TU
@Tubik

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Gül ve Avcı
6/1027.11.2013

Baskı: Gül ve Avcı

GÜL VE AVCI - YORUM Gül ve Avcı bitmiş bulunmakta. Normalden biraz daha uzun sürede okudum bunu. Araya zaman girdiği için okurken aklıma gelen ama şimdi unutmuş olduğum şeyler var maalesef. Bu yorumu artı ve eksileri yazarak yapacağım. Öncelikle bu yazarın ilk kitabı ve historical türünde bir kitap. Kitabın karakterlerini tekrar tekrar anlatmayacağım, merak eden arka kapak yazısını okuyabilir... :) Kapak demişken. O nasıl güzel kapak öyle! Ellerine sağlık Duygu! İlk yüz sayfada konu oturana kadar ısınamadım ama konu oturduktan sonra rahatça devam ettim ve hoşuma da gitti. Özellikle ilk yüz sayfada Rosa'nın neredeyse gönüllü bir halde adamla birlikte olduktan sonra "o ırz düşmanından intikamını alacaktı," gibisinden bir karşılık vermenin peşine düşmesi aklıma pek yatmadı ama rahatsız da etmedi. İlk sayfalarda bu yüzden Rosa'ya ne kadar uyuz olduğumu anlatamam :) Verseler bir kaşık suda boğardım. Bu tarz kadın karakterleri sevmiyorum maalesef... Karakteri anlatırken zeki olarak bahsedilen ama pek zekice şeyler yapmayan kadın karakterleri... Allah'tan sonradan kız bir silkindi de kendine geldi. Herkesin odun dediği Julian'a gelince. O adamda ben bir odunluk göremedim. Nesine odun dediler anlamadım. Sadece sevgi sözcükleri söyleyen hallerini hiç sevmedim. Keşke olduğu gibi kalsaydı ve kelimeleri zar zor söylemeye devam etseydi. Aşkım, canım sözlerini gördükçe ayy deme öyle diyesim geldi. Suratsız hali daha çekiciydi. Ama adam öyle bir anlatılmış ki... Heykel gibi karşımda duruyor da izliyormuşum gibi geldi. Hele o maviş gözler! Kalbim dayan. Ah bu arada o kahya kadını hiç sevmedim! Keşke kovsalardı. Hem o kadar laf etti, bildiği halde (okuyanlar neden bahsettiğimi bilir) sonrada affet beni kızım... Olmaz o öyle işte :)) Albert tabii ki en sevimli şeydi. Çocuklara uzak olan birisi; "Beş yaşında çocuk böyle şeyler söyler veya düşünür mü?" diyebilir ama beşer yaşında ikiz yeğenlerim var. Çok daha beter bile olabiliyorlar! Çocuğun konuşmaları, sevimlilikleri gerçekten sıcacıktı. Oldukça iyi aktarılmıştı. Bir Türk olarak İngiltere tarihi ile ilgili bir kitap yazmanın ne kadar zor olduğunu ve araştırma gerektirdiğini tahmin edebiliyorum. Bunu gayet güzel kavramış yazar ve birkaç ufak hata dışında pek noksanı yoktu. Dük veya Düşes'in konuşmalarıyla ilgili hatalar vardı. Yani dönemsel olarak hatası pek yoktu ama anlatış olarak fazla doğusal bir hava vardı. Kimi yerlerde bu hoşluk katsa da kimi yerlerinde o ortama pek uymamıştı ve sırıtıyordu. O nasıl oluyor demeyin canım... Hani Arapça kökenli kelimeler vardı sanırım (kökenini bilmiyorum Osmanlıca da olabilir :) ) ve eski kelimelerin çoğunu bilmiyordum. Okumamı sekteye uğrattı. Durup anneme ve hatta anneanneme sordum. Özellikle ilk yüz sayfada çok fazla kullanılmıştı bu eski kelimeler. Bir yazar notu ve editör notu gibi bir şey düşülebilirdi ama çok fazlaydı. Hangi birine düşülecekti? Mesela zemheri ve zapturapt gibi. Zemheriyi anneannemden duymuştum ama zapturaptı onlar da bilmiyordu :)Bunun gibi fazla eski kelime vardı. Kitapta Mcnaught kokusu aldığım epey yer vardı. Yazarın etkisi altında kaldığını tahmin ediyorum. Minicik bir Clayton ve sonlarda da bol miktarda Ian gördüm. Hayır, öyle değildi denilebilir ama ben öyle hissettim ve öyle gördüm. Özellikle o mahkeme sahnesi ve kızın gelmesi, birkaç yorumda da gördüğüm gibi bana da Mutluluk'un sonunu hatırlattı. Mcnaught aşığı birisi olarak kaçırmayacağım bir ayrıntıydı zaten. Dediğim gibi yazarın ilk kitabı ve gittikçe kendini geliştireceğini düşünüyorum.

