
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kuşku
Panik, Mahzen ve Kuşku'yu peş peşe okuduğum için üçünü birden aynı şekilde değerlendireceğim. Bu yazarın tarzı Chattam’ın Kaos’un Sırları kitabına benziyor. Komplo üstüne komplolar, kime güveneceğini bilemeyen masumlar, sürekli değişen taraflar, ters köşeler vs... Kitapları kendini okutturacak kadar sürükleyici. Fakat hiçbir şeyden habersiz kimisi kendi halinde yaşam süren kurbanların, öğrendikleri gerçeklerle yıkılmak ya da şok olmak yerine adeta birer Macgyver’a dönüşmelerini her seferinde yadırgadım. Bunun dışında ele aldığı konuları çok da derine inmeden sürekli olaylar olaylar şeklinde işlediğini ekleyebilirim. Kriminal ya da hukuksal detaylar yerine bolca kaçma ve kovalama sahnesi var yani. Bu yüzden polisiye-gerilimden ziyade aksiyon-gerilim olarak sınıflandırılmalı bence.
Baskı: Mahzen
Panik, Mahzen ve Kuşku'yu peş peşe okuduğum için üçünü birden aynı şekilde değerlendireceğim. Bu yazarın tarzı Chattam’ın Kaos’un Sırları kitabına benziyor. Komplo üstüne komplolar, kime güveneceğini bilemeyen masumlar, sürekli değişen taraflar, ters köşeler vs... Kitapları kendini okutturacak kadar sürükleyici. Fakat hiçbir şeyden habersiz kimisi kendi halinde yaşam süren kurbanların, öğrendikleri gerçeklerle yıkılmak ya da şok olmak yerine adeta birer Macgyver’a dönüşmelerini her seferinde yadırgadım. Bunun dışında ele aldığı konuları çok da derine inmeden sürekli olaylar olaylar şeklinde işlediğini ekleyebilirim. Kriminal ya da hukuksal detaylar yerine bolca kaçma ve kovalama sahnesi var yani. Bu yüzden polisiye-gerilimden ziyade aksiyon-gerilim olarak sınıflandırılmalı bence.
Baskı: Panic
Panik, Mahzen ve Kuşku'yu peş peşe okuduğum için üçünü birden aynı şekilde değerlendireceğim. Bu yazarın tarzı Chattam’ın Kaos’un Sırları kitabına benziyor. Komplo üstüne komplolar, kime güveneceğini bilemeyen masumlar, sürekli değişen taraflar, ters köşeler vs... Kitapları kendini okutturacak kadar sürükleyici. Fakat hiçbir şeyden habersiz kimisi kendi halinde yaşam süren kurbanların, öğrendikleri gerçeklerle yıkılmak ya da şok olmak yerine adeta birer Macgyver’a dönüşmelerini her seferinde yadırgadım. Bunun dışında ele aldığı konuları çok da derine inmeden sürekli olaylar olaylar şeklinde işlediğini ekleyebilirim. Kriminal ya da hukuksal detaylar yerine bolca kaçma ve kovalama sahnesi var yani. Bu yüzden polisiye-gerilimden ziyade aksiyon-gerilim olarak sınıflandırılmalı bence.
Baskı: Şifre: Freya
Arka kapağında belirtildiği gibi savaşın seyrini değiştirecek bir casusluk hikayesi. Akıcı dili sayesinde sonuna kadar merak unsurunu korumakla birlikte son kısımlarda heyecan öyle artıyor ki final oldu bittiye gelmiş gibi hissettiriyor. Yine de savaşın sadece cephede verilmediğini görebilmek açısından okunabilir bir kitap. Özellikle havacılık ve model uçaklara ilgi duyanlar için dikkat çekici bilgiler mevcut.
Baskı: Karpuz
Tam bir çik-lit roman. Hafif, kafa dağıtıcı, travma sebebi olabilecek bir konuyu temel almasına karşın oldukça eğlenceli. Yormadan akıp giden bir kitap. Türünün gereği insana bir şey kattığı yok, sadece iyi eğlendiriyor diyebilirim. Fakat aynı türde olmalarına karşın yazarın bir diğer kitabı olan Senden Başka Yok daha etkileyici gelmişti bana.
Baskı: Elveda Gülsarı
Tek cümleyle özetlemek gerekirse Murat Uyarkulak' tan alıntı yaparak, "devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi" denilebilir. Tanabay’ ın bir zamanların ünlü yarış atı Gülsarı’ nın son anlarında kendi geçmişinin muhasebesini çıkarmasıyla ilerleyen kitap, bir devrim hayalinin Gülsarı misali hezeyana dönüşmesini fonda Kırgız kültürünün bozkır yaşamının ilgi çekici detaylarıyla ele alıyor. Kitabın sosyal izlenimleri bir yana bir atın duygularının böylesine ifade edilebilmesi takdire şayan. İnsanları böyle anlatamayanlar var yav.
