periyodik neşriyat
@periyodik neşriyat

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Anarşik Rehavet
6/1014.04.2014

Baskı: Anarşik Rehavet

Öykülerde ilginç konular, fikirler yok ama ilginç atmosferler ve iyi bir dil kullanımı var.

Baskı: Yıldız Gemisi Titanic

Eğlenceli bir romandı. Terry Jones, Douglas Adams'ın üslubunu yakalamış. Çeviri mükemmeldi Özden Arıkan'ın çeviri tercihlerine bayıldım.

Divan
8/1031.03.2014

Baskı: Divan

Amansız
4/1031.03.2014

Baskı: Amansız

Berbat bir Robin Parrish romanı. Yazarın ilk kitabı olmasından mıdır yoksa serinin (Dominion Trilogy / Hakimiyet Üçlemesi) ilk romanı olmasından mıdır bilemiyorum, çok kötü. Kitabın başında sizi hayrete düşüren olaya (bir adam bir gün yolda yürürken kaldırımın karşısında kendisine tıpatıp benzeyen birisini görür, sonra kendisine bakar ve kendisinin de yüzünün ve giysilerinin değişmiş olduğunu farkeder) kitabın sonuna doğru getirilen açıklama çok mantıksız. "Her şey nereye bağlanacak bakalım" diye beklerken ve ağzınıza biraz bilimsel bal çalınırken bir de bakıyorsunuz ki fasfantastik olayların içindesiniz. Hayır, fantastiğe karşı değilim, doğaüstü olayların geçtiği romanları pek severim ama kurguyu tutturamayıp gerisini ne idi belirsiz gerçeküstü olaylara bağlarsa yazar, bu onun üstün hayal gücünden değil beceriksizliğindendir. Şu mantıkla roman mı yazılır: - Abi bi' roman yazdım süper! - Nası abi? - Abi bi adam var uçuyor bir de alev püskürtüyor... - Nası yapıyor abi bunu? - İşte. Öyleymiş. Babası da öyleymiş. - Nası abi, mantıklı bi açıklaması olması lazım bunun? - Abi işte yerçekimi yokmuş, bi de.. Bir de... Bi de... Hah adam acıyı fazla kaçırmış ehe. - Oldu mu bu şimdi? - Olmadı mı? - Olmadı. Velhasılı dostlar. Bu roman da olmamış. Hadi merak ettiniz okudunuz diyelim, zaten gerisini okuyamayacaksınız, çünkü üçlemenin diğer kitapları henüz dilimize çevrilmedi. Sadece “Relentless” var elimizde “Amansız” adıyla.

Siyah - Beyaz
9/1031.03.2014

Baskı: Siyah Beyaz

Güzel bir dili var Vüs'at O. Bener'in, zengin bir dil bu ve şaşırtıcı. Okuma alışkanlıklarınızı sarsan bir dil. Sizi yenileyen bir dil. Bu yüzden mutlaka okunmalı. Mutlaka.

Zaman Hırsızı
8/1031.03.2014

Baskı: Zaman Hırsızı

Çok iyi bir çocuk kitabı. Her şey dozunda: Korku öğesi, gizem öğesi, macera, umut... Kurduğu dünya kendi içinde çok mantıklı. Umut, zamanın değeri, aile, cesaret gibi kavramları sezdirerek veriyor. Dili ne çok sade ne çok karmaşık. Çok hızlı okunuyor. Çizimleri çok hoş. Çocuk kitabı olmasına rağmen büyükler tarafından da rahatlıkla okunup çok keyif alınabilir. Çevirisi de çok iyi. Kitabın su gibi akmasında çevirmen Bahadır Argönül'ün büyük katkısı var, zihni dert bulmasın.

Cymbeline
8/1029.03.2014

Baskı: Cymbeline

Güzel bir Shakespeare eseri. İnsanoğlunun tüm eksiklikleri ve erdemleri üzerine hoş bir oyun. Tiyatro için yazılmasına rağmen, birazcık hayalgücüyle keyifli bir okuma sunuyor. Çevirisi de çok iyi: Prof. Dr. Engin Uzmen'in zihni dert bulmasın.

