
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Sen Benimsin (Line of Duty, #1)
Günümüz aşk romanları pek tarzım olmasa da historical eksikliğinden ve boş vaktimi doldursun diye bunlara baya sarmış durumdayım bugünlerde. Ve ne yazık ki çoğu tam tahmin ettiğim gibi çıkıyor. "Keşke okumasaydım, zamanım çalındı resmen!" cümlelerini baya kullanmışımdır bu tür için. Sanırım bu döngüyü kıran şimdilik 2 kitapla karşılaştım. Biri blogumda da yorumu olan Jennifer Probst'un Sonuna Kadar kitabı, ikincisi de şimdi yorumunu yapacağım Sen Benimsin kitabı. Öncelikle kapaktan başlamak istiyorum yoruma. Şu kapak Nemesis Kitap'ın en güzel kapakları sıralamamda ilk 10'a girer. Yalnız Nemesis'in hangi kapağı güzel değil ki? Gerçekten, kapak işini ciddiye almalarını seviyorum, beni çıkardıkları kitaplara daha bir istekli başlamamı sağlıyorlar. İtiraf ediyorum ki kitabın başları benim için facia idi. İlk sayfaları okurken baya sıkılmıştım ve bırakmak istedim. Sanırım Ginger ve Derek'in tanışma faslından sonra kitap benim için açılmaya başladı. Yazarın kullandığı dil oldukça eğlenceliydi, kitabı gayet rahat bir şekilde okutturdu. Karakterlere gelince; Berfin'in de dediği gibi Willa'ya ben de yazarın kalemi sayesinde ısındım. Fakat Willa bazı yönlerden eksik geldi bana. Örneğin kız kardeşiyle olan ilişkisi çok yüzeysel anlatılmış. Ayrıca karakterin yaşadığı 180 derecelik değişimi bizler Ginger ile beraber öğreniyoruz. Bilmiyorum, kardeşiyle fazla ilgili denilse de bu kadar da olup bitenden habersiz olmamalı diye düşünüyorum Ginger hakkında. Gelelim o anne diye hitap edilen, ben deyim haspa (daha ağır laf ederim de Berfin'e ayıp olmasın diye bulabildiğim en nazik sıfatı kullanayım) siz ne dersiniz bilemeyeceğim şahsa. Yeminle o kadını bulup ben öldürmek isterdim. Madem çocuk doğurmaya hiçbir zaman hazır olmadın, ne diye bunu yaptın o zaman? Kitapta Ginger'ın yaşamak ve kardeşi için verdiği mücadeleleri okudukça boğazım düğümlendi ve o kadına lanet ettim. Günümüz veya kitapta geçmiş hiç fark etmez, sadece kendini düşünen, çocuğuna herhangi bir sevgi ve ilgi göstermeyen bu yaratıkları gördükçe ve okudukça onlardan tiksinmemem mümkün değil. Neyse, şimdilik geçelim bu iğrençliği, daha güzel şeylere odaklanayım. Benim için kitabı okutturan en büyük etken Derek'ti desem yalan olmaz. Çoğunlukla alfa erkeği şekilde takılsa da (ki kendisi alfa bir erkek gerçekten de) Ginger'a karşı gösterdiği ilgi ve nazik olma çabaları kendisini çok sevdirdi bana. Aşırı alfa erkekler beni cidden kendinden soğutur, fazla işlevi olmayan erkeklerse kitapta sıkar beni. Derek tam bu ikisinin ortasıydı yani benim için tam kıvamında bir erkek. Ha unutmadan bir de kirli dil dediğimiz olayı cidden başarılı kullanan biri. Bir de şöyle bir şey var. Bu kitabın bulunduğu Line of Duty serisi 6 kitaptan oluşuyor ve sadece son kitabın ana karakterleri yine Ginger ve Derek. Bu kitap kaç sene sonra çevrilir muallak, ama başıma bir şey gelmezse bu karakterleri yeniden okumak zevkli olacak bence. Ben tabi yine tutamadım kendimi, baya uzun bir yorum yaptığımın farkındayım ama son bir şey söyleyerek bitiriyorum. Bu kitaptan çok Nemesis'le ilgili diyeyim. Şimdi Nemesis'in çıkardığı tür belli, günümüz aşk. Fakat bazı yazarları, erotik roman kategorisinde kitaplar yazıyor. Tessa da onlardan biri. Tamam bu kitaplar Grinin Elli Tonu veya Günahkarlar serisi gibi ağır erotizm içeren şeyler değil ama bu konuda biraz daha dikkat etmelerini isterim. Zira bunu okuyan bizden küçükler de var, bu kitaplar için en fazla +15 ibaresi belirtse iyi olur sanki. Vikitap'ın son zamanlardaki yavaşlığından dolayı pek yorum girmiyordum buraya, sanırım hafiften düzelmeye başladı. Hem blogumda hem burada bir de Vikitap kullanıcılarından biri olan Berfin'in yorumu var, girmek isteye olursa: http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/sen-benimsin-yorum.html
Baskı: Cazibenin Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #2)
