Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tempt Me Again (Harlequin Blaze #524)
Pek Harlequin bağımlısı olduğum söylenemez ama arada sırda okumaktan hoşlanıyorum. Özellikle Blaze tam benlik oluyor. Bu sefer güzel bir seçim yapamamışım yalnız. Beni rahatsız eden bir çok nokta vardı, hikayeye kendimi kaptıramadığım... Öncelikle Tyler bizim erkek karakterimiz eski marine, kahraman yani kısacası mükemmel ama polislikte biraz yazvaş olduğunu düşünüyorum. Yani Şerifliğe aday ama pek etkili değil. Ayrıca Olgunda değil. Küçükken mükemmelmiş bir hata yapmış ve hayatının mahvolduğunu, bir ezik olduğunu düşünüyor. Orta yaş krizi desem, e adam genç biraz. Başka hoş karşılamadığım şey kadın karakterimiz Andrea'nın bu adama aşık olduğunu bile bile kitabın en sonuna kadar bunu diretmesi beni bunalttı.Adam aşkınıda itiraf etti, resmen koca adaya ilanı aşk etti genede kızımızı inandıramadı. Kitabın konusuda şöyle Bizim ufak adamızda bir grup değerli ve bir tane pek değersiz gümüş obje çalınır. Tabii bu suçu çözmek büyüleyici bir gülüşün arkasına saklanan, yeni şerif olmaya adaylığını koyan Tyler'a düşmektedir. Sorun şu ki Andrea ile olan ilişkisine gölge düşürecek bir olay vardır. Finn... Andrea'nın araba çalmaktan hapise giren kardeşi, tüm deliller onu göstermektedir. Kitapta sevdiğim nokta Andrea'nın kitabın başında Tyler'ı baştan çıkarma çabalarıydı
Baskı: Immortal Hearts (Vampire Kisses #9)
Biten bir seri daha. Daha fazla Raven'in o vampir saplatılı hayatını okuyamayacağım için üzgünüm aslında. Onunla ilk tanışmamız 2010'a dayanıyor. Normalde okuduğum kitaplardan daha şiddetli, dünyaya toz siyahtan bakan bir kızdı Raven.Ve korsenin içinden. Beni eğlendirmeyi ve güldürmeyi 9 kitabında da başardı. Türkiyede manga ya da çizgi roman tarzı kitaplar şeklinde çıktığını görmüştüm. Ama okumayanlar için kısaca ondan bahsetmek istiyorum. Raven hayatı boyunca vampir olmak isteyen, içinden geldiği gibi davranan bunun içinde dışlanan gerçek bir gotiktir. Kasabasına yeni birisinin taşınması ve onun vampir olduğu dedikoduları onu harekete geçirir. Gizlice evine girer, bununla da hep istediği dünya ya bilmeden ayak basar. Çünkü Alexander bir vampirdir. Tabii bunu ilk kitabın sonuna kadar öğrenmiyoruz.Bu kitap hakkında sevdiğim yönlerden birisi hiç bir kitabın sonunda ne olacağını bilememeniz. Bu kitapta da ne olacak! Sonu nasıl bitecek! Hay allahım! diye beni deli etmiştir hep.Neyse ki bu kitabıda diğerleri gibi en sonunda yüzümde bir gülümseme ve büyük bir şokla kitabı kapadım. (Her zaman Trevor ile aralarında kısada olsa bir şeyler geçeceğini ummuştum. Kötü çocuklara karşı zaafım var ne diyeyim ;) ) Bu güne kadar serinin bittiğini bilmiyordum.Aniden aklıma geldi ve kontrol ettim. Haliyle biraz duygusaldım. Ama bu benim kitabı bitirmeme engel olmadı. Kitaptan çok serinin genelinden bahsetmek istiyorum. Zaten kitapların hepsi kısacık ve birbiriyle çok iç içe geçik. Kitapta vampirlerden başka doğaüstü yaratıklar yok.Vampirlerde o kadar vahşi değil zaten. (Biraz hayal kırıklığı yaratan bir nokta) Ruh eşleri var.Işığa çıkamıyorlar. Hem yapılabiliyor hemde doğabiliyor bu vampirler ve ne yaparsanız yapın sarımsakları uzak tutun.Gelişmiş duyuları var.Ama Raven ikide bir onları gizlice dinlediği, gizlice evlerine, girdiği için çok üstünde değiller hani. Her kitapta Raven'in durmak bilmez vampir olma isteğine yakından şahit oluyoruz. Aşık oluşuna, ailevi ilişkilerine, okul problemlerine... Kısacası sevdiğim bir seriydi.Raven'nin cesur yüreği her zaman okunmaya değer olarak kalacak bende.Duygulandım mı nedir.
