Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: En Uzun Gece
Sevgi çok güçlü olduğu zaman insanı bazen garip bir biçimde uyuşturur , o sevginin her sorunu çözeceğine inanır , dikkatini ve özenini kaybeder. Yelda da Selim'in yaptığı hatayı yapmış , o sıkılmışlığının ve intikam isteyen şımarıklığının altında beslediği sevginin gücüne gereğinden fazla güvenip sonuçlarına bakmadan hareket etmeyi seçmiş. Bana çok hastalıklı geliyor bu tür ilişkiler. Unutulmaması gereken nokta şu ki ; "Sevgi sonsuz değildir , onunda bir sabrı vardır."
Baskı: İki Yeşil Susamuru: Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri
Nedendir bilmem ama tereddütle yaklaştığım bu kitaba sevgiyle devam ettim. Yazarın üslubu keyifli ve Nilsu'nun hikayesi ilgi çekiciydi. Bir ara geçmişini düşünüyor ve ne kadar mutlu olduğunu - olduklarını hatırlıyor. Oysaki biraz sonra bakıldığında hepsi kendi dünyalarında , eskiler solmuş ve gitmiş, şu ana adapte olmaları gerekiyor. Kitapta geçen 1-2 paragraf aklıma takıldı ve bayağı da hoşuma gitti ; "Annesi,babası,çocuğu,sevgilisi,arkadaşı, kim olursa olsun ,bir insan öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir. Öbürüne ulaşmak yürek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek emek ister , sevgi ister. Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen..." "Kendi hayatını düşünmeyi bırakırsan , yaşamın boyunca hep başkaları için yaşarsın ve herkes buna alışır"
Baskı: Yûsuf ile Züleyha
Okurken böyle bilindik bir hikayenin tekrardan kaleme alınması ilkin beni sıkmıştı lakin yazarın kaleminden dökülen o satırlar kafamı başka yöne çevirmemi engellemeye yetti. Ben Yusuf'un hikayesini biliyordum da , Yusuf ile Züleyha'nın hikayesinden bihabermişim. Aşk kavramı o kadar güzel işlenmiş ki ; okudukça merakımı deşen bir sevgiyle sarıldım kitaba.
Baskı: Kurtlar İmparatorluğu
Kurgusuna hayran olduğum , Siyah Kan'dan sonraki ikinci Grange kitabım. Kitabı bitirdiğimde başından sonuna o kadar çok dolaştığımı hissettim ki ilk önce hangi adımı atmıştı da bu olay gerçekleşmişti diye sorar olmaya başladım :) Tuhaf ve inanılmaz bir akıcılığa sahipti, sanırım çok ayrıntı vardı o yüzden kafamı durmadan meşgul ediyordu.
Baskı: Semerkant
Fedailerin Kalesini okuduktan sonra ilk merak ettiğim kitap haline gelmişti Semerkant. Ömer Hayyam hakkında bir şeyler okuyabilmek beni mutlu etti. 1070'lerden 1900'lere kadar geniş bir tarih yelpazesi içinde olayları bize aktaran yazar , ilerleyen bölümlerde İran'ın tarihi olaylarına da bir nebze ışık tuttu benim için. Morgan Shuster ismini araştırmadan edemeyeceğim :) Ömür soluğumuz nereden geliyor diye soruyorsun. Uzun bir öyküyü özetlemek gerekirse Derim ki Okyanus'un dibinden, Her şeyi yeniden yutan
Baskı: Şah ve Sultan
Beğenerek okudum ve asıl hikayenin yanı sıra arka plandaki hikaye de çok güzeldi. Kamber Can 'ın sevgiyi kelimelerle araması satırlarına daha fazla sarılmamı sağladı ve bunları bir kenara derleyip toplamıştım , burası ile de paylaşmak istedim ; *Sevgi bir dostluğun adı olmalıydı.Çıkarsız , umutsuz , kaygısız bir dostluğun adı. **Bir sıra sevginin ne olduğunu tekrar sordum kendime ve güzeliğin gözünün kendini görmeye kapalı olduğunu anladım. ***Sevgi eşitlikten ziyade kölelik demekti zaten.Sevgilinin kölesi olmaya hazır olmayan bir kişi, sevginin hakikatine eremezdi ki.. ****Sevgi güzel bir kokunun adı mıydı? Sevgiliye dair bir koku , sevgiliden beklenen bir koku... *****Ben gülmenin sevgiyi arttırdığını o vakit öğrendim. İnsanlar birbirlerine gülüyorsa aralarında nefret , birbirleriyle gülüyorsa arasında sevgi çoğalıyordu. ******Sevgi galiba uzakta olandan haber almanın adı. *******Sevgi neydi? Sevgiliye erişmek mi , erişmemek mi? Sevgi bir habere can atmak, başka bir habere can vermek miydi ?Babaydar sevgi neydi? duyuyor musun beni?Bak yine çaresiz kaldım.Ben şimdi ne yapacak , neye inanacağım?
