Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Almost Everything (Vampire Princess of St. Paul #3)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-almost-everything.html Almost Everything (Vampire Princess of St. Paul #3) Tate Hallaway Aman aman olmasa da severek okuduğum bir seridir kendileri.Ana adlı yarı vampir yarı cadı (annesi cadıların kraliçesi, babası vampirlerin prensi) bir kızın kendisi, hayatı ve şu cadı vampir toplulukları hakkındaki gerçekleri öğrenmesi ve sürekli olarak iki grup arasında çıkan savaşları önleme çabasını anlatıyor. Bu kitapta Ana üç erkek arasında sıkışıp kalıyor, Thompson (Normal bir çocuk) , Nick (bir vampir avcısı) ve Elias( güçlü bir vampir). Ama bundan daha önemlisi, Ana'nın iki kere ertelediği ve tamamlanması için bir cadının ölmesi gereken ritüel yüzünden vampirler açlıkla mücadele etmekte, yani etrafın kana bulanmasına çok az kaldı. Kimseyi öldürmeden nasıl bu işin içinden çıkarım? Ana'nın cevap aradığı soru bu. Ayrıca şehirde yeni bir Dhampir (yarı vampir, yarı cadı) var ve Elies'ı kendi komutanına eş olarak istiyor. Açlık Ana'yı da etkiliyor... Ama Ana'nın aklına harika bir fikir geliyor, kendisinin iki ruhu olduğu. İki tarafında iyiliği için cadı ruhunu feda etmeye hazır. Ama ya vampir kısmı tamamen farklıysa ve o değişim geçirirse? Buna rağmen Ana kendini feda etmeye hazır. Ne kadar cesur değil mi? Biraz da aptalca. Ölebilir çünkü, temelli. Kitabın sonunda ise Ana'nın iki ruhu birleşiyor ve Tüm vampirlerin Kraliçesi oluyor. Bazı yerleri saçma gelen, akıcı sevimli bir hikaye Almost Everything. Madison Avery serisinin vampir hali gibi geliyor bana. Aslında söylenecek pek bir şey. Orta hallii vakit geçirmek okunabilir.
Baskı: Blood Rights (House of Comarré, #1)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-blood-rights.html Blood Rights beni GR'deki tanıtımıyla beni merak içinde bırakan bir kitaptı. Bu yüzden hemen başladım. Çok sevdiğim bir unsur olan "Sert, dövüşçü kadın karakter" unsurunu taşıyordu. Ama kitap bir türlü beni mest etmeyi başaramadı. Malkolm asil bir vampir ama iki kere lanetlenmiş. İlk laneti neredeyse hemen öğreniyoruz, öldürdüğü her kişinin ruhunu içinde taşıyor ve bu onu çıldırma konumuna getiriyor. İkinci laneti ise kitabın ortasında öğreniyoruz. Ama öğrenmeden önce yaptığı her konuşma bir imkansızlığı belirtse de abartıyormuş gibi bir hisse kapıldım. İkinci laneti ise (aslında ilk laneti) kendi efendisinin kanını içip öldürdüğü için kimsenin damarından onu öldürmeden kan içemez. Bu yüzden zayıf düşüyor. Bu iki lanet birleşince normal bir hayat sürmesi imkansız oluyor. Chrysabelle bir comarre, asil vampirlerin kan içmesi için yaratılmış yarı insan bir melez. Vampirlerin kölesi durumunda olduğu için özgürlüğünü istiyor. Vampir efendisinin öldürülmesi ve ona bir yüzük vermesi ile işler sarpa sarıyor ve kötü vampir işe giriyor. Tatiana, gözünü vampir evinin lideri olamaya takmış, yarı kaçık ve acımaz bir dişi vampir. Vampir dünyası ile insan dünyasını ayıran kalkanı kaldırmak istiyor ve bunun içinde yüzüğe ihtiyacı var. Efendisinin ölümünden sonra Chrysabelle kaçıyor ve eski bir comarre olan halasının yanına gidiyor bu onu Malkolm'a yönlendiriyor ve onun şekil değiştirici yardımcısı olan Doc!a ve kendisine bağlı olan ruh Fi'ye. Chrysabelle Malkolm'u kendisine yardım etmeye ikna etmeye çalışırken Tatiana Chrysabelle'in halasını kaçırıyor. Ve bizim takım ve onu kurtarmaya gidiyor. Fi ve Chrysabelle'in halası ölüyor ama bu sadece başlangıç çünkü Chrysabelle Malkolm'a onun lanetini kaldırmak için söz verdi(1.kitabın sonu) Comar (erkek) ve comarre (kadın) kavramından bahsetmek istiyorum. Bunlar vampirleri beslemek için yaratılmış ama çok önemliler vücutlarında altın dövmeler var ve bu onların kanının saflığını arttırıyor.Bu çok acılı bir işlem. Vampirler onlarla birlikte olamıyorlar. Sadece bileklerinden kan içebilirler ve onlara iyi davranmalılar. Ama neticede gene köleler.Ayrıca kendilerine ait bir çok sırları var. Ben kitaptan pek hoşlanmadım. Özellikle yıllarca köle olmuş birisi için Chrysabelle çok asi bir tavır içinde. Her ne kadar kurgunun içinde bir çok fantastik öğe de olsa, ilginç de olsa işin içine aniden bir baş meleğin(kitabın sonunda)girmesi beni sinir etti. Hele Chrysabelle'in halasının annesi çıkması ve ondan çok daha önce Tatiana'nın Malkolm'un eski, öldü sanılan karısı çıkması (bunun olacağını anladım ama gene devam ettim) benim için kitabı ve seriyi bitirdi.Boşuna okuduğumu düşündüğüm bir kitap. Malkolm'un comarre kanı içmeden önce zayıf olması ama kanı içtiğinde birden kral tarzı hareketler yapması beni kitaptan soğuttu.