Baskı: Confessions of a Werewolf Supermodel
Tür:Paranormal,Gizem-Polisiye Sayfa:352 Puan:3 Yayıncı:St. Martin's Paperbacks Yayın Tarihi:2.10.2007 Dil: İngilizce Türkçe:Çevrilmedi. Yazarının öldüğünü öğrendiğim bir seri. Asla nasıl bittiğini öğrenemeyeceğim. Bu seriler konusundaki en büyük endişem bu,bencilce biliyorum ama aklıma gelmeden de edemiyorum. Lou Kipinski, bir supermodel kurtadam; arada sırada tüyleniyor. Birisi ona benzeyen kadınları öldürmeye başlayınca Teddy adlı bir polis ile aralarında ilişki başlıyor. 7 yıllık bir Stefan platonik aşkından sonra ilk defa düzgün bir ilişkiye adım atıyor. Lou mezuniyet balosunda Tom adlı, ona tecavüz etmek isteyen bir çocuğu kurda dönüşerek öldürüyor ve kaçıyor. Evlatlık olduğunu bildiği ailesini aramıyor. Şimdi ise hem kim olduğunu öğrenmek, hemde onu öldürmek isteyen katili durdurmak zorunda. Modellerin dünyasına bakış attığımız bu kitap çok eğlenceli olmasa da orta derecede sürükleyiciydi. Serinin diğer kitapları olsaydı okuyacağımı biliyorum. En yakın kız arkadaşının lezbiyen olması da değişik bir karakter çeşitliliği sağlıyordu. Kitap ilk başta saçma görünse de kesinlikle öyle değil. Kan, ölüm, polis gibi ciddi meselelerin yanında kızımızın bazen gerçekten yavaş algılaması ve kozmetik ürünlerine saplantılı olması kurguya heyecan katıyordu. Güçlü bir erkek gelsin de beni kurtarsın türü bir bayan olmaması da artı puandı. Polisiye- gizem türü de olması sıkıcı olmasını engellemişti. Kitap boyunca Lou kendi kimliğini bilmiyor. Vampirlerle konuşup sentetik bir kurt adam olduğunu öğreniyor, aynı Tom gibi. Katilin de o olduğunu öğreniyor. Kitabın sonunda her şey hem çok farklı hemde aynı. Aşk hayatı dersek, başka bir adamla çıkmazda. Kimligi desek, hala bilinmiyor. Cindy kendine model bir sevgili yapıyor ve Lou'nun evinde kan bankasından çaldığı kanları buzdolabında saklayan bir vampir var. En sevdiğim özellik: Lou'nun tek bir erkeğe saplantılı olmaması.3 kişi arasında gidip gelmesi. Kedini idare edebilecek güçleri olması. Yer yer kendine güvensizliği ve biraz boşboğazlığı ile potlar kırması.