İlk kitapla arasında 3.5 senelik bir fark olduğu için acaba ilk kitabı yeniden okusam mı sorusunu baya sormuştum kendime ama okumadım. İyi ki de okumamışım çünkü kitapta, önceki kitapla bağlantılı hiçbir şey yoktu. Branden'in klasik tarihi aşk erkeğinden farklı bir yapıda olması okumayı daha zevkli kılıyor. Maggie isimli kızlar bir başka tatlı oluyor, bunu anladım ben. Kitaptaki Maggie'yi çok sevdim ben çok narin ama lafı yeri geldi mi gediğine oturtan biri. Sevmemdeki bir sebep de Vikitap'taki kullanıcı adım olması. Onu da en meşhur Maggie'den almıştım: Simpsons ailesinin şeker üyesi, her bölüm beni kendine daha bağlayan, canımın için Maggie Simpson.*-* Kitap diğer tarihi aşk romanlarına oranla daha çerezlik bir kitap. Okunması gayet rahattı. Sırada sürgün kardeş Sin var ama o da bir 3.5 yıl sonra çıkar, ben de bu kitabı çoktan unuturum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/cazibenin-efendisi-yorum_26.html
Baskı: Bu Adam (This Man, #1)
Bu Adam kitabını ilk önce D&R'ın mağazalarında görmüştüm, o zamanlar kitap Türkçe'ye çevrilmemişti. Goodreads'ta da olumlu yorumları görünce kitabın bizim dilimize çevrilip çıkmasını bekledim haliyle. Çevrildi falan derken pdf şekli de geldi, ben de durur muyum okumakta olduğum bir kitabı yarıda bırakarak hemen okumaya başladım. Kitaba bayıldım, beklediğime değmiş demeyi gerçekten çok isterdim ama maalesef bunları diyemeyeceğim. Öncelikle karakterlerden başlayalım: Kitabın arka kapağından çıkardığım kadarıyla Ava kariyerinde başarılı, ayakları yere sağlam basan, biraz ciddi ama hoş bir bayan. Keşke gerçekten de öyle olsaydı. Aslında ben bunu Jesse ile ilk karşılaşmalarında anlamalıydım. Tamam, hadi ilk karşılaşma diye bunu azıcık mazur görelim; kızımız çalışamayacağını anladığında işi arkadaşlarından birine devrediyor, Jesse de kızı aşırı derecede rahatsız ederek bir şans daha ver şu projeye, yanına yaklaşmayacağım diyor. Tabi bunun yalan olduğunu okuyan herkes anladı. Kız ne yaptı peki, bir öpücükle hemen adamın kollarında eridi. Sonra yok yapamam seninle diye işin içinden çıktı. İç tasarımını yaptığı terası da şansa bakın ki Jesse almış. Ava, Jesse'nin zorlamalarına dayanamayıp onunla beraber oluyor fakat ertesi sabah nedenini bilmediğimiz şekilde görüşmüyor adamla. Ve Ava bunu kitap boyunca 2-3 kez daha yaptı. Yani Ava başarılı biri ama fazla tripli, ne istediğini hiç bilmeyen biri aslında. Bir de Ana Stelle karakterine ben ergen diyordum, Ava, Ana'yı da aştı. Jesse, Jesse, Jesse... Bu adam için söyleyebileceğim cümle şu olur: Christian Grey'in huy bakımından tıpatıp aynısı. Gerçi Grey de Ana'ya baya baskı uyguladı ama yeri geldi mi kıza biraz alan tanıdı. Jesse, Ava'nın ne istediğini bir an olsun önemsemedi. Her gün telefon,mesaj, ev tacizi yaptı. Anla işte kız istemiyor seni. Yok beyfendi durur mu? Adam baskıcılıkta dünya markası. Yeminle illallah getirtti bana şu herif. Yazarın diline gelirsem akıcı olduğu doğru, ki bun sayede kitabı birkaç saatte bitirdim. Genel anlamda konu toparlaması da iyi. Fakat cümleleri aşırı aşırı basit yapıdaydı. Yani Türkçe'sini beklemeye hiç gerek yokmuş kitabın aslında. Ayrıca o kitaba 528 sayfa fazlaymış. Kitap erotik olsa da fazla mı +18'lik sahne vardı acaba? Kitabın son 20-30 sayfasında asıl konuya gelmiş yazar. O +18 sahnelerin bir kısmını çıkar, asıl konuyu son 100 sayfaya aktar, böylece kitap pek boşa gitmemiş olurdu. Aspendos'un yine çeviri hataları olsa da önceden çıkardığı kitaplara göre çeviride büyük gelişme var. Gözüme fazla çarpan hatası yoktu. Ama kitap sanırım bugüne kadar okuduğum en açık saçık çeviriden meydana gelmiş. Aslında orijinal dillerdeki erotik romanlar gerçekte Aspendos'un çevirisi gibi ama bizde bu çeviriler genelde biraz daha yumuşatılıyor. Yayın evi bodoslama dalmış resmen. Bu durum rahatsız etti mi beni, aslında hayır. Dürüst olan çeviri daha hoşuma gitti. Yalnız bu kitap Can Yayınları'nın bazı kitapları gibi bir folyo ile kaplanıp satılmalı çünkü dil baya baya... Serinin 2. kitabını okumayacağım dersem yalan olur. Umuyorum ki kitap Elli Ton serisinden kopar, ertotizm kadar Jesse'nin sorunlarına da değinir, Ava da artık kendine çeki düzen verir. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/bu-adam-yorum.html
