
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Hırçın Aşk (Malory-Anderson Family #2)
pekala bu seri beni bitiriyor ^_^ Tony ahhhh <3
Baskı: Şansını Dene (The Coincidence, #1)
Jessica Sorensen'ın kalemini herkes beğenmeyebiliyor ama ben bu kadını ve karakterlerini seviyorum. Özellikle Lila ve Ethan ikilisini.. Ama şimdi Callie ve Kayden ile tanışınca durum değişti. Lilhan ( Lila Ve Ethan ben taktım bilmiyorum daha önce kullanan oldu mu) ne kadar ilk aşklarım olsa da Callie ve Kayden başka. Çünkü sorunlar çok daha derin ve hassass. Evet aşırı hassas. Callie'nin başına gelenlerden sonra Callie kendini dış dünyaya kapatıyor ve büyük bir değişim geçiriyor. Herkesin tabiri ile şu sessiz anormal kız halini alıyor. 12 yaşından beri o haliyle kimseye görünmemeye gözüne batmamaya çalışıyor. Konuşmuyor sadece derslerine giriyor ve eve gidiyor. Arkadaşları yok saçları yok anoreksik gibi zayıf. Başı sürekli önünde. Çünkü biri onu farkedebilir ve onu daha da paramparça edebilir. Bu böyle devam eder. Ta ki Cellia üniversiteye gitmek için evden ayrılana kadar. Kayden ise babası ile sürekli sorun yaşayan - aslında sorun yaşıyor denmez babasının şiddetine sürekli maruz kalan - lisede futbol oynayan biridir. Daisy adında iki yıllık bir sevgilisi ve iki abisi vardır ve babaları yüzünden evi terk etmişlerdir. Geriye babasının öfkesine tek başına katlanmak zorunda kalan Kayden kalır. Çünkü annesi de bir alkoliktir. Aslında şarapkolik demek daha mantıklı. Kayden bir gün mezuniyet partisinde yine babasının öfkesine maruz kalır ve o sıra da abisini orada arayan Callie'nin olaya şahit olmasıyla babasından kurtulur. Callie ile Kayden'in üniversitede karşılaşmalarıyla olaylar başlar. Kayden onu tanımaz çünkü Callie evinden ve sorunlarından geçmişinden uzaklaşmaya çalışmaktadır ve bu da onun değişmesine sebep olur. Sonrası ise Kayden'ın ona karşı çekilmesi ve Callie'nin ilk kez birine güvenmesi birbirlerinin sorunlarını aşmalarına yardım etmelerini okuyoruz. Şimdi de yorumuma gelirsek aşırı sorunlu karakterleri okumayı sevmeyen ben bu kitabı bir günde bitirdim. Evet uyumadım ve gece 3'e kadar kitabı okudum. Sonra uyuyamadım sürekli kafamda kitabı düşündüm ve sabah yedide kalkıp okula gidip zombi gibi dolaştım. Bu kitap beni zombiye çevirdi. Kitap iki karakterinde ağzından anlatıldığı için duyguları anlamak, hissetmek daha kolaydı. Callie'nin düşüncelerini günlüğüne yazdıklarını içinde tuttuklarını kimseye anlatamadıklarını okumak ve bunları yaşarken çektiği acıyı hissetmek çok zordu benim için. Gözlerim doldu. Bir kız çocuğu bunları nasıl yaşar diye geçirdim içimden. Bir ara bırakıp göz yaşlarımı sildim. Sonra burnumu çeke çeke okumaya devam ettim. Kayden ise artık hayata karşı o kadar hissizleşmiş ki acı sadece acıdır başka bir şey değildir diye düşünerek yaşamını geçirmeye başlamış ve onun o hissizliği çocukluktan kalma korkusu ve onu aşamaması benim canımı yaktı. Bu kadar olmamalıydı diye düşündüm. "Neden? "diye çok sordum. Ama yine de hoşuma gitti. Kitabın sonu ise tam bir bomba. Merakla ikinci kitabın çevrilmesini istiyor dört gözle bekliyorum. Bir an önce onu da okuyup bitirip Kayden ve Callie'e neler olacak öğrenmek istiyorum. Uzun lafın kısası süper bir kitaptı. Evet ben ki aşırı sorunlu karakterleri okumayı sevmem bu kitaba bayıldım.
Baskı: Seninle Başım Dertte (Malory-Anderson Family #1)
Vaaoovv... Bu kitabı ben neden daha önce okumadım kii? Kim bilir nelerle uğraşıyordum da kaçırmışım. Yazarın diğer kitapalrınıda sipariş ettim ve kendime şu sıra historical yüklemesi yapıyorum. Öncelikle bilirsiniz klasik bir olay vardır historical romanlarda. Erkek bir hata yapar sonra kendisini affettirmeye çalışır. Evet burda da bir hata var ama kızımız çok çabuk affetti yaa. Tek takıldığım nokta oydu. Gerisi süper akıcı bir roman.. Okumanızı öneririm.