Baskı: Once Burned (Night Prince, #1)
Vu ve huuuuvv! Beklenen kitap çıktı ve okuma fırsatı elde edildi! Ne desem boş çok eğlenceliydi. Kitabın Vlad'ın bakış açısına da yöneleceğini düşünmüştüm ama bu beklentim boşa çıktı. Hayal kırıklığı. Kitabın sonunun ise yarım şekilde bırakılması beni rahatsız etti. Hepimiz en sonunda Vlad'ın aşkını itiraf edeceğini biliyoruz ama en azından daha iyi bir nokta koyabilirdi yazar. Böyle olunca sanki bir bölüm eksikmiş gibi geldi. Leila güçlü, mantıklı, sadık ve cesur bir karakter üstelik bana Cat'i de hatırlatıyor. Aralarındaki aşkı gerçekten merak ediyorum. Kitapta kısa bir sahne Bones, Cat, Kira ve adını hiç doğru hatırlayamadığım Mencheres'i görüyoruz. Vlad hala karısının ölümü atlatamamış. Buda Leila'ya aşık olmasını engelliyor.,En azından aşkını kabul etmesini. Arada Türklere laf ediyor ama es geçeceğim artık. Ama okumak rahatsız etti hani :) Leila 12 yaşındayken yaralanmış ve üstün güçler kazanmış bir kız. Ailesi tarafından reddedilmesi bana Cat'i hatırlatan başka yönü. (Niye sürekli bağdaştırıyorsun derseniz kendime engel olamıyorum cevabını veririm size. :D )Şimdilerde bir sirkte çalışıyor ama 4 vampir tarafından kaırılıp Vlad'a karşı kullanılmak istenince, daha önceden bildiği ama fazla yakın olmadığı vampir dünyasına hızlı bir giriş yapıyor. Neyse ki seksi, korumacı, "sen benimsin" diyen Vlad var. Kitap gayet sürükleyiciydi. Sonu biraz zayıf geldi. Aşırı karkaterler yoktu. Kitabın %70'i Vlad'ın lüks malikanesinde geçiyordu. Her şey güzel olacak havası yoktu zira sürekli bir işkence, kan, ölüm sohbeti vardı. Tam benlikti hani! Çıksada okusak demeniz gereken bir kitaptı bence :D Bu arada LEila Cat ve Bones'ı Ken ve Barbie'ye benzetti ne kadar sevimli değilmi :D
Baskı: A Demon And His Witch (Welcome To Hell #1)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/... İçinde lucifer'ında olduğu çok eğlenceli bir kitap.(Luci deyince akan sular durur) Aslında Lucifer biraz yumuşak ve zayıf çizilmişti. Ben kırarım dökerim be kral'ım tarzı bir lider değildi. Remy ve Ysabel süper bir ikili. Kendi aralarında sürekli tartışmaları beni çok güldürdü. Kendimi hikayeyi bir çırpıda bitirmekten alıkoyamadım. Üstüne üstük Ysabel tam bir çetin ceviz! Remy önüne gelen kadınlar birlikte olan bir şeytandır. Ve Ysabel 500 yıl önce sevdiği adamın ihaneti uğrayıp yakılan bir cadı. Lucifer'ın onu yakan 5 ruhu salması ile bunlar ava çıkarlar ve işe bakın ki aşık olurlar. Ysabel bir kalın kafalı gibi geldi bana; çünkü eğer bir adam seni sevmiyorsa neden canlı canlı yakılması ile sonuçlanan bir laneti sen yanma diye üzerine alır ki! Eğlenceli bir kaç saat geçirmek için ideal bir kitap. Bizim Ysabel'in evlet edindiği Şeytan kedisi olan Felipe'in hikayesi ise kesinlikle okumak istediğim bir kitap. Onun ne olduğunu kitabın sonuna kadar açıklamadı yazar. Çok korktum öğrenemeden bitmemeliydi kitap! Edit: Bu arada kitabın kapağı ne kadarda iğrenç!
Baskı: Bewitching the Werewolf
Megan, bir kurtadam sürüsünün liderinin ruh eşini bulması için kiralanan bir cadıdır. Oraya vardığı ilk andan beri Zack'i ister ama profesyonellik daha ağır basar. Megan bir kendine güvensizdir aklında hep böyle bir adamı nasıl elimde tutabilirim tarzı düşünceler vardır. Ama Zack'in kurtu onu istemektedir. Megan;'a bayıldım bunu söylemek istiyorum çok konuşkan biraz kaba ve ne yapacağı tahmin edilemez bir kadın. Zack ise gayet kapalı bir kişilik onları okumak eğlenceliydi. Kısa oluşu biraz üzücü tabii ki
Baskı: Meğer Annem Haklıymış
Tür:Deneme Sayfa:176 Puan:6 Yayıncı:Truva Yayınları Yayın Tarihi: Dil:Türkçe ZKÇ'un kitap yazdığını biliyordum ama daha önce okuma fırsatı elde etmemiştim. Bir solukta biten her çocuğun annesi ile yaşadığı sorunları dile getiren, ufak bir kısmında duygulandığım yer yer kendime engel olamayıp sırıttığım bir kitaptı. Bir denemeydi. Kitabın ilk cümlesi: Yuvayı yapan kuşun dişi olduğu, olması gerektiği bilinen bir gerçektir. İkinci kez okuyacağımı sanmıyorum ama tavsiyeleri her daim kullanılabilir.Kitap sanki her birimizin günlük hayatından alınmış bir kesit gibiydi. Tek sorun bizde o davul fırın hiç olmadı. İçimde ukte kalmıştır hep. Seni doğuracağıma taş doğursaydım: Benim için değersizsin, yıkıl karşımdan kemçük ağızlı, acayip öfkeliyim sana ve bir an için nefret ediyorum senden.... Kitaptan ufak bir alıntı. Kimin annesi bunu söylememiştir ki? Son zamanlarda demiyor, büyüyor muyum?