Baskı: Dualar Kalıcıdır
Çok başarılı buldum bu kitabı , genç ve yaşlı kavramının çok tatlı bir buluşmasını güzel bir şekilde aktarmış olduğuna inanıyorum. Kitapta geçen ve benim de zaman zaman kafamda olan bir düşünceyi bu satırlarda görünce şaşırdım ve beğenerek diyalogu takip ettim. Bunu da paylaşmak isterim , belki hemfikir olanlar çıkar benimle ; - Belki bir gün benim yaşıma geldiğinizde, şu anda unuttuğunuzu zannettiğiniz nice hatıra hafızanızın derinliklerinden fırlayıp ölü balıklar misali su yüzüne çıkacaklar. Sadece tasvirler de değil, sesler, kokular hücum edecek zihninize. Niye biliyor musunuz? - Hayır, niye? - Çünkü gelecek diye bir şey kalmamış olacak önünüzde. Mazide çoktan geçip gittiğine göre, kendinizi yeniden yaratmanızı bekleyen soluk gölgelerle dolu bir şimdiki zamanın içinde kalacaksınız.
Baskı: İstanbul Hatırası
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve bu sayede son kitabı olmayacağı da kesin. Resmen insan mest oluyor. İstanbul'da yaşıyorum ama İstanbul hakkında bu kadar geniş yelpaze de hiçbir bilgim yoktu. Konu apayrı güzel , arka plan ondan da güzel. Yaşadığım şehrin tarihini ve hikayesini hiç bilmiyormuşum meğer. Bitirir bitirmez bir hevesle araştırdım , taradım İstanbul hakkında derin araştırmalara girdim. İlk başta güzel gidiyordum da sonra yine havam söndü. Bir gün alacağım elime bu kitabı çıkacağım sokaklara :)
Baskı: Katya'nın Yazı
Durdum ve düşündüm , ne anlatıyordu Trevanian bu eserinde diye. Sonra kare kare geldi aklıma. Montjean'ı , aşık oluşunu, aşık olduğu kişinin etrafındaki esrarengiz perdeyi, zavallı Paul Treville'yi ve romanın içerisindeki karakterleri gerçekmiş gibi, onları "hatırladığımı" hatırlıyorum. Ne tuhaf.. Tıpkı sonunun tuhaflığı gibi. Trevanian ters köşe yapmasını kesinlikle bilen bir yazar. Altüst olduğumu ve aptal gibi "bu ne şimdi ki ne ?" diye söylendiğimi hatırlıyorum. Montjean'dan bir sözle sonlandırmak istiyorum , ki herkes anımsayacak ve gülecektir buna ; "Onu hem bırakmak hem de öpmek istiyordum, hangisini yapacağıma da karar veremiyordum. Çok gençtim. Öptüm onu." Vay canına içim titredi yine :)
Baskı: Parfümün Dansı
Tom Robbins , sana şapka çıkarıp önünde saygıyla eğilirim. Böyle bir eser okumayalı çok uzun bir süre olmuştu. Düşündürttü , güldürdü , geçmişten günümüze , günümüzden geçmişimize bir yolculuk yaptırdı. Zaman aktı dünya dönmeye devam etti, insanlar yaşlanıp toprakta iz bıraktı ama Alobar ve Kudra havadaki titreşimlerine devam etti. Kitap aslında 4 ana mantıktan oluşuyor. İlki pancar , sonrası parfüm ,ardından Pan ve nihali olan ölümsüzlük. O 4 maddenin altında da sınırsız bir hayal gücü uzanıyor.
Baskı: Kar
Okurken siyasi kısmını tamamen bir kenara attım. İlk Pamuk kitabım olduğundan ötürü tadını çıkararak okuma niyetindeydim ve öyle de oldu. Başarılı bir yazarın başarılı bir eserini okuyarak diğerlerine kapı araladım.
Baskı: Neva
Aradan geçen bayağı bir zaman var ama yine de hafif bir tınısı mevcut bu kitabın bende. Baştaki oğlanın hödükleşmesi sinirlerimi bozmuştu. Sonuna geldiğimde ise buhrana girecektim neredeyse. Dönem dönem insanların kırılgan olduğu zamanlar vardır , işte tam o vakitte okumuştum bende bu kitabı. O yüzden verdiği his ayrıdır bu kitabın bende. Edebi bir yan yok belki ama piyasadaki eşdeğerlerinden daha iyi diyebilirim.