Baskı: Kadınımın Şarkısı
Sea bir tiyatro oyuncusudur ve tiyatroya aşıktır. Saçları kıvır kıvır bir esmer "Bonus Hatun" olur kendisi ki bu konuda çok hassas ve takıntılı biridir - Sea 'yı şiddetle kıskandığım doğrudur. O saçları yolup kendime takmak istemedim değil - Ve genelde aynı sahneyi paylaştığı ve sözde sevgilisi olan Chris var. Chris ile uzun yıllardır çok yakın arkadaş ve daha ilerisidirler ( SPOİLER OLDUĞU İÇİN SUSTUM ) Sea boş vakitlerinde vokal olarak bir kaç iş yapmışlığı vardır ve Robert'a da bir şarkısında eşlik etmesi için teklif alır. Robert ise bir dünya starıdır. Milyonlarca hayranları vardır. Veee son teklisinde Sea'nın ona eşlik edeceğini duyduğunda onu tiyatroda izelmeye gider ki sesini ve dış görünüşüne göz atmak için. Çünkü Sea denilince aklında korkunç bir kişi canlanmıştır. Sea'yı sahende gördüğü ilk andan beri etkilenen Robert Sea'nın çekimine karşı koyamaz.. Provalar , klip çekimleri , turneler derken hobaaa olan olur. Robert Sea'ya aşık olur.. Ve geri kalanında Sea'yı Chris'ten kurtarması gerektiğini düşünerek hareket eder. Zavallı Rob keşke gerçeği çabucak görebilse... Kadınımın Şarkısı Eda Tuzcalı'nın ikinci kitabı. Yazarımızın ilk kitabını da severek okumuştum ama bu kitap daha bir güzel. Daha cesur , daha eğlenceli , daha havalı... Bir kere geçişlerde zaman karmaşası yok ki ilk kitabımızda böyle bir eksiklik vardı. Aslında yazardan küçük bir küçük bir bilgi aldım. Meğer Kadınımın Şarkısı daha önce yazılmış. O zaman ben bu kitabı ilk kitap olarak değerlendirirsem çok beğendim. Kitap öyle bir akıyor kiii.. Karakterlerdeki özlük özellikle bayan karakterimiz Sea'ya bayıldım. Adamın üstüne pat diye atlamıyor. Sen orada bir durcan Robert Bey! Kimsin sen? İyi ki bir dünya starı oldun haniyyy demem ben ama Sea diyor. Yani tam demiyor da hareketleri ile gösteriyor. Laf sokmaları , üstünlük kurma çabaları. Hele ki o birbirleriyle olan tatlı atışmalar - herkesin önünde - Var mısın iddiasına? modundaydı iki karakterde. Çok keyif alarak okudum. Yalayıp yuttum.. İlk başta çok kalın göründü kitap gözüme ve korktum. Ya okuyamazsam bitiremezsem vizelerimde başlıcak allahım nasıl ders çalışıcam falan derken kitap bitti arkadaşlar. Tek sıkıldığım nokta bazı şeylerin hemen olmasını istememdi. Olsunda bitsin rahatlayım falan dedim ama sonra düşündüm hemen olsa olay kalmayacak bu sefer de hemen oldu ne ara oldu diye yakıncaktım. O yüzden kitabı kıvamında buldum. Kısacası Eda Tuzcalı gün geçtikçe kendini geliştiren ve tatlı bir yazar olma yolunda ilerleyen başarılı biri.
Baskı: Şahmelek
İde'nin kız kardeşi Sıla kistik fibroz hastalığı ile cebelleşmektedir. Ailesi daha ii şartlarda tedavi olması için Sıla'yı Amerika'ya götürürler. Tabi İde'nin gitmesi imkansız gibi bir şeydir. Çünkü İde'nin mezun olmasına çok az kalmıştır ve tezi üzerinde çalışıyordur. Ailesi İde'yi anneannesinin en yakın arkadaşı olan Dilber teyzeye emanet ederler. Dilber Hanım Balkanlı Ailesi'nin yanında çalışmaktadır. Balkanlı ailesinin resisi olan Uğur Bey İde'yi hemen benimsemiştir. Ama Aslan ve Firuze Hanım bu durumdan tabiki mutlu değildir. Aslan bizim yaralı kuşumuz. Geçmişindeki yaşadıkları onu şimdiki kaba, duygusuz , umursamaz ve buz dağı Aslan'a dönüştürmüştür. “Çalıyordum çünkü piyano benim yalnızlığımın sesiydi. Bir imdat çağrısı... Bu... Sesimi duyurabilmenin bir yoluydu benim için. Haykırışlarımdı. Ve sen..Sen beni duydun.Çaldığım her notanın altında yatan o umut edişi hissettin. Bir tek sen... ” İde, Aslan'ı rüyasında görür ve o günden itibaren ona karşı şiddetli bir çekim hisseder. Ama Aslan da İde'ye karşı boş değildir. Özellikle onun kokusuna karşı. “Kokun... Senin geldiğini kokundan anlıyorum. Nilüfer çiçeği ve yasemin.” İde'yi çok cesur gördüm. Şahsen benim asla yapamam dediklerimi yaptı. Ve ben şok. Türk yazarlarımız da artık sümsük kız tiplemelerinden sıkılmış olacak ki şu sıralar hep cesur kız modelini okuyoruz. İde cesurdu ama hazırcevap veya dikbaşlı bir kız değildi. Evet cesurdu ama uysaldı. Aslan'a körkütük aşık ve onu asla üzmek istemeyen bir karakterdi. Bazı yerlerde İde'yi desteklemediğimi söylemek istiyorum. Özür dilememesi gereken yerlede dilemesi gibi.. Ama İde'nin karakteri oydu ve Aslan da ona göre haraket ediyordu. Çünkü Aslan da çok duygusal bir karakterdi. Dışarıdan buz dağı kadar soğuk ama içi o kadar sıcak biriydi ki Aslan. Şu ana kadar okuduğum erkek karakterleden biraz daha farklıydı. Çünkü Aslan'ın kırgınlığının sebebini tahmin etmeniz bence zor. Şahsen ben daha başka bir sebep beklemiştim. Aslan'ı çapkın kadın düşkünü gibi görmeyi bekliyorsanız hiç ümitlenmeyin. Aslan adına yakışır bir karakter. Sevdim mi tam severim modunda. Aslan'a aşık olmamak imkansız. İde'ye de hak veriyorum onunla aynı evde yaşayıp onu umursamamak... “Sana aşık olacağım... Sen beni sevmek zorunda değilsin. Ama ben senin olacağım...” Güzel ve akıcı bir kitaptı. Yazarın dilini gerçekten beğendim. Ama bazı eksik bulduğum yerler vardı. Açıkcası bunların ne olduğunu tam olarak açıklayamıyorum. Kitapta beni tatmin etmeyen bir şey vardı. En iyisi bunu İde'ye bağlamak olacak. İde süper bir karakter ama benim kafa yapıma uygun değil. Ben çok özür dileyen biri olmadığımdan kaynaklanıyor. Sevdiğim için her şeyi yapar mıyım? Evet. Ama bu kadar güçsüz olur muyum? Cevap vermicem :D