Baskı: Ares- Mahşerin Dört Atlısı #1
Bu kitapta ne ararsan var; vampirler, şeytanlar, melekler, cehennem köpekleri, Hades, Ceberus, şekil değiştiriciler ... Tam bir paranormal cenneti. Kitabı okumak gerçekten çok zevkliydi. Özellikle karakter çeşitliliği ve aynı zamanda 4 kişinin etrafında dönüyor olması çok hoşuma gitti. Şimdiden kimlerin kimlerle olacağını biliyorum. Çok heyecanlı. Kitaptaki favori karakterim Limos oldu. Ares ve Cara arasında ki ilişkinin yer yer mantıksız bir yön aldığını düşünsem de onların hikayesi okumak çok hoştu özellikle kan ve dövüşün kitabın geneline hakim olması, bir kaç sahenede bir ölüm, parçalanma ve gerçek tehditlerin ortada savrulması işte budur! dedirtti bana. Kıyametin her adımda daha da yakınlaşmasını unutmamak gerek! Ares'in, savaş tanrısının adını karakterimizden aldığını biliyor muydunuz? Peki ya aşk? Bu kitapta Ares ve Cara birbirlerini buluyorlar. Ölümü yeniyorlar. İlk başta tahammül etme ve karşılıklı çekimle başlayan kıvılcım müthiş bir aşka dönüşüyor. Kitapta bana tanıdık gelen biri iki unsur vardı. Özellikle Cara'nın hayvanlarla bu kadar iyi iletişim kurması Bahar Tanrıçasını hatırlattı bana, okumuş olanlar atlar ve diğer hayvanlarla iyi anlaştığını göreceklerdir. Özellikle Hades'in ve Ceberus'unda görünmesi kitaptan birazcık "Ne oluyor?" diye kopmama neden oldu. Kitabın sonu çok şaşırtıcı oldu benim için. Bir an ne okuduğumu anlayamadım ve tekrar okudum. İşte böyle kitaplara bayılıyorum. Ben ölümü bekler hiç beklenmedik karakterler belirdi ve olayı mutlu sona bağladı. Tabii bu karakterlerin daha önce bahsedilmemiş olması aklımda biraz kuşku bıraktı. Hiç durmayan bir aksiyon kitabı bırakamama neden oldu. Tanımadık bir çok tür ile karşılaştım bu kitapta. Bu yüzden başlangıç biraz sıkıcı geldi ama sonrasında çabucacık kendimi kaptırdım. Güçlü, paranormal, koruyucu erkek tiplerinden hoşlanıyorsanız okumanız gereken bir kitap.
Baskı: The Goblin King (Shadowlands #1)
Kısa hikayesini okuyup, gerçekten heyecanla ve merakla başladığım bir kitaptı. Goblin unsuru beni çok meraklandırmıştı. Özellikle Kral Goblinimiz Roan, çok güçlü bir karakter gibi görünüyordu, bol aksiyonlu olacağını ummuştum. Bir insan bu kadar mı yanılır! Kitapta dövüş sahnesi yoktu, çok fazla Roan ve Eliza'nın zamanla gelişen aşkına odaklanmıştı. Özellikle kötü karakterlerin kitabın ortasında ölmesi ve hapise düşmesi beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Kitapta tek sevdiğim nokta sonuydu. Gerçekten güzel bir şekilde kitap bitti. Ama geneline baktığımızda, bırakmayı bile düşündüğüm bir kitap oldu. Roan'ın laneti kalbinin altınla değiştirilmesi. Altın deyince bile gözünün dönmesi denilebilir. Ve her büyü kullandığında daha çok goblin olması. Goblin olmaktansa kendini öldürmeye razı kardeşide öyle. Roan'ın kardeşi Dai ile Eliza'nın görümcesi Amanda arasında bir şeyler olabilir gibi bir hisse kapıldım. Ama serinin diğer kitaplarını okumayı düşünmüyorum. Kitapta yeterince bilgi yoktu. Ne ELiza ne de Roan geçmişten pek konuşmuyordu.Eliza'nın kardeşi Matt'ın nasıl öldürüğü ya da Eliza'nın annesinin o büyülü sözleri nasıl elde ettiği gibi aklıma takılan sorulara cevap bulamadım. Zaten kitapta toplam 7 karakter vardı. Amandanın kızı Bridge ve Steve (Eliza'yı tehdit eden