Ckmksm
@Ckmksm

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Medcezir
8/1028.08.2015

Baskı: Medcezir

Kitabın ilk 100 sayfasında sorsaydınız sevdin mi bu kitabı diye size cevabım her zamanki gibi bu tür kitapları çok sevemiyorum olurdu.Zira ilk görüşte acayip bir şekilde birbirlerinden etkilenme olayı ve bunun sonucunda ilk birleşme bu kadar yakın ve hızlı olunca ister istemez biraz soğuyorsun.İşte bana da çok hızlı ilerledi gibi gelmişti.Ama sonraya doğru tabiri caizse kitabın içinde yaşadım.Beni içine çekebildi kitap ve bundan adım gibi eminim ünlülere bakış açım da değişti.Her zaman imrenmişizdir sanatçılara/aktrislere.Ama bu kitap bütün bu bir nevi önyargıları kırıyor.Başka bir taraftan bakmanızı sağlıyor.İşte belki de bu yüzden sevmiş olduğum bir kitap.Özellikle son 60-70 sayfasını ne kadar tahmin etmiş olsam da ve bu tahminim doğru olmuş olsa da sevdim,hüzünlendim.Bu kitabı seveceğimi ilk başlarda açıkcası düşünüyordum.Ama şu an ne kadar eksiklikleri olsa da sevmiş olduğumun farkına vardım. Kitabın konusunu kosaca anlatayım.Willow Avery,ünlü bir aktristtir.Ama daha önceden  yaşamış olduğu şeylerden kaçmak için, kendini kaybetmek için çeşitli kötü alışkanlıklara atmıştır kendini.Ve bunun sonucunda Serenity Hills adındaki bir nevi rehabilitasyon yerinde kalmıştır bir süre.İşte bizde buradan çıkışından itibaren yanonda oluyoruz Willow'un.Kendini aniden bir film projesinde bulmasını ve bu film yüzünden sörf eğitimi almasını okuyoruz.Tam da bu sırada Yakışıklı Sörfçü Çocuk ile tanışıyoruz,tanıştırılıyoruz.Willow'un hikayesi de böyle başlıyor ve mutlu sonla bitiyor. Tam çerezlik bir kitap ve çok kolay okunabiliyor.Hele kitabın içinde geçen Adventure Time,Kill Bill,Ellie Goulding,Ed Sheeran gibi sevdiğim şeylere de atıflarda bulunmasondan ayrıca hoşlandım. Çok süper bir kitap değil idi ama kesinlikle çok kolay okutturup önyargılarınızı kırıyor.Bir denemenizi tavsiye ederim sanki.  😂

Kağıttan Kentler
6/1025.08.2015

Baskı: Kağıttan Kentler

O kadar çok övülmüş bir yazar ve bir o kadar övülmüş ve övülmeye devam edilen bir kitap.Bugüne kadar okuduğunuz Kağıttan Kentler yorumlarını bir kenara alalım lütfen başlamadan.Zira sanırsam bir ben "beğenmedim" yorumu yapacağım bu kitaba. Beğenmedim çünkü;konuyu sevemedim.Beğenmedim çünkü;karakterler hayak kırıklığı (bkz.Benners Starling).Ve yine beğenmedim çünkü;beklentilerimi karşılamadı. Eminim bana karşı olanlar çook olacak.Ama şimdiden şunu belirteyim;zevkler ve renkler tartışılmaz.😉 Kitabı bitirmiş olduğum şu vakit ne düşüneceğimi bilmiyorum.İnanın kitabın başını bile şimdiden unuttum. Genelde bir kitabı güzel yazmış oldu diye (bkz.Aynı Yıldızın Altında) bir yazar,ondan sonra ne yazsa çok beğeniliyor,üstüne atlanılıyor.Her neyse,kendime bir hatırlatma;zevkler ve renkler tartışılmaz! Ön yorumu çok uzatmışım hemen konuya geçeyim.Quentin ve Margo küçüklükten beri komşulardır.Ve küçükken de olsa iyi bir arkadaş olmışlardır birbirlerine.Sonra bu ikiliyi yıllar ayırır.İkisi de başka arkadaş çevreleri arasına karışırlar.Ama Quentin her zaman Margo'yu sever.Ulaşamayacağını bilse de.Bir gün penceresinde Margo'nun güzel yüzü belirir.Ve bir gecelik kelimenin tam anlamıyla birilerini rahatsız ederler,çılgınlık yaparlar.Bundan sonraki gün Margo kaybolur.Ve arkasında bir ipucu bırakır.Bu ipucu sadece Q'yadır.İşte bizlerde bu gizemin içinde buluruz kendimizi. Kitabı aslında ne sevdim ne de nefret ettim.Ama bu kadar abartılınca ister istemez sevemiyor insan. Yorumumun sonlarına yaklaşırken şunu da belirtmek istiyorum;Ben ve onun kullandığı kelimeleri,davranışlarını hiç ama hiç sevemedim."Bir kitabın gençlere(!) hitap etmesi için çeşitli argolar koymak,yeni ergen olmuş ve belirli yerinin yeni farkına varmış bir karakter yaratmak gerekir"felsefesinden yararlanılmış olması da cabası. E,şunu da itiraf edeyim."'John Green'in kalemi'diye de bir şey var." kanısındayım.Zira başka biri bu kitabı yazmış olsaydı şöyle derdim;Bir kız olsun,şu popüler olanından.Bir erkek olsun,ezik ve sevimli olanından.Erkeğin yanına,damsız ve grubun hepsi erkek olan arkadaş grubu.Kızın yanına,zengin, zorba ve iki yüzlü arkadaş grubu. Kitaba biraz felsefe yaptıralım.Tamamdır arkadaş.Boşver kitabın dilini,üslubunu vs... Ama John Green bu konuyu cidden okunacak hale getirmiş.Bu kitabı okumamda,yarım bırakmamamda büyük rolü var.😊 Velhasıl-ı kelam,ben tavsiye etmiyorum.Bu yorumumdan hoşnut olmayacaklardan da özür diliyorum.Biraz ağır da olmuş olabilir yorumum.Ama zevkime laf anlatmak zor diyerek yorumumu burada noktalıyorum.😊

Baskı: Sen Gittiğinde (If I Stay, #2)

En sonunda okuma cesareti gösterebildiğim bu kitap beni cidden şaşırttı.Yakın bir gelecekte okumayı planlamadığım ama serileri yarım bırakmama kuralım yüzünden "Okunmayı Bekleyen Ama Bir Türlü İstenmeyen/Sıra Kendisine Gelmeyenler Kulübü" üyesi olan bu kitap bir şekilde dün okunmaya başlandı.Hakkında çeşitli yorumlar okundu ama o yorumları yazanlar birinci kitaba ölüp bitmişti ve ben onlardan biri değildim.Bunun sonucunda çok da inanmadım ikinci kitabın da güzel hatta bazılarına göre birinciden de iyi olduğuna.Ama dediğim gibi bir şekilde içimde bir şeyler uyanmış ve Mia ile Adam'ın kaldıkları yeri,hayatın onları sürüklediği olayları okumak istememe sebep olmuş.İyi ki de olmuş. Her zamanki gibi "Kitabın konusuna değinmek istiyorum." bölümüne geçmiş bulunuyoruz.😆Hazırsanız bir sonraki paragrafa,aşağı alalım sizi o zaman. Mia birinci kitabın sonunda gözlerini Adam sayesinde hayata açmıştır.Ne kadar kötü bir furumda olsa da çello sayesinde,müzik sayesinde hayata daha füçlü turunmaya başlamıştır.İşte tam bu sıralarda Julliard'ı kazandığı bilgisi de gelir ve bunu hemen kabul eder.İşte böylelikle hayat bu iki aşık genci ayırır.Biz de bu tekrardan kavuşma hikayesine ve bu zamana kadar olaylardan çokca etkilenmiş olan Adam'ın kelimenin tam anlamıyla yeniden hayata tutunma hikayesine tanık oluyoruz.Birinci kitaptan farklı olarak bu kitap Adam'ın hayata tutunmasını anlatıyor.Her şeyin yoluna girmesini daha doğrusu. Kitap çok kısa bir zaman dilimini konu alıyor ve bunun nihayetinde çokca geri dönüşler yaşıyoruz.Ayrı kaldıkları zamanı bize anlatıyor Adam.Ve hayatının nasıl söndüğünü... Kitaba başlarken Gayle Forman'ın dilini ve bu yazarın neden bu kadar beğenildiğini sorgulamış olabilirim.Ama şu an neden beğenildiğini anlıyorum.Zira bir kitabı daha olsa okurum.Ama bu seriyle ilgili olmasın.Çünkü bir sonraki kitabı olsaydı herhalde araya bir yıl koyup okurdum. Kısaca ben gayet beğendim.Bazen kitaptan ve konudan koptuğum oldu.Ama geri dönüşleri çok geçmeden yapabildim.Ben sevdim.Ve devamını okuduğuma sevindim.İlk kitabı biraz...şey bulmuştum.Nasıl söylenir bilemiyorum.O vücuttan ayrılma ve her şeyi görme olayını galiba sevemedim.Yani hani gerçek hayattan bir kitap sonuçta.Olağanüstü şeylerin olmaması gerekir.Tabi böyle vücuttan ruhun ayrılma durumu ve her şeyin farkında olma durumu var mıdır bilemiyorum.Ama ben duymadım.😅 Her neyse belki takıldığım yer çok saçma ama sonuçta benim okuma isteğimi kırmıştı.Ve tekrardan söylüyorum,devam ettiğine gerçekten sevindim.Ben tavsiye ederim ilk kitabı okuyanlara. Hoş,bu kitabı/seriyi okumayan kaldı mı bilemiyorum.Her neyse tavsiye ederim.

