ne kadar sevmesem de John Green kitaplarını okuyacağım.Hem de hepsini.İstemsizce.Zira bir baktım elimde Alaska'nın Peşinde ve ben kitabı yarılamışım.Ki bilirsiniz,Kağıttan Kentler faciası diye bir şey geçirmiştim.Bu durumdayken bu kitabı okumaya başlamam oldukça ilginç ve ironik oldu. Kitabı genel olarak özetlemek istersek;Miles Halter (ki her okuduğumda istemsizce ad benzerliğinden dolayı Miles Archer'ı hatırladığım ve hüzünlendiğim) adında,insanların son sözlerini okumayı seven,asosyal ve "Büyük Belki"sini aramak için Culver Creek adında yatılı bir okula kayıt olan birinin yeni arkadaşlarını,hayata sordukları soruları ve en sonunda hayattan çıkardıkları sonuçları okuyoruz.Alaska,Takumi ve Chip nam-ı diğer Albay'dan olışan bu grubun hayat ile mücadelesine,yaptıkları eşek şakalarına ve hayat hikayelerine tanık oluyoruz.Onları yakından tanıyoruz. Sevmedim.Nefret de etmedim.Benim için orta halliydi.Ne Aynı Yıldızın Altında kadar hoşuma gitti ne de Kağıttan Kentler kadar sevmedim.Orta halli bir John Green kitabıydı.Bazı yerlerde Kağıttan Kentler'i anınsatmadı değil.Ama yine de bir tık daha iyiydi. Kitaba başlamadan epey bir önce "o gün" üzerine spoiler yemiştim.O malum spoiler'ı.Ve okuma şevkim kırılmıştı açıkçası.Ama bir baktım ki alıp okumaya başlamışım bile.Demekki spoilerlar kitap hakkında insanı heyecanlandırabiliyorlarmış (bayağı uzun geldi şu kelime sanki yanlıl yazmışım gibi...).Tabi bunu itiraf ettim diye de inadına spoiler da yedirmeyin canım.Aman ha! Karakterleri,evet,sevdim diyebiliriz.Albay başta olmak üzere genel olarak sevdim.Yine bir karşılaştırma yapacağım ama Kağıttan Kentler'deki karakterle gibi değildi.O kitaptakileri sevmemiştim.Ama bu kitap,dediğim gibi iyiydi. Vermeye çalıştığı hayat derslerini gayet sevdim.Örneklemeleri ve konunun gidişatı,bu kitabı John'un kaleminden çıktığını apaçık gösteriyor.Ama ne yazık ki bazı yerlerde çok kasmış gibi hissettim.Her neyse... Sonuç olarak,normal bir John kitabıydı.John'u sevenler bu kitaba aşık olacaklar gibi hissediyorum. Ama benim gibi kalemini sevip de Kağıttan Kentler gibi çok sevilen bir kitabını sevmeyenler, bu kitabı da sevemeyecekler gibi hissediyorum. Evet,bugün çok hissediyorum.