Kara Melek
5/1029.10.2013

Baskı: Kara Melek

Baskı: Shadowfever (Fever 5)

Ben şimdi ne yapayımmm... Her gecemi Barrons & Mac ile geçirmeye nasıl da alışmıştım. Her gece 1'de başlayıp 4-5'e kadar onları okumak bana nasıl huzur veriyordu... Şu 5 kitabın içinde en güzeli ve benim en sevdiğim kitap 4.süydü. Bunu da sevdim. Fakat uzun bir süre aralığında okuduğum için kitabın içinde çoook fazla olay varmış gibi geldi -ki vardı da ya- :) Başlarını oldukça sevdim, hızla ilerledim. ****** SPOILER VAR ***** Kitaptaki herkesin aslında bir şeyler çıkmasını hiç sevmedim aslında. Yani sırf kızı karar vermekten kurtarmak için, birisini seçmek zorunda kalmasın diye birisini kötü yapması, diğerini bilmem kim çıkarması olmadı hiç. Sonu çok havada bitti gibi geldi. Barrons tam bin yıl araştırma yaptı, bilmem ne yaptı. O kadar zeki, araştıran bir adam, Mac'in iki saniyede ve son anda aklına gelen K'Vruk mıdır nedir o çözümü nasıl düşünemedi? Tabii ki kötü bir kitap değildi. Sadece 4'ün sonuna, hatta özellikle 5'in başına bu kadar bayılmışken ve kendimi içinde hissetmişken daha fazlasını beklerdim. Bu kadar komplike bir öyküdünün, ilmeklerinin çat çat çat bir anda sökülüvermesi beni uyuz etti. Tabii ki Dani'nin kitaplarını da okuyacağım :) Hatta yakında başlayacağım onlara da.

Baskı: Rüya Ateşi (Ateş, #4)

Okuduğum - en - iyi - fantastik - roman! Kurgusu, karakterleri, cümleleri kuruş şekli, anlatımı, esprileri, karmaşası, gizemi... Mükemmel! Bir de sanki bu kitap diğerlerinden çok daha farklıydı. Sanki bir kitap değil de üç kitap okudum. Mac karakterinin geçirdiği büyük değişime an an şahit olduk. SPOILER İÇERİR DEVAMI! Kitabın başında Mac'in kendini kaybettiği kısımda Barrons ile yaptıkları... Aman yarabbimmmm... Barrons'un sözleri... Hele kız kendine geldiğinde, kendisini daha kaslı bulması bana bir oyyyy dedirtti. Ama şu söz... “You're leaving me, Rainbow Girl.” İçimm acıdı! V'lane'den çok Jericho Barrons'un yer alması... Immmm ımmm... Mac'i Abbey'den kurtardığı kısım... Mükemmeldi! Dani ile konuştuğunda, "Peki bana nasıl bakıyormuş?" dediğinde aldığı "Sanki doğumgünüymüş ve sen de pastaymışsın gibi bakıyor," cevabına karşılık, iyi ki tavana yapıştırmadı beni düşüncesi :) Ve benim için, bütün kitabı özetleyen tek bir cümle... Aşık olduğum bir cümle ve Barrons'un ağzından çıktığı için daha da çıldırtan bir cümle: “See me when you look at me.” - "Bana baktığında, beni gör." "Bana senin dünyan olduğumu söyledin." - Barrons *** “Open your eyes and say my name.” I squeeze them shut more tightly. “It would make my cock hard to hear you say my name.” My eyes pop open. “Jericho Barrons,” I say sweetly. He makes a pained sound. “Bloody hell, woman, I think a part of me wants to keep you this way.” I touch his face. “I like how I am. I like how you are, too. When you are…What is that word you used? Cooperating.” “Tell me to fuck you.” I smile and comply. We’re back in territory I understand. “You didn’t say my name. Say my name when you tell me to fuck you.” “Fuck me, Jerricho Barrons.” “From now on, you will call me Jericho Barrons every time you speak to me.” *** Bu kısım tekrar ederek okuduğum kısımlardandı. Aklımdan çıkmadı!!! Çıkmak bilmiyor! *** Ve sonra aynalar içinde kaybolduğu o kısım... Mac'i koruyan hayvan, oturmasını işaret edip, çevresine işeyerek bölgesini belli ettiğinde kalbimi kazandı. Sonuna doğru Ry geldiğinde içim parçalanmaya başladı. Ve Mac'in yaptığı son şey... Yazmıyor ama onun kim olduğundan eminim ve bunu düşünmek sanki içimi parçalıyor! Ben kitaplardaki karakterlere - hele de seriyse - gerçekmiş gibi bağlanırım. :( Umarım yazar aklıma gelen şeyi yapmamıştır. Mükemmel bir kitaptı...