Baskı: Gözlerinin Esareti
Jennifer Royce.. Mmmmm.. Kitabın tadı damağımda kaldı. Bu nasıl bir kitaptır. Yani öyle ki neler yazdığımı farketmeyebilirim. Saçmayabilir , her şeyi karman çorman edebilirim. Neden diye sormayın çünkü hala kitabın etkisindeyim. Size tek kelime söylemek istiyorum. BA-YIL-DIM. Keira kızıl saçları ve yeşil gözleriyle çok güzel ama sevgiye aç biridir. Babası , üvey annesi ve üvey kız kardeşi tarafından hor görülerek 18 yaşına kadar büyümüştür. Babasından köşe bucak kaçan ona görünmemeye çalışarak geçmiş koskocaman 18 yıl. Annesini de kaybedince artık onu koruyan kimse kalmamıştır. Yaşlı bir eski asker olan seyis Santos dışında. Santos küçük kızın kendisini Barondan yani babasından koruyabilmesi için ona ders vermektedir. Bir gün Santos ile çalışırken babasına yakalanır ve zaten kalede istenmeyen Keira kendisi için ölümcül tehlikesi olan bir görevle görevlendirilir. Kayran'ı öldürmek. Kayran yani Karanlıklar Lordu Rafael ailesinin genç yaşta katledilmesine şahit olmuştur ve o günden sonra asla eskisi gibi değildir. Sert duygusuz gaddar biri olan Kayran Keira'yı ilk gördüğü andan beri etkilenir ve onu ister. Ve istediğini de alır. Keira ne kadar kaçmaya çalışsa da o artık bir esirdir. Küçük Esir... Bir de Rodolfo'muz var. Kendisi kral olur. Genç ve yakışıklı bir kral. Rodolfo kardeşleri tarafından öldürülmeye çalışılmış bir kraldır. Aynı zamanda Kayran ile küçüklükten beri birbirlerine asla ihanet etmeyen iki arkadaş , dosttur. Kralın tek dostu... Eeee Rodolfo'muz olur da o yalnız olur mu? Tabiki de hayırrr. Bir de Almira'mız var ki... O melek kadar masum ve güzel bir kızdır. Almira ile ilgili bir şey söylemeyeceğim spoiler olamsın diye. Sadece bilin ki simsiyah saçları ve masmavi gözleri var. Yazarımızı daha önce hiç duymamıştım. Açıkcası wattpad'i pek takip etmiyorum. Elimdeki kitapları bitirmek için. Kitabımızı okuyunca nasıl böyle bir hata yaptım diye kafamı duvarlara vurmak istedim. Ama vuramadım orası ayrı. Şunu farkettim ki ne kadar yazar olmayı haketmeyen yazarlar çıkmış olsa da Wattpad Türk edebiyatına muhteşem yazarlar kattı. Asude , Fatih Murat Arsal ve şimdi deeee Jennifer Royce. Historical okumaya bayılan biri olarak Gözlerinin Esareti'ni de bayılarak okudum. Artık favori historical yazar sıralamam Jennifer Royce sayesinde değişti. 1- Julie Garwood ( Kendisi benim biriciğim ) 2- Judith McNaught 3- Rita Hunter 4- Jennifer Royce Açıkcası Türk yazarlarımızın böylesine etkili historical roman yazması beni mutlu ediyor. Umarım hak etikkleri gibi çeviri şansına kavuşur ve tüm dünya historical nasıl yazılır okumuş olurlar. Çok iddalı cümleler kuruyorum ama öyle. Ben Jenny'in kalemine bayıldım. Karakterlerine özellikle bayan karaklerlerinin inatçılıklarına ve sivri dillerine... Söyleyecek başka bir kelime gerçekten bulamıyorum. Kısacası Jennifer Royce'u bizlere kavuşturan Ephesus Yayınlarına çok ama çok teşekkür ediyorum. Kayran-Keira ve Rodolfo-Almira aşktır Jennifer ise candır diyerek yorumumu noktalıyorum. Beni kendimden geçirerek kahkaha atmama sebep olan iki yakışıklımızın arasında geçen diyaloğuda paylaşmadan olmaz. "O zaman sen de iradene hakim ol ve hayvan gibi davranma." "Elimde değil , onu o kadar çok istiyorum ki gözüm dönüyor." " Anlasana , onu sadecce bedeni için istediğini düşünüyor olmalı. Bence onu asıl kızdıran şey bu. Eğer onun için bir şeyler hissettiğini söylersen yumuşayacaktır. Hissediyorsun değil mi?" "Elbette hissediyorum! Vicdan azabı , pişmanlık , güzelliğini görünce ona sahip olma isteği..." "Sen benden de beter odunsun Rodolfo"
Baskı: Paranoya
Açıkcası Türk bir yazardan böylesine etkileyici bir fantastik kitap beklememiştim. Önyargılarınızı kırın ve bu kitaba bir şans verin derim çünkü Petra'nın aşkını hissetmenizi çok istiyorum. Beğendiğim bir kitaba neden 7 puan verdim diye düşünürseniz bazı sıkıcı noktaları vardı. Mesela bazı bölümler fazla uzatılmış geldi bana. Daha kısa kesilebilirdi. Ya da Fegel'in Ne ara Marlo'ya o derece aşık olduğunu anlamamam gibi. Haa birde Fegel'in boş boş davranması. Hayır bir insan seni deli gibi severken neden illa diğeri diye tutturur ki? Kısacası kitaptaki favori karakterim Petra uyuz olduğum saçını başını yolmak istediğim karakter ise Fegel oldu. Türk yazar fantastik mi yazar demeyin ve bir şans verip okuyun derim..
Baskı: Masum Yalan
Ben bu kadının kitaplarına gerçekten bayılıyorum. Sessiz intikamla zaten gönlümü fethetmişti şimdi masum yalan ile favori yazarlarım arasında yerini aldı. Sessiz İntikam kadar ilgi çekici bir konusu olmasa da historical olarak gerçekten güzel bir kaleme sahip yazar.