nişanlı.) ve Bir kelt rahibi. Kitabın başından sonuna kadar o laneti kaldırma derdi ve sürekli yanlış ip uçlarını takip etmeleri beni gerçekten bunalttı. İşte Roan ve Dai dünyada bu şekle bürünüyorlar. Shadowland'de( Gölge toprakları) ise insan halindeler. Elizanın başında da bir dert var. Babası ve abisi ölünce Eliza hayatta yalnız kalır ve avukat olan Steve ile yakınlaşıyor yalnız adam kızımızın iyi adını kullanıyor ve yasadışı işler yapıyor. Sonuçta onu ya benimle evlenirsin ya da hapise gidersin tarzı bir duruma sokuyor. Tabii Roan bunu hallediyor. Kimseye okuması için önereceğim bir kitap değildi. Kitabın türkçe tanıtımını bu linkten okuyabilirsiniz. http://kitabisevda.blogspot.com/2012/06/goblin-king-shadowlands-1-kitap-tantm.html
Baskı: Kiss the Dead (Anita Blake, Vampire Hunter #21)
Ah Anita! Son kitabıda bitirmiş bulunuyorum ve asla yeterli değil. Bu kadının yazma stiline bayılıyorum. Anitayı nasıl da özlemişim! Kitapta eksik ya da fazla bulduğum tek şey aşırı tekrarın olması. Bir kaç sayfa önce söylediği şeyleri tekrar üstüne basa basa söylemesi beni çok bunalttı. Serinin tüm kitaplarını defalarca okuduğum için bazı paragrafları adım gibi biliyorum. Bir fan olarak beni en rahatsız eden şey buydu. Anita benim en uzun süre takip ettiğim, bayıla bayıla her kitabını okuduğum bir seri. Karakterlerinden, kurgusundan, anlatım tarzından ve paranormal yaratıklarından aldığım zevki sanırım hiç bir şeyden alamam. Okurken kendimi tutamayıp çığlıklar attığım anlar oldu. Öylesine seviyorum işte. 1 yıllık bir aradan sonra ( kısa hikayeyi saymıyorum) en sonunda ona kavuştum. Son kitapta olduğu gibi bunda da yazar o klasik giriş kurgusundan vaz geçmişti. Artık her şey daha hızlı gelişiyor. Anitanın özel hayatı çok daha ön planda. Polis işi ile daha karışık. Kitap Anitanın bir vampiri sorgulaması ile başlıyor. 15 yaşında bir kız vampirler trafından kaçırılmış. İş başa düşüyor tabiki de. Yeni bir Maraşelimiz var Brice, sonradan öğreniyoruz ki kendisi gay ve Anita tarafından eğitilmek istiyor. Larry'nin yerine geldiğini anlıyoruz. Zebrovski ve Anita bu kitapta gerçekten çok yakındı. Hiç olmadıkları kadar. Dolph ise o sinir bozucu problemlerini atlatmıştı. Sıra şimdi Larryde. Larry anitanın ahlaki değerlerinin kirlendiğini düşünüyor. Bu benim için büyük bir darbe oldu. Ondan hiç beklemezdim. Tek aklıma gelen şey Laurell'in canı sıkıldıkça karakterlerin huylarını değiştiriyor olması. Ronnie gibi. Kitapta başka dikkatimi çeken şey Asher'ın olayı iyice abartmış olması. Kıskançlığı o dereceye geldi ki Jean Claude onu şehirden bir süreliğine gönderiyor. Bu arada JC ve Richard Envy adlı altın bir kaplanla sevişiyor. Anita o eski Anita değil. O izin veriyor kıskançlık yok. Hatta memnun. Asher çevresindeki herkesin kendisini sevmesini istiyor ve bu Anitanın bütün seviglileri için problem oluşturuyor. J-C, Asher'a karşı koyamıyor. Kitapta hiç Richard ve Jason yoktu, ne de Edward. Anitanın bir kız arkadaşı var. Sevgili olarak. Adı jade, Anita onu Black Jade diye çağırıyor. Siyah Yeşimtaşım. JC bu kitapta benden browni puanlarını kaybetti. Asher, Anitanın canını yakarken en son cevap veren o oldu. Şehrin Efendisine yakışmıyor böyle davranışlar. Cynric, Son mavi Kaplan artık o küçük çocuk değil ama Anita hala o