
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Senden Sonra Ben (Senden Önce Ben, #2)
-Özellikle İlk Kitabı Okumayanlar İçin Spoiler Tehlikesi- Yazılması gereken bir kitap mıydı hala emin değilim. Yazarların buruk sonlar yazmalarının en önemli nedenlerinden biri de okuyuculara bir tür travma yaşatıp, belki biraz da sinir edip, akılda kalıcı bir şeyler bırakmak istemeleri değil midir? Bu kitapla ilk kitabın o etkisi yıkılıyor bence. Ama hep yıkıcı olarak düşünemeyeceğim, geride kalanlar için yapıcı bir şeyler barındırdığını kabul ediyorum. “Bununla, onlarla yaşamayı öğreniyorsun. Çünkü artık yaşayan, nefes alan insanlar olmasalar da seninle kalıyorlar. Başta hissettiğin ezici keder değil. Dibe vurduğun, yanlış yerlerde ağlamana sebep olan ve sevdiğin insan ölmüşken hâlâ hayatta olan bütün aptallara mantıksız bir öfke duymanı sağlayan o duygu değil. Sadece alışmayı öğrendiğin bir şey. Bir deliğinin olmasına alışmak gibi. Bilmiyorum. Sanki çörek yerine... donut olmuşsun gibi." Evet, bu kitapla Lou'nun donut olarak yaşamayı öğrenmesine tanık oluyoruz. Will'le bağlantısı olan bir misafirimiz (?) var ve bir de illa ki konu hayata tutunmaya gelince beliren türden bir karakterimiz var - aşk her türde kitabı tatlandıran bir unsur bence. :) “Bazen hepimiz kederin içinde bata çıka ilerlemeye çalışıyormuşuz gibi hissediyordum, diğerlerine ne kadar dalgalandığımızı ya da boğulduğumuzu söylemeye çekiniyorduk." “John Lennon bir defasında hayatın, sen başka planlar yapmakla meşgulken gerçekleşen şeyler olduğunu söylemiş. O kesinlikle harika biriydi ve ben ne demek istediğini şimdi anlıyorum." 16 yaşındaki bir insan bazı ülkelerde ehliyet bile alabiliyorsa; bu kişiden hayatının direksiyonunun başında olmasını eğrili olsa da hayatına bir şekilde yön vermesini beklersiniz değil mi? Bir noktada bu kişinin işlediği her şuç ebeveynlere yüklendi - ajitasyona değin gitti olay. Sinir olduğum noktalardan birisi de bu oldu. Bu noktada kitap hatta yapmacıklaştı benim için. Her neyse, tahmin ediyorum ki çoğunluk ilk kitaptaki o son yüzünden bu kitabı okuyup okumamakla ilgili ikilem yaşıyor. Ben dayanamayanlardanım, eğer dayanırsanız sizi tebrik ediyorum :) Ve bu alıntılardaki havaya ihtiyacınız varsa da daha fazla ertelemeyip okuyun bence... Keyifli okumalar :)
Baskı: Yağmurla Gelen Mutluluk (Puddle Jumping #1)
176 sayfacık bir şey zaten, çoğunluk beğenmiş ve belki reading slump'tan çıkmama da yardımcı olur diye başladığım bir kitaptı. Öncelikle; o nasıl bir çeviridir yareppim. Kitap kısa zaten diye baştan savma hazırlanmış olabileceğini tahmin ediyorum sadece, yoksa o haliyle nasıl okuyucuya sundunuz ya? Google çevirinin başına geçip mi çevirdiniz? (internette çeviriyi gör kısmına bastığınızda karşınıza çıkacak tarzda cümlelere rastlamanız mümkün!) Okurken bir yandan çevirinin nereden gelmiş olabileceğini kestirmeye çalışıyorum, bir yandan yazım hatalarını gözümle düzeltiyorum. Allahım kriiiiz! Çevirinin suçu da yok değil bu puanda ama özellikle Lilly'yi sevemedim ben ya. Tüm dünyası Colton'ın etrafında dönüyor. Yapmacık gelen kısımlar vardı biraz da. Velhasıl-ı kelâm; imkanınız varsa orijinalinden okumanız gereken, uzatsaydı belki yazarın altından kalkamayacağı ama daha iyi de olacak potansiyele sahip, eser efendim...
