
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Hatırla Sevgili (The Anetakis Tycoons, #1)
Serimizin ilk kitabı büyük kardeş Chrysander'ı ele alıyor. Hamile olduğunu öğrenen Marley, sevincini çocuğunun babasıyla yani Chrysander ile paylaşacaktır. Ancak Chrysander'ın o iş projeleri bir şekil kaybolup rakip firmalara satılmaktadır ve o projelerden biri de Marley'in çantasından çıkmıştır. Bu olay sonucu Chrysander, Marley'i terk eder. Ayrıldıklarından 5 ay sonra Chrysander haberlerde Marley'in kaçırıldığını ve hamile olduğunu öğrenir. Bir saniye bile düşünmeden hastaneye varması sonucu yeni bir şokla karşılaşacaktır. Marley bunların yanında hafıza kaybı yaşamıştır. Seri için güzel başlangıcı olan bir kitaptı. Bir de Maya'nın erkekleri kasıntı tipler olmasa daha çekilir olacak bu kitaplar :D http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/anetakis-tycoons-serisi-yorum.html
Baskı: Sana Değer (The Anetakis Tycoons, #2)
Isabella, üniversitesi bitince bir süre Avrupa'da hayatını sürdürecektir ancak planlarında ufak bir değişim olur. Isabella, çocukluğundan beri Theron'a aşıktır ve Theron İngiltere'de çalışmaktadır ya da çalışmaktaydı. Zira abisi Chrysander evlenip Yunanistan'da yaşamaya başlayınca şirketin ana merkezine bu sefer Theron geçmiştir. Hal böyle olunca Isabella onu kendine aşık etmek için elinde geleni ardına koymamaya kararlı bir şekilde New York'a gelir. İkinci kitapta yaşanan gelişmeleri daha sevmemle beraber ilk kez Maya'nın bayan karakterlerinden birine fazla gıcık kaptım. Isabella fazla şımarıktı ve bazı çocuksu davranışlarıyla beni çileden çıkarttı. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/anetakis-tycoons-serisi-yorum.html
Baskı: Yuva Özlemi (The Anetakis Tycoons, #3)
Tatile çıkmasına rağmen kendine geçici bir iş bulan Jewel, kaldığı otelde bir yabancıyla bir gece geçirir. Bundan 2 gün sonra çalışacağı yerdeki patronunun otelde karşılaştığı yabancı olduğunu öğrenir. Yabancı yani Piers, yardımcısını arayarak Jewel'e başka bir alanda iş bulmasını ister ancak ilk cümlesi "kurtul ondan" olup o sırada hat kesilmiştir ve yardımcısı da Jewel'i kovmuştur. Yanında da bir çek verilmiştir Jewel'a. Aradan geçen 5 ayda Jewel, Piers'in kızına hamile kalmıştır ve hamileliği de çok sağlıklı ilerlememektedir. Çeki bozdurmadığı için fazla parası da olmayınca son çare olarak Piers'i aramıştır. Serinin en iyi kitabıydı. Verilmek istenen duygusallık ve romantizm çok dokunaklı. İlk 2 kitapta sinir olduğum Piers, baya sevdirdi kendini son kitapta. Jewel'in küçüklüğünden beri çektiği zorluklar ve bir yere ait olma hissine duyduğu özlem boğazımı düğümledi kitap boyunca. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/anetakis-tycoons-serisi-yorum.html
Baskı: Tess'in Gözyaşları (Monsters in the Dark, #1)
Tanıtım bültenlerinde sıkça gördüğüm bir kitaptı Tess'in Gözyaşları. Fakat konu benlik olmadığı için okumak istemiyordum. Sonra bizdeki yorumlar olumlu ve fena değil şeklinde olunca kitabı pdf olarak yükledim. Buna rağmen kitabı okumak içimden gelmiyordu. Okumam için yatak döşek olmam lazımmış. Evet, şu anda hafif nezleyim ve kitap okumayı pek istemedim. Telefonumdaki pdf dosyalarına bakarken bu kitap gözüme çarptı ve "Artık aradan çıkma zamanı gelmiş." dedim. Kitap için olumlu söyleyeceğim şeylerden biri olay kurgusu olabilir. Kitapta giriş gelişme sonuç kısımları güzel bağlanmış. Hoşuma giden 2. şey kitabın yazılmasına ilham veren şarkılar listesiydi. Hele en sevdiğim grup olan Depeche Mode'u görünce yüzümü kocaman bir gülümse kaplamadı desem yalan olur :) . Seçilen şarkıyı da baya severim. Şarkının ismi Halo. Şarkıyı bloguma ekledim,boş vaktiniz varsa dinlemenizi tavsiye ederim ;) Tess'ten hoşlanmasam da kendinden ödün vermeyişini sevdim. Olaylar karşısında gösterdiği cesaret, zamanla kendini tanıması, nasıl biri olduğunu kabullenmesi karakterin hoşuma giden özellikleriydi. Kitapta en sevdiğim yön, çoğu seri kitaplarının aksine belirgin bir sonla bitmiş olmasıydı. Yani kitap en heyecanlı yerde kesilip "Mutlaka 2. kitabı alın." dedirtmiyor size. İyi ki böyle oldu çünkü kitabı okuduğum süre boyunca 2. kitabı okumayacağım kesinleşmişti benim için. Bunu dedikten sonra geliyorum olumsuz yönlere. İtiraf ediyorum ki ben kitabın ilk 100 sayfasını okumadım. Çünkü yorumlardan baktığım kadarıyla oraları okumazsam bir şey kaybetmeyecektim. Ki kaybetmemişim. Belki kitap o açıdan biraz daha kısa tutulabilirdi. Kitap cidden adının hakkını veriyor. Neden? Çünkü