Baskı: Keşke Senden Nefret Edebilseydim

Uzun süredir bir kitap beni bu kadar duygulandırıp ağlatmamıştı.O iki damla yaş kitabın son sayfasına karışıp giderken bu kitabın ne kadar değişik olduğunu ve iyiki de okumuş olduğumu düşünüyordum. Öncelikle biraz konuya değineceğim.Gemma ve ailesi havaalanına seyahat için gelirler.Ve Gemma'nın ilgisini bir adam çeker.Bu adam delici buz mavisi bakışlarıyla kendisini izlemektedir.Bu bakışların bir yerden tanıdık geldiğini düşünen Gemma,o gökyüzü mavisi bakışlara kapılır gider.Kısa bir süreliğine ailesinde ayrılır ve kahve almaya gider.Arkasına bir bakar o adamda sıradadır.İşte bir nedenle bu adamla konuşmaya ve beraber kahve içmeye başlarlar.Gemma'nın görüşü bulanıklaşır ve hiçbir şey hissetmemeye başlar.Yarı baygın halde Dünya'nın öbür ucuna, ıssız ucuna gelmiştir.Bir çöldedir ve yanında o adam:Ty.Yürek burkan hikaye işte böyle başlar. İlk defa bir karakterle aynı duyguları hissettim kitabın her bir satırında.O Ty'dan nefret ederken ben delicesine nefret ettim.Ve o severken ben aşık oldum.Sorunlu bir adam ve bir o kadar mantıklı.Yanlış yoldan, bir kızı onun rahatsız olduğunu zannettiği ve kendisinin nefret ettiği bir şeyden kurtarmaya çalışıyor. Şehirden ve tüm o pialiklerinden.Onu doğaya,kendi yanına getiriyor.Onu korumak için.İşte bu noktada adamın gençliğinde yaşamış olduğu olaylar silsilesinden ötürü böyle davrandığını ve bu yüzden düşünce yapısının yıpranmış olduğunu anlıyoruz.Kötü bir amacının olmadığını. İşte Gemma öğrenirken bizde öğreniyoruz ve kızla beraber bizimde düşüncemiz,bakış açımız değişiyor. Kitabın diline bayıldım.Koskoca bir mektup olduğu için kendisi ve ben de ilk defa böyle tarz kitap okuduğum için büyük ihtimalle favorim olmasında en büyük etken kitabın dili.Yazar bütün duyguları okuyucuya geçirmiş.Bu özelliği bir bakımdan Julie Berry'e benziyor.Bir Sır Saklı İçimde kitabının yazarına. Kitapta beni rahatsız eden sadece bir şey var.Gemma'nın sadece bir gün önce ölesiye nefret ettiği adamdan bir gece sonra ona dokunmayı,onu öpmeyi arzulayacak kadar sevmesini anlamlandıramadım. Kitabın sonuna da değimip yorumumu bitirmek istiyorum.Galiba kitabı sevmemdeki en büyük ikinci etlen ise o son.Ben kesinlikle böyle bir şey bekleniyordum.İçten içe anlasam da kendime söyşemek istemedim.O kadar umutsuz bitti ki...Ama düşününce başka nasıl bitebilirdi ki?Sonuçta bir adama yazılmış mektubu okuyorsunuz.Bir mektubu. Ben eminim ki ikinci kere okusam da aynı zevki pardon hüznü alırım bu kitaptan.Bu yüzden okumaktan hiçbir zaman üzülmeyeceğim bir kitap olacak.Ama okuduklarımdan üzüleceğim bir kitap her zaman olacak.İlla her kitap mutlu son olmalı derseniz okumayın.Ama biraz böyle kitaplar da bünyeye alınmalı.Tavsiye ederim.

Baskı: Mutlu Ölüm (Eve Dallas, #4)

O kadar özlemişim ki bir solukta bitirdim kitabı.Bu seriye yorum yapamıyorum.Kitabın içindeki diyaloglar ayrı ,karakterler ayrı, konu ayrı güzel.Eve ve Roarke ikilisinin anlaşma stilini, birbirlerini sevme stillerini çok seviyorum.Bir de kitap o kadar çabuk okunuyor ki kitabı bulmanız için verdiğiniz zahmetin sanki boşa gittiğini sanıyorsunuz.Ama öyle değil.Kesinlikle temin ederim sizi. Kitabın konusunu kısaca anlatayım.Eve ve Roarke balayındalardır ve son 48 saat kalmıştır bu rüya gibi tatilin bitmesine.Ve tam da bu sırada bir intihar haberiyle balayındaki gencimiz olan Eve, kısa bir göreve gider.Yüzünde mutlu bir ifade olan çıplak bir ototronik mühendisidir bu.Eve intihar olduğunu teyit eder.Yine de içine sinmez.İşte bundan sonra bir intiharla ve aynı mutlu ifadeyle karşılaşınca bu ölümlerin bir cinayet olduğunu sezer.Böylece bir Eve serüvenine çıkarız. **********SPOİLER********** Böyle bir bölüm vermesem yorumumda olmazdı.Şimdiii... Ben bir bölümde Eve'i o kadar çok küçümsedim ki dedim nasıl görmezsin gözünün önündekini.Yani en başından beri Jess'ten şüpheleniyordum.Çünkü genelde kitaba bir anda dahil olan kişilerde bir terslik oluyor.Ve böylesine yetenekli biri kitaba dahil olmışsa bu işte bir nir yeniği vardır.İşte bu yüzden Eve'i çok yadırgadım.Sanki kadın nasıl bilecekse?Ama... Kendimi çok akıllı sanmışım.😂 Nora cidden ters köşe yaptı.Ve Eve gerçekten iyi bir polis olduğunu bir defa daha kanıtlamış oldu.Benimde polis olamayacağım ortaya çıktı.😂 He bir de bu kitaba kadar katiller hep erkek idi ve "Artık kadın olsun,cinsiyet ayrımcılığı yapmasak Nora.😂" demem üzerine sesimi duymuş olan yazarımıza çok teşekkür ederim.😂 *********SPOİLER SONU********** Bence durmayın ve bu seriye başlayın derim.😉

Gerçek Aşk Hikayesi
5/1016.08.2015

Baskı: Gerçek Aşk Hikayesi

Şunu söyleyeyim kitap okutturdu.Ama... İşte şu "ama"lar var ya,insanın hevesini kırıyor kitaba karşı.Yapacak bir şey yok,kitap hak ediyor. Kitabın konusuna değineceğim.Sparrow Kate Fisher,üniversite için New York'a taşınmak üzeredir.Ve sevgilisi Micheal ile kendi ailesi,birlikte yakın aile dostlarıyla yemeğe çıkar.Bu sırada bu dostlar da sürpriz ziyaretçi getirirler yemeğe:Ian Orville Sterling. Yetenekli rockçı sanatçının ta kendisidir.Sparrow'un 12 yaşından beri hayran kaldığı adam.Tahmin edileceği üzere ikili arasında bir aşk doğar.Araya mesafeler girer ama yine de üstesinden gelirler.Ve bizim için böylece mutlu sonlu bir chick-lit doğar. 😂 Öncelikle neden sevmediğimi açıklayayım.Kitaptaki karakterlerin gerçekte olacağını sanmıyorum.Yani erkek karakterleri birbirlerine çok benzettim davranışları bakımından.Yakışıklı,karizmatik bir erkek kitaba dahil oluyorsa "mutlaka" Sparrow adlı asıl bayan karakterimize övgüler üstüne övgüler,onu arzulamalar,"Sen mükemmelsin" ve akabinde "Sen müthişsin.Seni istiyorum." demeler... Çok yapmacık geldi ve hiçbir şekilde gerçek bir aşk hikayesi olduğunu sanmıyorum.Tahmin edilebilir olaylar,tahmin edilebilir son.Kitabın ortalarından kitabın yaklaşık son 60 sayfasına kadar erotizm (ne zaman buluşsalar). Ve Sparrow'un küfür takıntısını da çok uyduruk buldum.Hani MacKayla'da da vardı(Ah,hatırlayınca içim kıpır kıpır oldu😍) ama o cidden sevimli bir şekilde yapıyordu.Ama Sparrow'un bu ve bunun gibi hareketleri bana çok yapmacık geldi.Sevemedim. Yani artık böyle kitaplar kesmiyor beni sanki bir Wattpad hikayesi okumuşum gibi geldi.Yazarın ilk kitabı olduğunu sanıyorum ki inşallah öyledir.Çok çocuksu ilişkiler işlemiş kitapta.Dediğim gibi tıpkı Wattpad hikayesi gibiydi.Wattpad hikayelerini genelde sevmem ve bu kitabı da çok anlı şanlı görmüyorum. Vakit geçirebilinecek bir kitap.Çabuk bitiyor ama ben bu kitabı önereceğimi sanmıyorum.

