
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ex
Akıcı bir aksiyon romanı olmakla birlikte birden fazla detaylı konuyu aynı potada eritmeye çalıştığından eksiklik duygusu veriyor. Ciddi bir tıbbi gelişme (ki yazarın asıl ustalığı bu nokta zaten), Wall Street oyunları ve Arnavut Mafyası bir noktada kesişiyorlar. Her biri ayrı ayrı ilgi çekici meselelere sahip olan kutupların kurgulanışı kanal zaplama misali tam bir tarafın hikayesine derinlemesine inilecekken diğer tarafa dönüldüğünden, hepsi de yarım kalmış gibi oluyor. Ayrıca başkarakterin ailevi bağlantıları da biraz zorlama olmuş.
Baskı: Kiralık Konak
Başarılı ilk romanlara güzel bir örnek. Karakterlerle temsil edilen dönem eleştirisinin ustalığı dikkat çekici. Gerek çağı gerekse mekanları tasvirdeki yetenek ise muazzam. Hoş görülemeyecek tek nokta ise çağdaşı bir çok eser gibi cinsiyetçi bir tavırla yazılmış olması. Naim Efendi Tanzimat Dönemini, torunları ise Meşrutiyeti simgeler. Dolayısıyla bu iki kuşak arasında kesin ve sert çatışmalar yaşanır. Buna karşılık Naim Efendi'nin kızı ve damadı ise tam da iki kuşağın ortasında kalmış, geçiş dönemi gibi garip birer mahlukattırlar. Yazarın Meşrutiyete dair öfkesi siyasetten çok özenti ve savaşa duyarsız yaşamlara yönelirken, Türk edebiyatı da nasibini almış ve Hakkı Celis karakteri üzerinden Servet-i Fünun Edebiyatı da incelikle eleştirilmiş. Romanın finalinde Meşrutiyet gerisinde Seniha ve Faik gibi enkazlar bırakırken Çanakkale'de şehit düşen Hakkı Celis ile de Milli Edebiyat Dönemine bağlanmıştır.
Baskı: Zamanın Efendisi
Romanın giriş kısmı oldukça uzun sürüyor. Öyle ki yürütülen akıl ve detaylar bir yerden sonra sıkmaya başlıyor. Gelişme ve sonuç kısmı ise neredeyse birleşik. Bu yüzden tüyler ürpertici final çok hızlı geçiyor. Oysa ortada dehşet bir şairanelik, felsefi bir kabus var. Bir sıkıntı da karakterlerde sanki. Tam kitap karakteri olmuşlar, iki boyutluluktan bir türlü çıkamadılar benim gözümde. Polisiye olarak Agahta Christie tarzı bir yol izlenmiş o açıdan ortalama diyebilirim. Fakat Sefiller tadında sunulan Paris atmosferi romanın en başarılı kısmı.
Baskı: Yok Yere
Yazar gerçekten yeraltı kültürünü çok iyi çözümlemiş. Tıpkı Şeffaf Mavi gibi, kulaktan dolma veya hayali bilgilerle değil birinci ağızdan aktarılan sokak deneyimleri dikkat çekici. Aşırı uçlarda yaşayan ve tarihi kimlikleriyle anılmaktan hoşlanmayan yeni nesil Japon gençliğini bu derece arayışa iten sebeplerin köküne inmiş. Sert tarzı ve yine sert betimlemeleriyle birlikte roman boyunca ilerleyen başarılı bir gerilim de mevcut. Yalnız keşke kitabın ismi yeni yorum getirmek yerine orjinal haliyle çevrilseymiş. Finaldeki beklenmeyen hüzne daha çok yakışırdı.
Baskı: Şeffaf Mavi
Çok sert bir kitap. Bu sertlik gerçekçilik duygusunu en üst seviyeye çıkarırken aynı zamanda ikileme yol açmış. Şöyle ki eser hem ibretlik hem de özendirici derecede detaylı. Objektif bir şekilde bakarak çok şükür ki hiç deneyimlemediğim bu illet, hem kokulardaki hassasiyet gibi fiziki hem de sürekli bir kaybolmuşluk hissi gibi manevi örneklerle çok iyi ifade edilmiş. Bu sürekli tekrar eden, vurgulanan ve yer yer okuması sağlam mide gerektiren kısımlar bana evlerden ırak dedirtti. Fakat aynı zamanda kitapta geçen müzik, seks, uyuşturucu üçgeninde dönen tamamen sorumluluktan uzak hayat ve uyuşturucu ritüellerindeki yemek tarifi gibi detaylı anlatım aklı karışık ya da yeterince olgunluğa ulaşmamış birini cezbedebilir. Bu yüzden çarpıcı olduğu kadar tehlikeli bir eser olduğunu düşünüyorum.