Tess, bütün kitap boyunca ağladı durdu. Hadi kaçırıldığı zaman anlarım, Allah korusun, kimin başına gelse korkar. Fakat gidip de en olmayacak yerlerde de ağlarsan, o zaman bir sorun var demektir. Q karakterine de pek ısınamadım. Bence sadist yönü olması acayip zorlama olmuş. Hadi, sadistçe şeyler sevmesi Tess'inki gibi olsa biraz daha çekilir kılardı kendisini fakat kitap boyunca gösterdiği davranışlar ile sadistliği çok ters düşüyor birbirine. Kitap BDSM'nin hakkını cidden vermiş. Yani bize Dark Erotizm diye yutturulan kitaplardan biri değil, ta kendisi! İşin bu yönü güzel. Gelelim sorunlara. İstemeyeceğiniz kadar cinsel şiddet barındırıyor kitap. Ben bile bir yerden sonra tahammül edemedim. Eğer kadının bir şekilde ezildiği kitapları sevmiyorsanız Tess'in Gözyaşları kesinlikle size göre değil. Aslında bana göre de değilmiş bu kitap, bunu anladım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/tessin-gozyaslar-yorum.html
Baskı: Hayaller Gerçek Olunca
Bu roman da Asi ve Güzel gibi önceden okunup geç yorumlananlardan. Cathy Maxwell'in kalemiyle ilk olarak Evlilik Sözleşmesi kitabıyla tanımıştım ve o hikayesini beğenmemiştim. Bu hikayeden de fazla umudum yoktu ama beklentimin üstünde bir kitap çıktı. Kitap bir peri masalı şeklinde ilerledi fakat hikaye gerçekçiliğini de kaybetmedi. Anne'yi çok sevdim ben. Eğer siz de ayakları yere sağlam basan kadın karakterleri seviyorsanız Anne kalbinizi çalacak. Aidan ise bir nevi hayallerimin erkeği. Fazlasıyla zeki, yumuşak kalpli ama yeri geldi mi sertliğini ortaya koymasını bilen biri. Kitapta Aidan'ın annesi sinirlerimi bozsa da bir yerden sonra kadın için üzülmeye başladım. Kitabı sevsem de artık Pegasus'un bu yazarın yeni kitabını çıkarmasını istemiyorum. Ki Goodreads'ta bile yazdıkları çok sevilmiyor. Pegasus zayıf ve orta dereceli historical yazarlarına yoğunlaşacağına Elizabeth Hoyt, Tessa Dare ve ÖZELLİKLE Brenda Joyce ve Teresa Medeiros'un yeni kitaplarını çıkarsın bizlere!!!! Bilmem anlatabildim mi Pegasus? http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/hayaller-gercek-olunca-yorum.html
Baskı: Asi ve Güzel (Willowmere #1)
Aslında kitabı okuyalı baya bir zaman oldu ama işi tembelliğe vuran ben anca yorum giriyorum. Candace'den okuduğum ilk kitap olan Asi ve Güzel bence güzel bir romandı. Mary ve kardeşlerini çok sevdim ben. Yazarın kalemi de genel olarak iyiydi. Kitabı okuyorken klasik roman okuyormuşum hissi verdi bana. Kitapta sevmediğim 2 yön var: 1) Bence bu kitaba 448 sayfa fazla kaçmış. Kızların hanımefendi olma eğitimi aldığı kısımlar gereğinden fazla uzundu. 2) Serinin devamında Mary'nin kardeşleri değil, Royce'un kardeşleri ele alınmış. Fitz eğlenceli olsa da ben Oliver'ı sevemedim. Çok sıkıcı biri bana göre. Her ne kadar serinin diğer kitaplarını okumamış olsam da yazar, Mary'nin kardeşlerini ele alsaydı ortaya daha eğlenceli kitaplar çıkardı bundan eminim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/asi-ve-guzel-yorum.html
Baskı: Her Yerde Sen
Okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım en kötü kitaplardan biriydi. Serinin ilk kitabı kötüydü, ikincisi beğendiğim bir kitap olmuştu. Bu ise tam bir facia olmuş. Önce yazardan başlayım: Aşırı bir biçimde kitaba girmiş. Yani karakterlerden çok yazarın kendi düşüncelerini okuyoruz kitapta. Sürekli "Beth, niye böyle söylüyorsun, çeneni kapalı tut." gibi önerilerde bulunuyor karakterlere. Karakterlerde diyalog diye bir şey yok. Tabi yazar kendi düşüncelerine fazla dalınca diyalog beklememeli insan. Sadece ve sadece Beth ve ablası Suzy üzerinde durulmuş. Beth'in ergen kızlardan hiçbir farkı yok. Sürekli "Nick beni bırakacak, bu durumun ciddiyetini kavrayamadı. Ben şişmanlayacağım, o zaman beni çekici bulmayacak?" diye düşünüyor. Kız tam bir boş kafa anlayacağınız. Suzy, sürekli insanlara sert tepkiler veriyor, kendini kaf dağında sanıyor. Yazar Nick'i düşünülenden daha düzgün biri olarak yansıtmaya çalışmış ama başaramamış Ergen Beth ve kendisi sağ olsun. Aşk hiç yok ortada. Yani en azından Beth'in onu sevdiğine inanmıyorum ben. Kitaba anca 200 sayfa kadar dayanabildim ve bu bile baya sınırlarımı zorladığımı gösteriyor bana. Tavsiye etmiyorum, okumayın kitabı. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/03/her-yerde-sen-yorum.html
Baskı: Hüznün Gölgesinde Aşk (Lone Star Sisters #3)