Baskı: İçinde Aşk Saklı (Westmoreland, #2)

Öncelikle bu kitap tam bir sinir bozuculuk abidesi.Hem karakterler bakımından hem de olaylar bakımından.Ciddi ciddi yarım bırakmayı düşündüm.Ama tabi tabularımı yıkamadım daha.Dedim devam başladın bir kere. Ben aralarındaki sevginin gerçek olduğuna inanmıyorum.Bir yanlış anlamada insan canından çok sevdiği birinden birden nefret etmeye başlayıp onunla konuşmaya ona bakmaya dahi tahammül edemeyebilir mi? Ve en önemlisi canını yakmaya çalışabilir mi? Hadi bunları da geçtim, o kişiye kendini savunma hakkı vermeden bir sonuca varıp onun oyuncu ve düzenbaz biri olduğunu söyleyebilmesine ne demeli? İşte bunlar iki karakterimizin başına da geldi.Aynı saçmalıkları ikisi de yaptı.Evlendikleri halde birbirlerine güvensizlikleri devam etti.İki insan birbirine güvenemezken nasıl evlenebilir?Evlenecekleri gün gelinin onu terk edip kaçacağını bir damat nasıl düşünebilir?Ve gelin bunu nasıl düşündürebilir müstakbel kocasına? Ben söyleyeyim:güvensizlik.İşte bu yüzden belki hikaye mutlu sonla bitmiş olabilir ama yaşamış ve hayatlarına devam ediyor olsalardı şu an , kesinlikle ilerleyen zamanlarda bu ikili boşanırdı ardından tekrar evlenirdi ve bu sürüp giderdi.Anlamış olduğunuz gibi hiçbir şekilde sevemedim bu kitabı.Konu uzatmaya çalışılmış ve uzatılırken de konu bulunmamış bunun yüzünden karakterler bir küstürülüp bir barıştırılmış.😤 Konuyu anlatayım size.Şimdiiii,bir genç kızımız var ama bildiğiniz erkek çocuğu gibi hareketlerde bulunuyor.Ki keşke böyle cesur ve gözü pek kalsaymış Whitney.Her neyse,canına tak eden babası da kızını teyzesi ve eniştesinin yanına yolluyor.Fransa'ya.Kızımız burada çok kültürlü oluyor,güzelleşiyor ve serpiliyor.Birçok davete katılıyor ve etrafı kendisine aşık olan adamlarla dolup taşıyor.Ve bir adam var ki kendisini hiç göstermiyor ama kızımızın arkasından babasıyla anlaşıp para karşılığı Whitney üzerine anlaşma yapıyorlar.Anlaşma şudur:O adamla Whitney evlenecektir.O adam dediğim de bir dük:Claymore Dükü.Çapkın ve adını aşıklarıyla çıkarmış bir dük.Tabi asi kızımız bu olayı sever mi? İşte bundan sonra o çekişmeli sahneler başlıyor. Galiba bir tek ben bu duyguları hissettim.Genelde çok sevilmiş bir kitap.Ama benim asi tarafım bu kitabı cidden sevmedi.Ne zaman "oh be yoluna girdi her şey!" desem bir olaylar,bir olaylar...Ne okuyorsun diye soranlara bildiğiniz feryat ettim zira 2 haftamı aldı bu kitabı okumak.Tatile de gittiğim için süründü bildiğiniz.Tavsiye edeceğimi sanmıyorum. Karakterler kendileriyle çeliştiler,yapmayacağım dedikleri şeyleri yaptılar ve bende kayıtsız kalamadım.Clayton'ın yakışıklığı bile kurtaramadı kitabı.Sevmedim ve bir daha da okuyacağımı sanmıyorum.Şu adı çıkmış Türk dizilerinden beterdi bence.😧

Siyah Damar
6/1003.08.2015

Baskı: Siyah Damar

Bir kitaptaki kurgunun kafama yatmasını,mantıklı bir tarafları olmasını isterim.Bir yeri bile mantıklı olmasın hemen soğurum o kitaptan.Mantıklı demem,bana göre mantıklı olması yani.Öyle bilimsel felan değil.😄 Neden mi bu bilgiyi verdim.Şimdi yazar bir 'kaçırılma' olayı yazmış ve tamam çok da gerilim yüklü çok beğendiğim bir sürü bölüm içeriyor sonuca kadar.Ama tabi ki bu kaçırılma olayının bir sonucu oluyor ve bu sonuç benim "N'oluyoruz,bu da ne ya? Böyle bağlanılır mı bu kitap? Ne kadar saçma!" gibi enteresan tepkiler vermemi sağladı.Bu yüzden kitap hakkında ne düşüneceğimi bilemiyorum. Kitabın şu gotik ve karanlik havası çoook hoşuma gitti.Elimden ne zaman bir iş için bıraksam aklımda bir sonraki bölümde ne olacağı düşüncesi vardı.E,bunun sonucunda pek de ayrı kalamadım Senna'dan(Isaac'ten). Kitabın konusuna değinmek istiyorum.Kitap Senna'nın doğum gününde bir odada uyanmasıyla başlıyor.Bu oda normal değil, hatta aslında hiçbir şey normal değil.Senna oraya nasıl geldiğini bilmemektedir.Kendine gelir ve etrafına bakar.Donup kalır.Oda yuvarlaktır ve kapı yoktur.İşte bundan sonra bir şekilde odadan çıkmayı başarır ve macerası başlar.Bu macera tam tamına 14 ay sürer.Isaac'le birlikte.Daha önceden tanıdığı (tanımadığı) Isaac'le. Buradan sonra benim meşhur spoilerlı yorumum başlıyor işte.Hani şu bir sürü 'anlamıyorum abi yaaa' içeren paragrafım. **********SPOİLER********** Bu Saphira denen kadın hangi kafayla böyle 14 ay boyunca hapis bırakıyor Senna ve Isaac'i? Hani diyorum amaci neymiş? Hadi bunu geçtim anlamadığım bir kısım da Westwick denen bakım evi olayı da ne? Saphira'nin dediği doğru mu? Senna'nın intihar etmesi ve bakım evine alınması.. Anlamadım,bilemiyorum 😯 *********SPOİLER SONU********** Ben çok kararsızım bu kitap hakkında.Aslında son 50 sayfaya kadar cidden çok sevmiştim.Ama sonunu anlayamamamdan dolayı işler değişti mi onu bile bilmiyorum.Şöyle bir bakınca gerçek hayatı gördüm ve Senna'nın o dendiği gibi ruhsuz hali beni çok etkiledi.Çok duygu yüklüydü kitap.Sessiz olmaları aslında çok büyük ses çıkardı.Ve yazar bize o eşsiz kalemiyle cok güzel aktardı.Ama... dediğim gibi oturtamadım. Ne kadar Isaac'in o eşsiz sevdası olsa da bu kitapta ben olumlu düşünemiyorum.Bu kitaba kadar duygularımı böylesine karıştıran bir kitap da olmamıştı.Bazı kısımlarından büyük keyif aldığım bazı kısımlarını da anlayamadığım... Benden de kaynaklanabilir şu anlayamama durumu.Zira reading slumptaydım ve bu kitabı Meryemciğimin ne kadar bıraktırma çabalarına rağmen okumada direttim.Reading slumptan bir nebze de olsa çıkardı ama ben de depresyona girdim 😂 Şöyle toparlarsam bana her türlü duyguyu yaşatan bir kitaptı.Gerilimi dozundaydı.Gerdi beni bacaksız 😂 Kurguya bir şey diyemeyeceğim ama kalem cidden kuvvetli.Depresif bir hikaye okumak isteyenler buyursun.Ama yok ben neşeli tarzımdan vazgeçemem derseniz aman diyeyim 😆 Not : Hani kitapta bir yerde Isaac Senna'yı döner yemeye götürüyor ya.Bir yunan lokantasına.Bir de yiyip yiyebileceğin en iyi döner diye götürüyor.Benim tabi tam da o noktada bir milliyetçiliğim tuttu."Dönerin alâsını Türkiye'de bulursun!Sen döner yememişsin! 😒" triplerine girdim.Garip biriyim.😅

Miras (Bildirge, #3)
5/1031.07.2015

Baskı: Miras (Bildirge, #3)

Bir ben mi sevmedim bu seriyi anlamıyorum.Sevmemekle kalmadım acayip sıkıldım bu seriyi bitirene kadar.Karakterlere ısınamamış olmam da cabası.Hem de hiçbirine.Hani yan karakteri seversin, ne bileyim, illa ki bir kitapta birilerini seversin.Ama cık,yok yani olmadı bu kitap.Her karakterin tutarsız hareketleri var.Bir öyle bir böyleler.Belki de hiç değişmeyen sadece Richard'dır. Reading slump'a 9382727. kez girmemi başardı bu arada.Tebrik etmek lazım.Şimdi biraz konuya değinip kendi fikirlerime yer verip bitirmek istiyorum yorumu.Bu kitaba yorum yapmak istemiyordum açıkçası.Ha,bu arada diğer kitapları okumayanlar konuyu okumasın.Şu alttaki bir paragraf. Konusu kısaca Uzun Ömürlülük ilacının mutasyona uğrayıp çeşitli ölümlerin başlaması ve bunun sonucunda Richard'ın itibarını kaybedip buna bir çözüm araması.Evet evet ,daha detaya girmeyeceğim.Bu cümle genel olarak özetliyor zaten. Hani bazı kitaplar vardır nefret ettiğiniz kadar kötü değildir ama yine de siz nefret edersiniz,okumak istemezsiniz.Tabi ortam şartları da çok etkiliyor.Bu aralar aşırı sıcak, ne zaman elime alsam kitabı hemen bırakıyorum.Ve kitapta da aksiyon olmadığı için elime alasım da gelmiyor.Kitabın sonunu, kitabın ortasını tahmin edebiliyorsunuz.Hatta şöyle diyeyim,kitapta sadece bir yer var çook şaşıracağınız yani yazar oyle planlamış ama onu bile taa en baştan tahmin ettiğim için iyice soğudum kitaptan.Anlayacağınız sevmedim.Ama bu seriye yazılmış olumsuz yorumda görmedim şahsen.Sadece yarım bırakanlar vardı. Her neyse ben bu seriyi okumanızı önermiyorum.İlk defa bir seri için de bu kadar net bir şey söylüyorum.Merak edenler kitap yorum bloglarındaki yorumlara bir göz atsınlar derim. ☺

