Şah-Rû
@Şah-Rû

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Memleket Hikayeleri
6/1026.09.2019

Baskı: Memleket Hikayeleri

Sürgün zamanlarında Anadolu’yu birebir gözlemlemiş olan yazarın öykülerinde bu gözlemlerin etkisi açıkça hissediliyor.Ayrıca kendi zamanında neredeyse İstanbul ile sınırlı olan Türk Edebiyatı’na Anadolu’yu kazandırmış olmasıyla haklı bir tarihi öneme sahip. Anadolu insanının uzak bir romantizm yerine sert bir gerçekçilikle ele alındığı hikayelerde, Cumhuriyete geçiş dönemi ve ilk zamanlarının sancıları da dikkat çekiyor.

Albaya Mektup Yok
6/1009.09.2019

Baskı: Albaya Mektup Yok

O son cümleye ulaşmanın bazen bir ömür aldığını hatırlatan bir öykü. Yazar bu eserinde büyülü gerçekçilik akımının henüz başlarında olsa da horoz imgesiyle trajedinin içine absürdü aynı doğallıkla yerleştirmiş.

Baskı: On Dokuz Numaralı Oda

Hikayeler karakter ve konu olarak birbirinden tamamen bağımsız olsa da aslında hepsinin ortak noktası kişisel alanlar. Fakat hikayelerin dili fazlasıyla düz. Bu da empati kurmayı güçleştirdiği gibi çoğunlukla ele alınan insani duyguları rahatsız edici hale getiriyor. 20 hikaye içinde vurgulamak istenen konuyu en net ortaya koyan ve üzerine en çok düşündüren hikaye, kitaba adını veren On Dokuz Numaralı Oda.

Beyaz Diş
8/1026.08.2019

Baskı: Beyaz Diş

Yazarın dünyayı bir kurdun gözünden bu kadar gerçekçi nakletmesi müthiş. Keza doğa betimlemeleri de çok kuvvetli. İnsan ırkının vahşi hayvanlardan geri kalmadığını vurgulayan eserde sevgi ve sadakat olguları incelikle işlenmiş. Aslında yazar alegori de yapmamış, evrenin özünü yalınlıkla, içgüdüleriyle, kendi kanunlarıyla olduğu gibi yansıtmış.

Kara Yarısı
6/1017.08.2019

Baskı: Kara Yarısı

Mahir Ünsal Eriş’in daha önce Ot Dergi’de yayınlananların da bulunduğu, ağırlıkla kasvetli öykülerden oluşan kitabı. Toplumsal çarpıklıkları yine sade diliyle süslemeden yalınca işlerken özellikle Anadolu tasvirlerindeki başarısı dikkat çekiyor.

Baskı: Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine

Seneca, katı Yunan stoacılığına nazaran daha uygulanabilir hale gelmiş Roma dönemi Stoacılığının yaşam anlayışını yansıttığı iki parçada, çoğunluğun değil aklın izinden gitmeyi öğütlemekte. Doğa ile uyumlu bir hayatın ancak dünyevi hırslardan arınmakla mümkün olacağını vurgulayan düşünür, esas olanın anı yaşamak olduğunu her fırsatta yinelemiş. “Hiçbir insan kendi başına hata yapmaz, her insan aynı zamanda başkasının hatasının nedeni ve kaynağı olur. Zira sadece örneklere ayak uydurmak zarar verir, içimizden biri düşünmekten ziyade inanmayı tercih ettiğinde artık yaşamla ilgili düşünemez hale gelir; o hata dönüp durur ve elden ele geçerek yıkımımıza neden olur. Başkalarının örnekleri yüzünden ölürüz; sağlıklı olacağız, yeter ki kendimizi kalabalıktan kurtaralım.” S.4 “Başıma ne gelecekse gelsin, iyi olacak ama daha makbul ve keyifli olan, baş edilmesi sıkıntı yaratmayacak şeyler başıma gelsin. Zira bir erdemi çaba sarfetmeden elde edeceğini düşünmen doğru değil, aksine bazı erdemler rahatsız edilmeye, bazı erdemler de yulara ihtiyaç duyar.” S.36 “Zenginlik bilgeye göre köle, budalaya göre efendi konumundadır.” S.37

Kanayak
7/1011.08.2019

Baskı: Kanayak

Gamze Arslan yine tedirgin edici tarzını konuşturarak insanlarla birlikte nesneleri de dile getirmiş. Fakat bu sefer ürkütücü dili daha da yoğun. Sindirmesi zor 13 öyküden özellikle post-apokaliptik Eğe öyküsü çok çarpıcı.

