Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Güven Bana
5/1021.10.2013

Baskı: Güven Bana

Kitabın adı "hayatta babana bile güvenmeyeceksin" olmalıymış. Yine kaos bir kurgu. Yine ihanet gırla gidiyor. Ve yine sıradan bir kurban (bu sefer üniversite öğrencisi) Macgyver'a rahmet okutuyor. Bu artık kalıp haline gelmiş klişeleri saymazsak en azından alt konu olarak terörizmi seçerek biraz fark katılmış. Özellikle küçük teşviklerle elde edilebilecek potansiyel gibi çarpıcı ve ne yazık ki gayet mümkün örnekler dikkat çekici. Kurguda ufak tefek tökezlemeler olsa da akıcılıkta sıkıntı yok. Aksiyonlar aksiyonlar. Aslında ortalama olarak fena bir aksiyon kitabı değil fakat benim eleştirim yazarın kendini çok tekrar etmesine yönelik.

Çoluk Çocuk
8/1017.10.2013

Baskı: Çoluk Çocuk

Çok başarılı bir otobiyografi. Patti Smith müzisyen kimliğinin yanında gerçekten iyi bir edebiyatçıymış. Şüphesiz kitabın bir roman kadar sürükleyici olmasında söz konusu yaşamın/yaşamların ütopya tadında olmasının da etkisi vardır. Bu çoluk çocukların özgürlüklerine, cesaretine ama her şeyden önce "görebilmelerine" hayran olmamak elde değil. Çok şanslı bir dönemde yaşamış olmaları da cabası. Müthiş hayatlar, müthiş isimler... Aynı dünyayı paylaştığımıza inanmak güç.

Har
6/1011.10.2013

Baskı: Har

Yazım dili olarak oldukça akıcı ve kıvrak. Tersten başlayan bölüm numaralarının ağıtların ait olduğu yörelerin plakalarına denk düşmesi ince düşünülmüş. Metaforların bu kadar belirgin kullanılması cesur bir iş. Fakat eserin genelinde birlikte bir kopukluk hissediliyor. Bağlanamamış yerler var. Öpüşün de barışın tadındaki finali de zayıf buldum. Bir de dolu yağsa askeriyeden bilecek kadar taraflı yaklaşım abartılı geldi. Bununla birlikte yer yer hüzünlendiren bazı yerlerde de sağlam güldüren zekice bir eser. Özellikle diğer alemdekilerin bölümlerini çok keyifle okudum.

Kaiken
7/1008.10.2013

Baskı: Kaiken

Grangé okumayalı baya olmuş ki bu esnada yazar tarzını biraz değiştirmiş sanki. Diğer romanlarının aksine katmanlı bir kurgusu var. Baştan itibaren şüphelileri önümüze serip hepsini de şüphe dahilinde tutmak yerine aşama aşama ortaya çıkarmış. Biri saf dışı kalmadan diğeri açıkça şüpheye mahal vermiyor. Bu değişiklik kitapların prototipe dönüşmemesi açısından hoşuma gitti. Diğer değişiklik karakterlerde göze çarpıyor. Ana karakter alabros saçlı, sorunlu polisimizde değil tabi. Yan karakterler gerek içdünyaları gerek değinilen psikolojik durumlarıyla standardın üstünde seyrediyor. Özellikle Guillard ilgi çekici roman karakterlerinden biri olmuş. Betimlemelerin başarısında ise bir değişiklik yok. O yazarın sabit kalmasını umduğum özelliklerinden zaten. Kitap, Japon kültürüne kurgusu izin verdiğince değinse de iddialı ismine göre biraz yüzeysel kalmış gibi. Bununla birlikte kültür farkı hatta çatışmaları çok iyi yansıtılmış. Karakterlerin birbirlerine, kendi geleneklerine ya da karşı geleneğe yaklaşımları, davranışları, öze sinmiş alışkanlıkları, bağdaşmayan durumları vs. üzerine iyi çalışılmış noktalar. Final bağlanış olarak iyi fakat işleniş olarak başarısız. Bir kere çok aceleye gelmiş geç oldu artık yatalım tadında bağlanmış. Ayrıca son hesaplaşmanın ilgili kültüre yakışır ağırlıkta olmasını tercih ederdim. Kitap boyunca işlenilen Japon kültürünü basitleştiren bir durum çıkmış ortaya. Bu yüzden bu kitap hangi yönüyle aklında kalır deseler Doğumcu ile derim.