yaş problemlerini atabilmiş değil. Seviyorum bu kızı gerçekten. Klasik sevişme sahneleri vardı. Atladım. Çok sıkıcı oluyor. Micah bu kitapta pek ön planda değildi. Damien çok kısa bir saniye göründü. Onun bir sevgilisi var ve Anita'nın yatağını paylaşmıyor. Kisaca kitabın konusuna gelirsek Anita bir grup her yaştan insanın vampir yapıldığını öğreniyor.Hepsi 100 yaşın altında. Büyükanneler, çocuklar... Bunlar özgür olmak isteyen vampirler Bir efendiye bağlı olmaktansa ölmeyi tercih eden kurbanlar ve bunu medyanın ilgisini çekerek yapabileceklerini sanıyorlar. İki polisin ölümüyle sonuçlanan bu olay pek de planlandığı gibi gitmiyor. . Bu fikri akıllarına bir baş vampir sokuyor ama onlara bir şey yapmasını söylemiyor. Kitabın sonunda bir insan Suçlu Zevklere giriyor, üzerinde bomba var. Anitayı ve diğerlerini bir seferde öldürme planında. Ama SWAT ekibiyle birlikte Anita adamı etkisiz hala getiriyor ve her şey mutlu mesut bitiyor. Anita göz yaşları içinde...
Baskı: Yüzük Kardeşliği (Yüzüklerin Efendisi, #1)
Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk kitabını bende bitirdim! Ah Hobitler! Çok yaygaracı ve eğlence düşkünüler. Kitabın başlangıcı sırf onların Shire daki hayatına adanmıştı. Onları okumak, yaşamak beni gerçekten yordu. Eğlenceliler ama! Bunu es geçmemek gerek. Özellikle attıkları her adımı, elflerde böyle gerçi, şarkı ile tamamlamaları beni bunalttı. Frodonun 50 yaşında olduğunu hiç düşünmemiştim. Göstermiyor ama değil mi? Her ne olursa o Eylülün 22 sinde başlıyor yolculuklar demek daha doğru olur belki de. Sam, Frodo'nun sadık yardımcısı, kitabın sonuna doğru o sevimli espirili tavrını takınmaya başlıyor. Filmlerde ondan pek hoşlanmaamıştım ama kitaplar... onlar ayrı bir büyü katıyor. Tom Bombadil, bu karakteri okumak çok zevli ve aynı anda sıkıcıydı. Onun her şeyi bir oyun gibi görmesi, zaman kadar yaşlı olması gibi detaylar ve onun sevgili eşi ile hayatı gerçekten hoştu. Elflere aşık oldum desem? Kitapta çok büyüleyici çizilmişlerdi. Hikayenin hep onlarda kalmasını istedim onları okumak...Ama her güzel şeyin bir sonu var. En azından Legolas bol bol vardı. O kar üzerinde uçan ayaklarıyla bizimleydi. Sevgili Yeşil Yaprak... Beklediğim gibi değildi ama, kötü olduğunu beğenmediğimi söylemiyorum. Sadece film bazı açılardan kitaptan çok daha görkemliydi. O konseyin toplanma anında bir ara sıkıntıdan bayılacağımı düşündüm, filmde en zevk aldığım anlardan biriydi. Özellikle arasıra girilen soy ağacı olayı benim kafamı çok karıştırdı. Sık sık wikipedia ya bakmak zorunda kaldım, neyse ki aradığımdan çok daha fazlasını bulabildim. Bazı şeyleri filmden asla anlayamacağım kadar iyi anladım. Herkesin kesinlikle okuması ve kendini bu büyülü dünyaya kaptırması gereken bir kitap. Arada sıkılacağınızı unutmamanız gerek. Bu ara Aragon ve Arwen'in ilişkisine dair hiçbir şey yok. Filmde onların evlenme sahnesi var ama kitapta sadece kral prenses ve Aragorn'un bir masada otururken olan sahnesinden başka pek bir şey yok. Kandırılmış hissediyorum. Onların ilişkisi yok demiyorum tabii, sadece kesin konuşmazdım. Gandalf'ın o gizemli ben bilirim konuşmalarından tek sıkılan ben miyim acaba diye düşünmeden edemiyorum. Ama adamın ölümü bile tarz sahibi bunu kabul etmesem haksızlık etmiş olurum.
