maggie
@maggie

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)

Birçok kişi beğenmese de serinin en sevdiğim kitabı buydu. Olaylar daha mantık çerçevesinde gidiyordu. Yalnız ben Grey gibi bir erkekle birlikte olmak istemezdim. Fazla baskıcı.

Baskı: Kalbimdeki Mühür (Coin, #2)

Kitap tarihi aşk romanı-polisiye tarzındaydı. Kitapta en sevdiğim yön katilin kitabın büyük çoğunluğunda görülmesiydi. Günlerini nasıl geçirdiğini, hazırladığı planları uygulamaya koymasını gördük. Brenna ve Royce bizi bıktırmadan birbirlerine saçma tripler yapmayarak aşkı güzel anlattılar.

Tutku Dersleri
1/1008.11.2013

Baskı: Tutku Dersleri

Hiç güzel değildi. Her sayfa işkenceden farksızdı.

Baskı: Sevgim Sana Ait (The Wallflowers, #3)

Lisa'nın sevdiğim tek kitabı oldu. Evie bir gün St. Vincent'ın evine gider ve ona bir anlaşma sunar. Anlaşmaya göre Evie onun maddi durumunu düzeltecek o da Evie'yi akrabalarından kurtaracak ve babasına götürecek. Böylece Gretna Green'e giderek evlenirler. Sebastian yaşadıkları tutkudan sonra ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Farkında olmadan onu kıskanır,korur. Birbirine fazlasıyla zıt karakterler olsalar da yaşadıkları aşk onları değiştirdi. Tek kötü yanı yazarımız her zamanki gibi süs bitkilerinin arkadaşlıkları ve başka karakterlere odaklanmış. Aşka da az yer versen diyorum Lisa. Bunu başkası yazsaydı bu kadar eksik olmazdı.

Baskı: Maskeli Balo (Warenne Dynasty, #5)

Okuduğum birçok kitap arasındaki en iyi çiftlerden biriydi Elizhabeth ile Tyrell. Anna'yı bir kaşık suda boğmak istedim keşke ölüp gitseydi.

Baskı: Kaçak Gelin (Warenne Dynasty, #6)

Adını çokça duyduğum yazardı Brenda. Bu kitabını okumak geçen seneye nasip oldu. De Waranne serisinin diğer kitaplarına göre daha aksiyon doluydu bu açıdan en sevdiğim kitabı oldu. Ben Sean'a fazlasıyla hak verdim. Elle'nin bu kadar kolay pes etmeyişi ise takdire şayandı.

Baskı: İskoçyalı'nın Kollarında (The McCabe Trilogy, #1)

Daha ilk sayfalarda sizi kendine çekiyor. Bu romanda aşkın yanında baya heyecan vardı. Hareketli olaylar yaşanan İskoç romanlarını severim. Bu romanı okuyanların büyük çoğunluğu kitabı Julie Garwood'un yazdığı İskoç romanlarına benzetmiş ama ben onu hiç görmedim. Julie'nin kitaplarındaki bütün kahramanlar iyimser bir havadadır -erkekler kendilerini öyle göstermese bile- hatta olaylar da bu şekildedir. Ancak Maya'nın kitaplarında genelde karamsarlıklar mevcut. Özelikle kadın karakterler Julie'nin kitaplarına oranla daha zeki, kararlı, güçlü.

Baskı: Sürgün (The Mccabe Trilogy,# 2)

İlk kitaba göre karakterler arasındaki aşk daha belirgin. Ancak ilk kitaptaki heyecanı bulamadım daha sakindi bu yüzden puanımı çok yüksek vermedim. Üçüncü kitaptan beklentim çok yüksek umarım ilk kitaptan daha heyecanlı bir roman olur.

Baskı: Çirkinin Aşığı (Prince Trilogy, #1)

Uzun zamandır aradığım bir kitaptı şükür ki Tüyap'ta buldum. Okumadığım bir bu kitabı kalmıştı. Hoyt çok sevdiğim yazarlardan biridir. Genelde hikayelerinde hüzün etkilidir. Bu kitapta da hüzünlü sahneler vardı ama ilk kez bir Hoyt romanına güldüm. Edward'ın bazı yerlerdeki ani patlamalarında kahkaha attım. Mesela ilk sahnede yardımcısı sekreteriniz ayrıldı deyince adamın kafasına bir şeyler atması, Anna evlilik teklifini kabul etsin diye yardımcısını göndermesi -sonuçta hayır cevabıyla geri döner- kabul etmeyince Anna'yla arasında geçenler baya güldürdü. Tek kötü yanı kapağı. Yeniden bastılar ama keşke kapakta değişikliğe gidilseydi.