Baskı: Mezarlık Kitabı
Şu an yüzümde bir sırıtışla kitabı bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum.Zira çok hoş bir "masaldı".Her yaştan kitlelere hitap edebilen,eğlenceli ve bolca hayal gücü barıdıran bir kitap idi.Bunun yanında da benim ilk Neil Gaiman kitabım olan bu nadide eser son Neil Gaiman kitabım da olmayacak.Zira yazarın kalemini,yarattığı sıradışı dünyayı,o öyküden okuyucuya ilettiği ufak ufak hayat derslerini çok sevmiş bulunmaktayım birçokları gibi. Kitabın konusu şu;Jack denen bir adam tarafında bir ailenin 3 ferdi aynı gece öldürülür ve sıra en küçük çocuğa(bebeğe) gelir.Ama bir şansla bu çocuk kendini bilmeden kurtarır ve evinin yakınlarındaki bir mezarlıkta alır soluğu.Bu mezarlıkta bulunan,daha önceden ölüp buraya defnedilmiş bedenlerin ruhları tarafından bebek Jack denen adamdan kurtarılır.Böylece yaşam ve ölüm arasındaki hayatına adım atmış bulunur.Tabi ki,Nobody Owens adlı bu bebeğin ilerleyen senelerde başı belaya girmeden durmayacaktır zira Jack denen adam peşimdedir.İşte böyle bir dünyayı 280 küsür bir kitapta buluyoruz.İnce bir kitap olmasına karşın içinde koskoca bir dünya barındırıyor. Evet,anlaşılacağı üzere bu kitabı tavsiye ediyorum ve bundan sonra da tavsiye edeceğim.İçindeki illustrasyonlardan tutun konunun işleniş biçimine kadar beğendiğim bir kitap oldu.Vakit buldukça okumaya çalıştım,hatta bu kitap için vakit yarattım da diyebiliriz. Kitabı gözünüzde canlandırdığınızda bir şeyin farkına varıyorsunuz;bu kitap bir film.Evet,evet adeta bir film.Size bir film izlemiş havası veriyor bitirince.Ve bu güzel bir duygu.Bu aslında bize bir şeyi tekrardan hatırlatmış oluyor;yazarın yeteneğini. Yorumu daha fazla uzatmadan şöyle noktalayayım;Masal tadında,kendinizi içinde kaybedeceğiniz,yaşınıza başınıza bakmadan ufacık bir çocuktan dersler alabileceğinizi gördüğünüz bir kitap mı okumak istersiniz?Alın bu kitabı elinize ve bırakın kitap sizi okumaya başlasın.
Baskı: Yakut Çember (Bloodlines,#6)
Ve en sonunda Sydrian'a veda edip hem mutlu hem üzgün hem de yorgun olan insan tayfasına ben de katıldım.Serinin son kitabını olağanüstü bulmadım ama her şey güzel bir şekilde son buldu.Ne eksik ne fazla.Yine de biraz sönük bulmuş olabilirim. Serinin 6. ve son kitabı olduğu için artık konudan bahsedemeyeceğim.Zira ben olsam okumazdım bu yüzden kendimi de yormak istemiyorum.😅 Beni etkileyen birisi vardı ve o kişi yüzünden bu maceranın tatlı sonuna bile sevinemedim.Bu şanssız kişi:Olive. Ve yeri gelmişken söyleyeyim Nina'ya da bir hayli üzüldüm,hatta onun son halini göstermedi kitap.Ne halde olduğunu merak ediyorum açıkcası ve görmek de isterdim.Şöyle bir düşününce sanki yazar onu unuttu gibi.Çünkü Richelle kısa da olsa anlatırdı bize. Dürüst olmak gerekirse bu kitabı bir sene önce okumuş olsaydım kesinlikle aşık olurdum.Şimdi de sevdim ama seriye ilk başladığımdaki aşkım yok maalesef.Eminim şu an ilk kitabı okusam yine beğenirim ama daha ayrıntılı bir yorum yapar ve eksikliklerini söylerdim.Zira bu kitapta beni rahatsız eden,biraz basit kaçan yerler vardı.Yine de su gibi aktı.Bir dakika..."Su gibi aktı diyorsun 8 günde kitap bitiriyorsun!