
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kırmızı Pazartesi
Son yirmi sayfayı, kelimenin gerçek anlamıyla, soluk soluğa okudum. Baştan belli olan bir cinayeti bu kadar heyecanla okuyacağım aklıma gelmezdi. Hiç Marquez okumamışsanız ve merak ediyorsanız çok iyi bir başlangıç kitabı olacaktır. Çevirisi de iyi: Benim okuduğum baskıyı İnci Kut İspanyolca aslından çevirmiş. Bir kaç alıntı: "Aşk da öğrenilir." (s. 37) "Özellikle de işleneceği böylesine açıkça duyurulmuş bir cinayetin hiçbir aksilikle karşılaşmadan gerçekleşmesi yolunda hayatın edebiyatta bile görülmeyen onca rastlantıdan yararlanmış olması ona büyük bir haksızlık gibi görünmüştü." (s. 89) Bir çeviri güzelliği: Özgün metin: "Mi hermana sintió pasar el ángel." Yakın çevirisi: "Kız kardeşim melek geçmiş gibi hissetti." İnci Kut çevirisi: "Kız kardeşim, sanki kız doğmuş gibi bir sessizlik olduğunu hissetmişti." (s. 23) Bence harika bir çeviri tercihi. Çevirideki bir-iki ufak ifade hatası: "Bayardo San Român'ın yalnızca her şeyi yapabilecek, üstelik de çok iyi yapabilecek biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda bitmek tükenmez olanaklara da sahip olduğu biçiminde çoktan ortalığa yayılmış olan söylenceye de uyuyordu bu yorum." (s. 30) "Gergef işlemeyi, makineyle dikiş dikmeyi, kukalı dantel örmeyi, çamaşır yıkayıp ütü ütülemeyi, yapma çiçekler, kendi uydurdukları tatlılar yapmayı, aşk pusulaları yazmayı bilirlerdi." (s. 34)
Baskı: Kahkahalar Ülkesi
Hayran olduğunuz bir kitap, bir yazar varsa, Kahkahalar Ülkesi'ni okuyun mutlaka. Bu hayranlığı çok güzel tanımlayan bir hikaye anlatıyor çünkü. Yazmanın, en güzel yaratım süreci olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka okuyun bu kitabı. Çünkü bu kitap, yazma sanatına harika bir saygı duruşu. Aşkın gerçekçi bir sunumunu görmek istiyorsanız mutlaka edinin bu kitabı: Tutku mu, huzur mu? Çok garip, olağandışı bir kasabada aylar geçirmek isterseniz hiç kaçırmayın bu kitabı. Gülmek istiyorsanız, şaşırmak istiyorsanız kesinlikle geçin bu kitabın başına. Sönmez Güven'in harika çevirisi, Jonathan Carroll'ın müthiş kalemi okunmayı bekliyor. Bal çalalım dimağınıza: İngilizce öğretmeni Thomas Abbey, en sevdiği yazar Marshall France'in biyografisini yazmayı aklına koyar. Bu uğurda, yine Marshall France'e duyduğu hayranlık sayesinde tanıştığı ve çok hoşlandığı kuklacı Saxony Gardner ile Marshall France'in doğduğu kasabaya, Missouri eyaletinde bulunan Galen'a gider. Kasabadan, önceki biyografi yazarlarına gösterilen tepkiye benzer bir tepki göreceğini düşünse de tam tersi olur: Marshall France'in kızı Anna France başta olmak üzere, tüm kasaba ona iyi davranır ve biyografiyi yazması için destek çıkar. Kasabada bir ev tutan çift, bir yandan Marshall France'in hayatına dair detaylara ulaşmaya çalışırken diğer yandan kasabada meydana gelen garip olaylara alışmaya çalışırlar. Tüm garip olaylarıın açıklaması, büyülü bir sonla bize ulaşır, kitabı ağzımız açık kapatırız.
Baskı: Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti
Eco'nun, Harvard Üniversitesi'nde verdiği, okurun anlatı karşısındaki konumuna dair yorumlar içeren altı dersten mürekkep dolu kitap. Kısaca "anlatı" diye tanımlanan kurmaca metinlerin okur tarafından nasıl algılandığını derince inceliyor Eco. Bunu da sıkıcı yapmıyor: Bir dedektif romanından da örnek verebiliyor, Finnegans Wake'i de anabiliyor. Tek okuyuşta tükenmeyecek, kurmaca yapıtlara bakışınızı bir hayli değiştirecek bir kitap bu. Mutlaka okunmalı. Harika bir çevirisi var kitabın: Kemal Atakay kolaylıkla karmaşıklaşabilecel bu eseri, kusursuz aktarmış Türkçe'ye. Zihni dert bulmasın.