Baskı: Cehennem Kulübü
Yazım türü açısından akıcı bir eser. Pek sıkmadan ilerliyor. Fakat gerilim türünde bir eser olmasına karşın gerilimde bir yapaylık var sanki. Yaratılmaya çalışılan karanlık atmosfer ikna etmiyor. Kurguda ise iç hikaye yani olayları başlatan asıl olay daha ilgi çekici duruyor. Bu da asıl gelişen olaylara kayıtsız bırakıyor okuyucuyu. Karakterlerde de benzer bir sıkıntı var. Gerilim ve polisiye severlere göre ortalama bir roman yani.
Baskı: Yabancılar
Başarılı bir gerilim romanı. Başarısı sonunun tahmin edilememesinde değil aksine sebep kendini belli etmesine karşın yine de o gerilimi sürdürebilmesinde. Çünkü söz konusu olay ilk bakışta heyecan verici gelse de ciddi olarak düşünüldüğünde bilinmezliğin korkusu daha ağır basıyor. Bu açıdan final biraz Hollywoodvari gelebilir ama ben yazarın düşünüş şeklini beğendim. Bu kısmı spoiler vermeden yorumlamak mümkün olmadığından neden olmasın demekle yetineceğim. Oldukça akıcı bir dile sahip olan romanın aşamalı ilerleyen bağlantılı kurgusu ve doğal karakterleri de diğer dikkat çekici yanları.
Baskı: Güvercin Gerdanlığı
Yüksek bir hayalgücüyle Tapınak Şövalyeleri ve Haşhaşileri karşılaştıran bir tarihi roman. Yazım olarak karışık bir tarza sahip, yer yer masalsı bir anlatım tercih edilmişken yer yer oldukça düz geçişler kullanılmış. Buna rağmen oldukça akıcı bir dili var. Tapınakçılar hakkında biraz daha gerçekçi bir yaklaşım söz konusu fakat Haşhaşilere bakış açısı fazla oryantal gibi geldi. Yine de karşılaştırılmalı olarak ilerleyen hikayeleri, ortaçağ panoraması ve felsefi çıkarımlar baya dikkat çekici.
Baskı: Azap Toprakları
Acı bir roman. Batı Trakya'da kalan Türklerin, Yunan cuntasının baskıyla vatan bildikleri topraklardan koparılmalarının acısı her satırda hissediliyor. Bir yanda toprağını bırakmayan Bekir, bir yanda artık korkmadan uyumak isteyen Sakine, diğer yanda ise İzmir tadı almış Hristo... Gitmek mi zor yoksa kalmak mı? Doğup büyüdüğün toprak mı yoksa artık sınırları başka olan vatan mı? Kimlikleri unutturulmaya çalışılan, sindirilen, bezdirilen, insanlıktan çıkarılan insanların, Balkan Türklerinin ağıdı.
Baskı: Köhne Dünya
Gazneliler döneminde geçen roman, Türk tarihine iz bırakmış üç büyük ismin Gazneli Sultan Mahmut, İbn-i Sina ve El-Birûni'nin kesişen hayatlarını masalsı bir kurguyla ele alıyor. Yazarın kendi beyanına göre İbn-i Sina'nın öğrencilerinden Ebû Ubeyd Cüzcani'nin kaybolan hatıratından aklında kaldığı kadar alıntılarla yer verdiği olayların çıkış noktaları gerçekse de yansıtılış şekilleri tartışmaya açık. Objektifliği de keza. Bunu kenara koyarsak bilim ve siyasetin bitmek bilmeyen çekişmesi dikkat çekici. Kuvvetli tasvirleri ve akıcı anlatımıysa artı yönleri.
