maggie
@maggie

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Geceyarısı Tutkusu (Tuzak Üçlemesi, #3)

Yaklaşık 2 sene sonra Tuzak Serisinin son kitabı Türkçe'ye çevrilip biz okuyucularla buluştu. Yalnız 2 sene beklediğim bu kitap biraz hayal kırıklığı yarattı bende. İlk iki kitapta yazar konu kadar olay örgüsünü de yaşananları da çok güzel aktarıyordu bizlere. Bu kitap sanki yazarın yazdığı ilk kitap gibi geliyor -ki değil. İlk iki kitapta mutlaka pek tahmin edilemeyecek şeyler yaşanırken bu kitapta neyin ne olacağını anlıyorsunuz. Şaşırtan bir gelişme yoktu. Bunun haricinde bir şey daha eksikti ama ne olduğunu bulamadım. Tarihi aşk romanı okumaya yeni başlayanlar için gayet güzel ancak 100'den fazla okuyan için normal bir kitap. En azından bu serinin bitmiş olmasına sevindim. Umarım yayın evi bu sene en az iki tane daha yazarın kitabını çıkarır diye umuyorum çünkü bir yazarın bir romanı için en fazla 3 sene bekletebilen bir yayın evi çıkarıyor kitaplarını.

Kalpsiz
10/1018.01.2014

Baskı: Kalpsiz

Hayal Avcısı
10/1006.01.2014

Baskı: Hayal Avcısı

Laura'nın ülkemizde yayınlanmış üç kitabı var. Bunlardan ikisini okumak nasip oldu ve kalemini çok beğeniyorum. Bu yazarımızda da diyalogtan çok durumu anlatma olayı var ama diğer yazarlar gibi aynı şeyleri farklı cümlelerle tekrarlamıyor. Olanların öncesi ve olanlar sırasında yaşananları tekrara girmemeye çalışarak yazıyor ve bu tutumunu çok beğeniyorum Zenia Stanhope, Çöl Kraliçesi lakaplı bir kadının kızı. Annesinin sevgisizliğinden, onu boyundurluğu altına almasından ve annesi paşalarla alem yaparken -onlara en iyi yemek,içkileri sunarken- kızını yoksullar gibi giydirip onlarla aynı yere koymasından dolayı ezilmiştir. Gerçek anlamda sahip olduğu tek eşyası babasının resminin olduğu bir kolyedir. Tek isteği babasının yanına İngiltere'ye gitmektir. Aradan yıllar geçer Lord Winter arkadaşlarının ricası sonucu İnci Dizisi isimli bir atı getirmek için Arap ülkelerine gider. Bu sırada tesadüf sonucu yakın arkadaşı olan Çöl Kraliçesi'nin öldüğünü öğrenir ve gömülmesine şahit olur. Tam giderken birinin ağlama sesini duyar. Ağlayan kişi isminin Selim olduğunu söyler ama aslında Selim Zenia'nın ta kendisidir. Lord Winter'ı annesinden duyduğu kadarıyla tanıdığı için ona pek güvenemez ve kimliğini gizler. Bir takım talihsiz olaylar yaşanır ve anlaşmaya varırlar. Winter,Selim'den atı bulmak için yardımını ister Selim de karşılığında İngiltere'ye gitmek istediğini söyler. Bu süre zarfında baya maceraya atılırlar. Ve bir gün talihsiz bir olay sonucu Winter, Selim'in aslında Zenia olduğunu öğrenir. İkisi ölmeden önce hapishanede bir gece geçirir ve ölmelerine yakın hapishaneden kurtarılırlar. Ancak yine kötü kader peşlerini bırakmaz Winter, Zenia'yı kurtarayım derken Arapların eline düşer. Zenia bu durum sonucu onu ölü kabul eder ve İngiltere'ye ulaşmayı başarır. İki-üç yıl sonra Winter, İnci Dizisi'ni almayı başararak İngiltere'ye döner. İlk uğradığı kişi Zenia'nın babası olur. Babası onların evli ve bir kızları olduğunu anlatır. Winter, Zenia'yı gördüğünde tam anlamıyla Selim'den farklı, soğuk bir İngiliz hanımefendisi görür. Eski Zenia'yı getirmek için elinden geleni yapmaya bakar. Roman tam anlamıyla on numara.Epsilon bu bayanın kitaplarını yıllar sonra çıkarmakla çok büyük hata ediyor. Mutlaka diğer kitapları da yayınlanmalı.

