Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Dünyanın İlk Günü (İmparatorluk, #1)

Biraz Osmanlı iyiydi de çevresi kötüydü havasına sahip olsa da ilk kitap olarak gayet iyi bir eser diyebilirim. İçerik olarak elden geçebilir tabi ki. Misal tarihi bir romanda yazarın birden bugüne dönüp notlarını derlemesi olmasaydı daha iyi olurdu. Ya da savaşın en kızıştığı anlarda zaman atlamasıyla savaş sonrasındaki dönemlerden parçaların araya girerek sürükleyiciliği sekteye uğratması. Bunun gibi kişisel zevke göre değişebilecek bir iki durum dışında akıcı bir roman. Albertini’nin hatıralarını naklettiği kısımlar daha çok hoşuma gitti diyebilirim. Özellikle kavram ve geleneklerin karşılaştırılmalı olarak aktarılması iyi düşünülmüş. Her iki taraftan da diğer kültüre yabancı olanlar için anlam karışıklığının önüne geçilmiş. Bir de araya giren kısımları saymazsak savaş bölümlerini beğendim. Kolaya kaçılmamış. Planlar, projeler, hazırlıklar, defalarca uğranılan yenilgiler... Açılış olarak iyiydi serinin devamı biraz daha derinlik içermeli.

Kara Kule VII: Kule
8/1025.05.2013

Baskı: Kara Kule VII: Kule

Tüm seriyi tek tek değerlendirmek güç. Bir cümlenin devamı gibiler çünkü. O yüzden son kitapla toptan değerlendireceğim. Herhalde biraz daha sürseydi yazarın yazma süresini bulacaktı okumam. Neyse ki sonunda seriyi tamamlayabildim. Seneler önce tam ortasından başladığım, 7 kitaptan oluşan bu seri Robert Browning’in Childe Roland to the Dark Tower Came isimli şiirinden esinlenerek yazılmış. King’de nasıl bir hayalgücü varsa artık bir şiirden böyle efsanevi bir seri çıkarmış denebilir fakat haksızlık olur. Zira şiir başlı başına bir destan. Son kitap olan Kule’nin sonunda gayet güzel bir çeviriyle 34 kıta birden arzı endam etmekte. Yazılma süresi göz önüne alındığında aslında tam bir tarih geçiş hikayesi. Seri ilerledikçe bizim dünyamızda (anahtar dünya) teknoloji de ilerlediğinden kitapta geçen bir çok makine neden olmasın belki birkaç çift haneli yıl sonra çevremizde görebiliriz dedirtiyor. Kitabın en ilgi çekici yanı bu olsa gerek, yüksek bir hayalgücünün eseri olmakla birlikte bu hayalgücünü besleyen kaynaklar gayet anlaşılabilir ve tanıdık. Kişisel olarak yazarın kendini de hikayeye katıp kurgunun içine okumasına kıl olurum. Fakat Kule serisinde sai King’i yadırgamadım. Hatta kendine dışarıdan böyle bakabilmesi (birebir yansıtmasa da) hoşuma gitti. Kitabın konusu en sade haliyle, baş karakter olan, ne iyi ne kötü diyebileceğim, daima Ka’sına hizmet eden Silahşor Roland Deschain’in ilerleyip gitmiş dünyada tüm dünyaların kesişme noktası, ışınların koruyucusu Kara Kule’ye ulaşmak ve aynı zamanda Kule’yi ve dolayısıyla tüm dünyaları yıkıp karanlık çağı başlatmak isteyen Kızıl Kral’ı durdurmak üzere çıktığı uzun yolculuk. Bu yolda bir çok yoldaşı ve kaybı oluyor Silahşor’un. Susannah, Eddie, Jake ve Oy son ka-tet’i. Gilead’lı Roland’ın yaptıkları ve gözden çıkardıkları zaman zaman öfkelendirmekle birlikte bir süre sonra okuyucuda da Kara Kule’yi görmek bir saplantı halini alıyor. Ve son olarak genelin aksine ben finali beğendim zira Ka harbiden bir çember. Biz de buna kısaca keser döner sap döner gün gelir hesap döner diyoruz.:)

