
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Şehir ve Şehir
Ben, o Hugo, Clark vb. gibi ödüllerin yalnızca blimkurgulara verildiğini sanıyordum. Yanıldım galiba, çünkü bu kitap bir bilimkurgu değil bence. Bilimin, teknolojinin zerresi yok. Kurgu zaten her romanda var. Öyleyse ne? Ütopik kurgu? Tabii sosyal bilim kurgusu olabilir, böyle bir sınıflama varsa. Ben bu kitaba özgü bir tanım getireyim: Şehir-kurgu. Yazar iç içe geçmiş iki şehri çok güzel kurgulamış, öbür şehiri görmemeyi, görmezden gelmeyi, yokmuş gibi yaşamayı, böyle yaparak yaşamanın gereklerini, zorluklarını ve ihlallerini anlatmış. İki ayrı ülke haline gelince olan ilişkileri tanımlamış. Bunlar çok özgün ve kanımca iyi de olmuş. Cendereye sıkışmış gibi yaşama hissi uyandırıyor. İyi bir polisiye mi? Evet, sanırım. Sürükleyici mi? Fena değil, sıklıkla akıcı, merak ettirici. Bazen art arda yazılmış diyaloglarda hangi sözü kimin söylediği karışıyor, duraklayıp bulmak gerekiyor, çünkü o cümle o anki konuşulanla alakasızmış gibi duruyor, ne dendiğini anlamaya çalışmak lazım. Kahramanının fikir yürütmelerini de her zaman yakalayamadım. Çeviri tadını kaçırmış olabilir mi acaba? Sonuç: Dört tane bililm kurgu ödülü alacak kadar ne var anlamadım, hem de bilim kurgu olmadığı halde. Biri bana anlatsın.
Baskı: M.C. Escher-Grafik Yapıtları
Matematiği sanata uyarlayan veya sanatta matematiği kullanan bir dehanın eserleri, sonradan pek çok taklidi de çıktı.
Baskı: Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele
Yalan yanlış, desteksiz belgesiz, çarpıtarak ya da eksik aktararak, iyi araştırmadan, kaynağının doğruluğunu sorgulamadan, okuduğunu bile anlamadan, akıl süzgecinden geçirmeden çalakalem yazan ya da televizyonda konuşan ne çok insan varmış meğer ülkemizde. Özakman, tarihçi olmasa da tam bir tarihçi gibi kaynaklardan tam yararlanmayı bilerek, konularına tam hakim olarak, yer yer espirili bir dille, kaynakların mantığın ve tarih biliminin süzgecinden geçirerek tuhaf ve gülünç iddia sahiplerine ağızlarının payını veriyor. Oha dedirten iddiaları ve Özakman'ın cevaplarını okumak çok keyifli ve komik. Bu sürükleyici kitabı her cumhuriyet çocuğunun okuması gerektiğini düşünüyorum. Komik iddialara bir örnek: M.Kemal Paşa Samsun'a doğru yola çıkmadan önce ziyaret eder Vahiddettin'i. İddiaya göre padişah ona kadife bir kutuda tam 40.000 altın verir. İddiayı yapan 40.000 altının tanesi 7.2 gramdan 288 kg yaptığını hesaplamaz tabi. Paşa da 280 kg'lık küçük(!) kadife kutuyu 'cebine' atıp yola çıkar! Aslında evet, padişah bir kutu vermiştir M.Kemal'e, içinde de bir saat vardır. İddialara inanacaksak 6-7 sandık altını Kemal Paşa, saraydan Şişli'deki evine, oradan iskeleye ve Bandırma gemisine, oradan da ta Ankara'ya dek Anadolu şehirlerinde dolaştırmış olmalı. Kamyonu filan da yoktu nasıl taşıyacaktı demeyin, kadife kutu herşeye yetmiş işte. İpe sapa gelmez birbiriyle çelişkili onlarca iddiaya kapı gibi yanıtlar okuyun, öğrenin, keyif alın.