Evet, geldik izzy, benim için nam-ı diğer Kaltak'ın kitabına. Son kitapta bu kaltak çalıştığı yerdeki patlamaya maruz kalmıştı. Doktoru, görüşünün %30 civarı olduğunu, ameliyat olmazsa körlüğünün kalıcı olabileceğini söylemişti. Tabi Kaltak ne yaptı, ameliyatı reddetti ve olaydan sonraki 1 ay boyunca odasından dışarı çıkmadı, kardeşleriyle 1 kelime etmedi. Sanmayın kendisi bunalımda, tam tersi keyfi gayet yerinde hanımefendinin. Bunun şımarıklığından sıkılan kardeşleri onu eğitim kampına gönderirler. Eğitim kampının sahibi olan Nick, elinden geldiğince Kaltak'a yardımcı olmaya çalışacaktır. Gelin görün ki kendisi de kaltak kadar sorunlu. Nick yani Umursamaz, sadece insanları kampına getiriyor ama onlara herhangi bir yardımda bulunmuyor, işi diğer çalışanlarına bırakıyor. Bu iki sorunluya rağmen kitaptan baya zevk aldım. Susan klişesinden uzak sayılabilecek bir kitaptı. İlk 2 kitapta daha çok kardeşlerin arasındaki ilişkiye tanık olurken, bu kitapta Kaltak ve Umursamazın iç çatışmalarına, aralarındaki ilişkiye -ki ilişki denirse buna- tanık oluyoruz. Kitapta yine çocuk sevgisi vardı ama diğer kitaplarına göre daha geri plandaydı. Ayrıca Kaltak hamile kalmadı ve bu beni şok etti. Malum yazar kadın kahramanlarını hamile bırakmaya bayılıyor. Kitapta patlamayı kimin planladığını öğrenemiyoruz ama bir fikrim var benim ama Garth'ın amacını biraz daha öğrenmiş oluyoruz. Ama bunu öğrenmek istediğimi hiç sanmıyorum. Çünkü bu seri benim için bitti. Açıkçası Dana-Garth çifti zerre umurumda değil. Sebep Garth değil, Dana. Beni ilk kitapta baya sinir etmişti. Sonralarda sinir etmemesinin nedeni fazla öne çıkmamasıydı sanırım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/huznun-golgesinde-ask-yorum.html
Baskı: Aşkın İki Yüzü (Lone Star Sisters #2)
Serinin ilk kitabının faciasından sonra bu kitap resmen ilaç gibi geldi. Titan kardeşlerden en sevdiğim kesinlikle Skye oldu. Seri boyunca kişiliğini en iyi şekilde geliştiren Skye'dır benim için. İlk kez Susan'ın bir kitabında erkek karaktere gıcık kapmadım. Mitch genel anlamda bende olumlu izler bıraktı. Kitabın kötü karakteri benim için ne Jed ne de Garth. En kötüsü küçük kardeş izzy denen salak. Bu arkadaş kelimenin tam anlamıyla bir o...u. Cidden hakaret anlamında söylemiyorum. İşi gücü erkeklerle düşüp kalkmak. Zaten ilk kitapta da bu özelliği gözümüze baya sokuldu. 2. kitapta sırf Skye'ı şimdiki koca adayından kurtarmak için yapmış bütün bunları, tabi yersen. Sonra belasını buldu ya bir şekilde, Ohhhh beter ol izzy!!! Neyse, izzy kaltağı hariç kitap genel olarak güzeldi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/askn-iki-yuzu-yorum.html
Baskı: Tek Kanatlı Bir Kuş
Geçen sene Tüyap'ta, Türk edebiyatının en başarılı isimlerinden biri olan Yaşar Kemal'in aldığım 3 kitabından biridir Tek Kanatlı Bir Kuş. Kitabı almamda 2 sebep var: 1) Türk edebiyatına fazlasıyla katkı sağlayan yazarı tanımak. 2) İlk kez okuyacağım için yazarı, kısa kitaplarından başlamanın iyi bir başlangıç olduğunu düşünmem. Ne yazık ki ben bu kitabı sevemedim. Sebeplerine gelecek olursam: Öncelikle karakterlerden başlamak istiyorum. Aslında yazar 76 sayfa boyunca karakterleri başarılı bir şekilde yansıtmış. Gel gör ki hepsi çok dengesiz. Örneğin Melek Hanım karakterini ele alayım. Yokuşlu'ya tam olarak giremeyen Melek Hanım, başta kocasına biri mutlaka götürecek bizi oraya diyor. 2-3 paragraf sonra da biz niye geldik buraya diye söyleniyor. Sonra yine en başa dönüyor. Veya Remzi Bey'i örnek vereyim. İstasyondan inince Sadrettin isimli bir istasyon görevlisiyle tanışır. Sadrettin bizimkilere çay ikram edip, "O köye gitmeyin, kimseler yok, ayrıca sizi kmse götürmez." diye defalarca uyarıyor. Tabi Remzi Bey dinlemeyip bir yere kadar gidiyor eşiyle. Sonra Remzi başlıyor: "Bu adam beni kandırdı, bildiği halde bizi yolladı buralara." Melek Hanım da "Adamın çayını içtik, ve arkasından konuşuyoruz ne kadar kötü insanlarız, Allah belamı versin!" diye bir tepki veriyor??? Bilemeyeceğim ama böyle bir tepki bana çok tuhaf geldi. Kitap korkunun insanlar üzerindeki etkisini anlatıyor ama aktarım başarısız geldi bana. Karakterler boş boş dolaşınca kitap boyunca o korku duygusunu hissetmedim. Hayal-gerçeklik kısımları çok karışık. Yani ben ne gerçekte yaşandı anlamadım açıkçası. Hayal olan kısımlar hangisi? Sanırım yazar da yazdığı şeyi beğenmemiş olacak ki çocuk kitabı yazarmış gibi kitap yazmış. Aşırı kelime tekrarı, aynı anlama gelen cümleler farklı kelimelerle anlatılmış. Üzgünüm, ben bu kitabı beğenmedim açıkçası. Ama yine de kendisini okumaya devam edeceğim. Okuduğum ilk kitaba göre yargılarsam kendisini çok büyük hata yapmış olurum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/tek-kanatl-bir-kus-yorum.html
