MURATAYDIN94
Okur profili

MURATAYDIN94

Ankara

Şu an okuyor

Tümünü gör

Puanları ve değerlendirmeleri

Tümünü gör
Taşları Yemek Yasak

Taşları Yemek Yasak

Taşları Yemek Yasak

4/10

Uzun süredir okumak üzere kitaplığımda beklettiğim, hakkında okumuş olduğum olumlu değerlendirmeler nedeniyle yüksek beklentilerimin olduğu bir kitaptı. Maalesef 20'nci sayfadan sonrasına geçemedim. Kitabın okuduğum kısmı, yazar ve üslubu hakkında bende şu izlenimi bıraktı: Yazar için gri diye bir renk bulunmamakta ve yaşadığı duyguları -ister olumlu ister olumsuz olsun- uçlarda yaşıyor. Kurmuş olduğu cümleler muhafazakar bir düşünce yapısını yansıtmakta. Elbette ki bunda kesinlikle hiçbir beis yok ancak üslubunu gereğinden fazla sert, şovenist ve kucaklayıcılıktan yoksun buldum. Zira bana göre milliyetçilik kendi milletini severken, başa millletlere saygı duymayı engellememeli. Ayrıca muhafazakar veya dindar olunması da bana göre ölçülü, tutarlı, köprüler kurucu olunduğu sürece saygı duyulması gereken bir özellik olabilir. İçinde hoşgörü, empati ve diğer din ve düşünce mensuplarına saygı barındırmayan bir muhafazakarlık bana çok itici geliyor. Konunun uzmanı olmasam da, has bir dindar değilsem de -okuduğum birtakım ilgili eserler doğrultusunda- Hz. Muhammed (s.a.v.)'in değil diğer millet, din ve düşünce hayatı mensuplarına; düşmanlarına bile empati yaptığı, duyarlı ve hoşgörülü davrandığı bilgisine sahibim. Eğer İslâm dininin elçisi ve tebliğcisi o ise; diğer konularda olduğu gibi diğer millet, kültür, din mensuplarına karşı takınılacak tavırlarda da onu rol model almak gerekmez mi? Hoyrat, kendisinden olmayanı aşağılayan bir yaklaşım ne kadar doğru, ne kadar ikna edici, ne kadar kapsayıcı olabilir? Benden olan-olmayan, doğu-batı, müslim-gayrı müslim, şu millet-bu millet ayrımının bu denli dışlayıcı ve agresif bir üslupla yapılmasının insanlara, toplumlara ve insanlığa iyi gelmediğini düşünüyorum. Bunun yerine, insanlığın kültürler ve kuşaklar arası birbirini etkilemek yoluyla birbirine aktardığı düşünsel ve medeni mirasın, farklılıklar kadar ortak noktaların da ele alındığı bir tarzı görebilmeyi daha çok isterdim. Tüm bunların dışında, bazen de yazarın ne kastettiğini, ne demek istediğini çözümleyemediğim tumturaklı cümleler de okuma isteğimi törpüledi ve kitabı okumayı bırakma kararımı kolaylaştırdı. Umarım, edinmiş olduğum ve kitabı elimden bırakmama neden olan bu izlenim, sadece benim şahsi ön yargılarımdan ve kitabı okuyup bitirme konusunda gerekli sabrı gösteremememden kaynaklanıyordur...

09.08.2024

Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız {Ne Kadar Büyük ve Bilge Olursak Olalım}

Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız {Ne Kadar Büyük ve Bilge Olursak Olalım}

Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız {Ne Kadar Büyük ve Bilge Olursak Olalım}

8/10

Bir-iki saat içinde okunabilecek , okuma keyfi veren, içeriği , mizanpajı ve editoryal biçimiyle güzel bir kitap. Batı kültürü ve batı edebiyatının eserde yoğun ve sık biçimde yer alması itibariyle, kitap aynı zamanda konuya ilişkin bir literatür taraması görünümünde. Katherine Rundell tarafından kaleme alınan bu çalışmanın ana metninde yer alan dipnotlar kitabın sonunda toplanmış ve bu benim bir okur olarak çok da tercih ettiğim bir stil değil. Her dipnotun ait olduğu sayfanın altında yer alması okuma konsantrasyonu açısından bence daha doğru. Türkçe karşılığı olduğu halde omnivorluk (hepçil olma, hepobur olma [hem et hem ot ile beslenme durumu]), avangard (yenilikçi, öncü) gibi sözcüklerin kullanılmasını biraz yadırgadım. Türkçe karşılıkları kastedilen anlamı tam olarak vermiyorsa bile parantez içi veya dipnot kullanılabilirdi. (Aslında para-text [dış metin] terimi için bu yapılmış.) Kitapta en çok beğendiğim ve genel olarak baskın olan düşünce; çocuk edebiyatının yetişkinlere de hitap eden pek çok yönleri olduğunu, çocuk kitaplarının, yetişkinlerin unuttuğu ve hasret kaldığı bazı şeyleri damıtılmış sözlerle ve rafine biçimde yeniden bulmalarına imkân sağlayabileceği fikri oldu. Kitapta, yazarın kendisinin de kabul ettiği gibi, fazlasıyla iyimser bulunabilecek savlar mevcut ama kim bilir; hayatı unutuşlarla dolu olan yetişkinlerin umuda, cesarete, iyimserliğe tutunmaya yeniden kapı aralayabilecek bir çocukça bakış açısını zaman zaman deneyimlemeye belki de ihtiyacı var.

06.07.2023

Gece Yarısı Kütüphanesi

Gece Yarısı Kütüphanesi

Gece Yarısı Kütüphanesi

8/10

Edebi şaheser? Alıp götüren bir roman? Zaman kaybı? (Eser miktarda spoyler içerebilir!...) Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okumadan önce ve sonrasında, pek çok inceleme ve değerlendirme okudum. Yerlere göklere sığdıramayanından, zaman kaybı olduğunu söyleyenine kadar. İlk defa bir Matt Haig kitabı okuyan bir okur olarak methiyeler düzmenin veya yerden yere vurmanın cazibesine kapılmadan, elimden geldiğince objektif olmaya çalışacağım. Kitabın konusu, içinde yaşadığı çevre ve ailesi taradından pek onay görmeyen, geçmişiyle pek barışık olmayan ve bugüne kadar pek çok pişmanlıklarla dolu bir hayat yaşamış olan Nora Seed'in, zaten kedisinin ölümüyle sarsılmışken işinden kovulması ve sosyal çevresinin iyice daralması nedeniyle hayatına son verme girişimi ve bunun sonrasında kendini içinde bulduğu fantastik olaylar zinciri. Bu zincirin merkezi de kitaba ismini veren, saatin hep 24.00 olduğu, içinde tamamı yeşil ciltli olan ve her birisi geçmişte kalan bir ukteyi yeniden yaşatan kitapların yer aldığı bir kütüphane. Kütüphane sorumlusu ise Bayan Elm. İntihar denemesi sonrasında kendini bu kütüphanede bulan Nora, geçmişte kalan ancak kendisine derin pişmanlıklar yaşatan her bir dönemi, Bayan Elm'den aldığı farklı kitaplarla yeniden istediği gibi yaşamak ve mutsuzluğuna son verecek şekilde şekillendirme çabasına girişir. Ve nihayetinde Nora, tam olarak istediğini elde edemese de yeni farkındalıklar kazanır. Nihayetinde bu kitabın ne kadar okumaya değer olduğu okuyucunun okuma motivasyonunun ne olduğuna bağlı. Amacınız öngörülemez bir kurgu, okurken sizi hop oturup hop kaldıracak bir akış ise evet, bu kitap beklentinizin altında kalabilir. Yok eğer "önemli olan estetik kalıplar değil, düşünsel ve fikirsel kazanım elde etmek" diyerek okumaya giriştiyseniz illa ki bu kitapta da değerli bulacağınız birtakım mesajlar bulabilirsiniz. Başka bir dilden çevrilmiş olması, kendi algılama enstrümanlarımız, kitap okuma eylemine bakış biçimimiz (zaman geçirme, farkındalık elde etme, öğrenme, vb.) gibi filtrelerin söz konusu olduğu bir okumada kitabın ruhu tam olarak hissedilememiş veya aranan kıvam bulunamamış olabilir (Bu arada kitabın çevirisini de oldukça güzel bulduğumu ifade etmeliyim). Gece Yarısı Kütüphanesi'ndeki kurgunun A'mak-ı Hayal adlı kitabı, ve 2006 yapımı Click adlı sinema filmini çağrıştırdığını söyleyebilirim. Amak-ı Hayal'deki Raci ve Aynalı Baba'yı Nora'ya ve Bayan Elm'e benzetmek mümkün. Ancak Amak-ı Hayal'de daha çok düşünce ve inanç sistemleri arasında bir gezinti söz konusuyken, bu kitaptaki hikaye, farklı olarak, zamanda yolculuk ve kelebek etkisi etrafında örüntülenmiş. Click adlı filmde ise bir geleceğe gitme hikayesi yer alıyor; bu açıdan bu filmle Gece Yarısı Kütüphanesi'nin daha çok benzeştiği söylenebilir. Sonuç olarak; güzel ve okumaya değer bir kitap. Ancak daha güzelini, daha iyisini okumayı tercih ederim diyorsanız tabi ki bu sizin seçiminize ve becerinize kalmış. Keyifli ve güzel okumalarınız olsun...