Ödüllü Ölüm
4/1007.08.2019

Baskı: Ödüllü Ölüm

Hafiye Karılar Serisi’nin üçüncü ve son kitabıymış. Daha önce serinin ilk kitabı olan Limoni Ölüm’ü okumuştum. Birbirinden bağımsız ilerledikleri için serideki kitaplar tek olarak da okunabilir. Zaten hikaye içinde de önceki kitaplara dair bol bol hatırlatma var. Hatta biraz fazla yinelenmiş. Basit kurgulu, yormayan bir polisiye. Fakat karakterlerin derinliği yok. Kişilerden ziyade olay daha detaylı işlense, polisiyesi biraz daha orta derece olabilirmiş.

Sokağın Zulası
6/1002.08.2019

Baskı: Sokağın Zulası

“Yanlışı yeniden sınama Yürüyüşe değil kendine inan, Sadece bu yüzyılın değil, Zamanın mezarıdır insan…” S.10 Günün Kuralı Ahmet Ümit’in şiirlerinde bir dertleşme ve içini dökme havası var. Fakat adeta dünyayı getirdiğimiz hali özetleyen Günün Kuralı ve Kuzgun’a Nazire birer adım öne çıkıyor.

Baskı: Gergedan: Büyük Küfür Kitabı

Kitabın sonunda teşekkür edilen isimlerin eserlerinin sinmiş olduğu kuvvetli metaforlarla şekillenen öyküler, gazetelerde okuduklarımızın birer yansıması. Hemen hemen günümüzün tüm toplumsal sorunlarını ele alan yazar, beslenmek için başka canlıyı öldürmeyen otçul bir hayvan olan gergedan imgesiyle kendi kendimizi hapsettiğimiz bu düzeni yerden yere vuruyor. Öyküleri dile getiren başarılı resimler ise yine Bahadır Baruter’e ait.

Kahvenin Hikayesi
6/1028.07.2019

Baskı: Kahvenin Hikayesi

Yazar, kahvenin izinden dünyanın dörtte üçünü gezerken okuyucuya da sadece dünya turu değil adeta zaman yolculuğu yaptırıyor. Kahvenin kültürleri nasıl etkilediğini adım adım izlemek oldukça ilgi çekici. Bazı ritüellerin nasıl ortaya çıktığını keşfetmek de eğlenceli. Bu çekirdeklerin müthiş bir macerası var gerçekten. Yazarın esprili yazım dili ve hikaye tarzı anlatışıyla incelemeden ziyade gezi/anı kitabı tadı veriyor.

Baskı: Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü

70’lerin İtalyası ile Türkiye’nin olumsuz yönde benzerliğine şaşırtan kuvvetli bir hiciv. Deli karakteriyle faşizmin eleştirilmedik hiçbir yanı kalmayan oyunun her döneme uygun olması, eserin kuvveti kadar insanlığın hiç ders almayışının da kanıtı adeta. Yıllar önce İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından Atilla Şendil’in başrolünde olduğu nefis bir uyarlaması sahnelenmişti. Gerçekten ağlanacak halimize, gülmekten ağlatan bir performanstı.

Ölüler Bekler
7/1028.07.2019

Baskı: Ölüler Bekler

Verimli topraklarını bırakıp kendi ülkelerinde mülteci konumuna düşen insanların savaşın verdiği acılara, kullanılmışlık duygusuna ama en çok da iç yakan toprak özlemlerine dair, küçük bir kızın gözünden aktarılmış yaşama tutunma hikayesi. Yıllarca birlikte yaşadıkları komşularına adeta düşman kesilen, büyük kuvvetler aracılığıyla gelen ordularını coşkuyla karşılayan, yenilgiyle birlikte kendi memleketlerine sığınıp dilenci kadar bile muamele göremeyen, Türklerden bile bu kadar eziyet görmedik diye isyan eden insanların acısı yalınlıkla aktarılmış. Mübadele’nin izlerini fazlasıyla taşıyan Ayvalık’a tatile çıkarken tekrar okumak ve bağışlamak üzere yanıma aldığım bu kitap artık 18.07.2019 tarihi itibariyle Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı'nın kayıtlı bir üyesi. En azından bir hikaye yuvasına dönmüş gibi hissediyorum.:)

Ay Işığı Sokağı
7/1028.07.2019

Baskı: Ay Işığı Sokağı

Kuvvetli betimlemeleri ile dikkat çeken beş öyküden oluşan kitap yoğun bir karamsarlık içeriyor. İnsani zaafları doğallıkla işleyen yazar, hepsi mutsuz sona ulaşan hikayelerdeki ruhen tükenmiş karakterleriyle, toplumsal yozlaşmanın da altını çiziyor.