¡" gibi sesler duyar gibiyim.Size cevabım "Ben su sevmem".Değil tabi ki !😂 Bilirsiniz ki okullar açıldı ve benim çok yoğun bir senem.İşte tam da bu yüzden geçen hafta cuma elime aldım 60 sahife okudum ve o gün bugündür yanına dahi yaklaşamadım.😒😔 Geçenlerde ilk kitapları hatırlamak amacıyla eski yorumlarımı okudum ve aman Allahım,cidden çok komik ve bir o kadar kötü gözüküyorlar.Örnek vereyim;Sydney'e Sidney demişim.Evet evet,unutalım biz bunları. Her ne kadar beklentilerimi çok karşılamasa da bu seriyi cidden çok öneririm.Bu kadının diline bayılıyorum.Piyasadaki çoğu yazara toz aldırır,yerleri sildirir,süpürtür. Velhasıl kelam,bu seriyi okuyun.Adrian'ı sevin (çok fazla değil) ya da siz sadece saygı duyun.😂 Sevme işi bende. Son olarak;Okuyun ya! Durun bitmedi, şuraya "Kapaklar değişsin,onlar nedir yaaaa!" yazmadan bu seri sonu yorumunu noktalayamam.😂
Baskı: Gümüş Gölgeler - (Bloodlines, #5)
Ve ve ve,işte karşınızda bir zamanlar çok sevmiş,okuyup okuyup doyamamış ve devam kitaplarını iple değil halatla çekmiş olduğum bir serinin o meşhur devam kitabını çıkış tarihinden neredeyse bir yıl sonra okuyarak sizlerle yorumumu paylaşıyorum. (Kurmuş olduğum en uzun cümle oldu galiba.) Kitabın konusuna değinmek istiyorum. *Ve seriye daha hiç başlamamış olanlar okumasın diyorum.* Sydney Sage,bildiğiniz üzere sevdiğinden koparılmış ve çok gizli bir yerde kelimenin tam anlamıyla esir olarak tutulmaktadır.Sevdikleri her yolu denemiştir ama bir türlü ulaşamamışlardır.İşte bu kitapta ise iki aşığımızın birbirlerine en sonunda kavuşmalarını okuyoruz. *devam edebilirsiniz* Bu seriyi çok özlemişim ama... Kitabın ilk başlarında ciddi anlamda hayal kırıklığına uğradım.Kendime "cidden bu seri miydi benim anlata anlata bitiremediğim?" diye sormama neden olduğu da doğrudur.Zira Adrian'a birazcık sinir oldum ve.. tabi ki hemen geçiverdi. Adrian'a kızgınlık ne kadar uzun sürebilecekse o kadar uzun sürdü diyeyim en iyisi. Kitabı okumak çok çok kısa sürüyor.O kadar sürükleyici ki ilk günde bir baktım yarıyı geçmişim(cumartesi).İkinci gün son 60 sayfa(pazar).Ve kitabı bitiriş tarihim cuma oldu.Neden mi? Çünkü o kadar yoğunum ki derslerden,ehliyet kurslarından , vakit bulamıyorum.Ne zaman elime alsam bırakmak zorunda kalıyorum.İşte sorf bu yüzden ayda 4 kitap okuma sezonuna geçeceğim galiba.Tabi onlarda sürükleyici olursa. Kitapta pek bir olay yok.Sonuna doğru gelişen ama yine de aksiyon bakımından pek fazla tatmin etmeyen olaylar vardı.Tabi en sondaki cümleyi katmıyorum.Zira o cümle öldürür heyecandan.İşte sırf bu yüzden bekleyip son kitapla beraber okumama seviniyorum. İşte bu kitap bende böyle duygular uyandırdı diyebilirim.Hasret giderdim karakterlerle.Unuttuğum yerler vardı ama yazar önemli olayları tekrardan hatırlatarak okumamızı kolaylaştırıyor. Durmayın gidip koşun ve bu seriyi topluca alın derim.He,ileriki bir tarihte kapak değişimi olacaksa bekleyin derim.Zira kapaklar ortada.Tabi bu "değişim" pek olacak gibi görünmüyor ya..Kapaktakileri görmemek,zihnimi karıştırmamak için kapağın bir tek renklerine odaklanıyorum.Her neyse, dediğim gibi seriyi okuyun okutturun.