Baskı: Yağmurda Yarış Sanatı
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-yagmurda-yarsma-sanat.html Eğer benim gibi böyle bir tecrübeniz yoksa ve güzel hikayelerden -birazda acıklı- hoşlanıyorsanız sizi Yağmurda Yarışma Sanatına davet ediyorum. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum. Kitap Enzo adlı bir köpeğin gözünden anlatılıyor. Zebraların şeytani olduğunu düşünen, muza ve pankek'e bayılan, hayatta Denny ve Zoe'dan başka kimsesi olmayan bir köpek Enzo. İnsan ruhuna sahip olduğunu düşünüyor ve bu dünyada ki vaktini tamamladığında tekrar insan olarak bu dünyaya geri döneceğini, el sıkışıp, normal ölçülerdeki bir dil ile dudaklarını ıslatacağını... Kitap sondan bir adım önce başlıyor ve Enzo Denny ile nasıl tanıştığını,birlikte tutkunu oldukları araba yarışlarını, Eve'in -Denny'nin eşi- nasıl hayatlarına katıldığını, kanserden nasıl öldüğünü ve Eve'in ebeveynlerinin nasıl çocukları Zoe'yu Denny'nin elinden almaya çalışını ve Zebraların aslında içimizde bizi saran şeytanlar olduğunu anlatıyor.Aynı anda hem ümitsizliği, hem mücadeleyi hemde sevgiyi size yaşatıyor. Bu kitap kesinlikle favorilerimin arasına gidecek. Book Club kitapları arasında ve bir kaç tane daha o listeden kitap okumak istiyorum. Blood Rights faciasından sonra gerçekten iyi geldi. Yaşasın Enzo! O bir kahraman ve dileğine kavuşuyor. Efendisi Denny'ide hayran olmamak elde değil. Tam bir savaşçı. Kitap büyük oranda araba yarışı terimleri, konuşmaları barındırıyor çünkü Denny bir yarışçı. Meraklıları için bu kitabı okumak için bir neden daha. Ben kitabı ingilizce okudum ama Türkçesi de mevcut. Enzo, The Art Of Racing In The Rain tanıtım videosu. Bunlarda sevdiğim alıntılar. "I will often admire a beautiful sunrise, but I will never consider the sun a champion for having risen." "God gave men big brains, he took away the pads on their feet and made them susceptible to salmonella. When he denied dogs the use of thumbs, he gave them the ability to survive without food for extended periods. " "zebra is everywhere. I suddenly realized. The zebra. It is not something outside of us. The zebra is something inside of us. Our fears. Our own self-destructive nature. The zebra is the worst part of us when we are face-to-face with our worst times. The demon is us!"