Baskı: İlk Bakışta Aşk'ın İstatistiksel Olasılığı

Kitabı bitirmemin üstünden bayağı bir gün geçmiş bulunduğunu hatırladığım zamanki üzüntümü sizle paylaşmak istiyorum.Bir yorum atlayınca bütün kitap okuma olayım aksıyor.Zira bir kitabı yorumlamadan diğer kitabı bitirirsem yorum yaparken kafam karışıyor.😳 Her neyse gelelim kitabımıza.Ben beğendiğimi belirterek başlıyorum asıl yorumuma.Kitabımız tek oturuşta okunabilecek çerezlik kitaplardan biri.Hem sayfa sayısı bakımından hem de kurgu bakımından kolayca yenilip yutulabilecek bir kitap.Aslında olaylar tamamen tesadüflerden oluşuyor,gelişiyor.Ama gerçek hayatta da öyle değil midir? Hayat tesadüflerden de yararlanmaz mı? Benim çok başıma gelmiştir.Tabi kitaptaki kadar tatlış bir şey olmuyor ama her şey bazen üst üste tesadüfen gelişiyor.İşte bu kitap da iki gencin tesadüflerini ve bir anda birbirlerine bağlanmalarını anlatıyor.Birbirlerinin özel hayatlarını anlamaya çalışmalarına şahit oluyoruz.Bir nevi birbirlerini keşfedişlerini. Konusunu kısaca özetlemek istiyorum.Headley (soyadını hatırlayamıyorum zira kitabın adını bile İlk Görüşte Aşkın İstatiksel Olasılığı diye biliyordum yorumu yazmadan önceye kadar 😀😂) babasının düğününe istemeyerek de olsa gitme kararı alır.Ve düğün Londra'dadır.Kendisi ABD'de ikamet etmektedir.Her neyse, biletini ayırttırır.Ve kalkış saati gelir çatar.Ama kızımız ortalıklarda yoktur.Böylece büyük bir tesadüf yığınına adım atar.Uçak kalkmıştır ve elinden sadece bir sonraki seferi beklemek kalır.Ve bu arada Oliver denen bir çocukla karşılaşır.Hatta şansına bakın ki uçakta bile aralarında sadece bir kişi var.Durun daha da şaşıracaksınız.Aralarındaki yaşlı kadın onları ayırmamak için yer değiştirmeyi teklif eder ve... Böylece bizim serüven başlar. Çok tatlı bir hikayeydi bence.Böyle basit olaylar gerçekten güzel işlenmişti.Karakterlerimizin kendi dertleriyle pekiştirilmiş bir hikaye.Daha uzatmak istemiyorum.Anlatılacak bir şey yok çünkü.Kafanızı mı dağıtmak istiyorsunuz? E, buyrun o zaman.😉 Bu arada son bir not düşmek istiyorum.Oliver'ın üstüne çalıştığı şu konular çok komikti.Cidden keskin zekaya sahip bir karakter tasvirlemiş yazar. 😁

Baskı: Direniş (Bildirge, #2)

Serinin ikinci kitabına birinci kitabı elimden bırakır bırakmaz okumaya başlamıştım.Ama başları açıkçası çok sıktı.Ne zaman okuyacağım diye elime alsam, almamla bırakmam bir oldu.Pek sarmadı başları doğrusu. Kitaba yine de devam ettim ve kitabın sona doğru biraz daha iyileştiğini gördüm ama... O kadar kafamı kurcalayan,uyuşmayan şey oldu ki bende puandan kırdım,hiç acımadım.Şimdi aklıma gelenleri sizle de paylaşacağım. Öncelikle bu iki karakterimiz de öyle saflar ki hatta şöyle diyeyim bu kitaptaki iyi olan herkes saf.Çabucak tav oluyorlar.Ben bile (bile dememin sebebi cidden hiç başarılı değilim,hemen açık veririm birini 'keklerken')kandırabilirim onları.Tamam bazen güvendikleri kişiler onlara zarar vermedi ama insan öyle bir distopyada ve o konumda olunca karakterlerin daha dikkatli davranması gerektiğini düşünüyor.Ve maalesef yaşlarından da (sanırsam 15'ti) küçük hareketleri var.Tabi yaşlarından büyük sorumluluk ve yükleri de var.O yüzden bu yaşlarından küçük olan davranışlarının pek üzerinde durmayacağım. İkinci olarak ,işte bu biraz spoiler olacak buradan sonrasını kitabı okumayanlar,okumayınız. **********SPOİLER********** Yav sen o kadar güvenli, o kadar korunan bir Uzun Ömürlülük Merkezisin.Sen nasıl bizim mahalle bakkalı gibi içeri sormadan soruşturmadan adam alıyorsun?Hadi o adam seni kandırdı diyelim,gerçi bu çok saçma, o kadar görevli var (görevliiiii!) nasıl seni iyice incelemeden alırlar?Her neyse,nerede kalmıştım,heh buldum.Tamam ,belki bi' şans girdin, kaçırdılar gözlerinden seni,e peki o kadar köstebeğin varmış iceride onlar nasıl gözden kaçabiliyor?Ve Peter işe girerken o merkezde,sen de diyorsun ki ilk köstebek sen olacaksın.Evet evet sen Pip 😒 Bir sonraki soruma geçeyim,bu merkeze Anna için geldin (yorumu yazan arkadaş burada Pip'e sesleniyor) Anna'nın kaldığı odanın önündeki nöbetçiyi zaten öldürecektin Anna'yı kaçırmak için,e o zaman sanki Peter'in orada olduğunu biliyormuş gibi neden yukarı çıkıp bu kadar akıllara soru getiriyorsun? Hem bu merkez dendiği gibi çok sağlam,hükümet binasından bile daha güvenlikli bir binaysa üç beş kişi bütün görevlilerini nasıl aşabilir? Ve son olarak diyeyim, yoksa bu yorum ciklet gibi uzayıp gidecek,Jude bir öyle bir böyle oldun,bizleri şaşkın bıraktın.Peter'dan nefret ettiğini söyledin bir baktık sonunda aslında sen bir 'kardeş' istiyormuşsun ve Peter'la iyi anlaşmayı istiyormuşsun (güya).Sana söyle diyorum: "Yav he he " **********SPOİLER SONU********* Şu yukarıdaki spoiler kısmı varya onlar hep kitap hakkındaki feryatlarımdı.Bu kadar uzundu yani.Daha vardı da uzamasın diye şey ettim.😁 Devam edeceğim seriye, çünkü bu hayat mücadelesinin bu dünyanın son halini merak ediyorum. Aslında ilk kitabı bitirenler bence devam etsinler.Seriler her zaman devam etmeli 😎Hem ilginç bir seri.Bu kitaptan bu kadar yakındım ama iyi yanları da vardı.Bir kitap hakkındaki nacizane fikirlerimin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.Bir sonraki yorumum, bitirmiş olduğum 'İlk Görüşte Aşkın İstatiksel Olasılığı" adlı sevilesi bir kitap hakkında olacak.Hayırlı bayramlar 😙

Tesadüfler Adası
7/1019.07.2015

Baskı: Tesadüfler Adası

Bu kitap için yorum yapmayı istemedi canım nedense.Çünkü yorum yapacak bir tarafı da yok.Rachel'ın dilini gayet beğendim.Ama bu türe bir açlık çekmediğim müddetçe Rachel Gibson kitapları okuyacağımı sanmıyorum.Zira tür olarak ben bu kadar klişeleşmiş şeyleri okumayı,bıcık vıcık aşkları konu edinen kitapları,sonu tahmin edilebilir kitapları tercih etmeyi genelde pek yapmıyorum.Ama arada böyle zamanlarda geliyor.İnsanın canı biraz chik-lit tarzı kitapları istiyor.Bu kitap kesinlikle benim açlığımı bastırdı diyebilirim.Seksi ve sert bir erkek karakter eksikliğini giderdi Rachel, Max Zamora karakteriyle.Ben sanmıyorum bu karakteri sevmeyenle karşılaşacağımı.Hatta bu kitabı genelde bayanların seveceğini düşünüyorum.Tatlı bir aşk hikayesine konuk oluyoruz.Lola karakerimiz dominant bir karakter değil ve bu türde de dominant kadın karakterlere okuduğum kadarıyla rastlamadım.Ama Lola kendini cidden bize sevdirebiliyor. Kitabın konusuna değinirsem Lola bir iç çamaşırı mankeni ve eski sevgilisinin/nişanlısının açmış olduğu bir site yüzünden çok mutsuz.Zira bu sitede kendi resimleri bulunuyor.Ama müstehcen içerikli fotoğrafları.Bu yüzden davalar açıyor,elinden geleni yapıyor ama siteyi kapatamıyor.Bunun sonucunda biraz ara verip bir adaya,Nassau adasına gidiyor.Ve bir gün teknede uyurken teknenin hareket etmesiyle uyanıyor.Max ise bir görev icin bu adada.Ama bir şekilde tuzağa düşüyor.Kaçmak için bir tekneye el koyuyor.Tabi içinde Lola'nın ve Baby'nin olduğunu bilmeden...İşte böyle başlıyor maceraları.Git gide birbirlerine bağlanıyorlar. Kafamı kurcalayan yerler,birbirini tutmayan yerler oldu.Ama onlara değinmeyeceğim.Çünkü çekirdek çitlemelik,dizisi çıkabilecek türde bir kitap.Güzel zaman geçirmek isteyenlere istedikleri şeyi verebilecek bir kitap.

