periyodik neşriyat
@periyodik neşriyat

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kontrbas
10/1001.04.2019

Baskı: Kontrbas

Zazie Metroda
7/1003.08.2017

Baskı: Zazie Metroda

Tatlı tatlı akan, hızla ilerleyen, hiç sıkmayan bir roman. Zazie adlı küçük, ele-avuca-sığmaz ve azcık-edepsiz. Bir kızın dayısını ziyaret etmesiyle başlayan eğlenceli olaylar silsilesi. İlginç karakterler, akıcı ve komik diyaloglar... Yazar Queneau olunca insan oulipo'ya veya 'patafizik'e dair anlatım biçimleri, oyunlar bekliyor ama yok. Tabi yine de fazlasıyla argo kullanımına ve bazı kelime oyunlarına yer verilerek romanın dili zenginleştirilmiş ve biricikleştirilmiş. Çevirisine gelirsek, ki çok beğendim, sayın Tahsin Yücel argo ifadeleri pek bi' güzel aktarmış dilimize, tadından yenmez. Bazı bazı anlamsız söz grupları, düşük cümleler, zaman kaymaları var ama ben bunları Tahsin beye bağlamıyorum, bunlara Raymond Queneau'nun denemeleridir deyip geçiveriyorum. Pek tatlı, merak uyandırıcı kısacık bir kitap bu, keyfini sürün.

Zıkkımın Kökü
10/1002.08.2017

Baskı: Zıkkımın Kökü

İlla ki okuyun bu kitabı. Eğer siz de küçükken, yatmadan evvel evinizin tavanındaki şekillere bakarak hayal kurduysanız; taşınırken kamyonun arkasında oturma keyfini yaşadıysanız; kira günü geldiğinde evinizde tedirgin bir hava estiyse; kitaplarınızı gazete ile kapladıysanız; uçan balonlara hep hasretle baktıysanız; kömür taşırken oranız buranız kapkara toz kesildiyse ve sonra anneniz sizi leğende yıkadıysa; anneniz, babanız ve kardeşlerinizle ayrı tabaklarda değil aynı tencereden yemek yediyseniz; pantolonunuzun yırtığına yama vurulduysa; yerleri ahşap desenli muşamba serilmiş evlerde oturduysanız; damınız aktıysa; musluklarınız soğuktan donduysa; tuvaleti dışarıda bir evde yaşadıysanız; toprakla oynayıp "anaaa suuu" diye eve vardığınızda bin bir azar duyduysanız; sokakta saatlerce oynayıp karnınız acıkınca sadece ekmek istediyseniz; anneniz salça kaynattıysa, sonra kazanı komşuya geri verdiyse; babanız işçiyse; yılda ancak iki kez alınan yeni elbiseleri günlük giymek isteyince anneniz "misafirliğe, düğüne falan giderken giyersin, her alınanı eskitmeyin" diye payladıysa sizi ve şimdi geriye bakınca "her şey ne de güzeldi o zamanlar" diyorsanız... İlla ki okuyun bu kitabı. Okuyun çünkü canınıza değecek.

Tekinsiz
9/1002.08.2017

Baskı: Tekinsiz

Çok etkileyici. Ana kurgunun içinde küçük hikayeler var, böylece hem öykü okumuş hem de roman okumuş hissini veriyor. Yine şaşırtıcı, yine mide kaldıran olaylar, kişiler. Palahniuk severler için biçilmiş kaftan. Şaşırtıcı sonlar üstadı olan Palahniuk yine yapacağını yapmış tabi. En kalın Palahniuk kitabı olması ve ara hikayelerin ana kurguyu yavaşlatmasından mütevellit sevenleri az. Palahniuk her ne kadar üslup açısından benzer numaralar çekiyor gibi görünse de her kitabında farklı bir kurgunun peşine düşer; bu açıdan hayranları bile bazı kitaplarını soğuk karşılar. Chuck'ın bu kitabının ilginç bir teknik farklılığı vardır. Anlatıcı "biz" şeklinde aktarır olanları, çoğul anlatıcıdır yani; ama "biz" ifadesini kullanan bu anlatıcı, karakterlerden herhangi biri olarak yapmaz bunu, o hepsidir, ortak bir zihindir. Daha evvel "bakış açısı tekniği" bakımından böyle bir seçim görmemiştim. Palahniuk, okuduğum her kitabında olduğu gibi beni sarsmış, şaşırtmış ve eğlendirmiştir. Kitap, sırf "Bağırsaklar" öyküsü için bile okunabilir, yalnız hazır olun çünkü midesi sağlam olmayanlara tavsiye edilmez.