Baskı: Red-Headed Stepchild (Sabina Kane #1)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-red-headed-stepchild.html Uzun bir süre listemde bekledikten sonra Red-Headed Stepchild'ı bitirdim. Hoşlandın mı peki? Kitabın tamamiyle bir vakit kaybı olduğunu düşünüyorum. Haksızlık etmek istemem, kitabın sonu biraz güzeldi ve familiar bir şeytan fikri hoştu ama genede bütününe baktığımda başladığıma üzüldüğüm bir kitap. Ben pek kitabın konusuna bakarak başlamam, ne de puanınına, kapağına bakarım, azıcıkta okuyanların verdiği puana ve ona göre başlarım. Yada direkt açarım ve okurum. Yıllardır bu böyle. Bu kitaba ise araştırarak başladım. Konusu beni çekti kitabın GR puanıda fena değildi. Gelgelelim kitapta kurulan karşılıklı konuşmalar çok zayıftı, karakterin ben sert, bağımsız güçlü bir suikastçiyim tavırları tamamiyle yapaydı, özellikle nymphlere verilen ön görü gücü Vinca tarafından çok basit ve inandırıcı olmayan bir şekilde kullanılıyordu. Yani kitapta bir çok öğe inandırıcı değildi. Ama bir mage(Sihirbaz) olan Adam yarı güzel ve inandırıcı bir karakterdi. Ama aralarında büyük bir aşk olması beklenen iki arasında bir gram sizi gülümseden, heyecan içinde bırakan konuşma geçmiyordu. Sabina'ya gelirsek bu kızın hissettiği, inandığı hiç bir şey beni kendisine çekmedi çünkü yazar bu kıza hiçbir şekilde beynini kullanma yetisi vermemiş. Özellikle saçıma "elma ağacından yapılma kazık alrıım saçımada koyarım orayıda arayacak değiller ya" benzer bir cümleden sonra bu kızdan ümidimi kestim. Çünkü daha iyilerini okudum. Tamamiyle beyni yıkanmış bir kukla! Kendi için düşünemeyen karakterleri sevmiyorum . Kitabın Tanıtımı: Melez olmanın büyük bir engel olduğu bir dünyada Sabina Kane bir dışlanmışa uygun tek işi yapıyor. Suikast. Son görevi vampirler ve mageler arasındaki ip ucuna bağlı barışı tehdit ediyor ve Sabina hangi tarafta olduğuna karar vermek zorunda. Şuana kadar eve hiç iş getirmemişti ama bu sefer iş kişisel. Sabina suikast için bir işe gönderiliyor ve orada bir mage olan Adamdan gerçek kimliğini ve o ana kadar güvendiği kişinin ona ihanet ettiğini öğreniyor. Arkadaşlar ediniyor. Bol bol ihanete uğruyor arkadaşlarına ihanet ediyor.Ah unutmadan birazda saf ve salak ve kör olduğu için bir kaç ölüme sebebiyet veriyor. İkinci kitabı okumaya niyetim yok ama belli de olmaz. Not :Kızın omuzunda görülen dövme aslında bel çevresinde ve yarı mage olduğunu sembolize ediyor. Kızıl saçlı olması ise her vampirin açık ve ya koyu yaşa yada ne kadar vampir kanı taşıdığına bağlı olarak kırmızı saçlı olamsı yüzünden.
Baskı: Git Kendini Çok Sevdirmeden
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-git-kendini-cok-sevdirmeden.html Bugün şanslıyım, çünkü çok güzel bir kitap okudum ve birazdan yatıp uyuduğumda Arda, Ert ve Fıratı rüyamda göreceğim. Tabii ben hatırlamayacağım. Rüyalarımı hiç hatırlamam. Bu kitap neden hoşuma gitti peki? Hem hiç ölmeyen duyguları, hem geçmişi hemde geleceği anlatıyordu çünkü. Arda'nın ilk aşkını, ve 40 lı yaşlarındaki depresyonunu... Sevgiyi...Terketmeyi....Gençliği ve hataları... Ert'in anlam veremediğim arayışını ve Rıfat'ın (en garip) kaçışını. (Sanırım büyük konuşamamak gerek yurdu terkeden o oldu.) Çok kısa ve daha uzun olmasına gerek yok. Kısmen yarım kalmış gibi, siz devam ettirin der gibi. Umarım Ert'in bir kurtarıcı olacağını ve Türk filmi gibi kitabın sonlanacağını bir tek ben düşünmemiştim. Saçma bir düşünce ama aile olurlar dedim. Öyle bir zamanda geldi ki Ert ve ufak bir süprizle... Gidenin yerine Dünya'yı koyamaz tabii ama yeni bir başlangıç? Herkesin Ert gibi bir tanıdığı yok mudur? Belki... Merakla okunacak, bir kaç saate bitecek bir kitap. Siz yaşarken onları aslında bir yandanda izliyorsunuz.