Baskı: Bildirge (Bildirge, #1)

Kitaptaki kurgulanmış olan dünya içimi öyle kararttıki dedim inşallah öyle zamanlar olmaz.Olursa da ölmüş olayım bare.😂 Düşünün;Dünya'nın tam anlamıyla içi geçmiş.İnsanların ortalama en genci 45-50 yaşında.Düşünün;Bu insanlar sonsuz yaşam sahibi ve bu yüzden dünyaya yeni bir çocuk getirmek hem ebeveynlerin hem de çocuklarının hayatlarının kararması demek.Ve düşünün;Toplum Yasallar ve Artıklar olmak üzere ayrılmış ve Artıklar bu dünyada istenmediği için bazıları öldürülüyor bazıları ise bir nevi köle oluyor.İşte,kitabın geçtiği dünyanın azıcık kafanızda canlanmasıyla bile ne kadar içinizin sıkıldığını görüyorsunuz. Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse;Büyük depo denilen Artıkların toplandığı çeşitli kuralların ve zor işlerin gerekirse döve döve gerekmezse de döve döve öğretildiği, çocuklara baskı yapılan ,düşünmelerine bile engel olan bir tür eğitim yeri (!).İşte kitabımız burada bulunan ve güvenilirliği sayesinde Kıdemli Mal (yanlış görmediniz ciddi ciddi 'mal' diyorlar çocuklara sanki bir eşyamışcasına,satılacak bir şeymişcesine) mertebesine yükselmiş Artık Anna'nın hayat sürecini anlatıyor.Bir nevi değişimi.Çünkü çocukluktan beri öğretilenlere Peter'ın dediği gibi 'beyni yıkanmış' bir kız aslında Anna.Hoş hala çocuk zira 15 yaşında.Her neyse,sonradan esir kampına(!) yeni gelen Peter doğruyu görmeye başlamasını,daha önce hissetmediği duyguları hissetmesini sağlıyor ve olaylar bundan sonra gelişiyor.Anna'nın özgürlüğüne kavuşmasına şahit oluyoruz.Tabularını yıkmasına,hayatla tanışmasına,insan olmasına ve en önemlisi düşünmesine... Kitap hakkında bazı yorumlar okudum ve Anna'nın çok zayıf bir karakter olduğunu ve kızın doğru düzgün düşünemediğini söylemişler bu yüzden beğenmemişler.Ben Anna'nın karar alamaması yorumuna katılıyorum ama bu distopya cidden ağır.Anna'nın yerine kendinizi koyduğunuzda anlarsınız,kesinlikle Anna'ya da hak veriyorum.Kıza öğretmemişler üstüne kısıtlamışlar.Kız da ortama uyum sağlamak,dayak yememek ve Tecrit denilen en alt katta kara bir odaya atılma cezasına çarptırılmamak adına susmuş,susmuş ve susmuş.Ve bunun yanında ona gösterilen ve yerleştirilen fikirlerden başka bir şey düşünmek istememiş,onları yok saymış.Şimdi sen bu kızı böyle davrandığı için suçlayamazsın,değil mi? Ve kitabın sonuna doğru ciddi değişim gösteriyor. Kitabı ben ne çok sevdim ne sevmedim.Orta karar bir başlangıç kitabıydı.Kısaydı,yaklaşık 260 sayfa falan.Ve öyle aksiyon falan da yoktu.Çabuk bitebilen bir kitaptı. Kitaptaki bir karakter beni çok etkiledi.Yanlış anlaşılmasın kötü anlamda.Resmen kız duygularımla oynadı.İlk başlarda seviyordum ama sonra...Nefret ettim.İnsan en yakın arkadaşına,hadi tamam arkadaş değil ama sana çokça yardımı dokunmuş birisini nasıl sırtından bıçaklarsın.Yaptığın şeyin hiçbir açıklaması yok.Anna senden sorumlu olmadığı halde sahipleniyordu ama sen...Bir dakika,kendimi kaptırmışım,adını söyleyeyim:Sheila. Bir şey daha söylemesem duramam.Şu Uzun Ömürlülük ilacı cidden sadece bir hücre 'yenilemesi' sayesinde mi oldu? O zamana kadar hiç mi o yenileme işlemi bulunmaz.Yani sadece eski hücrelerin yerine yenilerinin konması? Bilemedim bana inandırıcı gelmedi nedense.Sanki yazar geçiştirmiş gibi. Kitabı bazı yerlerinde sinirlenerek okuduğum gerçeğiyle 7 puan vererek rafa kaldırıyorum.Devam kitaplarına geçiyorum.Ve son olarak eğer ki distopya okumayı gerçekten seviyorsanız ve gaddar distopyaları okumada sorun yaşamıyorsanız tavsiye ederim.Yoksa distopya okumayı sevmeyen bu kitabı hiç sevmez diye tahmin ediyorum.

Marslı
10/1011.07.2015

Baskı: Marslı

Bir kitaptaki karakterlerin zeki olmasi için o yazarın da en az karakterler kadar bilgili ve zeki olması gerektiği kanaatindeyim.Ve Andy Weir...şu ana kadar okuduğum tüm kitapların yazarları arasindaki en zeki yazar diyebilirim.Ve eminim sizde okuyunca bana tamamiyle katılacaksınız.Adam sanki gerçekten böyle durumlarda kalmış gibi bize Mars'tan tüm zorluklara rağmen bilimle kurtuluşunu kurguda benim zannımca hiçbir hata yapmadan veyahut bize en ufak kusuru hissettirmeden zira aklınızın ucuna bile gelmiyor hata olduğu ki yok zaten,her neyse,anlatmış.Bayıldım ya.O bilimsel açıklamalar falan ,ne sıkması ben çoook sevdim o bölümleri.Sadece bu kitaba özel galiba.Sadece Andy'e özel. Kitaba başlarken bu kadar güzel bir bu kadar da komik (çok komik olduğundan bahsetmiş miydim?) olduğunu bilmiyordum.Hem yorumları okusam bile inanmadım.Dedim sonuçta Mars yani,Yıldızlararası filmi gibi beni sıkacak bir kitap olacak galiba.Ah demez olaydım.Kitaba küfretmişim.Özür dilerim Andyciğim. Yıldızlararası filmini çok seven var.Ben sevemeyen o azıcık kısımdayım.Çünkü ne kadar bilimkurgu filmleri sevsemde şu filmlerdeki uzay yavaşlığı beni çok sıkıyor.Bir an önce bitsin istiyorum. Bu kitabı da sevmeyenlerin olacağını anlayabiliyorum ve herkesin seveceğini de sanmıyorum.Çünkü bilimsel anlatım çok yapılmış .Yok nitrojeni yakmadır ,yok O2 ve CO2 dönüşümleridir,yok RTJdir falan.Var bayağı böyle terimler.Ki olması lazım.Bu kitabı bu anlatımı göze alarak okumalıyız.Adam bu konuda sıfır bilgisi olanlar için (bkz.ben) en baştan ayrıntılarıyla anlatmış.Sonuçta 'Marslı' adlı kitabı okuyoruz.Ve adam daha nasıl anlatsın o terimlere değinmeden.Ki bu bilimsel anlatım kısımlarını bile esprili bir dille gayet başarılı bir şekilde işlemiş.Ah anlatmayacağım daha, ben çok sevdim.Favorinin de favorisi.Bilimsel bir kitap ancak bu kadar akıcı olabilirdi diyecek kadar büyük konuşabilirim bu kitap için. Kitabın konusuna gelirseeeek;Mark Watney ve onun 5 ekip arkadaşı Mars'a Ares 3 programıyla çeşitli deneyler için gidiyorlar.Mürettebattaki her bir astronotun uzmanlık alanları var,görevleri var.Başarılı bir şekilde Mars yolculuğunu tamamlamış ve Mars'a varmışlardır.Ama Sol 6'da (Her sol bir buçuk Dünya gününe tekabül ediyor) işler değişiyor.Çok büyük bir fırtına bu maceracı,çılgın gençlerimizi tehdit ediyor.Bunun sonucunda ise görev iptali gerçekleşiyor NASA tarafından. Tam bu çılgın kardeşlerimiz Mars'ı terk etmek için MTA'larına binmeye çalışıyorlar.Bu sırada fırtına bir anteni koparıyor ve doğruca şanslı bir arkadaşımıza çarparak onu mürettabattan uzaklaştırıyor.O şanslı kişi:Mark Watney.Ve bundan sonra Mark'ın şahit olacağımız ve hiçbir astronotun başına gelmesini istemeyeceğimiz bir hayatta kalma serüveni başlar. Bir kitaptaki bütün karakterler mi sevilir?Neredeyse bütün karakterler mi komik olur?O kadar çok güldüm ki...Sanmayın kötü durumlar olmadı,işler ters gitmedi diye zira her zaman işler kötüye gitti ama bizim keskin zeka Mark ve yazar Andy baş başa verip bütün sorunları aşıyorlar.Gerekirse Mars'ta patates bile yetiştirdiler ama yine de Mark vazgeçmedi.Hatta kitabın sadece yarım sayfalık bir yerinde umutsuzluğa kapıldı ki ben olsam kendimi boğardım o olayda,ama Mark hemen toparlandı ve neşesi tam gaz devam etti. Diyecek çoook sözüm var bu kitap hakkında.Ama son olarak şunu söyleyeyim sonunu eksik buldum. Yani Mark kurtarıldıktan sonra Dünya'daki ilk günlerinden falan da bir şeyler okumak isterdim.Zira gayet komik olurdu diye varsayıyorum. Her neyse,kitaba başlayınca benim gibi karamsarlaşmayın.Şayet bilimkurgu seviyor ve uzay hakkında,astronotlar hakkında bir şeyler okumak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.Bunlar hakkında bir şey okumak istemiyor da olsanız tavsiye ederim.Çok ilgi çekici bir kitap ve keyifli okumalar dilerim.Tavsiyeeeeeee!