Baskı: Hovarda (Rogues of the Sea #2)

Bence ilk kitaptan daha başarılıydı. Daha entrikalı, daha hareketliydi. Romantizm ilk kitaptaki gibi yeterli ve doyurucuydu. Yalnız orijinal kapak kullanılmasa daha mı iyi olurmuş? Yani eve nasıl sokacağını geçtim yüzü kızarmadan nasıl alacağını bilemiyor insan. Sonunda Serena'nın kayıp kız kardeşine ne oldu bilmiyoruz ama sanırım onu üçüncü kitap yani serinin son kitabında açığa çıkmasını umuyorum.

Tatlı Düşman
10/1006.01.2014

Baskı: Tatlı Düşman

Romanı az önce bitirmiş bulunuyorum. Heather Snow yeni bir tarihi aşk romanı yazarı. Şu an bir seri yayınlıyor veya seri tamamlandı ve bu seriden sadece üç kitabı yayınlanmıştır. Bize şu an bu serinin ilk kitabı Tatlı Düşman'ı okumak nasip oldu. Konusuna gelince: Liliana Claremont annesi şifacı, babası önceden kimyager daha sonradan şifacı olan bir aileden gelen bir kimyagerdir. Annesini üç, babasını on yaşındayken kaybetmiştir. Babası ölmeden önce bir iki kelime söylemiştir kızına. Kız daha çocuk olduğundan ne demek istediğini anlamaz. Zaman içinde kızımız büyür, kimya sevgisi devam eder ve Kraliyet Cemiyeti'ne girmek ister. Yirmi dört yaşına geldiğinde bir kez daha makalesi Cemiyet tarafından reddedilmiştir. Eve döndüğünde bir hırsızın evinin kütüphanesini karıştırdığını görür ve kaçmayı başararak yardım ister ancak hırsız çoktan evi terk etmiştir. Bunun sonucunda Liliana kütüphanesini düzenlerken bir gizli bölme fark eder.İçinde babasının Wentworth Kontu'na yazılmış bazı yazışmaları görür. Sonra bir not dikkatini çeker. Biraz düşününce babasının öldürüldüğünü ve bunun Wentworth ailesiyle ilgisi olduğunu düşünür. Halası Wentworth Kontesi tarafından bir davete çağrılır ve Liliana bu fırsattan istifade kuzeniyle birlikte Wentworth Malikanesi'ne giderler. Liliana bu karmaşayı çözmek için şimdiki Wentworth Kontu'nun bu konuyla ne alakası olduğunu bulmaya çalışacaktır. Ancak işler hiç ummadığı yerlere doğru gider. Kitabı ben çok beğendim, Yazar anlatmak istediğini gayet güzel açıklamış. Kitabın en sevdiğim yönü ben de kimyaya karşı özel bir ilgi duyduğumdan kimyanın kitabın önemli bir bölümünü kaplaması ve kimyayla ilgilenen karakterin bayan olması. Ayrıca anlatılan aşk ve hareketlilik kitabı okutturan diğer muhteşem özellikler. Wentworth Kontu gönlümü fethetti. Bir yandan çok zeki, bir yandan çok masum. Baş karakterler arasında saçma sapan diyalog yoktu aralarında anlaşmazlık çıksa da çok uzatılmamış ayrıca Liliana'nın konta gerçekleri anlatması -yani kontun bunu kendi gözlerinin görmesi yerine kızın artık adamın arkasından iş çevirmeye dayanamadığı için gerçekleri anlatması- en sevdiğim ikinci yön oldu. Kitabın kapağı da ayrı güzel. Tek sorun yazar kendi düşüncelerini uzun tutmuş ve sayfalarca aynı şeyi tekrarlamış. Normalde bir yazarın bunu yapmasına hiç dayanamam -örneğin Judith Mcnaught veya Julie Garwood- ama konusunun güzel olması ve genel olarak işlemesini iyi bildiğinden yazara ikinci şansı vereceğim. İkinci kitap da Savunma Bakanlığı casusu olan Lord Aveline anlatıyor. Ve konusuna bakınca yine güzel bir romanın bizleri beklediğini düşünüyorum. Üçüncü kitap da Liliana'nın kuzeni Penelope'yi anlatıyor. Ben çıkacağını düşündüğüm dördüncü roman olacak olan Leydi Jane ile Vikont Holbrook çiftini merak ediyorum.

Shanna
10/1006.01.2014

Baskı: Shanna

Kathleen bu romanıyla beni bir kez daha hayal kırıklığına uğratmadı. Tadı damağımda kalan bir roman oldu benim için. Baş karakterler okuduğum diğer tarihi aşk romanlarından çok farklıydı. Bu kez sevdiğinin peşinden koşan kişi bir kadın değil de erkek; tanıştığı insandan bir an önce kurtulmak isteyen ancak ondan tuhaf bir şekilde ayrı duramayan,kendi isteklerini önde tutan karakterimiz erkek değil de kız. - ki kız başta gerçekten ondan kurtulmaya çalıştı gel gör ki adam peşine takıla takıla ondan ayrılamamaya başlasa da sonra gene kurtulmaya çalıştı sonra ciddi anlamda adamın yanında durdu.- Ben okuduğum iki romanında -İki Yabancı, İhtiras Çiçeği- çok belirgin bir son görememiştim ayrıca kötüler başta kinleniyor, nefret ediyor ama ne hikmetse sadece orada kalıyordu. Ayrıca onlar için de belirgini bir son yoktu. Bu romanda bunların hiçbirini görmemek çok rahatlatıcıydı. Aslında 686 sayfa roman için tam anlamıyla yetmiş ama sonlara doğru "Roman hala bitemedi mi?" diye söylendim. Sanırım hafiften sıkıldım ama güzelliğinden azaltmaz bu minicik pürüz.

Gül ve Avcı
10/1006.01.2014

Baskı: Gül ve Avcı

Ben Asude'nin ismini ilk kez bu roman sayesinde öğrendim. Ben Face'deki kurguladığı öyküleri okumadım sadece göz gezdirdim. Şunu söyleyebilirim ki konuya hakimiyeti olsun, yarattığı karakterler olsun, onların sevinçlerini, üzüntülerini aktarmadaki başarısı olsun, mekan tasvirleri olsun kısaca ufak bir ayrıntı hariç kusursuz bir romandı. O kusura gelince Jullian isteğinden dışarı çıkıldığı veya ona ters gelecek bir davranış sergilendiğinde hemen kızıyor köpürüyor. Ben bu tarz bir erkek karakteri ilk kez okudum ve fazlasıyla memnun kaldım. Yalnız sorun şu ki yazar bu karakter için "soğukkanlı" ifadesini kullanmış. Eğer sinirlerine hakim olamayan karaktere biz soğukkanlı diyorsak, bu diğer okuduğumuz romanlardaki erkek karakterlere ne demeliyiz bilmiyorum. Kısaca karakterde sorun yok ama ona "soğukkanlı" denmesinde ciddi bir sorun var.

Baskı: Kendine Yalan Söyleme

Çiftimizin tanışma şekli oldukça hoş ve sevimliydi. Yan karakterlerin yaptıklarına da yer verilmesi artı puan. Yalnız kitap gayet güzel gidiyor derken Clarissa'nın konuştuğu her kişiye farklı farklı yalanlar söylemeye başlaması kitabın en kötü yanı diyebilirim. Bir de o kadar yalan söyledi iki kişi bir araya gelip de "Kız bana şunu söyledi" diğeri de "Bana da bunu söyledi" gibi bir olay yaşanmaması... Ne bileyim tuhaftı -Jasper ve büyük babası yalan söylediği için kuşku duysalar da- . Genelde kitabın sonunda çiftler birbirlerine "Seni seviyorum" der ve bu sahneler genelde yüreğimizi ısıtır ancak bu romanda öyle bir geçiştirilmiş ki 392 sayfa boyunca hissettiğiniz çekim bir anda bitiyor. Bu kadar eksilere rağmen olarak yazara ikinci bir şans verilebilir.

Baskı: Kusursuz (Second Opportunities, #2)

Hele şükür adam akıllı bir roman yazmayı başarmış. Zack-Julie aşkını iliklerime kadar hissettim. Bazı yerlerde güldüm bile. Örneğin Zack'in film eleştirileri çok eğlenceliydi. Yalnız başkasına normal gelebilen ancak bana saçma gelen olaylar da mevcuttu. Misal Katherine-Ted yeniden birleşmese daha güzel olurdu kızla oğlanı sevmediğimden değil ancak o kadar trajikomik şeyler geçmiş ki başlarından en azından arkadaş kalsalardı daha hoş olurdu. Ayrıca yaklaşık 19 sene sonra Julie'nin sözlerini dinlediği için Zack'in büyük annesinin gelip "Oğlum ben seni affettim gel kardeşlerini gör mutlu mesut olalım" gibi cümleler kullanması inandırıcı değildi. Yani birbirlerinden nefret etmeye devam etseler daha gerçekçi bir roman olurdu. Benim Judith hakkında söyleyebileceğim şunlar: Romanlarında kötüler kötü, iyiler iyi olarak yer alıyor, karakterler arasında sorun çıksa da kitap sonunda barışıyorlar. Bence Judith historical roman türünden çok günümüzde geçen roman türlerinde başarılı. -Diğer günümüz romanlarını kitapçılarda inceleyerek bu sonuca vardım. Karakterler arası sorunlar çıkarıyor ancak iki üç paragraf sonra tam sorun çözülüyor ondan da saçma sorunlar ortaya çıkıyor. Judith sevenlere saygım sonsuz, zevkler renkler tartışılmaz. Ancak bana Judith kitabı okumalı mıyım deseler hiç düşünmeden hayır derim. Bu romanından sonra başka Judith okumak istemediğimi anladım dört roman bana yetti.

Baskı: Aşka Davet (Windham, #4)

Önceki kitaba göre hayal kırıklığıydı.Basit ama değişik bir historical roman konusu vardı. İkilimizin bebeğe bakarken yaşadıkları güzel aktarılmıştı. Karakterleri sevdim aşklarına da inandım bunlar güzel yönler ancak kitap aceleyle yazılmış gibi geldi bana. Karakterler hemen birbirine aşık oldular.Olaylar yavaş yavaş gelişse daha zevk alabilirdim.

Mutluluk (Sequel, #3)
6/1009.12.2013

Baskı: Mutluluk (Sequel, #3)

Kitap güzeldi yalnız yazar 572 sayfa yazacağına 372 sayfa yazsa yetermiş. Ian yazarın şu ana kadar yarattığı en iyi üçüncü karakter. Diğerleri Sonsuza Kadar romanından (ne kadar beş para etmez bir roman olsa da) Andrew ve Dorothy. Yalnız kadın karakterde kesinlikle bir zeka sorunu var. Adam sana aşkla geliyor sen milletin adam için yaptığı dedikodulara inanıp ona olmayacak tripler yapıyorsun. Ben adamın yerinde olsam kıza hiç acımam, boşardım. Kimin kimden etkilendiğini bilmiyorum ya Julie Garwood, Judith'ten veya tam tersi. Maşallah ikisi de sürekli romanı bölerek kendi düşüncelerini yazıyor. Şimdi size yazarın romanda yazdığı çok komik, çok aptalca bir düşüncesini yazacağım: Jake'in kendisi hakkında düşündükleri Atilla'yı (Ian'in atının ismi) ilgilendiriyorduysa bile bunu hiç belli etmedi ve bu Jake'i hayal kırıklığına uğrattı. Daha çok kızdı ve eve fırtına gibi girdi. Bu ne Allah aşkına yahu? Bize ne atın adam hakkında ne düşündüğünden. Aslında bu romandan sonra bu yazarı silerdim ancak Tüyap'a gidip dört kitabını alınca olmuyor. Şu anda üçünü okudum. Sadece Kusursuz romanını okuyacağım ki onda da bu gibi saçmalıkları çok göreceğime eminim. Sonra bay bay Juditht.

Baskı: Sonsuza Kadar (Sequel, #1)

Millet o kadar övüyor bu yazarı. Çok güzel yazıyor, aşkı çok güzel anlatıyor diye. Sonunda bir kitabını okumak nasip oldu. İyi ve kötü yönleri sıralarsam. İyi yanlar: Yazar kurguyu güzel kurmuş. Kötü yanlar: Jason ve onun sözde amcası. İkisinde de nefret ediyorum ve aşırı bir kinim oluştu onlara karşı. Jason' için diyebileceğim en uygun tanım KARAKTERSİZ! Amcası da BENCİL! Amcası sırf zamanında sevdiğine kavuşamadı diye onun kızını kendi yeğenine yapıyor. Sevdiği kadını onda gördüğünden onu kendisinden uzaklaştırmamak için elinden geleni ardına koymayan sapkın bir karakter. Jason geçmişte ne kadar kötü şeyler yaşamışsa da bu onun ilerleyen zamanlarda karaktersiz olmasını engellememiş. Bana sorarsanız adam bunları yaşamasa da aynı davranışları sergileyecekti. Onun hissettiği şey kesinlikle aşk değil sadece kızı kendi malı olarak görmesi ki bunu kendisi de kıza karşı söylüyor. Ayrıca oğlu için değil ama kız için ağlaması hiç inandırıcı değildi. Oğlunun kızdan önce gelmesi gerekirdi bu da karakterden tamamıyla soğutmuştur beni. En üzüldüğüm karakter Andrew oldu. Sen o kadar kızı aşkla bekle sonra araya eller girsin. Resmen sinirden ağladım. Bir Dorothy bir de Andrew'i bağrıma bastım. Victoria'nın özellikle Andrew'e duyduğu gerçek aşk ve çevresindekilere olan davranışları hoştu. Andrew'den ayrılınca kıza hak da verdim kim olsa aynısını yapar.Yalnız yazar Victoria'yı aşırı sevmiş. Onu tam iyilik meleği olarak yansıtmış. Bunu çevresindekilerin Victoria için hissettiklerinden anlayabiliriz. Kaptan, Victoria'ya Jason'un çocukluğunu anlatıyor orada geçen bir kelime sinir bozucu: Victoria çocuğun Jason olduğunu bilmeden kaptanı dinliyor, çocuğun Jason'la ne alakası olduğunu düşünüyordu. Şimdi oraya yazar kendi düşüncesini eklemek zorunda mıydı? Biz anlamadık mı orada Victoria'nın aradaki ilişkiyi kuramadığını? Sonuç olarak çok sinir bozucu, çıkarcıların fazlaca olduğu en iyi karakterin en mutsuz sonu gördüğü, kızı gerçekte kimsenin anlamaması -yazar da dahil- saçmalığın daniskası bir roman. Umarım okuyacağım sonraki romanlarında bu saçmalıkları görmem okuyacağım herhangi 3. romanda da bunları görürsem bu yazarı silerim.