Baskı: Şampiyon (Efsane, #3)
Hayırrrrr,böyle bitmemeli!Daha fazla June ve Day okumak istiyorum o sondan sonra,daha fazla.DAHA FAZLA! Tamamdır okuyucuya heyecan tohumları serpiştirildi,biraz bekletip konuyu özet geçelim. *Konuyu anlatırken ilk kitaplar hakkında spoiler elimde olmadan verebilirim herkes gibi* Deha'nın o sonundaki ayrılma sahnesinden sonra ikilimizin yolları epey bir süre boyunca kesişmez.Day hem kardeşiyle hem de kendi sağlığıyla uğraşmaktadır ve bununla birlikte halk tarafından tanınmamaya çalıştığı için gizlenme konusunda çok titiz olması gereklidir. June ise Seçmen Primo'nun kendisine teklif etmiş olduğu ve Day'in de onayladığı bir görev olan Princeps Adaylığı'na kendi ismini de yazdırır.Artık 3 adaydan birisidir. İşte tam bu noktalarda Koloniler sınırında bir veba yayılır.Bu, Eden'ın bir zamanlar sınırda dolaştırılmasında dolayı yayılan bir veba türüdür.Ve Koloniler bunun yüzünden bir savaş başlatır.Hem de arkalarındaki büyük bir destekle...Cumhuriyet'in yıkılması an meselesidir ve bizlerde Cumhuriyet'in bu kötü anlatına tanık oluyoruz. *Tamam sakince devam edebilirsiniz.Tabi bir dahaki uyarıya kadar* Bu kitaba yaklaşık 2 hafta önce başladım,ve yeni bitirebildim.Neden mi? Tabi ki okul ve benim başlarda bu dünyaya tekrardan ısınamamış olmam.Zira bundan önceki okuduğum kitap beni darmaduman etmiş ve bir türlü kafamı bu kitap üzerine toplayamamıştım.1 haftada son 60 sayfaya kadar gelebilmiş ve bu sefer de okul çıkmıştı başıma.İşte böyle yani,yoksa sevmediğimden değil bu kitabı. Kitabı sevdim ama...Neyse bu "ama" olayını spoiler vererek açıklayacağım birazdan.Şimdilik devam. Bayıldığım bir seri sonu değildi ama mutlu sonla bitiyor.Aslında biraz daha devamını, başta da belirttiğim gibi okumayı çook ama çook isterdim.Zira ikilimiz merak uyandırıcı bir şekilde bitmesini sağlıyor,e bizde elimizde olmadan birazcık duygusal,gözler dolu bir şekilde bitiriyoruz kitabı. Kitabın içinde çok sıkıldığım ve sinirlendiğim yerler oldu ki bunlar da puanı kırmama neden olan olaylardan birincisi. İkincisi ise bizi o "ama" olayına götürüyor.Bu da şu aşağıdaki uyarıya. *********SPOİLER********* Benim anlamadığım olay şu;Cumhuriyet halen aynı Cumhuriyet.Deha'dan sonra değişen bir şey olmadı(toprakları saymazsak).Ben daha farklı bir şeyler bekliyordum.Misal,Koloniler'in yıkılması gibi.Ama yok öyle bir şey olmadı.Sadece Koloniler'le aralarında her zaman sürecek bir tatsızlık ortaya çıktı.Cumhuriyet'in değiştiği hakkında daha çok şey duymak isterdim.Refah seviyesinin artmasını,toplumun daha özgür bir hale gelmesini gibi...Bu kitapta sadece şunlar oldu;Day iyileşti,başlıca kötü tutsaklar öldü,halk kendini savundu,Day June'u unuttu,Eden yüksek mertebelere ulaştı ve Tess en sonunda kendine gelebildi.İşte o 350 küsür sayfada bunları gördük.Bu olaylar Deha kitabında da anlatılıp bitirilebilirdi.Tabi ki birazcık saçma olacaktı zira Cumhuriyet adına halen bir şey yapılmış olmayacaktı.Yani bu olanlar sadece Cumhuriyet'in Seçmen değiştirmesiyle halledilmiş gibi oldu. Umarım anlatabilmişimdir. He şunu da ekleyeyim.June ve Day'e sinir kapıyorum ikinci kitabın sonundan beri.Hep bir "seni seviyorum ama benden uzak durmalısın,ben kötüyüm" modundalar.Bu modda daha çok June olduğu için sitemlerimin çoğu June'a. Şimdi biraz daha rahatladım sanırım. *********SPOİLER SONU********* İşteee,bu kadar idi yorumum.Okunabilir, kaliteli bir seri.Ama favorim değil.Başlayanlara önerilir.