Kış Masalı
7/1012.07.2019

Baskı: Kış Masalı

Shakespeare üstadın tür bakımından sorunlu kabul edilen oyunlarından biri olan Kış Masalı, komedya olarak tanımlanmakla birlikte trajedi ağırlıklı olduğu için sınıflandırmak gerçekten güç. Sınır tanımaz kıskançlığı yüzünden tanrıların gazabına maruz kalan Sicilya Kralı Leontes’in bütün krallığı felakete sürükleyişi Kral Lear’i anımsatıyor. I. James’in mutlak monarşisinin yansıması olan Leontes karakterinin mutlu sona ulaşması da oyunu garipleştiren etkenlerden.

Baskı: Pal Sokağı Çocukları

Günümüzde bakınca bir çocuk kitabının bu kadar yoğun militarizm diliyle yazılmış olması şaşırtabilir ama 1. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri yaklaşırken yazıldığı göz önünde bulundurulunca bu dil de kitabın finali de büyük anlam kazanıyor. Zaten sadece çocuk kitabı olarak etiketlemek de haksızlık olur zira her yaşa hitap eden kitaplardan olduğu için alt anlamları keşfetmek üzere farklı yaşlarda tekrar okunmalık eserlerden. Yazar, başta vicdan ve dostluk olmak üzere birçok insani erdemi ve açgözlülük, ihanet, önyargı gibi olumsuzlukları aynı yalınlıkla işlemiş. Pal Sokağı Çocukları’nın onur anlayışına saygı duymamak elde değil. Gerçekten büyükdükçe dünyanın ne kadar kirlendiğini gösteren bir eser.

Denemeler
7/1006.07.2019

Baskı: Denemeler

Montaigne, Ortaçağ’da düşünmenin belli bir zümrenin tekelinde olmadığını kanıtlamanın yanında yazıldığı tarihten bu yana çoğu geçerliliğini koruyan isabette tespitler yapmış. Hayatı çok iyi gözlemlemiş ve en önemlisi de “kendini bulabilmiş” bir yazar olarak hemen her konuda fikirlerini samimiyetle paylaşmış. Tarihin ve felsefenin büyük isimlerinden alıntılarla dolu olan Denemeler'in bu samimi ve sohbet tadında eğlenceli yazım dili, kitabın geniş kesimlere ulaşabilme başarısındaki en önemli etken.

Beyaz Gemi
7/1001.07.2019

Baskı: Beyaz Gemi

Çocuk karakterinin hayal dünyasının güzelliği ve saflığıyla içe dokunan ve son cümlesiyle boğaza oturan Aytmatov eseri. Kırgız kültürünün, insanının, özellikle de kırsal yaşamının sadelikle resmedildiği eserde karakterler adeta Kırgız tarihinin çeşitli dönemlerini temsil ediyor. Kitaplarında her zaman kendi kültürüne ait mitleri başarıyla kullanan yazar Beyaz Gemi’de de Boynuzlu Maral Ana efsanesini günlük yaşamla harmanlayarak kültürü besleyen öğeleri ortaya koymuş. Betimlemelerin yoğunluğuna karşın dilinin sadeliği ve kitaba hakim olan çocuk bakış açısı insanı etkiliyor. “Merhaba beyaz gemi, benim gelen!”

Körburun
7/1025.06.2019

Baskı: Körburun

İstanbul’da Büyükada’dan sonra yer aldığı kurgulanan Körburun isimli adada geçen roman, 1960’tan 1990’a Türkiye’nin yakın tarihini üç kuşağın hikayesiyle harmanlıyor. Kitabın zengin karakter kadrosu dönemin toplum yapısını başarıyla temsil ediyor. Roman boyunca insana dair birçok zafiyetin nasıl kısır döngüye yol açtığı ve ne yazık ki yine insanoğlunun hiç ders almayışı resmedilmiş. Kitabın betimlemeleri oldukça kuvvetli. Körburun’un izole ve klostorofobik yapısı her fırsatta kendini hissettiriyor. Ayrıca hikayede şiir ve resim gibi sanat dokunuşlarının yer alması bir başka güzellik. Sade dili ise kitabın en başarılı ve çarpıcı yanı. Süslemeden uzak anlatım dili hem karakterleri iki boyutluluktan çıkartmış hem de acı gerçeğin yansıması olan olayların etkisini artırmış.