Uykusuz Geceler
10/1030.10.2013

Baskı: Uykusuz Geceler

Okuduğum diğer Anna kitabı. Bu da Mahrem kadar güzeldi ancak Antonia'nın aile ilişkisi yönünden Mahrem'deki Grace'ye benzettim. Keşke yayın evi bu yazarın kitaplarına daha çok ağırlık verse.

Mahrem
10/1030.10.2013

Baskı: Mahrem

Tarihi aşk romanlarında kahramanlar sorunlar yaşar ama onlara sorun demek bana ters geliyor daha çok sıkıntı diyebilirim. Bazı romanlar da var ki karakterlerin yaşadıkları gerçekten sorundur ve karakterlerin ne denli acı çektikleri gözler önüne serilir. Ne yazık ki tarihi aşk romanlarında daha çok sıkıntılı olan durum ve karakterler görürüz. Anna Campbell ise sorunlu karakterler ve durumlar yaratan ve yarattığını da büyük bir başarıyla gözler önüne seren bir yazar. Hayatı zaten yeterince berbat olan birinin yanlış anlama yüzünden hayatının daha da kötüye gideceğini düşünürken -ki daha da kötüye gidiyor- aslında aşkı bulursa ne olur? İşte bu roman bu soruya mükemmel bir cevap veriyor. Grace-Matthew asla unutmayacağım çiftlerden biri olarak kalacak.

Baskı: Sonunu Bile Bile (Last Man Standing, #1)

İlk tarihi aşk romanlarımdan biridir. Kapağını çok seviyorum ancak aynı şeyi kitap için söyleyemeyeceğim. Okurken baya sıkıldığımı hatırlıyorum. Şu an bu kitabı okumamış olsaydım alıp okumaya yeltenmezdim.

Baskı: Seninle Bir Gece (The Derrings #3)

Konusu güzel olsa da yazar işlemesini bilememiş. Kitapta Jane-Seth aşkı üzerinde fazla durması güzel ancak Jane'nin başından geçenler sadece aralarda iki cümleyle aktarılmış aynı şey Seth için de geçerli. Kopuk bir anlatımı olduğundan konular güzel olsa da artık almayacağım bir yazar.

Baskı: Fidye (Highlands' Lairds, #2)

Bu romandan şunu anladım. Yazar her romanında baş karakterlere ille de bir yolculuk yaptıracak. Konu güzeldi ama çok akıcı değildi ve fazla tekrarlar vardı. Brodick ve Gillian arasında geçene aşk diyemem daha çok bir arkadaşlık sezdim. Diğer Julie Garwood romanlarına oranla biraz daha hareketliydi.

Gece Sesleri
1/1029.10.2013

Baskı: Gece Sesleri

Hayal kırıklığına uğradım bu kitapta. Üç hikaye birbirine bağlanarak bir sonuç elde edilmiş ancak hikayeler konuyla uygun bir şekilde gitse de hikayeleri sevemedim.

Baskı: Güllerin Fısıltısı

Odun bir erkek ve aşırı şımarık bir kız. Okumaktan pişman olduğum bir kitap daha.

Baskı: Yüreğim Seni Seçti (Desperate Duchesses # 2)

Kötü Kötü Kötü! Roman sürekli yan karakterlerden gitmiş. Ana da yan karakterler de tamamen gıcık sevilecek bir kişi yok. Annesinin zamanında yaşadığı kötü tecrübelerden dolayı kızımız seksten nefret eden ana kuzusu. Bir daha bu yazarı okumak mı, Asla!

Baskı: Vazgeçmem Senden (The Hathaways, #2)

Akıcıydı ancak karakterlerden ötürü kitabın okunmaya değmeyecek olduğunu anladım.