Baskı: Shimmer (Riley Bloom #2)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-shimmer-riley-bloom-2.html Tanıtımı: Parlak çocuk problemini çözdükten sonra Riley, Buttercup(Köpeği) ve Bodhi(Eğitmeni) çoktan hakettikleri bir tatilin tadını çıkarmaktadırlar. Riley vahşi siyah bir köpekle karşı karşıya geldiğinde, Bodhi'nin uyarılarına rağmen, onu öbür tarafa geçirmeye karar veriyor. Köpeği takip ederken Rebecca adlı genç bir ruh ile tanışıyor. Rebecca'nın tatlı görünüşüne rağmen, Riley pek çabuk aslıdna görüntüsü ile pek alakası olmadığını öğreniyor. Eski bir çiftlik sahibinin kızı olan Rebecca1733'deki öfke dolu köle ayaklanmasında öldürülüyor.Kendi öfkesi ile boğulan Rebecca kendisi ile birlikte ölen hayaletleri en kötü anılarında tutarak saldırıyor.Acaba Riley kendi kötü anılarında kaybolmadan Rebecca'ya affetmeyi ve unutmayı öğretebilecek mi? Anladığınız üzere kitap daha çok"Öbür taraf" ile ilgili. Riley ilk kitapta ölmüştü ve şimdi diğer hayatleri dünyayı bırakıp devam etmeleri için yönlerme işi ile görevli. Aman aman olmasada hoş bir seri. Bir solukta bititdiğim için seviyorum sanırım. Üstelik akıcıda bir konusu var. Sizi yormuyor. Üstelik sonuda hoş, yani kızımızın ölemeceği kesin tabii. Basit demiştim ya siz onu çok basit diye de düşünebilirsiniz. Çocuksu olduğu zaten çok belli :) Kimseye şiddetle önereceğim bir seri kitap değil ama okunabilir.
Baskı: Çiftlik
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-ciftlik.html Kitabın Tanıtımı: Çiftlik Kaçış Sadece Bir Başlangıçtır Lily ve ikiz kız kardeşi Mel'in bir planları vardır: Onları çevreleyen elektrik tellerinin arkasına geçip, özgürlüğe kavuşmak... Mel çevresindekilerle hemen hemen hiç konuşmamasına rağmen, diğerlerinin dikkatini çekmeyen şeyler, otistik oluşu sayesinde onun gözünden kaçmaz, elektrikli tellerin hangi kısmının geceleri devre dışı olduğu gibi... Çitleri geçmek kolay olmayacaktır fakat Lily planladığı kaçış için gerekenleri toparlarken tanıdık bir yüzle karşılaşır. Carter, Lily'nin karantina başlamadan önceki günlerden bir arkadaşıdır. Uzun bir müddet yakalanmamayı başardığı için çiftliğin dışındaki dünyayla ilgili birçok işe yarar bilgi edinmiştir. Ancak çiftlikteki herkes gibi Carter da dışarının insanlar için çiftlikten daha tehlikeli olabileceğini bilir.Acaba bu üç yoldaş dışarıda onları bekleyen Tick'lerden kaçmayı başarabilecekler mi? Birbirlerine tutunarak özgürlüklerine kavuşabilecekler mi? Yoksa tekrar vampirlerin ellerine mi düşecekler?Müthiş bir macera ve kaçış öyküsü sizleri bekliyor Yorumum:(Spoiler içerir) Sihirli Kitap ve Kitap Sayfaları blog sahipleri ile ufak bir okuma etkinliğimiz vardı. Çiftliği okuyorduk ve kitap bitti. Uzun bir süredir beklediğim kitaptı Çiftlik. Amerikadan öncede okuyoruz, bunun büyük etkisi oldu tabi. Hayal kırıklığıda beraberinde geldi. Kurgu açısından güzel bir kitap ama ben daha farklı bir şey bekliyordum. Özellikle bu kızların ikiz olduğu ve ikisinin de Abduktura olabileceği kimsenin aklına nedense gelmedi. Sonraki kitaplara saklanan bir habermi bilemiyorum. Lily'nin ise çocuksu tavırları gerçekten yorucuydu. Lily Hem kardeşinin korumaktan başka bir şey istemiyor, hemde düşmanına saçma bir güvenle arkasını dönüyor. Olduk olmadık yerdeki sinir krizleri ise beni yordu. Lily, Carter'a güvenmemekte çok haklıydı. Aniden çıkıp gelen eski bir tanıdık... Dünya tehlikeli bir yer. Ama yaralarını gösterince hemen inandı. Saf bir kız yani. Carter ile aralarında geçen -kitabın sonuna doğru- "o sana öyle aşığım" sahneleri beni çığırımdan çıkardı. Dur daha iki gün önce adamı tanımıyordun (Yeni Carter'ı). Bu sahnede Carter'ı suçluyorum. Kitapta okumaktan zevk aldığım tek karakter Sebastian'dı. Tam bir vampirdi. En azından sırıtmıyordu. Güneşe çıkması ve ilk başta giremeyeceği ima edilsede kliseye girip haç falan alması biraz garip geldi. Belkide yanık kokusu onu ima