Kız Kardeşim İçin
9/1025.05.2013

Baskı: Kız Kardeşim İçin

Böyle final olmaz olsun... Çok düşündüren arka kapaktaki gibi siz olsaydınız ne yapardınız sorusunu defalarca kendinize sorduran bir roman. İnsan karakterlerden hiçbirini direk olarak suçlayamıyor çünkü hep kocaman bir “ama” duruyor ortada. Çoklu ağızdan yazılması karakterlerin görüş açılarını anlayabilmemizi sağlıyor. Bu roman için iyi, karar verme açısından kötü bir detay. Herkes kendince haklı zira. Bu kadar objektif yazılmasa içlerinden birini suçlamak daha kolay olurdu şüphesiz. Roman hem yazı dili olarak akıcı hem sonucu müthiş merak ettirdiği için akıp gidiyor. Avukat Campbell Alexander’ın her seferinde köpeğin vazifesini sorana bambaşka cevaplar vermesi ve Anna ile olan diyaloglarındakiler gibi ince espriler yer alsa da özellikle finali insanı darmadağın eden oldukça duygusal bir hikaye.

Baskı: Görgü Tanığı İncir

Okuduğum tüm kitaplar içerisinde en sıkıcılar listesine ilk beşten giriş yapabilecek bir kitap. Orijinal dili de mi böyleymiş bilmiyorum ama şiirimsi ve bolca farklı zaman kipi kullanılan çevirisi okumayı baya güçleştiriyor. Konu olarak da oldukça vasat. 1910 yılının Viyana’sında işlenen gizemli görünen ya da gizemli görülmeye zorlanılan ama bir türlü oldurulamayan bir cinayet. Kuralcı bir müfettiş ve onun bence gayet gıcık karısının cinayeti aydınlatma yolunda izledikleri farklı yolların sonunun bir türlü bağlanamaması. Bence müfettiş istifa edip yerini karısına bırakmalıydı, burhan geçirtecek kadar cins bir hatun olmasına rağmen yasa dışı falan iyi delil topluyordu. Kitapta tek ilgimi çeken şey o zamanların Avusturya’sının mutfağı oldu. Çok ilginç tatlıları varmış.

Baskı: Cebelavi Sokağı'nın Çocukları

Yüzyıllık Yalnızlık'a ilham verdiğini düşündüren ve ona yüz kere tercih edilebilecek bir roman. Cebelavi’nin neslinin bitmek bilmez bir laneti yıllarca taşımaları üzerinden bir ülkenin kaderine ağlamış adeta yazar. Her nesilden (ya da birkaç nesilde bir) tek bir sağduyulu insanın çıkıp düzeni ve dirliği sağlamasına rağmen devri kapanır kapanmaz yine karmaşanın, kaosun iktidara gelmesi insanların gerçekten tarihten ders almadığının kanıtı. Sahi ne oldu Edhem, Cebel, Rıfat, Kasım? Nerede şimdi onların bir türlü huzur bulamayan ruhları... Masalsı ve hüzünlü bir roman.

Ölüm Ressamı
6/1025.05.2013

Baskı: Ölüm Ressamı

Akıcı ve temposu hiç düşmeden ilerleyen başarılı bir polisiye. Sonunu tahmin edebilirim havası verse de en azından benim, katili şüpheliler arasında tutmama rağmen tamamen açığa çıkana kadar tahmin etmemi engelledi. Ben başkasının günahını almışım.:) Özellikle tüyler ürpertici olsa da ele alınan tablolar konusu çok ilgi çekici. Resim sanatına düşkün olanlar kadar amatör olarak ilgi duyanlara da oldukça keyif verecektir.