16.06.2023

Tatar Çölü

Tatar Çölü

Tatar Çölü

9/10

Rutinlere ve Bırakılamayanlara Prangalı Hayatlar: Hayatımızda bir şekilde var olan insanların kimi birlikte hoş vakit geçirdiğimiz için, kimi kendimizi mecbur hissettiğimiz için, kimi çok vefalı veya vefa götermeye değer olduğunu düşündüğümüz için, kimi de nedenini tam olarak bilemediğimiz halde sırf öyle istediğimiz için ve biz engel omadığımız sürece var olmaya devam ederler. Mesleğimiz, yaşadığımız mekan, taraftarı olduğumuz bir takım, çalıştığımız iş yeri, öğrenim gördüğümüz okul, desteklediğimiz herhangi bir sosyal veya siyasi oluşum için de benzer durum söz konusudur. Aynı şekilde okuduğumuz kitapları da farklı motivasyonlarla okuruz. Keyifli veya dingin bir zaman geçirmek, zamanı faydalı ve öğretici kılmak, sınava hazırlanmak, ders çalışmak, araştırma yapmak, duygusal ve düşünsel kazanım elde etmek, vb. Bu bağlamda okuduğumuz kitap ya bir daha el sürmemek üzere rafta yerini alır, ya da bizi derinden etkiler ve içimizde, her fırsatta onu başkaları ile paylaşmak, sıkıntılı anlarımızın sığınağı veya başucu kaynağı yapmak isteği uyandırır. Örneğin Küçük Prens, dünyayı bir çocuk gözüyle görebilmenin iyi, empati sahibi, ve sorumlu bir insan olabilmek adına gerekli olduğunu anlatır. Martı Jonathan Livingston, hayatın asıl anlamının daima daha iyiye, daha güzele ulaşmak ve bu yönde çabalamak olduğunu söyler. Don Kişot, başkalarının deli yakıştırmalarına, horlamalarına aldırmadan, inandıkları ve sevdikleri uğruna gözünü budaktan esirgemeyen bir adamın hikayesidir. Oblomov, anlamak isteyene, tepkisizliğinin ve toplumdan uzak kalışının nedeninin salt bir tembellik değil, aslında hayata ve insanlara karşı güvensizlikten, kırgınlıktan, ümidini ve inancını yitirmekten kaynaklandığını, bazen bunun da bir erdem sayılabileceğini düşündürür. Mesnevi, hikayelerle bezenmiş bir yaşam rehberi ve felsefesi sunar meraklısına. Amak-ı Hayal, Kelile ile Dimne, Andersen Masalları, Ezop Masalları gibi eserlerde ise fantastik hikayeler arasına serpiştirilmiş muhtelif mesajlar, öğütler bulursunuz. Dolayısıyla, sadece okunan kitabın içeriği değil, okuyucuyu okuma eylemine yönlendiren motivasyon da okuma sürecini ve sonucunu şekillendirir. Örneğin Hayvan Çiftliği kimi için sadece bir fabldır kimi için de düşündürücü dersler veren bir eserdir. Sefean Zweig'i kimi romanlarındaki şahane betimlemeleri için sever, kimi de onun asıl değerli eserlerinin yazdığı biyografiler olduğunu düşünür. Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e gibi. Okumayı seven birisi ve 50'li yaşlara gelmiş birisi olarak Tatar Çölü'nü neden geç keşfettiğimi doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Bu güzel ve düşündürücü eseri daha önce, en az yirmi-yirmi beş yıl önce okumuş olmayı isterdim. (Cemil Meriç'in "İrade Terbiyesi" için "ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi" dediği gibi) Tatar Çölü aslına bakarsanız temposu ve ritmiyle okuru öyle alıp götüren bir eser değil. Hayali bir ülkede Güney Krallığı'nın bir genç subayı olan Giovanni Drogo'nun Kuzey Krallığı sınırındaki kaleye atanması, hayalini kurduğu hayatı yaşama adına buradan ayrılmak istemesi, daha sonra da rutinin sıkıcı ama güven veren iklimine kendini kaptırmasının hikayesi. Ancak bu hikaye öyle sıradan bir hikaye de kesinlikle değil. İnsanın hayat döngüsü içerisindeki gidişata dair farkındalık sahibi olmasının önemini vurguladığı gibi, konumunu ve uğrunda çabaladıklarını sorgulamasının da gerekliliğini fısıldıyor satır aralarında. Dino Buzzati, "Ya her şey bir yanlışlıktan ibaretse?" diyerek bu kritik sorgulamanın kapısını aralıyor okura. Tatar Çölü, şunları bir kez daha hatırlatıyor. Zaman bir taraftan bizi rutinlere hapsederken, diğer taraftan çok hızlı geçiyor. Gençliğimizin enerjisi ve sahip olduklarımızın hiçbiri sonsuza kadar sürüp gitmeyecek. Bunu farketmemizin çok uzun sürmesi durumunda ise, ruhumuzun bile yaşlanmaya vakit bulamadan tükenip gittiğini göreceğiz. Bir süre sonra ise, kariyer sahibi olma, yeni bir hayat kurma, yeni yerler görme, yeni insanlar tanıma, güzel bir yuva kurma gibi beklentilerin yerini sadece maruz kaldığımız hastalıktan kurtulma ve iyileşme umudu alacak. Rutinlerimizin kısır döngüsüne girmeden önce, yaşantımızı, alışkanlıklarımızı, çevremizi, tercihlerimizi sorgulamak belki de hayatın en önemli şifrelerinden birisi. Uzun yıllardır hayatımızın içinde yer alan, hatta bizi kendisine esir bırakan ancak bizi tükettiğini fark ettiğimiz şeyleri, insanları, varlıkları kendi ederlerine göndermek, onlarla aramıza sınır çekmek ya da tamamen onları terk edebilmek gerekiyor bazen. Fiziksel, ruhsal, düşünsel çevremizi gözden geçirmemiz gerektiği gibi. Tatar Çölü bunu düşünmeye zorluyor okurunu; tıpkı "Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler"in yaptığı gibi. Eser, bunun dışında yalnızlık duygusunu, kendisini ve çevresini aslında var ve gerekli olmayan bir savaşın savaşçıları haline getiren insanların kaçınılmaz tükenmişliğini ve güdükleşmesini anlatıyor ve uyarıyor adeta: "Elveda kendini bu yapıdan bir türlü kurtaramayan melankolik dost; elveda, senin gibi çok uzun zaman inatla umut eden ve sana benzeyenler: Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sizinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok!" Tutunmak kadar bazen bırakmanın da en doğru alternatif olduğunu anlatan bu değerli eser, bence her kitap sevdalısı, yaşama dair bir farkındalık kazanma çabası içindeki her insan için ideal bir okuma seçeneği. Esen kalın, kitaplarla kalın...