Baskı: Yeni Bir Umut (Umutsuz, #2)

Umutsuz kitap yorumunda ilk kitabı beğendiğimi belirtmiştim.Ama bana yine de tam puan verdirttirmeye yetmedi zira bana Dean'in davranislari cok abartı gelmişti.Yani birden kızdan soğumalar falan hem de sebepsiz yere...Sonra neden soğuduğunu anladığımda ise bana yine de bu 'neden' için çok abartı davranış göstermiş gibi gelmişti.Sizde böyle şeyler hissettiyseniz eğer,unutun.Hem de hepsini.Zira bu kitap Dean'in ne kadar haklı ne kadar çaresiz ve kelimenin tam anlamıyla 'umutsuz' olduğunu anladım,hissettim ve onunla beraber yeri geldi ağladım. İlk kitabı okuyanlar bilirler,bu kitap da Dean'in ağzından anlatılıyor.İlk kitaptaki sahneler tabii ki var ama bu sizi rahatsız etmiyor.Belki ben peşpeşe okumadığım için iki kitabı, bana bu yüzden etki etmemiştir,sıkmamıştır.Zira beni genelde sıkar böyle seriler.Genelde iki kitap olur ve biri kızın biri erkeğin gözünden olur.Bkz.Tatlı Bela ve Ayaklı Bela.Ki ben bu iki kitabı peşpeşe okuyup ilk kitabı sevememiş çünkü Abby'e gıcık kapmış, ikinci kitabı da ilk kitabı okuduğum için olayları bildiğimden Travis'i ne kadar sevsem de sıkılarak okumuştum.Her neyse.İşte bu kitabı hiçbir sıkıntım olmadan,Umutsuz kitabını hayal meyal hatırlarken okudum ve her şeyi pekiştirdim.Sonuç olarak çok da mutluyum.Çünkü ben bu kitabı bin kat daha fazla sevdim. Konusunu anlatmam gerekmiyor herhalde.Çünkü ilk kitapla aynı.Değinmeme gerek yok sanırsam. Kitap boyunca Leslie'ye abisi tarafından yazılmış mektup tarzı şeylere yer verilmiş.Çook beğendim.Hele o Leslie'nin mektubu... Kitap o kadar rahat okunuyor ki bu kadar yoğun günlerime rast geldigi halde bir oturuşta 100 küsür sayfa okutturdu kerata.Tabi bu oturuşların araları biraz açıldı ama o da benden kaynaklanıyor.Yoksa kitapta sorun yok. Velhasıl kelam,bu kitaba bayıldım.O kadar saf bir şekilde aşıklar ki birbirlerine...Çok sevdim.Rahat rahat söyleyebilirim ki bu kitap benim favorilerimin arasına girmeyi alnının akıyla (Dean Holder'iyla) başardı. Ve son olarak Daniel cidden çook eğlenceli.Onun kitabını da okumak isterdim.O temizlik odasi olayini da cook merak ettim.Hatta Colleen Hoover'ın bütün kitaplarını istiyorum şu an.Tabi sıra Epsilon'dan çıkacak (filmi çıktı neredeyse daha Epsilon'da faaliyet yok!) Ugly Love'da.Okuyun yaa.😂😇

Siyah Buz
9/1002.07.2015

Baskı: Siyah Buz

Siyah Buz'u okumayı bayadır erteliyordum.Zira bir kitap ilk çıkınca çok gündeme geliyor ve benim az da olsa hevesim kaçıyor.Hele ki bu kitap Becca'dan olunca 'Hush,Hush' serisini okuyan herkes koşa koşa gidip alıyor kitabı.Ama geçen gün ablamın tavsiyesi üzerine başladım okumaya. Hush,Hush serisini pek detaylı hatırlamıyorum.Ama kitabı,Vee'yi ve Patch'i çok sevdiğimi ama Nora'ya tavırlarında dolayı yer yer sinir olduğumu biliyorum,hiç unutmam.İşte bu kitabı okurken Britt kızımızda tam bir Nora potansiyeli gördüm.Tercihleri ve sergilediği tavırlar bazen bana 'Aghh,bu ne yapıyor?Okumıycam daha fazla!' dedirtsede kurgusu ve kitabımızdaki Jude karakteri 'Amaan bırak şu Britt'i ,azıcık daha okuyayım' diyerekten kitabı iki günde bitirtti. Kitabın konusuna gelirsek,tatil için en yakın arkadaşı Korbie ile Idlewilde'deki kulübelerine gitmeye karar verir Britt hanımefendiciğimiz.Ve bu dağ yolculuğuna çıkarlar ama ani kar yağışı sebebiyle taak yolda kalırlar.Bundan sonra olaylar değişir,gelişir.Kendilerini iki adam tarafından tutsak bulurlar.Başlar bu adamlardan kaçma maceraları...Bu kaçma olayında önceden olmuş,haberlerde görmüş olduğu cinayetleri de resmen yerlerinde inceler.Yani anlayacağınız işler ciddi anlamda karışır. Kitabın sonunu doğru tahmin edenlerdenim ve o 'kişiyi' de doğru tahmin etmiştim.Ama yine de beni şaşırttı kitap.Bütün heyecanı hissettirdi sağolsun. Kitapta en sevdiğim karakter Kaya oldu.😂😂 Şaka şaka,adamı hiç görmedik bile kitap sahalrında.Sadece bir adı geçti o kadar.En sevdiğim karakter ise kesinlike Jude.Favorim... Korbie ve Calvin ikilisine de gıcık oldum.Hele Britt'e bunlarla arkadaş olduğu ve Calvin'i saçma sapan sebepsiz yere sevmesinden de nefret ettim.Zira adamın seni sevmediği her halinden belli ve sen hala 'Calvin' diyorsun.Her neyse detaya girmeyeceğim.Korbie'ye zaten hiç değinmeyeceğim.😒 Kitabın vermiş olduğu ana fikirden de memnunum ve çok doğru bir yere parmak basmış Becca.Bize ciddi anlamda bir şeyler katıyor bu kitap.Ne kadar ana karakterimizin çocukça davranışları bulunsa da.Bence bir şans verin ve okuyun derim.😁

Baskı: Labirent: Son İsyan (Labirent, #3)

Bir köşeye geçmiş,sevdiğim bir serinin son kitabını nasıl yorumlayacağım diyerek kara kara düşünüyorum.Kitap güzel miydi,kötü müydü inanın ki bilmiyorum.O sonu,cevaplanmamış sorular...Tamam tamam,bir yerden başlamam gerekiyor yoruma,öhöm öhöm..Ama dikkat edin ilk iki kitabı okumayanlar için spoiler içerir ki bu çok normal yoksa anlatamam.Üçüncü kitap hakkında da bir yerde çok ufacık spoiler vermişim.Bu ufacık spoilerı (cidden çok ufak gidişatı falan değiştirmiyor) yemek istemeyen okumasın. Kitabı tam olarak kapakta da belirtildiği gibi derin bir soluk alarak okumaya başladım.Zira ikinci kitap gibi olacak diye bir his vardı içimde,özellikle temposu.Ki bence neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamasam bile gayet tempoluydu.Yani ben takılmadan okuyabildim kitabı.Ama şöyle bir geri dönünce kitapta olan olayların da sayılı olduğunu görüyorum.Gayet kısa bir zaman dilimini konu alıyor.Halbuki bana böyle hissettirmemişti okurken.Her neyse.Kitabı okurken sinir olduğum yerlerden biri de kafamı iyice karıştırmasıydı.Yani İsyan mı iyi yoksa Sağ Kol mu yoksa hiçbiri mi? Yazar iyice çorba yapmış.Ben kitabın sonuna kadar 'Acaba bunların hepsi bir oyun muydu?' demedim değil.Zira her şey bir oyun çıkıyor,daha doğrusu 'değişken'.Bence yazar da karıştırdı doğruyu yanlışı.Hatta daha da karıştırmamak için Thomas'ın hafızasını geri kazanmasını bile istemedi ve Thomas'a istettirmedi.Bu hafıza olayı beni çok etkilemedi.Yani 'tamam onu da isteme,keyfin bilir' diyerek okudum oraları.'Nasıl olsa sorularımın cevaplarını alırım değil mi?Sonuçta,yapma ama bu James Dashner!' dedim.Evet evet ,dedim ve kitabın sonunda kaldım ortada. Sonracığıma,kitaptaki ölen karakterler hakkında (karakterler dedim,yanlış okumadınız,zira ikisinden de haberim oldu,sağolsunlar arkadaşlara) büyük iki tane spoiler yedim.Bunlar benim azıcık olsa da hevesimi kırdı ama yola devam tabiiki.Vikitaptaki yorumları kesinlikle kitap bitmeden okumayın.Burdan malum arkadaşlara bir kez daha teşekkür ediyorum.Yalnızca teşekkür... Her neyse,işte bu ölen karakterler ki ben ikisini de seviyordum,gerçekten üzülmeme sebep oldular ama kitaplarda biraz ölenler de olmalı.Yapmayın ama ,ölen karakter(başlıca karakter daha doğrusu,herhangi biri değil) olan bir kitap kendini okutturmasa George R. R. Martin üstadın kitapları çok satmazdı değil mi?Ki bu ölen karakterler de genelde çok sevilen,ana karakterler oluyor.Şöyle bir toparlarsam bu paragrafı,ölmelerine bende üzülüyorum ama bence ölmeleri 'neden öldüüün,ah okuyamıyorum daha fazla,buraya kadarmış' dedirttirmedi. Gally olayına da sevindim bu arada.Chuck yüzünden sevilmeyen bir karakter ama sonuçta o isteyerek yapmadı.Aynı şekilde dediğim gibi Teresa'da.Bu yüzden ben bu ikisini gayet de affedebildim.Thomas neden affedemedi orasını halen anlayamıyorum.Hem sende kendinde olmadın bi ara,isyan seni de kontrol etti ve Minho'yu doğruyordun.Bu yüzden biraz empati lütfen. Daha söyleyeceğim çok şey var ama kitabın sonuna değinip yorumu bitirmek istiyorum. Kitabın sonu yani şu Yeni Dünya olayı,tamam kabul gördü benden.Ama ya diğer insanlar?Ya Dünya'nın diğer kalanı?Onlara n'oldu,İsyan onları yeryüzünden mi kaldırdı?Bunun gibi sürüsüne soru var... Seriyi okuyanlar varsa üçüncü kitabı da okusunlar tabii ki.Seriyi çok sevdiğimden bu kadar yorum,bu kadar serzeniş.Yoksa bence birçok seriden,birçok kurgudan daha iyi.James Dashner'ın kalemini seviyorum ama bu kitap eksik.Galiba sonu nasıl bağlayacağını tam oturtamamış..

Baskı: Labirent: Alev Deneyleri (Labirent, #2)

Bu kitap efsaneydi bence.Ciddi söylüyorum,çok beğendim.O kadar çok soru var ki cevaplanacak,üçüncü kitap için biraz ara vermek soruları kafamda toparlamak istiyorum. Kitabın ilk 250 sayfası diyeyim bir oturuşta bitirmeme neden oldu ki bu nadiren olur benim için.Öyle tek oturuşta bir kitap bitirme falan bana ters.Kitap ne kadar güzel olursa olsun.Her neyse,o 250 sayfa nasıl güzel nasıl güzel anlatamam.Bayıldım ben James Dashner üstadın kalemine.Ama o tahminen 250 sayfadan sonra işin içine Teresa gıcıklığı giriyor.Oradan sonra ara ara koptum.Yanlış anlamayın kitaba tam puan verdim.Çünkü kurgu süper ötesi.Ama işte gıcık yerlere gelemiyorum.Çok sık elimden bıraktım oralarda kitabı.Yine de sevmeme engel olamadı kitabı. Birinci kitapta her şey bitmiş gibi gösterilmişti.Ama bu kitabın adından da anlaşılıyor ki daha deneyler bitmedi Kayranlılar için.İşte bu kitap tam olarak bu Deneyleri konu alıyor.Sonu da çok merak uyandırıcı.Diğer kitaba soluksuz geçmenizi sağlıyor. Kitabı genel olarak çok sevdiğimi belirtmeye gerek yok sanırım.Zira her cümleden sonra 'bu kitap nasıl bişiydi yaaaaa??' gibisinden cümleler kurmamak için kendimi zor tuttum. Yalnız...Kitapta bir şey hoşuma gitmedi.Onu belirtmek istiyorum.Bu da ufak da olsa spoilera giriyor.Kitabı okumayanlar, gözler kapansın lütfen. ***************SPOİLER*************** Teresa'nın yapmış olduğu daha doğrusu zorla yapmak zorunda bırakıldığı o ihanet olayından sonra Thomas'ın Teresa'dan o derece nefret etmesi beni çok düşündürdü.Tabii ki, o da bir insan.Ve Teresa'ya kızması normal.Ama sonuçta birbirinizi seviyorsunuz ve bir anda sevdiğin kişiden bu derece soğuman...Bilemiyorum,böyle bir durumla karşılaşmadığımız için anlamamam normal.Ama dediğim gibi sevdiğin kız/çocuk sana zor durumda olduğu için hatta senin hayatın için böyle şeyi yapıyorsa,ki bir nevi korumak için yapıyor sonuçta sen bu derece nefret etmemelisin ondan.Bu benim nacizane fikrim.Galiba takıldığım noktalardan en büyüğü buydu.Öbürlerini görmezden geleceğim.😁 ************SPOİLER SONU************* Velhasıl kelam,bu kitap bir harikaydı dostum.Alev deneyleri,alev alev yaktı.😂 Serinin üçüncü kitabı hakkında çok kötü yorumlar var ama moralimi yukarılarda tutacağım.Bakalım,göreceğiz nasılmış.Serinin ilk kitabı gibi bu da tavsiyeeeee. 😂😘

Baskı: Labirent: Ölümcül Kaçış (Labirent, #1)

Bu seriye filmini izledikten sonra başlamak istemiyordum açıkçası.Filmi beğenmiştim ama filmleriniı izledikten sonra kitapları okumam ben genelde.Ve filmi de ilk çıktığı zaman izlemiştim.Kitapları bu yüzden ertelemiştim.Geçen gün kitaplarıma bakarken bana serinin ilk kitabi adeta "beni oku" diyordu ve dayanamadım,başladım okumaya. Filmi hatırladığım kadarıyla kitapta anlatılan yerleri gayet iyi yansıtmıştı.Labirent ve Kayran tam da yazarın anlattığı gibiydi.Ve Dylan O'Brien'i de gayet Thomas olarak canlandırabilirdim.Bence cuk oturmuş. Kitap bence cok akıcıydı.Normalde distopyaları ne kadar sevsem de bazı yerleri sıkıcı olur ve araya zaman koymak isterim.Bir müddet elimden bırakırım.Ama bu kitap sıkıldığım yerlerin olmasına rağmen elimden bırakmak istemememe sebep oldu.Kısacası ben bu dünyayı çok sevdim.Ve meraktayım. Filmi izlediğim,olacakları bildiğim halde yine de şaşırdım.Filmde nerelerde şaşırdıysam,heyecanlandıysam kitap da aynı etkiyi yarattı kesinlikle. Kitabın dezavantajlarından mıdır bilmem ama karakterler sığ kaldı sanki.Ama şöyle bir düşününce hafıza kayıplarından olma olasılığı da yüksek bu sığlığın. O yüzden pek takılmadım ve üstünde durmayacağım. Serinin ikinci kitabının da filmi çıkıyormuş Eylül'de sanırsam.Fragmanını izledim ve çok merak ettim.Zaten Dylan'ı çok severim.Onun oyunculuğundan şüphem yok.İkinci filme kadar seriyi bitirmiş olmak istiyorum.Kısacası film için beklemedeyim. Thomas ve arkadaşlarının başına gelenleri okumaktan zevk alıyorum.Kesinlikle devam edeceğim seriye.Bence sizde okuyun.Tabiki tavsiyeeee..☺️

Trendeki Kız
7/1009.06.2015

Baskı: Trendeki Kız

Çoook uzun ki benim için neredeyse senelere denk gelen bir aradan sonra sizlerle ve kitaplarımla olmak çok iyi geldi.Zaten böyle bir kitabı 2 günde bitirmemden de kitapları özlemiş olduğum anlaşılıyor.Canımdan çok sevdiğim büyükbabamın vefatı ve finallerim aynı haftaya gelince insan depresyona girebiliyor,ama Allah'a şükür ki gayet iyi atlattım. Her neyse,gelelim şu meşhuuur kitabımıza.Bana gayet akıcı geldi ama nedense ben o gerilimi alamadım kitaptan.Daha değişik şeyler bekliyor insan yorumları okuyunca.Çünkü o kadar abartılmıştı ki insan kayıtsız kalamıyor.Ama okuyunca anlıyorsunuz kitabın ne olduğunu. Kitap beni sıkmadı,yanlış anlamayın.Ama öyle ahım şahım bir kitap değildi."Bestseller" kitaplarına bakış açım değişiyor... Kitapta sevdiğin karakter var mı derseniz,belki Cathy derim.Çünkü ben olsam Rachel'ı kapı dışarı etmiştim.O merdivenlere kustuğu zaman.😁 Onun dışında hiçbir kitap vatandaşına kanım ısınmadı. Kitapta birazcık "Kayıp Kız" havası vardı.Aslında benzer tarafları pek fazla yok ama bana o kitabı çağrıştırdı.Şu karı-koca ilişkisi şeysi... Bunların dışında kitabı sevdim.Çok kolay okunabilen bir kitap.Kapağı hele bence mükemmel denecek kadar güzel. Son söz olarak kitabı büyük beklentilere girmeden,keyifle okuyun derim. 😉

Baskı: Zümrüt Yeşil (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #3)

Kitabı yeni bitirmiş ve aklı zamanda yolculuğun anlaşılması için gerekli karışıklığa ulaşmış biri olarak yorumuma epeyce karışık bir biçimde giriş yapıyorum.Öncelikle bu kitabın üçüncü ve serinin sonu olduğu için her şeyi açıklığa kavuşturması gerekirdi.Ama benim halen cevaplarını bulamadığım sorular var.Onları da "DİKKAT" ibaresi altında sadece bu seriyi okuyanlarla bilgi alışverişinde bulunmak için yer vereceğim.Böylece sadece benim bu konularda takılmış olup olmadığımı göreceğiz.☺️ Kitap serinin diğer kitaplarıyla benim gözümde hemen hemen aynıydı.Bir türlü ısınamadığımı söylemiştim karakterlere ve aralarındaki ilişkiye,hah,işte bu sorundan bu kitapta da var.Bir türlü sevemedim,n'apayım? Leslie ve Gwendolyn arasındaki diyaloglar bile neredeyse hoşuma gitmiyor.Bilemiyorum,yazar karakterleri sanki sırf komik oldurmak için aralarda gerçekten acayip şeyler yaptırmış.Sevdiğim yerlerde oldu şimdi hakkını yemek istemem sadece rahatsız olduğum yerleri söylüyorum.Ve bu kitapta da çokça karşılaştım. Serinin konusunu Madam Rossini'nin tabiriyle "özgün" buluyorum. 😂 Her fırsatta söylemişimdir:Zaman yolculukları ve bunu konu alan kitaplar bi'tanedir.☺️ Her neyse seriyi bitirmemiş olanlar,"Dikkat" ibaresinden sonra "Son" yazan yere kadar gözünüz bile kaymasın.Ağır spoiler olabilir. ************************DİKKAT*************************** Öncelikle bu Kont'un ölümsüzlüğünü anlamış değilim.Tamam yakut ölümsüz olabilir,sonuçta son kişi bu çemberde.Onun ayrıcalığı da bu olsun ama ne alaka Kont'un ölümsüzlüğü?!? Hani ne özelliği var ben onu anlamış değilim. Hadi bunu geçtim bu zaman yolculuğu şeysi sanki sırf Kont'un ölümsüzlüğü sağlaması için kurulmuş bir döngü gibi.O kadar kronograf olayları sırf Kont'un tekrardan ölümsüz olması için bulunmuş gibi.Tam anlatamadım sanırım ama kafamdakileri toplayamıyorum.Hani bu kadar uzun bir geçmişe sahip olan zaman yolculuğu geni sanki sadece Kont için bulunmuş.Kont'un ölümsüzlüğü için... Kafamı kurcalayan başka bir şey de,neden kont sadece felsefe taşını Gideon gibi içip ölümsüz olamadı?Gideon Gwendolyn'i öldürmeden ölümsüz olabiliyor ama Kont olamıyor.İlla Gwen'i öldürmesi gerekiyor.Neden?Bilemiyorum. He,bir de aklıma gelmişken bu James'e çiçek aşısı yaptı Gwendolyn James'de bu sebeple ölmedi ya,e o zaman nasıl Gwen'le hayaleti tanışabildi? Sonuçta geçmişte yapılan her şey günümüzü de etkiler,hem de kökten.Bunu kitabın en başından beri bize gösteriyorsun da,neden böyle büyük bir hatayı yapabiliyorsun?Çok takıldığım konulardan biri daha... ************************SON*************************** Her neyse daha bir sürü sorum var ama bu kadar olsun çok uzadı yorum.Seriyi okuyun değişik bir konusu var,size bir şeyler muhakkak ki katacaktır.Ama benim kesinlikle çok sevdiğim ve unutumayacağım bir seri olmadı.😞 Edit:Bu arada kitabın sonundaki Bay Bernhard hakkında olan "detay" gerçekten iyiydi.Bir tahmin edemediğim yer burasıydı sanırım.☺️

Baskı: Safir Mavi (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #2)

Beni rahatsız eden bir şeyi belirterek yorumuma başlayacağım.Sevmediğim olay şu:karakterler arasındaki aşk.Hiç mi inandırıcı olmaz.Bana çok yapmacık geldi.Daha aralarında doğru dürüst birbirlerine "aşık" olacak kadar olay olmamışken karakterlerimizin birbirlerine aşık olması beni düşündürmedi değil.Bize hissettirmesi gerekiyordu yazarın. Kurgu bakımından birinci kitaptan daha iyiydi.Olayların nasıl gelişeceği hakkında bazı tahminlerim var,gayet de heyecanlı gidiyor.Ancak ben Gwendolyn'e bir türlü ısınamadım.Bilemiyorum,bazı davranışlarına uyuz oluyorum.Belki de bu yüzden üçüncü kitabı biraz geciktirsem mi diye düşünmedim degil. Kitap cok akıcı.Zaten puntoları büyük olduğu için kitap olduğundan daha kalın gözüküyor.Bir günde bitebilecek akıcı kitaplardan. Seri hakkında pek fikirlerimin değiştiğini söyleyemem.Favorim degil.Peki kötü mü?Kesinlikle bu seriye kötü diyemem.Ama bazı şeyler bana uymadi.Mesela ana karakterler (Gwendolyn ve Gideon) dediğim gibi bazen çocuksu davranışlar gösteriyorlar.Ben her zaman olgun karakterleri tercih etmişimdir.Olgun karakterler daha doğru kararlar alıyorlar ve duyguları da daha kuvvetli ve sağlam oluyor.Bir kitapta karakterlerin çocuksu davranışlar göstermesini sevmediğim icin bu davranışları gösteren karakterler barındıran popüler kitapları veya kitap serilerini bir türlü sevememişliğim var maalesef.Mesela,Ölümcül Oyuncaklar Serisi. Şöyle toparlarsam eğer,seri alışılmışın dışında bir konuyla birçok kişinin favorilerinde (benim değil maalesef).Ve bence de kötü degil.Bir şans verin derim.Yorumlarınızı merak ediyorum.Zira bu seriye herkes hayran kalmış.Benim gibi düşünen bulamadım da 😕😊

Baskı: Yakut Kırmızı (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #1)

Kitabın konusu çook güzel ve bugüne kadar okuduklarım arasında zaman yolculuğunu konu alan olan ilk kitap olma ünvanını almaya hak kazanmıştır.Ama... Konunun işlenişini gerçekten beğenmedim yani şöyle diyeyim,biraz çocuksu buldum.Baş kahramanın olaylara bakış tarzını beğenmedim.Gideon ise bana çok dengesiz bir tip gibi göründü.Mesela Gwendolyn'le karşı karşıya olduğu Gwen'e değer veriyormuş ve hoşlanıyormuş gibi davranıyor ama Charlotte'la karşı karşıya olduğu zaman da bu durum epey farklı oluyor.En azından ben böyle bir his aldim. Ben zaten bu konulara (zamanda yolculuk teorilerine) çok ilgi duymuşumdur kendimi bildim bileli.Böyle karışık şeyler acayip hoşuma gider.Ve kitap bu konuda tatmin etti kesinlikle.Arada hatalar olduysa bile ben fark etmedim.Gayet akıcıydı okutturdu kendini.Ama dediğim gibi bazı şeyler eksikti.Kitaptan o tadı alamadım.Bu konu biraz daha olgun kahramanlar açısından anlatılsaydı benim düşüncelerim tamamen değişebilirdi.Çünkü çocuk buldum ben kahramanları.Ve kitabın sonunun oldu bittiye getirilmiş olduğunu düşünüyorum.Çok çabuk bitirildi.Sanki kitabın içinde bir bölüm sonuymuş da daha her şey bitmemiş gibiydi.Bence bir kitap sonu olmaya aday değil.Çünkü biz birinci kitapta hiçbir şey öğrenemedik sadece kafamız karıştı.Allah'tan  seri tamamlanınca okumaya başlamışım seriyi. Çok olumsuz bakmıyorum kitaba.Ama aşık da olamadım.Sadece çok meraklıyım serinin gidişatı hakkında. Değişik konu,su gibi akıp giden sayfalar...Bence bir şans verin ama yukarıda da saydığım olumsuzlukları siz de hissedebilirsiniz.Seriye kesinlikle devam edeceğim,umarım bir sonraki yorumumda seriyi daha çok sevmiş olabilir ve size deli gibi seriye bir şans vermeniz gerektiğini söyleyebilirim.Keyifli okumalar.😁😉 Edit:Bu arada kapağı hiç beğenmedim.Masal kitabı kapağı gibi..Onu da geçtim kitabın adı Yakut Kırmızı yahu?!? Pembe??  😒

Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)

Historical romance türünde kitap okumaya ben facebook üzerinden başlamıştım.Ve gayet güzel bir hikaye yazıyordu adını hatırlamadığım bir sayfadaki admin.Üzerinden bayağı zaman geçtiği için hatırlamıyorum o sıralar wattpad yoktu veya pek yaygın değildi.Her neyse, ben historical romance okuduğumu bilmiyordum ama okumuşum ve çok keyif almıştım.Belki okumuş olan vardır kızın adi Desire gibi bişiydi. İşte geçen haftalarda birden historical aşkım alevlendi ve bende dedimki ilk historical kitabım, çok tavsiye de aldığım Westmoreland serisinin Royce'u yani Düşler Krallığı olsun.Kitap hakkında birazcık kararsızım. Kitap güzel başladı.Meraklı Melahat olan ben sonuna bir an önce gelmek için yanıp tutuştum.Ama gel gelelim baş kahramanımız Jennifer arada benim tepemin tasını attırdı. Bazen de çok sevdim.Ama o tepemin tasını attırdığı yerlerde kitabı elimin tersiyle ittiğim ve araya bir gün koyduğum için kitap bitirmem iki büyük hafta aldı.Ve kaybettiğim zaman için üzülüyorum.Ama bana Royce gibi aşık olunası bir karakter kattığı icin de mutluluktan uçuyorum. Kitabın ortaları bana bayağı yavaş geldi.Birazcık sıkıldığımı belirtmek isterim. Şöyle bir yazdıklarıma baktım da sanki kitabı sevmemiş gibi konuşmuşum ama gerçekten sevdim.Bu yorumlarımı yapıyor olmam kitabın beni etkilediğinin resmidir.Yanlış anlamayın sevmedim değil ama favorim degil.En üstte de belirttiğim gibi bu türde okuduğum ilk ve şu ana kadar en güzel historicalim facebooktaki bir sayfadaydı. Bu seriye biraz ara verip yeni serilere, kaçırdığım günleri telafi edecek serilere/kitaplara başlamayı düşünüyorum. Yorumumu şöyle bir toparlarsam kitabı sevdim.Okunabilecek bir kitap.Bence tam bir çerezlik.Çıtır çıtır.☺️😌

ÖncekiSayfa 2 / 5Sonraki