
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Fi
Sürükleyici ve akıcı olmayan, olayın daha çok cinsel obje ve öğelerle kurgulandığı vasat bir roman olmuş bence. Nasıl bu kadar popüler olabiliyor doğrusu anlamış değilim.
Baskı: Neyi Ararsan Onu Bulursun
Doğan Cüceloğlu'nun "Savaşçı" isimli kişisel gelişim, Eliyah Goldratt'ın "Amaç" ve "Şimdi Anladım" isimli işletmecilik, Ahmet Ümit'in "Bab-ı Esrar" isimli mistisizm temalı romanlarından herhangi birini okuduysanız bu da o tarzda yazılmış bir kişisel gelişim romanı. Richard adında bir CEO ile Zoya adlı bir ressamın bir uçak yolculuğunda tanışması sonrasındaki hikayesi, yazarların kişisel ve kurumsal gelişim üzerine verecekleri mesajların arka fonunu ve temelini oluşturuyor. Kitap genel olarak akıcı ve okuyucuyu fazla zorlamayan bir üslupla yazılmış; birkaç saatlik bir oturumda okunup bitirilebilecek bir kitap. İşlenen başlıca konular şunlar: -Hayata bakış açısı ne olmalı, -Sürekli farkındalığın oluşturulması, -Hedef-eylem uyumunun sağlanması, -Olumsuz ego ile mücadele, -Kişisel ve kurumsal hedeflerin önündeki engeller, -Olumsuzlukların ve yenilgilerin, olgunlaşmaya ve öğrenmeye evrilmesi, -İşletmeler için satış, pazarlama, müşteri ilişkileri ve yönetim stratejileri, -Coşku ile yaşama, coşkuyu sürekli kılma, Kitabın diğer ilginç yanı, Mevlâna'nın öğretilerine ve Doğu felsefesine önemli oranda yer vermesi. Bu vesileyle ilk defa bir Batılı yazardan Mevlâna'yı okuma fırsatı bulmuş oldum. İki istisna hariç, kitabı çok beğendim. Birincisi yazarın Mevlâna'yı İranlı bir sufi olarak tanımlaması. İkincisi, çeviri ile ilgili; bir bölüm (15. bölüm) boyunca "keyifli yaşama" ifadesini ben olsam "coşkulu olma, coşkulu yaşama" şeklinde çevirirdim. Bunun dışında, altını çizip tekrarlı okumaya değer bir kitap. Keyifli okumalar...
Baskı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Bilinmeyen Bir Adanın Öyküsü, usta yazar José Saramago'nun az sayfada aslında çok şey anlattığı, bir çırpıda mola bile aklınıza gelmeden 30-40 dakika içinde okuyabileceğiniz çok kısa bir eser. Bu yönüyle Küçük Prens tadında diyebiliriz. İlk bakışta yarım kalmış bir eser gibi gözüküyor ama düşündürdükleri pek de yarım şeyler değil. "Mühim olan varış değil, gidiştir" gibi... "Kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir" gibi... "Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin" gibi.. Okumanızı öneririm; okurken dinlenmek, dinlenirken düşünmek, düşünürken anlamak ve hissetmek için. Belki bu kitabı, belki de başkalarını. Öyle ya; mühim olan gidiştir, varış değil...
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
Bir solukta okunuyor Ernest Hemingway'in "Yaşlı Adam ve Deniz"i... İhtiyar bir balıkçının , oltasına yakalanan bir kılıç balığını zaptetmeye çalışırken pekçok engele karşı verdiği amansız mücadeleyi anlatmış Ernest Hemingway bu eserinde. Yaşlı adamın şahsında sanki tipik bir yaşam mücadelesini de okuyoruz adeta. İnsanoğlunun yaşam serüveninde; bazı hedeflere yönelmişken, hesapta olan ya da olmayan engellerle de karşılaşılabileceğinin tipik bir hikayesi. Belki de kendi hayat mücadelesini anlatmış yazar; saf, yalın, duru biçimde. Ve bir hayat felsefesi sunuyor okuyucuya: "Ben her işimi hesapla yaparım. Ne var ki kısmetim yok. Ama kimbilir, belki bugün. Günün her doğuşu yepyeni ayrı bir gün getirir. Talihim bugün yaver gidiverir bakarsın. Ben işimi eksiksiz yapayım da kısmet geldiğinde beni aradığı yerde bulsun." diyerek... Bazen de bir yaşlı adamın gözünden zamanı okuyoruz satır aralarında: "İnsan kocayınca çalar saat gibi oluyor" diye güldü adam. "İhtiyarlar niye öyle şafakta uyanırlar bilmem. Günü azıcık daha uzun yaşayabilmek için mi acep?" Huzurlu, dingin bir ortamda tadını çıkarta çıkarta okunabilecek güzel bir eser... Keyifli okumalar dileğiyle...
