
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kendine Ait Bir Oda
Virginia Woolf’un edebiyatta kadının yerini gözlemci ve keskin göndermeler eşliğinde irdelediği eseri. Çok da uzak olmayan bu dönemde kadının sadece edebiyat dünyasındaki değil genel olarak toplumdaki yeri oldukça düşündürücü. Bu yüzden kadınların, erkek egemen toplum ve sanat/edebiyat dünyasındaki mücadeleleri çok değerli. Ne kadar feminist yazımın bir ürünü kabul edilse de aslında kendine ait bir oda sahibi olmak; evrensel olarak kendi ayakları üstünde durup üretebilmeyi simgeliyor. Bu açıdan kitabın en önemli öğüdü, orada geçen “erkekler” kelimesi “insanlar” olarak değiştirilerek tüm insanlığın temel yaşam felsefesi de yapılabilir. “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!"
Baskı: Bir Dinozorun Anıları
Mina Urgan’ın muhteşem insanlarla dolu hayatına imrenmemek elde değil. Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hem Türk edebiyatının hem de Türk siyasetinin önemli isimleri kitap boyunca eksik olmuyor. Anıların sırasız şekilde aktığı, laf lafı açıyor tarzındaki anlatımıyla yer yer eğlenceli yer yer öğretici hatta yer yer azarlayıcı ama gayet sürükleyici bir otobiyografi. Aslında sadece otobiyografik bir eser değil, Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinin de bir belgesi niteliğinde. Gerçekten ilham verici bir insan. Özellikle öğretmenliğe olan tutkusu çok etkileyici. Kitabı ilk kez, staj gördüğüm işyerindeki ilk patronum okumam için vermişti. (Bu şimdi bana da bir dinozorun anıları kadar uzak geliyor :) ) Mutlaka ileride tekrar okumak istediğim bir eser olarak aklımda kalmıştı fakat çoğu yeri unutmuşum. Beni en şaşırtan nokta ise Zülfü Livaneli’nin Serenad romanını okuduğumda beni adeta çarpan Struma’nın aslında Mina Urgan’ın anılarında geçiyor olması. Bunu nasıl unutabildiğime cidden hayret ettim. Bu da bazı eserleri hayatın ilerleyen yıllarında tekrar okumanın gerekliliğine güzel bir örnek olsa gerek.
Baskı: Hint Masalları
Masalların doğduğu yer kabul edilen Hindistan, görünüşe göre neredeyse tüm kültürleri etkilemiş. Oldukça geniş bir hayal gücüyle bezeli masallarda en öne çıkan olgu animizm. Bir inanıştan öte günlük hayatın doğal bir parçası olarak yer alıyor. Masalların ağırlıkla ortak noktası ise fedakarlık ve sabır.
Baskı: Algı Kapıları
Yazarın doktor kontrolünde meskalin alarak etkilerini kaydettiği eseri. Özellikle sanatçıların beyninin çalışma şeklinde dair yapılan çıkarımlar çok ilginç. Eşyaların boyutları ya da mesafeleriyle değil de renkleri veya ilgi alanına göre öne çıkışları en dikkat çekici nokta. Çocukken ateşimin çok yükseldiği bir gün, şekli belirsizleşen odada boyut kavramını yitirmiş eşyalara bakınıp durduğumu ve mesafeyi algılayamadığımı hatırlıyorum. Bu eserdeki deneyimleri ve yazarın bunlara verdiği tepkileri okurken fark ettim ki önyargıdan uzak, henüz şekillenmemiş çocuk beyniyle düşünecek olursak, sanırım saf bilince en yaklaştığım an, havale geçirmek üzere olduğum anmış. Deney ve o esnada kayda alınan görüşler ilgi çekici olmakla birlikte kitabın oldukça ağır bir dili var. Özellikle sanat eserleri ve sanatçıları üzerinden yapılan değerlendirmelerin yoğunluğu, konuya ilgi duymayanlara zorlayıcı gelebilir.