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Kaldığı yerden devam eden serimizi bu sefer Naz'ın gözünden dinliyoruz. Sonu merakta bıraktığı için ve erkek gözüyle analatılan kitap tarzını daha sevdiğimden elime büyük bir hevesle aldım. Bana göre kitabın yarısı benim için olumsuzdu. Fazla iç ses, az hareketlilik ve Karissa-Naz arasındaki sorunlarda herhangi bir ilerleme görmedim kitabın ilk yarısında. Kitabın 2. yarısını ise okumaktan oldukça zevk aldım. Kitapta hoşlanmadığım diğer bir kısımsa Naz'ın çok fazla "Haa" demesiydi. Bir iki kelime daha gözüme çarpmıştı ama şu an hatırlayamıyorum. Aslında bir kitapta iç ses gereğinden fazla ise, o kitabı okumak benim için işkenceye dönüşür ve o kısımları çabucak geçerim. Denildiği gibi, bu kitapta da fazla iç ses var ama o içi ses olmasaydı kitap baya boş bir şey olurdu. Ben o iç ses sayesinde Naz'ın kişiliğini ve psikolojisini daha iyi kavradım. Karissa aynen bıraktığımız gibi, yine her şeyi oluruna bırakmış bir vaziyette, dünyadan bir haber dolaşıyor. Fakat Naz'ın gözüyle bakılınca Karissa'ya o kadar da gıcık kapmadım kitapta. Yani eh'lik bir karakter şu anda Karissa benim gözümde. 2. kitabın dili benim için daha güzeldi. Beğendiğim bir sürü cümleler vardı. Ama şu bölümü yazmazsam olmaz. Aslında kitap psikolojik ve dram ağırlıklı olmasına rağmen şurada ciddi kahkaha attım. "Konu açılmışken, tarihe karar verdin mi? Düğün konusunu hiç düşündün mü?" "Hayır." "Hayır," diye tekrarladım. "İstemediğimden değil," dedi. "Sanırım istiyorum." "Sanırım istiyorsun." Yüksek sesle homurdandı. "Şunu yapmaktan vazgeçer misin?" "Neyi yapmaktan vazgeçer miyim?" "İşte bunu! Söylediğim her şeyi bu tonla tekrar etmekten." "Bu tonla söylediğin her şeyi tekrar etmekten mi?" (Benim için kayışın koptuğu yer :D :D) "Naz!" ************* "Sanırım istiyorum. Bana evlenme teklif ettiğin günkü hislerim değişmedi. Aslında teklif etmemiş olsan da." "Teklif etmedim mi?" Şu sahne aklıma Kur'an satan Adanalı genci getirdi ister istemez :D Bu kitabın puanı Goodreads'ta baya yüksek. Yaklaşık 4.30 civarlarında. Bizdeki yorumlarla Goodreads'taki yorumların fazla uç noktalarda olması baya şaşırtmıştı beni başta. Sonra bunun kültür farkından kaynaklı olduğunu düşündüm. Bize göre, ortada bir sorun varsa tamamen olmasa da onu çözecek bir yöntem vardır. Ve romantik kitaplardaki problemli erkek karakterler bir şekil bunun üstesinden gelir. Bu kitapta ise Naz'ın sorununa çözüm yok gibiydi. Daha doğrusu kitabın sonuna kadar bize yansıtılan bu oldu, Naz sonlara doğru kendimi düzeltmeye çalışacağım diye Karissa'ya sadece söz veriyor. Emin değilim ama 3. kitap çıkabilirmiş gibi geliyor bana bu durumdan dolayı. Seriyi okumak isteyenler için söylüyorum. Bu seri kesinlikle bir aşk romanı değildir. Psikolojik ve gerilim tarafı daha ağır basan bir seri. Eğer romantizm okumak istiyorsanız istediğinizi verecek bir roman değil, haliyle sizleri de fazlasıyla hayal kırıklığına uğratacaktır. Eğer dediğim yönlerden bakarsanız hoşunuza gidebileceğini söyleyebilirim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/ruhumdaki-canavar-yorum.html
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
Uzun zaman önce okudumuş olduğum kitap için anca kelimelerimi toparlayabildim. Kitap genel olarak bir iki fark haricinde herhangi bir erotik roman veya romantik kitap olarak ilerledi. Hatırlayabildiğim farklardan biri Naz'ın kendi içinde duygularını inkar etmeden kıza olan aşkını kabullenmesiydi. Aslında kitabın puanını daha düşük verecektim ama sonlara doğru olan bölümler hoşuma gitti o yüzden 7 verdim. Yalnız Karissa'nın kitabın sonlarına kadar Naz'ın ne yaptığıyla ilgilenmemesi beni de şaşırttı. Yani bu kadar da vurdumduymazlık olmaz sanırım. Kitabı okuyan bazı okuyucular tecavüzden rahatsız olmuşlar ama ben o tarz bir sahne göremedim. Kelime olarak geçiyordu kitapta ama kızımız bu durumdan pek rahatsız olmuşa benzemiyordu, en azından Karissa'nın kelimelerinden anladığım buydu. Kitap beni merakta bıraktı. 2. almayı düşünüyorum.