Baskı: Delifişek (Zeze, #3)
"Delifişek", José Mauro de Vasconcelos'un "Şeker Portakalı" ile başlayan, "Güneşi Uyandıralım" ile devam eden roman serisinin üçüncü kitabı. Romanın kahramanı Zé'nin başından geçenler, yazarın gençliğinin ilk dönemlerini temsil etmektedir. Kesintisiz olarak normal bir okuma hızında bir saatte, en yavaş biçimde ise en fazla iki saat içinde okuyup bitirebileceğiniz eserde; Zé'nin hep uçlarda yaşayan, çevresinin telkinleri yerine hissettiği ve istediği biçimde yaşantısını yönlendiren bir delikanlı olduğunu görüyoruz. İlerleyen bölümlerde ise; gençliğinin ilk yıllarını yaşıyor olması itibariyle içi kıpır kıpır, biraz da haşarı bir delikanlı olan Zé, sancılı çocukluk döneminde buruk anılar paylaştığı babasıyla arasında bu sefer giderek güçlenen bir duygusal bağ kuruyor. Babasının kötüleşen sağlık durumunun düzelmesi için kendince Tanrı'yla pazarlık ederek en büyük tutkusu ve becerisi olan yüzmeyi bırakıyor. Sanki bu yetmiyormuş gibi bir de sevdiği kızı babasını üzmemek adına terkediyor. Türk filmlerine kolaylıkla uyarlanabilecek kadar bilindik denebilecek bir hikaye. Ancak anlatımdaki akıcılık, doğallık, sadelik ve gerçekçilik, Zé'nin şahsında ele alınan gelişmelerin az ya da çok okuyucunun da duygularına dokunması bence eseri güzel kılan en önemli hususlar. Keyifli ve güzel okumalarınız olsun...
Baskı: Meczup
Kolay okunabilen metne rağmen az sayıda sayfaya sıkıştırılmış bu kitap, Ermiş'in verdiği okuma zevkinden oldukça uzakta geldi bana. Birkaç güzel söz ve hikaye dışında, çok da beğenilecek yerini bulamadım doğrusu. Umarım benim bulamadıklarımı diğer okuyucular bulurlar...
Baskı: Olağanüstü Bir Gece
Kısa bir yolculukta, veya hafta sonu dinlenmesinde bir - iki saat içinde okunabilecek bir eser. Stefan Zweig, az sayıda sayfaya, çok şey sığdırabilen, mekânları, zamanı ve insanın iç dünyasını çok güzel biçimde betimleyebilen usta bir yazar. Olağanüstü Bir Gece, doğrusunu söylemek gerekirse hikaye olarak bana çok olağanüstü görünmedi. Ancak yazarın betimleme yeteneği gerçekten etkileyici. Bu noktada çevirinin hakkını da teslim etmek lâzım. Yazarın aktarmak istediği hususlar, hiç bir çeviri filtresine ve engeline takılmamış.