Baskı: Çirkin Aşk
Ya ama ben bu kitabın bitmesini hiç istemedim ki.Neden bu derece sevdiğimi Miles ve Tate'le tanışanlar bilir.Zira ben bu ikiliye bayıldım.Keşke daha çok kitap olsa bana bu ikiliyi anlatacak.Keşke... Kısaca konuya değineyim.Kızımız pilot olan ağabeyinin yanına bir süreliğine taşınır.Ve burada yine bir pilot olan gizemli Miles Archer'a karşı kayıtsız kalamaz.Aralarında bir çekim oluşur.Bunun sonucunda ikilimiz bir karara varır:Duygulardan yoksun birliktelikler yapılacaktır.Kurallar konur.Ve biz de bu kuralların teker teker yıkılışıyla Miles'ın acı dolu geçmişine tanık oluruz. Bu tür kitaplardan hiç bu kadar etkileneceğimi sanmazdım.Ve bu duyguları hissetmemde eminim ,hatta şöyle diyeyim,kesinlikle Colleen'in büyük bir payı var.Ne yazsa seviyorum.O duyguları bize o kadar net hissettiriyor ki,bir anda kitaptaki karakter oluveriyorsunuz.Onun gibi düşünmeye ve seçimlerinde onu haklı görmeye başlıyorsunuz.Ben çok sevdiğim karakterlerde bile "neden böyle yapmadı ki sanki,"dediğim çook olur.Ama bu kitapta... Miles'ın eskiden sevmiş olduğu kadını normalde Tate'ten kıskanmam gerekirdi.Genelde öyle olur,şimdiki zamandaki karakteri daha çok yakıştırırız asıl erkek/kadın karaktere.Zira kitap onların mutluluğuyla sonuçlanır ve siz ister istemez,bunu bildiğiniz için onların tarafını (aşkını) tutarsınız.İşte bu yüzden Rachel'ı aşırı kıskanmam gerekirdi.Ama öyle bir şey olmadı.Aksine Rachel'ı da sevdim.Ve onların bu aşklarının sonuna çok üzüldüm.Hem de çok... Tate karakterini ise çok güçlü buldum ve takdir ediyorum.Zira yılmadı ve mantıklı düşünerek her şeyin üstünden kendince gelebildi.Tabi bir ara kızmadım değil ona.Çünkü Miles'a o teklif etti neredeyse. Bilemedim,bir an kafam karıştı ama sonradan gözüme tekrar girdi. Kitabın her bölümünü ayrı bir keyifle okudum ve tam 24 saatte bitti.Neden bitti ki?Ben çok alışmıştım.Hem bu kitap bana cidden duygusal anlamda çok iyi geldi.Demek ki bu aralar azıcık sulu göz olmaya ihtiyacım varmış. Yorumumda "çok iyi çok hoş.." Kelimelerimi çok kullanmışım ama sakın büyük beklentilerle başlamayın.Zira ben beklentilerimi sıfıra indirip okudum ve büyük keyif aldım.Beklediğime cidden değdi.Konunun tamamından çok konunun işleniş biçimi ,benim bu kitabı sevmemde büyük rol oynadı kesinlike.Miles'ın geçmişinden bahseden yerler o kadar şiirsel anlatılmış ki,o bölümleri tamamıyla alıntı olarak eklemek isterdim.Duygular o kadar saftı ki... Aslında şöyle bir düşününce Dillion'un kitapta daha çok yer tutacağını sanıyor insan.Ama yazar böyle tahmin edilebilinir bir kitap yapmamış.Ve öyle olaylara girmemesi de hoş olmuş. Uzun lafın kısası ben çok sevdim bu romanı.Konudan çok yazarın yeteneğinden etkilendiğimi belirteyim.Ve beklentilerinizi çok büyütmeden,alın.Okuyun :) Not:Filmi çıkacaaak ve Nick Bateman oynayacak.Miles'ın kitaptaki berrak mavi gözleriyle ve sarıya yakın saçlarıyla alakası yok ama ben şu gizemli havasını çok iyi yansıtacağını düşünüyorum.He bir de galiba ben Nick'in şimdiki esmer halini daha çok Miles'a yakıştırıyorum.Ve Colleen'in bir serisiyle bir kitabını okudum şimdiye kadar.Karakterlerdeki benzerlikler dikkatimi çekti.Mesela Dean ve Miles,Sky ve Tate.Dış görünüş olarak ;)