Baskı: Hakikatin Ölümü
Gerçek bir olaydan yola çıkılmış izlenimi veren kurgusuyla, merak unsurunu düşürmeden koruyan bir eser. Siyasi polisiye olarak sınıflandırılabilecek kitapta gerilimin yanında psikoloji de kendini hissettiriyor. Sade yazım diliyle akıcı. Yazar gerçeğin göreceliğini vurgularken Türkiye'nin tartışmalı yakın tarihini de hikayeye zorlamadan yedirmiş.
Baskı: Ödenmeyecek! Ödemiyoruz!
Torino’da grev yapan işçilerin yardım sandığından gelen parayla geçinememeleri ve sendikaların da bu duruma seyirci kalması üzerine yazılan oyun tam bir kara komedi. Fars yapısında olduğu için sürekli giriş çıkışlarla sahne devinimi ve okuma temposu yüksek. Giovanni karakterinin final tiradı ise düşündürücü. Kapitalizmin ve sömürünün ülkesi yok gerçekten.
Baskı: Amerikan Masalları
Oz Büyücüsü’nün yazarı Lyman Frank Baum’un derlediği masallar oldukça renkli figürler içeriyor. Diğer ülke masallarına nazaran kültürel bir kökene dayanmayan, daha yeni nesil bir tarza sahip 12 masal içeren kitap, ayrıca yazar hakkında da bilgi veriyor. Masallarda en çok öne çıkan zaaflar açgözlülük ve doyumsuzluk duyguları. Adeta geleceğin tüketim toplumuna eleştiri olarak derlenmişler gibi duruyor. Yazım dili daha yumuşak olduğundan küçük yaştaki çocuklar da okuyabilir.
Baskı: Kavim
Türünün başarılı örneklerinden biri, Ahmet Ümit eserlerinin ise sonrasında yazılanlar dahil şimdilik en iyisi. Dinler tarihi ile ilgili detaylı ve hassas çalışmaların ürünü olduğu belli olan bilgiler çok ilgi çekici. Başkomiser Nevzat eşliğinde adaleti sorgularken üzerinde yaşadığımız toprakların tarihine de yolculuk yaptırıyor. Ayrıca yazıldığı tarih bakımından güncel konulara da dokundurduğunu daha doğrusu ülkenin gündeminin temelde hiç değişmediğini fark ettiriyor. Dini ve siyasi açıdan sağlam göndermeler de var. Üstelik çok hassas bir denge kurulmuş. Ahmet Ümit tarzına alışkın olanlar sonucun sürekli değişebileceğini tahmin edeceklerdir. Ama olayların kurgulanışı ve ilerleyişi gayet sürükleyici.
Baskı: Kaplumbağa Terbiyecisi / Osman Hamdi Bey'in Romanı
Çağdaş manada Türk müzeciliğinin, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve günümüzün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi olan Sanayi-i Nefise' nin kurucusu, ilk Türk ressamlarından ve arkeologlarından olan Osman Hamdi Bey' in müthiş yaşamına bir bakış. Aslında Osman Hamdi Bey öyle çok yönlü bir insan ki hayatını sadece biyografik olarak bir kitaba sığdırmak çok zor. Tek başına ansiklopedi konusu olabilecek kadar ilke imza atmış, bir imparatorluğun hasta döneminde sanatı yeşertmiş, durmaksızın çabalamış, tarihe iz bırakmış olan Osman Hamdi Bey’e hayranlığım büyüktür. El attığı her işi ayrı bir inceleme konusu olacak kadar başarıya götürmüş olan üstadın hayatını okurken aynı zamanda başta İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahdi olmak üzere günümüzde hayranlıkla izlediğim eserlerin keşfini, inşaalarını ve özellikle Kaplumbağa Terbiyecisi' nin ortaya çıkışını okumak müthiş bir keyif oldu. Yeni Asar-ı Atika Nizamnamesi (bir nevi Eski Eserler Tüzüğü) hazırlayarak, eskisindeki tarih ve sanat değeri taşıyan eserlerin yurtdışına çıkartılmasını yasal hale getiren hükümleri kaldırıp, talanın kesin olarak yasaklanmasını sağladığı gibi, lahitlerin Alman imparatoruna hediye edileceği söylentileri üzerine "O lahdin içine girer, kendimi öldürürüm. Her kim lahdi alırsa benim cesedimi de alır." diyen Osman Hamdi Bey olmasa, belki de bu topraklarda arkeoloji diye bir şey olmayacaktı. Hayatı dolu dolu yaşamış, devletine hizmetten kaçınmamış, kafasına koyduğunu yapmış bu insana ve yine kendi döneminin ilklerine imza atan, istediğinden farklı yolları seçmiş olduklarında bile evlatlarından desteğini esirgemeyen babası İbrahim Edhem Paşa' ya yani yüzleri batıya dönük ve eğitime hayati önem veren bu aydınlara, Türk Sanatı adına çok şey borçluyuz. Ruhları şad olsun.