Baskı: Sol Ayağım (Sol Ayağım, #1)
Sol Ayağım, uzun zamandır okumayı düşündüğüm önemli bir eserdi. Beyin felçli olan ancak doktorlar tarafından zihinsel engelli olarak teşhis konan yazarın, başta annesinin olağanüstü desteği olmak üzere, ailesinin (babası ve kardeşleri), çevresinin ve uzman personelin de yardımı ile verdiği yaşam mücadelesi bu eserde yalın, doğal ve akıcı biçimde anlatılmış. Eser, beyaz perdeye de biyografi olarak aktarılmış ve film de oldukça ilgi görmüş durumda. Gerçek bir yaşam hikayesinin anlatıldığı bu kitapta; * Yazarın çocukluğundan itibaren yaşadığı bedensel, bilişsel ve ruhsal değişim, * Bir annenin doktorların zihinsel engel diye kestirip attığı teslimiyetçi teşhisi kabul etmeyerek, oğlunun yaşam mücadelesini koşulsuz ve aralıksız olarak olağanüstü bir gayret ve özveriyle desteklemesi (ki oğlu annesini yaşam savaşında en önemli silah arkadaşı olarak tanımlıyor), * Bünyesinde bedensel engelli barındıran bir ailenin örnek yaşam biçimi, * Özel durumdaki hastaların eğitimi, tedavisi ve topluma kazandırılması sürecinde çevrenin, eğitimcilerin ve sağlık uzmanlarının örnek tavır ve davranışları, * Engelli bir bireyin pes etmek yerine, kendisinden daha güç durumda insanların da bulunduğunun da bilinciyle mücadelesine aralıksız devam etmesi başarıyla ele alınmış. Aynı yazarın Her Gün Hüzün adlı kitabı da Sol Yanım' ın devamı niteliğinde.
Baskı: Leyla ile Mecnun
Çoğu kitabın havasına girmek için 50 sayfa (veya daha fazlası) okumanız gerekir. Bu kitap ise, daha ilk sayfadan itibaren alıyor götürüyor sizi hikayenin içine. Hikaye hiç yabancı gelmiyor. Erdal bakkal, veresiye defteri, komşu ziyaretleri, ortadirek bir aile, İsmail abi ve diğerleri. Çoğumuzun çocukluğu ve gençliğinden kesitler var hikayenin içinde... Leyla ve Mecnun dizisini daha önce TV'de izlemedim. İzleyip de bu kitabı okuyanlar muhtemelen daha farklı tatlar almış olabilir ama kitabın verdiği tat da fazlasıyla yeterli diye düşünüyorum (Kitabı okumaya başladığım günden itibaren elimden bırakamadığımdan, TV'nin de başından günlerce kalkamam korkusuyla izlemeyi düşünmüyorum. Sinema filmini izleme fırsatı karşıma çıkarsa kaçırmam.) Hikaye boyunca, Mecnun'un hayalleri ve yaşadıkları, aklından geçenler ve başından geçenler iç içe örgülenmiş. Bazen gülünç bir olay, komik bir söz okuyorsunuz. Daha yüzünüzde gülücük daha kaybolmadan, felsefi veya derin anlam içeren bir sözü okurken buluyorsunuz kendinizi. Bu kitap da tıpkı hayatın kendisi gibi inişli çıkışlı ve çok yönlü. Kitabı güzelleştiren en önemli husus bence anlatımın doğallığı ve hikâyede yer alan karakterlerinin her birinin özgünlüğü (Haliyle argo içeren diyaloglar da mevcut; kitap okurken sorun değil ama dizi izlerken bip seslerine veya sinema filminde ansızın duyuverdiğiniz argo ifadelere maruz kalabilirsiniz. Bence bu kadarını doğal karşılamak lazım) Aylak, hayalperest aşık Mecnun tabi ki başrolde. Umudun vücut bulmuş hali İsmail abi, mucit-macit fikirleri, çocuksu hali ve renkli kişiliği ile hikayenin ayrı bir yerinde kendine ayrılan imtiyazlı pozisyonda konumlanmış. Aksakallı ihtiyar, dinî hikayelerde anlatılagelen hep yol gösteren, akıl veren, umut aşılayan, ölçü ve denge timsali profilin aksine; aşırı iştahlı, bazen aksi, bazen umutsuz, hatta ağzı da bozuk bir aksakallı. Mahallenin emektar bakkalı Erdal bakkal ise uyanık, sinekten yağ çıkartmaya çalışan, cimri ve fırsatçı haliyle ayrı bir renk. Mecnun'un babası İskender bey, annesi Pakize hanım, mahallenin aşık ve bıçkın hırsızı Yavuz, Leyla'yı sevmediği halde sırf kaybetmeme saplantısı içinde olan Arda, Erdal bakkalın çırağı Arda ve diğerleri hikâyede yerlerini ayrıca alıyorlar. Uzun lafın kısası; ince ve usta bir mizahla güldüren, yabana atılmayacak felsefesiyle de düşündüren, nasihat vermekten ve umut aşılamaktan da geri kalmayan haliyle kült eserlerden biri olmaya aday bir kitap.