Öteki Kraliçe
5/1025.05.2013

Baskı: Öteki Kraliçe

Artık bir yerden sonra sırasını falan karıştırdığım için neyden sonraydı hangi kitabın devamıydı bilmiyorum ama sanırım Golden Age’le aynı dönemi ele alıyor. Lady Anne Boleyn’in kızı Kraliçe Elizabeth’in iktidarına başka bir gözden bakış atılmış. Yazar bu sefer aileden İspanya, evlilik yoluyla Fransa ve 8. Henry’ nin kardeşinin torunu olarak da İngiltere tahtının varisi İskoçyalı Mary, Mary Stuart’ın esaretini ele almış. Önceki kitaplar kadar heyecanlı değildi hatta neredeyse yarıya kadar oldukça tutuktu ama yazar kesinlikle işini biliyor ki kitap bir şekilde akıyor.

Kürk Mantolu Madonna
7/1025.05.2013

Baskı: Kürk Mantolu Madonna

Galiba bu roman beylerin daha çok hoşuna gidiyor, belki de böylesine bencilce bir aşktır onları yakalayan. Bense psikolojik tespitlerinin sadeliğini çok beğendim. Başka insanlar üzerindeki izlenimler, varolmak ile yaşamak arasındaki farklar Raif efendinin düşüncelerinde hiç dolandırmadan olabildiğine yalın ve sahi yaa dedirtecek şekilde cümlelere dökülmüş.

Bulantı
8/1025.05.2013

Baskı: Bulantı

Bence bu romanı varoluş felsefesinin temeli sayılacak kadar kült hale getiren en önemli etkenlerden biri de varoluşçuluğu yalnızca bir fikir değil, baş karakterin yaşamsal deneyimi olarak ele alması. Roquentin’in bireyi sınırlayan toplumsal yaşama duyduğu tiksintinin kendi bedenine kadar ulaşması ve insanın kendisine bir madde gözüyle bakıp bu derece yabancılaşması öyle iyi ifade edilmiş ki daha önce başa gelmişse işte bu dedirtiyor. Kitabın en etkileyici kısmı varoluşçu Roquentin’in hümanist Otodidakt ile olan görüşmeleri bence. Bir tarafın baskın çıkmaya çalıştığı diğer tarafın –doğal olarak- umursamadığı iki zıt görüşün karşılıklı diyalogları ve hareketlerini okurken çok keyif aldım. Fakat tüm anlaşılabilir dile indirgenmiş sadeliğine rağmen ağır sayılabilecek bir kitap. Özellikle kimlik bunalımı yaşayan birinin bu kitabı okuyup da kafayı kırmaması biraz zor. Yine de şöyle bir 50-60 yıl öncesinde yaşanıp okunsa daha çok etkisinde kalınırdı şüphesiz, bu çağda biraz zor tabi.

Kayıp Yolcu
5/1025.05.2013

Baskı: Kayıp Yolcu

Kendi halinde bir kasabanın, yıllar önce yaşanmış bir facia ile ilgili ortaya çıkan gizemli gelişmeler sonucunda kabuğundan çıkması üzerine yazılmış fakat olayın gizeminden çok insan psikolojisini ele alan, gerçekte kayıp olan kim diye sorgulatan bir roman. Kasabanın ortamı ve insanları bana biraz Gölgesizler’i anımsattı. Kitabın çok sade bir dili var hatta karakterler dahil çok az tasvir kullanılmış. Bu açıdan biraz eksiklik hissedilse de gayet akıcı. Özellikle Yılmaz’ın sözleri dikkat çekici.

Baskı: Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi

Başarısız kitap isimlerine bir örnek olsa gerek. Ne öyle Harry Potter ve Sırlar Odası gibi. Oysa çok naif ve akan giden bir kitap. Sadece Kar Çiçeği olmalıymış ismi. Dünyada yalnızca kadınlar arasında kullanılan tek dil olan Nu Şu’yu temel alarak, iki genç kızın laotong (ruh kardeşi) olarak bir ömür boyu hayatı paylaşmalarını ele alan bir roman. Hikaye baş karakter Zambak’ın dilinden kendi hayatı olarak anlatılmış. 1800'lü yılların Çin kültürü ile ilgili müthiş bilgiler var. O ayak bağlama olayı hele dehşet bir şey. Gerçekten çok ilginç ve katı gelenekleri varmış. Tanıdık gelen tek şey kadınlar için hayatın ne kadar zor olduğu.