Baskı: Acımasız Arzu / Aşkın Kuralı Olmaz
Dün pdf kitap sitelerini incelerken tesadüf sonucu gördüğüm bir kitaptı. Kitabı yaklaşık 2-3 saat içinde bitirdim. Şu zamana kadar okuduğum en iyi 2. beyaz dizi oldu kitap. Yazar, anlattığı hikayede her şeyi eksiksiz aktarmış bizlere. Sanırım gözüme fazla çarpan tek kötü yanı geçmiş-günümüz kısımlarını anlatırken fazla atlama yapması. Yani şöyle söyleyeyim. Kitap günümüzü anlatırken 2 sayfa sonra geçmişi anlatmaya başlıyor, sonra günümüze dönüyor, derken hop yine geçmiş zamana varmışız. Kitapta Rhianna -ve belki Cassie- hariç diğer karakterler sinirlerinizi ciddi anlamda bozabilir. Herkes bu güzelim kızımızı günah keçisi ilan etmiş vaziyette kitap boyunca. Kitapta çiftimizin aşkını fazla inandırıcı bulmasam da yazarın anlatım tarzı ve yazar, Rhianna'nın çektiği acıları anlatmakta başarılı olduğu için oraları hiç önemsemedim. Hatta romantizm hiç olmasa da olurmuş aslında :D . Yazarın şu anda bulunan pdf kitaplarını ileride okuyabilirim. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/acmasz-arzu-yorum.html
Baskı: Darmadağınık (Tangled, #2)
Kitap bitti, ben de bittim. Uyarı: Yorumun ilerleyen kısımları küfür içerir,şimdiden özür dilerim ama etmeseydim rahat etmeyecektim. Serinin 2. kitabı çevrilmeden önce biraz araştırma yapmıştım. Bu kitabın anlatıcısının Kate olduğunu ve ilk kitabın 2 sene sonrasının anlatılacağını bilerek okumaya başladım. Normalde ben 1. tekil anlatımlı kitaplardan hoşlanmam. Emma bu konudaki tek istisnam sanırım. Çoğu kişi Kate'li anlatımı pek beğenmemiş, bence sebep ilk kitabın daha eğlenceli bir üslupla, 2. kitabınsa duygusal üslupla anlatılmasıdır. Şahsen ben Kate'li olanı daha çok sevdim. Onu daha yakından tanımak daha hoştu. Çoğu kadının aksine her zaman güçlü biri olmadığını kabul eden biri. Ayrıca gençliğinde baya çılgın, zamanla karakteri tam oturmuş bir kadın var karşımızda. Yaşadıklarını okudukça boğazım düğümlendi durdu. Onun tek isteği hayatının en güzel haberini sevdiceğiyle paylaşmaktı. Nereden bilsin herifin bu kadar ikiyüzlü bir zampara olacağını. Şimdi gelelim Drew'e. Öncelikle tebrikler Drew, en nefret ettiğim erkek karakterler listemde ilk 5 içindesin. Ulan pezevengin bayrak tutanı! Niye hep böyle kaypaklık yapıyorsun? Nedir Kate'in senden çektiği? Bu arkadaş gene kızı anlayıp dinlemeden kafasında bir senaryo kurup kendince intikam almaya çalıştı sevgili okuyucular. Yani yaptığını değil bir sevgili, düşmanın bile bunu yapmaz sana. Kızın ömründen ömür götürdü hayatını karattı. Çok çabuk affedildi ama sen kızın durumuna ve hormonlarına dua et. Şu ana kadar yaptığım yorumlarda bir tek Pabucumun Ajanı 2'de Deniz'e küfür etmiştim. Drew 2 oldu. Ki ondan daha da nefret ettiğim erkek karakterler var olmasına rağmen içimden bu kadar ağır küfür etmemişimdir. Yeminle sinirimi bozdu bu piç. Allah evine ateşler salsın senin! Keşke kitap hep Kate'in ağzından gitseymiş. 337. sayfadan itibaren sinir kat sayım baya çıktı. Gelmiş hala Billy şöyle Billy böyle. Billy yerine asıl sen siktir ol git pis domuz! 3. kitap en azından neşemi yerine getirecek. Delores-Matthew çiftini baya merak etmekteyim. 4. kitap için bana sabır dileyin lütfen çünkü anlatıcısı yine ismi lazım değil puşt olacak. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/darmadagnk-yorum.html
Baskı: Sıkı Fıkı (Tangled, #3)
Allahım, sen nasıl bir kitaptın öyle! Bu kitaba AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM, AŞIK OLDUM!!!! Bu kitaba BAYILDIM, BAYILDIM, BAYILDIM!!!! Evet, böyle damdan düşer gibi bir yorum oldu ama ne yapayım ÇOOOOOK SEVDİM KİTABI!! Kitap çıkmadan önce en korktuğum şey kapağıydı açıkçası, malum kapak biraz müstehcen gibi. Ve o kapağı ben pek sevmemiştim. Açıkçası Ephesus'un orijinal kapağı kullanacağını düşünüyordum. Face'de bu kapağı gördüğüm ilk an baya afalladım. Resmen kapak beni aşık etti kendine. Yaaa şunun tatlılığına bir bakın Allah aşkına, nasıl sevilmez bu kapak *-* En iyi kapaklar listemde ilk 3'e girdi şu an. Kitabın konusu zaten yukarıda belli. Kitap çift olarak haklarında fazla bir şey bilmediğimiz Matthew ve Delores, nam-ı diğer Dee-Dee'yi anlatıyor. Malum, güzelim seriyi benim için katletmeyi başaran bir puşt karakter içerdiği için bu kitabı büyük bir hevesle bekledim. Çünkü göründüğü kadarıyla Matthew o geri zekalıya benzemeyen, centilmen biri olarak