Baskı: Günahın Rengi
Diğer eserlerine nazaran biraz sönük kaldığını söyleyebilirim. Zaten Günbay'dan 3 kitap okuduktan sonra tüm konular aynı şekilde işlemeye devam ediyor. Gerisi zaman geçirmeye veya içimizdeki kilit duygulara seslenmeye yarıyor. Ne olursa olsun Günbay'ın kitaplarını seviyorum.
Baskı: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Peyami Safa'ya başladığım ilk kitaptır kendisi. Kitaba başladığımda ilk bölümde ki olayların kitabın ismiyle ne alakası olduğunu anlayamamıştım. İkinci bölüme geldiğimde tüylerimin diken diken olmasını engelleyemedim. Gerçekten çok beğendiğim kitaplarından biridir Peyami Safa'nın bu eseri. Yalnızız'dan hemen önce okunup Peyami Safa'nın üslubu ile tanışmak gerek bu kitapla. Ve söylemeden edemeyeceğim , Ferit'in bir gece vakti uykusunda karabasan gibi boğazını tutan el beni gerçekten ürpertmişti.
Baskı: Yalnızız
Matmazel Noraliya'dan hemen sonra okuduğum Peyami Safa kitabıdır. Samim'e hayran olmamak mümkün değildir gerçekten. Psikolojik yönden de ağır basan bu kitabın "sizde yanık kokusu alıyor musunuz?" kısmını hatırladığımda tüylerimin diken diken olmasına engel olamıyorum maalesef. Ne kadar da doğru ; "Simeranya" İnsan yalnız doğar ,yalnız yaşar ve yalnız ölür... -İçimizdeki sıkıntıları paylaşmadıkça , içimize attıkça olan yine bize olur .. Ve asıl yalnızlık bizim kendimize olan yalnızlığımızdır .... Feriha'nın günlüğündeki son cümle ; -Biz , hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız ve yalnız kalacağız..
Baskı: Kırmızı Pazartesi
Kitabı nasıl okudum , nasıl bitti bilmiyorum. Yazarın üslubu hikayeyi bana göre daha kısa hale getirmiş. Kitabın bana hissettirdiği durum da var ortada. Olayların şuan önümde gerçekleştiğini , yavaş yavaş nihai sona doğru ilerleyişini görüyorum ama ben o olaya müdahale edemiyorum. İnsanı çaresiz hissettiren bir kitap olmuş. Takdir edilesi bir eser.
Baskı: Maraz
Basit bir dille yazılmış olup tahmin edilebilir kurgusuyla aslında pek bir şey anlatmayan ama ismi gibi Maraza bulanmış bir ruhun pek psikolojik kısmına girmese de dışardan bir portresini çiziyor. Kısacası okunsada olur okunmasada.
Baskı: Bir Gün
Bundan kat be kat iyi romanlar mevcut. Okuduğuma değmeyen , vaktimi çalan bir kitap olarak değerlendiriyorum. Kitapları da yarım bırakamadığım için tamamını okumak zorunda kaldım. Tamamen reklam ile ortaya çıkarılmış bir roman.
Baskı: Bikini
james pattersonu takdir ettim. Başarılı bir kitap , sonlara doğru işi bozsa da zaman zaman o heyecanı tattırdı bana. Yada polisiye türü bir kitaba bu aralar açlık çekiyorum. Her halükarda iyiydi.