Baskı: İntikam Ateşi (Ateş, #3)

--- Yorumum yoğun duygu patlamaları ve spoiler içerebilir --- Bu kız kime güvenecek, kime güvenecek derken gitti b.. yoluna... Yine ne Barrons'un ne olduğunu öğrenebildim (ki feci senaryolar üretti o ayrı), ne kimin iyi, kimin kötü olduğunu öğrenebildim... V'lane'i sevmiyorum değil. Henüz bir kötülüğü dokunmadı kimseye (görünürde) ama herkesin V'lane yerine, Barrons diye inlemesinin bir sebebi vardır diye düşünüyorum. Pastaya yaptıkları yüzünden uyuz olmuşken, sabah kapısına kahve ve çörek bırakması kalbimi yumuşatmadı değil. Kitabın son sayfalarıi....... Aman Yarabbim! İyi ki her zaman yaptığım gibi gece karanlığında okumadım diyorum! Mac'in Dublin'i izleyişini iliklerimde hissettim. O o nasıl sondu... O ne güzel bağlanmıştı öyle... İlk cümlesinden konuya girip, son cümleyi aynı şekilde bağlamak... Saygı duydum, şapka çıkardım. Gelsin bakalım diğer kitap... Yahu Türkçe takip edenler için feci üzüldüm! Burada bırakılır mı bu kitap ya :(

Baskı: Kan Ateşi (Ateş, #2)

Çeviri o kadar, O KADAR, kötüydü ki.... Zar zor okudum. Güzelim kitaba nasıl kıydılar böyle anlayamadım bile. Allah'tan konusu güzel de devam edebildim... Bir bakıyorum kız oradayım diyor cart öbür bir şeyi anlatıyor... O ilk kitaptaki sevdiğim Mac'i hissedemedim bile. Kalanını İngilizce'den okuyacağım.

Baskı: Karanlık Ateş (Ateş, #1)

Anlatımı çok sevdim. Okuyucuyla sohbet eder tarzda yazılan kitapları her zaman daha çok sevmişimdir. Sadece terimler o kadar fazlaydı ki... Yeni öğrenen birisi için o kadar fazla yabancı kelime olması bir anlığına beni koparır gibi oldu. Bir seri ve bu da onun ilk kitabı olduğu için yorumumu ona göre yapıyorum. Tek kitap olsaydı, belki de basit bir konuydu derdim... Ama Mac karakteri ne kadar bıcır bıcır görünse de, yazar bize onun ne kadar derin olduğunu aktarmış. Kardeşinin öldürüldüğü yere gidip, onun cesedinin bulunduğu yere uzanması... Kesinlikle görüntü aklıma kazındı diyebilirim. Kardeşinden bahsettiği yerler bana çok samimi geldi. İçten, samimi ve gerçekten iç burkan cinsten... Bir de son sahneye bayıldım!!!! Barrons'u halde görmek beni hem güldürdü, hem de müthiş bir keyif verdi. Oje süren Barrons istiyoruz! :) Kısacası, sevdim. :)

Baskı: Gabriel'in Cehennemi (Gabriel's Inferno #1)

Çok iyi kitaptı. Anlatımı, dili, betimlemeleri gerçekten içine çekiyordu. Karakterler de oldukça iyiydi ama o kadar Inferno filan fıstıktan sonra daha da karanlık bir Gabriel bekliyordum ben... Lokum gibi adam oldu :D