Baskı: Sessizler
Richelle Mead'le hala tanışmadıysanız ve serileri de gözünüzü korkutuyorsa yazarın en azından şöyle bir dilini ve tarzını görmeniz için kısalığı ve tek kitap olmasıyla hoş bir şans Sessizler. Distopya tarzı bir kitap okurken artık son birkaç bölümde fantastik, mitolojik yönü açığa çıkıyor ve belki de kitabın benim için bir türlü kıramadığı durağanlığının sebebi bu. Özellikle de yazları okumak için, çerezlik tarzı denilen kitaplardan bir tık daha iyi, ilgi çekici denilebilir.
Baskı: İlik
Kitabın ilk yarısında yorumumda ne yazacağımı tasarlamıştım, öncelikle onu aynen aktarıp nelerin değiştiğine geçeceğim; *ARKA KAPAĞI OKUYAN BİRİNİN MARUZ KALACAĞI ÖLÇÜDE SPOİLER TEHLİKESİ* Aslında bu biraz da intikam hikayesi... Belki de haberlerde gördüğünüz çocukların, dünyanın pisliğine birinci dereceden şahitlik etmelerinden önce defalarca onları kanatlarınız altına aldığınızı ya da suçluların yanına ölüm meleği gibi indiğinizi düşlediğiniz alternatif bir evrenin varlığının hikayesi... “Bana doğmuş olmamın gerekli olduğunu hissettiren şekilde sevilmedim, yalnızca sevilmek için doğmuş hissettirecek şekilde bile...” Bone denen bu kasabada uyuşturucular, fuhuş, sefillik hüküm sürüyor. Yaşayanların oradan kaçmak istedikleri bu yerde çocuklar en azından sevilmek için doğmuş olmayı diliyor. Margo bizim bu kasabada olayları ve insanları(?) gözlemlememiz için gözlerimiz oluyor. Ama bakalım herkesin kafayı, bir yerden, yediği bu yerde o gerçekten de normal kalabilmeyi başarabilmiş mi? Yakındığım noktalar: 1- Kitapta sinir edici kopukluklar vardı ve çeviriden de kaynaklanabileceğini düşündüğüm başka birkaç hata daha. 2-Şimdiki zaman ekinin de bunda çok büyük bir etkisinin olduğunu tahmin ettiğim sanki olaylarla bir yere varamıyormuşuz, onların bizi başka bir şeye hazırlamaktan başka pek bir önemi yokmuş hissi okuma heyecanını körüklemek yerine -kitabın yarısından fazlasını kapladığı için- tam tersine bıktırıp, bunaltıyor. Şimdi gelelim kitabı tamamen bitirdiğimde nelerin değiştiğine; Yazarın S*ktir Et Aşkı kitabından sonra, bendeki Tarryn Fisher ne yazarsa alırım! havası sarsılmıştı. Kitabın ikinci yarısında da bir şeyler sarsıldı ve sanırım bu, sarsılmanın iyi manada kullanılabileceği nadir durumlardan biri. Mesela; arka kapağın spoiler içerdiğine inanıyordum ve bu inancın değişmesi için çok büyük bir zelzele gerekti xD 1- Kopukluklar, aslında belki de başka bağlantıların temeli olabiliyormuş. 2- Eh, belki de bazen gerçekten hislerinize güvenmeliymişsiniz :) Bir süre tavana bakıp, kafaya bir şeyler dank edince Oha! dedim, o kadar mantıklı cümlelere bürünmüş saçmalıklar okudum ki kendimi evet doğru söylüyor derken bulunca irkildim. Psikopat bu kadın, başka ne denebilir ki? Bunun, her okuduğunuzda size farklı şeyler katabilen kitaplardan olduğunu düşünüyorum. O ayrımı ileride fark edebilmek adına ve kafamın rahatlaması için bir şeyler yazayım diye kendimi zorladım kaç gündür. Hala pek de içime sinen bir yorum olmadı; ama hala buraya kadar okuyan var mı ya? :D ***Son bir tavsiye; İlik'i Siyah Damar'ın kardeşi ilan ediyorum. Birini okuyan diğerini de okusun ;)