Baskı: Aklından Bir Sayı Tut (Dave Gurney, #1)

Bir ilk kitap örneğine göre fena değil. Baştan ortalara kadar iyi gidiyor. Ama polisiye türü severler için çok tatmin edici olduğunu söyleyemem. Defalarca vurgulanan bazı ayrıntılar bir yerden sonra sıkıyor. Ayrıca cevap bulmayan çok soru var ki zaten bu türün takipçileri olayı başkarakterden çok daha önce çakabileceğinden asıl okutan ritüellerdeki detayların sebebini anlama isteği. Ayrıca kendi adıma sayı meselesinin daha alengirli bir şey çıkmasını umuyordum devede kulak gibi kaldı.

Serenad
7/1025.05.2013

Baskı: Serenad

Yakın tarihimizden çok bilinmeyen bir olayı temel alan, iç içe yaşayan farklı kültür ve dinlere mensup iktidar zulmünden kaçan ya da kaçamayan insanların hikayelerinin gelip İstanbul’da kesiştiği sürükleyici bir roman. Nefis alıntılar ve çok isabetli gözlemler var. Fakat kitabın hızı, her şeyin bir haftada olması Maya’nın istediği bilgilere çabucak ulaşması -bu bilgi çağında bile- biraz tüm taşların kusursuzca denk geldiği polisiyeler tadında olmuş. Ayrıca her iki kuşaktan da benzer acıların yaşanmış olup tüm sırların aynı anda ortaya çıkması gibi bazı her zaman denk gelmeyecek durumlar da var. Tabi bu ayrıntılar romanı kötüleştirmiyor. Anlatılan hayatlar o kadar etkileyici ki kusurdan bile sayılmayabilir. Bir de nedense Maya karakterine sempati duyamadım ama romanın onun ağzından roman içinde roman şekilde yazılması çok iyi olmuş.

Baskı: Cengiz Han'a Küsen Bulut

Daha önce de belirtildiği gibi aslında Gün Olur Asra Bedel kitabından, zamanın Sovyetler yönetimi çekincesiyle çıkarılmış bir bölüm. Bence gerçekten ayrı bir kitap olarak ele alınmaya değecek kadar güzel, güç ve gücün baştan çıkarıcılığı üzerine düşündürücü bir roman. Cengizhan ile ilgili ibretlik iç hikayesi bir yana özellikle tren sahnelerinde kitabın talihsiz başkarakteri Abutalip Kuttubayev ile birlikte nefesini tutarak okuyor insan.

Tristan İhaneti
5/1025.05.2013

Baskı: Tristan İhaneti

2. Dünya Savaşı’nın eşiğinde, Stalin Rusyası ve Hitler Almanyası arasında asıl kilit hamleleri belirleyen ABD, iç içe geçmiş istihbaratlar, kendi ülkesinden çok karşı cepheye çalışan ajanlar, 90'lı yıllarda büyük bir yüzleşmeyle tekerrür etmekten bir süreliğine kurtulan tarih... Nazilerden yaka silken Almanlar kadar, Kızıl Güç’ten kaçan Ruslar arasındaki huzursuzluk sürerken, bağlı bulunduğu haber alma örgütü çöken Stephen Metcalfe bir bir açığa çıkan kimliklerine rağmen kaçmak ve Avrupa haritasını değişmekten kurtaracak planını uygulamak zorundadır. Ve büyük bir fedakarlıkla sona eren plan bir savaşı başlatıp tarihin akışını değiştirir. Savaşların sadece cephede verilmediğini geride kaynayan kazanların, paranoyaya varan politikaların sonucunda ve değişmez şekilde en büyük fedakarlığı verip en ağır acıyı çekenin yine sıradan halk olduğunu gözler önüne seren bir roman. Kişisel olarak başkaraktere bir türlü sempati duyamadığımdan beni fazla çekmedi. Ama bir yerden sonra kördüğüme dönen karşılıklı istihbarat çalışmaları ilgi çekici.

ÖncekiSayfa 33 / 34Sonraki