ediyordu, bilmiyorum.Yani pekde Dracula tarzı bir vampir değil. Kitabın 6 kişi arasında geçmesi biraz bunaltıcı bir hava verdi. Tik ad verilen mutasyona uğramış insanlara pek yakından bakamadık. Görünüşlerini biliyoruz ama... İkinci kitaba sanırım. Kitap kendini okutan bir kitap. Arada şöyle "Aman" diyip kapattığım yerler oldu. Lily'nin dövüş sahneleri çok hoştu. Yer yer verilen Mel'in gözünden anlatılan sahneler içimi açtı. Lily'nin odaklandığı konu bunaltabiliyor. Carter'ın gözünden anlatılan bölümler ise teknik açıdan hoş değildi çünkü kafa karışıklığı yaratıyordu. Kitabın geneli 1. kişi tarafından anlatılıyor ama Carter 3. kişi tarafında. Bu kitapta geri dönmeme neden oluyordu. En çok hoşuma giden şey ise yer yer yapılan Alacakaranlık göndermeleriydi. Gülememek elde değil. Ama sonunda biyoloji dersinde olan bakışmalara gelince bunu yapmamalıydın dedim :D
Baskı: Fifty Shames of Earl Grey (Fifty Shames #1)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/fifty-shames-of-earl-grey.html Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Fifty Shades'in parodisi olması bunun başlıca nedeni. Pek sevemedim. Parodi olması sonucunda seri ile dalga geçmesini bekliyordum- hatta bazı yerlerinde kahkaha ile güldüm- ama bir yerde Alacakaranlık serisine olayı çok bağlamaya başladı. Tutulma adlı bir bar, Anna'nın bebeğinin onu tekmelemesi, kitabın sonunda vampir dişlerinin parmakla gösterilmesi gibi şeyler. Ve ben kitabın ilk başında aldığım tadı alamamaya başladım. Buda kitabın ortalarına geliyor. Kitapta bazen kelimelerin kullanımı bile sizi güldürüyor o kadar kötü yazılmış yani. Grey'in bir yerde işi abartıp Walmart'ı, Anna'nın evi'ni ve Bir devlet üniversitesini alması beni bayağı güldürdü. Birde anlaşma yerine Anna'ya 1000 küsür sayfalık bir test vermesi ve o testte Edward ve Jacob üzerine yapılan bir şaka'nın bende ayrı bir yeri var. Anna'nın düşünürken (dudak ısırması yerine) burnunu karıştırması ve Grey'in bunu tahrik edici bulması kafamı duvarlara vurma istegi yarattı. Bir köşeye oturup okunabilecek bir kitap ama bayıldığımı söyleyemem. Kapak: Kapaktaki çay fincanı Anna'nın Earl Grey çayı içmesini temsil ediyor
Baskı: Ben Nojoud 10 Yaşında Bir Dulum
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-10-yasndaym-ve-bosanmak.html
Baskı: Otuz Bir
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/08/kitap-yorumu-otuz-bir.html Not: Yorum ve kitap +18 ibaresi taşıyor. Bu standarda uymuyorsanız kitabı ve yorumu okumayın. Hedonist bir adamın günlüğü mü daha uygun yoksa şuan ki adımı bilemiyorum. Kapağını beğenmedim karakterle alakası yok. Krem mi? Ah hayır o tercih etmiyor. Gerçek mi peki. Google amcaya sormadım desem yalan olur. Tır kazasında ölen çift, kanserden ölünce newyorktan gelen kardeşi şirketin başına geçen adam, newyorkta 15 yıl çalıştı Türk aile şirketinin başına geçti vs. Bir sonuç yok. Ama etiketler uzun deneyeceğim. Umudum var mı? Pek yok. Burcuda terazi. Kitabı sevdim mi? Komik buldum. Durmadan Otuz Bir çeken bir adam. Gördüğü her kadını seks objesi olarak tanımlıyor. Bir Otuz Bir günlüğü tutuyor. Dili hoşuma gitti. Dürüst. Evli olması şok etkisi yarattı. Açık bir evlilik orası aşikar. Ama kendisi de biseksüel olsaymışda birazda karı koca alemlerini okusaydım dedim. Arka kapak yazısı sana söylüyorum. Aile bağları evet ama sevgi? O abisini sevmeyi hiç bırakmadı. Yanıltıyorsun diyorum. Kişinin adı geçiyor mu? Ben hatırlamıyorum. Otuz İki'de çıksın onuda okurum. Eşinden bahsediyorsundur umarım. Modeller falan... Abi ölme. Neden ölüm kapıya gelince sevdiklerimiz değerlenir ki? Kendimize acıyoruz sanırım. Bir daha göremeyeceğiz diye. Ben gidene üzülmedim üzülmemde. Can Çeker, adı kim buldu? Yazarla konuşmak isterdim. Kitap hakkında değil. Eğer hayal ürünüyse... olmasın ama. Bu arada 5 defa günde, bir gece de 4 defa? Robot misali. Gerçekliğinden şüphe ediyorum ya da insanlığından.