Baskı: Özgürlüğün Elli Tonu (Fifty Shades, #3)

Aman Tanrım. Yazar bu kitapta konuyu tam anlamıyla batırmış. Son kitabın bu kadar saçma başlayıp saçma biteceğini düşünmezdim. Ben bu romandan şunu anladım. Baş karakterler tamamen saçma saçma davranışlarda bulunsun biz bunun adını aşk koyalım. Bu kitapta baş karakterler baya değişmiş. Sert görünümlü,kontrol manyağı,taviz vermeyen Grey gitmiş tek düşüncesi Ana Ana! olan, Ben bunları yapıyorum Ana için diyen tamamen salak oğlu salak bir adama dönüşmüş. Ana ise başlarda masum tatlı akıllı kızdı. Şimdi Grey'e kavuştuğundan insanlığın en düşük IQ'suna sahip, fazla çocuksu, istediği olmayınca ukala davranan küfür edilesi bir karakter olmuş. Hikayede aklımda yer edinen tek yer ilk bölüm. Gidiyor kızımız sen benle herkesin içinde seks yapmıyor musun ben de bütün göğüslerimi millete gösteririm diyor. Bence ilk iki kitabı okuyun. Son kitap yazar tamamen aklına ne gelirse yazmış bence. Üçüncüyü siz kendi kafanıza göre hayal edin.

Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)

Grey geçmişim yüzünden böyleyim,ben sevemem zor adamım dese de bir baktım daha hikayenin 1/4'ünde kıza aşkını ilan etti ben sensiz yapamam havalarına girdi. Ana bu kitaba göre biraz saçma davranışları var. En rahatsız olduğum bölümse Grey'in "Sen benimsin Ana" cümlesini aşırı tekrar etmesiydi. Kız da "Evet,seninim" diyor ama kız bir kere de "Sen benimsin" cümlesini Grey için kullanmadı. Fazla gereksiz bölümler vardı. İlk kitabın güzelliğinden sonra ikincinin bu şekil olması kitabı kötüleştirmiş.

Baskı: Kızlarımın Bilmesini İstediğim Şeyler

Anne sevgimden ötürü başlamıştım ancak okuduğum en korkunç kitaptı. Kitap dört kız kardeşin annelerinin ölümüyle başlıyor anneleri kızlarının yaşadığı sorunları bildiğinden her birine bir mektup bırakıyor. Lisa hariç kızların sorunları gayet olabilen sorunlar. Her ne kadar Lisa'nınkisi aptallık seviyesinde de olsa güzel başlamıştı. Ancak Lisa ve Amanda'nın hikayeleri saçmalamaya başladı. Amanda gezgin ve bir yerde fazla kalamayan birisi ama aşkı bulunca özgürlüğünü tamamen unuttu. Lisa desen ayrı saçma gitti erkek arkadaşı affetti salağı. Hele Jennifer var ki... Allah aşkına o nasıl bir sondu? Jennifer ile kocasının çocukları olmadığından ve kocası ille de çocuk istediğinden boşanmak üzerelerdir. Sonlara doğru kayak gezisine çıkıyorlar ve adamımız çocuk olmasa olur kafasına geliyor. Ama sonda kadının ben hamileyim deyince resmen küfür ettim. Bir tek Hannah hikayesi tamamen mantık çerçevesinde gitti ve güzeldi. Debbie'nin kitaplarından daha da korkunç bir iyimserlik havası vardı. Çok çok çok tozpembe.

Baskı: Maskesiz (MacLeods of Skye Üçlemesi, #2)

Seri olduğunu bilmeme rağmen ucuz fiyata bulduğum için aldığım bir kitaptı.İlk okuduğumda zevk aldım ancak ikinci okuyuşumda baya sıkıldım. Ancak sonlara doğru olaylar başlıyordu keşke o olaylar daha en başta başlasaydı.

Baskı: Bir Aşk Masalı (Prince Trilogy, #3)

Okuduğum en kötü Hoyt kitabı bu olmalı. Hoyt diğer yazarlardan farklı olarak daha çok erkek karakterler üzerine yoğunlaşıyor ve ben bu tarzını gerçekten çok seviyorum. Burada da aynı şey söz konusu ancak kadın karakter bu romanda baya geri planda diyebilirim. Konusu da pek ilgi çekici değildi ama Hoyt yazdığı için aldım. Keşke almasaymışım.

ÖncekiSayfa 29 / 32Sonraki