
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Söz Dinlemez Kalbim (Matchmakers #2)
İrene romanın anlatıcısı (kısmen Francesca hariç) baş kahramanımıza bayıldım ;) Kendi ve iç seslerine karşı duyarlı,öz eleştiri yapabilen, bilinçli, kendine yalan söylemeyen ,dürüstlük abidesi,inatçı ,evlilik bağının getireceği kısıtlamalardan ''hiç kimse'' olmaktan korkan ayağı sağlam basan bir kız ...Evlilik korkusunda üzerinde durduğu,vurguladıkları hiç de göz ardı edilecek şeyler değildi... Kitabın sürprizi Gideon'un geçmişinden kaynaklı durumun ortalara doğru beklenmedik şekilde gizemli/karmaşık örgüsü ve bu gizemin bir cinayet ile çözülmesi yani polisiye unsurun konuya dahil edilmesi beklenmedik şekilde şaşırtıcıydı çok da hoşuma gitti :) İlk kitabı da hoşuma gittiği için takip ettiğim bir yazar ...Türkçeye aktarımı oldukça iyi (en en sonda son sayfada Rochford diyeceğine Gideon denmesi ...nazarlık diyelim !) çevirmeni,editörü,son okuyucuyu tebrik etmek lazım :)
Baskı: Kalbinde Bir Yer Aç (Chicago Stars, #2)
24 saatte bitirdim inanılmaz elden bırakmak mümkün değil hem bir an önce sonunu okumak istiyorum hemde bitecek diye korkuyordum Nefis bir kitaptı eğlendim,güldüm kahkaha attım duygulandım içim cızz etti...Bayılıyorum böyle kitaplara beni benden alıyor . Bobby Tom inanılmaz tatlı sevimli herkese karşı nazik davranan yufka yürekli bir ''playboy''... Gracie ile futbolda sakatlandıktan sonra tanıştığı için icraatları efsane olarak anılmakta;) Mutlu bir ailenin tek çocuğu en küçüklükten beri kızların yoğun ilgisi altında ama asla istismar,eziyet eden bencil biri olmamış...Kendi duygularını saklayan birisi olması kimseyi kırmak istememesi kalbini kaptırdıktan (gerçekten değer verdiği kişilere karşı savunmasız ) sonra sevdiğine karşı istemsizce acılar yaşattı ve bundan da ne kadar pişman olduğunu okuduk... Gracie tam bir dediğim dedik ;) Yetiştiği huzurevi ortamı silik kendine güvensiz olmasına sebebiyet vermiş. Onun hayatın diğer enerjik yönüyle tanışmasını geciktirmiş,hayata neşeye sevmeye sevilmeye aç biri... Fakat onun kişiliğinin temelini oluşturan insanları anlama iletişim kurma dinleme,algılama yeteneğini de kazandırmış. Son derece duyarlı esprili -bir çok diyaloğunda kahkahalar atmama sebep oldu - ilkeli doğal biri :) Suzy yani Bobby Tom'un annesinin eşini kaybettikten sonra yaşadıkları Way ile 2. bir mutluluk yakalama şansında girdikleri yol bunun mücadelesi,kargaşası Way'in yanlış anlaşılan (kasabanın gelir kaynağını taşımak istemesi,annesinin yaşadığı trajik olaylar onun hayata karşı sert tavrı..) geçmişe hınçlı Suzy'e gençliğinden beri aşık olması onun için üzülmeme sebep oldu İşte bu noktada bir evlat olarak ne düşünülebileceğini, hayatta eğer 2. bir mutluluk şansı varsa elde tutmak mı yoksa sorumluluklar gereği görmezden mi gelinmesi gerekiyor bunları düşündüm.. Way ile Suzy'nin geçirdikleri evreler bu kitabın en can alıcı noktalarındandı,oğlu Bobby Tom'un tavrı anne üzerinde etkisi sonra tatlıya bağlanması annesini Way'e esprili teslim ediş anı çok güzeldi:) Yazar ahh bu yazar cidden çok zeki,gözlemi algısı çok açık biri olsa gerek Sanki basit bir hikaye anlatıyormuş gibi fakat duyguları işleme potansiyeli çok yüksek Türkçeye aktarımı sunumu çok başarılıydı hiç bir pürüz ile karşılaşmadım:)
Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)
478 sayfayı soluksuz 1 günde keyifle heyecanla okudum,elimden bırakamadım !! İlk başlarda 100. sayfada ''Kızı boş bırakırsan ya davulcuya yada zurnacıya varır'' cümlesini okuduğum anda yaşadığım çeviri şoku Allahtan sonrasında devam etmedi yoksa böylesi güzel bir kitaba yazık olacakmış ;) Romanlarda aradığım her şey bir aradaydı -şu ara şanslıyım hep böylesi denk geliyor ;)- Güçlü karakterler,hissettirilen duyguların inandırıcılığı,tasvirlerin zenginliği,kurgu,gizem, macera,gizli örgütler,sadakat... Kitabın arka kapağında ''Foley'ın bu harika aşk hikâyesi Amanda Quick ve Stephanie Laurens hayranlarının çok hoşuna gidecek.''demişler çok doğru bir tespit ! Konudan bahsetmek istemiyorum... karakterleri sorgulayabileceğim hiç bir mantık hatası yoktu yazar okuyucunun kafasında ''keşke şöyle olsaydı..'' sorusunu dahi getirtmeden itina ile yazmış :) Heyecanla bundan sonraki Teşkilat üyelerinin hikayelerini bekliyorum ;)
Baskı: Paylaşılan Hayaller (MacGregor Ailesi, #5)
Duygularımı anlatacak kelime bulamıyorum!! Bu kadar mı güzel olur ?? MÜKEMMELDİ <3 Daniel'in yaşı ilerledikçe hepten tam kıvamını bulmuş ;) Sakin güç Anna nasıl genç bir hanımmış Daniel'i Daniel yapan gerçek güç <3 Nora Roberts'in her bir kitabını okuduğumda saygı ile tekrar tekrar şapka çıkarıyorum !
Baskı: Kalpsiz
Bilindik tarihi aşk romanlarının çok dışında ,alışılmadık karakterler,alışılmadık mekanlar,esprili diyaloglar dozunca gerilim gizem...Romanın erkek kahramanı Kont Rohan bir mükemmellik örneği değil -okuyucu olarak içindeki iyi yanı görmek için bekledim- memleketinden sürgün edilmiş (17 yaşındayken isyana katılmış ailesi katledilmiş),Fransa'da sefahat içinde yaşayan,her türlü dejenerasyonu yaşamış/yaşayan ve bunlar için ev sahipliği yapan kayıp bir kişilik...yinede onda umut var dedim oysa böyle bir karakteri sevmek ondan umut etmek romanın doğası gereği zaten oluşacaktı ;) Kadın kahramanımız Elinor ise o da bambaşka, güzel denemeyecek olarak tasvir edilmiş kendini beğenmeyen, annelerinin berbat yaşamı sebebi ve annesi tarafından ihanete uğramış olmasına rağmen, kendini kız kardeşine adamış sadık,sorumluluk sahibi,dirençli ayakları üzerinde sağlam kalabilen karakterli bir kız.Kimi yerde diyaloglar gülümsetse bile oldukça trajik,iç acıtıcı olması farklı farklı duyguları hissetirdi... Rohan ile Charles restleşerek konuşmasından,Rohan'ın ifadelerinden birini paylaşmak isterim shf.385 (kitabın adına göre tam oturmuş);Rohan hırlayarak ona sövdü.'' Sende benim kadar biliyorsun lanet olası.Beğensen de beğenmesen de bir kalbim olduğunu fark ettim.Bu lanet olası organ hiçbir işime yaramıyor,ama durduğu yerde Elinor diye tutturuyor.Onsuz yaşayamam'' Çeviri çok güzeldi,konuda çarpıcı her ikisi bir araya gelince oldukça akıcıydı 1 günde okundu bitti :)
Baskı: Gelinler ve Nedimeler
Dostluklar,ilişkiler üzerine hafif esprili anlatımlı,kimi zaman trajik çoğu zaman betimlemelerin tavan yaptığı oldukça keyifli bir kitaptı :) Sadece bayan karakterin düşüncelerinden anlatılmasını yetersiz buldum...