Güvercin
9/1009.07.2017

Baskı: Güvercin

Baskı: Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Çok güzel bir Barış Bıçakçı kitabı. Yine tertemiz bir anlatım, sadece kitabın içindeyken sarsıcı anlamlara bürünen güzel cümleler, alıntı yapılınca darmadağın olacak ifadeler var kitapta. Bıçakı'nın kitaplarında bu bütünlük hep var. Bir çok okuyucunun yaşadığı sıkıntıyı ben de yaşadım. Kitabın bölümlere ayrılıp her bölümün anlatıcısının sürekli değişmesi, kafamı çok karıştırdı. Hangi bölüm kimin ağzından anlatılıyor bunu anlayıncaya dek kitabın içine giremedim. Barış Bıçakçı'nın bunu bilerek yaptığını düşünüyorum: O okuyucusundan çok şey bekleyen bir yazar. Bu denli sade yazmasının sebebi de bu: Okuyucudan bekliyor yazılmayan bir çok şeyi düşünmeyi, boşlukları doldurmayı, hikayeyi kurgulamayı. Bu çoğu okuyucu için yeni ve yorucu bir deneyim. Yine de bu karmaşık anlatım kitabın yoğunluğunu bir nebze seyreltiyor. Bunu söylemek lazım. Aklımdan, okuyacaklara yardım etmek için her bölümün anlatıcısını buraya yazmak geçiyor aslında; ama bu Barış Bıçakçı'nın seçimine saygısızlık olur sanırım. Yavaş yavaş, ususl usul okuyun, kitap kendini açacaktır size. O zaman karşınızda yetkin ve etkileyici bir roman göreceksiniz.

Babafingo
7/1008.07.2017

Baskı: Babafingo

İlginç bir eser çünkü anlatıcısı "şef" diye anılan bir erkeğin cinsel organı. Anlatıcı bir penis olunca seyreyleyin gümbürtüyü diyorsunuz belki ama kitap o denli eğlenceli değil. Okuması zevkli fakat fikrin ilginçliğini eserde bulamıyorsunuz. Telsizle kız tavlama ustası olan "şef"in başından geçen garip olayları penisinin anlatımıyla okuyoruz. Böyle olunca delikler, yarıklar, tüneller; kuleler, dikilitaşlar, antenler de bu anlatımın içinde fink atıyor. Kitabı okunur kılan bu anlatım değil ama. "Şef"in başından geçen vakalar çok ilginç. Özellikle balina ile ilgili bölüm çok eğlenceli. Hele kitabın sonunu çok ilginç bulacağınıza eminim: Bunca garip cinsel macera yaşayan "şef" ve babafingo'nun yalnız başlarına kaldıkları kısım. Çevirinin harika olduğunu söylemeye gerek yok: kitabın isminden tutun da içinde sık sık geçen onlarca argo ifade Türkçe’ye harika uyarlanmış, Rekin Teksoy'u saygıyla anıyorum.

Arazi Marazi
6/1008.07.2017

Baskı: Arazi Marazi

7 yazarın yedi yazısını içeriyor bu kitap. Ayrıntı düşkünlüğüne dair yazılan bu yazıların kimileri çok ilginç ve zihin açıcı; lakin kimileri çok sıkıcı. En güzel yazı Armağan Ekici'ye ait. Armağan Ekici'nin yazısı Oulipo'yla Simpsons'ı ve daha bir çok şeyi birbirine iliştiren ilginç ve okuması çok keyifli bir yazı.

Alengirli Filmler
6/1008.07.2017

Baskı: Alengirli Filmler

Filmlere dair kısa kısa yorumlar. Filmler kitap içinde gruplara ayrılmışlar, bu tematik gruplar içinde yazar filmler arasında kendince geçişler yapıyor. Eğlenceli ama doyurucu değil. Kenara not edecek bir kaç film söylüyor en azından.