Baskı: Yedinci Oğlun Sırrı
Polisiye olarak ortalama bir eser. Asıl ilgi çekici olan ise fantastik çıkış noktası. Fakat bu varsayımın altı yeterince doldurulmamış gibi. Merakla okunan geçmiş sahnelerinde bu sırrın sebebi hakkında daha çok şey bekliyor insan. Geçmiş ve gelecek arasındaki geçişler de biraz çiğ kalmış. Oysa ki birbirinden bağımsız olarak iki kısım gayet iyi gidiyor. İnişli çıkışlı bir seyri var diyebilirim. Bununla birlikte gerek akıcı yazım dili gerekse kurgu olarak sıkmadan ilerliyor.
Baskı: Kasabada Cinayet
Orta halli bir polisiye konusu olmakla birlikte edebi yönü oldukça zayıf. Kurgu kendini çok başlarda ele veriyor. Karakterlerin iki boyutta kalması sebebiyle diyaloglar da yapay duruyor. En büyük eksisi ise sürekli ve detaylıca tekrarlanan günlük yaşam ritüelleri.
Baskı: Yalnızız
Peyami Safa’nın hem kendi eserleri içinde hem de psikolojik roman türünde zirveye oynadığı eseri. Edebi lezzeti, entelektüel donanımı ve analiz derinliği ile gerçekten usta işi bir kitap. Doğu-batı ve maddiyat-maneviyat çatışması üzerine kurulu kitabın en dikkat çekici yanı da Samim karakterinin muhteşem ruh tahlilleri. Zaten tamamen insani zaafların birer temsilcisi olan karakterleri de kitabın diğer başarılı yanı. Besim karakterinin psikolojik vaka olarak incelenebilecek yemek sevdasıyla gülümseten, mistizmin yoğunlaştığı sayfalarda ise gerçekten ürperten satırlar, Safa’nın insan psikolojisinin telleri ile ustaca oynayışının kanıtı adeta. Ayrıca Samim’in ütopik dünyası Simeranya’yı ayrı bir kitap olarak okumak isteği içimizde hep bir uhde olarak kalacak. “Herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur.” S.280 “Hayranlık mağlup olmuş bir kıskançlıktır. Yani kıskançlık gıptaya, gıpta hayranlığa yerini verir. Dibinde kin vardır.” S.259
Baskı: Sıfır Noktasındaki Kadın
Edebi dili zayıf olmakla birlikte etki bırakan, hayatın kendisi kadar sert bir kitap. Biyografik olması ise işin en acı kısmı. Aslında nakledilen sadece Firdevs’in değil, dünya genelinde özellikle Ortadoğu’da yaşamaya çalışan tüm kadınların hayatı. Firdevs’e ve onun kendi bedeni dahil kendini köleleştiren her şeye karşı duruşuna hayran olmamak zor. Onun kadar cesur olabilmek ise daha zor. Öyle acı dersler var ki kitapta bazı cümleler boğaza oturuyor.
Baskı: Senden Başka Yok
Chic-lit olarak yazılmasa gayet güzel bir hikaye olabilirmiş aslında. Sevilen birinin kaybı ve kayıp sonrası aşamaları yalın ve dokunaklı. Romantik-komedi kısımları pek güldürmese de finali göz doldurmayı başarıyor. Bu açıdan benzer eserlerden biraz daha iyi diyebilirim. Fakat uzun zaman önce okumuş olmama karşın tek bir satırını hatta konuyu bile hatırlamadığımı fark ettim. Bu da okuduktan sonra bir iz bırakmadığının en sağlam kanıtı olsa gerek.