Baskı: Buz Prenses (Patrik Hedström, #1)
Kuzey ülkesi ikliminde yaşayanlar polisiyeyi çok daha grift yazabiliyorlar sanki, bu kanaate vardım.Gündemde olan; Stieg Larsson (İsveç) ,Jussi Adler Olsen(Danimarka),James Thompson (ABD doğumlu fakat uzun süredir Finlandiya'da yaşıyormuş...)James Thompson'u henüz okumadım ama çok beğenildiğini biliyorum.. Camilla Lacberg'in ise ilk romanı olan (olmasına rağmen! ) Buz Prenses uzundur okuduğum en sarsıcı,kurgusu mükemmel polisiyeydi...Konuyu işleyişi ,mekan detayları tasvirleri, kişilik betimlemeleri çok düşünülmüş ince ince kurgu ile bütünleştirilmiş. Belki polisiye okurken her bir satırın ileride çözüme faydası olacağını düşündüğüm için, çoğu cümlede alt anlamlar arayarak okuyunca ilk başlardan kısmen büyük sürpriz -bana sürpriz olarak gelmedi - ( elbette oldukça sarsıcı bir konuydu...) sadece doğrumu düşündüm bunun teyyidini bekliyordum ;) İntihar kılıklı bir cinayet ile başlar her şey ve bu cinayet taa 25 yıl öncesinin istismarından çıkar...Hemde ne uğruna ?? ''Herkes ne der'' ortada mağdurlar ola ola ''şerefe leke sürdürmemek ''uğruna harcanan çocukların yetişkinlikte yaşadıkları travmalar, oluşturdukları kişikliklerin yaşamdaki kesişimleri,izdüşümleri,geçmiş ile yüzleşme ihtiyacı ... Yazar her bir bireyi itina ile tanımlamış,düşüncelerine girmiş onların zihninden,perspektifinden anlatıma farklılıklar katmış. Roman kahramanımız Erica'nın kardeşi ile ilgili kaygıları,aşk hayatında ki tutunma çabaları romanı motomot polisiye olmaktan kurtarmış... Yazarın anlatım dili ,çeviri çok güzeldi :) Tek sorun İsveçce isimleri okuma zorluğum oldu ;/
Baskı: Baharı Beklerken (Claybornes' Brides, #5)
Mükemmeldi !
Baskı: Seni Kalbime Yazdım (Legend of the Four Soldiers, #3)
Bir önceki kitaplarındaki kadın karakterleri pek sevmemiştim ve hatta Hoyt'un kadın karakter yaratma konusunda iyi olmadığını yazmıştım ama burada yazar aşmış kendisini çok iyi yansıtılmış bir kadın karakteri yaratmış :) Sadece kadın karakter Helen değil.. Sör Alistair,çocuklar Abigail,Jamie hepsini çok güzel işlenmiş :) Görünen görünmeyen tüm yaralara rağmen hayata devam edebilmenin, korkular ile yüzleşmenin anlatımı çok güzeldi...Red eden ,ezen ,hırçın tavırlar olmaksızın kendini kabullenerek birbirleri ile olan iletişimlerini okumak büyük keyifti :)Çeviri çok güzeldi. Seden Gürel'in çevirileri hakkında şimdiye kadar kötü olanını görmedim,okumadım...
Baskı: Sır Gibi Sakladım (Hellions of Halstead Hall, #3)
Yazarı ve bu serisini seviyorum :) JQ'nın Bridgerton ailesini hatırlatıyor bana ;) Bridgertonlardan farklı olarak bu kitapta çözülmesi gereken bir sır var,fakat kardeşlerin birbirlerine yaklaşımları çok hoş :) Anne babalarının ölümündeki sırrı araştırmaya her bir kitapta,her bir çocuğun zihnindeki oluşumu ile farklı yaklaşımlarını okuyoruz... Minerva ile Giles hikayesini de sevdim zorlu karakterlerdi :) Abilerin eşlerinden sadece Maria'nın adı geçiyor sık sık olaylara katılımı görülüyor merak ettim Jarret'in eşi Annabel neredeydi? Neden yazar ondan bahsetmemiş? Sonralara doğru hatırlamış olsa gerek, ailece Miranda ile Giles'in evlerine gittiklerinde Annabel'in de adı geçiyordu ... Çevirisi de güzeldi her hangi bir takılma akışı bozan cümleler yoktu rahatlıkla okundu .