Ulu Ağaç
5/1027.03.2014

Baskı: Ulu Ağaç

Çocuklar için bile yazılsa bir kitap yaratıcı olmalı. Hatta belki de onlar için yazılacaksa bilhassa yaratıcı olmalı. lakin bu kitapta dirhem yaratıcılık yok. Çevirisi çok iyi ama. Eren Yücesan Cendey'in eline sağlık.

Öküzün A'sı
10/1027.03.2014

Baskı: Öküzün A'sı

Muhteşem bir kitap. Okuryazarlığın öemli etkilerini harika örneklerle ve karmaşık olmayan bir dille anlatmış.

Yeni Roman
7/1027.03.2014

Baskı: Yeni Roman

Baskı: Kurtadamın Döngüsü

İyi bir King öyküsü. Roman değil aslında bu, bir öykü. Muhteşem resimlerle bezenmiş ve bir hayli boş sayfası var. Metin kısımlarını toplasak 40 sayfa eder. Güzel bir öykü. Stephen King, kurtadam olgusuna farklı bir bakışla yaklaşmış mı? Hayır. Sadece bir anda ortaya çıkan ve bir yıl boyunca musallat olan kurtadamın, küçük bir kasabada yaşayanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Küçük bir sürprizle ve güzel bir çözümle de bitiyor kitap. Güzel bir kitap. Özellikle de çizimleri. Berni Wrightson'ın muhteşem çizimleri kitabı olduğundan değerli kılmış. Tabi bu kitaptan kat kat iyi onlarca kurtadam kitabı var. Yine Kİng eserleri arasında bu kitaptan kat kat iyi onlarca kitap var. Denk gelirse okuyun derim; ama kitabı bulmak için o kadar uğraşmaya, hele hele büyük paralar ödemeye hiç gerek yok. Çevirisi de iyi kitabın Nil Alt güzel bir çeviri yapmış, özellikle bazı çeviri notlarında gülümsedim.

Baskı: Köpek Düşleri (Wolfe Brothers #1)

Her ne kadar çocuk-genç romanı olsa da yetişkin biri olarak içime bir sıcaklığın aktığını söylemeliyim. Cameron Wolfe'un kişiliği, yaşadıkları, rüyaları ve bunları ifade edişi naif ve samimiydi. Kitabın kurgusu açısından takdirle karşılanacak farklılığı, her bölümün sonunda bir rüyanın olması. Bu rüyalar Cameron Wolfe'un zihnini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Yazar bu teknikle hem farklı ve özgür bir anlatım sağlıyor hem de ergenlik döneminde, varoluş kaygılarıyla cebelleşen bir çocuğun dünyasını daha yakından gözlemlememizi sağlıyor. Çeviriye gelirsek: Böyle bir çocuk kitabında yerelleştirmelerin, uyarlamaların kitaba can kattığını bildiğimden, neredeyse sözcüğü sözcüğüne sadık olan bu çeviriyi sıcak bulmadım. İsterdim ki Selim Yeniçeri biraz daha özgür, biraz daha neşeli bir çeviriyi tercih etsin.

Yazınsal Yaşamlar
6/1022.01.2014

Baskı: Yazınsal Yaşamlar / Ünlü Yazarların Gizli Yaşamları

Bir çok güçlü yazarla ilgili ilginç bilgiler sunuyor. Tanrılaştırdığımız yazarları daha "insan" yapıyor bu bilgiler. Bu açıdan ilginç; ama kitap bu yazarlar hakkında temel bir bilgiye sahip olan okurlar için daha keyifli olacaktır.