Erken Kaybedenler
6/1019.03.2016

Baskı: Erken Kaybedenler

Toplamda iyi bir kitap ama bazı öyküler çok zayıf. Karakterler o kadar çok birbirine benziyor ki bir süre sonra hep aynı öyküyü okuyormuşsunuz hissi veriyor. Kitabın en iyi öyküsü bana kalırsa Anneannemin Son Ölümü, kurgusu, duygusu ve mizah dozu pek yerinde. Diğer öykülere de kısaca bakacak olursak: Zannettiğin Gibi Değil'de diyaloglara yaslanan, başkişiye hemen ısınmamızı sağlayan bir yapı hâkim. Okuması keyifli. Korhan Ağbi’nin Kardeşi, arkadaş hatrına neler yapılabileceğini anlatan bir mahalle öyküsü. Zaman zaman aklımıza gelen hınzır şeylerle ilgili iyi bir öykü. Denizin Çağrısı, Emrah Serbes'in bir çocuk zihnine en çok yaklaştığı öykü. Diğer öykülerde inandırıcılıktan uzak bir biçimde olgun çocuklar varken bu öyküdeki çocuk sahici ve naif. Cahide, kitaptaki çoğu öykü gibi genç bir dimağın fazla atik hayal gücünden doğuyor. Hızlı yazılmış, belirli bir kurgu hâkim değil, bir kaç andan ibaret vasat bir öykü. Üst Kattaki Terörist, belki de kitaptaki en farklı öykü ama fazla didaktik, yer yer fazlaca sığ. Alçakgönüllü Arzular'ın konusu ve kişileri çok sıkıcı. Kitabın tamamına sinmiş olan ergenlik aşkı temasının bir sunumu daha. Kimi Sevsem Çıkmazı, iyi bir öykü değil ama baba karakteri çok akılda kalıcı. Anlatıcının aklı şeyinde tavrı belirli bir yerden sonra komikliğini yitiriyor. Sırf sonundaki bir diyalog yüzünden öyküyü göklere çıkarmaya gerek yok. Genel olarak, ergenlik dönemindeki gençlerin var olma mücadelesini konu edinen ilginç öykülerinden mürekkep iyi bir kitap Erken Kaybedenler; ama çok iyi değil. Keşke Emrah Serbes tüm öyküleri birinci tekil şahısla değil başka bakış açılarıyla da yazmayı deneseymiş, kanımca daha iyi olurmuş. Akılda kalan bir kaç cümle olsa da keyif için okunup hemen unutulabilen eğlenceli bir kitap.

Baskı: Sinek Isırıklarının Müellifi

Her zamanki gibi muhteşem bir Barış Bıçakçı eseri. Sığ bir karşılaştırma yaparsam ki bu tamamen kişiseldir: Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra'dan daha iyi ama Bizim Büyük Çaresizliğimiz'in etkisine yetişemiyor. Belki de Bizim Büyük Çaresizliğimiz konu olarak daha etkileyici geliyor bana, bilmiyorum. Anlatım zenginliği bakımından kallavi.

Katilin Şeyi
7/1012.02.2016

Baskı: Katilin Şeyi

Muammanın kendisi ve çözümü pek tatmin etmese de keyif veren roman kişileri yüzünden okunmayı hak ediyor. Anlatıcının düblaj Türkçesiyle konuşmasına takılmayın, yazar onu bilerek yapmış. Yani anlatıcı her kitapta kendisini daha da geliştirip düzelecek.