Baskı: Gözlerindeki Canavar
Kitap gerçekten çok güzeldi. Akıcıydı ve dili harikaydı. Kitabın çevrilmeden önce bile baya reklamı yapıldığı için satışa sunulduğu gibi aldım. Kitabı beğendim mi? Hem de çok .Aslında 6 verecektim ama bu da haksızlık olur diye düşündüm. Neden 7 puan verdim diye sorarsanız şöyle ki hayatım boyunca en korktuğum ve tiksindiğim şey olan tecavüz olayını bir fantezi olarak gösterilmesi. Tecavüz fantezi değil hastalıktır. Bunun dışında boğazlama vs gibi noktalar o kadar gözüme batmadı çünkü bunu isteyen ve buna ihtiyacı olduğunu düşünen bir çok kadın ve erkek var. Bu ağır bir fantezi ama iki tarafta bunu kabul ettiği sürece benim bu konu hakkkında yorum yapmam saçma olur. BDSM türü kitapları severim. İnsanların farklı şeyler denemesi stabil düzeyden kurtulmalarını iyi bir cesaret örneği olarak görüyorum. Naz kesinlikle muhteşem ve hayatımın erkeği kategorisine girebilecek biri. Gece hiç durmadan bir solukta okudum kitabı. Dediğim gibi tecavüz muhabbeti dışında kitabı çok beğendim. Yaş farkına da değinmek istiyorum. Yaş farkı evlilikler ilişkiler gayet çok günümüzde. Haa biraz daha az olabilir miydi? Kesinlikle. Azıcık göze batıyor biraz yadırgıyor insan ama ben yine de yaş farkını seven biriyimdir. Bu kadar olmadığı sürece tabi. Sadece kızımızın 20'sini geçmiş olmasını isterdim. Kitabı okumanızı isterim. Eğer Naz'in aşkını hissetmek istiyorsanız ve gözünüze bu söylediklerim batmaz ise kesnilikle beğenirsiniz. Ama ben böyle şeylere gelemem derseniz uzak durun. Çünkü başta dediğim gibi tecavüz fantezi değil hastalıktır ve bunu iyi bir şey gibi göstermek ise doğru değildir. http://romantikoptik.blogspot.com.tr/2015/03/gozlerindeki-canavar-jm-darhower.html
Baskı: Ahlaksız Ritim (Sinners on Tour #4)
Yoruma nasıl başlayacağımı malesef bilmiyorum. Kullanacak kelime bulamıyorum şu an bunu lütfen maruz görün çünkü Ahlaksız Ritim'den bahsediyoruz. Günahkarlar Turnede serisini çok severek takip ediyorum. En merak ettiğim ve sevdiğim karakter olan Eric'in hikayesini okurken kendimden geçtim. Onun o espirileri , yaptığını sandığı içinde onlarca baharat olan omletleri veeee en ateşlisinden o halleri... Şunu baştan söylemeliyim ki eğer fazla erotizm olan kitapları sevmiyorsanız bu seriden uzak durun. Kaçınn.. Gerçekten aşırı bir pornografik bir seri. Kitap adıyla gerçekten çok uyumlu. Tam bir ahlaksız kitap. Ama tatlı olanından :D Ateşli Bilet'i okumayanlar için SPOİLERRRR Dave'in yaralanmasından sonra grubun ses teknisyeni olarak Dave'in kız kardeşi Rebakah işe başlar. Tabi Eric Reb'i görür görmez aşık olur. Eric her zaman ki gibi şapşik aşık. Ama büyük bir Sorun vardır. Reb Trey'e aşıktır. Eric bunu kabul etmez ve Reb'i kazanmak için elinden geleni yapar. Spoiler Bitti Kitabın başını okudum ve bu kitabın serideki favorim olacağını anladım. Neden mi? Çünküüüü Eric tam bir şapşal aşık. Allahım çok tatlı ve mükemmel biri. Reb ise bence Eric'in kadın versiyonu gibi. Bir kere kendisine tatlı veya şirin diyenlere verdiği çok tatlı bir ceza var :D. Ama Reb'in acısı gerçekten büyük okuyucu. Bunu söylemek istemiyorum çünkü dıııt büyük bir spoiler ve okuyup öğrenmelisiniz. Kısacası kitapta Eric'in Reb'i kazanmasını ve sonraki beraberliklerini okuyoruz. Şimdi gelelim sevmediğim yanına; Ya bu kadın üçlüyü gerçekten seviyor ben artık bunu çıkardım. Her seferinde kadına lanetlerimi yağdırırken yine aynı şekilde kadın paylaşma gibi bir bölüm olunca YETER OLİVA dedim. Bunun gerçekten normal olduğunu düşünüyorsa çok yanılıyor. Böyle bir saçmalık görmedim. Yani diceksiniz bunu bilip okuyorsun. Hayır. Her seferinde bu sefer yapmaz diyorum kadın yine üçlü yapıyor. Ben bu kadının seks hayatını anlamıyorum anlamakta istemiyorum. Çünkü gerçekten o kısımlar rahatsız edici. Okuyamadığımı söylemem lazım. O kısımları çıkardığımda - ki gerçekten çıkardım - bence süper keyifli aşk dolu romantik bir kitap. Özellikle Reb'in eski nişanlısı ve annesi ikilisinin uyumunu okuyun. Çıldırın. Eric'i diğer kitaplarda okurken zaten sevmiştim bayılmıştım şimdi AŞIK oldum. Çünkü tam AŞIK olunası biri... Böyle en tatlısından biri... Eric'e olan aşkımın tarifi imkansız. Zaten bateristlere karşı bir hayranlığım var Eric sayesinde hayranlık seviyesi bir kaç tık daha arttı. Hele gaza gelip az kalsın dövme yaptıracağı yeri duysanız Reb ve benim gibi YARILIRSINIZ. Ve son olarak serinin devam kitabının ana karakteri olan Trey'in eğlenceli alıntısı ile noktalıyorum. "Eğer hepiniz şunu kesmezseniz şuracıkta Dave ile öpüşmeye başlayacağım ve emin olun kimse böyle bir şeyi görmek istemez."
Baskı: Karşı Konulmaz Fırtına
ünlü The Migthy Storm rock grubu ve onun solisti Jake ile tanışmaya hazır mısınız?? Bence hazırsınız :D Tru ile Jake 14 yaşlarına kadar beraber büyümüş iki en yakın arkadaş( yakın arkadaştan da öteler aslında ama itiraflar bir türlü gelmiyor orası ayrı) Jake'in Amerika'ya taşımasıyla ikilimiz ayrılıyor. Ama birbirlerine bir söz verirler. Asla mektuplaşmayı ya da mesajlaşmayı kesmeyecekler. Tru ne kadar mesaj atmaya mektup yazmaya devam etse de bir süre sonra Jake'den haber gelmeyince o da umudunu keser ve artık yazmayı bırakır. Yıllar sonra Jake The Migthy Storm isimli müzik grubunun solisti ve kurucusu olur. Ve Tru bir gazete de müzik ile ilgili yazılar yazar. Tru'un patronu Jake ile röportaj ayarlar ve bizim ikilimizin yıllar sonraki karşılaşmaları lüks bir otelde röportaj için olur. Karşılaşma anlarını asla unutamam çünkü Jake gerçekten çok yüzsüz arkadaşlar. Evet ona yüzsüz demek istiyorum. Jake Tru'yu seviyordur tabi ki de Tru da onu. Fakat Tru'nun çok sevdiği Will adında da 2 yıllık bir sevgilisi vardır. Peki Tru Jake'i affedip ona geri dönecek midir? Jake'in uyuşturucu sorununu çözebilecek midir? En önemlisi Will'e ihanet edecek midir? Benim en merak ettiğim sorular bunlardı ve hepsinin cevabını kitabı okuyarak öğrendim. Kitapta bazı yazım hataları vardı. Göze batıyor muydu? Bazen. Kitabımız kesinlikle çok çok akıcıydı. Ben bayılıp ayılarak okudum. Jake ' de biraz Grey havası sezdim. Ben yaparım çünkü benim falan gibi. Hoşuma gitti mi? KE-SİN-LİK-LE!! Kısacası bence vakit kaybetmeden bu kitabı edinin.
Baskı: Belalı Korumam
yazarın kalemini ben çok sevdim. Asude'nin kaleminden sonra eğlenerek okuduğum ve okumaya devam edeceğim yazar oldu kendisi. Bir kere aşırı akıcı bir kitap. Tahminlerin yanlış çıktığı - açıkcası benim öyle oldu. Evliliklerinin çok aceleye geldiğini düşünürken yazar bombayı patlattı- aşırı güldüren ,yer yer ateşli ve ben Türk yazarlarımızın artık giderek kendilerini aşmalarını sevmeye başladım. En başından beri sürekli bir tebessüm bazen kahkahalara boğulduğum bazen ise hüzünlendiğim çok severek okuduğum ve kitaplığımda kesinlikle duracak olan bir kitap olarak kayıtlarıma geçiriyorum Belalı Korumam'ı. Eğer eğlenceli diyaloglarla oluşturulmuş ateşli anlarla donatılmış gergin atışmaların olduğu bir kitap arıyorsanız Belalı Korumam tam size göre.Son olarak şunu söylemeliyim ki Bu Kitabı Alırsanız Asla Pişman Olmazsınız...
Baskı: Gölgeler (Refaim, #1)
Gaby erkek ikiz kardeşi Jude'u bir trafik kazasında kaybetmiştir. Bu acıyla başa çıkarken kendini dış dünyaya biraz kapatmıştır. O günden sonra sürekli rüyalar görür ve bu rüyalarını bir internet sitesinde hikaye olarak yayımlar. Ta ki onu ve Jude'u tanıdığını söyleyen kişi karşısına çıkıncaya kadar. Ama bir sorun vardır. Gaby ne Rafael'ı tanıyor ne de anlattıklarını biliyordur. Çünkü Gaby hafızasını kaybetmiştir. Rafael nam-ı diğer Rafa Gaby'yi bir yıldır arıyordur. Yalnız Gaby'i arayan sadece Rafa değildir. İblislerle savaşan Nefilim ırkı ile Rafa, Jude ve arkadaşları anlaşamadıkları bir konu sonucunda ikiye ayrılmıştır ve Daniel önderliğindeki ekip de Gaby'i arıyordur ve onu tehdit etmeye başlayacaklardır. Çünkü herkes Gaby ve Jude'un büyük bir sırrı keşfettiklerini ve öldürüldüklerini düşünür. Gaby geçmişini hatırlamaya çalışırken Daniel önderliğindeki Nefilimlerin kaçırdığı arkadaşını kurtarmaya çalışacaktır.En önemlisi Gaby kimin tarafında yer alacağına karar verecektir. Öhöm öhöm.. Öncelikle kitapta iblisler mi dersiniz zebaniler mi dersiniz melekler mi dersiniz ne ararsanız var. Gölgeler bu türe yeni bir anlam katıyor. Nefilim kelimesini kabul etmeyen ve kendilerine REFAİM ismini veren bir ırk ile karşı karşıyayız . İlk başlarda diğer melek kitapları gibi olsa da ilerleyen bölümlerde kitabımız daha da farklılaşıyor. Bir kere ortada hafıza kaybı ve kaybedilmiş bir kardeş acısı var. Bu kitaba gerekli olan dramı katarken kaçırılan bir arkadaş ve ne olduğunu yeni keşfeden bir düşmüş melek , gizemi ; onu koruyan - benim bayılarak okuduğum tatlı mı tatlı öküz mü öküz biri olur kendisi bay adonis- Rafa ve -yakışıklı olduğunu kabul ettiğim kibirli bay takım elbise - Daniel da aşkı katıyor. Rafa ile Gaby arasında geçmişte büyük bir olay olmuş ve artık eskisi gibi değiller. Bunun ne olduğunu öğrenememek içimi cızlatsa da rahatlamamın sebebi Gaby'nin de bunun ne olduğunu hatırlamaması. Aslında biz okuyucular Gaby ile aynı durumdayız.Niye mi? Çünkü o da olayları yeni öğreniyor bizler de. Şunu söylemeliyim ki ben şimdiden Rafa'nın tarafını seçtim. Daniel baştaki yaptığı hareketten dolayı şansını hemencecik kaybetti. Üzgünüm Daniel tatlı , yakışıklı çocuksun herkeste takım elbise sendeki gibi durmayabilir ama bizımla diğilsın diyerek bu güzel kitabımızı bize kavuşturan Yabancı Yayınları'na çok teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım devam kitabını büyük bir hızla çıkarırlar. En kısa zamanda bu kitabı edinip okumalısınız. Okumamak büyük kayıp gibi klasik bir cümle kullanıyorum ama kusura bakmayın gerçekten de öyle. Yarın bir gün arkadaşınız sorarsa Rafa gibi bir düşmüş melekle tanışmadım demeyin. Ya da tanışmayın. Böylelikle Rafa'yı sizlerle paylaşmak zorunda kalmam :D
Baskı: Beni Yarına Bırakma
http://romantikoptik.blogspot.com.tr/2014/11/11-kcy-blog-tur-beni-yarna-brakma.html Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap hassas , ağır ve dikkat çekici bir konuya sahip. Ülkemizdeki ahlak yapısı , görgü kuralları gereği kim bekarken kolay kolay çocuk dünyaya getirebilir ki? Aile baskısı , toplum baskısı... Hele ki çocuğun babası evli bir adamsa...Düşünün durumun ne kadar vahim ve zor olduğunu. Aşk her şey midir sizce? İnsan aşkı için her şeye göğüs gerebilir mi bu durum yanlış bile olsa? Konumuz tam olarak bu. Selma üniversite son sınıf öğrencisidir. Bir gece doğum gününü kutlamak için bara eğlenmeye giderler. Hayatında ilk kez çapkınlık yapmak isteyen Selma ilk ve son aşkını o gece bulmuş olabileceğini bilmiyordur tabii. Selim ise bir mimarlık şirketine sahiptir. O gece barda Selma ile çok iyi eğlenmişlerdir fakat stajyer olarak görüşmeye gelen kişinin Selma olacağını kaderin onları bir araya getireceğini nasıl bilebilirdi ki? Selim o zamanlar bunu tutku , arzu ve istek olarak tanımlandırsa da Selma'dan uzak tutamaz kendini. Yavaş yavaş çekimine kapılır. Selma ise olabildiğince uzak durmaya çalışsa da Selim'in ısrarlarına daha fazla dayanamaz ve sevgili olurlar. Ama bir sorun vardır ki o da korkunç ve büyük bir sorun. Selim evlidir. Selma ne kadar bu durumu aklından çıkaramasa da kalbine söz geçiremez ve beş yıl gibi bir süre ilişkileri devam eder. Tabi daha fazla anlatamam kitabın konusunu. Çünkü daha fazlası spoiler olur ve heyecanı kalmaz. Kitapta en sevdiğim kısım aşırı derecede akıcı oluşuydu. Su gibi aktı gerçekten. Bir şimdiki zaman bir geçmiş zaman o kadar güzel kurgulanmıştı ki kitapta hiç kopukluk olmamıştı. Benim en sevdiğim kısımlar tabi ki geçmişte yaşananlardı. Selma'nın duyguları o kadar güzel aktarılmıştı ki. Kendisi ile olan savaşı , aşkına karşı olan savaşı... Selma bazı noktalarda beni sinirlendirmedi değil. Kendine etmediği hakaret kalmadı ama yine de Selim ile beraber olmaya devam etti. Şahsi görüşüm ikinci bir kadın olarak beş yıl ben dayanamazdım. Selim ne kadar Selma'nın yanında da olsa onu sevse de evli bir adamdı ve toplumun bakış açısıyla Selma bu konumda metres hayatı yaşıyordu. Üstüne bir de hamile kalınca işler daha da karmaşıklaştı tabiki. Dediğim gibi Selma'yı bir dost gibi sevdim. Okurken bazen ona sarılıp destek olmak istedim bu sırada da Selim'i güzelce bir yumruklamak. Tabi bu işi benim için Metin yani Selim'in evli biricik ortağı yaptı sağolsun. Selim tam bir bencil öküzün teki. Tam bir öküz. Selma'nın duygularını toplum içinde nasıl görüleceğini umursamadan her şeyi yaptı kıza. Sonuç olarak o bir erkek yapar algısı var. Ve bencilce istediği gibi davranıp Selma'yı iyice kendine bağladı. Kendisi de bağlandı tabi ama koskoca 5 yıldan söz ediyoruz. Selma ya ne kadar güzel davransa da Selim benim kara listeme girdi. Yapacak bir şey yok. Tabi bir de yan karakterlerimiz Aylin ve Mert var. Aylin'i okumalısınız. Böyle deli dolu çılgın bir kız yok. Hele o cevaplar tıslamalar. Aylin kalp Ben. Kitapta sevmediğim noktalar; Selma ve ailesinin problemlerinin tahmin edilebilir ve klişe olmasıydı. Bir diğeri ise bazı kısımların dilinin basit olmasıydı. Ama bu da yazarımızın ilk kitabı olmasından kaynaklanıyor. Kitabın kapağını ben gerçekten çok sevdim. Kişilerin suratlarının görünmemesi ve daha çok konuya hitap eden bir kapak olmuş. Bence bu kitabı okumalısınız. Okurken de bol bol empati kurup durumun ne kadar zor olduğunu kavramış olursunuz. Ben çok sevdim eminim siz de seveceksiniz.
Baskı: Aşkın Müziği (Stage Dive #1)
Vuhuuuuuuu müthiş bir kitaptı.. Tek kelime ile mükemmel. Ama ben şimdi Mal'in hikayesini aşırı derece merak ediyorum en kısa zamanda ingilizcesine başlıcam. Yazarın kalemi mükemmel arkadaşlar..
Baskı: Son Pişmanlık
Son Pişmanlık indirimde görüp aldığım kitaplardan biriydi.Ama kitabın bu kadar güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim. Kitap o kadar akıcıydı ki su içmeye bile kalkmak istemedim kendimi öyle bir kaptırmışım ki hemencecik bitirverdi böyle kitapları daha çok seviyorum. Kitabın konusu arka yazısından da anlaşılıyor ama ben yinede kısa bir özetle anlatacağım. Elizabeth ve Christian birbirlerine delicesine aşık iki üniversite öğrencisi. Christian çok zengin bir aileye sahip Elizabeth ise yoksul ve hep para sıkıntısı çekmiş güzel bir genç kız. İkisininde hayali aynı iyi bir avukat olmak. Elizabeth hamile olduğunu söyleyerek ilişkilerini tehlikeye atmak istemese de olan olur ve Christian Elizabeth'e iki seçenek sunar. Ya bebek ya ben! Elizabeth tercihini yapar ve araya 5 yıl girer. Christian koskoca 5 yıl sonra Elizabeth ve kızının karşısına çıkar ama Elizabeth kalbinin kırılması ve kızınında kırılacağını düşündüğünden Christian'ın hayatlarına girmesine hiç sıcak bakmaz. Ve daha da fenası Christian'a hala çok aşıktır .Christian ise sevdiği kadını ve kızını kazanmak için elinden gelenin fazlasını yapması gerektiği çok iyi bilmektedir. Ve bu aileye tekrar girmesi hayli zaman alacaktır. Kısacası çok sıcak , draması fazla olan ,farklı bir hikayeydi. Uzun zamandır böyle hoş bir kitap okumamıştım. Kitabın çevirisi idare ederdi.Kitap akıcı ve okunuyor. Kitabın devam kitabı da var ama Türkiye de daha yayınlanmadı
Baskı: Kalbin Ateşi (Ateş Serisi-3)