Baskı: Deha (Efsane, #2)
Kitabın sonuna o kadar sinirlendim ki uyutmadı beni sabaha kadar.Üçüncü kitap için olan hevesimi kırdı.Bir kaç gün ara vermeyi planlıyorum.Her neyse,şimdi konuya değinme sırası. *İlk kitaptan spoiler içerebilir.* June ve Day'in idamdan kaçmasından sonra Cumhuriyet Day'i öldü gösterip gizli olarak peşlerine düşmüştür.İkilimiz köşe bucak kaçmaktadır ama Day'in istediği bir şey vardır:kardeşi Eden.Bunun için elleri her yere uzanan kişilere ihtiyacı vardır ve birilerini tanıyordur.Bunlar "Vatanseverler"dir ve ikilimiz bu topluluğu aramaya başlar. İşte tam da bu zamanlarda Seçmen Primo ölür ve Anden başa geçer.Vatanseverlerle yapılacak antlaşma da bu yeni Seçmen'in ölmesidir.Day ve June tarafından. *spoiler bitmiştir sakince devam ediniz* Kitabın ilk başlarında o kadar çok sıkıldım ki.Tamam,genelde böyle olur zaten.Bir distopya üçlemesinde sırayla şunlar gerçekleşir;ilk olarak küçük çaplı,karakterlerimizi etkileyen olaylar(bu sayede karakterler yakınlaşır) ki bunlar genelde ilk kitapta gerçekleşir,ikinci olarak gelişme süreci ta ki bir devrim başlangıcına kadar ki bu da genelde ikinci kitabın tamamını oluşturur,üçüncü kitap ise tüm toplumu etkiler araya aksilikler girer ama yine de (genelde) mutlu son olur (topluluk için,devlet için vs.). İşte şu ikinci kitaplardaki gelişme süreci beni genelde olumsuz anlamda etkiler.Ondan sonraki gelinen noktayı severim ama yine de sıkılırım işte. İkinci kitabı bu kadar geç bitirmemdeki asıl sebep buydu.Ne kadar kitabın son %25 sayfası mükemmel derecede heyecanlı olsa da. Ve o son sayfalar da cabası.Buradan sonra spoiler vereceğim,dayanamıyorum. **********SPOİLER********** Şu olaya Türk dizilerinde genelde çok rastlanır;bir kişi birini çok sever ama o kızı kendine yakıştıramaz daha üstün görür ve kız/erkek da onu sever ama sevdiğini söylemez.Tam da o sırada erkek/kız öleceğini öğrenir ve aşkından vazgeçer. Bunu okumak ne kadar sinir bozucu bilir misiniz?İlla ki araya bir pislik girecek.Sanki kitabın uzaması için yapılmış bir fedakarlık o yaptığı.Yapmayın öyle şeyler yazarlar.Genelde işe yarar,okuyucu hemen 3. kitaba atlar sırf bu yüzden.Ama bende işe yaramıyor.Daha çok soğuyorum. Bu arada June kadar duygusuz biri var mıdır?