Baskı: Farkında mısınız ?
"Farkında mısınız?", adından ve kapak resminden anlaşılacağı gibi anne ve babaların aile içindeki rollerine ve çocuk gelişimine dair farkındalıklarını artırma düşüncesiyle ortaya konmuş bir kitap. Yazar, toplumsal değerleri de dikkate alarak, kitabında: - Anne ve babaların hatalı davranışları, - Çocukların hataları, - Çocuklardaki stres nedenleri, - Büyüklerin sorunları, - Çözüm önerileri konularına yer vermiş. Kitapta akademik çalışma bulguları, istatistikler yok. Aslında çoğumuzun bildiği ya da bildiğimizi sandığımız temel konular, konuşma diline yakın bir üslûp ile anlatılmış. Yazarın bu tercihi, daha geniş yelpazedeki bir okuyucu kitlesinin kolaylıkla okuyup anlayabileceği akıcı bir metnin ortaya çıkmasını sağlamış. Kitabın okunup bir kenara konması veya el altında bulundurulup içindeki uygulama ve önerilere süreklilik kazandırılması okuyucuya bağlı. İyi bir anne veya babanın, çocuğu ile birlikte kaliteli zaman geçirmesi gerektiği hemen herkesçe bilinen bir husus ama bunun nasıl yapılabileceği kitapta somut biçimde, okuyucuyu da sıkmadan anlatılmış. Bibliyoterapi, müzik terapisi, Türk Sanat Müziğindeki makamların fiziksel ve bilişsel etkileri gibi ilginç konular da yer almakta. Okuma hızınıza ve ilgi düzeyinize bağlı olarak, kesintisiz bir okumayla 2-4 saat arasında okuyabileceğiniz, olağanüstü olmasa da kesinlikle okunmaya değer bir kitap. [İçeriği dışında, editöryal açıdan (baskı, dizgi, görsellik, yazı tipi) çok fazla beğenmediğimi ifade etmeliyim.] Keyifli ve güzel okumalar dilerim...
Baskı: Erkekler Hep Yalnız Ağlar
Ahmet Selçuk İlkan, önceki kitaplarında yer alan şiirlerini pek çok bilinen şarkıya güfte olarak vermiş, üretken bir şair. Anılar, Bir Gülü Sevdim, Sabahçı Kahvesi, Günün Birinde, Ya Seninle Ya Sensiz bunlardan sadece birkaç tanesi. Bu kitabında ise İnadına (Onur Akın) yer alıyor. Şiirlerinde daha çok aşk, ihanet, sitem, hasret, isyan, küskünlük temaları hakim. Bu nedenle okuyanların ruh halini çok yukarı taşıyacak yapıda değil. Ama efkârlanmak isteyenler için birebir. Biçimsel olarak, kitapta yer alan şiirlerin tamamına yakını serbest vezinle yazılmış. Böylesine önemli bir şairin emeğine ve birikimine (ayrıca çocukluğumun ve gençliğimin hit şarkılarına verdiği şarkı sözlerine) asla saygısızlık etmek istemem ancak önceki dönemlerdeki çalışmaları sanki daha başarılı gibi. Sonuç olarak, şimdiye kadar gördüğüm en iyi şiir kitabı değil ancak dinlenmek maksadıyla yapılacak okumalar için uygun bir seçenek...