Defo
6/1008.01.2016

Baskı: Defo

Tatar Çölü
10/1017.12.2015

Baskı: Tatar Çölü

Büyüleyici. Biraz Marquez, biraz Kafka, biraz Hasan Ali Toptaş; okudukça bu yazarlar geçti aklımdan. Hepsi kol kola yürüyor gibi geliyor bana. Kafka'nın sunduğuna benzer kapalı ve bunaltıcı bir mekanda, bir kalede geçiyor bu roman, mekanın gücünü size gösteren bir anlatımı var. Baş kişi olsa da mekanın altında ezildiğinden ya da zaten ezilmeye, yok olmaya müsait bir ruha sahip olduğundan teğmen Giovanni Drogo'nun varlığını Bastiani Kalesi'nden daha az sezinliyoruz. Drogo teğmen olduktan sonra ilk görev yeri Bastiani Kalesi'ne atanır, başlarda hiç sevmez burasını, hastalık bahanesi ile başka yere gitmeye çalışır, askeri hekim gelene dek beklemelidir ama, çok değil iki ay sonra şehirde bir göreve gidip Tatar Çölü'ne bakan bu yalnız kaleden kurtulacaktır. Böyledir umudu. Lakin kalenin heybeti, büyüsü ve kaledeki askerlerin içinde solmak bilmeden büyüyen savaş umudu Giovanni'yi sarar. Yavaş yavaş Drogo'nun da içinde varoluşuna anlam katacak bir savaş umudu belirir. Bir düşman gelecek, kaleyi saracaktır ve Bastiani Kale'sinin ve onu savunan yiğit askerlerin varlıklarının bir değeri olacaktır. Drogo kımıldayamaz kaleden, ara ara gitmek duygusuna kapılsa da alışkanlıklar ve boşa çıksa bile taze kalan umutlar yüzünden kalmaya devam eder kalede. Sonunda kaleden gider başka bir hayata atılır mı onu söyleyemem, okuyup görünüz. Lakin sonu nasıl biterse bitsin, bu kitap yarattığı hava için ve Marquez'i andıran büyülü dili için okunmalı. Sade bir olay örgüsünün bile nasıl etkileyici kılınabileceğini, mekanın romanın baş kişisi olacak kadar güçlü anlatılabileceğini gördüm ben bu eserde. Gerçeklikten koptuğunuz anlarda bile kendi gerçekliğinin içine sizi alabilen güçlü bir eser Tatar Çölü. Ve içinde anlatılan o eşsiz düş için okumalısınız bu kitabı. Drogo'nun Angustina'yı gördüğü düş için (bölüm 11). Ve çevirisi: Öyle güzel ki... Nihal Önol'un akan bir sesi var. Sözcüklerin seslenişi asla rahatsız etmiyor ve Buzzati'nin büyülü diline yakışıyor. Hülya Tufan'ın yaptığı çeviriyi incelediğimde çevirinin doğru ama soğuk olduğunu gördüm; Fransızca eğitimi aldığını öğrendiğim Hülya hanımın kitabın Fransızca çevirisinden çevirdiğini tahmin ediyorum. Murakami çevirileri de olan Nihal Önol'un üslubunu çok beğendim, kendisini izleyeceğim. Zihni dert bulmasın. Tadımlıklar: "Annesi, dönüşte gene kendi kendisini bulabilsin, uzun yokluğundan sonra bile gene orada çocuk kalabilsin diye odasını öylece koruyacaktı." (s. 7) "... henüz batan güneşin kızıl ışıkları altında bir büyü ile oraya konuvermiş gibi parlayan, çıplak bir dağ gördü Giovanni Drogo ..." (s. 9) "Şimdi salona gece duygusu egemendi; korkuların yarı yıkık duvarlardan çıktığı, mutsuzluğun tatlı olduğu, ruhun, uykuya dalmış insanlık üzerinde övünçle kanat çırptığı o saatlerin duygusu." (s. 47) "Sonunda Drogo anladı ve iliklerine dek ürperdi. Suydu bu. Yakındaki kayalıkların tepelerinden dökülen bir çağlayandı. Yüksekten inen suyu titreten rüzgar, yankıların o anlaşılmaz gizemli oyunu, üzerinden geçtiği taşların çıkardığı değişik sesler, bu çağıltıyı insan sesine dönüştürüyordu, konuşan, durmadan konuşan bir sese; anlaşılmasına hep ramak kalan, ama hiçbir zaman anlaşılamayan, yaşamımızın sözleri." (s. 59-60) Çevirinin güzelliğini göstermek için: "Şimdi ise saydam bir burukluk bile duyuyordu içinde; sanki yazgımızın önemli saatleri yakınımızdan bize dokunmaksızın geçip gitmiş, uğultusu uzaklaşıp yitmiş, bizleri ise kuru yaprak yığınları arasında, o yitirilmiş, yaman, ama büyük olanağa ağlar durumda bırakmış gibi bir burukluk." (s. 69) Özgün metin: Ora sentiva perfino un'ombra di opaca amarezza, come quando le gravi ore del destino ci passano vicine senza toccarci e il loro rombo si perde lontano mentre noi rimaniamo soli, fra gorghi di foglie secche, a rimpianger la terribile ma grande occasione perduta. İngilizce baskısının çevirisi: Now he felt a certain bitterness, a dark shadow, such as come when moments of destiny pass us by without touching us and the noise of their passing dies away in the distance while we remain alone amid a swirl of dead leaves lamenting the great-and terrible--opportunity we have lost.

Tılsım
8/1008.12.2015

Baskı: Tılsım

ÖncekiSayfa 1 / 10Sonraki