Baskı: Teslimiyet
Ben niye bunu okudum? Kapağı görür görmez sevmemiştim zaten. Bomboş bir parça. Kitap denemez bu şeye. Özellikle kız beni cidden rahatsız etti. Aşk desen yok, erotizm desen ondan beter.
Baskı: Geçmişin Ayak İzleri (Pregnancy & Passion #2)
Aradığım Maya'yı bulduğum bir kitap oldu. Olay örgüsü güzel işlenmişti. Kelly'i çok sevdim. Ancak Rafe, gözüm seni hiç tutmadı. Kitap boyunca kızı sevdiğine sadece son 2-3 sayfada inandım. O da baya zorlamayla oldu. Kız ölümden dönmese kim bilir daha ne salaklıklar yapacaktı hala. O sayfalar harici abimizin kızı bir zorunluluk olarak gördüğü basbayağı belliydi. İlişkiyi kurtarmak için hiçbir çaba göstermedi. Yeniden beraber olmaları tamamıyla Kelly sayesinde oldu. Kelly'nin bir açıklama yapmasına asla müsaade etmedi. Sadece kardeşinin bir sözüne baktı ve kendisince bunu doğru kabul etti. Ki bu er şahıs bu durumu gözleriyle bile görmemiş. Cidden bu beyinsiz nasıl oluyor da şirket yönetiyor anlamadım ben. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/pregnancy-passion-serisi-yorum.html
Baskı: Unutulmayan Kadın (Pregnancy & Passion #1)
Bana göre serinin en kötü kitabıydı. Tabi ki Harlequin okuyorsam karakterlerde derinlik aramam ama bu kitapta karakterler aşırı sığdı. Çok çok az Rafael'in kişiliğini anladım ancak Byrony'de o durum hiç yoktu. Kendini sevdirecek bir şey göstermemiş yazar. Kitapta "yazılmak için yazdım" havası vardı. Yani yazar bir iki şey karalamış sadece. Her yönden derinliği sıfır olan bir kitap. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/pregnancy-passion-serisi-yorum.html
Baskı: Sahte Nişanlı
Okuyacak fazla kitabım olmasına rağmen bir türlü e-kitap şeklinde olan kitaplardan kopamadım gitti. Sahte Nişanlı da onlardan biriydi. Konusu çok cazipti ve o zamanlar tarihi aşk romanlarında ciddi bir azalma vardı. Kitabın bildiğimiz tarihi aşk romanlarından biraz farklı bir hikayeyi ve konu işlenişini içeriyor. Örneğin Günahkarlar Grubu'nun bütün kadınlarının bilim konusunda bilgili oldukları öylesine geçiştirilmemiş. Gerçekten hepsi işinin uzmanı kişiler. Lucas, bugüne kadar gördüğüm en orijinal erkek karakterlerden biriydi. Çoğu yazarın yapmadığını, Cara hayata geçirmiş. Normalde tarihi aşk romanlarında erkekler zampara olsa da bu özellik gözümüze fazla sokulmaz veya yeterince aktarılamaz. Lucas bu konuda bambaşka. Adam zampara kelimesinin tanımı resmen. Şu ana kadar bu özelliği bir de Sophie Jordan'ın Aşkın Günahı kitabındaki Dominic karakterinde gördüm. Kitap güzel olmasına rağmen almak istediğim zevki almadım. Çevirmenin diğer adı yayın koordinatörü müdür bilmiyorum ama Saklı Şehvet, Aşk Cephesi ve Saklı Nişanlı kitaplarını aynı çevirmen çevirmiş anladığım kadarıyla. Çünkü 3 kitapta da koordinatör aynı kişi. Ve bu koordinatör ya işini ciddiye almıyor ya da acemi birini işe almış Pegasus. Diğer 2 kitabın da çevirisi kötüydü bu tam facia olmuş. 3 kitapta da karakterlerin kendi aralarındaki konuşmalar başta sizli başlıyor. Sonra sen tarzına dönüyor. Senli cümle sonra siz, sen, siz ... diye gidiyor. Hele bu kitapta her sayfada böyle bir durumla karşılaşmak artık başımı ağrıttı. Kelimelerin çoğu yanlış çevriliyor. Hele balayına gitmek kelimelerini "halayına gitmek" diye çevirmiş ya çevirmen... Resmen Pegasus tarihi aşk okuyucularıyla dalga geçiyor. Bu çevirmenin atılması şart arkadaşlar. Bir daha bu kişinin çevirisini okumak istemiyorum. Ayrıca kitap fazla erotik. Karakterler her sayfa yiyişmiyorlar ama bu tarz imalar çok fazla. Normalde bu kadar imayı kaldıramazdım ama baş karakter zampara olunca hadi bir derece neyse diyorum ona. Çünkü en fazla ima ondan çıktı. Okumak istiyorsanız e-kitap şeklinde okuyun. O iğrenç çeviri için 30 liranızı yazık etmeyin. Ve çeviri yüzünden 6 verdim. Normalde 7-8 verirdim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/sahte-nisanl-yorum_19.html
Baskı: Bana Bir Aşk Borçlusun (Lone Star Sisters #1)
Evet, yeni bir seriye daha başlamış bulunuyorum. Lone Star Sisters serisi 4 kitap+1 novelladan oluşuyor. Aslında 4 kitap da çıktığı için hepsini bir arada okumak istedim en başta ama kitap sağ olsun bazı sebeplerden ötürü diğer kitapları sonraya atmama sebep oldu. Kitabın iyi yönlerinden başlamak daha iyi olacak sanırım. Öncelikle kardeşler arasındaki bağı sevdim. Her ne kadar Jed yani babaları bu bağı kırmak için çabalasa da pek başarılı olduğu söylenemez. Geçmişe oranla kardeşler arasında bir uzaklaşma görülse de aralarında soğukluk adına bir şey yoktu. Yazarın kalemi çok içten ve sıcak. Okumaya başladığınız an sizi daha fazla okumanız için çekiyor. Karakterler arası sohbetler kimi zaman sizi eğlendirirken kimi zaman sizi çileden çıkarabiliyor. Yazar bunu gerçekten güzel ayarlıyor. Fakat, yukarıda da dediğim gibi serinin sonraki kitaplarını başka zamanlarda okuyacağım. Nedenlerine gelirsem: +Yazar değişik konular bulmasına rağmen kendi klişelerinden bir türlü kurtulamıyor. Bunlar neler derseniz. Çocuk sevdası: Baş karakterlerden birinin ille bir çocuğu olmak zorunda. Ben bunu okuduğum 3 romanında da gördüm. Ve o çocukların da ya fiziksel bir rahatsızlığı ya da ailevi sorunları olacak. Tamam abla çocuk seviyorsun bunu anladım ama her kitapta gözüme sokma şu sevdanı. Sanırım bir kitabında bir çocuk önemli bir rol oynamazsa cidden şok yaşayacağım. Baş kızımız kitabın ortalarını biraz geçtikten sonra esas erkekten hamile kalır. Ve bu da erkek için olumlu bir şey değil en başında, çünkü kızımızla geçici bir ilişkisi var. + Onun haricinde 2 karakter cidden sinirimi bozdu Daina (sonraki kitaplarda ismi Dana): Titan kız kardeşlerin en iyi arkadaşı. Kendisi bir kanun adamı. Kanunlara uymayanları hemen cezalandırır buna Titanlar da dahil. Ayrıca kendisine göre fazla pasif erkeklerle çıkıp onları terk eder. Bu karakter kitabın daha en başında beni sinir etti. Her şeyi ben bilirim tavırları vardı. Her söylenene faza sert tepkiler veriyordu kitap boyu. Kız kardeşlerle yalnız olduklarında Titanların davranışlarını sürekli eleştirdi durdu. Sanki kendisi Bayan Doğru. Bir de yazar gitmiş bu gıcığa kitap yazmış. Zaten çıkacağı kişinin de uyuzlukta ondan aşağı kalır yanı yok. Cruz: Jed'den daha kötü biriydi bence. Evet geçmişinde gerçekten kötü anılar yaşamış ve geçmişinin şimdiki kendisini etkilemesinden fazla korkan biri. Fakat bir erkek için bu konuda aşırı mıymıytı yaptı. +Kitabın sonu çok oldu bittiye getirilmiş. Ben Cruz'un Kendra ve Lexi'yi sevdiğine kesinlikle inanmıyorum. Çünkü Cruz kitabın başında neyse sonunda da oydu. Tamam senden sorununun tamamıyla çözülmesini istemiyorum ki öyle bir şey olsa daha saçma bir hal alır ama ufacık da bir gelişme göstermedin, aynı öküzlükte kaldın ya, daha ne diyeyim sana. Bu yüzden Lexi ve Cruz'un mutluluğu çok uzun sürmemiştir arkadaşlar, birkaç yıla kalmaz boşanmışlardır kesin. Kendra kim derseniz onu okuyunca öğrenin, burada söylersem spoilera kaçar. Sonuç olarak aile bağı güzel anlatılsa da Büyük Hilmi'nin de dediği gibi romantizm adeta can çekişiyor. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/bana-bir-ask-borclusun-yorum.html
Baskı: Aşk Cephesi
Sanırım birileri benim şikayetlerimi duydu, çünkü bugünlerde gerçekten iyi tarihi aşk romanlarıyla karşılaşmaya başladım. Onlardan biri de şu görmüş olduğunuz nadide güzellik. Tessa Dare ismini ilk kez D&R'da yabancı dilde kitap ararken görmüştüm. Biraz araştırmayla söyleyebilirim ki birçok tarihi aşk romanı yazarı, Tessa'nın kitaplarını oldukça beğenmektedir. Birkaç ay sonra da bir kitabı çevrildi, bu da benim şansım olsa gerek :) . Tessa'nın bu kitabı "Spindle Cove" serisine aittir. Bu seri 5 roman+3 novelladan oluşmaktadır. Araştırdığım kadarıyla bu kitabın arkasından 1.5 yani novella geliyor fakat sanırım çevrilmeyecek çünkü e-kitap şeklinde var görülüyor. Diğer 2 novellanın kitap versiyonları olsa da çevrilir mi bir fikrim yok ama umarım çevrilirler. Kitap, eylül ayı çıkışlı ve tarihi aşk romanı çıkma oranı acayip düşük. Konuyu ilk okuduğumda çoğunlukla sıkılacağımı düşünüyordum. Buna bizdeki kapak da etki etmiş olabilir. Neyse yazarı merak etme ve tarihi aşk romanı çıkma azlığından okumaya başladım. Ve kitap beni baya şoka uğrattı. Sıkıcı ve ağır beklediğim kitap daha ilk sayfadan, bakın ilk sayfalar değil ilk sayfa, beni ele geçirdi. Bir kere acayip komikti. Komedi ögesi ne yazık ki tarihi aşk romanlarında pek bulunmuyor. Şu ana kadar Julia Quinn ve Teresa Medieros'da gördüm bunları. Sanırım 3. kişi de Tessa oluyor şu an. Karakterlerimizin başlarına gelenler çoğu yerde kahkaha attırdı bana. Hele o Colin denen zampara yok mu? Zaten karakterlerin başına ne geldiyse çoğunlukla Colin yüzünden geldi :D Susanna, yaptıklarıyla ve karakteriyle gönlümü kazandı. Çoğu zaman kararlı,cesur ve azimli, bir erkekten daha erkekçe şeyler yapabilen ama çok da sempatik olan biri. En sevdiğim yanıysa bu yanını diğer kızlara da kendi benliklerini kaybettirmeden aktarma isteği. Tabi o dönemlerde ne yazık ki kadının sözü fazla geçmiyor, Susanna bunun farkında olarak ve geçmişinden ötürü en azından ben onlara biraz yardımcı olayım diyerek Spindle Koyu'nu ta anlamıyla kadın cennetine dönüştürmüş. Keşke oraya ben de yazları gidebilsem diye çok hayal kurdurttu bana *-* Bram da genel anlamda Susanna'ya benziyordu tabi ona sempatik diyemeyiz o ayrı. Ayrıca aramızda kalsın kendisi acayip bir sapık :P (Tabi Susanna'ya karşı, yoksa başkalarına bakmıyor :D ) İkilimizin kendilerinde farkında olmadıkları özellikleri birbirleri sayesinde düzeltme çabalarını görmek çok şirindi. Yazarın kalemini de genel anlamda beğendim ben. Okurken bir an bile sıkılmadım. Orada bulunan karakterlerin ilerideki akıbetlerini de merak ediyorum. Örneğin nazik leydimiz Diana, yalnız kendisinin hikayesi novella şeklinde. İşte bu yüzden Pegasus'un novellara da el atmasını istiyorum ben. Umarım okurum onun hikayesini :) Yalnız Colin komik olmasına rağmen kitap boyunca davranışları çileden çıkardı beni. Gerçekten olgun bir karakter değil kendisi. Geçmişi ucundan da olsa gösterildi ama bu bile kendisinden hoşlanmamı sağlamayı başaramadı. Bakalım, sonraki kitap ona ait, yazar sevdirebilecek mi şu çocuğu. Eğer uzun süredir tarihi aşk okumadıysanız ve komedi ağırlıklı kitap okumak istiyorsanız, daha ne duruyorsunuz, bir an önce okuyun ;-) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/ask-cephesi-yorum.html
Baskı: Bir Günah Gibi
Burcu Büyükyıldız, aylar sonra okuduğum Türk yazarlardan biridir. Aslında içeriği sırf aşk olan bir roman okuyorsam genelde Türk yazarlardan kaçınırım çünkü önceden okuduğum bazı yazarlar bende olumlu etki bırakmadı. Önceleri aklımda olmasa da yazdıkları okuyucular tarafından beğenildiği için, kendisi de oldukça sevilen bir yazar olduğundan bir şans vereyim dedim. Kitabın ilk 150 sayfası benim için güzeldi aslında. Sonrasında başladı benim can sıkıntılarım. Öncelikle Ela orijinal bir karakter değildi bence. Bana FMA'daki kadın karakterleri fazla anımsattı. Özellikle bir süre sonra ergenliğe doğru giden asabi tavırları, inatlaşmaları ve Sarp'ın da dediği gibi gözünün önünde olanları görmemek için kasılması çoğu yerde Ismarlama Bebek'teki Vildan'ı hatırlattı bana. Sarp harici insanlarla uyumu, iyimserliği de Anlaşma'daki Merve idi. Sarp ise okuyucu tarafından Tuna Üstüner gibi fazla abartılmış bir karakterdi bence. Fakat ikisi tamamen farklı kişiliklere sahip. Tuna'dan daha çekilir biri. Sarp'ı gerçek hayatta görsem bir arkadaş olarak severdim fakat sevgilim olmasını isteyeceğim türde biri değil. Biraz fazla baskıcı olduğunu kabul etmek lazım. Sarp'ın annesi Burcu'ya kanım hiç ısınmadı. Kitapta sürekli ağladı durdu. Sulu göz karakterlerle bir sorunum olmasa da her şeye ağlayan biri fazla can sıkıcı oluyor. Onun dışında Nil'e değinmek istiyorum. Bir Türk yazar bu klişeyi yapmazsa cidden ölür gerçekten. Klişemiz de şu: Asıl erkeğe aşık olan bir başka kızımız vardır fakat bu kızımıza içten içe herkes gıcık olmaktadır, çünkü asıl erkeğe gönlünü kaptırmıştır, halbuki asıl erkeğe ondan daha iyi bir kız bulunmak istenmektedir veya çoktan bulunmuştur, o kişi de asıl kız oluyor zaten. Kız iyi kalpli biri bile olsa ille nefret edilecek ondan. Cidden bu klişeden bıkkınlık geldi tarafımdan. Bir kere kızın hiçbir suçu yok. Bizim sersem Sarp, Ela'yı kafasından atmak için az kalsın kızın iyi niyetinden ve aşkından faydalanıp yatağa atıyordu. Sonra kıza aslında başkasını sevdiğini açıklamadan kızın hayatından çıkmasını bekliyor geri zekalı, anca evlenmeye yakın açıkladı akıllı. Fakat sen bu açıklamayı en başından yapsaydın kızın bunu olgunlukla karşılayacağını ve senden vazgeçeceğini görürdün. En azından yazar bu konuda akıllıca davranmış. Bir de bunu kabullenemeyip adamı takıntı haline getirmeye ve sevdiceğine zarar vermeyi kafasına koymuş tipleri var bunların. Bunlar beni iyice kitaptan soğutuyor. Ayrıca Ela'nın ailesiyle olan ilişkisi kitapta tam olarak çözülmedi. Acaba yazar başak bir kitaba mı sakladı bunu bir fikrim yok. Yazarın kalemine değinecek olursam; akıcı bir kalemi var ve kitabı okumakta zorluk çekmedim. Kitaba 640 sayfa çok fazlaydı bunun sebebi fazla tekrarları olmasıydı. Bu tekrarlar da Ela'nın hırçınlıklarıydı. Yazara 2. şansı verir miyim, çok zor. Anca okunacak kitap kalmadığında diyebilirim. Benim gibi sayfalarca kızın gereksiz inatlaşmalarını ve klişe durumları okumak istemiyorsanız hiç önermem size. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/12/bir-gunah-gibi-yorum.html
Baskı: Saklı Şehvet (Maiden Lane, #3)
İlk kitaptan beri okuyucuları büyük bir meraka sürükleyen Silence-Mickey çiftinin hikayesi okundu. Bu çift çok fazla büyük bir beklenti oluşturdu. Açıkçası ben hayal kırıklığına uğrarım korkusuyla beklentimi orta seviyede tuttum. Kitabı bitirdikten sonraki düşüncem şu: "Çılgın yazar, okuyucularını coşturuyor!" Kitap tahminimden daha da muhteşem bir şey çıktı. Özellikle Silence ve Michael'in karakter analizleri harika yansıtılmıştı. Tek sorun acayip çeviri hataları vardı :( Yorumumun tamamını okumak için sizleri şöyle alayım canlar :) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/11/sakl-sehvet-yorum.html http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2015/11/kapmn-onune-brakp-terk-etmistiniz.html
Baskı: Rule (Dövmeli Adamlar Serisi, #1)
Türü yeni yetişkin tarzı olsa da yazım biçimi aynen genç yetişkin türüdür. Hikaye acayip sıkıcı, karakterler çok boş ve ergen. Yarım bıraktım, pişman değilim bıraktığıma.
Baskı: Grey
Biri bana neden bu seriyi yeniden okuduğumu açıklayabilir mi :D ? Kitapta neyle karşılaşacağımı bilmeme rağmen bu kadar sıkılacağımı tahmin etmemiştim. Sadece 1-2 yer hoşuma gitti. Grey hakkındaki düşüncelerimi değiştirmedi kitap. Öyle ayılıp bayılacak biri değil kendisi. Şimdi fark ediyorum ki yazarın kelime hazinesi gerçekten sıfır.
Baskı: Söyleyemem Sevdiğimi (The Brides of Fortune, #1)
Bu kitabı okumak istiyorsanız önce yazarın Maskeli Aşk kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu kitapta olup biteni anlamanıza yardımcı olacaktır. Yazarın 2 kitabını okudum. Öncelikle yazar basit bir konuyu nasıl mükemmel bir hale getireceğini çok iyi biliyor. Olay kurgulamada gayet başarılı. Karakterlerin çoğu mantıklı davranışlar sergiliyor. Yazar onların duygularını ve düşüncelerini anlatmakta başarılı. Ayrıca sırf ana katakterler üzerinde durmuyor. Yan karakterler de ana karakterler kadar önemli bir yere sahip. Yalnız bana göre tek sorunu kalemi diyebilirim. Yazarı okurken bazen sıkılmanız olasıdır. Aslında kitap hafiften sıktığı için verdiğim puan 5 ama üstte yazmış olduğum olumlu özelliklerinden dolayı 7 veriyorum.
Baskı: Asi (MacLeods of Skye Üçlemesi, #1)
Yaklaşık 2.5 sene önce Monica'nın Maskesiz romanını okumuştum ve pek memnun kalmamıştım. Çoğu historical severin sevdiği bir isim olan Monica'ya bir şans daha verdim ve anladım ki bir daha yanına yaklaşmayacağım bir yazar oldu. Bana göre kalemi hiç akıcı değil. Aşırı sıkıcı bir anlatımı var. Sürekli karakterlerin kendi içlerinde yaşadığı iç çatışmayı okumaktan başka bir şey yapmadım 2 kitapta. Ayrıca anladım ki çoğu kişinin hayran olduğu İskoç historical romanlarına benim kanım pek ısınmamış. Beğendiğim İskoç historicalları bir elin parmağını geçmeyecek şekilde. Belki de sebebi hep aynı tipte kahramanların oluşturulmasıdır. Genelde soğuk görünümlü,çoğu klan şefi,dünya yakışıklısı erkekler ile inatçılıkta sınır tanımayan,aşırı cesur,dillere destan güzellikte olan kadınlar oluşturuyor bu grubu. Yok ben bu yazarla yapamam. Monica defteri benim için kapandı.
Baskı: Gizemli Gelin (McBride Family #3)
Bu kitapla şunu anladım ki en iyi aşk hikayeleri historical türünden çıkıyor. Uzun zamandır beni kendine bağlayan bir historical okumamıştım. Hikayenin kurgusunu çok beğendim. Her yönüyle mükemmeldi. Tek sorun yazar Maura'ya daha fazla ağırlık vermiş. Alec'i biraz daha okumak isterdim.
Baskı: Şeytan Tüyü (FBI/US Attorney, #1)
Allahım, neden son zamanlarda üst üste bu kadar çok kötü kitapla karşılaşıyorum ben? Sylvia Day'in Arzulanan Kadın kitabından beri okuduğum her kitap bende hayal kırıklığı yarattı. Gerçi Arzulanan Kadın'dan sonra bazı kitaplara verdiğim yüksek notlara rağmen eksik olan bir şeyler vardı. Şimdi gelelim çoğu kişi tarafından beğenilmiş olan bu kitap denen şeye. Hem Goodreads hem de Vikitap kullanıcıları tarafından beğenilen bu kitabı ben hiç beğenmedim. Gelin nedenlerine sırayla bakalım: 1) Kitapta en beğenmediğin şey neydi diye sorsalar kesinlikle kapak derdim. Gördüğüm andan beri hiç beğenmedim. Yani konuyla ne alakası var bu kapağın diye çoğu zaman kendime sordum. İyi haber şu ki sorumun cevabı kitabın içinde vardı. Yine de cık, hiç olmamış. En kötü kapaklar sıralamamda ilk ona girer o derece. Zaten sonraki kapakların da bundan aşağı kalır yanı yok. Okuyan cidden polisiye-romantik kitap mı okuyorum yoksa Harlequin High Life serilerinden birini mi okuyorum diye düşünür. 2) Bekarlığa veda partisi için malikane gibi bir yere gidiyorlardı. İşte kitap o kısımlara kadar berbat, acayip kötü. Akıcılık sıfır. Yazar sürekli flashback atlaması yapıp durmuş. Cameron'un cinayete tanık olmasından sonra savcı olarak geçmişini anlatıyor, sonra hop kızın babasının ölümüne atlıyor. Savcılık-şimdiki zaman-babası-savcılık diye gidip durdu. 3) Bir kadında Cameron adı nedir Allah aşkına? Tamam belki bu isim hem kadın hem erkeğe kullanılıyor olabilir bizdeki Deniz ismi gibi. Ama Cameron Diaz hariç benim gördüğüm Cameronlar erkekti. Kapakta kadın resmi olmasa yeminle gay hikayesi okuyordum derdim. 4) Yan karakterlerden sadece Collin'in bir derece önemli yer kaplaması ki kitabı bana asıl okutan kişidir Collin. Bir de ufacık bir oranda Jack. Geri kalanı at çöpe. Karakterlerin hiçbirinde derinlik yoktu. Yani Collin hariç hepsi bana çok soğuk geldi. Sonraki kitap daha güzel diyorlar ama yok ben almayım. Ben göreceğimi gördüm.