İnsan duygularını bu kadar saklayabilir sevdiği kişiden.Sinir oldum vol.9999 *********SPOİLER SONU********** Şu yazdığım spoiler bölümlerini sonradan okuduğumda genelde gülerim.Zira bu bölümlerde saydırıyorum genelde.Ama şöyle bir düşününce diyorum ki,ben bu kitabı sevmişim ki bu duyguları hissedip böyle rahatsız olabiliyorum.Sevmişim bu kitabı tıpkı Anden'ı sevdiğim gibi.Araya sıkıştırmasam olmazdı Anden'ı.Bu kitapta iyi bir izlenim bıraktı çünkü. Bayağı uzatmışım ben yorumu.Yeter bu kadar umarım kitap hakkındaki duygularımı,düşüncelerimi yansıtabilmişimdir. Kitabı beğendim ve bu seriyi tavsiye ederim :) Not=Bu arada çook utanarak söylüyorum ki (ve gülerek) ben Komutan Jameson'u hep erkek olarak gözümde canlandırmışım çünkü öyle biliyordum.Tamam,yeter gülmeyin :)
Baskı: Rüya Ateşi (Ateş, #4)
SPOİLER İÇERİR Öncelikle bi oha demek istiyorum. Bu nasıl bir sondur arkadaş.seriyi en başından beri takip edenler sizlere sesleniyorum siz 4. Kitaptan sonra nasıl bekleyebildiniz 5. Kitabı ? içim eridi gitti yani. Akıllara ziyan bir son Kitap genel olarak güzeldi ben sevdim hatta bayıldım. Ama Barrons...of nasıl olucakta dirilecek veya hiç mi ölmedi orasını bilmiyorum ama direk öbür kitaba uçuyorum. Okumayanlara kesinlikle tavsiye şiddetle tavsiye edilir!
Baskı: İntikam Ateşi (Ateş, #3)
SPOİLER İÇERİR Bu seriye hasta oldum!O kadar güzel kurgulanmış ki okurken hayran kaldım yazarımıza . O nasıl bir hayal gücüdür hele kitabın sonları uff tadından yenmedi ama son kısım beni gerçekten üzdü şimdi Mac pri-ya mı oldu?Cevabı için öbür kitaba uçuyorum şimdi Bu seriye başlamayanlar başlasın kesinlikle!
Baskı: Efsane (Efsane #1)
İkinci kitabı almaya gidiyorum şu an.Duramayacağım galiba zira cidden kitabın kurgusunu çok sevdim.Ve devamını da merak ediyorum bir hayli.Hemen kendi içine çekiyor sizi ve kitaba adeta esir oluyorsunuz.Uzun zamandır içinde şaşırabileceğim yerler olan kitap okumamıştım.Hem şaşırdım bazı yerlerde üzüldüm hem de büyük bir zevk aldım.Tabi küçük kuzenimin sünneti olduğu için onunla ilgilenmem gerekti ve bu içinde koskoca bir Cumhuriyet barındıran kitabı okuyamadım. Kitap herkes tarafından milyonlarca kez anlatıldı,tavsiye edildi ama bir de benim ağzımdan konuyu okuyun. 😉 June Cumhuriyet denen, komşularıyla savaş içerisinde (komşuların genel adı Koloniler) olan bir toplulukta elit kısımda yaşamaktadır.Ve kendisi yürüyen bir dehadır.Ülkede yapılan 10 yaşındaki çocukların hayatını belirleyen Deneme adlı sınavlar topluluğunda tam puan alarak bu ünvanı kazanmıştır.Ülkedeki tam puan yapan tek insan olma ayrıcalığı da vardır. Bir gün abisinin ölüm haberiyle evinden alınır.Abisini öldüren kişi ise Cumhuriyet'in azılı düşmanı olarak bilinen,adeta bir hayalet olan Day'dir. İşte tam da bu noktada bizim iki gencin yolları kesişir ve tam da beklenen olur:Aşk. Bu tür kitapları seviyorum.Ne kadar yaşları 15 de olsa ben pek rahatsız olmadım.Herkes o yaş mevzusuna takılmış ama beni çok da etkilemedi.