karşımıza çıkmıştı önceleri. Dee'nin beni hayal kırıklığına uğratmayacağından zaten emindim. Matthew, daha beni ilk sayfadan kendine aşık ettin be kuzum!!! Senin o centilmenliğin, takdir ettiğim dürüstlüğün, gülüşün, yakışıklılığın beni benden aldı *-* . Önceden olduğun kişilik de güzeldi ama aşık olunca daha tapılası oldun sen <3 <3 <3 Dee'yi mutlu etmek için yaptığı gösterişsiz ama her biri diğerinden muhteşem jestleri okumak gözlerimi yaşarttı kitap boyunca. Dee, tanrım sen nasıl bir varlıksın! İnsanlara karşı olan açık sözlülüğün, çılgınlığın... Keşke benim en iyi arkadaşım olsaydın! Ama sana biraz kızgınım. Tamam, haklısın aşkım geçmişinde birkaç pislikle takılmışsın ve güven konusunda baya sorunların var. Ama Matthew'e karşı güven konusunda bu kadar acımasız ve ürkek olmasaydın keşke. Onun dışında kesinlikle Matthew'e karşı gösterdiğin ilgi kusursuzdu. Kitaptaki komedi dozu tam gaz devam ediyor arkadaşlar. Özellikle Mackenize ve kitabın 323. sayfasındaki Matthew ve annesinin sohbeti gece kahkaha attırdı bama :D Bunun haricinde kitap benim gözlerimi baya sulandırdı. Pekala, itiraf ediyorum; 1-2 yerde gözlerimden 1-2 damla da aktı. Çoğunlukla Matthew'ın yaptığı şirinliklerden dolayı olsa da bir sahnede acayip kötü oldum. Hangi sahne derseniz: Üzgünüm, öğrenmek istiyorsanız bloguma bakmanız gerekecek çünkü orada biraz spoilera kaçtım Vikitap kullanıcıları. Bir spoiler butonu olsaydı buralarda paylaşırdım emin olun. Serinin bitimine son bir kitap kaldı. -31 hariç diğerlerini çok özleyeceğim. Özellikle Billy, Matthew, Dee, Mackenize dörtlüsünü. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/sk-fk-yorum_12.html
Baskı: Karmakarışık (Tangled, #1)
Yazarın ilk kitabı olan Karmakarışık Goodreads'ta da çokça beğenilen bir kitap. Geçen sene Ephesus'tan çıkan Karmakarışık'ı okuyalı 6 ay kadar oldu benim için. Sanırım tavsiyeler sonucu almış olduğum en güzel kitaplardan oldu benim için. Kitap için klişe dolu deniliyor. Söylenilen şey yanlış demeyeceğim ama bazı yerleri de cidden güzeldi. Örneğin Kate için yapılan jestler bana orijinal geldi. Kitabı okutturan temel etmen yazarın kendisi. Ben 1. şahıs ağzından anlatılan kitapları sevmem, baya sıkar beni. Ama bu kitabın sizinle konuşuyormuş gibi anlatımı ve esprileri diğer 1. şahıslardan fazlasıyla ayrılıyor. Okuyucular drew için ölse de ben kendisini sevemedim. Yok, bu yanlış bir terim oldu, demek istediğim kendisini HİÇ AMA HİÇ SEVMEDİM! Fark ettiyseniz isminin baş harfini küçük yazdım. O derece nefret ettim yani. Çok ukala, çok aklı beş karış havada bir karakter. Her şeyden nem kapması da ayrı sinir bozucu. Kate dünyalar tatlısı biri. *-* Fakat kendisine büyük geçmişler olsun diyorum çünkü böyle bir salakla sevgili olmakla çok büyük hata yaptı. Ki bu hatanın ne derece büyük olduğunu 2. kitapta anlaşılıyor. 2. kitap yorumumu üstte görebilirsiniz. Ben Kate'in eski sevgilisi Billy'i daha çok sevdim. En azından şu şizofren gibi salakça şeyler yapmadı. Her şeyi büyük bir anlayışla karşıladı. Yazarın anlatımı ve güzel bir kitap sunduğu için puanım 9. Ama o 9 drew için değil. Ona daha güzel bir puan buldum: -31 (Buradaki -31 bir şeye gönderme: drew sen bir "..." sin deyim, anlayın siz ;) ) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/karmakarsk-yorum.html
Baskı: Tatlı İntikam
Heather, fazla kişi tarafından okunmadığı için sonraki kitaplar çıkmaz diyordum kendime fakat Epsilon Yayınları bu kitabı yayımlayarak deyim yerindeyse ağzımı açık bıraktı. Önceki kitabını fazlasıyla sevmiş biri olarak tabi ki elime geçtiği andan itibaren okumaya başladım. Hikayemizin ana erkek karakteri, önceki kitapta sıkça gözüken ajanımız Derick Aveline. Derick, Fransızlar için çalışan gizli bir ajandı ve emekliye ayrılmıştır. Fakat emekli olalı 3 gün olmadan kendisine son bir görev verilmiştir: Derbyshire'de bulunan vatan hainin yakalamak. Derick bu görevi pek içine sinmese de kabul eder çünkü yıllar önce annesi ile kavga etmesi sonucu bir daha oraya geri dönemeyeceğine yemin etmişti. Oraya vardığı zaman şaşkınlığa uğrar. Çalışanlarına geleceğini haber vermiş olsa da onu evde karşılayan kimse olmamıştır. Ve sürprizler bitmemiştir onun için. Çalışanlarını mutfakta bulan Derick'in görmeyi ummadığı bir kişi de orada bulunmaktadır. Çocukluk arkadaşı Emma Wallingford. Emma , o sırada Derick'in kaybolan hizmetçilerinden birini aramaktadır. Emma, Derick'in geleceğini bilse de yine de onun için de bir sürpriz olmuştur bu durum. Çünkü küçüklüğünden