Baskı: Dublin Caddesi (On Dublin Street, #1)

Anlatıldığı ve övüldüğü kadar güzeldi gerçekten. Kimi yerlerinde kalbimi söktüler sandım :D:D Hep sorunlu erkek karakter okumak da harbi bir yere kadardı. Joss gibi sorunlu bir kadın karakter okumak hoş bir değişiklik oldu. Kimi yerlerinde üzdü harbiden. Braden'ı bazen dövesim geldi. Çok fazla yanlış anlaşılma vardı. Onu geçersem ben Braden&Joss ilişkisinden çok Joss & Ellie arkadaşlığından etkilendim. Hele de yatakta sarıldığı kısımda. Güzeldi, beğendim, tavsiye ederim :)

Baskı: Apollyon (Melez Sözleşmeleri, #4)

Puan: 6.5 Neden 10 değil de 7 yıldız? Çünkü Ateş Serisi'ne vermişim 10 yıldızı... O kadındaki hayal gücü, kitaptaki karakterlerin (kadın - erkek) karizması bunda yoktu. Ehh hak yemek olmaz! Zaten gıcığın birisi bu kitap çıkalı bir hafta olmadan bir iletinin altına direkt Seth'in bağlı olduğu Tanrı'nın kim olduğunu söylemiş, nasıl sinir oldum anlatamam. Heyecanın o noktasını kaybettim zaten. Biraz yavandı. İksir bile kısa olduğu halde bundan daha iyiydi. !!!SPOILER OLABİLİR BUNDAN SONRA!!!! Yeraltı dünyasına girdikleri kısım falan ehh işteydi. Yani kitapta öyleydi ya. Eh iştelikti. Hele sonu nasıl bitti öyle ya? Saçma sapan, kitap sonu değil de bölüm sonu gibiydi. Seth'in bağlı olduğu Tanrı'nın saklandığı insan bedenini güzel ayarlamış bak yazar! Onu sevdim :D Ayrıca o Tanrı'nın Alex'e yaptıkları da hoşuma gitti .D Neyse son kitabı bekleyelim bakalım :)

Baskı: Tanrı (Melez Sözleşmeleri, #3)

Bir Ateş serisi gibi değildi tabii ama en azından taklit olarak başladığı şeyi getirdiği noktayı sevdim. SPOILER VAR, İLERİDE YOL ÇEVİRME VAR :) Kitapla ilgili en sevdiğim noktalardan birisi sürpriz olması gereken yerlerin beni hiç şaşırtmaması :D:D Bütün ince ipuçlarını yakalamışım zaten 2. kitapta. Leon mesela... O kahverengi gözlü köle adam meselaaa... Seth ve Lucian... Tek şaşırdığım yer yeraltı dünyasına gitmesi oldu :) Caleb'i tekrar görmesi falan hoştu ama yok Hades'le wii oynuyorum olayı falan çok saçmaydı :/ Kitapta en sevdiğim noktalardan biriside Hades'in yavaş yavaş belirdiği o an. Önce ayaklar, sonra bacaklar, sonra o seksi yaratık :D Bir an çizgi film Herkül'deki gibi bir Hades beklemiştim :D Seth iyice manyadı. Sonu da iyi bitti. Kız da iyice keçileri kaçırdı. Bakalım ne olacak .D Bu aradaaaa Poseidon yaa... Aşkımsın oğlum :D Bu mitoloji teenage romanlarına konu olmadan önce bile tek sevdiğimdi .D Böyle yıkar geçer işte :)

Baskı: Safkan (Melez Sözleşmeleri, #2)