Baskı: Gelin (Lairds' Fiancées, #1)

Okuduğum ilk Julie kitabıydı. Ve gerçekten güzel bir kitaptı. En sevdiğim bölüm Jamie ve kralın arasında geçen konuşma idi. İkili arasında aşk da güzel anlatılmıştı. Tek sevmediğim yönü yayın evinden kaynaklanıyor. O da yazıları gerçekten küçük harflerle basmaları. Yazar Jamie'nin kardeşi Mary'e yer vermese daha güzel olurmuş çünkü Mary ve kocasını biraz baştan savma yazmış gibi geldi bana.

Baskı: Şeytan Diyor ki (Cehennem Kulübü #1)

Cehennem Kulübü serisinin ilk kitabı genel anlamıyla güzeldi. Ana karakterler kadar Özgürlükçü örgütüne yer vermeleri hoşuma gitti. İkili arasında aşk hissedilse de Özgürlükçülere fazlaca yer verildiğinden aşk ikinci planda kalmış. Ayrıca kitabın sonlarına doğru kafam baya karışmıştı. Bunlara rağmen okumanızı tavsiye ederim.

Baskı: Davetsiz Misafir (Cehennem Kulübü #2)

Sonunda yayın evinin çıkarmayı akıl etmeyi başardığı yazarın ikinci kitabı okundu bitti. İlk kitabın bazı eksiklerini kapatan ancak bazı yönlerden de ilk kitaba göre eksik yönler var. İyi yönleri:İlk kitapta Max-Daphne arasındaki aşka inandım ama yazar aşklarına pek değinmemişti bu kitapta Rohan-Kate arasındaki çekimi daha fazla hissettim. Tarihi aşk romanlarının büyük çoğunluğunda kadın ve erkek karakterler arasında mutlaka yanlış anlamalar ve bunu sonucunda biri mutlaka trip yapar. Serinin ilk kitabı da bu sonuçtan nasibini almıştı. Bu kitapta da yanlış anlamalar vardı ancak birbirlerine trip yapmadan her iki taraf da sorunun ne olduğunu anladılar ve yapılması gereken açıklamaları yaparak çözüme kavuşturdular. Özgürlükçüler yine ilk kitaptaki gibi genişçe yer alıyor. İlk kitapta yazar açıkça anlatmasına rağmen Özgürlükçü ve Teşkilat örgütünü çok anlamamıştım burada kafamdaki sorular daha net bir şekilde çözüldü. Kötü yanları: İlk kitapta Özgürlükçü üyelerine değinilmesine rağmen burada çok küçük bir kısmı kaplıyor. Yazarın Rohan ve Kate'in iç seslerine fazlaca yer vermesinde yer yer sıkıldım. Ben Drake'in hikayesini çok merak ediyorum ancak gelse gelse yayın evi sayesinde iki sene sonra gelir. Çünkü Drake'in hikayesi serinin dördüncü kitabı. Üçüncü kitap Falconridge anlatacak. Epsilon'un elinde az olmasına rağmen güzel yazarları var ancak bu yazarların yılda ya bir ya da iki kitabı çıkıyor. Pegasus'ta fazlaca, Martı'da az sayıda yazar var ancak yazarların yılda en fazla üç kitabını çıkarıyorlar. Keşke Epsilon da bu konuda artık bir atılım yapsa 2014'te bizi şaşırtsa.

Baskı: Sen Gelmeden Önce (Westmoreland, #3)

Sonsuza Kadar kitabı gibi sinir bozucu değildi. Yalnız yarısından çoğunda kitabı okurken sıkıntıdan patladım. Bunun sebebi de Sonsuza Kadar romanındaki gibi yazarın baş kadın karakteri başkalarının gözüyle yüceltmesi ve yan karakterlere fazlaca değinilmesinden kaynaklanıyor. Kızın belleği yerine geldikten sonrasında açıldı bence roman. Stephan, Jason kadar itici değildi. Adamın kzıdan önce ve kızla ilişkileri sırasında yaptığı davranışlar gayet mantıklıydı.