Baskı: Isla ve Mutlu Son (Anna and the French Kiss, #3)
Puanından da emin olamıyorum, Isla'yı sevmemeyi bırakın gıcık oldum. İlişkileri mıç mıçtı, gına geldi >:( Favori çiftim Anna ve St. Clair olarak kaldı <3
Baskı: Kıyamet Sonrası (Penryn & the End of Days, #2)
Kitabı okuyacaklar; kendinizi dümeninde heyecanın olduğu bu duygular gemisiyle çılgın olaylar denizinde yüzmeye hazırlayın. Olaylar değiştikçe bu duyguların bir biri gelip size çarpıyor bir biri. Yeri gelecek ağlayacak, gülecek; yeri gelecek çıldıracaksınız. Öncelikle güldürenler... Benim bir kitaba bağlanmamdaki en büyük etken diyebilirim. Çünkü bu okurla samimiyetin de orada bir yerlerde var olduğu anlamına gelir genelde. Karakter olarak bunlar: ikizler, annesi, hatta belki bi de kılıç... Penryn kıyamet gibi bir ortamda olduğu için gülemiyor ama onun yerine kafamızı kitaptan kaldırıp gerçekte nerede olduğumuzun farkına varıp biz gülebiliriz... Tabii lanet de edebiliriz, onun olduğu yerde -burada bir “vöh" dememiz gerekiyor, vöh- Raffe denen bir varlık var, n'apayım oğlum burayı, neredeyse seve seve hayatımı Penryn'inkiyle değiş tokuş ederdim... Ama galiba, yani... belki o kadar da seve seve değil. Gelelim seve seve olmamasının nedenine —aslında bunlar da insanı kitaba acayip bağlayan noktalardan birisi; çünkü hissettirdikleri çok gerçekçi ve farklı, düşündürdükleri şu iş görüşmelerinde sorulan abuk sabuk sorular gibi ama gerçek hayata paralel olduğu için taşıdıkları önemli anlamları var :)— bu kitapta sizi ürküten, korkutan ve hatta dehşete düşürenler... Sadece doğaüstü yaratıklarla sınırlandıramayacağım burayı, çünkü sayısız durum ve insanlar da var. Böyle garip bir yorum oldu, spoiler vermemek adına anlatamadım şu anda hiçbirini; çünkü biliyorum ki ben bu seriyi anlatmaya bir başlarsam mutlaka spoiler hava sahasına girerim :) Ama lafın kısası şudur ki paranormal severlerin mutlaka okuması gereken bir seri; çünkü bunu okuduktan sonra kendi adına özel bir çıta bile oluşturacak - Meleğin Düşme Noktası falan sjsjsj Keyifli okumalar efenim :) “Babam bana bir keresinde büyüdüğümde hayatın karmaşıklaşacağını söylemişti ama sanırım kastettiği bu değildi. Öte yandan, annem ona hak vermişti ve kastettiğinin bu olduğuna emindim." Çok sevdim ya ben bu kadını ^-^
Baskı: Bıçak Sırtı (Mara Dyer, #2)
İlk kitaptan sonra müthiş bir gelişme :) İlk kitabın yorumunda bahsettiğim “müstehzi kırıntılar” olgunlaşmış artık, her soruya Mara'nın bir de içinden cevap vermesi falan çok hoşuma gitti benim ^-^ Son kitapta da artık inşallah merak ettiklerimizi okuruz, tatmin olmazsam her kitabın bir tane yıldızını söndürmeye gidiyorum :D