Baskı: İki Yeşil Susamuru: Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri
O final bari olmayaydı dedirten bir roman. Oraya kadar hadi yine iyiydi denilebilecek arada bir kaç güzel tespit ve dikkate değer alıntılar olmasına karşın tüm kitabı kurtarmaya yetmiyor. Kurguya değil de bağlanış şekline itirazım var, yoksa insanı şaşırtmıyor değil.
Baskı: Prag Mezarlığı
Çok çok yüzeysel tanımlayacak olursak siyasi yemek kitabı diyebiliriz. Simone Simonini’ nin yemek kültürü sağolsun. İşin şakası bir yana, bu homini gırtlak hayali kurgu başkarekterin hatıratı şeklinde ilerleyen roman bir Avrupa tarihi ansiklopedisi neredeyse. Siyon protokollerinin ortaya çıkışını ele alırken dönemin çarklarını döndüre döndüre göz önüne seren sonlara doğru anlam kazanan bir kurgusu var. Dolayısıyla uzun bir süreci ele alması, gerçek hayattan çıkagelmiş yan karekterlerin çokluğu ve çevirinin yetersiz kalışı (bari dipnot kullanılsaydı) kitabı zorlaştıran unsurlar. Diğer yandan ironik ve nedense (!) tanıdık bir roman.
Baskı: Evrenden Torpilim Var
Evrenden Torpilim Var, benzer türdeki kitaplara göre daha samimi. Belki yazarı bizim dilden yazdığı içindir. Biraz daha yol gösterici, en azından nasıl istemek gerektiğine dair fikir veriyor. Fakat The Secret gibi sınırsız isteme mantığına dayandığından ikna edici gelmiyor. Bu görüş açısına bağlı bir durum tabi. Bana göre doğanın bir düzeni olduğundan herkes her istediğine kavuşsa Aman Tanrım filminde bulabiliriz kendimizi. Yine de yazım dili olarak daha akıcı olduğundan sıkmadan okutuyor.
Baskı: The Secret
Bu kitapların bana çok olumlu bir etkileri oldu. Bundan sonra nerede bir çıkar var, orada ben. Şaka bir yana çekim yasası bu kadar piyasaya düşmeden de olumlu düşünceye inanan biriydim şahsen. Tabi sen sipariş ver evren sana paket yaptırıyor şeklinde değil de karamsarlık kuyularında merdivensiz takılmak yerine mümkün olduğu kadar pozitif yanını görmeye çalışmanın daha hayırlı olduğunu düşünüyordum. O kadar Pollyanna'yı boşuna mı okuduk? Fakat böyle şeyleri hayata uygulaması zor tabi. O yüzden bir bakayım dedim ve evren görevini yapmış olmalı ki satın almaya hiç gönlüm olmadığından ikisi hediye biri de arkadaştan ödünç alma suretiyle 3 kişisel gelişim kitabı peş peşe elime geçmiş oldular. (Diğerleri Evrenden Torpilim Var ve Mutluluk Avantajı) The Secret çok büyük hayaller vaadetmesine karşın bir yol göstermiyor. Kitabın olayı isteyebildiğiniz kadar isteyin. Eee istiyoruz zaten. Demek ki istemenin de bir usulü bir adabı var. Fakat kitap herhangi bir yol göstermediği için istediğimizle kalıyoruz. Misal hâlâ Heybelideki evin anahtarı gelmedi. Bir de olumlu yandan bakıyorum, halen satılmadı da. Ya istemesini bilmiyorum ya kenafir gözlüyüm. Ayrıca kitap pazarlama taktiği olarak sunulduğundan bana itici geldi. Taktikleri seanslarla veriyorlar yani.
Baskı: Bozcaada Öyküleri
Öykülerin yarısından fazlası rica minnet üzerine internetten görsellerine ve en çok neyi meşhurdur diye bakılarak yazılmış ya da hali hazırda bulunan bir öyküye Bozcaada kelimesi monte edilmiş hissi uyandıran bir kitap. Zira hikayeler çoğunlukla insan doğası üzerine ve belli bir mekana bağlı olmayan türde hikayeler. Yani oradaki Bozcaada kelimesini çiz üstüne Heybeli yaz Burgaz yaz hatta Beyoğlu, Beşiktaş yaz fark yaratmaz. Bozcaada’ya özgü, sokaklarından kopup gelen, oranın havasını solumuş, adı geçmezse anlam kaybedecek hikaye yok neredeyse. Bu açıdan hayal kırıklığı yarattı. İçindeki bazı öyküler gerçekten güzel olsa da Bozcaada farkını hissettiremiyor maalesef. İsim vermeden tüm adalara hitap edebilecek fakat pek tanıtıcı bir yanı olmayan ya da ayrıca merak uyandırmayan türde bağımsız bir öykü kitabı olarak okumalı.