Kuştimur Kahvehanesi
6/1002.10.2013

Baskı: Kuştimur Kahvehanesi

70 yıla varan arkadaşlıkların gerisinde bir yakın Mısır tarihi özeti. Siyasi çalkantılar, darbeler, partiler ve bunların her seviyeden halkın yaşamlarına etkileri hızlıca ve sade bir şekilde göz önüne serilmiş. Birbirlerinden hem farklı hem de özde aynı olan 5 arkadaşın gündelik yaşamları, aşkları, evlilikleri, çocukları hatta torunlarıyla zaman geçip giderken Mısır'la birlikte hayatların nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Suskunlar
8/1029.09.2013

Baskı: Suskunlar

Biraz ağdalı bir yazım diline sahip olmasına karşın oldukça akıcı bir eser. Başarılı kurgusu ve dönemi tablolar halinde canlandırırcasına kuvvetli tasvirleri gerçekten etkileyici. Birbirinden özel karakterleri, dozunda mizahı, kıvrak tabirleri ve su halkaları gibi bağlantılı hikayeleri ile bir musiki ziyafeti.

Karnak Kafe
6/1023.09.2013

Baskı: Karnak Kafe

Yazar Mısır tarihinin en çalkantılı döneminin halk arasındaki etkilerini bir gözlemci edasıyla aktardığı romanında, bir kafede yolu kesişen insanları temel alarak devrimin pek de şişede durduğu gibi durmadığının altını çiziyor. Siyasetten halka inince rengi değişen işlerin günlük yaşamlara, sıradan insanlara etkisini oldukça yalın ve bu yalınlıktan gelen bir sertlikle ele alırken tarafsız bir portre çiziyor. Kitabın oldukça akıcı ve süslemeden uzak yazım dili etkiyi güçlendirmiş.

Boyalı Davul
5/1017.09.2013

Baskı: Boyalı Davul

Eğer kitap ikinci bölüm olan Çember Dansının Kuzeyi ile başlasa çok daha sürükleyici olurdu fikrindeyim. Zira ne kadar hikayenin başlangıç ve zinciri tamamlayan son kısımları da olsa Travers'ların tekdüze yaşamları hiç de ilgi çekici olmadığı gibi hikayeyi oldukça ağırlaştırmış. Onları ayrılan kısımların, Kızılderililerin davul dışındaki geleneklerine ve gündelik yaşamlarına ait detaylara ayrılmasını yeğlerdim.

Sahilde Kafka
8/1007.09.2013

Baskı: Sahilde Kafka

Böylesine bir metafor girdabının bu kadar yalın ifade edilebilmesi muazzam bir şey doğrusu.Gizemli ama bir o kadar da açık, karışık ama aslında bir o kadar düz. Gemici düğümü gibi bir roman. Tüm o karmaşık düğüm doğru noktadan tek bir hareketle çözülüyor. O noktayı bildiğiniz sürece de düğümün çözülüp çözülmemesinin bir önemi kalmıyor aslında. Ve insanoğlu hayatında bir kere de olsa o noktayı biliyor gerçekten. Belki bu açıdan biraz entelektüel birikimden ziyade doğru zamanda okunması gereken kitaplardan biridir. Nedense her okunuşta aynı tadı vermeyeceğini, her seferinde farklı bir yönüyle cezbedeceğini düşünüyorum. Romanın en dikkat çekici unsurlarından biri de karakterleri. Finalde dahi hiç birini yargılamadığımı farkettim. Duygu olarak da her birine neredeyse eşit yaklaştım. Tabii Nakata'ya biraz daha sevgi ve Oşima'ya biraz daha saygı besliyor olabilirim. Ama kurgu dahilinde hiç birinin diğerinden çok daha özel ya da daha nefretlik olduğunu düşünmedim. Bir bütün olarak roman çok akıcı ve sürükleyici. Final mi? Varsayım olarak geçerliliğini koruyor... ;)