Baskı: Karartma Geceleri
Rıfat Ilgaz oldukça yalın ve temiz bir Türkçe ile kendi anılarını Mustafa Ural karakteri üzerinde kurgulayarak anlattığı bu romanında 2. Dünya Savaşı' nın Türkiye üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde aktarmış. Alman sempatizanlığı, sağa kayan milliyetçi cephe, kelle avcılığı, gözaltılar, sorgular... Toplumsal şair ve yazarların oldukça sıkıntı çektiği bir dönemin romanı yani. Okuyucu, Mustafa Ural / Rıfat Ilgaz ile birlikte arkasını kollaya kollaya İstanbul' u turlarken özgürlüğün keyfini ve bekleyen taş hücrenin soğukluğunu aynı anda hissedebiliyor.
Baskı: Atatürk - Bir Milletin Yeniden Doğuşu
Gerçekten Atatürk üzerine yazılmış eserlerin en kapsamlı ve ciddi kaynaklara dayananlarından biri. Zaten kaynakçadan önce daha başta teşekkür kısmındaki isimleri okumak bile ne kadar detaylı bir araştırma ve hazırlık sürecinden geçmiş olduğunun kanıtı. Ayrıca yazarın kendi değerlendirmelerindeki tarafsızlığı da eserin kendisini kaynak derecesinde bir ciddiyete yükseltiyor. Atatürk'ü sadece müthiş bir asker ve devlet adamı olarak değil insani yanlarıyla da bize tanıtıyor olması çok değerli. Örneğin muhteşem bir askerken çok zor bir arkadaş olduğu gibi devlet işlerinde muazzam derecede ileri görüşlüyken ekonomide kendisinin de çevresine alayla bahsettiği üzere tam tersiymiş. Kitap boyunca bu derece askeri dehayla, akıl zorlayan öngörüsüyle, yılmak bilmeyen azmiyle, tabiatına aykırı sabrıyla, durmaksızın çalışan zekasıyla eğer bu değerli adam ülkesini bu kadar sevmeseydi ve tüm bu yetenekleri tam tersi bir amaç için kullansaydı halimiz ne olurdu diye düşünüp durdum. Ve sanki yazılan kendi ülkemin tarihi değilmiş de kurguymuşçasına heyecanlanarak, kızarak ve sonunda gözlerimin yaşarmasına engel olamayarak okudum. Hani şimdilerde pek moda olan "diktatörlük" üzerine, bizzat Atatürk'ün cümleleriyle bir tanım var. Bugün sahip olunan haklarla, bu haklara sahip olabilmemiz için savaşılan günlerin şartlarını bir tutanların özellikle okumalarını isterdim.
Baskı: Kurtun İnsanları (Prehistorik Dönem #1)
Edebiyatta pek kullanılmayan bir dönemi ele almasıyla dikkatimi çeken bu roman, Amerika'nın ilk yerlileri olan Clovis insanlarının Kuzey Amerika'nın en güneyinde son bulan (günümüz Meksika'sı) göçünü bir masal tadında anlatıyor. Oldukça az bilinen tarih öncesi çağda geçmesinden ötürü sanırım insan bu konuda daha çok detay bekliyor. Fakat nihayetinde eser bir inceleme değil ve roman olarak da gayet bilgilendirici bir içeriğe sahip. Buzul insanlarının günlük yaşamları, çağın zorlukları, yaşlılarına saygıları, doğa üstü güçlere inançları, bugün bizlere çok basit gelen korkuları, savaşlar ve eriyen buzulların yarattığı tehlikeden ötürü yollara düşüşleri ve hepsinden öte romanın kendi iç hikayesi çok sürükleyici. Aynı karından çıkan fakat biri ışığın diğeri kanın yolundan giden iki kardeşi ve hiç tanımadıkları babalarını sürekli birbirine çeken ağlar tüm kabilelerinin geleceğini belirlerken okuyucuya da mantığın ve gücün muhakemesini yaptırıyor.
Baskı: Karlı Dağdaki Ateş
Yazarın yalın ve temiz Türkçesi kitabın akıp gitmesinde konudan daha büyük rol oynuyor bence. Zira sonu merak uyandırsa da özellikle Binnur karakterinin sürekli aynı döngüye takılıp durması hikaye açısından bir tutukluk yaratıyor. Bununla birlikte yakıp kavuran türden bir aşk ya da başka açıdan bir saplantı olarak görülebilecek bu macerada Binnur' un iç karmaşası ve duygularının erkek bir yazar tarafından o tarihlerde bu kadar detaylı ve gerçekçi saptanması oldukça etkileyici. Yusuf ise özellikle önce filmi izleyenler için Ayhan Işık ile bütünleştiğinden bir tür dokunulmazlık kazanıyor okuyucunun gözünde.