Baskı: Fifty Shades of Alice in Wonderland
Alice fetishler diyarına, pardon harikalar diyarına giderse ne olur. Vallahi öyle çok şey oldu ki! Ama Cheshire ve kraliçe favori.
Baskı: Titan Magic
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/07/kitap-yorumu-titan-magic.html
Baskı: Muhteşem Gatsby
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/07/kitap-yorumu-muhtesem-gatsby.html
Baskı: Tanrıça (Tanrıça, #1)
Güzel bir Hades ve Persephone kitabıydı. Gerçekten. Tabii biz onlara Henry ve Kate diyoruz. Zaman değişti :) Spoiler içerir ona göre okuyun! Kitabın ilk başında Bella'yı farklı bir yazardan okuyorum sandım; yeni okul, güzelliğinin farkından olmayan bir kız, etrafında dönen gizemli erkekler... Neyse ki kitap o yönden hemen uzaklaştı. Öncelikle tanrıların çok masum davrandığını düşünüyordum. Ay ne yanılmışım. Kızın tüm hayatı yalandan ibaret daha ne kadar acımasız olabilirler ki! Üstelik onca çektiği acı bir yerde boşa, yani annesi bir tanrıça ve ölemez. En azından bilindik anlamda. Onca çektiği acı...Ve bunun hiç sözü geçmiyor. Hiçbir şekilde dile getirmiyor. Affetmek bu olsa gerek. Ayrıca gerçekten cesur. Buna inanıyorum. Genede tanrılar çok garip geldi. Ama mantıklıydı da. "İsimlerin varlığından çok daha önce yaratıldık" biraz fazla dünyevi davranıyorlardı. Ben tanrılarımı biraz kudredli ve insan duygularından uzakta severim. Kızımız Kate gerçekten yedi ölümcül günahtan alnının akıyla geçebilecek bir kızdı. Tabii biraz beni sinirde etti. Ava kendi kıskançlığı ve bencilliği yüzünden nehire atlıyor ama ölümü nasıl Kate'in suçu oluyor hala çözebilmiş değilim. Bazen mantık pek hoş olmuyor. Not: Bu arada Kate'in bir şekilde persephone'nin reenkarne hali olarak karşıma çıkacağını düşünmüştüm. Yarı yarıya tutturdum :D Kısacası bir çok mitolojik öğe içeren, aşkı bize yaşatan, yeri geldiğinde annene bile güvenmemen gerektiğini hatırlatan bir kitaptı. NoT2: Umarım Alacakaranlık ve Lanetli sevgiliye benzediğini düşünen tek ben değilimdir.
Baskı: The Color Keepers
Vaktimi boşa harcadığım kitaplardan biriydi. Bir aynaya hapsolmuş Karga kraliçeyi yanlışlıkla serbest bırakan Emily, 4 renk koruyucusunun sınavını geçip onlardan anahtarları alıp kötü kraliçenin içindeki iyiliği serbest bırakmak zorundadır. Kötü kraliçe bile kötülüğünden emin değil bu arada. Sürekli iyi olmak güzeldi, kötülük zor tarzı şeyler söyleyip duruyordu. Özellikle Sam(esas oğlan) ile ilişkileri öyle bayat bir seviyede ilerledi ki bende kafamı duvarlara vurma istedi uyandırdı. Esas kızımız Emily ise kendini dünyanın merkezi sanan bir kız. Hikaye de ise kesinlikle bir adet bile inandırıcı öğe yok. Asıl üzücü olan; kitaba ilk başladığımda çok güzel bir his bırakmıştı. Okurken sırıtıyordum, sayfaların nasıl gittiğini anlamıyordum...