Baskı: İlk Üç Dakika
Evren, atomlar, büyük patlama, kuantum vb. Kuramsal fizik için basit ve anlaşılır diliyle keyifle okunan güzel bir kitap. Konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim.
Baskı: İroni
Ütopik kapitalist bir dünyada geçen hareketli bir hikaye. Çok sayıda kahramanın paralel anlatılan ve sonunda bir yerde birleşen öyküsü. Ama tıpkı 'Olasılıksız" romanındaki gibi biraz yavan ve tatsız bir anlatımı var benim için. Kuru bir senaryo sayfası okuyormuşum hissi verdi. Belki daha güzel anlatılabilirdi.
Baskı: Şahitler Kulübü (Elena Estes, #2)
Polisiye sevenlere uygun olabilir.
Baskı: 1453 Son Büyük Kuşatma
Tarihçi yazar Crowley İstanbul kuşatmasını, öncesi ve sonrasıyla, o dönemin dünyasının, Avrupa ve Anadolu'sunun sosyal, siyasal, ekonomik, dini ve kültürel durumlarını da irdeleyerek akıcı bir üslupla anlatmış. Yazar önsözde de belirttiği gibi, o dönemin kaynaklarını kullanırken abartılı, doğru olamayacak bilgileri elemeye çalışarak, gerçeği yansıtmaya özen göstererek anlatıyor. Milliyetçi, hamasi söylemlerden uzak, bir yabancı gözüyle olabildiğince nesnel bir yaklaşım sözkonusu. Yazar neredeyse bir roman havasıyla anlatırken, her iki tarafın da duygularını, acılarını ve sevinçlerini, umutlarını ve düş kırıklıklarını, kahramanlıklarını dile getiriyor. Okuyucuyu içine çeken ve o günleri yaşatan bir kitap. Kesinlikle okunmalı.
Baskı: Savaşın Kalbinde
Birinci Dünya Savaşı'nda toprak sahibi babasını kaybeden ve asker olmaya karar veren ve cephede çarpışan 17 yaşındaki Marco Naldi, savaş sonrası bir şekilde kendini İtalya'da gelişen faşizm hareketinin içinde bulur. Faşizmi tam benimseyip içselleştiremese de verilen görevleri yapar ve diplomatlığa yükselir. İtalyan faşizminin yükselişinde çalışır, sonra alman faşizminin yükselişini görür. Mussolini'den Hitler'e dek tüm önemli kişilerle tanışmıştır ve faşist bürokratlarla çalışmıştır. Faşizmin yöntemlerinden, hoyratlığından, yok ediciliğinden, cinayetlerinden rahatsızdır ama faşist hareketin önlenemeyen yükselişine seyirci kalmaktan başka bir şey yapamaz. Yapmaz da zaten, çünkü kendini hiçbir yere konumlandıramamıştır ve yalnızca verilen görevi yerine getirip beklemektedir. Habeşistan, Fransa, Almanya ve İtalya arasında diplomatik görevler dolayısıyla dolanırken, hareketin yalnız muhalifleri değil kendi içindeki ayrı fikirleri de nasıl ortadan kaldırdığını görür. Avrupa 2. Dünya Savaşı'na doğru sürüklenirken en azından bildiği, değer verdiği insanları muhalif de olsa kurtarmaya çalışır. Bir çok kadın arasında aşık olduğu tek kadın olan musevi asıllı gazeteci Maud bir süre sonra kendisini terk edince bunca yıldır tarafını seçmeden yalnız seyirci kalarak hata etmiş olduğunu düşünür ve kefaretini ödemek için askerliğe tekrar döner. Ukrayna cephesinde savaşır ve perişan halde döner. Fransa'da savaşın sonlarına doğru fransız gizli direniş örgütleriyle omuz omuza almanlara karşı savaştadır. Borcunu ödediğini düşünerek Fransa'ya yerleşir