Baskı: Siyah Kan
Etkileyici bir kitap bu su götürmez. Daha önce paranormal içerikli olmayan ve bu kadar kan, vahşet, tecavüz, suçlu zeka içeren bir kitap okumamıştım. Arkadaşlarımın önerdiği kadar varmış gerçekten. Kitapta biraz tahmin edilebilirlik vardı. Patoloji sahnelerin biraz tutarsızlık bulduğuma inanıyorum, en azından öyle sanıyorum. Kitabın sonu ise pek tatmin edici değildi. [Herşeyden önce Marc'ın sevgilisini ve arkadaşını öldürdüğünü biliyordum. Nasıl anladığımı sormayın. (hide spoiler)] Yazarın tasvirleri o kadar güçlüydü ki Reverdi ile birlikte dalış yaptığımı, Marc ile ava çıktığımı hissettim. Yazarın anlattığı hiç bir şey beni kitabı kapatmaya itmedi ama kesinlikle midesi zayıf birinin okumaması gerekir. Tek rahatsız olduğum nokta kitabın başının çok yavaş ilerlemiş olması. ADım adım santim santim. Bu kurguyu daha muhteşem yapsada beni biraz sıktı. Kitabın arka kapağında yazan her şeyin bir anlamı var, bizi çok çeşitli karakterler ile tanıştıran ve ilginç yerlere götüren, üstün zekalı insanlarla uğraştığınızı kitabın her satırında hissettiren bu kitabı okumak gerçekten gerekli. [ Marc yıllar içinde çeşitli travmalar yaşamış, travmalar sonucu hafızasını kaybetmiş, bazen pis bir paparazi, bazen ise zehirli zihinleri avlayan bir gazetecidir. Ünlü bir dangıcın seri katil olması ilgisini çeker ve ona model bir kızın fotograflarını göndererek, o olduğunu iddia ederek yazmaya başlar. Aralarında gelişen bu bağ katilin kendi iç dünyasını gazeteciye açmasına ve aralarında ki ilişkinin ilerlermesine neden olur. Kitap boyunca kan durmaz. Her yıl bir kız ama ortada sadece bir ceset var. Hapishane ardında yatan bir katil ile onun zihninin peşinde koşan gazetecinin kovalaması Paris'te sonlanıyor. Reverdi hapishaneden kaçıyor ve öldürmek için kendini kadın olarak tanıtan Marc'ın peşine düşüyor.Kandırıldığını anlıyor. Modeli ve onu kurbanları yapıyor. Kendisini anılarına kaptırmıiken gizli alarm çalışıyor ve karakterlerimiz kurtuluyor. Ya da biz öyle sanıyoruz. Reverdi'nin cesedi yok. Marc komada. Sicilyaya gidiyorlar Hatica Reverdinin cesedinin bulunduğuna dair bir telefoj alıyor sonra kendisinin taklitçi bir katilin kurbanı olduğunu anlıyor. Marc'ın hafızası geri gelmiştir. Gençlik yıllarında arkadaşını sonra sevgilisini öldürmüştür. Şimdi ise sıra ondadır. Tek sorun Hatica Marc'ın taktiğini uygulayarak ondan kurtulacak olmasıdır.
Baskı: Early to Death, Early to Rise (Madison Avery Trilogy #2)
Baskı: Riders to the Sea
MAURYA,yaşlı bir kadın BARTLEY, oğlu CATHLEEN, kızı NORA, daha genç bir kızı :Kadınalr ve Erkekler Dili biraz ağırdı.Bir süre sonra alışıyordunuz.Alıştıktan sonra gayet akıcı ve hoş bir oyundu.Karakterlerin ölüme ne kadar alışkın ve aynı zamanda ne kadar yabancı olduklarını okuyordunuz. Bir ailede ölen 8 erkek, bir annenin 6 oğlunu kaybetmesi ve en sonunda ise kadere boyun bükmesi, çok sade ve etkileyici bir biçimde anlatılmıştı. Balıkçı bir ailenin denize verdiği 8 kurban en sonuncusu ise traji komik bir şekilde katır tarafından denize atılıyor. Eve ekmek getirecek kimse yok ve o kadınlar artık açlığa mahkumal