Baskı: Bir Başka Açıdan Kutadgu Bilig
Kutadgu Bilig adlı manzum eserin özgün bir eser olup olmadığı ya da Çin, Hint, İran, Arap kültürlerinden esinlenip esinlenmediğine dair yerli ve yabancı yazar ve araştırmacıların görüşlerine yer vermesinin yanısıra; önemli beyitleri özgün biçimi ve günümüz Türkçesi ile ele alıp ayet ve hadislerle ilişkisini inceleyen bir çalışma. Bu kitaptaki muhtelif görüşler ve Kutadgu Bilig'in Türklerin İslamiyet ile yeni tanıştığı bir dönemde yazıldığı göz önüne alındiginda, eserin özgün bir eser olduğu düşüncesi çok uzak gelmiyor. Kutadgu Bilig ile ilgili detaylı bir inceleme yapmaya yeterli zamanı olmayan ancak eser hakkında fikir sahibi olmak isteyenlerin kolayca ve çok kısa bir süre içinde okuyabileceği bir kitap. Eser içeriği genel olarak birey bazında sahip olunması gereken özellikler ve kaçınılması gereken hal ve durumlar ile ilgili. Ben elektronik kitap formatında yaklaşık iki saatlik bir sürede okudum ancak günümüz Türkçesine çevrilmiş beyitleri detaylı olarak inceleyecek olursanız bu süre uzayabilir. Bu kitap, Yusuf Has Hacib'e ait olan Kutadgu Bilig adlı eserin ne kadar önemli olduğunu bana birkez daha hatırlattı ve bende şu düşünceyi uyandırdı; öyle veya böyle, millî hassasiyeti olan her okurun kitaplığında Kutadgu Bilig'e de yer verilmeli.
Baskı: Ermiş
Kitabı başladığım gibi bitirdim ve büyük bir zevkle okudum. Bu kitabı, eserin kendi içeriği ve editoryal olmak üzere iki ayrı düzlemde ele almak sanırım daha uygun olacak. ESERE GENEL BAKIŞ Ermiş, uzun süredir okumayı tasarladığım; tasavvuf öğeleri içerdiğini, müslüman bir yazar tarafından yazıldığını düşündüğüm bir eserdi. Orijinal adı "The Prophet" (Nebi, peygamber) olan kitabın "Ermiş" olarak çevrilmesi sanırım bende böyle bir algıya neden oldu. Yazarın Lübnan asıllı ve ABD vatandaşı bir Hristiyan olduğunu kitabı okurken öğrendim. Biraz (fazla değil) şaşırdım ancak kitap beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Kitapta Ermiş'in 'Böyle Buyurdu Zerdüşt' (Nietzsche) ve 'Dünya Nimetleri'nden (Andre Gide) etkilenerek yazılmış olduğu iddialarına karşı Amin Maloof'un savunmasına yer verilmiş. Bu iki eseri de henüz okumadığım için bu konuda henüz bir değerlendirme yapamıyorum ama ben de kendi adıma Ermiş'te Mevlana'dan, Yunus Emre'den bir şeylerin kıvamını hissettim. Bu his de, hayata, yaşama, sevgiye dair doğruların evrensel olduğu düşüncesini daha da güçlendirdi. Hangi pencereden bakarsanız bakın, sonuçta baktığınız aynı şey... Kitap, özü itibariyle El Mustafa isimli bir bilge kişi olan Ermiş'in oniki yıl kaldığı Orphalese şehrinden ayrılırken, kendisini bırakmak istemeyen yöre halkı ile arasında geçen; hayata, insan ilişkilerine, hukuk kurallarına, insani erdemlere, acı ve mutluluğa dair söyleşilere yer verir. Ermiş'in hitabet gücü, sözlerindeki yalın, kısa ve çarpıcı ifadelerden kaynaklanmakta. EDİTORYAL BAKIŞ Okuduğum baskıda (Ezr Yayıncılık) ilginç bir yöntem kullanılmış. ilk 52 sayfada eserin kendi metni yer alıyor. 53-96. sayfalar arasında kitabın genel tanıtımı yapımış. 97-143. sayfalar arasında ise yazarın çalkantılı hayatı anlatılmış. Bu haliyle kitabın dizgisi bana biraz dağınık gözüktü. Bunu bir hata olarak görmek ne kadar doğru bilemiyorum ama en azından kitapta 'İçindekiler' ve 'Kaynakça' olsa sanki daha iyi olurdu. Ama şunu da belirteyim; çeviride bir problem hissetmedim ve kitabın bu farklı dizgisi kitabı zevkle okumamı engellemedi. SONUÇ OLARAK; Kesinlikle önemli ve kayda değer bir eser. Üstelik okurken kesinlikle uğraştırmıyor; bir çekirdek çitlemesi veya çay/kahve içimi rahatlığında okuyuveriyorsunuz. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar...