Yüzyıllık Yalnızlık
Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli, kocaman bir evde, toprak yiyen bir kızkardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha az bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı... Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlıkı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım... Bu romanı büyük bir dikkatle ve keyifle okuyan ve hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan hiçbir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek satır bulamazsınız. Gabriel García Márquez
Baskılar6
Bu eserin yayımlanmış baskıları. Bir baskıya tıklayarak yayınevi, ISBN, sayfa sayısı ve basım bilgilerini görebilirsiniz.
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...
Puanlama
Yorumlar(25)
Yazarı tanımaya bu kitabıyla başlama diyenlere inat büyük bir şevkle okuduğum bir romandı. Aynı tadı alabileceğim başka romanlar da olsun isterdim.
Bir ailenin yüzyıllık yalnızlığını 450 sayfada okuduğunuz için büyük bir tempoda ilerliyor kitap. ancak hiçbir karakter üstünkörü geçilmemiş, hepsinin kendi hikayesinden ayrı bir roman çıkacak kadar etkileyici karakterler üstelik. Büyülü gerçekçilik her zaman beğendiğim bir tür olmuştur, GABO'nunsa bu türün en başarılı temsilcilerinden olduğu açık. Fantastik öğelerin yanında benim en çok etkilendiğim zamanın döngüselliği vurgusu(özellikle karakterlere verilen isimlere göre ortaya çıkan yaşanacakların benzerliği) ve aile üyelerinin yalnızlıklarına gömülürken bir eylemi sürekli tekrarlamaya başlamasıydı(Ursula'nın yapboz teorisi). çok değerli ancak emek isteyen bir kitap. Not 1: Kitabın arka kapağında belirtildiği üzere yazar yaşanmamış hiçbir şeyin yazılmadığını söylüyor bu kitapta. Bunun ile ilgili bir röportajına denk geldim GGM'nin; güzel Remedios'un cennete uçmasına ilham veren olayı anlatıyordu, köylerindeki bir kadın torununun bir adamla kaçmasını kabullenemiyor ve herkese kızın birdenbire cennete uçtuğunu anlatırken bir süre sonra buna kendisi de inanıyor. Yani evet yazar yaşanılmamış hiçbir şey anlatmamış ancak farklı bir boyutta sunmuş bunları bize. Not 2: Birçok kişi isim benzerlikleri nedeniyle zorlandığını söylemiş veya kitabı bu noktada eleştirmiş. Ancak aynı isimlerin sürekli tekrarlanması alametifarikası kitabın, yazar bunu bilinçli olarak ve bir amaç ile yapmış. Yeni okuyacaklar bu noktaya takılmasın, hem kitabın başındaki soy ağacını hem de olay örgüsünü iyi takip ederseniz gayet anlaşılır oluyor isimler.
Kitap hakkında ne düşüneceğime bir türlü karar veremedim, bitirdikten sonra kitaba dair düşünmem gerekti. Her şeyden önce, belki de aralıklı okuduğum için, okurken sıkılmadım. Yazarın kullandığı dili, kelimeleri, olayları sunuşunu tartışmaya gerek yok. Ailede neredeyse toplam 3 isim ve onlarca karakter var, hepsi de birbiriyle bağlantılı ve kenara atılmayacak karakterler. Okurken karıştırmamak için çabaladım, bir süre sonra da alıştım ama karakterlere bir türlü ısınamadım. Hepsinin iyi kurgulanmış bir hikayede, kopuk kopuk hayatlarına şahit oldum ama hikaye beni içine çekemedi. Son 100 sayfada ise tamamen koptum ve artık tamamen bitirmeye odaklandım çünkü nasıl başladıysa öyle biteceğini biliyordum. Ağzımı açık bırakan tüm o akrabaların birbirlerinden üremesi ve de bazı tuhaf olaylar oldu, domuz kuyruğu, Güzel Remedious'un uçup yok olması, Ursula'nın kör olması ve kimsenin anlamaması ve aynı zamanda bir çok jenerasyon devirip öyle can vermesi gibi. Muz fabrikası, Liberaller ve Muhafazakarların savaşı, öldürülüp vagona tıkılan cesetler ve yıllar sonra bunların serapmış gibi davranılması, hiç var olmamış olduğunun düşünülmesi de bana düşünecek yeni konular vermiş oldu, kitabın sevdiğim tarafları da sıkıldığım ve anlamsız bulduğum tarafları da var. Yine de ilk okuduğum Marquez kitabı olduğu için ve okuduğum tuhaf kitaplardan biri olduğu için, abartıldığını düşünsem de, büyük resme bakarsam kitabı sevdiğimi söyleyebilirim.
İnsanlık tarihini okudum sanki Buendia ailesinde.. her insanın eninde sonunda yalnızlığı ve hayatın bir döngüden ibaret olduğu.. müthiş imgeler, derin anlamlı bir hayal gücü.. bizim değerlendirmemize ihtiyacı olmayan bir başyapıt..
Büyülü gerçekçilik akımının en önemli eserlerinden biri olan kitabın en dikkat çekici yanı anlatım zenginliği. Marquez’in arka kapakta ifade ettiği gibi tüm olağanüstü imgelere rağmen öyle yalın hatta duygusuza varan bir dili var ki bu da anlatılan her şeyi gayet olağan kılıyor. Soy ağacıyla başa çıkmanın mümkün olmadığı eserde yazar kendi çocukluğundan hareketle adeta insanlık tarihini özetlemiş. Gelişen, ilerleyen, sömüren, kuşaklarca aynı hatayı yapan, akıllanmayan ve yeryüzünden silinene kadar kendi kendini tüketecek olan insanlığın. Fakat ilk gençlik yıllarımda okuduğum için yeterince hakkını verememiş olduğum düşüncesiyle tekrar okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki değerini ve önemini kabul etmekle birlikte asla Kırmızı Pazartesi’den aldığım edebi zevki alamadım.