16.06.2023

Dünün Dünyası

Dünün Dünyası

Dünün Dünyası

9/10

Stefan Zweig ile ilk tanışmam, novelalarıyla olmuştu. Romandan kısa, hikayeden uzun bu eserler gerek akıcı oluşları, gerekse sundukları okuma keyfi ile -ne yalan söyliyeyim- konfor alanımı fazla zorlamamış; öte yandan, yazarın, mutluluk-mutsuzluk, cesaret-korku, sevgi-nefret, umut-çaresizlik gibi zıt duygu ve kavramlar arasında gezindiren üslubunu, kişileri, olayları ve mekânları resmeden tasvirlerini pek bir beğenmiştim. Sonraları ise Zweig'ın asıl dikkate ve takdire şâyan eserlerinin aslında yazmış olduğu biyografiler olduğunu keşfettim. Castellio Calvin'e Karşı ya da Bir Vicdan Zorbalığa Karşı ile başlayan bu yeni okuma tercihim Rotterdamlı Erasmus, Amerigo ile devam etti ve son olarak da kendi otobiyografisi olan Dünün Dünyası'na demir attım. Dünün Dünyası, tanıtım yazısında geçtiği şekliyle "Zweig'ın Avrupa'ya vedası". Kendi ifadesiyle ise bu eserinde "sadece kendi yazgısını değil, bütün bir neslin yazgısını" kaleme almış. Barış ve özgürlük yanlısı olmak dışında bir suçu olmayan, ancak bulunduğu ülkelerde ve yazdığı kitaplarında apolitik olmaya özen göstermesine rağmen, etnik kimliği, ideolojileri ve dogmaları reddetmesi itibarıyle Nazi rejiminin düşmanlığını fazlasıyla kazanan Zweig, Dünün Dünyası'nda; gençlik yıllarından itibaren mesleğinde kaydettiği aşamaları, gezmiş ve yaşamış olduğu ülkelerde çağdaşı olan edebiyatçı, müzisyen, ressam, düşünür ve siyasi figürlerle yaşadığı etkileşimi, umutla başladığı ve sürdürdüğü hayat yolculuğunda gözlemlediği ülkelerin sosyal değişimlerini, şehirlerin dokularını, insanların karakteristik özelliklerini anlatır. Dünün Dünyası'nı okuyan bir okur; * Zweig ile birlikte Avusturya, Çekoslavakya, Polonya, İngiltere, Fransa, Polonya, Almanya, Rusya, Hindistan başta olmak üzere pek çok ülkenin önemli şehirlerinde (Salzburg, Viyana, Paris, Berlin, Münih, Moskova, Londra,vb.) ve kıt'ada (Amerika, Afrika, Avrupa) gezinir, * Avrupa'nın ve insanlarının, iki büyük dünya savaşı arasında yaşadıkları sosyo-ekonomik, kültürel, ahlâki, siyasi ve ideolojik değişim ve savrulmalarına şahit olur, Yazarın Goethe, Freud, Virginia Woolf, Rolland, Rilke, Strauss, Mussolini, Theodor Herzl, gibi ünlü kişiliklere dair değerlendirmelerini okur, * Zweig'in el yazması/müsvedde koleksiyonu tutkusunu, sanata ve sanatçıya bakış açısını keşfeder, * Yahudi bir yazar olan Zweig'in dilinden, Yahudilerin kendilerini geliştirmeleri ve önemli eserler vermelerindeki temel motivasyonun ne olduğunu dinler, * Eğitimsiz insanın bir statü elde etmesinin -neredeyse- imkânsız olduğu Alman toplumunda Hitler gibi bir şovenistin ve kendisiyle özdeşleşen Nasyonalist Sosyalist partisinin nasıl güçlendiğinin, önce Almanya'nın sonta Avrupa'nın başına nasıl belâ olduğunun ibretli hikâyesini öğrenir, ve * Tüm bu hayat yolculuğunda mesleğine aşık, barışa ve özgürlüğe sevdalı, umuda tutunarak yaşayan bir yazarın yaşama sevincinin ve Avrupa'nın güzel günler göreceğine dair inancının nasıl umutsuzluğa evrildiğini görür. Kitabın bir başka belirgin özelliği de Nazi rejiminin Yahudi toplumuna yaşattığı mezalimi sık sık dile getirmesi. Acı olan ise bu denli ağır bir baskı, tazyik, dışlanma, yok sayılma, eziyet, katlliam gibi insanlık dışı muamelelere maruz kalan, çok acı deneyimler yaşamış bir toplumun, bugün kendine yurt edindiği topraklarda, kendine yaşatılanların benzerlerini başkalarına yaşatıyor olması. Kendi soydaşlarını bile isyan ettirecek kadar, bu toplumlara karşı her türlü kötü muameleyi revâ görmesi... Neyse! Konumuz bu değildi... Kitap güzel, tavsiye ederim...

16.06.2023

En çok ilgilendiği etiketler

Tümü

Son aktiviteler

M
MURATAYDIN94takibe aldı
11.04.2025
M
MURATAYDIN94için kendine kitap hedef koydu
28.03.2025
2025 Okuma Hedefi

Hedef: 60 kitap

M
MURATAYDIN94yorum yaptı
09.08.2024
Gör Beni
Gör Beni

Yazar: akilah azra kohen

Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil. Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil. Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil. Beni gör. Derinliğimde boğulmadan, Sorularımda kaybolmadan, Korkularında yok olmadan, Gör Beni. Bir fısıltıya koydum kendimi. Kalbine soruyorum yerimi: Başarabilir misin beni görmeyi? Cesaretin yeter mi? Topla cesaretini ve Gör Be…

M
MURATAYDIN94bir değerlendirmeyi beğendi
09.08.2024
Gör Beni
Gör Beni

Yazar: akilah azra kohen

Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil. Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil. Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil. Beni gör. Derinliğimde boğulmadan, Sorularımda kaybolmadan, Korkularında yok olmadan, Gör Beni. Bir fısıltıya koydum kendimi. Kalbine soruyorum yerimi: Başarabilir misin beni görmeyi? Cesaretin yeter mi? Topla cesaretini ve Gör Be…

M
MURATAYDIN94bir yorumu beğendi
09.08.2024

Kitaplığından

Tümünü gör

Testleri ve çözdükleri

Tümünü gör