Baskı: Aşktan Kaçış Yok
Kitap 2011 Temmuzda çıkmış ben 2012 Kasım'da okudum..Geçen süre içerisinde bu kitap hakkında yazılanları düşünülenleri unutmuşum . Kısmen beyaz dizi kıvamında bir kitaptı ama işlenen konu ve karakterleri sevdim ;) Meg'in asi davranışlarının ,panik ataklarının sebebini (çocuk yaşta lösemi olması ve ailesinin tedavi ettirmesine gösterdiği reaksiyon :( ) öğrendiğimde yapmış olduklarına,davranış şekillerine kızamadım .. John'un erkek kardeşini kaybettiği ve bunun üzerine tren yolu köprüsünü sıkı takip altına alması koruyucu olmak için hayallerinden vazgeçmesi çok iç acıtıcıydı :( Meg ve John'un birbirlerine davranışları iniş çıkışları,diyalogları,sahiplenişleri,korkuları bana göre çok iyi anlatılmıştı.. 19 yaş erkek ve 17 yaş genç kız arasında her ne kadar elektrik yükselse bile cinselliğin yaşanmamış olması bunun anlatılmamasını takdir ettim :) Çeviride sorun (Sadece Güzin abla mıyım ben demesini saçma buldum :/ ) sorun yoktu ,rahat okudum 1 gün dolmadan bitirdim ...
Baskı: Bana Aşkını Söyle (Legend of the Four Soldiers, #2)
Ortalama bir kitaptı..Vale ve Melisande'nin bazı diyalogları fena değildi,abartılı cinsellik vardı (ne gerek varsa ? ) Melisande'nin geçmişinden bu kadar cüretkarlığı (cinsellikte) beni rahatsız etti :/ Ağır başlı görünüyor olması bana samimi gelmedi...Yazar Melisande'yi nasıl kullanacağını şaşırmış bence:/ E.Hoyt kadın karakter yaratma konusunda pek başarılı değil nedense bir iticilikleri var bir önceki kitapta Emeline karakterini de sevememiştim ... Ortalama derecesinde olmasının sebebi ise Vale ve arkadaşlarının yaşadıkları katliamın ruhlarına yansımaları,ihaneti araştırma çabaları daha dikkat çekici anlatılmış..
Baskı: Kağıt Kız
Veee bende nihayet okudum ve 2 günde bitirdim (aslında 1 günde biterdi malum bayram zamanıydı...) Mükemmel bir kitaptı yazarın anlatımı,kurgusu,hissettirdikleri...Her bir karakter ince ince işlenmiş,geçmişten gelen sarsılmaz dostluklar,yokluktan en tepeye sonra birden en dibe düşüşler ama arkadaşlığın inanılmazlığı!! ''Arkadaşlar,kanatlarımız uçmayı unuttuğunda bizi havalandıran meleklerdir.'' İmha edilmemiş kitabın aranması kitabın dünya yolculuğu esnasında karşılaştığımız insan hikayeleri G.Musso'nun böylesi farklılıklar oluşturması beklenmedik ağızda patlayan lezzet bombaları gibiydi :) Çevirmen o kadar güzel o kadar akıcı aktarmış ki Gülçin Şahin'e sonsuz teşekkürler :) Kitaba ilk başladığımda yazar yeni konu sürprizdi zira arka kapağını bile okumamıştım ;) Konuya yavaş yavaş ısınırken ilerledikçe heyecan dozu git gide arttı sonlara doğru hop oturdum hop kalktım yok böyle diyeceğim ama okumaya başladığımda aklım Marc Levy kitapları gelmişti aynı kulvardalar:) Son beklenmedikti o son olmasaydı oturur sinirimden ve üzüntümden ağlardım herhalde :'( Milo ahh Milo sen neymişsin diyorum :o Kağıt Kız hakkında o kadar çok şey yazmak istiyorum ki...Sadece bu yorumu okuyanlara şunu diyebilirim bu kitabı bulun ve okuyun muhakkak okuyun!!!
Baskı: Sen Olmadan Asla (Tudor Gülü Üçlemesi, #2)
Yine geç okuduğum ama erken okuyanların yorumlarını bulamadığım bir kitap, biliyorum ki bu kitaptan bir çok kişi şikayetçiydi :/ Kitaba ilk başladığım zaman sayfada paylaştığım yazı ile yorumuma geçmek istiyorum... 26 Ekim 2012 saat 17:06,Kitaba başlamak anlamak tam bir azaptı nasıl berbat bir çeviriydi!! Tamam artık anlatım normalleşti derken bir konuşmanın,bulunulan bir yerin alt satırda birden bire değişmesi yorucuydu :/ En az 2 satırda mı boşluk bırakılmaz?? Ve birde felaket derecede devrik cümleler vardı bir paragrafı hızlıca okuyorken ( bahsedileni kavrayabilmek için..) -kendimce çözüm buldum;) - cümleleştirebilmek amacıyla sonra dönüp yeniden yazılanlara mana vermeye çalışıyorum :p 91. sayfada Spencer'in isteği doğrultusunda manastırın oğluna kalmaması yönünde yasalarda açık aradıklarında akşam yemeğinden sonraydı (Kit yanlarından ayrılmıştı)...Daha sonra Lark'ın gözünden Oliver'in sabah güneşinde tanımını tasvirini yapışı ertesi gün olduğunu düşündürtürken (yine ara vermeden zaman değişimi olduğunu düşünerek :/ ) bir sonra ki sayfada bakıyoruz yine Kit yanlarında Oliver sorulan bir soruya şöyle cevap verir '' Açıklayabilirim,böyle geç bir saatte konuya girmenin manasını anlayamadım o kadar'' (shf92 ilk paragraflar) bahsi geçen o kadar geç saat demek ki bir önceki zamanı -sabah düşüncelerini-geçersiz kılıyor :/ Sayfa 102;Lark ve Dr. Snipes'e yardım eden birinden bahsediliyor Piers diye biri,Oliver soruyor ''Piers kim?'' verilen cevap...''Bir PİLOT,aynı zamanda kaçma konusunda uzmandır'' ?! Çevirmen acaba birini kaçırmanın -kısmen- argo deyimi ''uçurmak'' olarak kullanılmışsa (orjinali bilmyorum elbette :p ) kaçırma işini pilotluk olarak mı algılamış acaba?? 141.sayfanın sonlarından sonra çeviri inanılmaz şekilde değişti gözlerime inanamadım okuyup anlayabiliyordum :P Diye düşündüm evet cümleler daha iyi akmaya başlamıştı bu seferde isimler karışmaya kim dedi kim yaptı diye düşündürtmeye başladı oysa konu cidden çok ilgi çekici ,sürükleyici merak uyandırıcıydı... 269. sayfada Oliver'ın doğmamış çocuğuna öleceğini düşünerek mektup yazmaya başlaması boğazıma taş gibi oturdu :/ Katoliklerin Protestanları yakalama,yakmak istemeleri sonucunda Oliver ile Lark'ın kurtardıkları Speed'e yardım ve yataklık etme durumundan dolayı hapishaneye alınan Oliver daha önce onu ve daha başka kimseleri kurtaran Dr.Snipes'ın işkencelere dayanamayarak konuşması bunun ağırlığı ile kendini asmasına Oliver ve Kit'de oluşan düşünce '' Snipes kendi FİŞİNİ kendi iradesiyle çekmişti'' Pesss yani pes ...yıl 1558 ve FİŞ çekmekten bahsediliyor :/ İlk kitabın (Tutsak Yüreğim) editörü Çiçek Eriş,düzelti Nilüfer Altınel Bu kitabın editörü Şener Demir ,son okuma Sibel Yıldız...nasıl bir son okumadır bir anlayabilsem :o?? Bu çeviri,edisyon redaksiyon,son okuma her ne iseler insanı delirtirdi ama konu cidden çok güzel, merak uyandırıcı, duygusaldı... Değerlendirme notum berbat çeviri,edisyon,redaksiyon için düşüktür...
Baskı: Celladın Kızı
Kitaba ilk başladığımda (12 Nisan 2012) vakitsizlikten dolayı konsantre olamadığım için ara vermiştim (bir ara unutmuşum :/ ) Nihayetinde yeniden başladım ve (22/24 Ekim 2012) kitabı bitirdim neden tamamen konsantre olamadığımı da anladım.. Yazarın Alman olması, hikayenin 17.yy hiç bir fikrimin olmadığı bir meslek ve yaşam kültürü ,dolayısı ile karakterlerin Alman isimli olmaları (tam bir karmaşa, zihin ambale :o ),aşina olmadığım bir ülkenin tarihinin yansımaları,bahsi geçen konulara yabancı olmamdan kaynaklıymış... Ayrıca -çoğu zaman kalabalık kadroları sevsem de- bu kitapta aşırı fazla kişi ve isim yüklemesi (ambale eden !) vardı anlatım içinde oldukça gerekli olduğunu zaman içinde anlıyoruz :/ Bütün bunlara rağmen Çeviri mükemmeldi aşina olmadığım bir dil,17.yy. ve kültür hiç bir falso vermeden oldukça etkin bir şekilde aktarılmış :) Takıldığım her ne kadar orjinal adı ''Die Henkerstochter'' da olsa celladın kızı hikayede az biraz aktif de olsa konu onun üzerine kurulmamıştı belki son anda kısa -bir süre- bir adım öne çıkmış olabilir.. Konusu tam bir polisiye,bağnazlıkla mücadele,para ve güç hırsı üzerine kurulmuştu.
Baskı: Yazgı
Okudum bitirdim çok yine çok eğlendim:) JG seviyorum <3 Madelyne'nin her zaman gerçeği söylemesi bazı diğer kadın roman kahramanlarından çok farklıydı ayrı bir lezzeti vardı '' aman bunu demeyeyim yanlış anlaşılırım,kendime saklamalıyım'' gibi tripleri hiç olmadı Hele en sonlarda bir kaç kere''ben büyük badire atlattım'' demesi yaşadıklarını yeni idrak etmesi pek hoştu Bornoz, lamba ve paradoks (yunanca kökenli batı dillerine 17. yy.da girmiş çünkü..) gibi kelimelere takılmadım değil
Baskı: Alev Alev (Daughtry Ailesi, #2)
Ahh bu kitap çok çok güzeldi BAYILDIM!!! Kahkaha atarak okuduğum kitap pek fazla değildir ama bu kitapta ki diyaloglarda art ardına kahkaha attım :D)) İkizlerin birbirleri ile konuşmaları,Nicky ile Lucas’ın dürüstlük desturu ile yapmış oldukları konuşmalar …ki bunlar henüz kitabın başlarındaydı;) Nicky tam bir laf ebesi, Lucas’ta sakin tanımlanan yapısına rağmen ondan aşağı kalmıyor hatta neredeyse Nicky’nin öyle olması için ayrıca uğraşıyor ;) Kitabın hikayesine işlenişine,anlatım diline,kurgusuna, karakterlerine, diyaloglarına ,çevirisine hiçbir olumsuz düşüncem azıcık bile yok: ) Tek sorun berbat kapak… böylesi güzel canlı cıvıl cıvıl karakterlerin olduğu hikayeye böyle kapak olur mu yaa ??? Hikayenin içine serpiştirilmiş , kısmen siyasi bakışları,yönetimleri sorgulayan, halkın durumu hakkında daha duyarlı olan karaktere atfederek romana hoş bir boyut getirmiş .. Sosyeteden hazzetmeyen ifadelerde oldukça dikkat çekiciydi ‘’görmeye,görülmeye ve gördükleri hakkında dedikodu yapmaya geliyorlar…Sosyete bir bebeğin anne sütü ile beslendiği gibi dedikoduyla besleniyor ama onları her zaman heyecanlandıracak yeni bir skandal olacaktır..’’gibi Avam halktan kimselerin eğitimsizliğini vurgulayan konuşma şekilleri çok güzel aktarılmıştı. Yorumlara döndüğümüzde hatırlamak için alıntı yapmak istiyorum bir ikisinin yetmeyeceğini biliyorum kitabı oturup yazmak gerekecek ;)) İlk başta sayfada da paylaştığımı eklemek isterim; ''Rafe sizin zararsız olduğunuzu düşünüyor..Zararsız olarak tanımlanmak nasıl bir his, Lordum?Bunu merak ediyorum çünkü bugüne kadar kimse benim için böyle bir tanımlama yapmadı '' Yazarın romanlarında alıntı yaptığı konulara bayılıyorum!! İlk kitabında da Diyojen ve Shakespeare'den örnekler vardı..Bu kitapta da,18.yy da yaşamış siyaset adamı Thomas Pain'in çok güzel bir sözü vardı; ''Bir şeyin yanlış olduğunu düşünmeme alışkanlığı ona yüzeysel bir doğruluk görüntüsü kazandırır''
Baskı: İlişki Durumu: Karmaşık (Truly, Idaho, #1)
Kitabı bir günde içim cız ede ede okudum :/ Delaney'in annesi Gwen'e acayip sinir oldum kendisi 15 yaşındayken evli adamla ilişkiye gir hamile kal sonra zengin biriyle evlen ve ahlak kumkuması ol yok öyle şey.. Tamam tecrübesinden dolayı kızını koruma güdüsü de denilebilir ama yaş olgunlaştıktan sonra halen kızının üzerinde hakimiyet baskı kurmaya çalışması çok sinir bozucuydu sonradan görme:/ Nick'in annesi ise ayrı alem ..Hiç hak etmediği halde Delaney'i günah keçisi ilan etmesi oğlunu ona karşı doldurması çok çiğceydi ,kendisinin aptallığını unutmuş olması ve bütün hırsını kızdan çıkarmaya çalışıyor olmasına sinir oldum :/ Nick'in Delaney'i henüz küçükken gördükten sonra etkilenmesi,o yaşlarda kızlardan etkilenen tüm erkek çocukları gibi kıza eziyet ederek dikkat çekmeye çalışması traji komikti ;)) Delaney'in yaşadığı/yaşayamadığı gençlik yıllarının üzerinde kurulan baskı sonucu arada kalması kaçışı kendini bulmaya çalışması ve güvensizliği...Konu çok güzel işlenmişti Rachel sevdiğimiz kadar var dedirtti ;) En sonda Nick'in Delaney'in gideceğini sanarak onu kırması, kızın kasabayı terk edişi(orada çok içim acıdı sonunun ne olacağını bilsem bile),Delaney'i bulmak için çabalaması artık kafasının dank etmesi hissettiklerini duygularını açması... tüm kitap boyu hem esprili hem aşırı duygusal anlatımları ile hızlıca çok beğenerek okudum:) Çeviri güzeldi aktı gitti 1 günde okuttu ;)
Baskı: Şeytanın Gelini (Cynster, #1)
Yazarın ilk kitaplarından beri dikkatimi çeken -daha önce belitrmemiş olabilirim- çok kuvvetli ve oldukça ağdalı cümleler ile anlatımı var.Konusunu sevdim Cynster ailesinin başı Şeytan lakaplı Sylvester ile köklü ve zengin bir aileden olmasına rağmen dadılık yaparken tanışan Honoria'nın, bir cinayet ile yollarının kesişmesi sonucunda iki dirençli kişinin hikayelerini, gizemlerin çözümü eşliğinde okumak güzeldi :) Cynster ailesinin bireylerinin -ve çalışanlarının-birbirlerine olan sadakatleri,destekleri sayesinde Honoria'nın karar değişikliklerinde etkisi tartışılamaz derecede etkiliydi.Yazar katili saklama konusunda pek yeterli gizem yaratamamıştı, daha Tolly ilk öldüğünde yanına gelenlerde belli oldu bana göre;)Sadece nasıl çözeceklerini, aklın bir ucuna gelipte netleşemeyen o püf noktasının ne olduğunu merak ettim.Honoria'nın göstermiş olduğu akıl yürütme ,sebat,yerini bilmesi ve bildirmesi takdir ettiğim özellikler böyle karakterleri seviyorum :) Yazarın ağdalı anlatımının, çevirmeni tarafından hiçbir şekilde basite indirgemeden olması gerektiği gibi aktarıldığını düşündürtüyor (orCinalini okumadım bilemem :p) Bununla beraber yerine konulacak başka nasıl kelimeler olabilirdi diye düşündüğüm,okurken çok sık karşılaştığım '' eziyetçi,eziyetçisi'' ve en çok kullanılan ''kibirle,kibirli''tanımlamaları rahatsızlık vermedi değil... Bazı ufak tefek mantık hataları da vardı maalesef, görmezden gelinebilir lakin daha dikkatli olunmasını bekliyoruz okurken.Shf 186.ilk paragrafta,Honoria'nın dikkatsizce baktığı pencereden görünen avluya dökülen kirazlar!! Mevsim sonbahar ve İngiltere..Honoria cidden çok dikkatsizmiş o mevsimde kiraz gördüğüne göre ;)Yine göz rengi karmaşası... artık olağanlaştı ;/ Honoria'nın gri gözleri yer yer mavi oldu..Dükün lakabının Şeytan olduğu muhakkak ama aynı paragrafta bir çok kere geçmesi fazlaydı... ''Bir bahar akşamı rastladım size..'' kıvamında bir o kadarda asi ve dediğim dedik anlatım iyi harmanlanmış,çok hoşuma giden kitabın sonlarından bir alıntı yazmak isterim ; ''Ne cesaretle?''Honoria'nın gözlerinden ateş fışkırıyordu ''Yerinizden çıkıp o şeklide vurulmaya nasıl cesaret edersiniz?''Honoria kocasının gömleğini kavrayıpadamı sarsmaya çalıştı ''Bunu bir daha yaparsanız...''''Ben mi? Size ne demeli?Bir katille birlikte neşeyle yola koyulmanızı nasıl açıklıyorsunuz?''''Ama sizi vurdu.Korkudan neredeyse ölüyordum!''Honoria şiddetle kocasının göğsüne bir yumruk attı. '' Siz olmadan nasıl yaşarım sanıyorsunuz,sizi inanılmaz adam!''Şeytan ateş püsküren gözlerle karısına baktı '' Asıl ben siz olmadan yaşayamazdım!'' 7 Ekim 2012,saat 15:27
Baskı: Yalnız Adam (MacGregor Ailesi, #4)
Mükemmel ötesiydi!! Bu yazar ahh bu yazar nasıl dejenere olmadan basitleşmeden bir aşkı tutkuyu böylesi anlatabilir? Oluşturduğu her karakter ayrı zeka ürünü nasıl özdeşleştirebiliyor, iç sesleri,tepkileri diyalogları... yutarcasına okutturuyor :)
Baskı: Baştan Çıkaran Ölüm (Eve Dallas, #13)
Her zamanki gibi mükemmeldi :)
Baskı: Saklı Öpücük
Çok güzeldi Deeanne Gist favori yazarlarım arasına okuduğum ilk kitabı ile girmişti bu kitap ile pekiştirdi :)
Baskı: Tutku Dersleri
Kadının entellektüel yaşama girişi açısından düşünürsem bu konunun işlenmiş olması güzel ama roman karakteri kızımız biraz fazla (başka şansı da yoktu böyle yetiştirilmiş..) suyunu çıkardı o ayrı ;) Elliot yani erkek karaktere 10 tam puan :))
Baskı: Hep Aşk Vardı (Texas! Tyler Family Saga, #2)
Her ne kadar 10 tam puan vermiş olsam da eleştirimin de olduğu bir değerlendirme yapacağım... Çok içim acıyarak okudum :/ Ne mücadeleydi?? Marcie'nin Chase'e olan aşkı o kadar eski neredeyse saplantılıydı ! Bu hikayeden ciddi bir gerilim korku romanı bile çıkabilirdi:o! Eski saplantılı aşık kadın kendininde acı çekeceğini bile bile -gerçekçi görünmesi için-sevdiği erkeğin karısının ölümünü planlar ve sonra onu avucuna alır :o!! Ara not:Yazmaya başlarsam bu bir hikaye çıkışım olabilir ;P Chase'in eşinin ölümü esansında yanında olması,suçluluk duygusu,aşkının derinliği Chase'in acısı çok tazeyken kendini kabul ettirmeye çalışması bunlar arasında çok gittim geldim...Evet aşık kadın sevdiği erkeği hayata ve kendine döndürmeye çalışması ve bunun için olabildiğine eli ve ruhu açık olması bazı yerlerde '' çek git artık'' o farkına varsın dedirtti bana... Chase'in duygularının değişimi,aşkını anlaması hikayeye katkı sağlayan sapık olmasaydı biraz daha zor ortaya çıkardı :/ Lucky,Chase ve Sage arasında ki atışmalar kitaba neşe katmış ama gerilimi daha yoğundu.. Bazı yerlerde redaksiyon hatası olmasa daha iyi olurdu,bir örnek yeter ; Marcie adının bariz bayan ismi olmasına rağmen kaza sonrasında Chase Marcie'nin hastane yatağının başında Tanya'nın son anları hakkında bilgi almaya çalışırken şu cümle (shf12)''Chase yatağın yanındaki iskemleye çöktü.Yataktaki yatan bu ADAM önceki gün gördüğü ADAMA hiç benzemiyordu'' ben ne okuyorum aslında Tanya'nın yanında ki kimdi dedirtti :/ Hadi bir kere aynı cümlede adam yazdınız diğeri ile pekiştirmenin ne manası var??