Baskı: Yüzyıllık Yalnızlık
Büyülü gerçekçilik akımının en önemli eserlerinden biri olan kitabın en dikkat çekici yanı anlatım zenginliği. Marquez’in arka kapakta ifade ettiği gibi tüm olağanüstü imgelere rağmen öyle yalın hatta duygusuza varan bir dili var ki bu da anlatılan her şeyi gayet olağan kılıyor. Soy ağacıyla başa çıkmanın mümkün olmadığı eserde yazar kendi çocukluğundan hareketle adeta insanlık tarihini özetlemiş. Gelişen, ilerleyen, sömüren, kuşaklarca aynı hatayı yapan, akıllanmayan ve yeryüzünden silinene kadar kendi kendini tüketecek olan insanlığın. Fakat ilk gençlik yıllarımda okuduğum için yeterince hakkını verememiş olduğum düşüncesiyle tekrar okuduktan sonra şunu söyleyebilirim ki değerini ve önemini kabul etmekle birlikte asla Kırmızı Pazartesi’den aldığım edebi zevki alamadım.
Baskı: Sevdalım Hayat
Otobiyografiden öte adeta bir iç döküş olmuş. Dolu dolu bir hayata sahip olan Livaneli anılarını paylaşırken aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinin de resmini çizmiş. Yaşamındaki güçlüklere rağmen vazgeçmemesi takdire şayan. En önemlisi o sanat ruhuna, o yaratıcı dokunuşa sahip olması ve bunun peşinden inatla gitmesi. Bir de öyle isimler geçmiş ki hayatından, olumlu manada kıskanmamak elde değil. Sanatıyla, yeteneğiyle, eserleriyle ve duruşuyla gerçekten Türkiye için önemli bir değer.
Baskı: Tespih Ağacının Gölgesinde
Scout karakterinin bakış açısının değişmesiyle Bülbülü Öldürmek’te alttan alta sezilen sosyolojik gerilim, bu kitabın tam ortasına kurulmuş. İlerleyen ve değişen zamanla birlikte insanların içlerinde biriktirdiklerini ortaya döküşleri korkunç. Fakat Scout karakteri o kadar sinir bozucu o kadar tahammül edilmez birine dönüşmüş ki bizzat kendisi insanı durduk yere ırkçı yapabilir. Bülbülü Öldürmek sadece ırkçılık konusuna değil, Radley karakteri sayesinde önyargılara da çok güzel dokunduruyordu. Fakat Tespih Ağacının Gölgesinde, meseleyi neredeyse tek boyuta indirgemiş gibi. Yazım dilinin değişmesi de büyük sıkıntı. Bu iki büyük olumsuz unsur kitaptan çıkartılabilecek derslerin önüne geçiyor maalesef.
Baskı: Macbeth
Eserin önemi bir yana girişindeki Shakespeare Tiyatrosu ve İngiliz Tiyatrosu hakkında verilen bilgiler çok kıymetli. Üstadın eserlerindeki matematik oldukça sade ve anlaşılır şekilde özetlenmiş. Fakat eseri bilmeden okuyacakların Önsöz kısmını kitap bittikten sonra okumaları daha faydalı olacaktır. Çünkü oldukça detaylı bir inceleme yer alıyor. Macbeth, Shakespeare’in en kuvvetli trajedilerinden biri. Üstelik son derece kıvrak şiirsel diline rağmen olay akışı çok yoğun ve oldukça tempolu. Dikkat çekici imgelerle bezenmiş, hem tema hem atmosfer olarak karanlık bir oyun. Hırsın insanı sürükleyebileceği en son noktaya kadar gidiyor. Ve sanırım oyunun ana fikrini en güzel şu dizeler özetliyor: “Oysa hep bilirsiniz nedir, Ölümlülerin başını yiyen: Kendine fazla güven.”