ve ülkesinden gelen siyasetçi olma tekliflerini reddeder. Evlenir ve yaşamının kalanda bir yandan da Maud'dan olduğunu sandığı oğlunun izini sürer. Bulduğunda da ona tüm yaşamını anlattığı ve gerçek babası olduğunu açıkladığı bir mektup yazar, yani bu romanı. Dolayısıyla öykü birinci tekil kişi ağzından anlatılıyor. Yazar arka planda İtalya, Almanya ve kısmen Fransa'nın 1920'ler 30'larını, faşizmin adım adım gelişini çok güzel anlatmış. Almanların faşizmi italyanlardan alıp nasıl daha ileri götürdüğünü, daha sistematik ve displinli hale getirdiğini, aynı şekilde daha acımasız olduğunu, fransızların gelen tehlikeye karşı uyumalarını da anlatmış. Edebi tadı daha iyi olabilirdi Ihlamur Yayınları kitabın tashihini tam olarak yapmış olsaydı. Harf hataları, noktalama hataları, hatta yarısı diğer paragrafa gitmiş cümleler gibi paragraf hataları bol miktarda mevcut. Okuyucu/müşteriye ciddi bir saygısızlık olarak değerlendirdim bu durumu. Kabak çıkan karpuz almış gibi hissettiriyor. Hızlı bir okumayla hatalara takılmamaya çalışarak ilerledim. Belki aslında da böyledir bilmiyorum, ama konuşmaların tırnak içinde olması iyi olurdu ayrıca. Öykü olarak, o yılların tarihine ilgi duyanlar için iyi bir roman bence. Belgeselliğe kaçmadan o dönemi anlatmakta başarılı olmuş. Yazar kahramanının içsel durumunu, çekişmelerini anlatırken biraz tekrara kaçmış gibi hissettiriyor. Bir de romanın sonundaki birinci ağızdan anlatılmayan birkaç sayfalık kısım hiç olmasa daha iyi olurmuş, tam bir gereksizlik. Sonuç olarak okunmaya değer bir kitap olduğunu söylemeliyim.
Baskı: Kabileler
Biraz genç işi bir öykü ama matraklığı nedeniyle herkes okuyabilir.
Baskı: Kemik
Nereden gerek duymuş yazar bilmem, porno sahneler eklemiş anlatımına. Sonra da sansürden geçememekten endişe edip o paragrafların kelimelerini karıştırıp anlaması imkansız getirmiş. (İlk baskılardan birini 10 yıl önce okumuştum, sonraki baskılarda ne oldu bilmem.) Yıllar sonra aklımda kalan, o kitapla birlikte, ilk kez ne kadar yakın geleceği düşünmeye alışkın olduğumu fark etmemdi. Yazar sıradan her insanın en fazla kendi torununun yaşamı boyunca dünyada bir iz bırakacağını, sonrasında unutulup gideceğini, on bin, yüz bin, bir milyon yıl sonraya ne kalacağını konu etmiş romanın bir yerinde. Bir de siyasal, bilimsel, toplumsal, yaşamsal tuhaf gelişmiş, acayip bir Türkiye vardı romanda.
Baskı: Lamb
Biraz rahatsız edici, bir çocukla bir yaşlı adamın aşkı. Bağlılık, tutku belki. Ama kesinlikle cinsellik yok. (Amca sübyancı sayılmaz yani)
Baskı: Atomaltı Parçacıklar
Kolay okunan ve anlaşılan bir bilim kitabı. Kuantum fiziği ve atomaltı parçacıklar konusunda sıradan insan için yazılmış en iyi kitaplardan biri olsa gerek. Formüllere (ki sembollerle değil kelimelerle kurulmuş formüller bunlar) çok takılmak istemeyebilirsiniz, yine de anlaşılır formüller oldukları için zorlamıyorlar. Ayrıca 19. yüzyıl sonu ve 20 yüzyılda bilimin nasıl geliştiğini de hikayesinde anlatıyor.