Baskı: Büyücüler Kralı (Mısır Serisi #3)
7. Papirüs' te yıllar sonrasında izlerini takip ettiğimiz köle Taita' nın macerasına serinin başlangıcı olan Nehir Tanrısı' nda bıraktığı yerden devam eden bu eser, ilk iki kitaba göre daha ağır ilerliyor. İlk kitabın masalsılığına yakın bir tarzı olmasına karşın belki de bu sefer Taita' nın ağzından nakledilmediği için aynı derecede çekici gelmedi bana. O müthiş zeki, dirayetli, biraz da kibirli köle gitmiş yerine özgür bir lord gelmiş. Üstelik elini attığı her iş gibi kraliçesini gömdükten sonra inzivaya çekildiği çölde merak saldığı büyücülükte de usta olmuş. Fakat bu sanki tüm başarısı büyülere bağlıymış gibi bir görüntü çıkarmış ortaya. Oysa ki çenesi durmak bilmeyen bu adamın beyninin işleyişiydi okuyucuları kendine hayran bırakan. Bu Taita çok yabancı geldi bana, onu yadırgadıkça maceralar da ilk kitaptaki kadar etkileyici gelmedi. Akıcılıkta bir sorun yok hatta bağımsız bir kitap olarak da okunup yine Eski Mısır hakkında detaylı fikirler verebilir. Ama seriyi takip edenler için çıtayı düşürüyor maalesef.
Baskı: Yedinci Papirüs (Mısır Serisi #2)
Nehir Tanrısı ile başlayan macera, Taita' nın sözlerinin bittiği ve Mavi Nil'in doğduğu yerde devam ediyor. Kitabın büyük kısmı Etiyopya' da geçmesine karşın Eski Mısır' ın o mistik atmosferi kendini her an hissettiriyor. Binlerce yıl öncesinden günümüz arkeologlarına ve olası mezar soyguncularına meydan okuyan kölenin adımlarını takip ederken en az kitabın karakterleri kadar heyecanlanıyor insan. Bununla birlikte ilk kitabın masalsılığı yok tabi, bu daha çok Indiana Jones tarzı bir aksiyon. Meyili olanların araştırmacı ruhunu gıdıklayacak cinsten.:)
Baskı: Nehir Tanrısı (Mısır Serisi #1)
Masalsı bir kitap. Bununla birlikte bu türde yazılmış birçok eserin aksine Eski Mısır' ın geleneklerini, siyasi ve askeri yapılanmasını ve en önemlisi günlük yaşamını öyle detaylıca ele almış ki son derece gerçekçi bir kaynak olmuş. Kuvvetli betimlemeleri okuyucuda Firavunların Mısırında geziniyormuş hissi uyandırıyor. İz bırakan karakterleri duygusal bağ kurduruyor. Özellikle de hikayeyi ağzından dinlediğimiz Taita... Zamanının çok ilerisinde bir zeka ve beceriye sahip olan bu köle adeta tarihi şekillendiriyor.
Baskı: Zamanın Hükmü
Gerçekten niye bu kadar hatalı bir çeviri olmuş anlayamadım. Çocuklar, torunlar, arkadaşlar birbirine karışmış ki sayı ve nesil olarak Cebelavi Sokağı'nın Çocukları' nın çeyreği bile değiller. O karışsa anlardım yani. Kırmızı Kedi Yayınevi'ne bu özensizliği yakıştıramadım. Konu olarak çalkantılı yakın Mısır tarihi eşliğinde çalkalanan bir aile ele alınıyor. Bireyleri birbirinden farklı görüşlere sahip yine de zamana ve ülkenin tüm karmaşasına direnmeye çalışan bir aile. Yazarın eserleri bizde tam bir sırayla basılmadığı için yıllara göre değişen yazım tarzı hakkında net fikir sahibi olamıyoruz. Diğer romanların aksine bölümlere ayrılmamış tek bir parça halinde ilerleyen ve oldukça az betimlemeye sahip bir eser. Hayalini kurmamız istenen yalnızca iki yer var, Kanatir Bahçeleri ve Helvandaki o eski ev. İkisi de hem geçmişin anılarını hem geleceğin umudunu yüklenerek bir tür sabit nokta oluşturuyorlar.
Baskı: Zaman Yolcusunun Karısı
Yazarı her şeyden önce bu zaman trafiğini yönetebildiği için tebrik etmek gerek. Zaman-mekan sürekliliğinde tartışmaya açık noktalar olsa da sağlam bir kurguya imza atılmış. Kişisel olarak durduğumuz yerde duralım derim.:) Başkarakterlerin uyumu ve birbirlerini bekleme sabırları gerçekten dokunaklı. Sonlara doğru hızlandırılmış bir hüzün var.
Baskı: Araba Sevdası
Türk Edebiyatının realizm türündeki ilk eseri olduğu hatırlanarak okunması gereken bir eser. Tanzimat Dönemi tasviri olsun, alafranga yaşam meraklısı karakterleri olsun son derece gerçekçi bir dille aktarılmış. Ayrıca bilinç akışı tekniğinin de ilk örneği olduğundan başkarakterin düşünceleri ilk kez okuyucuyla paylaşılmıştır. Tabi şimdi envai çeşit türden eser okuma şansımız olduğundan çok sıradan geliyor. Aslında sanatın tüm dallarında aynı sıkıntı var. Bu sebeple bugün sahip olduğumuz sınırsız seçenekleri ve bol çeşitliliği başlatanın bu ilk örnekler, bu cesur adımlar olduğunu unutmamak gerek. Yazım dili biraz ağır ve Fransızca temelde söktürecek kadar yoğun kullanılmış. Mizahi yönü ise döneminin görülmemiş teknikleri yanında çok zayıf kalıyor. Bu konudaki en isabetli eleştiri Tanpınar' dan gelmiş. Asıl mizah hikayenin işlenişinde değil yazarın kendi karakterini tiye almasında bence.
Baskı: Kara Kule 4,5:: Anahtar Deliğinden Esen Rüzgâr
Bir tür ara kitap olmasına karşın bağımsız da okunabilecek iki iç öyküden oluşuyor. Tabi seri okurları için çok daha lezzetli. Özellikle ka-tet' i yeniden bir arada görmek çok güzeldi. Eser, yazım süresi bu kadar geniş zamana yayılınca artık yazarın kafasında kalıcı bir yer edinmiş olsa gerek ki arada bir ben buradayım diyor. Ka bir çember olduğuna göre kim bilir yazar sağ olduğu müddetçe eski dost Roland da bir şekilde sözünü söylemeye devam edecektir.
Baskı: Sadakatin Rengi
Akıcı bir dili merak uyandırıcı bir konusu olmasına karşın finali kulağı tersten tutmuş hissi uyandırıyor. Ucu açık bırakılan olaylar ve sonrasında pek bir amaca hizmet etmediği anlaşılan detaylar var. Bu kadar büyük bir komplodan esas kadronun firesiz sıyrılması da pek ikna edici gelmiyor.
Baskı: Gazap Üzümleri
Kapitalizmin nasıl doymak bilmeyen bir canavar olduğunu, insanların ellerinden önce yemeklerini sonra evlerini en nihayetinde hayallerini alarak insanlıktan çıkartışını gözler önüne seren müthiş bir eser. Klasik romanların genelinde görülen ağır anlatımın aksine oldukça sade bir dili var. Romanın tek süsü olan betimlemelerin anlatım zenginliği ise hayranlık uyandırıcı. Joad ailesinin dağıldıkça kenetlenmeleri, eski Vaiz Casy'nin düşünceleri ve finali öne çıksa da eser baştan sona çok etkileyici. Yerleşik hayattan göçebeliğe zorlanan insanlar, açlık/onur çatışmaları, açın halinden açın anlaması, kaybedilen umutlar, yollarda bırakılan hayaller ve her şeye rağmen yaşam. Karşınızda Büyük Buhran Amerikası. Bir solukta akıp giden bir kitap.
Baskı: Bana Sevdiğini Söyle
Klasik tarihi aşk roman türünün bir örneği. Markizler, lordlar, leydiler dünyası. Ve türünden beklenen aşağı yukarı tüm klişelere sahip. Yalnız ufak bir fark olarak Leydi Danbury ve Ravenscroft çifti gibi eğlenceli karakterler bulundurduğunu söyleyebilirim.