Baskı: Veciz Sözler
Harika. Neredeyse her sayfası, bir kenara not almak isteyeceğiniz güzel cümlelerle dolu. Lakin kitap, bu cümleleri kenara yazıp birilerine söyleyerek kendinizi var etmeye çabalamanızla dalga geçecek kadar da gerçek. İnsanın var olma mücadelesine dair büyük cümleler kurmuyor, tevazu gösterip dalga geçiyor. Kesinlikle okuyun. Bıçakcı ne yazıyorsa okuyun! (evet ünlem!)
Baskı: Hortlak
Böyle bir kitabın aslında olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum: Öncelikle bu bir roman değil öykü derlemesi. Kitabın özgün ismi: The Year's Best Fantasy and Horror: Seventeenth Annual Collection. Hortlak adlı bu kitap, özgün kitabın yarısın türkçeye çevrilerek yaratılmış. Buraya kadar belki sorun yok diyebiliriz. Zira bundan 15-20 yıl önce ülkemizde Stephen King'in öykü kitapları bile kırpılarak türkçeye çevriliyordu. Ama ben Steve Barron diye bir yazar uydurmalarına sinir oldum. Steve Barron diye bir yazar yok, bu kitabı derleyenler Kelly Link, Gavin Grant ve Ellen Datlow. Bu editörler her sene buna benzer derlemeler yapıyorlar. Peki Steve Barron kim? Steve Barron derlemedeki iki yazarın adı ve soyadı kullanılarak uydurulan bir isim: Steve Rasnic Tem ve Laird Barron. Peki Kalipso Yayınları bunu neden yapıyor, çünkü ülkemizde öykü derlemeleri satmıyor, onu bir roman gibi pazarlamak adına tek yazarlı bir kitaba dönüştürüyorlar. İçindeki öykülerden birinin ismini de kitabın ismi yapıyorlar, al sana kitap. Bunun ahlaklı bir davranış olup olmadığını düşünmeden yapıyorlar. Belki de telif ödemeden "yaptıkları" bu kitaptan para kazanıyorlar. Satış fiyatı 20 lira.
Baskı: İki Dünya Savaşıyor
Macera kısmı yoğun bir bilimkurgu romanı. Kısa ve eğlenceli. İyi bilimkurgu insanı hayrete düşürür ama bu kitap şaşırtmıyor bile. Mars-Dünya savaşını kaybeden Dünya artık Mars'ın egemenliği altındadır, tüm kaynaklar ve halk Mars'ın denetimindedir artık. Savaştan sonra hem Mars hem de Dünya çok büyük kayıplar yaşamıştır, iki tarafın da halkı sefalet içindedir. Dünya ordusundan bir komutan savaştan sonra evine döner. Yolda bir kadın ve çocuğuyla tanışır, onları da yanına alır. Evine vardığında evinin bir Mars'lı komutan tarafından komuta merkezi olarak kullanıldığını görür. Bu karşılaşma şüpheyle başlayan bir dostluğa dönüşür ve sonra bu savaşın ardında başka şeylerin olduğu anlaşılır. İki farklı dünyanın askeri savaşın asıl sebebini ortaya çıkarmak için mücadele eder. Savaşın tahribatını iyi aktarıyor kitap ama onun ötesinde bir şey söylemiyor. Meraklandırıp eğlendiriyor o kadar.
Baskı: Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
"Kurmacanın Bilinen Sırları ve İhlal Edilebilir Kuralları" alt başlığı ile yayınlanan bu güzel kitap, bu alt başlığın imlediği her şeyi taşıyor. Murat Gülsoy önce kurmacaya dair tüm öğeleri, örnekler vererek, bu öğeler üzerinde düşünmemizi sağlayarak anlatıyor. Ardından, ancak bu öğelerin oluşturduğu sınırları aşmaya çabalarsak iyi bir edebi eser ortaya koyabileceğimizi söylüyor. Yazma ve okuma ihtiyacının psikolojik ve sosyal temelleriyle giriş yapıyor Gülsoy. Yaratıcılığın doğduğu yeri bulmaya çalışırken keşfettiği yol işaretlerini aktarıyor bize. Yaratıcılığın dışarda, elle tutulur bir yerde olmadığını, zaten doğamızda anlatmanın, hikayeleştirmenin varolduğunu belirtiyor. Gerçekle olan derdimize değiniyor. Konulan sınırların ötesine geçmek için giriştiğimiz mücadelenin yaratıcılığı tetiklediğini söylüyor. Yaratıcılığa dair bu yer gösterici değil keşfedici girişten sonra kurmacanın öğelerine geçiyoruz: Bakış açısının önemini, kullanılan zaman kipinin önemini, kurgunun değerini, mekanın etkisini, karakter yaratımını, betimlemeyi; çok iyi öyküler üzerinde örneklendirerek anlatıyor yazar. Tüm bunları anlatırken de ahkam kesmiyor, kural koymuyor. Zaten bu kitabın güzelliği de burada: Murat Gülsoy, zamanla belirlenmiş kuralları ortaya koyuyor ama en doğrusunun bu kuralları ihlal etmek olduğunu söylüyor. Yazmaya dair düşündüren iyi bir kitap bu. Mutlaka okuyun.
Baskı: Mezarlık Kitabı
Naif, ilgi çekici, iyi yazılmış, farklı bir kitap. Kalabalık olmayan, söz sanatlarına yüklenmeyen, sade ve sadelikten gelen etkileyiciliği barındıran iyi bir dili var. En çok Silas kişisini sevdim, onun koruyucu tavrı ve onun Bod'a duyduğu sevgi etkiledi beni. Mezarlıkta geçen capcanlı bir öykü. Resimlemelerden bahsetmemek olmaz, Gaiman'ın yol arkadaşı saydığım Dave Mckean muhteşem çizimlerle kitabın tekinsizliğinin ve naifliğinin altını çizmiş. Çizimler rol çalmıyor, köstek olmuyor anlatıma, okuyucunun zihnine zincir vurmadan destek oluyor hikayeye. Çevirisi de harika Evrim Öncül çok iyi bir çeviri yapmış, zihni dert bulmasın.
Baskı: Âdem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler
Bir çok iyi öykü var kitapta. Bazıları çok eğlenceli ve eleştirel. Adem, Havva ve Şeytan'ın anılarından oluşan kısım, kadın-erkek ilişkilerine yeni bir bakış getirmese de keyifle okunuyor. Diğer öykülerin tamamı büyük bir merak ve hızla okunuyor. Tabi bu akıcılıkta saygıdeğer çevirmen Akşit Göktürk'ün payı büyük.
Baskı: Muzıkacı Yanko ve Kamyonka
Çok güzel iki öykü ve daha çok Henryk Sienkiewicz okumaya heveslendiren güzel bir incelemeden mürekkep değerli bir kitap. Çevirisi muazzam, Ahmet Rasim okumaya heveslendiriyor. Kağıdı, cildi çok güzel.
Baskı: Yürek Her Şeyden Ziyade Aldatıcıdır
Bazı anlarda çok sarsıcı, çok sert, hazmedilmesi zor ama hızlı okunan iyi bir kitap. Çevirisi de çok iyi.
Baskı: Hayatımızı Değiştiren Unutulmaz Diziler
Kişisel tercihlerle derlenmiş dizilere kişisel yorumlar eklenerek oluşturulmuş bir nebze nostaljik değeri olan vasat bir derleme. 1960'lardan 2010'a kadar bir çok Türk dizisi ve yabancı dizi mevcut kitapta. Her dizi için bir künye bölümü var: yabancıysa özgün ismi, gösterim yılları, belli başlı oyuncuları, bölüm başına süresi. Yazar her dizi için biraz konusundan bahsettiği biraz da yorumunu kattığı "Konu/yorum" bölümünde diziye dair hatırladıklarını ve onu neden sevdiğini anlatıyor. Kimi zaman bazı dizileri yeterince iyi bulmasa da televizyon tarhinindeki yerini önemsiyor. "Neden İzlenmeli?" kısmında bir kaç cümleyle sebeplerini açıklıyor ama "Konu/yorum" bölümünde söylediklerinin ötesinde bir şey eklemiyor. Sonra o dizide geçen, kendince önemli saydığı bir kaç repliği ekliyor. Ayrıca her bir dizi için siyah beyaz bir görsel var. Okurken "evet ya, böyle bir dizi vardı" diyerek eskilere gidebilir "güzel diziymiş" diyerek yeni diziler keşfedebilirsiniz ama bu kitaptan alabilecekleriniz bundan öteye gitmez.
Baskı: Yitik Öyküler Kitabı
Türkiye'de fantastik ve korku edebiyatının gelişmesi adına her adımı takdirle karşılamak gerekiyor; İhsan Tatari'nin bu öykü kitabı da güzel bir adım ama özenli bir adım değil. Kitabın içinde bulunan 9 öykünün içinde sadece bir öyküde klişelerden uzak yaratıcı bir kurgu var: Kılıçların Gardiyanı. Diğer öyküler, hızlı okunan, bilindik kurgulara ufak yenilikler katan ortalama öyküler. Kitaba dair en rahatsız olduğum şey ise çeviri bir eser okudum hissi veren ifadeler: "Hey, ne yaptığını sanıyorsun." "Ona gününü göster." "Aşağılık pislik." "Lanet olasıca." Bu tür ifadelere her rastladığımda öyküden uzaklaştım. Mizahi öğelerin yerinde kullanımıyla bazı öykülerin okunurluğu artmış ama kimi öykülerde dozun iyi ayarlanamaması öykünün bir parodiye dönüşmesine neden olmuş. Halbuki yazarın tüm öykülerde parodi yapmak istediğini sanmıyorum.
Baskı: Aynı Yıldızın Altında
Güzel, çok güzel. Yazarın hassas bir dili var. Ayrıntılarda değer bulan iyi bir dil bu. Bir anda seyrinden çıkıp sulu bir melankoliye evrilecek ve edebi açıdan duvara toslayabilecek bir konuyu alıp varoluşa dair naif sorulara çevirmiş. Edebi bir eserin ölümsüzlüğü, yazarın varlığı, yazarla okur arasındaki dile gelmeyen anlaşma üzerine çok güzel bir kitap bu. Hüzünlü de. Hem de çok hüzünlü. Ama dayatılan bir hüzün değil. Doğal, kendiliğinden meydana çıkan bir hüzün. Öyle olunca okuyucuya da ağlamak düşüyor. Okur, kitabı okuyup kitaba ağlamıyor, kendi içine bakıp orada bulduklarına hüzünleniyor. Komik de. Bazen sırıtıp dakikalarca öyle kalmanıza, bazen gülümsemenize, bazen de kahkaha atmanıza neden oluyor. Roman kişilerinin akıllıca atışmaları, oralarda bir yerlerde olmayı isteyeceğiniz kadar hoşunuza gidiyor okurken. Güzel bir kitap bu. Çok güzel. Çevirisi de şahane. Bana dilimi ne kadar çok sevdiğimi hatırlatacak denli şahane. Teşekkürler Çiçek Eriş, zihniniz dert bulmasın.
Baskı: Sherlock Gibi Düşünmek
Sherlock'u hiç tanımayanlar için onun başından geçen vakaları okumaya heveslendirebilir ama onun gibi düşünmeye dair neredeyse hiçbir şey söylemiyor kitap. Aslında Sherlock'u ve Arhur Conan Doyle'u tanımaya dair de pek bir şey söylemiyor. "Ne bekliyordun ki?" diyebilirsiniz ve haklısınız.
Baskı: Soğukkanlılar
Keyifle okudum. Ve heyecanla. Sonuna kadar neler olacağını merak ettim. Katillerin gözünden bakmamı sağladı, ne kadar unutsak da onların da insan olduğunu gösterdi. Bir şehrin korkularını gördüm. Yazarın yaşamıyla kesişen bir roman okudum. Bu romanı büyük yapan da bu. Ve kitabı bitirdikten sonra mutlaka "Capote" filmini izleyin, çünkü o film bu kitabın nasıl yazıldığını anlatıyor. O filmi izlediğinizde bu kitabı gerçekten okumuş olacaksınız.
Baskı: Gece Uçuşu
Edebi açıdan zayıf olsa da sayfa çevirtiyor, heyecanla okunuyor. Film izler gibi okunabilir.
Baskı: Yatak
Çok güzel bir kitaptı. Sade ve ilgi çekiciydi. Söylenecek çok şey var kitaba dair ama şimdilik bunları söylemeliyim.
Baskı: 24. Yüzyılda Cinayet
Harika bir Alfred Bester eseri. Bester zihin okuma olgusunu sosyal bir arka plana oturtup bunun üzerine ince ince işlenmiş bir cinayet öyküsü eklemiş. Bilimkurguya gönül veren Selma Mine çevirisi güzel, zihni dert bulmasın.
Baskı: Kırmızı Ot
Boris Vian'ın deli zihninden garip bir bilimkurgu. Aslında bilimkurgu demek pek doğru değil. Boris Vian çok garip bir dünya kuruyor ve sizi ona inandırıyor. Konuşmayı bilen ama susmayı tercih eden bir köpek ancak Boris Vian'ın yarattığı bir dünyada olabilir.