Ölümcül Oyuncaklar Serisi'nde de Clary'nin yaşı 16'ydı ama o kadar çok yaşının küçük olduğunu belli ediyordu ki beni epey rahatsız etmişti.Ama bu kitap yaşlarından daha mantıklı olan iki genci konu alıyor.Kısacası pek hissetmiyorsunuz. **********SPOİLER********** John'un,annesinin ve Metias'ın ölümlerine o kadar üzüldüm ki halen sindiremedim.Hele John'un kendini feda etmesi olayı... Metias olayını aslında arka kapak anlatmış ama ben okumadım ve bana bir şok geçirttirdi.Ve şunu da dipnot olarak geçireyim karakterler aslında özellikle June çok duygusuz geldi bu ölümler olayında.Ben hissedemedim o üzüntüyü.Her neyse... **********SPOİLER SONU********** Yorumumu burada noktalayayım.Bence okumanız gereken bir kitap,başlamanız gereken bir seri ;)
Baskı: Kalbimin Sahibi
Normalde olsa bu kitabı seveceğimi sanmazdım.Hatta başlarken bile umudum da yoktu açıkçası.Ama beni bu kitap çok şaşırttı.Kurgusuyla değil ama yazarın o anlatış şekli o kadar duygu yüklü geldi ki kayıtsız kalamadım.Adeta kitabın içine çekildim.Ve,evet sevdim. Kitap William'ın rüyasıyla başlıyor.Kabus desek daha doğru aslında.Ve bu kabuslar kitap boyunca hep tekrarlanıyor.Ta ki mutlu sona ulaşana kadar.He, yeri gelmişken söyleyeyim.Kitap mutlu sonla bitiyor.Rahatlıkla okuyunuz. Her neyse,işte bizim William doğduğu büyüdüğü kasabadan,ailesinden bir anda ayrılmıştır.Sanki bir terk ediş gibi.Hiç kimse bunun nedenini bilmemektedir.Bir kişi hariç:Kalbinin sahibi olan kız.Ailesi perişan durumdadır.Doğal olarak William da.Kendi kişiliğini yitirmiştir.Başka birisi olmak için kendini heba etmiştir.Geçmişinden kurtulmak için her yolu denemiştir ama nafile.Bir gün Blake'ten yani abisinden telefon gelir.Ve geri dönmek zorunda kalır geçmişine.İşte böyle başlar bizim duygu yüklü masalımız. Bu kitap benim "tatilden döndükten sonra eski sıkıcı hayata uyum sağlama sendromu"ma denk geldiği için yavrucak süründü.Aslında 3 oturuşta bitirdim gibi bir şey.Bir günde de bitebilirdi zira elime ne zaman alsam 150 sayfa bir anda akıp gidiyordu.Ben kitabın o karanlık,karamsar havasını çok sevdim.Aslında klişe de denebilen bir olay örgüsü var.Olayları tahmin edilebilirdi.Bendeniz klişelerden nefret eden ve olayların tahmin edilebilir olmasını sevmeyen biri olarak bu kitabı sevdiysem siz de seversiniz gibi geliyor. Aklıma gelmişken söyleyeyim,kitapta bir sürü yazım yanlışı vardı.O kadar çoktu ki bir kaçını not aldım gerisine uğraşamadım üşendim.Mesela en basitinden birini size göstereyim: "Önemli olan, onu sonsuza dek onu yanımda istememdi." Velhasıl-ı kelam,ben bu kitabı be kadar kurguda zayıf da olsa çoğu chik-lit kitabında daha çok sevdim.Beni etkileyen kitaplar her zaman öndedir.Ve bu kitap gereğinden fazla etkiledi.Sizde bir bakım derim.