Aslında 9 olabilirdi ama sonu çok çabuk bitti. Yani öyle güzel güzel anlatılmış ama çabuk bağlanmıştı. Geri kalanı muhtemelen SPOILER olacak :D Ne oldu bitti derken bir baktım uçakta... Her neyse. Öncelikle Caleb... Biliyordum öleceğini tahmin etmiştim. (Ne de olsa Mason çakmasıydı??) Yani emindim, yine de ölünce üzüldüm. Annem bir şey için yardıma çağırıp dikkatimi dağıtmasa ağlardım da... Aiden... Çocuğum biz seni zaten sevmişiz... Neden uzak durduğunu biliyor ve anlıyoruz... Hem uzak duracağım, sevmiyorum deyip sonra da öyle laflar etmek yakışmadı. Tamam üstü kapalı laflar edersin anlarım. Hani ana karakter kız anlamaz ama biz anlarız... "Dün geceki halin ömrümün geri kalanı boyunca hafızamdan silinmeyecek" falan çok fazla ve barizdi bence. Seth... Bu çocuk da bir şey var. O kötü karakterin Lucian olduğunu anladım ben ya. Piperi Nine mi nedir onun söylediği bununla ilgiliydi bence. Hani ikiyüzlü çocuğu da kandırdı falan diye anlattı ya bir kehaneti. Bence bu ikisini söylüyordu. Hele sona doğru Seth Lucian'ı savununca iyice emin oldum. O kahverengi gözlü köle melez bunun babası mı yoksa diye düşünmeden edemedim. Gözünün kahverengisini anlatış şekli aynı kendi gözünü anlatışına benziyordu. Bu Leon'da da bir haltlar var. Acaba bunların arasına bedenle gizlenmiş bir Tanrı mı diye düşünmeden edemedim. Bir de kız onu Apollyon'a falan benzetti ya... Dedim acaba o mu? Neyse işte böyle... Tanrı kitabını satın alamadım orijinalden okuyacağım, bakalım o nasılmış :D

Baskı: Melez (Melez Sözleşmeleri, #1)

Aslında ilk 100 sayfada "yok artık hala devam ediyor taklit etmeye" diye diye okudum. Bildiğiniz Vampir Akademisi'nin başını alın, dampirleri melez, moroi'leri de safkan yapın... Buyrun... Kitap bu :D Acaba nereye gidecek diye okudum. Okudukça hoşuma gitmeye başladı. Yine de o benzerlik hissini bir türlü üzerimden atamadım. Allah'tan son 100 sayfada kendi hayal gücünü kullanmış yazar (birazcık) O da olaylarda değil de karakterlerde kullanmış. Fena değildi. (Eh en sevdiğim fantastik serilerden birisine benziyor dediğime göre fena demem hoş olmaz) Devamını da okuyacağım. Düşük puan vermemin sebebi, taklit ettiği bir şeyi bir de bu kadar uluslararası düzeyde bastırmış olması :D İnsan utanır yazar :D

Obsidiyen (Lux, #1)
5/1021.10.2013

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

Kötü müydü? Hayır. Okuduğum en iyi kitapların yanında buna "vay be, iyiymiş!" diyebilir miyim? Hayır. Çok... çocuksuydu açıkçası. Merak ögesi falan yoktu. Tamam yazar hayal gücünü kullanıp "uzaylı" yazmış ama konu, gidişat bildiğin diğer kitaplardan :)) Bella'yla Edward'ın çayırı bize göl olmuş. (Onlarda yanlız kalıp konuşmak istediklerinde oraya gidiyorlardı) Vampir uzaylı olmuş. Bunlarında ailesi var ve kızı uzak tutmaya çalışıyorlar. Tamam bir Cullen ailesi değil ama hepsi kusursuz derecede güzel, okulda birlikte oturuyorlar vs. Bu kızın da iki arkadaşı var Dee (Bana Alice gibi geldi :D ) haricinde. Lesa ve adını unuttuğum kız. (Bana Bella'nın da iki tane arkadaşı vardı öyle Jessica'yla diğeri) Ne bileyim. Daha sayfa otuzdayken sonunu tahmin eder oldum :D O öküz herif bir anda nasıl öyle ayyy seni bırakamam olaylarına girdi. Çok gevşekti orası. Her neyse kitaba gelirsek. Feci derecede major hatalar vardı :D Edit'te. Bir yerde bildiğin shdsaj gibi bir şey yazıyordu :D Hatalar vardı. Araya başka kitaplar sokacağım. Seriyi okuyacağım ama. İnsanların niye bu kadar delirdiğini merak ediyorum. Ama İngilizce okurum devamını herhalde.