Aşk Sarmalı
7/1023.11.2013

Baskı: Aşk Sarmalı

Judith'in Sonsuza Kadar faciasından sonra bu kitap ilaç gibi geldi. Genel anlamda güzeldi. Ana karakterler kadar yan karakterlere yer verilmesini sevdim ancak bazı yerlerde sıkıldım yan karakterleri okurken. Ayrıca bütün karakterlerin yaşadıkları olay sonucu neler hissettikleri güzel anlatılmış.

Baskı: Tehlikeli Aşk (Warenne Dynasty, #9)

Ariella de Waranne diğer kızlara oranla radikal düşünceleri olan, baloları sevmeyen, kendini sürekli geliştiren Kaptan Cliff de Waranne'nin büyük kızıdır. Ailesinin etkinlik yaptığı bir günde Cliff'in topraklarına çingeneler yerleşmiştir. Cliff, Ariella'nın bu tarz etkinliklerden sıkıldığını bildiğinden onu da yanına alarak çingenelerin yanına giderler. Ariella orada Romanların lideriyle tanışır ve ondan baya etkilenir. Ariella, de Waranne ailesinin "ilk görüşte aşk" kavramını onda görür. Ancak Ariella onun kendi ailesinden sonra en varlıklı kişi yani Vikont Emilian St. Xavier olduğunu bilmez. Emilian küçükken Roman köklerinden koparılıp Woodland'e babasının yanına zorla getirilir. Babasının önceki eşi ve oğlu yaşamlarını kaybettiğinden Emilian sıradaki vikont olur. Zaman içinde bu hayata uyum sağlar Ariella ile tanıştığı gecede Roman amcasından annesinin İngilizler tarafından öldürüldüğünü öğrenir ve onlardan intikam almaya yemin eder. Bu intikam da onu Ariella'ya yöneltir. Başta Ariella'yı kullanmak istese de zaman içinde ona karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Yorumuma gelirsek. Başta sıkıldığımı söylemeliyim. Sanırım bunun sebebi Ariella'yı hep o tatlı çocuk olarak görmeye alışmış olduğumdan. Ama kızımızı büyümüş de olsa onu seviyorum. Ama onun çektiğini ne doğuştan ne de sonradan de Waranne kadını olmuş biri çekmiştir. Emilian resmen öküz kelimesinin temel anlamı. İlk kez bir erkek karaktere bu kadar gıcık kaptım. Bencil ama öyle böyle değil. Kızı üzmeyeceğim diyor ama daha beterlerini yapıyor. Roman 180. sayfadan sonra açılmaya başlıyor bence olaylar heyecanlı bir hal alıyor. Ve son 70 sayfa ağlatacak seviyeye geliyor. Kızın evlendikten sonra başına gelene gerçekten üzüldüm ancak yaşananı toz pembe bir şekilde anlatmadığı için yazara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca Cliff ve az da olsa şimdiki Adare Kontu'nu görmek hoştu. Sonuç olarak hayatımda okuduğum en acıklı, bir erkek karaktere en kızdığım, en entrika dolu romandı. Brenda bu romanla kendini aşmış resmen. İnanın Devlin ve Sean O'Neill kardeşler Emilian'ın yanında melek kalıyor.

Eylül
1/1010.11.2013

Baskı: Eylül

O dönemlerde roman tarzında yeni eserler vermeye başladığımızdan biraz acemice yazılmış bir roman. Fazla diyalog yoktu belki bu açıdan sıkıldım. Karakterler birbirleriyle olamayacağını anlıyor. Bence o sahneden sonra ya Necip yurt dışına çıkacaktı ya da biri üzüntüden ağır bir hastalık geçirecekti. Ve mükemmel bir son olacaktı. Kitabı bitirdiğimde "Ne yani ben bu kadar ağır bir kitabı bu saçma sonu görmek için mi okudum?" diye çok hayıflandım. Yazar kitabın sonunda içine etmiş. Bu sondan ötürü 1 verdim. Bu son olmasaydı 7-8 arası olurdu.

ÖncekiSayfa 28 / 32Sonraki