Son Yaya
8/1011.01.2014

Baskı: Son Yaya

Bir Ray Bradbury uzmanı olduğumu söyleyemem. Onun dünyasına sadece bir roman (Fahrenheit 451) ve bir öykü kitabı ile girdim (Son Yaya). Çıkarımlarım yanlı ve yanlış olabilir ama bu okumalar, bana Ray Bradbury’nin bilim kurgu veya fantastik hikâyeler yazarken işin insan tarafına daha çok eğildiğini gösterdi. Bradbury bize olağandışı bir hikâye anlatırken insanı insan kılan temel hislerin yok oluşundan doğan dehşeti daha iyi aktarabilmek için bu yolu kullanıyor bana göre. Son Yaya adlı öykü kitabında da durum böyle. Kitabı oluşturan beş öykü, bilim kurgu öyküsünden çok korku öykülerine benziyor. Uzunlukları 10-20 sayfa arasında değişen bu kısa öykülerin hepsi de çok etkileyici. Her öykünün son sözcüğüne geldiğinizde kafanızı tavana dikip, aldığınız derin nefesi yavaş yavaş vererek derin düşüncelere dalıyorsunuz. Öykülerin diline gelirsek: Çok güzel benzetmelerle etkileyici bir dil kuruyor Bradbury. Hassas, duygulara yönelik bir dil bu. Korku öykülerinde alışık olmadığımız nitelikte edebi bir dil. Bu dil hikâye bakımından etkileyici olan öyküleri bir kat daha etkileyici kılıyor. Bu güzel kitabın çevirisinin de harika olduğunu, kitabın edebi üslubunun layıkıyla Türkçe’ye aktarıldığını belirtmeliyim. Birçok bilim kurgu eseri çeviren İrma Dolanoğlu bu türe hâkim belli ki. Kendisine bin minnet buradan. Öyküleri teker teker ele almak istiyorum. Okuyacakların keyfini kaçırmamak için mümkün olduğu kadar az bilgi verip öykülerin bana düşündürdüklerine yoğunlaşacağım: Sis Düdüğü: Bir deniz fenerinde çalışan McDunn ile devasa bir deniz yaratığı arasında geçiyor bu öykü. Yoğun bir yalnızlığı anlatan bu güzel öykü, kocaman bir yaratıkla insanın yalnızlıkla baş edemediği anlardaki çaresizliğini vurguluyor. Küçük Katil: Bir annenin bebeğine karşı duyduğu yoğun korkuyu anlatıyor bu irkiltici öykü. Bu korkuların temeli kadının kafasında yarattığı kuruntular mı yoksa şeytani bir gücün eline geçen küçük bir bebeğin yaptığı şeyler mi? Öykünün sonuna kadar bunu öğrenemiyorsunuz. Annenin hislerini çok iyi anlatıyor Bradbury. Büyük bir merakla ve diken üstünde okuyorsunuz öyküyü. Tırpan: Yoksul bir aile güzel bir çiftlik evini şans eseri buluyor ve oraya yerleştikten sonra aile reisi Drew Erickson’ın başına korkunç bir olay geliyor. Drew Erickson, evin önceki sahibinden acı bir miras alıyor. Tanrı inancına ve kadere dair derin bir öykü. İnsanı dehşet içinde bırakıyor. Uzun Yağmur: Venüs’e iniş yapan dört kişilik bir ekip yoğun ve bezdirici bir yağmur altında yürüyorlar. Amaçları Venüs’te bazı bölgelere inşa edilmiş Güneş Tapınaklarından birine ulaşıp dinlenmek. Ama yağmur o kadar şiddetli ki mürettebat aklını yitirmek üzere. Sonuna Güneş Tapınağı’na ulaşıyorlar mı söyleyemem ama Bradbury’nin insanın en güçlü duygusu olan umuda olan yaklaşımına hayran kaldım. Adamlarının her birinin yağmura karşı gösterdikleri tavrı derin bir biçimde aktarmış Bradbury, kendinizi o ormanda, çamurun içinde bitkin ve bıkkın hissediyorsunuz. Bu öykü ayrıca Resimli Adam adlı derlemede de yer almaktadır. Son Yaya: Kimsenin sokaklarda yürümediği bir gelecekte (M. S. 2052) akşamları yürüyüşe çıkıp düşüncelere dalan Bay Leonard Mead’in başından geçenler anlatılıyor bu öyküde. Onun tek isteği yürümek ve düşünmek; ama 2052’de herkes dev ekranlı televizyonları başında diziler, filmler, yarışma programları izleyerek hiçbir konuda düşünmeden yaşarken Bay Leonard Mead’in yaptığı bu masum edim, devlet için çok tehlikeli. Fahrenheit 451’in dünyasına benzer bir dünya sunuyor bu öykü. Ülkemizinin içinde bulunduğu yasaklar ortamında bu öykünün çağrıştırdıkları beni çok düşündürüyor.

Yazın Sanatı
7/1010.01.2014

Baskı: Yazın Sanatı

Edebiyatın bazı temel kavram, terim ve akımlarını kısaca anlatan zevkli bir kitap. Asuman hanım, edebiyata dair bazı temel konuları kendi seçtiği eserler üzerinden örneklendirerek anlatıyor. Bu konuların bazıları: yazar, dekor, portre, anlatıcı, bilinçakışı, giriş, savaş yazarlığı, ölümsüzlük, erotizm, çeviri, simgecilik, romantizm, post-modernizm. Bunlar gibi kırkın üzerinde konuya, her biri yaklaşık iki sayfa tutan açıklamalar getiriyor Asuman hanım. Verilen bilgilerin özet bilgiler olması, doyurucu bilgi edinmek isteyenleri hoşnut etmeyebilir; ama edebiyata kuramsal açıdan yaklaşmak isteyen bir çok okuyucu bu güzel kitaptan yorulmadan, sıkılmadan bilgi edinebilir.

Baskı: Yüzyıllık Yalnızlık

Sahip olduğu ünü kesinlikle hakeden büyüleyici bir roman. Gerçekçi, komik, acıklı, büyüleyici, modern, klasik. İçine girip çıkmamak istiyor insan. Ve çeviri: İngilizceden çevirmesine rağmen Seçkin Selvi öyle güzel çevirmiş ki bu kitabı tadına doyulmuyor. Kimi zaman eski sözcükler, kimi zaman atasözleri, kimi zaman deyimler kullanarak Buendia ailesinin sanki dünyanın başlangıcına kadar geriye giden geçmişini müthiş bir yetkinlikle yansıtmış. Kendi dilime bir kez daha hayranlıkla baktım Seçkin Selvi sayesinde. "Jose Arcadio yatak odasının kapısını kapar kapamaz, evde bir silah sesi çınladı. Kan, kapının altından süzüldü, oturma odasına geçti, sokağa çıktı, inişli çıkışlı yoldan karşıya ulaştı, kaldırımları indi çıktı, Türkler Sokağı’nı geçti, önce sağa, sonra sola saptı, Buendia'ların evinin tam karşısına geldi, kapalı kapının altından sızdı, halıları kirletmemek için duvar diplerinden dolanarak salonu geçti, oturma odasına girdi, yemek masasının çevresinde geniş bir kavis çizdi, begonyalı terasa uzandı, Aureliano Jose'ye matematik dersi veren Amaranta'nın sandalyesinin altından görünmeden süzüldü, kileri geçti, ekmek pişirmek için tam otuz altı yumurta kırmak üzere olan Ursula'nın bulunduğu mutfağa girdi. Ursula, 'Aman Tanrım! Vay anacığım!' diye haykırdı." (s. 152) "Albay Aureliano Buendia, hiçbir zaman görmediği babasının hayaletini o gün de görmedi ve dereler gibi boşalan sıcak sidik, ayakkabılarına sıçradı diye babasının söylendiğini duymadı." (s. 296) "O zaman, evde söylenildiği gibi Jose Arcadio Buendia'nın deli olmadığını, zamanın da arada bir sendeleyip ayağını burkabileceği, doğrulup kalkarken de sonsuza dek aynı kalacak bir dilimini bir odada bırakabileceği gerçeğini yalnızca Jose Arcadio Buendia'nın kavramış olduğunu anladılar." (s. 388) “Yine de doğduğu köye dönerken bu yazılarla dolu üç sandığı yanında götürmekten hiçbir güç onu alıkoyamadı. Sandıkları yük vagonuna atmak isteyen tren kondüktörlerine yakası açılmadık küfürler yağdırdıktan sonra sandıkları yanına alıp yolcu vagonuna yerleştirmeyi başardı. Ve ‘İnsanlar birinci mevkide giderken, edebiyat yük katarına atılırsa, dünyanın anası bellenmiş demektir,’ dedi.” (s. 443)

ÖncekiSayfa 5 / 10Sonraki