Uyumsuz (Uyumsuz, #1)
9/1021.10.2013

Baskı: Uyumsuz (Uyumsuz, #1)

Aslında kitap mükemmel başladı. Sürekli işte uzun zamandır okumayı beklediği kitap buymuş diyerek okudum. Gece okumaktan gözlerim kanlandı. Kesin 10 yıldız diyordum. Ama olmadı. Nedenini olumsuz kısımlarını anlatırken yazarım :D Öncelikle ilk %60'lık bölümde Tris'e bayıldım. Güçlü, ne istediğini bilen bir kadın karakterdi. Kadın karakterde kedi gibi tırsakları pek sevmiyorum açıkçası. O yüzden Tris'i sevdim. Sonra bir de Four var... Fragmanı izledikten sonra okuduğum için kulaklarımda sadece Theo'nun o seksi sesi vardı :D O yüzden Four'u hemmen seviverdim. Anlatım akış her şey hoşuma gitti. Yazar da çok seksiymiş bu arada :D:D Her neyse olumsuz kısma gelirsem.... SPOILER BAŞLANGICI!!! Yazar bu kızı güçlü yazmaya çalışmış. Aslında üzerinde bu kadar uğraşmasa ben zaten ona inanmıştım. Ama annesi ölüyor "annem öldü, aman tanrım, benim cesur olup gidip omzumdaki kurşunu çıkarttırmam lazım." "Ay babam öldü. Gideyim tobias'ı etki altından kurtarayım da azıcık koklaşalım." Tobias'ın etki altından çıkması desen... O neydi Allah aşkına. Zort diye çıkıverdi. Hemen "Ay Tris'im gelmiş" edalarında. Birde en uyuz olduğum şey sen git o kadar kötülük yapan Eric'i ayağından vur, git Will'in kafaya nişan alıp indir. Be güzelim bu çocuğun da kolu bacağı yok mu oralardan vuraydın. SPOILER SONU!! Yani mükemmel başlayan, beni kendisine deli gibi çeken bir kitabın sonunun bu kadar ımmm gevşeğe yakın olması hoşuma gitmedi. Öyle güçlü bir kitap daha gerçek bir sonu hak ediyordu. .D

Baskı: Biz Evleniyoruz (Bridgerton, #8)

Aslında bir yıldız verecektim ama sanırım 370. sayfadan sonra bir hareketlenme başladı da kitabı bitirebildim. Bitirmekte zorlandığım kitaplardan birisiydi. Bir kere erkek karakter şıpsevdi, ana kuzusu tabirleriyle söylenebilecek birisi bile denilebilir. Kadın karakter desen daha da garip. Bir gün içinde o ona aşık oluyor, öbürü bir başkasına aşık oluyor akşam olmadan herkes kararını değiştiriyor. Sanki ilkokullular :D Puan: 2.5

En Tatlı Veda
1/1017.07.2013

Baskı: En Tatlı Veda

Aslında 1.5... Anlamadım ki. İyi gidiyor gibiydi... Sonra bir ona gitti karakter, bir buna gitti. Saçma sapan bir ilerleme, arka kapak yazısı desen içindekiyle alakası yok. İlk defa bir kitabın kapağını kapattığımda "bu neydi yahu?" dedim... Sahurlarımı buna harcadığıma yanarım :/

Baskı: Gündüz Erkek Gece Kadın

Konu bakımından pek kayda değer değildi açıkçası. Yani elle tutulur bir şey yoktu. Farklı olarak düşündüğü hayatını anlatmış. Ama birçok konudan veya konusuz kitaptan daha güzeldi. Yazar kendi hayatını anlattığı satırlarında sık sık betimlemelere yer veriyor. Ama o cümleler, kelimeler... O anlatım tarzı öylesine güzeldi ki... Ne zaman rahatlamak istesem açıp bir iki sayfa okudum. Özellikle çevre betimlemelerine hayran kaldım.

Baskı: Nisan Yağmurları (The Wallflowers, #4)

Lisa'yı özlemişim. Daisy'i de çok severek okudum. Ama diğer kız kurularına kıyasla bu kitap bir tık daha yavandı. Yani her şey çok çabuk oldu ve pek olay olmadı. Aslında konu güzeldi. Matthew karakterinin olaya girişi de güzeldi. Cebinden çıkanlara ve hislerine gerçekten bayıldım ama tam olarak parmak basamadığım bir yavanlık vardı :) Yine de tavsiye ederim. İlk 250 sayfa için değer :)

ÖncekiSayfa 1 / 4Sonraki