Baskı: Başka Bir Dünya / Üçlü İttifak

Gerçekten Chattam'ın yazdığına bir türlü ikna olamadığım bir kitap oldu. Sanırım yazar biraz farklı tatlar denemek istemiş. Gel gelelim herkes bir Stephen King değil ki Kemik Torbası, Yeşil Yol ve Kule Serisi aynı beyinden çıksın. Aslında başlarda konu gayet merak uyandırıcı ve kurgu da fena sayılmaz. Fakat doğaüstü varlıklar devreye girip denge değişmeye başlayınca tadı kaçıyor. Keşke Carmichael karakterinin varsayımları gibi dünyayı kişisel farkındalığı olan bir varlık olarak ele alıp bunu yalnızca bir doğa-insan mücadelesi olarak işleseydi. Belki yine sonuçta oraya bağlar ama Kara Kule' nin Kızıl Kral'ından sonra kızıl göklü güneyin kraliçesi pek de merak uyandırmıyor doğrusu. Yine de yazarın genel tarzını sevdiğimden tamamen insafsızlık etmek istemiyorum. Devamı için özellikle peşine düşmem ama elime geçerse okurum. Zaman zaman böyle heveslere kapılıyorlar işte hoş görmek gerek :)

Baskı: Şeytanı Uyandırma (Dave Gurney, #3)

Aklından Bir Sayı Tut'a göre ilerleme kaydedilmiş görünüyor. Tabi artık gelenek haline getirdiğim üzere 2. kitabı okumayıp seriyi karman çorman ettiğimden ne oldu da arada Gurney bu kadar pert oldu diye merak ediyorum. Bunun dışında bu sefer cinayet konusu ve yönelimi daha sağlam bir zemine oturtulmuş. En azından gerekçeler daha tutarlı. Ve oldukça üst sınıf bir katil profili çizilmiş. Hatta böyle bir karakterin, defalarca üzerinden geçilen düşünceler ve konuşmalar eşliğinde biraz da zorlamayla üzerinin örtülerek sonlara kadar gizlenilmeye çalışılması yazık olmuş bile diyebilirim. Zira serinkanlı katilin birilerinin örnek almamasını umduğum çarpıcı yöntemi ve özellikle de düşünce sistemi, eğer hamlelerini açıkça yapabilseydi müthiş bir kedi-fare oyununa zemin olabilirdi. Gurney ise seri kahramanları arasında en nötr olduğun karakter sanırım. Bende olumlu ya da olumsuz bir ilgi uyandırmıyor. Tepkisizce takip ediyorum. Bu aslında objektif olarak yaklaşabilme açısından iyi bir şey belki. Fakat ana karakterin empati kurduramaması da düşündürücü doğrusu.

Aspern'in Mektupları
6/1028.07.2013

Baskı: Aspern'in Mektupları

Gerçek bir olaydan esinlenmiş bu novella hemen hemen son sayfalarına kadar konuyla ilgili gizemini korurken arkadaki Venedik fonuyla da hüzünlü bir romantizm atmosferi çiziyor. Usta bir şairin yadigarı olan varlığı şüpheli mektuplar insanın istediğini elde etmek veya korumak uğruna neler yapılabileceğine göz önüne sererken, hikaye adım adım bir ahlak ve vicdan muhasebesine dönüşüyor.

Fransız Süiti
5/1026.07.2013

Baskı: Fransız Süiti

Kitabı okurken sürekli senaryo mantığıyla yazılmış gibi diye düşündüm. Sondaki notları okurken yazarın da zaman zaman aynı şekilde düşünmüş olduğunu gördüm. Büyük ihtimal tamamlanamamasından ötürü -ki aynı notlarda görüldüğü üzere yazarın niyeti 5 bölüm yapmakmış- eksiklik duygusu veren bir roman. İlk bölümün akıcılığı ikinci bölümde yok. Birinci bölümde Paris'in ilk bombalanışında bambaşka yönlere savrulup bir şekilde yolları kesişip duran farklı karakterlerin maceraları bir yere kadar ilgiyi dağıtmadan götürebiliyor. Fakat ikinci bölümdeki Alman işgalinin neredeyse hoş bir misafirlik hafifliğinde ele alınmasını yadırgadım doğrusu. Yazar tüm bunları yerinde yaşamış olmasına rağmen, belki de reddettiği dini kimliğinden ötürü oldukça taraflı bir yaklaşım sergilemiş hissi uyandırıyor. Bunların üzerine bir de kötü çeviri eklenince gerçekten zor ilerleyen bir eser söz konusu. Açıkçası kitabında sonundaki yazarın hazin sonunu ortaya koyan yazışmalar savaşın korkunçluğunu çok daha etkileyici bir şekilde ortaya koymuş.

İki Kız Kardeş
6/1024.07.2013

Baskı: İki Kız Kardeş

Amerika'nın 20. yüzyılın başlarındaki toplumsal yaşamını irdeleyen bir roman. Karamsar atmosferi, yoksulluğu ve sinik karakterlerin iç çatışmalarıyla Rus Edebiyatı eserlerini andırıyor. Aynı oranda etkileyemese de özellikle fedakarlık üzerine oldukça düşündürücü bir yaklaşımı var.

Ana
8/1020.07.2013

Baskı: Ana

Yazıldığı dönem ve amaç gereği özellikle sosyalist karakterlere yaklaşımı biraz toz kondurmayan türden olsa da devrim öncesi Rusyasını işçi olayları ve gerçek kişilerden esinlenerek yazılmasından ötürü realist bir şekilde ele alan, çarpıcı bir yapıt. Temel karakterlerin gerisinde ciddi bir toplum irdelemesi içeriyor. Okurken adeta fabrika dumanıyla tıkandığını hissettiriyor insana. Ayrıca yalın dili, tıpkı Ana gibi en ilgisiz insana bile derdini anlatabilecek kadar etkili.

Baskı: Ölüm Patikası (David Raker, #2)

Türünün oldukça başarılı bir örneği. Polisiye olarak fazlasıyla tatmin edici. Üstelik iki karakterin aslında özde aynı arayışta olmaları ama farklı yollar tercih etmeleri romanın psikolojik yönünü de dikkat çekici kılıyor. Yazım dili sade ve temiz, kurgu akıcı. Tabi keşke yine bir seriye ortasından dalmasaydım.:) Ama görünüşe göre ilk kitaptan bağımsız olarak da okunabiliyor. Misal şu an Paravan'ı sadece David Raker'ı daha iyi tanımak ve o da bu kadar iyiyse güzel bir polisiye daha okumuş olmak için istiyorum. Bir filme yarısında girmişim gibi bir duygu uyandırmıyor yani.

Adı: Aylin
6/1030.06.2013

Baskı: Adı: Aylin

Şüphesiz yazarın subjektifliğinden ötürü abartılı yanları vardır fakat yine de ortalama üstü bir yaşam söz konusu. Aktarım olarak fena bir kurgusu yok ama keşke roman olarak değil de biyografi olarak yazılsaymış. Zira konu ve karakterin tüm ilgi çekiciliğine karşın roman türüne dair karşılanamayan, yetersiz kalan noktalar var.

Ölü Canlar
8/1030.06.2013

Baskı: Ölü Canlar

Romanın örnek alınamayacak baş kahramanı Çiçikov’un hidayete erişini göremeyişimiz eserin belki de yazarın buhrana kapılmadan önce planladığından bile daha sert bir feodal sistem eleştirisi olarak kalmasına sebep olmuş. Sadece yozlaşmış devlet mekanizmasına değil, Rus halkına hatta okuyucuya bile (yazar burada dar görüşlülük yaparak sadece Rusya’da okunacağını düşünse de) ayar üstüne ayar veren aslında çağının oldukça ilerisinde olan bu eser Çarlık Rusyası'nın nasıl çöktüğünü de gözler önüne seriyor. Barındırdığı birbirinden cins karakterleriyle ince bir mizaha da sahip olan kitapta alttan alta büyük bir umutsuzluk da seziliyor.

Baskı: Gün Eksilmesin Penceremden

Ünlü şairin çeşitli mecralarda yayınlanan öykülerini bir araya toplayarak bu güzel çalışmaya imza attıkları için öncelikle Can Yayınları'nı tebrik etmek gerek. Bu sayede belki de yayınlandıkları gazete sayfalarında sararıp kalarak ileri kuşaklara hiç ulaşamayacak olan öykücü yanını tanıma şansımız oldu. M. Sadık Aslankara'nın sunuştaki incelemesinde de değindiği üzere Cahit Sıtkı Tarancı'nın şair ve öykücü yanı birbirini desteklemekle birlikte kesinlikle birbirinden bağımsız. Şairliğin getirdiği dil kıvraklığı ve özellikle bazı tasvirlerdeki zengin anlatım dikkat çekmekle birlikte öyküler yazarı bilmeden okunsa bir şairin elinden çıktığını düşündürmezdi bence. Fakat hüzünlü şair aksi yönde düşünmüş ya da tepkiler almış olmalı ki öykülerinde yoğun bir sevgi arayışı ve yalnızlık hatta umutsuzluk hissi baskın. 35 yaş bunalımına doğru giden şairin özlemleri, korkuları ve arzuları öykülerin temelini oluşturuyor. En dikkat çeken yanı da samimiyeti. Şair düşüncelerini paylaşırken hiçbir süsleme ya da kendini olduğundan yüksek gösterme gereği duymamış. Bu da adeta mahalleden bir delikanlıyla oturup dertleşmiş hissi yaratıyor. Diğer dikkat çekici nokta ise öykülerin gerçekçiliği. Hislerde ya da aktarılan olaylarda fantastik bir yan yok. İnsani duygular ve insani haller.

Baskı: Alemdağ'da Var Bir Yılan

Sait Faik’ in sürrealist öykülerinin yer aldığı, ölümünden önce yayınlanan son kitabı. Ustanın alabildiğine öfkesini ve kırgınlığını soyut anlatımlarla okuyucusuyla paylaştığı bu birbirinden güzel öyküler aynı zamanda neredeyse hayran olunası bir yalnızlık tasviri içeriyor. Samimiyetiyle yazarın beynine izinli bir ziyaret imkanı sunan eserin, soyut anlatımıyla kendisinden sonra gelenleri ciddi manada etkilediği de fark ediliyor.

Dördüncü Güç
8/1010.06.2013

Baskı: Dördüncü Güç

Yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4. güç olarak kabul edilen medyanın günümüzde artık nasıl gizliden gizliye birinci güç haline geldiğini gözler önüne seren akıcı bir roman. Kitabın baş karakterleri farklı isimlerle geçseler de gerçek hayattaki iki büyük medya baronunu, Rupert Murdoch ve Robert Maxwell’ı temsil ediyor. Romanın başarılı kurgusu kadar gazete mantığıyla düzenlenmiş içeriği de dikkat çekici. Ana bölümlerin baskı, alt bölümlerin ise ilgili dönemin gazete başlıkları olarak ayrılması çok şık durmuş. Büyük hırsların zamanla nasıl önüne geçilemez büyük güçler haline geldiğini gösteren ibretlik bir eser.

Işık Bahçeleri
7/1006.06.2013

Baskı: Işık Bahçeleri

Maalouf, Mani’ye adadığı bu romanında ikilik üzerine kurulu hoşgörü dinini yaymaya çalışan Mani’nin buruk hayatını kendine özgü masalsı tarzıyla ele almış. Diğer romanlarına göre daha kişisel bir havaya sahip bu eserde Mani’nin yolculuk ve sabırla dolu hayatının gerisinde tarih boyunca tanık olduğumuz iyiliğin bir türlü tutunamayışı yüzlerce yıl öncesinden yüzümüze bir kez daha çarpıyor.

Baskı: Sherlock Holmes - Ölümün Sesi

Hikayelere sözüm yok da bu serinin derlenişinde bir özensizlik var. Çeviri ve gramer hataları çok fazla. Ayrıca aynı hikayeler defalarca kullanılmış. Misal bu kitaptaki hikayeler; Sherlock Holmes Ölüm Döşeğinde Asil Bekar Mavi Yakut Dans Eden Adamlar Sarı Surat Kayıp Rugby Oyuncusu Tavşan Dudaklı Adam Beş Portakal Çekirdeği Borsa Katibi Benekli Kordon Yunanlı Tercüman Beril Taç Davası Bu yüzden sıkılmamak için serinin kitaplarını 5-6 farklı kitaplık aralıklarla okumak gerek. Bunun dışında Sherlock'un müthiş beyni özellikle de düşünce zinciri insanı kendine hayran bıraktırıyor.

Babil'in Dirilişi
4/1028.05.2013

Baskı: Babil'in Dirilişi

Bana fazla basitleştirilmiş gibi geldi. Binlerce yıllık kehanetler çabucak çözülüyor, tarihe ışık tutacak eserler şıp diye üstelik bırakıldıkları yerde bulunuyor falan. Yazım dili sade ve akıcı ama baş karakterin elini attığı her şey sorunsuz, sıkıntısız, ışık hızıyla çözüme kavuşunca olayın bir heyecanı kalmıyor. Böyle olunca da Yediler'in hikayesi daha çok ilgi çekiyor. Gerçekten hani niyetleri belli olsa da tam olarak dertleri neydi merak ediyor insan. Babil Serisi'nin başlangıcıymış bir de, ne kadar şu haliyle yarım kalmış olsa da özellikle gidip devam kitaplarını arayacağımı sanmıyorum. Bir şekilde elime geçerse belki okurum.

ÖncekiSayfa 30 / 34Sonraki