Baskı: İnce Memed 3
Artık İnce Memed'lik bir durum kalmamış kitapta , Memed başka hikayelerin içerisinde tohumlanmış sadece. 1 ve 2'ye göre daha bir olgun olmuş Memed ayrıca. Ağzı laf yapan birisine dönmeye başlamış. Eh tabi bunuda 400-500 sayfa sonra görebiliyoruz. İlk 3'ü okuyan bir insan için sanırım 4'ü okumak biraz sıkıcı yada yorucu olabilir. Fazla zorlamayın biraz ara verin sonrasında da bir ara devam edersiniz :)
Baskı: İnce Memed 2
İkinci kitap birincisini aratmadı ve güzel bir şekilde sonuçlandı. Anlaşılan olaylar hep aynı neden-sonuç ilişkisi içerisinde devam edecek. Varsın olsun böyle devam etsin , uzun süredir bu tatta bir kitap-seri okumamıştım. Dünya klasiği tadında , onları aratmayan bir kitap. Afiyetle oturup afiyetle kalkıyorum. Çoğu kitap açlık hissimi bastırmazken İnce Memed tam oturmuş , her sayfa çevirişimde her kitabı kapatışımda midemde bir tokluk hissediyorum. Bizde de böyle eserler varmış demek ki! Bariciğime yorumumu Memed'in iç dünyasındaki düşünceleriyle bitireyim. ''Onu ne sanıyorlardı acaba? Birkaç yıl dağda gezmiş, zorla dağa itilmiş, başına olmadık işler açılmış, yıkılmış, köy köy, dağ dağ dolaşmış, başını sokacak bir delik bulamamış da gelmiş buraya sığınmış birisiydi. Herkesin güvendiği İnce Memed! Bir tek adam. ''
Baskı: İnce Memed 1
Öyle güzel yazılmış , öyle bir betimlenmiş ki. 4 yıldır okuyacağım okuyacağım deyipte en sonunda okumaya fırsat bulduğum , okuduktan sonra harika bir tat ve haz aldığım ama ipin ucunu kaçırıp da bir anlık dalgınlığımla bir gecede bitirdiğim , bitirdikten sonra '' acep devamında ne ola ki '' dediğim ve işe uykusuz gittiğim tatlı mı tatlı bir eserdir kendileri benim için. İkinci kitabın birinci kitap kadar iyi olacağını umut ederek seriye devam ediyorum :)
Baskı: Aylak Adam
Açıkçası ne aradığını bilmeyen ,tüm değerlerini yitirmiş ama yine de tek bir değere inandığını kendine kanıtlamaya çalışan (daha çok küçüklüğünde hasretini çektiği bulunması imkansız bir şeyi arıyor) ve bunu başaramayan ,her aradığında istediğini bulduğunu sanan ama bulamayan çaresiz bir insanın hayatına şahit oldum. Beğendiğim ,beğeneceğim ve vazgeçemeyeceğim başucu kitaplarımdan biridir. Bir aşığın , bir sevgilinin 3 perdelik oyunu ; Kadın sorar erkeğe : '' Neden bu kadar karamsarsın? '' Erkek: ''Sen neden değilsin ?'' ''Çevrene bakmıyor musun hiç?'' ''En mutlu görünenlere bile ? Bütün bunlar üç oda , bir mutfak , iki çocuk düşü ile başlıyor'' ''Sonra ? Sonra ise üç perdelik bir dram başlar. '' 1.perde : Dağlar dümdüz (at gözlü kör sevgilim,hadi aç gözlerini) 2.perde : ne çok tepe! (Gözlüklerinin birinin camı kırılır ,gerçeği görür yada görmeye yakın, eh söylemiştim sana ) , 3.perde : ova batak.(En sonunda çıkardın o gözlüklerini eh hoşgeldin yavrucuğum , artık iş işten geçti dayanacağız ya sabır) * En başında neden şikayet etmiyordun ? Her şeyi kabullenmiştin oysa ki :) ** ( Yanlış anlaşılmasın erkek veya kadın her iki kesime dayalıdır bu yorum ) Bir kesit ; *Kimi erken , kimi geç gelir ; onun hiç ummadığı anda gitmeye kalkardı. Konuşurlarken susuverdikleri oluyordu. Eskiden , aralarındaki suskunluk uzadıkça , bir şeyler bulup söylemek gereğinin verdiği tedirginliği duymazdı.İki haftadır, bir şey yitirmekten korkarmış gibi , sık sık sarılıyorlardı. Biraz fazla dürüst olacak ama ; Erkek köpekler gibiyiz. Onlar koklaya koklaya, biz sürtüne sürtüne.
Baskı: Boyalı Kuş
Okunulanlar abartı gibi gözükebilir belki ama yaşanmış hikayelerin de bundan farklı bir yanı yok anlatılanlardan yola çıkıldığında. Belki bir kesimi kötüleyebiliyor bu yazılanlar hatta ve hatta bir tane bile iyi bir insana rast gelinmez mi denilebilir belki ama o zamanın koşulları ve ufak tefek köylerin basit düşünceleri tüm medeniyeti yok etmeye bile yeterlidir doğru düşünüldüğünde. Okurken elbet yüzümü buruşturduğum ve yok artık dediğim yerler oldu ama en indirgenmiş halinde sonuçta bu bir romandır diyerekten kitabı sonlandırıp rafına geri koyabildim. O zamanın koşullarına göre böyle açık bir dille yazılan esere ancak ve ancak saygı duyarım. Boyalı kuş(insan,medeniyet) , ne büyük bir zalimlik, ne büyük bir cahillik, ne büyük bir canilik ...