Baskı: Darkness Unbound (Dark Angels #1)
http://kitabisevda.blogspot.com/2012/07/kitap-yorumu-darkness-unbound-dark.html Kitabın Tanıtımı: Risa Jones nesli kadar olaganüstü. Labratuvarda geliştirilmiş klon anneden doğma ve Aedh bir babası var. Ölmekte olanlar ve ölü ruhlar ile konuşmakla kalmıyor, ayrıca Eceli görüp, bu dünyayı diğerinden ayıran gri topraklarda yürüyebiliyor. Bunlar nadiren kullandığı yetenekler.İki en iyi arkadaşıyla paylaştığı işe konsantre olmayı tercih ediyor. Annesi komadaki bir kısa yardım etmesini rica ettiğinde, istemeye istemeye kabul ediyor. çünkü ufak kızın ruhu artık bedeninde barınmıyor. Ne Ecel ne de ölüm onun ruhunu almıştı. Birisi ruhunu etinden ayırıp almıştı. Sonunda anlaşılıyor ki, masumların ruhunu tüketen bir canavar - pek de masum değil- problemlerinin sonu değil. Çünkü birisi dünyayı ve cehenneme bölen kapıları açmak istiyor. Risa ise planlarında anahtar öğe. Onun ve felaketin arasında duran Ecel ise pek de onun tarafında değil. Kitabın Goodreads' daki tanıtımı böyle. Kitap çeşitli paranormalleri(Vampir, Azrail, kurtadam, Cadı..), güçlü kadın karakterleri barındıran gerçekten hoş bir kitap gibi göründü bana, ama ne yazık ki umduğumu bulamadım. Çok basmakalıp tabirlerin kullanılması, geleceği gören bir kaç kişinin çok olması ve bu durumda sürekli gelecekten haber alma durumu bana sıkıcı geldi. Üstelik durumun gizemini de öldürüyordu. 3 tane olunca bu da normal bir durum. Aşk demeyelimde, kısa süreli menfaatli bir ilişki yaşıyordu. Bu İki taraf içinde hoş karşılanan bir durum. Orta da öyle bir aşk yok. Risa sadece hayatta kalmaya çabalıyor. Kapakta gördüğünüz motorsiklet Risa'nın değer verdiği bir araç. Kitapta da bol bol geçiyor. Onun dışında kapağı pek beğendiğim söylenemez. Kısacası pek beklediğimi bulamadım.
Baskı: Kızıl
Franziska: Kadın baş karakter.(Kızıl) Patrick: Venedikte tanıştığı bir gay. Eski casus. Kramer: Patrickle geçmişi olan bir katil. Fabio: Müzisyen (eski siyasi ilişkileri var) Daha önce içinde casus barındıran bir kitap okumamıştım. Ya da bu kadar çok itkileriyle hareket eden insanları konu alan.... Kitap Almancadan çeviri ve bir çok İngilizce, (sanırım) Fransızca kelime barındırıyor.Kızıl kadın, Franziska, 4 dil bilen bir çevirmen. Üstelik işinde çok iyi.Anlık bir karar ve biraz parayla Venediğe gidiyor: Orada bir iş bulmaya çalışıyor ama nafile, üstelik hamile de olabilir. Orada gezinirken Patrick adlı, gay ve eski bir casus ilr tanışıyor, Patrick ona yaklaşıyor ve mükemmel bir teklif sunuyor. Evliliğe çok yakın bu teklif çok cazip, büyü gibi, tüm sorunlarına çare olabilecek türden.... İşte bu yüzden Kızıl şüpheleniyor. Şüphelenmekte de çok haklı. Kitap aslında iki kişinin gözünde anlatıyor: Fabio ve Franziska. Diğer iki kişi ise Kızıl'ın Venediğe geldiği sürede karşılaştığı kişiler.Yer yer ağır olsa da okumaya değer bir kitap. Venedik meraklıları içinse çok daha değerli bir kitap olacaktır, zira Kızıl gerçekten detaylı bir şekilde anlatıyor orayı.