beri Derick'e aşıktır ama bunu kendine saklamak zorunda kalmıştır. Daha fazla konuyu anlatmıyorum, spoiler olabilecek çok fazla gelişme mevcut. Öncelikle kitapta sevmediğim durumlardan başlayacağım: İlki yazarın hikayeyi aşırı betimlemelere boğması. Maalesef o kısımlar cidden sıkıntıdan patlattı beni. Diğer kısım ise ne yazık ki yine çeviri hataları. Fakat bu iki durum kitaptan zevk almamı engellemedi. Tatlı İntikam, Tatlı Düşman'a göre daha karanlık ve daha sırlarla dolu bir kitap. Yazar hem aşkı hem de gizemi çok güzel kurgulamış, biri diğerinin önüne geçmemiş. Yazarın en sevdiğim yönü karakter kurgulaması. Derick-Emma'yı baya mıncırasım geldi *-* Emma hakkında söylemek istediğim çok şey var ama spo durumu yüzünden kendime saklamak zorundayım. En fazla şunu söyleyebilirim ki Emma aslında acayip akıllı bir kadın ama kelimelerle olan ilişkisi çoooook şeker *-* . Aveline, o karizmasıyla beni benden aldı. Zamanla Emma için hissetmeye başladığı romantik duyguların gelişimini okumak... Devamını getiremiyorum, okunup da şahit olunması gerekir bence. Betimlemelere boğulsa da kitap sanki geçen seferkine göre daha az tekrara girmiş. Normalde Epsilon'a bu kitabın çıkış süresi için kızmam gerekir ama kızmıyorum. Bu sefer yazara kızgınım. Bugüne kadar sadece 3 kitap yazmış. Ve şu an 2'si okundu bitti. Yeni bir kitap ne zaman yazar çok meçhul. Yine de iyi ki bu yazarı tanıdım ben. Historical hasretine iyi bir ilaç oldu bu kitap. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/heather-fazla-kisi-tarafndan-okunmadg.html
Baskı: Zincirlenmiş Kalpler
Normalde fantastik kitap okumayı seven biri değilimdir. Çünkü çıkan fantastik kitapların çoğu ya young adult türünde ya da adult türü olsa da çok fazla fantastik tür giriyor elf, tanrıça, kurt adam, melek, peri... Ve daha sayamayacağım, daha önce hiç duymadığım türler. Gerçi bu saydıklarım paranormal romana girdi ama paranormal de fantastik türün bir alt dalı sonuçta. O zaman niye bu kitabı okudum ben? Kitapçılarda çok gözüme çarpıyordu ve gördüğüm alıntılar da beni cezbetmişti. Çevrilen bir kitaba orijinal kapak harici bir kapak seçilecek veya bir Türk yazarın kitabına kapak uygulanılacak diyelim. Bu konuda başarılı 2 yayın evi - hadi 3 olsun- bilirim. Biri Nemesis, diğeri de Ephesus, -3. için Epsilon diyebilirim, bazı kapaklarını gerçekten beğeniyorum, konuya uysun uymasın- . Özellikle Ephesus'un ellerine geçen hikayeleri dikkatle okudukları çok belli. Bir hikayede geçen durumu ve/veya eşyayı bir şekilde çıkardıkları kapaklarda görebilirsiniz. Kısacası hikaye-kapak olayını çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu kapak da o istisnayı bozmuyor ve +1 puanı kapıyor kitap ve yayın evi. Kitap, bugüne kadar çıkan fantastik kitaplardan biraz daha farklı. Çünkü bu seferki türümüz amazonlarla ilgili. Ve bu güçlerle donatılmış kişi bir kadın. E iyi de amazon dediğin zaten kadın olur dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklamam gerekirse, fantastiklerin çoğunda insan üstü güçlerle donatılmış kişi erkektir. Kızlarımız da sadece insan. Ha bu tarz güçlere sahip kızlar da var tabi ki bazı kitaplarda ama erkekler her zaman onlardan daha güçlü bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu kitabın bu istisnayı kırmasını çok beğendim. Oldu sana +1 puan daha. Yazar cidden zor bir tür hakkında kitap yazmaya kalkışmış, çünkü amazonlar hakkında yazılan romanlar yok denecek kadar az. Fakat nasıl başarmışsa yazar, amazonların altından girip üstünden çıkmış. Kitabı yazarken araştırma yaptığı çok belli, baya incelemiş amazonları yazar. Sonuç olarak da kitap tamamen okunabilir olmuş; abuk sabuk durumlar hiç yoktu. Ayrıca yazarın kitabı 21 yaşında yazdığı göz önünde bulundurulursa koca bir alkışı hak ediyor bence. Karakter kurgusu da çok başarılı idi. Özellikle Aleka'nınki. Kadın "Ben bir amazonum." ifadesini çok güzel aktardı bize. Kendi dünyasına ne kadar hakim olsa da insanların dünyasında bir o kadar acemi. En basit örnek yemek zamanlarındaki tepkileri diyeyim size. Gregg'e ise çarpıldım ben *-* . Sert ama alfalığa kaçmayan, kasıntılı olmayan bir erkek. Kitap boyunca durumlar karşısında verdiği tepkiler verebileceği en güzel şeylerdi. Kitapta sevdiğim diğer bir yönde romantizm kısmı oldu. Bu tarz kitaplarda yazar bir kadınsa işin fantastik kısmı çooooook geride kalıyor, hatta unutuluyor; karakterler arası aşk daha ön planda oluyor. Ben de "O zaman bu yazar niye böyle bir şey yazmış ki?" demekten kendimi alamıyorum. Büşra'nın buna dikkat etmesi çok güzel. Ayrıca karakterler birbirini ilk kez görünce hemen bir çekim oluşmuyor, zamanla farkında olmadan hoşlanmaya dönüşmeye başlıyor. Şu an için Aleka-Greeg için sadece tohumlar atıldı, tam anlamıyla romantizmi belki kitabın sonunda ama daha çok serinin 3. kitabında bekliyorum. Yazarın dili gayet akıcı. Yazım yanlışları yok. Kitabı okurken sanki film izliyormuşum gibi hissettim. Büşra Toraman da Wattpad'den gelen bir yazar. Wattpad kitaplarını okuyanlar bilir, maalesef çoğu çıkan hikayelerin konusu birbirine benzer, olay kurgusu ya sıkıcı ya aşırı ergen şekilde karşımıza çıkıyor. Büşra, bu konuda diğerlerinden rahatlıkla ayrılıyor. Bence şans verilmesi gereken yazarlardan biri. 2. kitabı çıktığı zaman kesinlikle alacağım. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/zincirlenmis-kalpler-yorum.html
Baskı: Ben O Değilim
Fatma Erdek, adını sıklıkla duyduğum ve okurlar tarafından çoğunlukla beğenilen bir yazar. Bu seneki Tüyap'tan 2 kitabını aldım, biri Gece ile Şafak, diğeri de şimdi yorumunu yapacağım Ben O Değilim. Kitaplarda görünen en büyük sorun nedir? Çok fazla Türk yazar okumadım ama gördüklerim kadarıyla kitap yazarken kelimeleri nasıl yazdıklarına fazla dikkat etmiyorlar. Aynı şekilde çeviriler de öyle. Bu konuda Fatma Erdek beni resmen ters köşe yaptı. Cümle kurmakta gerçekten çok iyi kendisi. Ve yazım yanlışları da yoktu. Aslında tek bir yer gözüme çarptı ama o kadar sayfa yazmış. Asıl şoka girdiğim yerse şurası: Hayatımda ilk kez bir kitapta imla kurallarına çok dikkat edilmiş. Aklınıza gelebilecek bütün noktalama işaretleri kusursuz kullanılmış. Bu yönden kendisini tebrik ediyorum. Keşke bütün yazarlar ve çevirmenler senin verdiğin bu dikkati verseler. Kitap bir aşk romanı olarak fazla kafa şişiren bir kitap değil. Olaylar çok fazla uzatılmamış , yazar nerelerde durması gerektiğini iyi bilmiş. Arın'ın kendi içinde gayet aklı başında ve kendini çok iyi bilen biri. Özellikle "Tam anlamıyla modern bir erkek değilim, sadece ben bunun arkasına saklanıyorum. Yeri geldi mi tam gelenekçi biriyim." diye öz eleştirisini yapması çok hoşuma gitti. Kapak kitabı tam anlamıyla yansıtmış bence. Özellikle kapaktaki beyfendi göze çok hoş geliyor. Yalnız, Fatma Hanım çok özür dilerim ama kitap hakkında olumsuz eleştirilerim daha fazla olacak. Ne yazık ki kitapta duygu yoğunluğu diye bir şey yoktu. Özellikle Tuna'nın, Arın'a olan aşkını hiç hissetmedim kitap boyunca. Ayrıca Arın'ın daha Tuna'yı 2. görüşünde "Ben bu kıza aşığım, evlenmemiz şart." diye düşünmesi çok yapmacık geldi bana. Ben aşk hikayelerinde aşkın zamanla oluşumunu seviyorum. İlk görüşte aşk olunca aynı bu kitaptaki gibi hemen sevgili olalım, 1 hafta sonra evlenelim kısımlarını okumak bana aşk değil, bencillik gibi geliyor. En gıcık olan kişi Arın'ın kardeşi Meriç. Ben bu kadar sorumsuz bir kitap karakteri görmedim. Cidden arkadaş bencil kelimesinin sözlükteki anlamı. Evet, yazar fazla uzatmaya gitmemiş ama okurken bazen sıkılmadım dersem yalan olur. En çok Tuna ve Arın'ın evlilik hazırlıklarını okumaktan gına geldi. Düğün sahnesinde ailelerin gerdek gecesi olayına fazla karışmaları illallah dedirtti bana. Allah kimseye böyle şeyler vermesin. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/02/ben-o-degilim-yorum.html
Baskı: Sonuna Kadar
Bu seneye kadar günümüz aşk romanları okumazdım ben. Tabi tarihi aşk romanların çıkışında fazla azalma olunca mecbur bunlara yöneldim ve şu ana kadar okuduklarım da tam tahmin ettiğim gibiydi. Çoğu fazla sıkıcı, her şey oldu bittiye getirilmiş, karakterler arasındaki romantizm sıfır. Bu kitaptan da beklentim aynen bu yöndeydi. Fakat beni ters köşe yaptı çoğu yerde. Yazar karakterleri gerçekten başarılı bir şekilde bizlere tasvir etmiş ana karakterinden yan karakterlerine kadar. Ayrıca yan karakterlerin bulunma sıklığı tam kıvamındaydı. Ne gereğinden az görünerek o zaman niye bunlar konulmuş dedirtti, ne de ana karakterlerden daha fazla görünerek kitabı bir tarafa fırlatma isteği oluşturdu. Gavin-Miranda arasındaki tutku ve aralarını düzeltme çabalarını okumak çok güzeldi. Gavin biraz eşek olsa da ikisi de ne istediğini bilen ve olgun kişilerdi. Günümüz aşkın da böyle bir sorunu var. Bir çift anlatılıyor ve bu çift çoğunlukla saçma davranışlarda bulunuyor veya yazarın aralarında geçenleri aktarması çok yüzeysel kalıyor. Bu kitapta bunu bir an bile görmedim. Yazar ikisini de gayet başarılı anlatmıştı. Kitapta hakikaten kötü biri vardı. Kim olduğunu söylemeyim ama o sahneleri okurken cidden ben de Miranda gibi sinirden deliye döndüm. Kitapta beklenmedik gelişmeler de yaşandı ve bunları karakterlerle beraber öğrendim ben de. Ve ben bunu çok sevdim. Çoğu aşk yazarının yaptığı hatalardan biri de bu. Okuyucuyu şaşırtma hakkı vermeden olanları önceden yazıyor ve bunu karakterin öğrenmesi anca kitabın sonlarına doğru gerçekleşiyor ve okuyucu da o sahneleri okurken işkence çekiyor, şahsen onlardan bir de benim :( Kitap erotik kategorisinde olsa da cinsellik tam dozundaydı. Ve Gavin, nasıl desem kirli konuşmada gayet iyi diyebilirim. Kitabı gayet beğendim, yazarın bizde çevrilen başka kitapları da var, belki bir gün okurum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/sonuna-kadar-yorum.html
Baskı: Lordum (Ciltli)
Sonunda bir kitabı da bitirip rahatlamış oldum. Lordum, gerek kapağı, gerekse konusu itibariyle "Beni okumalısın" dedirten bir kitap oldu benim için çıktığı günden beri. Ayrıca paylaşılan alıntıları da genel olarak beğenmiştim o zamanlar. Biraz da yazara ve kalemine değinmek isterim. Freya Mclowell, aslında bir Türk yazar ve Wattpad yazarlarından biri. Wattpad'de edindiği başarısından sonra Ephesus ile anlaşıp ilk kitabını bizlerle buluşturdu. Ephesus'un Türk yazar konusunda genelde iyi seçimler yapması ile Rita Hunter, Jennifer Royce gibi Türk yazarların tarihi aşk konusundaki başarılarından sonra bu yazarımıza da bir şans vermek istedim. Ben yazarın kalemini gerçekten çok beğendim. Betimlemeleri gayet sağlam ve akıcı bir kalemi var. Fakat zevkle aldığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı dersem yalan olur. Hepsini tek tek sayacak olursam: Hikaye kesinlikle orijinal değildi. Aslında bana göre İskoç hikayelerinin hiçbiri orijinal değil. İskoçları anlatan romanlarda oluşturulan karakterler de hikayenin genel akışı da çoğunlukla birbirine benzer veya daha önceden başka bir yazardan okuduğum hikayenin aynısını okuyor ve karakterlerini görüyor olurum. Bu hikaye ise bugüne kadar yazılmış bütün İskoç romanlarının bir toplamıydı. Bazı yerleri Julie Garwood, bazı yerleri Monica Mccarty'den alınmış mesela. Rose karakteri acayip dengesiz biri. Eider'den hoşlanmayan kızımıza evlendikten sonra ne olduysa aniden adama aşık oldu. Ayrıca millete cesur görüneceğim diye salaklıkta uzmanlık seviyesine çıktı. Örneğin sevdiği birine önemsiz bir şey olsa da sanki o kişiyi öldürmüşler gibi çevresindekilere afra tafralar yapmalar. Savaş mı çıktı, ille kendisi en önde olup her şeyi çözmek zorunda. Biri kızımıza yardım edecek veya uzak durmasını söylediği zaman da daha da psikopatlaştı. Hele bir salaklığı var ki off off. O da şu. Eider savaşa gider ve Rose durur mu, tabi ki hayır. Yalnız şöyle bir durum var: Rose hamile. Evet yanlış okumadınız. Kızımız hamile ve ben savaşa gidersem çocuğumu kaybedebilirim düşüncesi bir kez bile aklından geçeden Eider'i korumak istiyor o haliyle. Hem de bu salaklığı 2 kez yaptı. Ve sıfır zarala çıktı bu savaşlardan. Ağzımı bozduğum için özür dilerim ama senin yaptığına ve "Oha!" derler Rose. Yazar sayesinde ilk kez bıyığı ve sakalları olan bir baş erkek karakter okudum. O yön hoşuma gitmedi desem yalan olur. Çünkü benim bildiğim eski zamanlarda İskoçlar bıyık ve sakal bırakan erkeklerdi ama ne hikmetse okuduğum İskoç romanlarındaki bütün erkeklerin bıyık sakal yok, saçlar da kısacık. Yazarın kalemini beğensem de hikayeyi anlatmada sorunlar da yok değildi. Örneğin karakterlerimiz arasında konuşma geçecek. Rose cümlesini söylüyor, ardından yazar cümledeki anlamı karakterin durumu ile beraber 2-3 paragrafla anlatıyor. Sonra Eider kuruyor cümle aynı şey onda da yaşanıyor. 470 sayfa boyunca da sürdü bu durum. Veya bu karakterlerimiz kendi arasında aşk yapacak gel gör ki o durumdan aslında çok uzaktalar, o durumda bile birbirlerini lafla ezme çabalarını okudum. Ayrıca karakterlerin Tanrı ile konuşması ne allasen? Rose ve Eider iç sesleriyle Tanrı ile konuşuyor ve Tanrı da onlara cevap veriyor. Yani olmamış, hem de hiç. Eider, Rose'a "Senin sevemem çünkü kimi sevdiysem onlara zarar geldi." diyor. Gel gör ki yazar bu cümleyi 3-4 yerde kullandı ve hepsinde ya Rose bunu ilk kez duydu veya dinlemedi onu. Kitabın eksikleri ve kötü yönleri çok fazla ama okutturdu mu kendini? Evet, okutturdu. Yazarın üslubunun değişeceğini sanmıyorum ama 2. kitaba düzelteceğini düşünüyorum kendisinin. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/01/lordum-yorum.html