Edebiyat Mutluluktur
6/1009.06.2019

Baskı: Edebiyat Mutluluktur

Zülfü Livaneli’nin Vatan Gazetesi’ndeki Edebiyat Notları köşesinde yayınlanan yazılarından derlenerek hazırlanan bir inceleme. Sanatçının kendi hatıralarının katkısıyla bir nevi otobiyografi/anı özelliği de taşıyan kitapta edebiyat dünyası tamamen Livaneli’nin gözünden irdelenmiş. Gerek yazar adayları gerekse okurlar için isabetli tavsiyeler ve oldukça yerinde tespitler olmakla birlikte bakış açısında eleştiriye açık noktalar da var. Fakat Livaneli’nin edebi birikimi, sanatçı kimliği ve bireysel çabaları takdire şayan.

Baskı: Titana Saldırı 17. Cilt

Askeri darbe sonrası duvarların içindeki düzen biraz normalleşince nasıl da hemen ilerleme kaydedildi. Merkezi Askeri Polis’in sakladığı teknolojiler, Monarşi Hükümeti’nin sakladığı sırlar vs. Araştırma Birliği’nin önüne bu kadar sorun çıkartılmasa, önleri sürekli kesilmese bunca insan boş yere ölmezdi. Tabi en büyük düğüm halen Eren’in babası ve bodrum katındaki sır.

Baskı: İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti

Yazar, 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’un 34 mahallesini ele almış. Mizahi bir dille tanımlanan mahallelerdeki toplumsal yaşama dair biraz fikir edinmek mümkün olsa da kitabın tamamı cemaate ilişkin keskin hiciv ve ağır eleştiri içeriyor. Bu yüzden bazı tabirler güldürse de hem günlük yaşama dair gerçekçi bir izlenim olmaması hem de fazlasıyla eril yazım dili tat vermiyor.

Foto Sabah Resimleri
7/1001.06.2019

Baskı: Foto Sabah Resimleri

Kitap, ödülünü aldığı iki ustanın tarzını hatırlatırcasına Sait Faik’in sürrealizmi ve Haldun Taner’in yalın varoloşçuluğundan tatlar barındırıyor. İnsani duygulara ve hallere sadelikle dokunduran öykülerin fonunda Türkiye’nin yakın tarihi de kendini hissettiriyor.

Schubert'le Yaşamak
6/1001.06.2019

Baskı: Schubert'le Yaşamak

Hani bazen biri beklenmedik bir yetenek gösterdiğinde "içine falanca kaçmış" gibi bir tabir kullanılır ya, peki gerçekten içinize biri kaçsa? Ve bu "biri" dünyaca ünlü besteci Franz Schubert olsa? Fantastik bir fikre sahip olsa da garip bir şekilde gayet gerçekçi yazılmış bir eser. Yani sanırım 19. yüzyıldan bir ruh gelip bedeninize yerleşse ancak böyle ifade edilebilirdi.:) Müzikle ilgisi çocukken aldığı piyano dersleri ile sınırlı olan Brooklyn'li bir avukatın birden bedenini ve zihnini Avusturyalı besteci ile paylaşmaya başlamasının yer yer eğlenceli, yer yer düşündüren, bol müzikle dolu ilginç öyküsü. Son derece zor bir deneyim olsa da Liza karakterinin yavaş yavaş dünyayı bestecinin gözünden görüşü ve birbirlerine olan katkıları gerçekten güzel anlatılmış. Akıcı bir anlatıma sahip olan kitap Schubert'in hayatından da kesitler sunarken klasik müzik bilgileri ve tasvirleriyle de dikkat çekiyor. Kitabın sonundaki yazarın samimi paylaşımı da hayata dair güzel bir meydan okuma aslında. "Neden korkayım ki? Ben bu işi daha önce hiç yapmadım." Kitabı bitirdikten sonra böyle bir tecrübe ister miydim diye kendime sordum da sanırım istemezdim. Galiba. Yani belki belirli bir süre olmak kaydıyla dünyayı Osman Hamdi Bey'in gözlerinden görmek hoş olabilirdi. :)

ÖncekiSayfa 13 / 34Sonraki