Baskı: Hayvan Çiftliği
Bir çiftlikte hayvanlar çalışma koşullarından memnun değillerdir.İsyan sesleri yavaş yavaş duyulmaya başlar. Çiftlik sahibi Jones bir gün çok içip bizim isyankar arkadaşları beslemeyi unutunca patlak verir. Domuzların liderliğinde yapılan bu hareket başarılı olur ve çiftlik artık "Beylik Çiftliği" yerine "Hayvan çiftliği" olur. Savaşlar yapılır. Hayvanlar eskiden çalıştıklarından daha çok çalışıyor, belki daha az yiyorlar ama özgürler. Kendileri için çalışıyorlar. Yedi emirleri var.Kuzular her yerde "Dört ayak iyi, iki ayak fena" diye meeliyorlar. Birinci ve İkinci değirmen yapma çabaları o ya da bu şekilde boşa gitsede geçen yılların ardından en sonunda değirmenlerini ve nicelerini yapıyorlar.(Bu arada lider domuzun adı Napoleon.)Kitabın sonunda ise artık 7 emirin yerinde yeller estiğini ve domuzların iki ayak üstünde yürüyüp insan eşyalarını kullandığını görüyoruz. En sonunda ise çiftlik ilk adını alıyor "Beylik Çiftliği". 1. İki ayakla yürüyen herkes düşmandır. 2. Dört ayakla yürüyen ve kanatları olan herkes dosttur. 3. Hiçbir hayvan esvap giymeyecektir. 4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacaktır. 5. Hiçbir hayvan alkol içmeyecektir. 6. Hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir. 7. Bütün hayvanlar müsavidir.(eşit)
Baskı: Emily the Strange: The Lost Days (Emily the Strange Novels #1)
Bir Dexter vakası ile karşı karşıyayız. Çok eğlenceli, sürükleyici ve şaşırtıcı....Bayıldım. Kitabın içinde resimler de var.Sanırım grafik roman deniliyor. :D Kitapta 13 rakamı, hafıza kaybı, zihin okuma çok önemli yer kaplıyor. Biz uğursuzluk olarak algılasakta o kendisine şans getirdiğine inanıyor. En baştan başlayayım :D Kitap hafızasını kaybetmiş bir kızın Blackrock*1 adlı bir kasaba da kendi kimliğini bulma çabaları ile başlıyor. El Dungeon adlı bir yerde sandviç karşılığında yerleri süpürüyor. Kızımız ortalama 14 yaşlarında, en azından bize böyle söylüyorlar. Kızımız kim olduğunu hatırlamadığı için Earwig*2 ismini alıyor kendisine. Ah bir de dört tane kedi. Siyah. Bir süre böyle idare ettikten sonra biraz yardım alıyor ve ailem diyebileceği bir çifte ulaşıyor. Onlar Earwig'i alıyor ve eve götürüyorlar. Ona Molly Merriweather diyorlar ama sorun şu ki Earwig Molly olmadığından emin. Gene yollara düşüyor. 2. bir hafıza kaybı vakası.Gene Blackrock'da buluyor kendini. Ama bu sefer bu kasabanın ve El Dungeon'un sırrını çözmekte kararlı.İşin içinde robotlar, asırlar süren kan davası, aşk (şanslıyız ki onun için değil), zihin okuma ve kendisine benzeyen ama tamamiyle zıt kutup olan bir kız içeriyor. Ah birde miras.... Earwig elektronik ve mekanik aletleri tamir etmede çok iyi. Çok ama çok iyi.Kendi robotunu yapacak ve hafızasını silen bir makine yapacak kadar.Kitabın sonlarına doğru artık kasabaya bir görev için geldiğini biliyoruz. Ne mutlu ki çok şaşırtıcı bir sonla bu sorunu da halletiyor. En sevdiğim: Kitabın içindeki resimlere ve Emily'nin düşünme tarzına bayıldım.Kitabın kurgusu biraz arka planda kalıyor. Okunması gereken bir kitap!
Baskı: Play It Again, Charlie
Bol bol filmlere gönderme yapan, biraz gereğinden fazla uzun, eğlenceli bir kitaptı.İki ana kahramanımız var: Will ve Charlie. Burada asıl problematik kişi Charlie. Çocukluğundan beri ailesinin tüm yükünü taşıyan Charlie, bu yükün altında eziliyor. Üstelik önceki yıllarda sarhoş bir sürücünün ona çarpıp sakat bırakması ve sürekli ağrılarla boğuşması da pek kolaylık sağlamıyor. Yorgun, onun yükünü paylaşabilecek bir partner'e ihtiyacı var. Hayatını biraz da o zorlaştırıyor. Bunu da söylemek gerek. Kitap boyunca neredeyse her paragaf başı Will, Will Will diye gidiyordu. Ezberlemeye çalışır gibi.Bu arada kitap gay bir çift hakkında. Will internet üzerinden saç tasarımı randevuları alan bir saç stilisti. Charlie ise eski bir polis, şimdilerde akademi de profesör. Tamamiyle ikili ilişkiye odaklanan bir kitap. Gizem ,suç büyük problemler yok.Orta derecede hoşlandım. Kitabın ismi beni okumaya itti. Sevdiğim şey: Will çok canlı, sevimli ve açık bir karakterdi ona gerçekten bayıldım. Not: Kitabı netgalleyden aldım.