Rita Hunter ile yaptığım söyleşiyi okumak için ; http://romantikoptik.blogspot.com.tr/2014/10/rita-hunter-soylesi.html Rita Hunter'ın kitaplarına hayranım. Julie ve Judith'ten sonra historical romans denince aklıma hemen Rita Hunter geliyor. Kurgusu olsun , karakterlerin özellikleri olsun , kitabın akıcılığı olsun tek kelimeyle muhteşem. Kalbin Ateşi'ne gelince ayy allahım o nasıl bir kitap. Yazarımız kesinlikle gitgide kendini geliştirmiş. Şimdiye kadar okuduğum Rita kitaplarının arasında en beğendiğim kitap oldu. Zaten Stephan deyince bende akan sular duruyordu. Adrian'ın öküzlükleri ve Brendan'ın buz dağı davranışlarından sonra Stephan'ın bu çapkın ve eğlenceli halini okumak o kadar keyifliydi ki. Davina ise gerçekten favori karakterim oldu çünkü ağzı bozuk kızlara oldum olası bayılmışımdır. Bana daha samimi geliyorlar. Hele ki Londro Sosyetesi'nde ki o kibirli , burnu havada , sahte leydilerden sonra. Benim sanki o dönemde yaşıyomuş gibi konuşmamın en büyük sebebi yazarımız. Çünkü kitaptaki duygular o kadar gerçekci ki bende Davina gibi o anları yaşıyordum. O hırslandıkça tırnaklarımı kemiriyor , o üzüldükçe üstüme ağırlık çöküyor o sevindikçe yüzümde güller açıyordu. Abartmıyorum gerçekten Rita Hunter'ın kalemi muhteşem. Gelelim kitabımıza; Davina kardeşine yapılanların intikamını almak için İngiltere'ye doğru yola çıkar. Amacı Thomas'ı -yani kardeşine o kötülüğü yapan adamı- ayartıp bütün hayatanı karartmak onu tüm Londra'ya rezil etmek. Tabi bunu başarabilmesi için önce Thomas'ın kuzeni ve koruyucusu Abbey Kontu Stephan Ramsey'i kandırması lazım. Ama bizim Stephan güzeller güzeli İskoç kızımızı görür görmez bir şeyler karıştırdığını anlar anlamasına ama ondan öyle etkilenir ki ne iş karıştırdığından ziyade onu yatağa atmaya bakar. Ama Davina basit bir kız değildir tam tersine sadece gururu için yaşayan bir İskoç kızıdır. Davina kaçtıkça Stephan kovaladı. Kedi- fare oyunu gibi sürekli bir kovalamaca okuduk.Davina intikam alıcam derken kendini Stephan Ramsey'e aşık olarak bulur. Stephan'ın ise bunu farketmesi çook zaman alacaktır.Çok keyifli , yer yer hüzünlendiren diyaloglarla kitabın tadına doyum olmadı. En çok sevdiğim yanı ise yan karakterler ile kitabın zenginleştirilmesi. Kitapta sadece Davina ve Stephan yoktu. Nadine , Marie , Alina... Eski karakterlerimizi görmekte ayrı bir keyif vericiydi. Bu kitapta Sophie'yi biraz da cüretkar konuşan bir kadın olarak görüyoruz.Onu söylemeden edemeyeceğim. Diğer kitaplardan farklı olarak bu sefer biraz daha ateşli ve tutkulu bir roman bekliyor sizi. Stephan gibi bir çapkından da böyle hareketler beklenirdi zaten. O tutkuya hayran kaldım. Davina'nın ateşine şaşırmadım da değil yani. Sen Davina neymişsin öyle. Uzun lafın kısası ateşli , hararetli , eğlenceli , çekişmeli ve mükemmel bir kitaptı. Ve ben Romantik Optik Ateş Serisini böylelikle bitirmiş oldum. Darısı hepinizin başına.
Baskı: Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım
Türk yazarlara olan ilgim gitgide artıyor. Hele ki konusu böyle ilgi çekici olunca daha da bir hoşuma gitti. Telekız muhabbetini hep merak etmişimdir. Kitabımızın konusuda öyle. Sude yani Su tezi için telekız olmaya karar verir. Bir gün bir telefon alır ama karşısındaki kişi hemen telefonu kapatır. Bu bir süre böyle devam ederken Mert sonunda konuşmaya başlar. Mert'in Sude'nin beklemediği bir itirafta bulunması ve Sude'nin tezinin bitmesi ile iletişimleri kopar. Aradan geçen üç yılın ardından Hope isimli bir bar ve karakterlerimizin bir araya gelmesi ile olaylar gelişir. Mert ve Sude karşılaşır ama Mert Sude'ye kırgın ve kızgındır. Sude ise şok olmuş bir vaziyettedir. Sude , arkadaşları ( Ceylin , Deniz ve Ela ) ve Miray kendini beğenmiş ve biz mükemmeliz havalarında takılan güzel ve erkekleri parmaklarında oynatan insanlardır. Birbirleriyle olan şakalaşmaları eğlence anlayışları kesinlikle kitapta en beğendiğim kısımlardan biriydi. Hakan ise kendisini Charlie kızları da melekleri olarak düşünen bir abi havasında takılan yakışıklı , çapkın ve Hope'un ortaklarından biri. Kaan ise Allahım. O kadar kibirli egoist ki. Evet megaloman manyak. Uyuz , gıcık , domuz.. Daha bir sürü sayabilirim ama susmayı tercih ediyorum. Hope'un diğer ortağı. Ceylin ile aralarında geçenler ve sonrasındaki domuz gibi davranışlarından dolayı Kaan'dan hoşlanmadığımı ( aslında çok hoşlandım demek oluyor bu :P ) söylemeden edemeyeceğim. Vee gelelim asıl karakterimize. Mert diğer kitaplarda gördüğümüz egoist bir karakterden ziyade duygusal karşısındakine değer veren bir erkek. “Öpmeye doyamayacağım bir kadınla karşılaşmadım.” Peki; Sude Mert'i sevebilecek mi? Mert Sude'ye güvenebilecek mi? Ceylin Kaan ile mutlu olabilecek mi? Deniz kimlerle karşılaşacak? Tüm bu soruların cevabı için kitabı okumanız gerekiyor. Kitabı daha çok anlatmak isterdim ama maalesef söyleyeceğim en ufak bir kelime bile spoiler içerebilir. O yüzden bu yazdıklarımla yetinmeniz gerekiyor. En sevdiğim kısımsa yan karakterlere yer verilmesi oldu. Şahsen ben Mert ve Sude'den ziyade Kaan ve Ceylin'in hikayesini daha çok sevdim. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bence gayet iyi bir anlatımı vardı. Kitaptaki tek sevmediğim nokta aradan geçen senelerin bize vurgulanmaması. 3 sene sonra gibi bir yazı bekledim.Bunu da yazarın ilk kitabı olmasına bağlıyorum.
Baskı: Aşka Var Mısın ? (Eversea #1)
“Aşk Hayattaki En Büyük Risktir.” Jack Eversea ünlü ,yakışıklı ,ateşli , seksi , DÖVMELİ ve medyanın ilgisinin yoğun olduğu bir oyuncu. Jack oyuncu sevgilisi tarafından aldatıldığını öğrendiğinden dolayı bir süre Hollywood'dan uzaklaşmak ister ve en yakın arkadaşı ona Butler Cove'a gitmesini önerir. Jack de hemen motoruna (evet kızlar Motor dedim ) atlar ve şirin mi şirin bu güzel kasabaya gelir. Kasabaya geldiği gibi Keri Ann ile rastlaşır ve Keri hemen onun ünlü oyuncu Jack olduğunu anlar. Sonrası Jack'in durumuna çok üzülür ve kendi aralarında anlaşma yaparlar. Keri Jack'in kasabada olduğunu kimseye söylemeyecektir. Daha sonra Jack Keri'ye bazı konularda yardım eder tabi Keri Ann de ona. Keri Ann ailevi sorunlarından dolayı (kötü anne iyi kız vs gibi değil ) kendini dışarıya kapatmıştır. Yıllardır aşk vb gibi duygularla mücadele eden Kerii Ann Jack'i görür görmez büyük bir sınava maruz kalır. Yani şimdi kim Jack'e karşı koyabilir ki. Keri ne kadar çabalasa da artık kalbini kaçak oyuncumuza kaptırır. Tabi bu karşılıklıdır. Çünkü Jack daha önce Keri gibi dobra , dürüst , sempatik , hazırcevap , akıllı , yetenekli , güçlü, güzel bir kızla karşılaşmamıştır. Zaten yazar bize ilk karşılaşmalarından beri birbirlerinden etkilendiklerini sezmemize yardımcı oluyo. Açıkcası bu kısa sürede bu tarz duyguların gelişmesi beni rahatsız ederdi. Daha doğrusu inanmakta zorluk çekerdim. Kim iki günde aşık olur ki? Ama yazarımız bu konuyu öyle inandırıcı anlatmış ki. Keri 'nin kendi ile mücadelesi ve sürekli "bu kadar kısa sürede olamaz " gibi söylenmesi durumu inandırıcı kılmıştı. Ben yazarın kalemini çok beğendim. Zaten hikaye konu klasik olsa da beni aşırı içine çekti. Daha fazla uzatmak istemiyorum . Kısacası bende Jack Eversea tufanına kapılıp ona aşık olanlardanım artık :D . İlk kitabın sonu yüzünden ikinci kitaba başladım. Fazla bekletmeden onun da yorumunu yazmayı planlıyorum :D .
Baskı: Meleklerin Kanı (Lonca Avcısı, #1)
Ben böyle kitap daha önce okumadım tek söyleyeceğim bu!!!!!!
Baskı: Halka (Yaratıcı Dünya, #2)
http://romantikoptik.blogspot.com.tr/2014/07/yaratc.html#more “Kurtuluşun Ellerinde” İlk kitapta dokuma olayını kavramakta zorlandığım için kitabı tekrar okudum ve bitirir bitirmez ikincisine başladım. Yazarın hayal gücü inanılmaz.. Kitaba gelecek olursak ilk kitabın kaldığı yerden devam ediyor. Adelice, Jost ve Erik yeryüzüne indikleri andan beri olaylar hiç hızını kaybetmedi. Adelice ve arkadaşları artık bir haindir.Ve Cormac Adelice bulmak için elinden geleni yapmaktadır. Kalıntı denilen insanları yeryüzüne göndererek onları sürekli tehdit eder. Adelice kitap dükkanı olan yaşlı bir kadınla tartıştığı sırada Dante adındaki Güneşdağıtan ile tanışır. Güneşdağıtanlar yeryüzündeki Buzbölge denilen yeri katı bir şekilde kontrol eden kişilerdir. Ad, Jost ve Dante kalıntılar tarafından saldırıya uğrayınca Dante onları Kincaid'in yanına götürür. Yeryüzünün Cormac'ı Kincaid tarafından bir süre misafir edilirler. Ama Adelice yeryüzünde de güvende değildir ve Adelice kimseye güvenmemesi gerektiğini net bir şekilde öğrenmiştir. İlk kitaptaki çoğu soru işaretinin kalktığını söylemem lazım. Erik ve Jost'un kardeş olduğunu öğrenmiştik. Ama yollarının nasıl ayrı düştüğünü Erik'in nasıl Aras tarafından kabul edildiğini neden ve nasıl onlara hizmet ettiğini , Yaratıcı kitabında Loricel'in söylediklerinin anlamını , Dante'nin aslında ne olduğunu ve en önemlisi Adelice ve Dante arasındaki bağlantının ne olduğunu bir an önce okuyup öğrenin. Ben bu seriyi çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Son zamanlarda birbirine benzer hikayeler okumaktan sıkılmıştım ama yazarın hayal gücü öyle güzel ki çok şaşırarak ve heyecanla okudum
Baskı: Beni Bırakma (Bana Dokunma, #2)
Warner Warner Warner <3
Baskı: Yaratıcı (Yaratıcı Dünya, #1)
Kitaptaki dokumacı olayını çözmem biraz zaman alsada güzel bi kitaptı. Yazarın hayal gücü beni şahsen etkiledi. ilginç bir kitaptı ve ben çok beğendim.
Baskı: Ateşli Bilet (Sinners on Tour #3)
Grup olayını ne kadar sevmesem de bu seride bu durum gözüme çok batmıyo. Eğlenceli diyaloglarından olsa gerek. Yazarın kalemi bence bu tarz içinde en iyilerinden. Eğlene olsun dram olsun gizem olsun hepsinden yeterli bir şekilde karıştırıp bize sunuyor. Abartısız tam tadında keyifle okunabilecek bir seri. Veeee Eric Sticks'i okumak için sabırsızlanıyorum :))