Baskı: Titana Saldırı 16. Cilt
Reiss ve Ackerman Aileleri’nin sırrı bir nebze olsun çözüldü. Fakat öyle bir seri ki her seferinde açığa çıkan sırlar daha büyük soru işaretlerine sebep oluyor. Araştırma Birliği’nin saha deneyimiyle operasyondaki ustalık farkı dikkatten kaçmıyor hani. Bir de o gerilimin ortasında Yüzbaşı Levi’nin tehlikenin boyutundan bahsederken “benim düşman tarafında olduğumu düşünün” örneğini vermesindeki alçak gönüllülük(!) güldürdü doğrusu.
Baskı: Şeker Portakalı (Zeze, #1)
Birkaç yılda bir tekrar okunması gereken eserlerden. Yetişkinlerin bile zorlukta kaldırabileceği türde bir hayatı olan Zeze karakterinin hayal gücüne hayran olmamak mümkün değil. Ve tüm afacanlıklarına rağmen kalbinin saflığı insana dokunuyor. Kaç sefer okunursa okunsun etkisi azalmayan kitaplardan. “Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.”
Baskı: Eski İnsanlar Eski Evler - 19.Yüzyılda Beyoğlu'nun Sosyal Topoğrafyası
Salâh Birsel'in şenlikli eseri Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu sayesinde keşfettiğim, türünün nadir örneklerinden biri olarak topoğrafik yapıdaki bu eser benim için tam bir hazine. Beyoğlu'nu üç bölgeye ayırarak (Altıncı Daire-Galatasaray, Tünel Meydanı-Galatasaray, Galatasaray-Taksim Meydanı-Ayazpaşa) ele alan yazar, 19. yy Beyoğlusunda gezerken evlerden pasajlara, otellerden sahnelere girip çıkarak adeta zaman yolculuğu yaptırıyor. Sokakları esnafıyla, evleri içinde yaşayanlarla birlikte nakleden bu eser Beyoğlu rafımın en kıymetli kitabı. Said Naum-Duhani Beyefendinin son derece hüzünlü bir hayatı olmasına karşın o zarif mizahına ve latif üslubuna hayran olmamak elde değil. Kırmızı Kedi'ye bu eşine az rastlanır eseri böyle özenle yeniden edebiyata kazandırdıkları için teşekkür ederim. Darısı Beyoğlu'nun Adı Pera İken kitabına.
Baskı: Bülbülü Öldürmek
Otobiyografik nitelikteki romanda Güney Amerika’nın zorlu dönemleri bir çocuğun dilinden gerçekten çocukça bir sadelikle naklediliyor. Kitabın en etkileyici yanı kesinlikle bu yalınlığı. Irkçılık ve ön yargının korkunç yüzünü bu saf bakış açısı ile süslemeden uzak bir şekilde okumak insanı daha çok çarpıyor. Kitaptaki diğer etkileyici unsur ise karakterleri. Özellikle Atticus Finch’e hayran olmamak elde değil. Kitabın, karakter/oyuncu eşleşmeleri çok başarılı olan bir film uyarlaması da var. Bazı kısımları sadeleştirilmekle birlikte kitaba sadık kalınmış.
Baskı: Çölde Bir Deve
Öykülerin ortak noktası iyisiyle kötüsüyle insani duyguları işlemesi. Genel olarak karamsar ve hüzünlü bir havası var. Ama arada ince keskin bir mizah da kendini gösteriyor. Bu açıdan biraz Sait Faik havası hissediliyor. Yalnız Köpekler öyküsünün distopik havası bir hayli dikkat çekici. Akıcı ve temiz bir yazı diline sahip yazarın dönemine göre oldukça orijinal bir bakış açısı varmış.
Baskı: Bütün Öyküleri
Azeri ve Fars kültürü üzerine yaptığı değerli araştırmalar ve derlemeler sebebiyle edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip olan yazarın öyküleri, çocuklara hitap eden masalsı dili kadar alt metinlerinde çocuk büyük fark etmeksizin insana verilebilecek en güzel öğütleri işlemesiyle dikkat çekiyor. Genelde en bilinen öyküsü Küçük Kara Balık. Fakat ben özellikle Bir Şeftali Bin Şeftali öyküsünün betimlemelerindeki canlılığa hayranım. Hikayenin teması bir yana, bir tohumun can buluşunun böyle adeta tohum dile gelmişçesine tüm hissiyatıyla aktarılması muhteşem.