Baskı: Atlantis Şifresi
Şimdi Atlantis konusu başta olmak üzere ülkeden ülkeye sürülen iz ve tarihi diller oldukça ilgi çekici. Gelgelelim başkarakter o kadar beceriksiz ki böyle basit kurguları okudukça bir çok çağdaşım gibi Indiana Jones’tan kalma arkeolog olma sevdam depreşiyor. Konu, ilerleyiş ve Vatikan’ın bitmek bilmez sırları bakımından Dan Brown’ın tarzını andırıyor zaten. Tamam Kayıp Sembol’de başkarakter Langdon da sersemleşmişti ama bu kitabın başkarakteri kadar beceriksiz değildi. Kendileri yabancı diller profesörü fakat genelde belden aşağı düşündüğü için elindeki kanıtları toparlayıp da bir sonuca ulaşamıyor. O ulaşamadıkça okuyucu ondan çok önce ulaşıp başkarakter bulsun da yetişsin diye bekliyor. Okuyucusuna yetişemeyen bir roman yani.
Baskı: Demir Mızrak
Bana “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” atasözümüzü bolca hatırlatan bir roman. Kitap, Haçlı Seferleri ve malum gizemli tarikat gölgesinde bir genç adamın topraklarını koruma mücadelesini bir çeşit hatırat arasında ele alıyor. O hatırat kısmına da gerek yokmuş aslında. Dini bahane ederek kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmanın coğrafyasının olmadığı, Murdo’nun macerasında yeterince anlaşılıyor. Hatıratın ele aldığı tarikatlar kısmını ise Dan Brown’a bırakmak gerek.
Baskı: Kuralsız
Yazarın akıcı ve eğlenceli bir tarzı var. Karakterleri kendini sevdiriyor. Polisiye olarak çok fazla gizem yok daha ziyade hukuk ağırlıklı. Bu yüzden hikaye zaman zaman durağanlaşıyor. Fazla merak ve aksiyon beklentisi olmadan sakince okunabilecek bir kitap.
Baskı: Leş (Gerçek Döngüsü, #2)
Kitabın, Grangé’ın Siyah Kan romanını anımsatan bir alt metni var. Bu yüzden iki açıdan ele alınmalı. Öncelikle diğer esere benzer şekilde ilgi çekici cinayet kurgusunun gerisinde katil nedir nasıl olunur sorularının cevabını aramış yazar. Siyah Kan’a göre daha felsefik ve sadece cinayeti değil genel anlamda kötülüğü irdelediği için daha kapsamlı. Ortaya kesin bir cevap koyamamakla birlikte insan doğasına dair yalın ve isabetli tespitleri var. Cinai yönü ise gayet kuvvetli ve merak uyandırıcı. Yazar yine tıbbi bilgisini konuşturarak oldukça yaratıcı (!) mizansenler yaratmış. Finali katilin kimliği bakımından biraz bu muydu hissi yaratabilir ama durup düşününce geri plandaki insan doğasına dair saptamalarla çok örtüştüğünü fark edeceksiniz.
Baskı: Tutunamayanlar
Anadilimden böyle bir eser çıkması beni gururlandırırken, bir daha yanına dahi yaklaşabilen başka eser çıkmamış olması da üzüyor. Yazıldığı tarihe göre aşmış bir psikolojik roman örneği. Bir intiharın gölgesinde ülkenin sosyolojik tespiti nasıl yapılır dersi. Bazen sonu gelmeyecekmiş gibi görünen cümlelerle ağırlaşan fakat müthiş keskin bir mizahla kesinlikle kopmadan ilerleyen, insanı allak bullak eden bir eser. Öyle cümleler geçiyor ki alıntılamaya kalkışılsa bir kitap daha çıkar. Ayrıca Selim'in dünyasına uğramak isterdim, muhtemelen ben de o dünyada tutunamazdım ama yine de denemeye değerdi. Ve herkese bir Olric lazım, kendimizle yaptığımız kavgalarda içeriden cevap gelmezken Olric çatır çatır laf yetiştirirdi ne güzel.